26. Ash-Shu'araa سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
Diyanet İşleri MealiTa, Sin, Mim
Saheeh InternationalTa, Seen, Meem
Ali BulaçTa, Sin, Mim
Yusuf AliTa. Sin. Mim
«طسَمَ» الله أعلم بمراده بذلك.
Diyanet İşleri MealiBunlar apaçık Kitap'ın ayetleridir
Saheeh InternationalThese are the verses of the clear Book
Ali BulaçBunlar, apaçık olan Kitab'ın ayetleridir
Yusuf AliThese are verses of the Book that makes (things) clear
«تلك» أي هذه الآيات «آيات الكتاب» القرآن والإضافة بمعنى من «المبين» المظهر الحق من الباطل.
Diyanet İşleri Mealiİnanmıyorlar diye nerdeyse kendini mahvedeceksin
Saheeh InternationalPerhaps, [O Muhammad], you would kill yourself with grief that they will not be believers
Ali BulaçOnlar mü'min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi)
Yusuf AliIt may be thou frettest thy soul with grief, that they do not become Believers
«لعلك» يا محمد «باخعٌ نفسك» قاتلها غما من أجل «ألا يكونوا» أي أهل مكة «مؤمنين» ولعل هنا للإشفاق أي أشفق عليها بتخفيف هذا الغم.
Diyanet İşleri MealiBiz dilesek onlara gökten bir mucize indiririz de ona boyun eğip kalırlar
Saheeh InternationalIf We willed, We could send down to them from the sky a sign for which their necks would remain humbled
Ali BulaçDilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir
Yusuf AliIf (such) were Our Will, We could send down to them from the sky a Sign, to which they would bend their necks in humility
«إن نشأ ننزل عليهم من السماء آية فظلّت» بمعنى المضارع: أي تظل، أي تدوم «أعناقهم لها خاضعين» فيؤمنون، ولما وصفت الأعناق بالخضوع الذي هو لأربابها جمعت الصفة جمع العقلاء.
Diyanet İşleri MealiRahman'dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler
Saheeh InternationalAnd no revelation comes to them anew from the Most Merciful except that they turn away from it
Ali BulaçOnlara Rahman (olan Allah) dan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler
Yusuf AliBut there comes not to them a newly-revealed Message from (God) Most Gracious, but they turn away therefrom
«وما يأتيهم من ذكر» قرآن «من الرحمن مُحدّث» صفة كاشفة «إلا كانوا عنه معرضين».
Diyanet İşleri MealiEvet, yalanladılar; alay edip durdukları şeylerin haberleri kendilerine ulaşacaktır
Saheeh InternationalFor they have already denied, but there will come to them the news of that which they used to ridicule
Ali BulaçGerçekten yalanladılar; fakat, alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir
Yusuf AliThey have indeed rejected (the Message): so they will know soon (enough) the truth of what they mocked at
«فقد كذبوا» به «فسيأتيهم أنباء» عواقب «ما كانوا به يستهزءُون».
Diyanet İşleri MealiYeryüzüne bakmazlar mı? Orada, bitkilerden nice güzel çiftler yetiştirmişizdir
Saheeh InternationalDid they not look at the earth - how much We have produced therein from every noble kind
Ali BulaçYeryüzünde bir bakmadılar mı ki, Biz onda her güzel (kerim) çiftten nice ürünler bitirdik
Yusuf AliDo they not look at the earth,- how many noble things of all kinds We have produced therein
«أوَلم يروا» ينظروا «إلى الأرض كم أنبتنا فيها» أي كثيرا «من كل زوجِ كريم» نوع حسن.
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz bunlarda Allah'ın kudretine işaret vardır, ama çoğu inanmazlar
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Ali BulaçŞüphesiz, bunda bir ayet vardır; ancak onların çoğu mü'min değildirler
Yusuf AliVerily, in this is a Sign: but most of them do not believe
«إن في ذلك لآية» دلالة على كمال قدرته تعالى «وما كان أكثرهم مؤمنين» في علم الله، وكان قال سيبويه: زائدة.
Diyanet İşleri MealiRabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Ali BulaçŞüphesiz, senin Rabbin, gerçekten O, üstün ve güçlüdür, merhamet sahibidir
Yusuf AliAnd verily, thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
«وإن ربك لهو العزيز» ذو العزة ينتقم من الكافرين «الرحيم» يرحم المؤمنين.
Diyanet İşleri MealiRabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı
Saheeh InternationalAnd [mention] when your Lord called Moses, [saying], "Go to the wrongdoing people
Ali BulaçHani senin Rabbin, Musa'ya seslenmişti: "Zulmetmekte olan kavme git
Yusuf AliBehold, thy Lord called Moses: "Go to the people of iniquity
«و» اذكر يا محمد لقومك «إذ نادى ربك موسى» ليلة رأى النار والشجرة «أن» أي: بأن «ائت القوم الظالمين» رسولا.
Diyanet İşleri MealiRabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı
Saheeh InternationalThe people of Pharaoh. Will they not fear Allah
Ali BulaçFiravun'un kavmine, hala sakınmıyorlar mı
Yusuf AliThe people of the Pharaoh: will they not fear God
«قوم فرعون» معه ظلموا أنفسهم بالكفر بالله وبني إسرائيل باستعبادهم «ألا» الهمزة للاستفهام الإنكارى «يتقون» الله بطاعته فيوحدونه.
Diyanet İşleri MealiMusa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti
Saheeh InternationalHe said, "My Lord, indeed I fear that they will deny me
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, gerçekten ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum
Yusuf AliHe said: "O my Lord! I do fear that they will charge me with falsehood
«قال» موسى «ربِ إني أخاف أن يكذّبون».
Diyanet İşleri MealiMusa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti
Saheeh InternationalAnd that my breast will tighten and my tongue will not be fluent, so send for Aaron
Ali BulaçGöğsüm sıkışıyor, dilim dönmüyor; bundan dolayı Harun'a da (elçilik görevini bildirmesi için Cibril'i) gönder
Yusuf AliMy breast will be straitened. And my speech may not go (smoothly): so send unto Aaron
«ويضيق صدري» من تكذيبهم لي «ولا ينطلق لساني» بأداء الرسالة للعقدة التي فيه «فأرسل إلى» أخي «هارون» معي.
Diyanet İşleri MealiMusa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti
Saheeh InternationalAnd they have upon me a [claim due to] sin, so I fear that they will kill me
Ali BulaçÜstelik, onların bana karşı (davasını savunacakları bir cinayet) suçu(m) var; bundan dolayı beni öldürmelerinden korkuyorum
Yusuf AliAnd (further), they have a charge of crime against me; and I fear they may slay me
«ولهم عليَّ ذنبٌ» بقتل القبطي منهم «فأخاف أن يقتلون» به.
Diyanet İşleri MealiAllah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti
Saheeh International[Allah] said, "No. Go both of you with Our signs; indeed, We are with you, listening
Ali Bulaç(Allah:) "Hayır," dedi. "İkiniz de ayetlerimle gidin, şüphesiz sizinle birlikteyiz (ve) işitmekteyiz
Yusuf AliGod said: "By no means! proceed then, both of you, with Our Signs; We are with you, and will listen (to your call)
«قال» تعالى: «كلا» لا يقتلونك «فاذهبا» أي أنت وأخوك، ففيه تغليب الحاضر على الغائب «بآياتنا إنا معكم مستمعون» ما تقولون وما يقال لكم، أجريا مجرى الجماعة.
Diyanet İşleri MealiAllah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti
Saheeh InternationalGo to Pharaoh and say, 'We are the messengers of the Lord of the worlds
Ali BulaçGecikmeksizin Firavun'a giderek deyin ki: Gerçekten biz, alemlerin Rabbinin elçisiyiz
Yusuf AliSo go forth, both of you, to Pharaoh, and say: 'We have been sent by the Lord and Cherisher of the worlds
«فأتِيَا فرعون فقولا إنا» كلاً منا «رسول رب العالمين» إليك.
Diyanet İşleri MealiAllah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti
Saheeh International[Commanded to say], "Send with us the Children of Israel
Ali Bulaçİsrailoğulları'nı bizimle birlikte göndermen için (sana geldik)
Yusuf AliSend thou with us the Children of Israel
«أن» أي: بأن «أرسل معنا» إلى الشام «بني إسرائيل» فأتياه فقالا له ما ذكر.
Diyanet İşleri MealiFiravun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi
Saheeh International[Pharaoh] said, "Did we not raise you among us as a child, and you remained among us for years of your life
Ali Bulaç(Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: "Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi
Yusuf Ali(Pharaoh) said: "Did we not cherish thee as a child among us, and didst thou not stay in our midst many years of thy life
«قال» فرعون لموسى «ألم نربِّك فينا» في منازلنا «وليدا» صغيرا قريبا من الولادة بعد فطامه «ولبثت فينا من عمرك سنين» ثلاثين سنة يلبس من ملابس فرعون ويركب من مراكبه وكان يسمى ابنه.
Diyanet İşleri MealiFiravun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi
Saheeh InternationalAnd [then] you did your deed which you did, and you were of the ungrateful
Ali BulaçVe sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin
Yusuf AliAnd thou didst a deed of thine which (thou knowest) thou didst, and thou art an ungrateful (wretch)
«وفعلت فعلتك التي فعلت» هي قتله القبطي «وأنت من الكافرين» الجاحدين لنعمتي عليك بالتربية وعدم الاستعباد.
Diyanet İşleri MealiMusa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi
Saheeh International[Moses] said, "I did it, then, while I was of those astray
Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım
Yusuf AliMoses said: "I did it then, when I was in error
«قال» موسى «فعلتها إذاً» أي حينئذ «وأنا من الضالين» عما آتاني الله بعدها من العلم والرسالة.
Diyanet İşleri MealiMusa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi
Saheeh InternationalSo I fled from you when I feared you. Then my Lord granted me wisdom and prophethood and appointed me [as one] of the messengers
Ali BulaçSizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım; sonra Rabbim bana hüküm (ve hikmet) verdi ve beni gönderilen (elçilerden) kıldı
Yusuf AliSo I fled from you (all) when I feared you; but my Lord has (since) invested me with judgment (and wisdom) and appointed me as one of the apostles
«ففررتُ منكم لما خفتكم فوهب لي ربي حكما» علما «وجعلني من المرسلين».
Diyanet İşleri MealiMusa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi
Saheeh InternationalAnd is this a favor of which you remind me - that you have enslaved the Children of Israel
Ali BulaçBana karşı lütuf-dediğin nimet de, İsrailoğulları'nı köle kılmandan dolayıdır
Yusuf AliAnd this is the favour with which thou dost reproach me,- that thou hast enslaved the Children of Israel
«وتلك نعمةٌ تمنُّها عليَّ» أصله تمن بها عليَّ «أن عبدت بني إسرائيل» بيان لتلك: أي اتخذتهم عبيدا ولم تستعبدني لا نعمة لك بذلك لظلمك باستعبادهم وقدر بعضهم أول الكلام همزة استفهام للإنكار.
Diyanet İşleri MealiFiravun: "Alemlerin Rabbi de nedir?" dedi
Saheeh InternationalSaid Pharaoh, "And what is the Lord of the worlds
Ali BulaçFiravun dedi ki: "Alemlerin Rabbi nedir
Yusuf AliPharaoh said: "And what is the 'Lord and Cherisher of the worlds
«قال فرعون» لموسى «وما رب العالمين» الذي قلت إنك رسوله أي: أي شيء هو ولما لم يكن سبيل للخلق إلى معرفة حقيقته تعالى وإنما يعرفونه بصفاته أجابه موسى عليه الصلاة والسلام ببعضها.
Diyanet İşleri MealiMusa: "Kesin olarak inanacaksanız, bilin ki O göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi
Saheeh International[Moses] said, "The Lord of the heavens and earth and that between them, if you should be convinced
Ali BulaçDedi ki: "Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan herşeyin Rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)
Yusuf Ali(Moses) said: "The Lord and Cherisher of the heavens and the earth, and all between,- if ye want to be quite sure
«قال ربُّ السماوات والأرض وما بينهما» أي خالق ذلك «إن كنتم موقنين» بأنه تعالى خالقه فآمنوا به وحده.
Diyanet İşleri MealiYanında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi
Saheeh International[Pharaoh] said to those around him, "Do you not hear
Ali BulaçÇevresindekilere dedi ki: "İşitiyor musunuz
Yusuf Ali(Pharaoh) said to those around: "Did ye not listen (to what he says)
«قال» فرعون «لمن حوله» من أشراف قومه «ألا تستمعون» جوابه الذي لم يطابق السؤال.
Diyanet İşleri MealiO sizin de Rabbiniz, önce geçmiş atalarınızın da Rabbidir" dedi
Saheeh International[Moses] said, "Your Lord and the Lord of your first forefathers
Ali Bulaç(Musa:) Dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir
Yusuf Ali(Moses) said: "Your Lord and the Lord of your fathers from the beginning
«قال» موسى «ربكم ورب آبائكم الأولين» وهذا وإن كان داخلا فيما قبله يغيظ فرعون ولذلك.
Diyanet İşleri MealiFiravun, çevresindekilere: "Size gönderilen peygamberiniz şüphesiz delidir" dedi
Saheeh International[Pharaoh] said, "Indeed, your 'messenger' who has been sent to you is mad
Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir
Yusuf Ali(Pharaoh) said: "Truly your apostle who has been sent to you is a veritable madman
«قال إنَّ رسولكم الذي أرسل إليكم لمجنون».
Diyanet İşleri MealiMusa: "Eğer akledebilen kimselerseniz bilin ki O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi
Saheeh International[Moses] said, "Lord of the east and the west and that between them, if you were to reason
Ali BulaçEğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan herşeyin de Rabbidir" dedi (Musa)
Yusuf Ali(Moses) said: "Lord of the East and the West, and all between! if ye only had sense
«قال» موسى «ربُّ المشرق والمغرب وما بينهما إن كنتم تعقلون» إنه كذلك فآمنوا به وحده.
Diyanet İşleri MealiFiravun: "Benden başkasını tanrı edinirsen, and olsun ki seni zindanlık ederim" dedi
Saheeh International[Pharaoh] said, "If you take a god other than me, I will surely place you among those imprisoned
Ali Bulaç(Firavun) dedi ki: "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım
Yusuf Ali(Pharaoh) said: "If thou dost put forward any god other than me, I will certainly put thee in prison
«قال» فرعون لموسى «لئن اتخذت إلها غيري لأجعلنَّك من المسجونين» كان سجنه شديدا يحبس الشخص في مكان تحت الأرض وحده لا يبصر ولا يسمع فيه أحدا.
Diyanet İşleri MealiMusa: "Sana apaçık bir şey getirmiş isem de mi?" dedi
Saheeh International[Moses] said, "Even if I brought you proof manifest
Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı
Yusuf Ali(Moses) said: "Even if I showed you something clear (and) convincing
«قال» له موسى «أوَلوْ» أي: أتفعل ذلك ولو «جئتك بشيءٍ مبينِ» برهان بيِّن على رسالتي.
Diyanet İşleri MealiFiravun: "Doğru sözlülerden isen haydi getir" dedi
Saheeh International[Pharaoh] said, "Then bring it, if you should be of the truthful
Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Eğer doğru sözlü isen, onu getir
Yusuf Ali(Pharaoh) said: "Show it then, if thou tellest the truth
«قال» فرعون له «فأتِ به إن كنت من الصادقين» فيه.
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine Musa değneğini attı, besbelli bir yılan oluverdi
Saheeh InternationalSo [Moses] threw his staff, and suddenly it was a serpent manifest
Ali BulaçBunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi
Yusuf AliSo (Moses) threw his rod, and behold, it was a serpent, plain (for all to see)
«فألقى عصاه فإذا هي ثعبانٌ مبينٌ» حية عظيمة.
Diyanet İşleri MealiElini çıkardı, bakanlara bembeyaz göründü
Saheeh InternationalAnd he drew out his hand; thereupon it was white for the observers
Ali BulaçElini de çekip çıkardı, bir de (ne görsün) o, bakanlar için 'parlayıp aydınlanıvermiş
Yusuf AliAnd he drew out his hand, and behold, it was white to all beholders
«ونزع يده» أخرجها من جيبه «فإذا هي بيضاء» ذات شعاع «للناظرين» خلاف ما كانت عليه من الأدمة.
Diyanet İşleri MealiFiravun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi
Saheeh International[Pharaoh] said to the eminent ones around him, "Indeed, this is a learned magician
Ali Bulaç(Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere: "Bu” dedi, "Doğrusu bilgin bir büyücüdür
Yusuf Ali(Pharaoh) said to the Chiefs around him: "This is indeed a sorcerer well- versed
«قال» فرعون «للملإ حوله إنَّ هذا لساحر عليم» فائق في علم السحر.
Diyanet İşleri MealiFiravun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi
Saheeh InternationalHe wants to drive you out of your land by his magic, so what do you advise
Ali BulaçBüyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz
Yusuf AliHis plan is to get you out of your land by his sorcery; then what is it ye counsel
«يريد أن يخرجكم من أرضكم بسحره فماذا تأمرون».
Diyanet İşleri MealiOnu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler
Saheeh InternationalThey said, "Postpone [the matter of] him and his brother and send among the cities gatherers
Ali BulaçDediler ki: "Bunu ve kardeşini oyala, şehirlere de toplayıcılar gönder
Yusuf AliThey said: "Keep him and his brother in suspense (for a while), and dispatch to the Cities heralds to collect
«قالوا أرجه وأخاه» أخّر أمرهما «وابعث في المدائن حاشرين» جامعين.
Diyanet İşleri MealiOnu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler
Saheeh InternationalWho will bring you every learned, skilled magician
Ali BulaçBütün uzman-bilgin büyücüleri sana getirsinler
Yusuf AliAnd bring up to thee all (our) sorcerers well-versed
«يأتوك بكل سَحَّار عليم» يفضل موسى في علم السحر.
Diyanet İşleri MealiSihirbazlar, belirli bir günün bildirilen vaktinde toplandılar
Saheeh InternationalSo the magicians were assembled for the appointment of a well-known day
Ali BulaçBöylelikle büyücüler, bilinen bir günün belli vaktinde biraraya getirildi
Yusuf AliSo the sorcerers were got together for the appointment of a day well-known
«فجمع السحرة لميقات يوم معلوم» وهو وقت الضحى من يوم الزينة.
Diyanet İşleri Mealiİnsanlara: "Siz de toplanır mısınız?" denildi
Saheeh InternationalAnd it was said to the people, "Will you congregate
Ali BulaçVe insanlara da: "Siz de toplanıyor musunuz? dendi
Yusuf AliAnd the people were told: "Are ye (now) assembled
«وقيل للناس هل أنتم مجتمعون».
Diyanet İşleri MealiSihirbazlar üstün gelirlerse biz de onlara uyarız" dediler
Saheeh InternationalThat we might follow the magicians if they are the predominant
Ali BulaçUmarız ki, eğer galip gelirse biz de büyücülere uyarız
Yusuf AliThat we may follow the sorcerers (in religion) if they win
«لعلنا نتبع السحرة إن كانوا هم الغالبين» الاستفهام للحث على الاجتماع والترجي على تقدير غلبتهم ليستمروا على دينهم فلا يتبعوا موسى.
Diyanet İşleri MealiSihirbazlar geldiklerinde, Firavun'a; "Biz üstün gelirsek, şüphesiz bize bir ücret vardır değil mi?" dediler
Saheeh InternationalAnd when the magicians arrived, they said to Pharaoh, "Is there indeed for us a reward if we are the predominant
Ali BulaçBüyücüler geldiklerinde, Firavun'a: "Şayet biz galip gelirsek, bize bir ücret var gerçekten, değil mi?" dediler
Yusuf AliSo when the sorcerers arrived, they said to Pharaoh: "Of course - shall we have a (suitable) reward if we win
«فلما جاء السحرة قالوا لفرعون أئن» بتحقيق الهمزتين وتسهيل الثانية وإدخال ألف بينهما على الوجيهين «لنا لأجرا إن كنا نحن الغالبين».
Diyanet İşleri MealiFiravun: "Evet; o takdirde siz gözde kimselerden olacaksınız" dedi
Saheeh InternationalHe said, "Yes, and indeed, you will then be of those near [to me]
Ali BulaçEvet" dedi. "Üstelik şüphesiz siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız
Yusuf AliHe said: "Yea, (and more),- for ye shall in that case be (raised to posts) nearest (to my person)
«قال نعم وإنكم إذاً» أي حينئذ «لمن المقربين».
Diyanet İşleri MealiMusa onlara: "Ne atacaksanız atın" dedi
Saheeh InternationalMoses said to them, "Throw whatever you will throw
Ali BulaçMusa onlara dedi ki: "Atacağınızı atın
Yusuf AliMoses said to them: "Throw ye - that which ye are about to throw
«قال لهم موسى» بعد ما قالوا له (إما أن تُلقي وإما أن نكون نحن الملقين) «ألقوا ما أنتم ملقون» فالأمر فيه للإذن بتقديم إلقائهم توسلا به إلى إظهار الحق.
Diyanet İşleri MealiOnlar da iplerini ve değneklerini attılar ve: "Firavun hakkı için, şüphesiz, biz üstün geleceğiz" dediler
Saheeh InternationalSo they threw their ropes and their staffs and said, "By the might of Pharaoh, indeed it is we who are predominant
Ali BulaçOnlar da, iplerini ve asalarını atıverdiler ve: "Firavun'un üstünlüğü adına, hiç tartışmasız, üstün olanlar gerçekten bizleriz" dediler
Yusuf AliSo they threw their ropes and their rods, and said: "By the might of Pharaoh, it is we who will certainly win
«فألقوْا حبالهم وعصيهم وقالوا بعزة فرعون إنا لنحن الغالبون».
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine Musa değneğini attı; onların uydurduklarını yutmağa başlayıverdi
Saheeh InternationalThen Moses threw his staff, and at once it devoured what they falsified
Ali BulaçBöylelikle Musa da asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, uydurmakta olduklarını yutuveriyor
Yusuf AliThen Moses threw his rod, when, behold, it straightway swallows up all the falsehoods which they fake
«فألقى موسى عصاه فإذا هي تلقف» بحذف إحدى التاءين من الأصل تبتلع «ما يأفكون» يقلبونه بتمويههم فيخيلون حبالهم وعصيهم أنها حيات تسعى.
Diyanet İşleri MealiBunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler
Saheeh InternationalSo the magicians fell down in prostration [to Allah]
Ali BulaçAnında büyücüler secdeye kapandılar
Yusuf AliThen did the sorcerers fall down, prostrate in adoration
«فألقيَ السحرة ساجدين».
Diyanet İşleri MealiBunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler
Saheeh InternationalThey said, "We have believed in the Lord of the worlds
Ali Bulaç(Ve:) "Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler
Yusuf AliSaying: "We believe in the Lord of the Worlds
«قالوا آمنا برب العالمين».
Diyanet İşleri MealiBunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler
Saheeh InternationalThe Lord of Moses and Aaron
Ali BulaçMusa'nın ve Harun'un Rabbine
Yusuf AliThe Lord of Moses and Aaron
«رب موسى وهارون» لعلمهم بأن ما شاهدوه من العصا لا يتأتى بالسحر.
Diyanet İşleri MealiFiravun: "Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? Muhakkak ki o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi bileceksiniz; ellerinizi ayaklarınızı, and olsun, çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım" dedi
Saheeh International[Pharaoh] said, "You believed Moses before I gave you permission. Indeed, he is your leader who has taught you magic, but you are going to know. I will surely cut off your hands and your feet on opposite sides, and I will surely crucify you all
Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Ona, ben size izin vermeden önce mi inandınız? Şüphesiz, o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür; öyleyse yakında bileceksiniz. Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve sizin hepinizi gerçekten asıp-sallandıracağım
Yusuf AliSaid (Pharaoh): "Believe ye in Him before I give you permission? surely he is your leader, who has taught you sorcery! but soon shall ye know! Be sure I will cut off your hands and your feet on opposite sides, and I will cause you all to die on the cross
«قال» فرعون «أآمنتم» بتحقيق الهمزتين وإبدال الثانية ألفا «له» لموسى «قبل أن آذن» أنا «لكم إنه لكبيركم الذي علمكم السحر» فعلَّمك شيئا منه وغلبكم بآخر «فلسوف تعلمون» ما ينالكم مني «لأقطعنَّ أيديكم وأرجلكم من خلاف» أي يد كل واحد اليمنى ورجله اليسرى «ولأصلبنكم أجمعين».
Diyanet İşleri Mealiİman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler
Saheeh InternationalThey said, "No harm. Indeed, to our Lord we will return
Ali BulaçHiç zararı yok" dediler. "Çünkü biz gerçekten Rabbimiz'e dönücüleriz
Yusuf AliThey said: "No matter! for us, we shall but return to our Lord
«قالوا لا ضَيْرَ» لا ضرر علينا في ذلك «إنا إلى ربنا» بعد موتنا بأي وجه كان «منقلبون» راجعون في الآخرة.
Diyanet İşleri Mealiİman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler
Saheeh InternationalIndeed, we aspire that our Lord will forgive us our sins because we were the first of the believers
Ali BulaçDoğrusu biz, iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimiz'in bizim hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz
Yusuf AliOnly, our desire is that our Lord will forgive us our faults, that we may become foremost among the believers
«إنا نطمع» نرجوا «أن يغفر لنا ربنا خطايانا أن» أي بأن «كنَّا أول المؤمنين» في زماننا.
Diyanet İşleri MealiBiz Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip edileceksiniz" diye vahyettik
Saheeh InternationalAnd We inspired to Moses, "Travel by night with My servants; indeed, you will be pursued
Ali BulaçMusa'ya: "Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz" diye vahyettik
Yusuf AliBy inspiration we told Moses: "Travel by night with my servants; for surely ye shall be pursued
«وأوحينا إلى موسى» بعد سنين أقامها بينهم يدعوهم بآيات الله إلى الحق فلم يزيدوا إلا عتوا «أن أسر بعبادي» بني إسرائيل وفي قراءة بكسر النون ووصل همزة أسر من سرى لغة في أسرى أي سر بهم ليلا إلى البحر «إنكم مُتَّبعون» يتبعكم فرعون وجنوده فيلجون وراءكم البحر فأنجيكم وأغرقهم.
Diyanet İşleri MealiBu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi
Saheeh InternationalThen Pharaoh sent among the cities gatherers
Ali BulaçBunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi
Yusuf AliThen Pharaoh sent heralds to (all) the Cities
«فأرسل فرعون» حين أخبر بسيرهم «في المدائن» قيل كان له ألف مدينة واثنا عشر ألف قرية «حاشرين» جامعين الجيش قائلا.
Diyanet İşleri MealiBu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi
Saheeh International[And said], "Indeed, those are but a small band
Ali BulaçGerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur
Yusuf Ali(Saying): "These (Israelites) are but a small band
«إن هؤلاء لشرذمةٌ» طائفة «قليلون» قيل كانوا ستمائة ألف وسبعين ومقدمة جيشه سبعمائة ألف فقللهم بالنظر إلى كثرة جيشه.
Diyanet İşleri MealiBu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi
Saheeh InternationalAnd indeed, they are enraging us
Ali BulaçVe elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler
Yusuf AliAnd they are raging furiously against us
«وإنهم لنا لغائظون» فاعلون ما يغيظنا.
Diyanet İşleri MealiBu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi
Saheeh InternationalAnd indeed, we are a cautious society
Ali BulaçBiz ise uyanık bir toplumuz" (dedi)
Yusuf AliBut we are a multitude amply fore-warned
«وإنا لجميعٌ حذرون» مستعدون وفي قراءة حاذرون متيقظون.
Diyanet İşleri MealiAma biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık
Saheeh InternationalSo We removed them from gardens and springs
Ali BulaçBöylelikle Biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık
Yusuf AliSo We expelled them from gardens, springs
قال تعالى: «فأخرجناهم» أي فرعون وقومه من مصر ليلحقوا موسى وقومه «من جنات» بساتين كانت على جانبي النيل «وعيون» أنهار جارية في الدور من النيل.
Diyanet İşleri MealiAma biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık
Saheeh InternationalAnd treasures and honorable station
Ali BulaçHazinelerden ve soylu makam(lar)dan da
Yusuf AliTreasures, and every kind of honourable position
«وكنوز» أموال ظاهرة من الذهب والفضة، وسميت كنوزا لأنه لم يعط حق الله تعالى منها «ومقامٍ كريمٍ» مجلس حسن للأمراء والوزراء يحفه أتباعهم.
Diyanet İşleri MealiAma biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık
Saheeh InternationalThus. And We caused to inherit it the Children of Israel
Ali Bulaçİşte böyle; bunlara İsrailoğulları'nı mirasçı kıldık
Yusuf AliThus it was, but We made the Children of Israel inheritors of such things
«كذلك» أي إخراجنا كما وصفنا «وأورثناها بني إسرائيل» بعد إغراق فرعون وقومه.
Diyanet İşleri MealiFiravun ve adamları güneş üzerlerine doğarken onların ardına düştüler
Saheeh InternationalSo they pursued them at sunrise
Ali BulaçBöylece (Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular
Yusuf AliSo they pursued them at sunrise
«فأتبعوهم» لحقوهم «مشرقين» وقت شروق الشمس.
Diyanet İşleri Mealiİki topluluk birbirini gördüğünde, Musa'nın adamları: "İşte yakalandık" dediler
Saheeh InternationalAnd when the two companies saw one another, the companions of Moses said, "Indeed, we are to be overtaken
Ali Bulaçİki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık" dediler
Yusuf AliAnd when the two bodies saw each other, the people of Moses said: "We are sure to be overtaken
«فلما تراءى الجمعان» رأى كل منهما الآخر «قال أصحاب موسى إنا لمدركون» يدركنا جمع فرعون ولا طاقة لنا به.
Diyanet İşleri MealiMusa: "Hayır; Rabbim benimle beraberdir, bana elbette yol gösterecektir" dedi
Saheeh International[Moses] said, "No! Indeed, with me is my Lord; He will guide me
Ali Bulaç(Musa:) "Hayır" dedi. "Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir
Yusuf Ali(Moses) said: "By no means! my Lord is with me! Soon will He guide me
«قال» موسى «كلا» أي لن يدركونا «إن معي ربي» ينصره «سيهدين» طريق النجاة.
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine Biz Musa'ya: "Değneğinle denize vur" diye vahyettik. Hemen deniz ikiye ayrıldı, her parçası yüce bir dağ gibiydi
Saheeh InternationalThen We inspired to Moses, "Strike with your staff the sea," and it parted, and each portion was like a great towering mountain
Ali BulaçBunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu
Yusuf AliThen We told Moses by inspiration: "Strike the sea with thy rod." So it divided, and each separate part became like the huge, firm mass of a mountain
قال تعالى: «فأوحينا إلى موسى أن اضرب بعصاك البحر» فضربه «فانفلق» فانشق اثنى عشر فرقا «فكان كل فرق كالطود العظيم» الجبل الضخم بينهما مسالك سلكوها لم يبتل منها سرج الراكب ولا لبده.
Diyanet İşleri Mealiİşte oraya, geridekileri de yaklaştırdık
Saheeh InternationalAnd We advanced thereto the pursuers
Ali BulaçÖtekileri de buraya yaklaştırdık
Yusuf AliAnd We made the other party approach thither
«وأزلفنا» قرَّبنا «ثمَّ» هناك «الآخرين» فرعون وقومه حتى سلكوا مسالكهم.
Diyanet İşleri MealiMusa ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık
Saheeh InternationalAnd We saved Moses and those with him, all together
Ali BulaçMusa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk
Yusuf AliWe delivered Moses and all who were with him
«وأنجينا موسى ومن معه أجمعين» بإخراجهم من البحر على هيئته المذكورة.
Diyanet İşleri MealiÖbürlerini suda boğduk
Saheeh InternationalThen We drowned the others
Ali BulaçSonra ötekileri suda boğduk
Yusuf AliBut We drowned the others
«ثم أغرقنا الآخرين» فرعون وقومه بإطباق البحر عليهم لما تم دخولهم في البحر وخروج بني إسرائيل منه.
Diyanet İşleri MealiBunda şüphesiz ders vardır, ama çoğu inanmamıştır
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Ali BulaçŞüphesiz, bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Yusuf AliVerily in this is a Sign: but most of them do not believe
«إن في ذلك» إغراق فرعون وقومه «لآيةٌ» عبرة لمن بعدهم «وما كان أكثرهم مؤمنين» بالله لم يؤمن منهم غير آسية امرأة فرعون وحزقيل مؤمن آل فرعون ومريم بنت ناموصى التي دلت على عظام يوسف عليه السلام.
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Rabbin, güçlü olandır, merhamet edendir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Ali BulaçVe hiç şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
«وإن ربك لهو العزيز» فانتقم من الكافرين بإغراقهم «الرحيم» بالمؤمنين فأنجاهم من الغرق.
Diyanet İşleri MealiOnlara İbrahim'in kıssasını anlat
Saheeh InternationalAnd recite to them the news of Abraham
Ali BulaçOnlara İbrahim'in haberini de aktar-oku
Yusuf AliAnd rehearse to them (something of) Abraham's story
«واتل عليهم» أي كفار مكة «نبأ» خبر «إبراهيم» ويبدل منه.
Diyanet İşleri Mealiİbrahim, babasına ve milletine: "Nelere tapıyorsunuz?" demişti
Saheeh InternationalWhen he said to his father and his people, "What do you worship
Ali BulaçHani, babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti
Yusuf AliBehold, he said to his father and his people: "What worship ye
«إذا قال لأبيه وقومه ما تعبدون».
Diyanet İşleri MealiPutlara tapıyoruz, onlara bağlanıp duruyoruz" demişlerdi
Saheeh InternationalThey said, "We worship idols and remain to them devoted
Ali BulaçDemişlerdi ki: "Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz
Yusuf AliThey said: "We worship idols, and we remain constantly in attendance on them
«قالوا نعبد أصناما» صرحوا بالفعل ليعطفوا عليه «فنظل لها عاكفين» نقيم نهارا على عبادتها زادوه في الجواب افتخارا به.
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti
Saheeh InternationalHe said, "Do they hear you when you supplicate
Ali BulaçDedi ki: "Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı
Yusuf AliHe said: "Do they listen to you when ye call (on them)
«قال هل يسمعونكم إذ» حين «تدعون».
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti
Saheeh InternationalOr do they benefit you, or do they harm
Ali BulaçYa da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu
Yusuf Alior do you good or harm
«أو ينفعونكم» إن عبدتموهم «أو يضرونـ» كم إن لم تعبدوهم.
Diyanet İşleri MealiHayır ama, babalarımızı da bu şekilde ibadet ederken bulduk" demişlerdi
Saheeh InternationalThey said, "But we found our fathers doing thus
Ali BulaçHayır" dediler. "Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk
Yusuf AliThey said: "Nay, but we found our fathers doing thus (what we do)
«قالوا بل وجدنا آباءنا كذلك يفعلون» أي مثل فعلنا.
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Saheeh InternationalHe said, "Then do you see what you have been worshipping
Ali Bulaç(İbrahim) Dedi ki: "Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü
Yusuf AliHe said: "Do ye then see whom ye have been worshipping
«قال أفرآيتم ما كنتم تعبدون».
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Saheeh InternationalYou and your ancient forefathers
Ali BulaçHem siz, hem de eski atalarınız
Yusuf AliYe and your fathers before you
«أنتم وآبائكم الأقدمون».
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Saheeh InternationalIndeed, they are enemies to me, except the Lord of the worlds
Ali Bulaçİşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin Rabbi hariç
Yusuf AliFor they are enemies to me; not so the Lord and Cherisher of the Worlds
«فإنهم عدو لي» لا أعبدهم «إلا» لكن «ربَّ العالمين» فإني أعبده.
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Saheeh InternationalWho created me, and He [it is who] guides me
Ali BulaçKi beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur
Yusuf AliWho created me, and it is He Who guides me
«الذي خلقني فهو يهدين» إلى الدين.
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Saheeh InternationalAnd it is He who feeds me and gives me drink
Ali BulaçBana yediren ve içiren O'dur
Yusuf AliWho gives me food and drink
«والذي هو يطعمني ويسقين».
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Saheeh InternationalAnd when I am ill, it is He who cures me
Ali BulaçHastalandığım zaman bana şifa veren O'dur
Yusuf AliAnd when I am ill, it is He Who cures me
«وإذا مرضت فهو يشفين».
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Saheeh InternationalAnd who will cause me to die and then bring me to life
Ali BulaçBeni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur
Yusuf AliWho will cause me to die, and then to life (again)
«والذي يُميتني ثم يحيين».
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Saheeh InternationalAnd who I aspire that He will forgive me my sin on the Day of Recompense
Ali BulaçDin (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur
Yusuf AliAnd who, I hope, will forgive me my faults on the day of Judgment
«والذي أطمع» أرجو «أن يغفر لي خطيئتي يوم الدين» الجزاء.
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Saheeh International[And he said], "My Lord, grant me authority and join me with the righteous
Ali BulaçRabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat
Yusuf AliO my Lord! bestow wisdom on me, and join me with the righteous
«رب هب لي حكما» علما «وألحقني بالصالحين» النبيين.
Diyanet İşleri MealiSonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
Saheeh InternationalAnd grant me a reputation of honor among later generations
Ali BulaçSonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver
Yusuf AliGrant me honourable mention on the tongue of truth among the latest (generations)
«واجعل لي لسان صدق» ثناء حسنا «في الآخرين» الذين يأتون بعدي إلى يوم القيامة.
Diyanet İşleri MealiSonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
Saheeh InternationalAnd place me among the inheritors of the Garden of Pleasure
Ali BulaçBeni nimetlerle-donatılmış cennetin mirasçılarından kıl
Yusuf AliMake me one of the inheritors of the Garden of Bliss
«واجعلني من ورثة جنة النعيم» ممن يعطاها.
Diyanet İşleri MealiSonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
Saheeh InternationalAnd forgive my father. Indeed, he has been of those astray
Ali BulaçBabamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır
Yusuf AliForgive my father, for that he is among those astray
«واغفر لأبي إنه كان من الضالين» بأن تتوب عليه فتغفر له وهذا قبل أن يتبين له أنه عدو لله كما ذكر في سورة براءة.
Diyanet İşleri MealiSonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
Saheeh InternationalAnd do not disgrace me on the Day they are [all] resurrected
Ali BulaçVe beni (insanların) diriltilecekleri gün küçük düşürme
Yusuf AliAnd let me not be in disgrace on the Day when (men) will be raised up
«ولا تخزني» تفضحني «يوم يُبعثون» الناس.
Diyanet İşleri MealiSonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
Saheeh InternationalThe Day when there will not benefit [anyone] wealth or children
Ali BulaçMalın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde
Yusuf AliThe Day whereon neither wealth nor sons will avail
قال تعالى فيه: «يوم لا ينفع مال ولا بنون» أحدا
Diyanet İşleri MealiSonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
Saheeh InternationalBut only one who comes to Allah with a sound heart
Ali BulaçAncak Allah'a selim bir kalp ile gelenler başka
Yusuf AliBut only he (will prosper) that brings to God a sound heart
«إلا» لكن «من أتى الله بقلب سليم» من الشرك والنفاق وهو قلب المؤمن فإنه ينفعه ذلك.
Diyanet İşleri MealiO gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir
Saheeh InternationalAnd Paradise will be brought near [that Day] to the righteous
Ali Bulaç(O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır
Yusuf AliTo the righteous, the Garden will be brought near
«وأُزلفت الجنة» قربت «للمتقين» فيرونها.
Diyanet İşleri MealiO gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir
Saheeh InternationalAnd Hellfire will be brought forth for the deviators
Ali BulaçCehennem de azgınlar için sergilenir
Yusuf AliAnd to those straying in Evil, the Fire will be placed in full view
«وبرزت الجحيم» أظهرت «للغاوين» الكافرين.
Diyanet İşleri MealiOnlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir
Saheeh InternationalAnd it will be said to them, "Where are those you used to worship
Ali BulaçVe onlara: "Tapmakta olduklarınız nerede?" denilir
Yusuf AliAnd it shall be said to them: 'Where are the (gods) ye worshipped
«وقيل لهم أين ما كنتم تعبدون».
Diyanet İşleri MealiOnlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir
Saheeh InternationalOther than Allah? Can they help you or help themselves
Ali BulaçAllah'ın dışında olan (ilah)lar; size yardımları dokunuyor mu, veya kendilerine yardımları oluyor mu
Yusuf AliBesides God? Can they help you or help themselves
«من دون الله» أي غيره من الأصنام «هل ينصرونكم» بدفع العذاب عنكم «أو ينتصرون» بدفعه عن أنفسهم، لا.
Diyanet İşleri MealiOnlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar
Saheeh InternationalSo they will be overturned into Hellfire, they and the deviators
Ali BulaçArtık onlar ve azgınlar onun içine dökülüverilmiştir
Yusuf AliThen they will be thrown headlong into the (Fire),- they and those straying in Evil
«فكُبْكِبوا» ألقوا «فيها هم والغاوون».
Diyanet İşleri MealiOnlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar
Saheeh InternationalAnd the soldiers of Iblees, all together
Ali BulaçVe İblis'in bütün orduları da
Yusuf AliAnd the whole hosts of Iblis together
«وجنود إبليس» أتباعه، ومن أطاعه من الجن والإنس «أجمعون».
Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
Saheeh InternationalThey will say while they dispute therein
Ali BulaçOrada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki
Yusuf AliThey will say there in their mutual bickerings
«قالوا» أي الغاوون «وهم فيها يختصمون» مع معبوديهم.
Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
Saheeh InternationalBy Allah, we were indeed in manifest error
Ali BulaçAndolsun Allah'a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz
Yusuf AliBy God, we were truly in an error manifest
«تالله إن» مخففة من الثقلية واسمها محذوف أي إنه «كنا لفي ضلال مبين» بين.
Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
Saheeh InternationalWhen we equated you with the Lord of the worlds
Ali BulaçÇünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk
Yusuf AliWhen we held you as equals with the Lord of the Worlds
«إذ» حيث «نسويكم برب العالمين» في العبادة.
Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
Saheeh InternationalAnd no one misguided us except the criminals
Ali BulaçBizi suçlu-günahkarlardan başka saptıran olmadı
Yusuf AliAnd our seducers were only those who were steeped in guilt
«وما أضلنا» عن الهدى «إلا المجرمون» أي الشياطين أو أوّلونا الذين اقتدينا بهم.
Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
Saheeh InternationalSo now we have no intercessors
Ali BulaçArtık bizim için ne bir şefaatçi var
Yusuf AliNow, then, we have none to intercede (for us)
«فما لنا من شافعين» كما للمؤمنين من الملائكة والنبيين والمؤمنين.
Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
Saheeh InternationalAnd not a devoted friend
Ali BulaçNe de candan-yakın bir dost
Yusuf AliNor a single friend to feel (for us)
«ولا صديق حميم» يهمه أمرنا.
Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
Saheeh InternationalThen if we only had a return [to the world] and could be of the believers
Ali BulaçBizim bir kere daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da iman edenlerden olabilseydik
Yusuf AliNow if we only had a chance of return we shall truly be of those who believe
«فلو أن لنا كرَّة» رجعة إلى الدنيا «فنكون من المؤمنين» لو هنا للتمني ونكون جوابه.
Diyanet İşleri MealiBunda şüphesiz bir ders vardır ama çoğu inanmamıştır
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Yusuf AliVerily in this is a Sign but most of them do not believe
«إن في ذلك» المذكور من قصة إبراهيم وقومه «لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».
Diyanet İşleri MealiRabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
«وإن ربك لهم العزيز الرحيم».
Diyanet İşleri MealiNuh'un milleti peygamberlerini yalanladı
Saheeh InternationalThe people of Noah denied the messengers
Ali BulaçNuh kavmi de gönderilen (peygamber)leri yalanladı
Yusuf AliThe people of Noah rejected the apostles
«كذبت قوم نوح المرسلين» بتكذيبهم له لاشتراكهم في المجيء بالتوحيد، أو لأنه لطول لبثه فيهم كأنه رسل وتأنيث قوم باعتبار معناه وتذكيره باعتبار لفظه.
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi
Saheeh InternationalWhen their brother Noah said to them, "Will you not fear Allah
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Nuh: "Sakınmaz mısınız?" demişti
Yusuf AliBehold, their brother Noah said to them: "Will ye not fear (God)
«إذ قال لهم أخوهم» نسبا «نوح ألا تتقون» الله.
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust
«إني لكم رسول أمين» على تبليغ ما أرسلت به.
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Yusuf AliSo fear God, and obey me
«فاتقوا الله وأطيعون» فيما آمركم به من توحيد الله وطاعته.
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds
«وما أسألكم عليه» على تبليغه «من أجر إن» ما «أجريَ» أي ثوابي «إلا على رب العالمين».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Yusuf AliSo fear God, and obey me
«فاتقوا الله وأطيعون» كرره تأكيدا.
Diyanet İşleri MealiSana mı inanacağız? Sana en rezil kimseler uymaktadır" dediler
Saheeh InternationalThey said, "Should we believe you while you are followed by the lowest [class of people]
Ali BulaçDediler ki: "Sana, sıradan aşağılık insanlar uymuşken inanır mıyız
Yusuf AliThey said: "Shall we believe in thee when it is the meanest that follow thee
«قالوا أنؤمن» نصدق «لك» لقولك «واتبعك» وفي قراءة وأتباعك جمع تابع مبتدأ «الأرذلون» السفلة كالحاكة والأساكفة.
Diyanet İşleri MealiNuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi
Saheeh InternationalHe said, "And what is my knowledge of what they used to do
Ali BulaçDedi ki: "Onların yapmakta oldukları hakkında benim bilgim yoktur
Yusuf AliHe said: "And what do I know as to what they do
«قال وما علمي» أيّ علم لي «بما كانوا يعلمون».
Diyanet İşleri MealiNuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi
Saheeh InternationalTheir account is only upon my Lord, if you [could] perceive
Ali BulaçOnların hesabı yalnızca Rabbime aittir, eğer şuurundaysanız (anlarsınız)
Yusuf AliTheir account is only with my Lord, if ye could (but) understand
«إن» ما «حسابهم إلا على ربي» فيجازيهم «لو تشعرون» تعلمون ذلك ما عبَّدتموهم.
Diyanet İşleri MealiNuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi
Saheeh InternationalAnd I am not one to drive away the believers
Ali BulaçVe ben mü'min olanları kovacak değilim
Yusuf AliI am not one to drive away those who believe
«وما أنا بطارد المؤمنين».
Diyanet İşleri MealiNuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi
Saheeh InternationalI am only a clear warner
Ali BulaçBen, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım
Yusuf AliI am sent only to warn plainly in public
«إن» ما «أنا إلا نذير مبين» بيَّن الإنذار.
Diyanet İşleri MealiEy Nuh! Eğer bu işe son vermezsen, şüphesiz taşlanacaklardan olacaksın" dediler
Saheeh InternationalThey said, "If you do not desist, O Noah, you will surely be of those who are stoned
Ali BulaçDediler ki: "Eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten taşa tutulup kovulacaksın
Yusuf AliThey said: "If thou desist not, O Noah! thou shalt be stoned (to death)
«قالوا لئن لم تنته يا نوح» عما تقول لنا «لتكونن من المرجومين» بالحجارة أو بالشتم.
Diyanet İşleri MealiNuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi
Saheeh InternationalHe said, "My Lord, indeed my people have denied me
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, şüphesiz kavmim beni yalanladı
Yusuf AliHe said: "O my Lord! truly my people have rejected me
«قال» نوح «رب إن قومي كذبون».
Diyanet İşleri MealiNuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi
Saheeh InternationalThen judge between me and them with decisive judgement and save me and those with me of the believers
Ali BulaçBundan böyle, benimle onların arasını açık bir hükümle ayır ve beni ve benimle birlikte olan mü'minleri kurtar
Yusuf AliJudge Thou, then, between me and them openly, and deliver me and those of the Believers who are with me
«فافتح بيني وبينهم فتحا» أي احكم «ونجني ومن معي من المؤمنين».
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine onu ve beraberinde bulunanları, dolu bir gemi içinde taşıyarak kurtardık
Saheeh InternationalSo We saved him and those with him in the laden ship
Ali BulaçBunun üzerine, onu ve onunla birlikte olanları (insan ve hayvanlarla) yüklü gemi içinde kurtardık
Yusuf AliSo We delivered him and those with him, in the Ark filled (with all creatures)
قال تعالى «فأنجيناه ومن معه في الفلك المشحون» المملوء من الناس والحيوان والطير.
Diyanet İşleri MealiSonra de geride kalanları suda boğduk
Saheeh InternationalThen We drowned thereafter the remaining ones
Ali BulaçSonra bunun ardından geride kalanları da suda-boğduk
Yusuf AliThereafter We drowned those who remained behind
«ثم أغرقنا بعد» بعد إنجائهم «الباقين» من قومه.
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Yusuf AliVerily in this is a Sign: but most of them do not believe
«إن ذلك لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».
Diyanet İşleri MealiRabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
«وإن ربك لهو العزيز الرحيم».
Diyanet İşleri MealiAd milleti de peygamberleri yalanladı
Saheeh InternationalAad denied the messengers
Ali BulaçAd (kavmi) de gönderilen (elçi)leri yalanladı
Yusuf AliThe 'Ad (people) rejected the apostles
«كذبت عادٌ المرسلين».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalWhen their brother Hud said to them, "Will you not fear Allah
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Hud: "Sakınmaz mısınız?" demişti
Yusuf AliBehold, their brother Hud said to them: "Will ye not fear (God)
«إذ قال لهم أخوهم هود ألا تتقون».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust
«إني لكم رسول أمين».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Yusuf AliSo fear God and obey me
«فاتقوا الله وأطيعون».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds
«وما أسألكم عليه من أجر إن» ما «أجري إلا على رب العالمين».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalDo you construct on every elevation a sign, amusing yourselves
Ali BulaçSiz, her yüksekçe yere bir anıt inşa edip (yararsız bir şeyle) oyalanıp eğleniyor musunuz
Yusuf AliDo ye build a landmark on every high place to amuse yourselves
«أتبنون بكل ريع» مكان مرتفع «آية» بنا علما للمارة «تعبثون» ممن يمر بكم وتسخرون منهم والجملة حال من ضمير تبنون.
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalAnd take for yourselves palaces and fortresses that you might abide eternally
Ali BulaçÖlümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz
Yusuf AliAnd do ye get for yourselves fine buildings in the hope of living therein (for ever)
«وتتخذون مصانع» للماء تحت الأرض «لعلكم» كأنكم «تخلدون» فيها لا تموتون.
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalAnd when you strike, you strike as tyrants
Ali BulaçTutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz
Yusuf AliAnd when ye exert your strong hand, do ye do it like men of absolute power
«وإذا بطشتم» بضرب أو قتل «بطشتم جبارين» من غير رأفة.
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Yusuf AliNow fear God, and obey me
«فاتقوا الله» في ذلك «وأطيعون» فيما أمرتكم به.
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalAnd fear He who provided you with that which you know
Ali BulaçBildiğiniz şeylerle size yardım edenden korkup-sakının
Yusuf AliYea, fear Him Who has bestowed on you freely all that ye know
«واتقوا الذي أمدكم» أنعم عليكم «بما تعملون».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalProvided you with grazing livestock and children
Ali BulaçSize hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti
Yusuf AliFreely has He bestowed on you cattle and sons
«أمدكم بأنعام وبنين».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalAnd gardens and springs
Ali BulaçBahçeler ve pınarlar da
Yusuf AliAnd Gardens and Springs
«وجنات» بساتين «وعيون» أنهار.
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalIndeed, I fear for you the punishment of a terrible day
Ali BulaçDoğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum
Yusuf AliTruly I fear for you the Penalty of a Great Day
«إني أخاف عليكم عذاب يوم عظيم» في الدنيا والآخرة إن عصيتموني.
Diyanet İşleri Mealiİster öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bizce birdir
Saheeh InternationalThey said, "It is all the same to us whether you advise or are not of the advisors
Ali BulaçDediler ki: "Bizim için fark etmez; öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da
Yusuf AliThey said: "It is the same to us whether thou admonish us or be not among (our) admonishers
«قالوا سواء علينا» مستو عندنا «أوعظت أم لم تكن من الواعظين» أصلا أي لا نرعوي لوعظك.
Diyanet İşleri MealiBu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler
Saheeh InternationalThis is not but the custom of the former peoples
Ali BulaçBu, geçmiştekilerin 'geleneksel tutumundan başkası değildir
Yusuf AliThis is no other than a customary device of the ancients
«إن» ما «هذا» الذي خوفنا به «إلا خَلْق الأولين» اختلافهم وكذبهم وفي قراءة بضم الخاء واللام أي ما هذا الذي نحن عليه من إنكار للبعث إلا خلق الأولين أي طبيعتهم وعادتهم.
Diyanet İşleri MealiBu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler
Saheeh InternationalAnd we are not to be punished
Ali BulaçVe biz azap görecek de değiliz
Yusuf AliAnd we are not the ones to receive Pains and Penalties
«وما نحن بمعذبين».
Diyanet İşleri MealiBöylece onu yalanladılar; Biz de kendilerini yok ettik. Bunda şüphesiz ki ders vardır; ama çoğu inanmamıştır
Saheeh InternationalAnd they denied him, so We destroyed them. Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Ali BulaçBöylelikle onu yalanladılar, Biz de onları yıkıma uğrattık. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Yusuf AliSo they rejected him, and We destroyed them. Verily in this is a Sign: but most of them do not believe
«فكذبوه» بالعذاب «فأهلكناهم» في الدنيا بالريح «إن في ذلك لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
««إن ربك لهو العزيز الرحيم».
Diyanet İşleri MealiSemud milleti de peygamberleri yalanladı
Saheeh InternationalThamud denied the messengers
Ali BulaçSemud (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı
Yusuf AliThe Thamud (people) rejected the apostles
«كذبت ثمود المرسلين».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalWhen their brother Salih said to them, "Will you not fear Allah
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Salih: "Sakınmaz mısınız? demişti
Yusuf AliBehold, their brother Salih said to them: "Will you not fear (God)
«إذ قال لهم أخوهم صالح ألا تتقون».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust
«إني لكم رسول أمين».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Yusuf AliSo fear God, and obey me
«فاتقوا الله وأطيعون».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum
Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds
«وما أسألكم عليه من أجر إن» ما «أجري إلا على رب العالمين».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalWill you be left in what is here, secure [from death]
Ali BulaçSiz burada güvenlik içinde mi bırakılacaksınız
Yusuf AliWill ye be left secure, in (the enjoyment of) all that ye have here
«أتتركون في ما ههنا» من الخيرات «آمنين».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalWithin gardens and springs
Ali BulaçBahçelerin, pınarların içinde
Yusuf AliGardens and Springs
«في جنات وعيون».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalAnd fields of crops and palm trees with softened fruit
Ali BulaçEkinler ve yumuşak tomurcuklu göz alıcı hurmalıklar arasında
Yusuf AliAnd corn-fields and date-palms with spathes near breaking (with the weight of fruit)
«وزروع ونخل طلعها هضيم» لطيف لين.
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalAnd you carve out of the mountains, homes, with skill
Ali BulaçDağlardan ustalıkla zevkli evler yontuyorsunuz
Yusuf AliAnd ye carve houses out of (rocky) mountains with great skill
«وتنحتون من الجبال بيوتا فرهين» بطرين وفي قراءة فارهين حاذقين.
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Ali BulaçArtık Allah'tan sakının ve bana itaat edin
Yusuf AliBut fear God and obey me
«فاتقوا الله وأطيعون» فيما أمرتكم به.
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalAnd do not obey the order of the transgressors
Ali BulaçVe ölçüsüzce davrananların emrine itaat etmeyin
Yusuf AliAnd follow not the bidding of those who are extravagant
«ولا تطيعوا أمر المسرفين».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalWho cause corruption in the land and do not amend
Ali BulaçKi onlar, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor ve dirlik-düzenlik kurmuyorlar (ıslah etmiyorlar)
Yusuf AliWho make mischief in the land, and mend not (their ways)
«الذين يفسدون في الأرض» بالمعاصي «ولا يصلحون» بطاعة الله.
Diyanet İşleri MealiSen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler
Saheeh InternationalThey said, "You are only of those affected by magic
Ali BulaçDediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin
Yusuf AliThey said: "Thou art only one of those bewitched
«قالوا إنما أنت من المسحرين» الذين سحروا كثيرا حتى غلب على عقلهم.
Diyanet İşleri MealiSen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler
Saheeh InternationalYou are but a man like ourselves, so bring a sign, if you should be of the truthful
Ali BulaçSen yalnızca bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin; eğer doğru sözlü isen, bu durumda bir ayet (mucize) getir-görelim
Yusuf AliThou art no more than a mortal like us: then bring us a Sign, if thou tellest the truth
«ما أنت» أيضا «إلا بشر مثلنا فأت بآية إن كنتم من الصادقين» في رسالتك.
Diyanet İşleri MealiSalih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi
Saheeh InternationalHe said, "This is a she-camel. For her is a [time of] drink, and for you is a [time of] drink, [each] on a known day
Ali BulaçDedi ki: "İşte, bu bir dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günün su içme hakkı da sizindir
Yusuf AliHe said: "Here is a she-camel: she has a right of watering, and ye have a right of watering, (severally) on a day appointed
«قال هذه ناقة لها شرب» نصيب من الماء «ولكم شرب يوم معلوم».
Diyanet İşleri MealiSalih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi
Saheeh InternationalAnd do not touch her with harm, lest you be seized by the punishment of a terrible day
Ali BulaçOna bir kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar
Yusuf AliTouch her not with harm, lest the Penalty of a Great Day seize you
«ولا تمسوها بسوء فيأخذكم عذاب يوم عظيم» بعظم العذاب.
Diyanet İşleri MealiOnlar ise deveyi kestiler; ama pişman da oldular
Saheeh InternationalBut they hamstrung her and so became regretful
Ali BulaçSonunda onu (yine de) kestiler, ancak pişman oldular
Yusuf AliBut they ham-strung her: then did they become full of regrets
«فعقروها» عقرها بعضهم برضاهم «فأصبحوا نادمين» على عقرها.
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda bir ders vardır, fakat çoğu inanmamıştır
Saheeh InternationalAnd the punishment seized them. Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Ali BulaçBöylece azap onları yakaladı. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Yusuf AliBut the Penalty seized them. Verily in this is a Sign: but most of them do not believe
«فأخذهم العذاب» الموعود به فهلكوا «إن في ذلك لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».
Diyanet İşleri MealiRabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
«وإن ربك لهو العزيز الرحيم».
Diyanet İşleri MealiLut milleti de peygamberleri yalanladı
Saheeh InternationalThe people of Lot denied the messengers
Ali BulaçLut (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı
Yusuf AliThe people of Lut rejected the apostles
«كذبت قوم لوط المرسلين».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
Saheeh InternationalWhen their brother Lot said to them, "Will you not fear Allah
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Lut: "Sakınmaz mısınız?" demişti
Yusuf AliBehold, their brother Lut said to them: "Will ye not fear (God)
«إذ قال لهم أخوهم لوط ألا تتقون».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust
«إني لكم رسول أمين».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Yusuf AliSo fear God and obey me
«فاتقوا الله وأطيعون».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the lord of the Worlds
«وما أسألكم عليه من أجر إن» ما «أجري إلا على رب العالمين».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
Saheeh InternationalDo you approach males among the worlds
Ali BulaçSiz insanlardan (cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz
Yusuf AliOf all the creatures in the world, will ye approach males
«أتأتون الذكران من العالمين» الناس.
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
Saheeh InternationalAnd leave what your Lord has created for you as mates? But you are a people transgressing
Ali BulaçRabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz
Yusuf AliAnd leave those whom God has created for you to be your mates? Nay, ye are a people transgressing (all limits)
«وتذرون ما خلق لكم ربكم من أزواجكم» أي أقبالهن «بل أنتم قوم عادون» متجاوزون الحلال إلى الحرام.
Diyanet İşleri MealiEy Lut! Bu sözlerinden vazgeçmezsen, mutlaka kovulacaksın" dediler
Saheeh InternationalThey said, "If you do not desist, O Lot, you will surely be of those evicted
Ali BulaçDediler ki: "Ey Lut, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (burdan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın
Yusuf AliThey said: "If thou desist not, O Lut! thou wilt assuredly be cast out
«قالوا لئن لم تنته يا لوط» عن إنكارك علينا «لتكونن من المخرجين» من بلدتنا.
Diyanet İşleri MealiLut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi
Saheeh InternationalHe said, "Indeed, I am, toward your deed, of those who detest [it]
Ali BulaçDedi ki: "Gerçekten ben, sizin bu yaptığınıza öfke ile karşı olanlardanım
Yusuf AliHe said: "I do detest your doings
«قال» لوط «إني لعملكم من القالين» المبغضين.
Diyanet İşleri MealiLut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi
Saheeh InternationalMy Lord, save me and my family from [the consequence of] what they do
Ali BulaçRabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar
Yusuf AliO my Lord! deliver me and my family from such things as they do
«رب نجني وأهلي مما يعلمون» أي من عذابه.
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık
Saheeh InternationalSo We saved him and his family, all
Ali BulaçBunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık
Yusuf AliSo We delivered him and his family,- all
«فنجيناه وأهله أجمعين».
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık
Saheeh InternationalExcept an old woman among those who remained behind
Ali BulaçYalnızca geri kalanlar içinde bir kocakarı hariç
Yusuf AliExcept an old woman who lingered behind
«إلا عجوزا» امرأته «في الغابرين» الباقين أهلكناها.
Diyanet İşleri MealiDiğerlerini yerle bir ettik
Saheeh InternationalThen We destroyed the others
Ali BulaçSonra geride kalanları yerle bir ettik
Yusuf AliBut the rest We destroyed utterly
«ثم دمرنا الآخرين» أهلناهم.
Diyanet İşleri MealiÜzerlerine de yağmur yağdırdık. Uyarılan fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi
Saheeh InternationalAnd We rained upon them a rain [of stones], and evil was the rain of those who were warned
Ali BulaçVe üzerlerine bir yağmur yağdırdık; uyarılıp-korkutulanların yağmuru ne kötü
Yusuf AliWe rained down on them a shower (of brimstone): and evil was the shower on those who were admonished (but heeded not)
«وأمطرنا عليهم مطرا» حجارة من جملة الإهلاك «فساء مطر المنذرين» مطرهم.
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Yusuf AliVerily in this is a Sign: but most of them do not believe
«إن في ذلك لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır esirgeyendir
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might Most Merciful
«وإن ربك لهو العزيز الرحيم».
Diyanet İşleri MealiOrmanlık yerde oturanlar, Eykeliler de peygamberleri yalanladı
Saheeh InternationalThe companions of the thicket denied the messengers
Ali BulaçEyke halkı da, gönderilen (peygamber)leri yalanladı
Yusuf AliThe Companions of the Wood rejected the apostles
«كذب أصحاب الأيكة» وفي قراءة بحذف الهمزة وإلقاء حركتها على اللام وفتح الهاء: هي غيضة شجر قرب مدين «المرسلين».
Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
Saheeh InternationalWhen Shu'ayb said to them, "Will you not fear Allah
Ali BulaçHani onlara Şuayb: "Sakınmaz mısınız?" demişti
Yusuf AliBehold, Shu'aib said to them: "Will ye not fear (God)
«إذ قال لهم شعيب» لم يقل أخوهم لأنه لم يكن منهم «ألا تتقون».
Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust
«إني لكم رسول أمين».
Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Yusuf AliSo fear God and obey me
«فاتقوا الله وأطيعون».
Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds
«وما أسألكم عليه من أجر إن» ما «أجري إلا على رب العالمين».
Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
Saheeh InternationalGive full measure and do not be of those who cause loss
Ali BulaçÖlçüyü tam tutun ve eksiltenlerden olmayın
Yusuf AliGive just measure, and cause no loss (to others by fraud)
«أوْفوا الكيل» أتموه «ولا تكونوا من المخسرين» الناقصين.
Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
Saheeh InternationalAnd weigh with an even balance
Ali BulaçDosdoğru olan terazi ile tartın
Yusuf AliAnd weigh with scales true and upright
«وزنوا بالقسطاس المستقيم» الميزان السوي.
Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
Saheeh InternationalAnd do not deprive people of their due and do not commit abuse on earth, spreading corruption
Ali Bulaçİnsanların eşyasını değerden düşürüp-eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın
Yusuf AliAnd withhold not things justly due to men, nor do evil in the land, working mischief
«ولا تبخسوا الناس أشياءهم» لا تنقصوهم من حقهم شيئا «ولا تعثوْا في الأرض مفسدين» بالقتل وغيره من عَثِيَ بكسر المثلثة أفسد ومفسدين حال مؤكدة لمعنى عاملها.
Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
Saheeh InternationalAnd fear He who created you and the former creation
Ali BulaçSizi ve önceki yaratılmışları yaratandan sakının”
Yusuf AliAnd fear Him Who created you and (who created) the generations before (you)
«واتقوا الذي خلقكم والجبلة» الخليقة «الأولين».
Diyanet İşleri MealiSen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler
Saheeh InternationalThey said, "You are only of those affected by magic
Ali BulaçDediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin”
Yusuf AliThey said: "Thou art only one of those bewitched
«قالوا إنما أنت من المسحرين».
Diyanet İşleri MealiSen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler
Saheeh InternationalYou are but a man like ourselves, and indeed, we think you are among the liars
Ali BulaçSen, yalnızca benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin ve biz senin gerçekte yalancılardan olduğunu sanıyoruz
Yusuf AliThou art no more than a mortal like us, and indeed we think thou art a liar
«وما أنت إلا بشر مثلنا وإن» مخففة من الثقيلة واسمها محذوف أي إنه «نظنك لمن الكاذبين».
Diyanet İşleri MealiSen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler
Saheeh InternationalSo cause to fall upon us fragments of the sky, if you should be of the truthful
Ali BulaçEğer doğru sözlü isen, bu durumda gökten üstümüze bir parça düşürüver
Yusuf AliNow cause a piece of the sky to fall on us, if thou art truthful
«فأسقط علينا كسْفا» بسكون السين وفتحها قطعا «من السماء إن كنت من الصادقين» في رسالتك.
Diyanet İşleri MealiŞuayb: "Rabbim yaptıklarınızı çok iyi bilir" dedi
Saheeh InternationalHe said, "My Lord is most knowing of what you do
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, yaptıklarınızı daha iyi bilir
Yusuf AliHe said: "My Lord knows best what ye do
«قال ربي أعلم بما تعملون» فيجازيكم به.
Diyanet İşleri MealiAma onu yalanladılar. Bunun üzerine onları bulutlu bir günün azabı yakaladı. Gerçekten o gün, azabı büyük bir gündü
Saheeh InternationalAnd they denied him, so the punishment of the day of the black cloud seized them. Indeed, it was the punishment of a terrible day
Ali BulaçSonunda onu yalanladılar, böylece onları o gölgelik-gününün azabı yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabıydı
Yusuf AliBut they rejected him. Then the punishment of a day of overshadowing gloom seized them, and that was the Penalty of a Great Day
«فكذبوه فأخذهم عذاب يوم الظلة» هي سحابة أظلتهم بعد حر شديد أصابهم فأمطرت عليهم نارا فاحترقوا «إنه كان عذاب يوم عظيم».
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bunda bir ders vardır. Fakat çoğu inanmamıştır
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Yusuf AliVerily in that is a Sign: but most of them do not believe
«إن في ذلك لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».
Diyanet İşleri MealiRabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
«وإن ربك لهو العزيز الرحيم».
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz Kuran Alemlerin Rabbinin indirmesidir
Saheeh InternationalAnd indeed, the Qur'an is the revelation of the Lord of the worlds
Ali BulaçGerçekten o (Kur'an), alemlerin Rabbinin (bir) indirmesidir
Yusuf AliVerily this is a Revelation from the Lord of the Worlds
«وإنه» أي القرآن «لتنزيل رب العالمين».
Diyanet İşleri MealiApaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir
Saheeh InternationalThe Trustworthy Spirit has brought it down
Ali BulaçOnu Ruhu'l-emin indirdi
Yusuf AliWith it came down the spirit of Faith and Truth
«نزل به الروح الأمين» جبريل.
Diyanet İşleri MealiApaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir
Saheeh InternationalUpon your heart, [O Muhammad] - that you may be of the warners
Ali BulaçUyarıcılardan olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir)
Yusuf AliTo thy heart and mind, that thou mayest admonish
«على قلبك لتكون من المنذرين».
Diyanet İşleri MealiApaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir
Saheeh InternationalIn a clear Arabic language
Ali BulaçApaçık Arapça bir dille
Yusuf AliIn the perspicuous Arabic tongue
«بلسان عربي مبين» بيَّن وفي قراءة بتشديد نزل ونصب الروح والفاعل الله.
Diyanet İşleri MealiO, daha öncekilerin kitabında da zikredilmiştir
Saheeh InternationalAnd indeed, it is [mentioned] in the scriptures of former peoples
Ali BulaçVe hiç şüphesiz, o (Kur'an), geçmişlerin kitaplarında da vardır
Yusuf AliWithout doubt it is (announced) in the mystic Books of former peoples
«وإنه» ذكر القرآن المنزل على محمد «لفي زُبُر» كتب «الأولين» كالتوراة والإنجيل.
Diyanet İşleri Mealiİsrailoğulları bilginlerinin bunu bilmeye bir delilleri yok muydu
Saheeh InternationalAnd has it not been a sign to them that it is recognized by the scholars of the Children of Israel
Ali Bulaçİsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi onlar için bir delil (ayet) değil mi
Yusuf AliIs it not a Sign to them that the Learned of the Children of Israel knew it (as true)
«أو لم يكن لهم» لكفار مكة «آية» على ذلك «أن يعلمه علماء بني إسرائيل» كعبد الله بن سلام وأصحابه من الذين آمنوا فإنهم يخبرون بذلك، ويكن بالتحتانية ونصب آية وبالفوقانية ورفع آية.
Diyanet İşleri MealiBiz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı
Saheeh InternationalAnd even if We had revealed it to one among the foreigners
Ali BulaçOnu Arapça bilmeyen birine indirmiş olsaydık
Yusuf AliHad We revealed it to any of the non-Arabs
«ولو نزلناه على بعض الأعجمين» جمع أعجم.
Diyanet İşleri MealiBiz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı
Saheeh InternationalAnd he had recited it to them [perfectly], they would [still] not have been believers in it
Ali BulaçBöylece onlara okusaydı, yine ona iman edecek değillerdi
Yusuf AliAnd had he recited it to them, they would not have believed in it
«فقرأه عليهم» كفار مكة «ما كانوا به مؤمنين» أنفة من اتباعه.
Diyanet İşleri MealiSuçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir
Saheeh InternationalThus have We inserted disbelief into the hearts of the criminals
Ali BulaçBiz onu, suçlu-günahkarların kalbine işte böyle işlettik
Yusuf AliThus have We caused it to enter the hearts of the sinners
«كذلك» أي مثل إدخالنا التكذيب به بقراءة الأعجمي «سلكناه» أدخلنا التكذيب به «في قلوب المجرمين» كفار مكة بقراءة النبي.
Diyanet İşleri MealiSuçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir
Saheeh InternationalThey will not believe in it until they see the painful punishment
Ali BulaçOnlar, o pek acı azabı görünceye kadar ona inanmazlar
Yusuf AliThey will not believe in it until they see the grievous Penalty
«لا يؤمنون به حتى يروا العذاب الأليم».
Diyanet İşleri MealiSuçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir
Saheeh InternationalAnd it will come to them suddenly while they perceive [it] not
Ali BulaçArtık o (azap), kendileri şuurunda olmadan onlara apansız gelecektir
Yusuf AliBut the (Penalty) will come to them of a sudden, while they perceive it not
«فيأتيهم بغتة وهم لا يشعرون».
Diyanet İşleri MealiO zaman "Erteye bırakılmaz mıyız?" derler
Saheeh InternationalAnd they will say, "May we be reprieved
Ali BulaçDerler ki: "Bize bir süre tanınır mı
Yusuf AliThen they will say: "Shall we be respited
«فيقولوا هل نحن منظرون» لنؤمن فيقال لهم: لا قالوا: متى هذا العذاب، قال تعالى.
Diyanet İşleri MealiBizim azabımızı mı acele istiyorlardı
Saheeh InternationalSo for Our punishment are they impatient
Ali BulaçOnlar yine de azabımızı çabuklaştırmak mı istiyorlar
Yusuf AliDo they then ask for Our Penalty to be hastened on
«أفبعذابنا يستعجلون».
Diyanet İşleri MealiSöylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı
Saheeh InternationalThen have you considered if We gave them enjoyment for years
Ali BulaçGördün mü; Biz onları yıllarca yararlandırsak
Yusuf AliSeest thou? If We do let them enjoy (this life) for a few years
«أفرأيت» أخبرني «إن متَّعناهم سنين».
Diyanet İşleri MealiSöylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı
Saheeh InternationalAnd then there came to them that which they were promised
Ali BulaçSonra kendilerine va'dolunan (azap günü) geliverse
Yusuf AliYet there comes to them at length the (Punishment) which they were promised
«ثم جاءهم ما كانوا يوعدون» من العذاب.
Diyanet İşleri MealiSöylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı
Saheeh InternationalThey would not be availed by the enjoyment with which they were provided
Ali BulaçOnların 'meta ile yararlandıkları' şey, kendilerini (görecekleri azaptan) bağımsız kılamaz
Yusuf AliIt will profit them not that they enjoyed (this life)
«ما» إستفهامية بمعنى: أي شيء «أغنى عنهم ما كانوا يمتعون» في دفع العذاب أو تخفيفه أي: لم يغن.
Diyanet İşleri MealiHiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz
Saheeh InternationalAnd We did not destroy any city except that it had warners
Ali BulaçKendisi için bir uyarıcı olmaksızın, Biz hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmış değiliz
Yusuf AliNever did We destroy a population, but had its warners
«وما أهلكنا من قرية إلا لها منذرون» رسل تنذر أهلها.
Diyanet İşleri MealiHiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz
Saheeh InternationalAs a reminder; and never have We been unjust
Ali Bulaç(Onlara) Hatırlatma (yapılmıştır); Biz zulmedici değiliz
Yusuf AliBy way of reminder; and We never are unjust
«ذكرى» عظة لهم «وما كنا ظالمين» في إهلاكهم بعد إنذارهم ونزل ردا لقول المشركين.
Diyanet İşleri MealiKuran'ı şeytanlar indirmemiştir
Saheeh InternationalAnd the devils have not brought the revelation down
Ali BulaçOnu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir
Yusuf AliNo evil ones have brought down this (Revelation)
«وما تنزلت به» بالقرآن «الشياطين».
Diyanet İşleri MealiBu onlara düşmez, zaten güçleri de yetmez
Saheeh InternationalIt is not allowable for them, nor would they be able
Ali BulaçBu, onlara yaraşmaz ve güç de yetiremezler
Yusuf AliIt would neither suit them nor would they be able (to produce it)
«وما ينبغي» يصلح «لهم» أن ينزلوا به «وما يستطيعون» ذلك.
Diyanet İşleri MealiDoğrusu onlar vahyi dinlemekten uzak tutulmuşlardır
Saheeh InternationalIndeed they, from [its] hearing, are removed
Ali BulaçÇünkü onlar, (vahyedileni) işitmekten kesin olarak uzak tutulmuşlardır
Yusuf AliIndeed they have been removed far from even (a chance of) hearing it
«إنهم عن السمع» لكلام الملائكة «لمعزولون» بالشهب.
Diyanet İşleri MealiO halde sakın Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarma, yoksa azap göreceklerden olursun
Saheeh InternationalSo do not invoke with Allah another deity and [thus] be among the punished
Ali BulaçAllah ile beraber başka bir İlah'a yalvarıp-yakarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun
Yusuf AliSo call not on any other god with God, or thou wilt be among those under the Penalty
«فلا تدع مع الله إلها آخر فتكون من المعذبين» إن فعلت ذلك الذي دعوك إليه.
Diyanet İşleri MealiÖnce en yakın hısımlarını uyar
Saheeh InternationalAnd warn, [O Muhammad], your closest kindred
Ali Bulaç(Öncelikle) En yakın hısımlarını (aşiretini) uyar
Yusuf AliAnd admonish thy nearest kinsmen
(وأنذر عشيرتك الأقربين) وهم بنو هاشم وبنو عبد المطلب "" وقد أنذرهم جهارا "" رواه البخاري ومسلم.
Diyanet İşleri MealiSana uyan müminleri kanatların altına al
Saheeh InternationalAnd lower your wing to those who follow you of the believers
Ali BulaçVe mü'minlerden, sana tabi olanlara (koruyucu) kanatlarını ger
Yusuf AliAnd lower thy wing to the Believers who follow thee
«واخفض جناحكْ» ألن جانبك «لمن اتبعك من المؤمنين» الموحدين.
Diyanet İşleri MealiSana başkaldırırlarsa: "Yaptıklarınızdan uzağım" de
Saheeh InternationalAnd if they disobey you, then say, "Indeed, I am disassociated from what you are doing
Ali BulaçEğer sana isyan edecek olurlarsa, artık de ki: "Gerçekten ben, sizin yaptıklarınızdan uzağım
Yusuf AliThen if they disobey thee, say: "I am free (of responsibility) for what ye do
«فإن عصوك» عشيرتك «فقل» لهم «إني بريء مما تعملون» من عبادة غير الله.
Diyanet İşleri MealiSenin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir
Saheeh InternationalAnd rely upon the Exalted in Might, the Merciful
Ali BulaçSen, O güçlü ve üstün, esirgeyici olan (Allah')a tevekkül et
Yusuf AliAnd put thy trust on the Exalted in Might, the Merciful
«وتوكل» بالواو والفاء «على العزيز الرحيم» الله أي فوض إليه جميع أمورك.
Diyanet İşleri MealiSenin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir
Saheeh InternationalWho sees you when you arise
Ali BulaçO, kıyam ettiğin zaman seni görüyor
Yusuf AliWho seeth thee standing forth (in prayer)
«الذي يراك حين تقوم» إلى الصلاة.
Diyanet İşleri MealiSenin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir
Saheeh InternationalAnd your movement among those who prostrate
Ali BulaçSecde edenler arasında dönüp dolaşmanı da
Yusuf AliAnd thy movements among those who prostrate themselves
«وتقلبك» في أركان الصلاة قائما وقاعدا وراكعا وساجدا «في الساجدين» المصلين.
Diyanet İşleri MealiSenin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir
Saheeh InternationalIndeed, He is the Hearing, the Knowing
Ali BulaçHiç şüphesiz, O, işitendir, bilendir
Yusuf AliFor it is He Who heareth and knoweth all things
«إنه هو السميع العليم».
Diyanet İşleri MealiŞeytanların kime indiğini size haber vereyim mi?" de
Saheeh InternationalShall I inform you upon whom the devils descend
Ali BulaçŞeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi
Yusuf AliShall I inform you, (O people!), on whom it is that the evil ones descend
«هل أنبئكم» يا كفرا مكة «على من تنزل الشياطين» بحذف إحدى التاءين من الأصل.
Diyanet İşleri MealiOnlar, günahkar iftiracıların hepsine iner
Saheeh InternationalThey descend upon every sinful liar
Ali BulaçOnlar, 'gerçeği ters yüz eden,' günaha düşkün olan her yalancıya inerler
Yusuf AliThey descend on every lying, wicked person
«تنزل على كل أفاك» كذاب «أثيم» فاجر مثل مسيلمة وغيره من الكهنة.
Diyanet İşleri MealiBunlar şeytanlara kulak verirler, çoğu yalancıdırlar
Saheeh InternationalThey pass on what is heard, and most of them are liars
Ali BulaçBunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler
Yusuf Ali(Into whose ears) they pour hearsay vanities, and most of them are liars
«يلقون» الشياطين «السمع» ما سمعوه من الملائكة إلى الكهنة «وأكثرهم كاذبون» يضمنون إلى المسموع كذبا وكان هذا قبل أن حجبت الشياطين عن السماء.
Diyanet İşleri MealiO şairlere gelince; onlara azgınlar uyar
Saheeh InternationalAnd the poets - [only] the deviators follow them
Ali BulaçŞairler ise; gerçekten onlara azgın-sapıklar uyar
Yusuf AliAnd the Poets,- It is those straying in Evil, who follow them
«والشعراء يتبعهم الغاوون» في شعرهم فيقولن به ويرونه عنهم فهم مذمومون.
Diyanet İşleri MealiOnların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin
Saheeh InternationalDo you not see that in every valley they roam
Ali BulaçGörmedin mi; onlar, her bir vadide vehmedip duruyorlar
Yusuf AliSeest thou not that they wander distracted in every valley
«ألم تر» تعلم «أنهم في كل واد» من أودية الكلام وفنونه «يهيمون» يمضون فيجازون الحد مدحا وهجاء.
Diyanet İşleri MealiOnların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin
Saheeh InternationalAnd that they say what they do not do
Ali BulaçVe gerçekten onlar, yapmayacakları şeyleri söylüyorlar
Yusuf AliAnd that they say what they practise not
«وأنهم يقولون» فعلنا «مالا يفعلون» يكذبون.
Diyanet İşleri MealiAncak inanıp yararlı iş işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında haklarını alanlar bunun dışındadır. Haksızlık eden kimseler nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını anlayacaklardır
Saheeh InternationalExcept those [poets] who believe and do righteous deeds and remember Allah often and defend [the Muslims] after they were wronged. And those who have wronged are going to know to what [kind of] return they will be returned
Ali BulaçAncak iman edenler, salih amellerde bulunanlar ve Allah'ı çokça zikredenler ile zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar (veya öclerini alanlar) başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir
Yusuf AliExcept those who believe, work righteousness, engage much in the remembrance of God, and defend themselves only after they are unjustly attacked. And soon will the unjust assailants know what vicissitudes their affairs will take
«إلا الذين آمنوا وعملوا الصالحات» من الشعراء. «وذكروا الله كثيرا» لم يشغلهم الشعر عن الذكر «وانتصروا» بهجوهم الكفار «من بعد ما ظلموا» بهجو الكفار لهم في جملة المؤمنين فليسو مذمومين قال الله تعالى: (لا يحب الله الجهر بالسوء من القول إلا من ظلم) وقال تعالى (فمن اعتدى عليكم فاعتدوا عليه بمثل ما اعتدي عليكم) «وسيعلم الذين ظلموا» من الشعراء وغيرهم «أي منقلب» مرجع «ينقلبون» يرجعون بعد الموت.