26. Ash-Shu'araa سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
Diyanet İşleri MealiTa, Sin, Mim
Saheeh InternationalTa, Seen, Meem
Elmalılı Hamdi YazırTâ, Sîn, Mîm
Süleyman AteşTa sin mim
«طسَمَ» الله أعلم بمراده بذلك.
Diyanet İşleri MealiBunlar apaçık Kitap'ın ayetleridir
Saheeh InternationalThese are the verses of the clear Book
Elmalılı Hamdi YazırBunlar sana apaçık kitabın âyetleridir
Süleyman AteşŞunlar o apaçık Kitabın ayetleridir
«تلك» أي هذه الآيات «آيات الكتاب» القرآن والإضافة بمعنى من «المبين» المظهر الحق من الباطل.
Diyanet İşleri Mealiİnanmıyorlar diye nerdeyse kendini mahvedeceksin
Saheeh InternationalPerhaps, [O Muhammad], you would kill yourself with grief that they will not be believers
Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye adeta kendine kıyacaksın
Süleyman AteşHerhalde sen, inanmıyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin
«لعلك» يا محمد «باخعٌ نفسك» قاتلها غما من أجل «ألا يكونوا» أي أهل مكة «مؤمنين» ولعل هنا للإشفاق أي أشفق عليها بتخفيف هذا الغم.
Diyanet İşleri MealiBiz dilesek onlara gökten bir mucize indiririz de ona boyun eğip kalırlar
Saheeh InternationalIf We willed, We could send down to them from the sky a sign for which their necks would remain humbled
Elmalılı Hamdi YazırBiz dilersek onların üzerlerine gökten bir âyet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilekalır
Süleyman AteşDilesek onların üzerine gökten bir mu'cize indiririz de boyunları ona eğilir (inanırlar)
«إن نشأ ننزل عليهم من السماء آية فظلّت» بمعنى المضارع: أي تظل، أي تدوم «أعناقهم لها خاضعين» فيؤمنون، ولما وصفت الأعناق بالخضوع الذي هو لأربابها جمعت الصفة جمع العقلاء.
Diyanet İşleri MealiRahman'dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler
Saheeh InternationalAnd no revelation comes to them anew from the Most Merciful except that they turn away from it
Elmalılı Hamdi YazırBununla beraber kendilerine O Rahmân'dan yeni bir öğüt gelmeyedursun, ille ondan yüz çevirirler
Süleyman AteşRahman'dan onlara hiçbir yeni Zikir (uyarı) gelmez ki, mutlaka ondan yüz çevirici olmasınlar
«وما يأتيهم من ذكر» قرآن «من الرحمن مُحدّث» صفة كاشفة «إلا كانوا عنه معرضين».
Diyanet İşleri MealiEvet, yalanladılar; alay edip durdukları şeylerin haberleri kendilerine ulaşacaktır
Saheeh InternationalFor they have already denied, but there will come to them the news of that which they used to ridicule
Elmalılı Hamdi YazırÜstelik (ona) "yalandır" dediler; fakat onlara alay edip durdukları şeyin haberleri yakında gelecektir
Süleyman AteşYalanladılar ama, alay edip durdukları şeyin haberleri, yakında kendilerine gelecektir
«فقد كذبوا» به «فسيأتيهم أنباء» عواقب «ما كانوا به يستهزءُون».
Diyanet İşleri MealiYeryüzüne bakmazlar mı? Orada, bitkilerden nice güzel çiftler yetiştirmişizdir
Saheeh InternationalDid they not look at the earth - how much We have produced therein from every noble kind
Elmalılı Hamdi YazırYeryüzüne bir bakmadılar mı? Biz orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirmişiz
Süleyman AteşYere bakmadılar mı orada her çeşit güzel çifti bitirmişiz
«أوَلم يروا» ينظروا «إلى الأرض كم أنبتنا فيها» أي كثيرا «من كل زوجِ كريم» نوع حسن.
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz bunlarda Allah'ın kudretine işaret vardır, ama çoğu inanmazlar
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki bunda mutlak bir âyet (nişane) vardır; ama onların çoğu iman etmezler
Süleyman AteşŞüphesiz bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanıcı değillerdir
«إن في ذلك لآية» دلالة على كمال قدرته تعالى «وما كان أكثرهم مؤمنين» في علم الله، وكان قال سيبويه: زائدة.
Diyanet İşleri MealiRabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphe yok ki Rabbin, galip ve engin merhamet sahibidir
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur merhamet eden O'dur
«وإن ربك لهو العزيز» ذو العزة ينتقم من الكافرين «الرحيم» يرحم المؤمنين.
Diyanet İşleri MealiRabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı
Saheeh InternationalAnd [mention] when your Lord called Moses, [saying], "Go to the wrongdoing people
Elmalılı Hamdi YazırBir vakit de Rabbin, Musa'ya nida edip "Git o zalim kavme" dedi
Süleyman AteşRabbin Musa'ya seslendi: "O zalim kavme git
«و» اذكر يا محمد لقومك «إذ نادى ربك موسى» ليلة رأى النار والشجرة «أن» أي: بأن «ائت القوم الظالمين» رسولا.
Diyanet İşleri MealiRabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı
Saheeh InternationalThe people of Pharaoh. Will they not fear Allah
Elmalılı Hamdi YazırFiravun kavmine, hâlâ sakınmayacaklar mı
Süleyman AteşFir'avn'ın kavmine. Onlar (kötülüklerden) korunmayacaklar mı
«قوم فرعون» معه ظلموا أنفسهم بالكفر بالله وبني إسرائيل باستعبادهم «ألا» الهمزة للاستفهام الإنكارى «يتقون» الله بطاعته فيوحدونه.
Diyanet İşleri MealiMusa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti
Saheeh InternationalHe said, "My Lord, indeed I fear that they will deny me
Elmalılı Hamdi Yazır(Musa) şöyle seslendi: "Ya Rab! Doğrusu ben korkarım ki beni yalancı sayarlar
Süleyman Ateş(Musa): "Rabbim, dedi, ben, onların beni yalanlayacaklarından korkuyorum
«قال» موسى «ربِ إني أخاف أن يكذّبون».
Diyanet İşleri MealiMusa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti
Saheeh InternationalAnd that my breast will tighten and my tongue will not be fluent, so send for Aaron
Elmalılı Hamdi YazırVe göğsüm daralır, dilim dönmez, onun için Harun'a da elçilik ver
Süleyman AteşGöğsüm daralıyor, dilim açılmıyor (tutukluk yapıyor), onun için Harun'a da elçilik ver
«ويضيق صدري» من تكذيبهم لي «ولا ينطلق لساني» بأداء الرسالة للعقدة التي فيه «فأرسل إلى» أخي «هارون» معي.
Diyanet İşleri MealiMusa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti
Saheeh InternationalAnd they have upon me a [claim due to] sin, so I fear that they will kill me
Elmalılı Hamdi YazırHem onların bana isnad ettikleri bir suç var. Ondan dolayı korkarım ki, hemen beni öldürürler
Süleyman AteşHem benim üzerimde onlara karşı işlediğim bir günah da var (onlardan bir adam öldürmüştüm); onların beni öldürmelerinden korkuyorum
«ولهم عليَّ ذنبٌ» بقتل القبطي منهم «فأخاف أن يقتلون» به.
Diyanet İşleri MealiAllah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti
Saheeh International[Allah] said, "No. Go both of you with Our signs; indeed, We are with you, listening
Elmalılı Hamdi Yazır(Allah): "Hayır hayır" buyurdu, "haydi ikiniz âyetlerimizle (mucizelerimizle) gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz. (Onları) işitiyoruz
Süleyman Ateş(Allah): "Hayır, dedi, ikiniz de ayetlerimizle gidin, biz sizinle beraberiz, (aranızda geçecekleri) dinliyoruz
«قال» تعالى: «كلا» لا يقتلونك «فاذهبا» أي أنت وأخوك، ففيه تغليب الحاضر على الغائب «بآياتنا إنا معكم مستمعون» ما تقولون وما يقال لكم، أجريا مجرى الجماعة.
Diyanet İşleri MealiAllah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti
Saheeh InternationalGo to Pharaoh and say, 'We are the messengers of the Lord of the worlds
Elmalılı Hamdi YazırHaydin Firavun'a gidin de deyin ki: İnan biz, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz
Süleyman AteşFir'avn'e giderek deyin ki: Biz alemlerin Rabbinin elçisiyiz
«فأتِيَا فرعون فقولا إنا» كلاً منا «رسول رب العالمين» إليك.
Diyanet İşleri MealiAllah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti
Saheeh International[Commanded to say], "Send with us the Children of Israel
Elmalılı Hamdi Yazırİsrail oğullarını bizimle beraber gönder
Süleyman Ateşİsrail oğullarını bizimle beraber gönder
«أن» أي: بأن «أرسل معنا» إلى الشام «بني إسرائيل» فأتياه فقالا له ما ذكر.
Diyanet İşleri MealiFiravun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi
Saheeh International[Pharaoh] said, "Did we not raise you among us as a child, and you remained among us for years of your life
Elmalılı Hamdi YazırÂ, dedi, biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının bir çok yıllarını aramızda geçirmedin mi
Süleyman Ateş(Gittiler, Allah'ın emrini duyurdular. Fir'avn) Dedi ki: "Biz seni, içimizden bir çocuk olarak yetiştirmedik mi? Ömründe nice yıllar aramızda kalmadın mı
«قال» فرعون لموسى «ألم نربِّك فينا» في منازلنا «وليدا» صغيرا قريبا من الولادة بعد فطامه «ولبثت فينا من عمرك سنين» ثلاثين سنة يلبس من ملابس فرعون ويركب من مراكبه وكان يسمى ابنه.
Diyanet İşleri MealiFiravun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi
Saheeh InternationalAnd [then] you did your deed which you did, and you were of the ungrateful
Elmalılı Hamdi YazırSonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin
Süleyman AteşVe sonunda o yaptığını da yaptın, sen nankörlerden birisin
«وفعلت فعلتك التي فعلت» هي قتله القبطي «وأنت من الكافرين» الجاحدين لنعمتي عليك بالتربية وعدم الاستعباد.
Diyanet İşleri MealiMusa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi
Saheeh International[Moses] said, "I did it, then, while I was of those astray
Elmalılı Hamdi YazırMusa, "Ben, dedi, o işi o anda yaptım ki şaşkınlardandım
Süleyman Ateş(Musa): "Onu yaptığım zaman sapıklardan idim" dedi
«قال» موسى «فعلتها إذاً» أي حينئذ «وأنا من الضالين» عما آتاني الله بعدها من العلم والرسالة.
Diyanet İşleri MealiMusa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi
Saheeh InternationalSo I fled from you when I feared you. Then my Lord granted me wisdom and prophethood and appointed me [as one] of the messengers
Elmalılı Hamdi YazırSizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı
Süleyman AteşSizden korkunca aranızdan kaçtım, sonra Rabbim bana hükümdarlık verdi ve beni elçilerden yaptı
«ففررتُ منكم لما خفتكم فوهب لي ربي حكما» علما «وجعلني من المرسلين».
Diyanet İşleri MealiMusa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi
Saheeh InternationalAnd is this a favor of which you remind me - that you have enslaved the Children of Israel
Elmalılı Hamdi YazırO başıma kaktığın nimet de (aslında) İsrail oğullarını kendine köle edinmiş olmandır
Süleyman AteşO başıma kaktığın ni'met de İsrail oğullarını köle yapman(yüzünden)dir. (Onları köle diye kullanıp erkek çocuklarını kesmeseydin, senin eline düşmezdim)
«وتلك نعمةٌ تمنُّها عليَّ» أصله تمن بها عليَّ «أن عبدت بني إسرائيل» بيان لتلك: أي اتخذتهم عبيدا ولم تستعبدني لا نعمة لك بذلك لظلمك باستعبادهم وقدر بعضهم أول الكلام همزة استفهام للإنكار.
Diyanet İşleri MealiFiravun: "Alemlerin Rabbi de nedir?" dedi
Saheeh InternationalSaid Pharaoh, "And what is the Lord of the worlds
Elmalılı Hamdi YazırFiravun şöyle dedi: "Âlemlerin Rabbi dediğin nedir ki
Süleyman AteşFir'avn dedi ki: "(Ey Musa) alemlerin Rabbi nedir
«قال فرعون» لموسى «وما رب العالمين» الذي قلت إنك رسوله أي: أي شيء هو ولما لم يكن سبيل للخلق إلى معرفة حقيقته تعالى وإنما يعرفونه بصفاته أجابه موسى عليه الصلاة والسلام ببعضها.
Diyanet İşleri MealiMusa: "Kesin olarak inanacaksanız, bilin ki O göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi
Saheeh International[Moses] said, "The Lord of the heavens and earth and that between them, if you should be convinced
Elmalılı Hamdi YazırMusa cevap olarak: "Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi'dir
Süleyman Ateş(Musa): "Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanan kimseler iseniz (bunu anlarsınız)," dedi
«قال ربُّ السماوات والأرض وما بينهما» أي خالق ذلك «إن كنتم موقنين» بأنه تعالى خالقه فآمنوا به وحده.
Diyanet İşleri MealiYanında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi
Saheeh International[Pharaoh] said to those around him, "Do you not hear
Elmalılı Hamdi Yazır(Firavun) etrafında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi
Süleyman Ateş(Fir'avn): Çevresinde bulunanlara: "İşitiyor musunuz?" dedi
«قال» فرعون «لمن حوله» من أشراف قومه «ألا تستمعون» جوابه الذي لم يطابق السؤال.
Diyanet İşleri MealiO sizin de Rabbiniz, önce geçmiş atalarınızın da Rabbidir" dedi
Saheeh International[Moses] said, "Your Lord and the Lord of your first forefathers
Elmalılı Hamdi YazırMusa dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, daha önce ki atalarınızın da Rabbidir
Süleyman Ateş(Musa): "O sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir" dedi
«قال» موسى «ربكم ورب آبائكم الأولين» وهذا وإن كان داخلا فيما قبله يغيظ فرعون ولذلك.
Diyanet İşleri MealiFiravun, çevresindekilere: "Size gönderilen peygamberiniz şüphesiz delidir" dedi
Saheeh International[Pharaoh] said, "Indeed, your 'messenger' who has been sent to you is mad
Elmalılı Hamdi Yazır(Firavun): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi
Süleyman Ateş(Fir'avn): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi
«قال إنَّ رسولكم الذي أرسل إليكم لمجنون».
Diyanet İşleri MealiMusa: "Eğer akledebilen kimselerseniz bilin ki O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi
Saheeh International[Moses] said, "Lord of the east and the west and that between them, if you were to reason
Elmalılı Hamdi YazırMusa devamla şöyle söyledi: "Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir
Süleyman Ateş(Musa): "Eğer düşünürseniz O, doğunun batının ve bunlar arasında bulunanların da Rabbidir" dedi
«قال» موسى «ربُّ المشرق والمغرب وما بينهما إن كنتم تعقلون» إنه كذلك فآمنوا به وحده.
Diyanet İşleri MealiFiravun: "Benden başkasını tanrı edinirsen, and olsun ki seni zindanlık ederim" dedi
Saheeh International[Pharaoh] said, "If you take a god other than me, I will surely place you among those imprisoned
Elmalılı Hamdi YazırFiravun: "Benden başkasını ilâh tutarsan, andolsun ki seni zindana kapatılmışlardan ederim" dedi
Süleyman Ateş(Fir'avn ey Musa): "Andolsun ki benden başka tanrı edinirsen, seni mutlaka zindana atılanlardan yapacağım" dedi
«قال» فرعون لموسى «لئن اتخذت إلها غيري لأجعلنَّك من المسجونين» كان سجنه شديدا يحبس الشخص في مكان تحت الأرض وحده لا يبصر ولا يسمع فيه أحدا.
Diyanet İşleri MealiMusa: "Sana apaçık bir şey getirmiş isem de mi?" dedi
Saheeh International[Moses] said, "Even if I brought you proof manifest
Elmalılı Hamdi YazırMusa sordu: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı
Süleyman Ateş(Musa, peki): "Sana (doğruluğumu) kanıtlayan apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?" dedi
«قال» له موسى «أوَلوْ» أي: أتفعل ذلك ولو «جئتك بشيءٍ مبينِ» برهان بيِّن على رسالتي.
Diyanet İşleri MealiFiravun: "Doğru sözlülerden isen haydi getir" dedi
Saheeh International[Pharaoh] said, "Then bring it, if you should be of the truthful
Elmalılı Hamdi YazırFiravun: "Haydi getir onu bakayım, doğrulardan isen" dedi
Süleyman Ateş(Fir'avn): "Eğer doğrulardansan onu getir (bakalım)," dedi
«قال» فرعون له «فأتِ به إن كنت من الصادقين» فيه.
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine Musa değneğini attı, besbelli bir yılan oluverdi
Saheeh InternationalSo [Moses] threw his staff, and suddenly it was a serpent manifest
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine Musa asâsını bırakıverdi; apaçık bir ejderha oluverdi
Süleyman Ateş(Musa), asasını attı, bir de (baktılar ki) o apaçık bir ejderha
«فألقى عصاه فإذا هي ثعبانٌ مبينٌ» حية عظيمة.
Diyanet İşleri MealiElini çıkardı, bakanlara bembeyaz göründü
Saheeh InternationalAnd he drew out his hand; thereupon it was white for the observers
Elmalılı Hamdi YazırElini de (koynundan) çekti çıkardı; bakanlara bembeyaz (görünen, nur saçan bir şey) oluverdi
Süleyman AteşElini (koltuğunun altından) çıkardı; o da, bakanlara parıl parıl parlayan bir şey oluverdi
«ونزع يده» أخرجها من جيبه «فإذا هي بيضاء» ذات شعاع «للناظرين» خلاف ما كانت عليه من الأدمة.
Diyanet İşleri MealiFiravun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi
Saheeh International[Pharaoh] said to the eminent ones around him, "Indeed, this is a learned magician
Elmalılı Hamdi YazırFiravun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Bu dedi, herhalde çok bilgili bir sihirbaz
Süleyman Ateş(Fir'avn), çevresindeki ileri gelenlere: "Bu dedi, bilgin bir büyücüdür
«قال» فرعون «للملإ حوله إنَّ هذا لساحر عليم» فائق في علم السحر.
Diyanet İşleri MealiFiravun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi
Saheeh InternationalHe wants to drive you out of your land by his magic, so what do you advise
Elmalılı Hamdi YazırSizi sihriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz
Süleyman AteşBüyüsüyle sizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz
«يريد أن يخرجكم من أرضكم بسحره فماذا تأمرون».
Diyanet İşleri MealiOnu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler
Saheeh InternationalThey said, "Postpone [the matter of] him and his brother and send among the cities gatherers
Elmalılı Hamdi YazırDediler ki: "Bunu ve kardeşini eğle, şehirlere de toplayıcılar gönder
Süleyman AteşDediler ki: "Onu ve kardeşini eğle, kentlere toplayıcılar gönder
«قالوا أرجه وأخاه» أخّر أمرهما «وابعث في المدائن حاشرين» جامعين.
Diyanet İşleri MealiOnu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler
Saheeh InternationalWho will bring you every learned, skilled magician
Elmalılı Hamdi YazırBütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler
Süleyman AteşBütün bilgin büyücüleri sana getirsinler
«يأتوك بكل سَحَّار عليم» يفضل موسى في علم السحر.
Diyanet İşleri MealiSihirbazlar, belirli bir günün bildirilen vaktinde toplandılar
Saheeh InternationalSo the magicians were assembled for the appointment of a well-known day
Elmalılı Hamdi YazırBöylece, sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde bir araya getirildi
Süleyman AteşDerken büyücüler belli bir günün belirlenen vaktinde bir araya getirildi
«فجمع السحرة لميقات يوم معلوم» وهو وقت الضحى من يوم الزينة.
Diyanet İşleri Mealiİnsanlara: "Siz de toplanır mısınız?" denildi
Saheeh InternationalAnd it was said to the people, "Will you congregate
Elmalılı Hamdi YazırHalka, "Siz de toplanıyor musunuz? (Haydi çabuk olun)" denildi
Süleyman AteşHalka da: "Siz de toplanır mısınız?" denildi
«وقيل للناس هل أنتم مجتمعون».
Diyanet İşleri MealiSihirbazlar üstün gelirlerse biz de onlara uyarız" dediler
Saheeh InternationalThat we might follow the magicians if they are the predominant
Elmalılı Hamdi YazırÜstün gelirlerse herhalde sihirbazlara uyarız" dediler
Süleyman AteşUmarız ki büyücüler üstün gelirse biz de onlara uyarız
«لعلنا نتبع السحرة إن كانوا هم الغالبين» الاستفهام للحث على الاجتماع والترجي على تقدير غلبتهم ليستمروا على دينهم فلا يتبعوا موسى.
Diyanet İşleri MealiSihirbazlar geldiklerinde, Firavun'a; "Biz üstün gelirsek, şüphesiz bize bir ücret vardır değil mi?" dediler
Saheeh InternationalAnd when the magicians arrived, they said to Pharaoh, "Is there indeed for us a reward if we are the predominant
Elmalılı Hamdi YazırSihirbazlar geldiklerinde Firavun'a "Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır, değil mi?" dediler
Süleyman AteşBüyücüler gelince Fir'avn'e: "Eğer üstün gelenler biz olursak, bize mutlaka bir ücret var değil mi?" dediler
«فلما جاء السحرة قالوا لفرعون أئن» بتحقيق الهمزتين وتسهيل الثانية وإدخال ألف بينهما على الوجيهين «لنا لأجرا إن كنا نحن الغالبين».
Diyanet İşleri MealiFiravun: "Evet; o takdirde siz gözde kimselerden olacaksınız" dedi
Saheeh InternationalHe said, "Yes, and indeed, you will then be of those near [to me]
Elmalılı Hamdi YazırFiravun cevaben: "Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden olacaksınız" dedi
Süleyman AteşEvet dedi, hem o takdirde siz (bana) yakınlardan olacaksınız
«قال نعم وإنكم إذاً» أي حينئذ «لمن المقربين».
Diyanet İşleri MealiMusa onlara: "Ne atacaksanız atın" dedi
Saheeh InternationalMoses said to them, "Throw whatever you will throw
Elmalılı Hamdi YazırMusa onlara "Atın, ne atacaksanız" dedi
Süleyman AteşMusa onlara: "Atacağınızı atın!" dedi
«قال لهم موسى» بعد ما قالوا له (إما أن تُلقي وإما أن نكون نحن الملقين) «ألقوا ما أنتم ملقون» فالأمر فيه للإذن بتقديم إلقائهم توسلا به إلى إظهار الحق.
Diyanet İşleri MealiOnlar da iplerini ve değneklerini attılar ve: "Firavun hakkı için, şüphesiz, biz üstün geleceğiz" dediler
Saheeh InternationalSo they threw their ropes and their staffs and said, "By the might of Pharaoh, indeed it is we who are predominant
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve "Firavun'un kudreti hakkı için şüphesiz elbette bizler galip geleceğiz" dediler
Süleyman Ateşİplerini ve değneklerini attılar ve "Fir'avn'ın şerefine biz, elbette biz galib geleceğiz" dediler
«فألقوْا حبالهم وعصيهم وقالوا بعزة فرعون إنا لنحن الغالبون».
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine Musa değneğini attı; onların uydurduklarını yutmağa başlayıverdi
Saheeh InternationalThen Moses threw his staff, and at once it devoured what they falsified
Elmalılı Hamdi YazırArdından Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuyor
Süleyman AteşMusa da asasını attı. Birden o, onların uydurduklarını yutmağa başladı
«فألقى موسى عصاه فإذا هي تلقف» بحذف إحدى التاءين من الأصل تبتلع «ما يأفكون» يقلبونه بتمويههم فيخيلون حبالهم وعصيهم أنها حيات تسعى.
Diyanet İşleri MealiBunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler
Saheeh InternationalSo the magicians fell down in prostration [to Allah]
Elmalılı Hamdi YazırSihirbazlar derhal secdeye kapandılar
Süleyman AteşDerhal büyücüler secdeye kapandılar
«فألقيَ السحرة ساجدين».
Diyanet İşleri MealiBunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler
Saheeh InternationalThey said, "We have believed in the Lord of the worlds
Elmalılı Hamdi Yazırİman ettik, dediler, Âlemlerin Rabbine
Süleyman AteşDediler: "Alemlerin Rabbine inandık
«قالوا آمنا برب العالمين».
Diyanet İşleri MealiBunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler
Saheeh InternationalThe Lord of Moses and Aaron
Elmalılı Hamdi YazırMusa ve Harun'un Rabbine
Süleyman AteşMusa'nın ve Harun'un Rabbine
«رب موسى وهارون» لعلمهم بأن ما شاهدوه من العصا لا يتأتى بالسحر.
Diyanet İşleri MealiFiravun: "Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? Muhakkak ki o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi bileceksiniz; ellerinizi ayaklarınızı, and olsun, çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım" dedi
Saheeh International[Pharaoh] said, "You believed Moses before I gave you permission. Indeed, he is your leader who has taught you magic, but you are going to know. I will surely cut off your hands and your feet on opposite sides, and I will surely crucify you all
Elmalılı Hamdi YazırFiravun (kızgınlık içinde) dedi ki: "Ben size izin vermeden O'na iman ettiniz ha! Anlaşıldı ki o size sihri öğreten büyüğünüzmüş! Ama şimdi bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama ke stireceğim, hepinizi çarmıha gerdireceğim
Süleyman Ateş(Fir'avn) dedi: "Ben size izin vermeden mi ona inandınız? O, size büyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse (size ne yapacağımı) yakında bileceksiniz: Ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve hepinizi asacağım
«قال» فرعون «أآمنتم» بتحقيق الهمزتين وإبدال الثانية ألفا «له» لموسى «قبل أن آذن» أنا «لكم إنه لكبيركم الذي علمكم السحر» فعلَّمك شيئا منه وغلبكم بآخر «فلسوف تعلمون» ما ينالكم مني «لأقطعنَّ أيديكم وأرجلكم من خلاف» أي يد كل واحد اليمنى ورجله اليسرى «ولأصلبنكم أجمعين».
Diyanet İşleri Mealiİman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler
Saheeh InternationalThey said, "No harm. Indeed, to our Lord we will return
Elmalılı Hamdi YazırZararı yok dediler nasıl olsa biz Rabbimize döneceğiz
Süleyman AteşZararı yok, dediler, (nasıl olsa) biz Rabbimize döneceğiz
«قالوا لا ضَيْرَ» لا ضرر علينا في ذلك «إنا إلى ربنا» بعد موتنا بأي وجه كان «منقلبون» راجعون في الآخرة.
Diyanet İşleri Mealiİman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler
Saheeh InternationalIndeed, we aspire that our Lord will forgive us our sins because we were the first of the believers
Elmalılı Hamdi YazırHerhalde biz müminlerin evveli olduğumuzdan dolayı, Rabbimizin bize mağfiret buyuracağını ümit ederiz
Süleyman AteşBiz ilk inananlar olduğumuz için Rabbimizin, hatalarımızı bağışlayacağını umarız
«إنا نطمع» نرجوا «أن يغفر لنا ربنا خطايانا أن» أي بأن «كنَّا أول المؤمنين» في زماننا.
Diyanet İşleri MealiBiz Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip edileceksiniz" diye vahyettik
Saheeh InternationalAnd We inspired to Moses, "Travel by night with My servants; indeed, you will be pursued
Elmalılı Hamdi YazırBiz, Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz" diye vahyettik
Süleyman AteşMusa'ya: "Kullarımı geceleyin (Mısır'dan çıkar), yürüt; siz takibedileceksiniz." diye vahyettik
«وأوحينا إلى موسى» بعد سنين أقامها بينهم يدعوهم بآيات الله إلى الحق فلم يزيدوا إلا عتوا «أن أسر بعبادي» بني إسرائيل وفي قراءة بكسر النون ووصل همزة أسر من سرى لغة في أسرى أي سر بهم ليلا إلى البحر «إنكم مُتَّبعون» يتبعكم فرعون وجنوده فيلجون وراءكم البحر فأنجيكم وأغرقهم.
Diyanet İşleri MealiBu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi
Saheeh InternationalThen Pharaoh sent among the cities gatherers
Elmalılı Hamdi YazırFiravun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi
Süleyman AteşFir'avn, (İsrail oğullarının gittiğini duyunca) kentlere (asker) toplayıcılar gönderdi
«فأرسل فرعون» حين أخبر بسيرهم «في المدائن» قيل كان له ألف مدينة واثنا عشر ألف قرية «حاشرين» جامعين الجيش قائلا.
Diyanet İşleri MealiBu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi
Saheeh International[And said], "Indeed, those are but a small band
Elmalılı Hamdi YazırEsasen bunlar, sayıları azar azar, bölük pörçük bir cemaattır
Süleyman AteşŞunlar, (şu İsrail oğulları), az bir topluluktur dedi
«إن هؤلاء لشرذمةٌ» طائفة «قليلون» قيل كانوا ستمائة ألف وسبعين ومقدمة جيشه سبعمائة ألف فقللهم بالنظر إلى كثرة جيشه.
Diyanet İşleri MealiBu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi
Saheeh InternationalAnd indeed, they are enraging us
Elmalılı Hamdi Yazır(Böyle iken) hakkımızda çok gayz (öfke) besliyorlar
Süleyman AteşBizi kızdırmaktadırlar
«وإنهم لنا لغائظون» فاعلون ما يغيظنا.
Diyanet İşleri MealiBu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi
Saheeh InternationalAnd indeed, we are a cautious society
Elmalılı Hamdi YazırBiz ise, elbette uyanık (ve tekvücut) bir cemaatız." (diyor ve dedirtiyordu)
Süleyman AteşBiz, ihtiyatlı, koca bir cemaatiz
«وإنا لجميعٌ حذرون» مستعدون وفي قراءة حاذرون متيقظون.
Diyanet İşleri MealiAma biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık
Saheeh InternationalSo We removed them from gardens and springs
Elmalılı Hamdi YazırAma (sonunda) biz, onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden, pınarlardan
Süleyman AteşBöylece biz onları çıkardık: bahçeler(in)den, çeşmeler(in)den
قال تعالى: «فأخرجناهم» أي فرعون وقومه من مصر ليلحقوا موسى وقومه «من جنات» بساتين كانت على جانبي النيل «وعيون» أنهار جارية في الدور من النيل.
Diyanet İşleri MealiAma biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık
Saheeh InternationalAnd treasures and honorable station
Elmalılı Hamdi YazırHazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık
Süleyman AteşHazineler(in)den ve o güzel yer(lerin)den
«وكنوز» أموال ظاهرة من الذهب والفضة، وسميت كنوزا لأنه لم يعط حق الله تعالى منها «ومقامٍ كريمٍ» مجلس حسن للأمراء والوزراء يحفه أتباعهم.
Diyanet İşleri MealiAma biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık
Saheeh InternationalThus. And We caused to inherit it the Children of Israel
Elmalılı Hamdi YazırVe onlara İsrail oğullarını mirasçı yaptık
Süleyman AteşBöylece bunları İsrail oğullarına miras yaptık
«كذلك» أي إخراجنا كما وصفنا «وأورثناها بني إسرائيل» بعد إغراق فرعون وقومه.
Diyanet İşleri MealiFiravun ve adamları güneş üzerlerine doğarken onların ardına düştüler
Saheeh InternationalSo they pursued them at sunrise
Elmalılı Hamdi YazırDerken (Firavun ve adamları) güneş doğmuştu ki, onların ardına düştüler
Süleyman Ateş(Fir'avn ve adamları), güneş doğarken onların ardına düştüler
«فأتبعوهم» لحقوهم «مشرقين» وقت شروق الشمس.
Diyanet İşleri Mealiİki topluluk birbirini gördüğünde, Musa'nın adamları: "İşte yakalandık" dediler
Saheeh InternationalAnd when the two companies saw one another, the companions of Moses said, "Indeed, we are to be overtaken
Elmalılı Hamdi Yazırİki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları "Eyvah, yakalandık! dediler
Süleyman Ateşİki topluluk (yaklaşıp) birbirini görünce Musa'nın adamları: "İşte yakalandık!" dediler
«فلما تراءى الجمعان» رأى كل منهما الآخر «قال أصحاب موسى إنا لمدركون» يدركنا جمع فرعون ولا طاقة لنا به.
Diyanet İşleri MealiMusa: "Hayır; Rabbim benimle beraberdir, bana elbette yol gösterecektir" dedi
Saheeh International[Moses] said, "No! Indeed, with me is my Lord; He will guide me
Elmalılı Hamdi YazırMusa: "Hayır, aslâ! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yolunu gösterecektir
Süleyman Ateş(Musa): "Hayır, dedi, Rabbim benimle beraberdir. Bana yol gösterecektir
«قال» موسى «كلا» أي لن يدركونا «إن معي ربي» ينصره «سيهدين» طريق النجاة.
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine Biz Musa'ya: "Değneğinle denize vur" diye vahyettik. Hemen deniz ikiye ayrıldı, her parçası yüce bir dağ gibiydi
Saheeh InternationalThen We inspired to Moses, "Strike with your staff the sea," and it parted, and each portion was like a great towering mountain
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine Musa'ya "Vur asân ile denize" diye vahyettik; vurunca bir infilak etti, her bölük koca bir dağ gibi oluverdi
Süleyman AteşMusa'ya: "Değneğinle denize vur!" diye vahyettik. (Vurunca deniz) yarıldı, (on iki yol açıldı). Her bölüm, kocaman bir dağ gibi oldu
قال تعالى: «فأوحينا إلى موسى أن اضرب بعصاك البحر» فضربه «فانفلق» فانشق اثنى عشر فرقا «فكان كل فرق كالطود العظيم» الجبل الضخم بينهما مسالك سلكوها لم يبتل منها سرج الراكب ولا لبده.
Diyanet İşleri Mealiİşte oraya, geridekileri de yaklaştırdık
Saheeh InternationalAnd We advanced thereto the pursuers
Elmalılı Hamdi YazırÖtekilerini de buraya yanaştırıvermiştik
Süleyman AteşÖtekileri de buraya yaklaştırdık (Musa ve adamlarının ardından, düşmanları da bu denizde açılan yollara girdiler)
«وأزلفنا» قرَّبنا «ثمَّ» هناك «الآخرين» فرعون وقومه حتى سلكوا مسالكهم.
Diyanet İşleri MealiMusa ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık
Saheeh InternationalAnd We saved Moses and those with him, all together
Elmalılı Hamdi YazırMusa ve beraberindekilerin hepsini kurtardık
Süleyman AteşMusa'yı ve beraberinde olanları tamamen kurtardık
«وأنجينا موسى ومن معه أجمعين» بإخراجهم من البحر على هيئته المذكورة.
Diyanet İşleri MealiÖbürlerini suda boğduk
Saheeh InternationalThen We drowned the others
Elmalılı Hamdi YazırSonra da ötekileri suda boğduk
Süleyman AteşSonra ötekilerini boğduk (Musa ve adamları karaya çıkınca deniz kapandı, Fir'avn ve adamları boğuldu)
«ثم أغرقنا الآخرين» فرعون وقومه بإطباق البحر عليهم لما تم دخولهم في البحر وخروج بني إسرائيل منه.
Diyanet İşleri MealiBunda şüphesiz ders vardır, ama çoğu inanmamıştır
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bunda bir âyet (ibret) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama çokları inanmazlar
«إن في ذلك» إغراق فرعون وقومه «لآيةٌ» عبرة لمن بعدهم «وما كان أكثرهم مؤمنين» بالله لم يؤمن منهم غير آسية امرأة فرعون وحزقيل مؤمن آل فرعون ومريم بنت ناموصى التي دلت على عظام يوسف عليه السلام.
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Rabbin, güçlü olandır, merhamet edendir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz, işte o Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
«وإن ربك لهو العزيز» فانتقم من الكافرين بإغراقهم «الرحيم» بالمؤمنين فأنجاهم من الغرق.
Diyanet İşleri MealiOnlara İbrahim'in kıssasını anlat
Saheeh InternationalAnd recite to them the news of Abraham
Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) onlara İbrahim'in kıssasını da naklet
Süleyman AteşOnlara İbrahim'in haberini de oku
«واتل عليهم» أي كفار مكة «نبأ» خبر «إبراهيم» ويبدل منه.
Diyanet İşleri Mealiİbrahim, babasına ve milletine: "Nelere tapıyorsunuz?" demişti
Saheeh InternationalWhen he said to his father and his people, "What do you worship
Elmalılı Hamdi YazırHani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti
Süleyman AteşBabasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti
«إذا قال لأبيه وقومه ما تعبدون».
Diyanet İşleri MealiPutlara tapıyoruz, onlara bağlanıp duruyoruz" demişlerdi
Saheeh InternationalThey said, "We worship idols and remain to them devoted
Elmalılı Hamdi YazırBirtakım putlara taparız da onlar sayesinde toplanırız" dediler
Süleyman AteşPutlara tapıyoruz, onların önünde ibadete duruyoruz. dediler
«قالوا نعبد أصناما» صرحوا بالفعل ليعطفوا عليه «فنظل لها عاكفين» نقيم نهارا على عبادتها زادوه في الجواب افتخارا به.
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti
Saheeh InternationalHe said, "Do they hear you when you supplicate
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim "Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı
Süleyman AteşPeki, dedi, siz du'a ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı
«قال هل يسمعونكم إذ» حين «تدعون».
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti
Saheeh InternationalOr do they benefit you, or do they harm
Elmalılı Hamdi YazırVeya size fayda veya zararları olur mu
Süleyman AteşYahut size fayda veya zarar verebiliyorlar mı
«أو ينفعونكم» إن عبدتموهم «أو يضرونـ» كم إن لم تعبدوهم.
Diyanet İşleri MealiHayır ama, babalarımızı da bu şekilde ibadet ederken bulduk" demişlerdi
Saheeh InternationalThey said, "But we found our fathers doing thus
Elmalılı Hamdi YazırYok, dediler, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk
Süleyman AteşHayır, ama babalarımızın böyle yaptıklarını gördük, (onun için biz de böyle yapıyoruz). dediler
«قالوا بل وجدنا آباءنا كذلك يفعلون» أي مثل فعلنا.
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Saheeh InternationalHe said, "Then do you see what you have been worshipping
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü
Süleyman Ateşİşte gördünüz mü neye tapıyorsunuz? dedi
«قال أفرآيتم ما كنتم تعبدون».
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Saheeh InternationalYou and your ancient forefathers
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü
Süleyman AteşSiz ve eski atalarınız
«أنتم وآبائكم الأقدمون».
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Saheeh InternationalIndeed, they are enemies to me, except the Lord of the worlds
Elmalılı Hamdi YazırHep onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur)
Süleyman AteşOnlar benim düşmanımdır. Yalnız alemlerin Rabbi (benim dostumdur)
«فإنهم عدو لي» لا أعبدهم «إلا» لكن «ربَّ العالمين» فإني أعبده.
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Saheeh InternationalWho created me, and He [it is who] guides me
Elmalılı Hamdi YazırO ki, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir
Süleyman AteşBeni yaratan ve bana yol gösteren O'dur
«الذي خلقني فهو يهدين» إلى الدين.
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Saheeh InternationalAnd it is He who feeds me and gives me drink
Elmalılı Hamdi YazırBeni yediren, içirendir
Süleyman AteşBana yediren ve içiren O'dur
«والذي هو يطعمني ويسقين».
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Saheeh InternationalAnd when I am ill, it is He who cures me
Elmalılı Hamdi YazırHastalandığım zaman bana O, şifâ verir
Süleyman AteşHastalandığım zaman bana şifa veren O'dur
«وإذا مرضت فهو يشفين».
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Saheeh InternationalAnd who will cause me to die and then bring me to life
Elmalılı Hamdi YazırO ki, benim canımı alacak, sonra diriltecektir
Süleyman AteşBeni öldürecek, sonra diriltecek O'dur
«والذي يُميتني ثم يحيين».
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Saheeh InternationalAnd who I aspire that He will forgive me my sin on the Day of Recompense
Elmalılı Hamdi YazırVe hesap günü, hatamı bağışlayacağını umduğumdur
Süleyman AteşCeza günü hatamı bağışlayacağını umduğum da O'dur
«والذي أطمع» أرجو «أن يغفر لي خطيئتي يوم الدين» الجزاء.
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Saheeh International[And he said], "My Lord, grant me authority and join me with the righteous
Elmalılı Hamdi YazırYa Rab! Bana hikmet (hüküm) ver ve beni iyiler (zümresin)e kat
Süleyman AteşRabbim, bana hüküm (hükümdarlık, bilgi) ver ve beni Salihler arasına kat
«رب هب لي حكما» علما «وألحقني بالصالحين» النبيين.
Diyanet İşleri MealiSonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
Saheeh InternationalAnd grant me a reputation of honor among later generations
Elmalılı Hamdi YazırSonra gelecekler içinde beni doğrulukla anılanlardan eyle
Süleyman AteşSonra gelenler arasında bana, bir doğruluk dili nasib eyle (sonraki nesiller arasında hayır ile anılmamı sağla)
«واجعل لي لسان صدق» ثناء حسنا «في الآخرين» الذين يأتون بعدي إلى يوم القيامة.
Diyanet İşleri MealiSonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
Saheeh InternationalAnd place me among the inheritors of the Garden of Pleasure
Elmalılı Hamdi YazırVe beni naîm (nimeti bol) cennetin varislerinden eyle
Süleyman AteşBeni ni'met(i bol olan) cennetinin varislerinden kıl
«واجعلني من ورثة جنة النعيم» ممن يعطاها.
Diyanet İşleri MealiSonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
Saheeh InternationalAnd forgive my father. Indeed, he has been of those astray
Elmalılı Hamdi YazırBabamı da bağışla, çünkü o yanlış gidenlerdendir
Süleyman AteşBabamı da bağışla. Çünkü o, sapıklardandır. And forgive my father. Lo! he is of those who err
«واغفر لأبي إنه كان من الضالين» بأن تتوب عليه فتغفر له وهذا قبل أن يتبين له أنه عدو لله كما ذكر في سورة براءة.
Diyanet İşleri MealiSonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
Saheeh InternationalAnd do not disgrace me on the Day they are [all] resurrected
Elmalılı Hamdi Yazır(İnsanların) diriltilecekleri gün, beni mahcub etme
Süleyman Ateş(Kulların) diriltilecekleri gün, beni utandırma
«ولا تخزني» تفضحني «يوم يُبعثون» الناس.
Diyanet İşleri MealiSonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
Saheeh InternationalThe Day when there will not benefit [anyone] wealth or children
Elmalılı Hamdi YazırO gün ki ne mal fayda verir ne oğullar
Süleyman AteşO gün ki, ne mal, ne de oğullar yarar vermez
قال تعالى فيه: «يوم لا ينفع مال ولا بنون» أحدا
Diyanet İşleri MealiSonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
Saheeh InternationalBut only one who comes to Allah with a sound heart
Elmalılı Hamdi YazırAncak Allah'a temiz bir kalple gelenler o günde (kurtuluşa erer)
Süleyman AteşAncak Allah'a sağlam ve temiz kalb getiren (yarar görür)
«إلا» لكن «من أتى الله بقلب سليم» من الشرك والنفاق وهو قلب المؤمن فإنه ينفعه ذلك.
Diyanet İşleri MealiO gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir
Saheeh InternationalAnd Paradise will be brought near [that Day] to the righteous
Elmalılı Hamdi Yazır(O gün) Cennet müttakilere yaklaştırılmıştır
Süleyman Ateş(O gün) cennet, korunanlara yaklaştırılır
«وأُزلفت الجنة» قربت «للمتقين» فيرونها.
Diyanet İşleri MealiO gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir
Saheeh InternationalAnd Hellfire will be brought forth for the deviators
Elmalılı Hamdi YazırAzgınlar için de cehennem hortlatılmıştır
Süleyman AteşCehennem de azgınların karşısına çıkarılır
«وبرزت الجحيم» أظهرت «للغاوين» الكافرين.
Diyanet İşleri MealiOnlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir
Saheeh InternationalAnd it will be said to them, "Where are those you used to worship
Elmalılı Hamdi YazırOnlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir
Süleyman AteşOnlara "Hani taptıklarınız nerede?" denilir
«وقيل لهم أين ما كنتم تعبدون».
Diyanet İşleri MealiOnlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir
Saheeh InternationalOther than Allah? Can they help you or help themselves
Elmalılı Hamdi YazırOnlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir
Süleyman AteşO Allah'tan başka (taptıklarınız) size yardım ediyorlar mı, yahut kendilerine yardımları dokunuyor mu
«من دون الله» أي غيره من الأصنام «هل ينصرونكم» بدفع العذاب عنكم «أو ينتصرون» بدفعه عن أنفسهم، لا.
Diyanet İşleri MealiOnlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar
Saheeh InternationalSo they will be overturned into Hellfire, they and the deviators
Elmalılı Hamdi YazırVe arkasından hep onlar (putlar ve azgınlar) o cehennemin içine fırlatılmaktadırlar
Süleyman AteşOnlar ve azgınlar, tepe taklak oraya atılırlar
«فكُبْكِبوا» ألقوا «فيها هم والغاوون».
Diyanet İşleri MealiOnlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar
Saheeh InternationalAnd the soldiers of Iblees, all together
Elmalılı Hamdi YazırVe bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki
Süleyman Ateşİblis'in bütün askerleri de
«وجنود إبليس» أتباعه، ومن أطاعه من الجن والإنس «أجمعون».
Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
Saheeh InternationalThey will say while they dispute therein
Elmalılı Hamdi YazırVe bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki
Süleyman AteşOnlar orada (putlarıyle) çekişerek derler ki
«قالوا» أي الغاوون «وهم فيها يختصمون» مع معبوديهم.
Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
Saheeh InternationalBy Allah, we were indeed in manifest error
Elmalılı Hamdi YazırVallahi biz, gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz
Süleyman AteşVallahi biz apaçık bir sapıklık içinde imişiz
«تالله إن» مخففة من الثقلية واسمها محذوف أي إنه «كنا لفي ضلال مبين» بين.
Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
Saheeh InternationalWhen we equated you with the Lord of the worlds
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü biz sizi, âlemlerin Rabbi ile bir seviyede tutuyorduk
Süleyman AteşÇünkü sizi alemlerin Rabbine eşit tutuyorduk
«إذ» حيث «نسويكم برب العالمين» في العبادة.
Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
Saheeh InternationalAnd no one misguided us except the criminals
Elmalılı Hamdi YazırVe bizi hep o günahkarlar saptırdı
Süleyman AteşAma bizi saptıran o suçlulardır
«وما أضلنا» عن الهدى «إلا المجرمون» أي الشياطين أو أوّلونا الذين اقتدينا بهم.
Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
Saheeh InternationalSo now we have no intercessors
Elmalılı Hamdi YazırBak bizim için ne şefaatçiler var
Süleyman AteşŞimdi artık bizim ne şefa'atçilerimiz var
«فما لنا من شافعين» كما للمؤمنين من الملائكة والنبيين والمؤمنين.
Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
Saheeh InternationalAnd not a devoted friend
Elmalılı Hamdi YazırNe de yakın bir dost
Süleyman AteşNe de sıcak bir dostumuz
«ولا صديق حميم» يهمه أمرنا.
Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
Saheeh InternationalThen if we only had a return [to the world] and could be of the believers
Elmalılı Hamdi YazırAh keşke (dünyaya) bir kere daha dönebilsek de, müminlerden olabilseydik
Süleyman AteşAh keşke bir dönüşümüz daha olsa da inananlardan olsak
«فلو أن لنا كرَّة» رجعة إلى الدنيا «فنكون من المؤمنين» لو هنا للتمني ونكون جوابه.
Diyanet İşleri MealiBunda şüphesiz bir ders vardır ama çoğu inanmamıştır
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır; oysa çokları iman etmiş değillerdir
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
«إن في ذلك» المذكور من قصة إبراهيم وقومه «لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».
Diyanet İşleri MealiRabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
«وإن ربك لهم العزيز الرحيم».
Diyanet İşleri MealiNuh'un milleti peygamberlerini yalanladı
Saheeh InternationalThe people of Noah denied the messengers
Elmalılı Hamdi YazırNuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla itham etti
Süleyman AteşNuh kavmi de gönderilen elçileri yalanladı
«كذبت قوم نوح المرسلين» بتكذيبهم له لاشتراكهم في المجيء بالتوحيد، أو لأنه لطول لبثه فيهم كأنه رسل وتأنيث قوم باعتبار معناه وتذكيره باعتبار لفظه.
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi
Saheeh InternationalWhen their brother Noah said to them, "Will you not fear Allah
Elmalılı Hamdi YazırHani kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız
Süleyman AteşKardeşleri Nuh onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti
«إذ قال لهم أخوهم» نسبا «نوح ألا تتقون» الله.
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir Peygamberim
Süleyman AteşBen size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
«إني لكم رسول أمين» على تبليغ ما أرسلت به.
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Elmalılı Hamdi YazırGelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
«فاتقوا الله وأطيعون» فيما آمركم به من توحيد الله وطاعته.
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Elmalılı Hamdi YazırBuna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafaatımı verecek olan ancak, âlemlerin Rabbidir
Süleyman AteşBen sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, yalnız alemlerin Rabbine aittir
«وما أسألكم عليه» على تبليغه «من أجر إن» ما «أجريَ» أي ثوابي «إلا على رب العالمين».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Elmalılı Hamdi YazırGelin, artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Süleyman AteşÖyle ise Allah'tan korkun ve bana ita'at edin
«فاتقوا الله وأطيعون» كرره تأكيدا.
Diyanet İşleri MealiSana mı inanacağız? Sana en rezil kimseler uymaktadır" dediler
Saheeh InternationalThey said, "Should we believe you while you are followed by the lowest [class of people]
Elmalılı Hamdi YazırÂ, dediler, senin ardına hep düşük kimseler düşmüşken, biz sana hiç inanır mıyız
Süleyman AteşDediler ki: "Sana bayağı kimseler uymuşken biz sana inanır mıyız
«قالوا أنؤمن» نصدق «لك» لقولك «واتبعك» وفي قراءة وأتباعك جمع تابع مبتدأ «الأرذلون» السفلة كالحاكة والأساكفة.
Diyanet İşleri MealiNuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi
Saheeh InternationalHe said, "And what is my knowledge of what they used to do
Elmalılı Hamdi YazırNuh dedi ki: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur
Süleyman AteşDedi ki: "Ben onların yaptıklarını(n iç yüzünü) bilmem (ben ancak görünüşe göre hüküm veririm)
«قال وما علمي» أيّ علم لي «بما كانوا يعلمون».
Diyanet İşleri MealiNuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi
Saheeh InternationalTheir account is only upon my Lord, if you [could] perceive
Elmalılı Hamdi YazırOnların hesabı ancak Rabbime aittir. Düşünsenize
Süleyman AteşAnlayışınız olsa, onların hesabının Rabbime aidolduğunu bilirsiniz
«إن» ما «حسابهم إلا على ربي» فيجازيهم «لو تشعرون» تعلمون ذلك ما عبَّدتموهم.
Diyanet İşleri MealiNuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi
Saheeh InternationalAnd I am not one to drive away the believers
Elmalılı Hamdi YazırHem ben iman edenleri kovmaya memur değilim
Süleyman AteşBen inananları kovacak değilim
«وما أنا بطارد المؤمنين».
Diyanet İşleri MealiNuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi
Saheeh InternationalI am only a clear warner
Elmalılı Hamdi YazırBen ancak apaçık bir uyarıcıyım
Süleyman AteşBen sadece apaçık bir uyarıcıyım
«إن» ما «أنا إلا نذير مبين» بيَّن الإنذار.
Diyanet İşleri MealiEy Nuh! Eğer bu işe son vermezsen, şüphesiz taşlanacaklardan olacaksın" dediler
Saheeh InternationalThey said, "If you do not desist, O Noah, you will surely be of those who are stoned
Elmalılı Hamdi YazırDediler ki: "Ey Nuh! Eğer vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşa tutulanlardan olacaksın
Süleyman AteşDediler: "Ey Nuh, (bu dediğinden) vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın
«قالوا لئن لم تنته يا نوح» عما تقول لنا «لتكونن من المرجومين» بالحجارة أو بالشتم.
Diyanet İşleri MealiNuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi
Saheeh InternationalHe said, "My Lord, indeed my people have denied me
Elmalılı Hamdi YazırNuh: "Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla itham etti
Süleyman Ateş(Nuh): "Rabbim, dedi, kavmim beni yalanladı
«قال» نوح «رب إن قومي كذبون».
Diyanet İşleri MealiNuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi
Saheeh InternationalThen judge between me and them with decisive judgement and save me and those with me of the believers
Elmalılı Hamdi YazırArtık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar
Süleyman AteşBenimle onların arasını aç (aramızda hükmet), beni ve benimle beraber bulunan mü'minleri kurtar
«فافتح بيني وبينهم فتحا» أي احكم «ونجني ومن معي من المؤمنين».
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine onu ve beraberinde bulunanları, dolu bir gemi içinde taşıyarak kurtardık
Saheeh InternationalSo We saved him and those with him in the laden ship
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri, o dolu gemide taşıyarak kurtardık
Süleyman AteşBiz de onu ve onunla beraber bulunanları, dolu gemi içinde kurtardık
قال تعالى «فأنجيناه ومن معه في الفلك المشحون» المملوء من الناس والحيوان والطير.
Diyanet İşleri MealiSonra de geride kalanları suda boğduk
Saheeh InternationalThen We drowned thereafter the remaining ones
Elmalılı Hamdi YazırSonra da arkasında kalanları suda boğduk
Süleyman AteşSonra bunun ardından, geride kalanları boğduk
«ثم أغرقنا بعد» بعد إنجائهم «الباقين» من قومه.
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak ders) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
«إن ذلك لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».
Diyanet İşleri MealiRabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
«وإن ربك لهو العزيز الرحيم».
Diyanet İşleri MealiAd milleti de peygamberleri yalanladı
Saheeh InternationalAad denied the messengers
Elmalılı Hamdi YazırÂd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti
Süleyman AteşAd (kavmi) de, gönderilen elçileri yalanladı
«كذبت عادٌ المرسلين».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalWhen their brother Hud said to them, "Will you not fear Allah
Elmalılı Hamdi YazırHani kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız
Süleyman AteşKardeşleri Hud onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti
«إذ قال لهم أخوهم هود ألا تتقون».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş, güvenilir bir Peygamberim
Süleyman AteşBen size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
«إني لكم رسول أمين».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Elmalılı Hamdi YazırGelin artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
«فاتقوا الله وأطيعون».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Elmalılı Hamdi YazırBuna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir
Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir
«وما أسألكم عليه من أجر إن» ما «أجري إلا على رب العالمين».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalDo you construct on every elevation a sign, amusing yourselves
Elmalılı Hamdi YazırSiz her tepeye bir alâmet bina edip eğlenir durur musunuz
Süleyman AteşSiz her yol üzerine, (gelip geçenleri yanıltmak için) bir işaret yapıp da boş şeyle mi uğraşıyorsunuz
«أتبنون بكل ريع» مكان مرتفع «آية» بنا علما للمارة «تعبثون» ممن يمر بكم وتسخرون منهم والجملة حال من ضمير تبنون.
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalAnd take for yourselves palaces and fortresses that you might abide eternally
Elmalılı Hamdi YazırTemelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz
Süleyman AteşBelki ebedi yaşarsınız diye köşkler (ve müstahkem kaleler) ediniyorsunuz
«وتتخذون مصانع» للماء تحت الأرض «لعلكم» كأنكم «تخلدون» فيها لا تموتون.
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalAnd when you strike, you strike as tyrants
Elmalılı Hamdi YazırHem tuttuğunuz zaman merhametsiz zorbalar gibi tutuyorsunuz
Süleyman Ateş(Bir kavmi) yakaladığınız zaman da zorbalar gibi yakalıyorsunuz
«وإذا بطشتم» بضرب أو قتل «بطشتم جبارين» من غير رأفة.
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Elmalılı Hamdi YazırArtık Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
«فاتقوا الله» في ذلك «وأطيعون» فيما أمرتكم به.
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalAnd fear He who provided you with that which you know
Elmalılı Hamdi YazırO Allah'tan korkun ki, size o bildiğiniz şeyleri vermekte
Süleyman AteşSize bildiğiniz ni'metleri bol bol veren(Allah)dan korkun. Keep your duty toward Him Who hath aided you with (the good things) that ye know
«واتقوا الذي أمدكم» أنعم عليكم «بما تعملون».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalProvided you with grazing livestock and children
Elmalılı Hamdi YazırDavarlar, oğullar
Süleyman AteşO size verdi: davarlar, oğullar
«أمدكم بأنعام وبنين».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalAnd gardens and springs
Elmalılı Hamdi YazırCennet gibi bağlar, bahçeler, pınarlar ihsan etmektedir
Süleyman AteşBahçeler, çeşmeler
«وجنات» بساتين «وعيون» أنهار.
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalIndeed, I fear for you the punishment of a terrible day
Elmalılı Hamdi YazırCidden ben sizin hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum
Süleyman AteşDoğrusu ben size büyük bir günün azabı(nın çarpması)ndan korkuyorum
«إني أخاف عليكم عذاب يوم عظيم» في الدنيا والآخرة إن عصيتموني.
Diyanet İşleri Mealiİster öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bizce birdir
Saheeh InternationalThey said, "It is all the same to us whether you advise or are not of the advisors
Elmalılı Hamdi YazırDediler ki: "Sen ha vaaz etmişsin, ha vaaz edenlerden olmamışsın, bizce birdir
Süleyman AteşDediler ki: "Öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da bizce birdir
«قالوا سواء علينا» مستو عندنا «أوعظت أم لم تكن من الواعظين» أصلا أي لا نرعوي لوعظك.
Diyanet İşleri MealiBu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler
Saheeh InternationalThis is not but the custom of the former peoples
Elmalılı Hamdi YazırBu sırf eskilerin âdetidir
Süleyman AteşBu (davranışımız), sadece evvelkilerin ahlakı(ve geleneği)dir
«إن» ما «هذا» الذي خوفنا به «إلا خَلْق الأولين» اختلافهم وكذبهم وفي قراءة بضم الخاء واللام أي ما هذا الذي نحن عليه من إنكار للبعث إلا خلق الأولين أي طبيعتهم وعادتهم.
Diyanet İşleri MealiBu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler
Saheeh InternationalAnd we are not to be punished
Elmalılı Hamdi YazırBiz azaba uğratılacak da değiliz
Süleyman AteşBiz azaba uğratılacak değiliz
«وما نحن بمعذبين».
Diyanet İşleri MealiBöylece onu yalanladılar; Biz de kendilerini yok ettik. Bunda şüphesiz ki ders vardır; ama çoğu inanmamıştır
Saheeh InternationalAnd they denied him, so We destroyed them. Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Elmalılı Hamdi YazırBöylece onu yalancı saydılar; biz de kendilerini helak ettik. Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir
Süleyman Ateş(Böylece) onu yalanladılar. Biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
«فكذبوه» بالعذاب «فأهلكناهم» في الدنيا بالريح «إن في ذلك لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
««إن ربك لهو العزيز الرحيم».
Diyanet İşleri MealiSemud milleti de peygamberleri yalanladı
Saheeh InternationalThamud denied the messengers
Elmalılı Hamdi YazırSemûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti
Süleyman AteşSemud (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı
«كذبت ثمود المرسلين».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalWhen their brother Salih said to them, "Will you not fear Allah
Elmalılı Hamdi YazırHani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız
Süleyman AteşKardeşleri Salih, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız
«إذ قال لهم أخوهم صالح ألا تتقون».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim
Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim
«إني لكم رسول أمين».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Elmalılı Hamdi YazırGelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
«فاتقوا الله وأطيعون».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Elmalılı Hamdi YazırBuna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir
Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir
«وما أسألكم عليه من أجر إن» ما «أجري إلا على رب العالمين».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalWill you be left in what is here, secure [from death]
Elmalılı Hamdi YazırSiz burada güven içinde bırakılacak mısınız
Süleyman AteşSiz burada güven içinde bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz
«أتتركون في ما ههنا» من الخيرات «آمنين».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalWithin gardens and springs
Elmalılı Hamdi YazırBahçelerin, pınarların içinde
Süleyman AteşBöyle bahçelerde, çeşme başlarında
«في جنات وعيون».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalAnd fields of crops and palm trees with softened fruit
Elmalılı Hamdi YazırEkinlerin, salkımları sarkmış hurmalar arasında
Süleyman AteşEkinler ve yumuşak tomurcuklu güzel hurmalıklar arasında
«وزروع ونخل طلعها هضيم» لطيف لين.
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalAnd you carve out of the mountains, homes, with skill
Elmalılı Hamdi YazırKi bir de dağlardan keyifli keyifli kâşâneler oyuyorsunuz
Süleyman AteşDağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz
«وتنحتون من الجبال بيوتا فرهين» بطرين وفي قراءة فارهين حاذقين.
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Elmalılı Hamdi YazırGelin! Allah'tan korkun da bana itaat edin
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
«فاتقوا الله وأطيعون» فيما أمرتكم به.
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalAnd do not obey the order of the transgressors
Elmalılı Hamdi YazırYeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın
Süleyman AteşO aşırıların emrine uymayın
«ولا تطيعوا أمر المسرفين».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalWho cause corruption in the land and do not amend
Elmalılı Hamdi YazırYeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın
Süleyman AteşYeryüzünde bozgunculuk yapan, ıslah etmeyen o kimseler(in sözüyle hareket etmeyin)
«الذين يفسدون في الأرض» بالمعاصي «ولا يصلحون» بطاعة الله.
Diyanet İşleri MealiSen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler
Saheeh InternationalThey said, "You are only of those affected by magic
Elmalılı Hamdi YazırSen dediler, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin
Süleyman AteşDediler: Sen, iyice büyülenmişlerdensin
«قالوا إنما أنت من المسحرين» الذين سحروا كثيرا حتى غلب على عقلهم.
Diyanet İşleri MealiSen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler
Saheeh InternationalYou are but a man like ourselves, so bring a sign, if you should be of the truthful
Elmalılı Hamdi YazırSen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir âyet (mucize) getir
Süleyman AteşSen de bizim gibi bir insansın. Eğer doğrulardansan bize bir mu'cize getir
«ما أنت» أيضا «إلا بشر مثلنا فأت بآية إن كنتم من الصادقين» في رسالتك.
Diyanet İşleri MealiSalih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi
Saheeh InternationalHe said, "This is a she-camel. For her is a [time of] drink, and for you is a [time of] drink, [each] on a known day
Elmalılı Hamdi YazırSalih "İşte (mucize) bu dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onundur, belli bir günün içme hakkı da sizin" dedi
Süleyman AteşDedi: "İşte bu dişi deve(mu'cize)dir. (Bir gün) onun su içme hakkı var, belli bir günün su içme hakkı da sizin
«قال هذه ناقة لها شرب» نصيب من الماء «ولكم شرب يوم معلوم».
Diyanet İşleri MealiSalih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi
Saheeh InternationalAnd do not touch her with harm, lest you be seized by the punishment of a terrible day
Elmalılı Hamdi YazırSakın ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir
Süleyman AteşSakın, ona bir kötülük dokundurmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar
«ولا تمسوها بسوء فيأخذكم عذاب يوم عظيم» بعظم العذاب.
Diyanet İşleri MealiOnlar ise deveyi kestiler; ama pişman da oldular
Saheeh InternationalBut they hamstrung her and so became regretful
Elmalılı Hamdi YazırDerken onu kestiler; fakat pişman da oldular
Süleyman AteşNihayet onu kestiler, ama pişman oldular
«فعقروها» عقرها بعضهم برضاهم «فأصبحوا نادمين» على عقرها.
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda bir ders vardır, fakat çoğu inanmamıştır
Saheeh InternationalAnd the punishment seized them. Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir
Süleyman AteşVe azab onları yakaladı. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
«فأخذهم العذاب» الموعود به فهلكوا «إن في ذلك لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».
Diyanet İşleri MealiRabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
«وإن ربك لهو العزيز الرحيم».
Diyanet İşleri MealiLut milleti de peygamberleri yalanladı
Saheeh InternationalThe people of Lot denied the messengers
Elmalılı Hamdi YazırLût (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti
Süleyman AteşLut (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı
«كذبت قوم لوط المرسلين».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
Saheeh InternationalWhen their brother Lot said to them, "Will you not fear Allah
Elmalılı Hamdi YazırHani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan kormaz mısınız
Süleyman AteşKardeşleri Lut, onlara "Korunmaz mısınız?" demişti
«إذ قال لهم أخوهم لوط ألا تتقون».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim
Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim
«إني لكم رسول أمين».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Elmalılı Hamdi YazırGelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
«فاتقوا الله وأطيعون».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Elmalılı Hamdi YazırBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir
Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir. And I ask of you no wage therefore; my wage is the concern only of the Lord of the Worlds
«وما أسألكم عليه من أجر إن» ما «أجري إلا على رب العالمين».
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
Saheeh InternationalDo you approach males among the worlds
Elmalılı Hamdi Yazırİnsanlar içinden erkeklere mi gidiyorsunuz
Süleyman AteşAlemlerin içinde erkeklere mi gidiyorsunuz
«أتأتون الذكران من العالمين» الناس.
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
Saheeh InternationalAnd leave what your Lord has created for you as mates? But you are a people transgressing
Elmalılı Hamdi YazırBırakıyorsunuz da sizler için yarattığı eşleri! Doğrusu siz insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz
Süleyman AteşVe Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz? Siz sınırı aşan bir kavimsiniz
«وتذرون ما خلق لكم ربكم من أزواجكم» أي أقبالهن «بل أنتم قوم عادون» متجاوزون الحلال إلى الحرام.
Diyanet İşleri MealiEy Lut! Bu sözlerinden vazgeçmezsen, mutlaka kovulacaksın" dediler
Saheeh InternationalThey said, "If you do not desist, O Lot, you will surely be of those evicted
Elmalılı Hamdi YazırOnlar şöyle dediler: "Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bilki, sürülenlerden olacaksın
Süleyman AteşDediler: "Ey Lut, andolsun, eğer (bundan) vazgeçmezsen, mutlaka sürülenlerden olacaksın
«قالوا لئن لم تنته يا لوط» عن إنكارك علينا «لتكونن من المخرجين» من بلدتنا.
Diyanet İşleri MealiLut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi
Saheeh InternationalHe said, "Indeed, I am, toward your deed, of those who detest [it]
Elmalılı Hamdi YazırLût "Doğrusu ben, dedi, sizin bu işinize buğzedenlerdenim
Süleyman Ateş(Lut) dedi: "Ben sizin bu işinize, (kadınları bırakıp erkeklere gidişinize) kızanlardanım
«قال» لوط «إني لعملكم من القالين» المبغضين.
Diyanet İşleri MealiLut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi
Saheeh InternationalMy Lord, save me and my family from [the consequence of] what they do
Elmalılı Hamdi YazırYâ Rabbi! Beni ve ailemi onların yapageldiklerin(in vebalin)den kurtar
Süleyman AteşRabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar
«رب نجني وأهلي مما يعلمون» أي من عذابه.
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık
Saheeh InternationalSo We saved him and his family, all
Elmalılı Hamdi YazırBiz de onu ve ailesinin tamamını kurtardık
Süleyman AteşBiz de onu ve ailesini tamamen kurtardık
«فنجيناه وأهله أجمعين».
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık
Saheeh InternationalExcept an old woman among those who remained behind
Elmalılı Hamdi YazırAncak (geride) bir yaşlı kadın kaldı
Süleyman AteşYalnız geride kalanlar arasında bulunan bir koca karıyı (kurtarmadık)
«إلا عجوزا» امرأته «في الغابرين» الباقين أهلكناها.
Diyanet İşleri MealiDiğerlerini yerle bir ettik
Saheeh InternationalThen We destroyed the others
Elmalılı Hamdi YazırSonra geridekilerin hepsini helak ettik
Süleyman AteşSonra ötekilerini hep yıktık, helak ettik
«ثم دمرنا الآخرين» أهلناهم.
Diyanet İşleri MealiÜzerlerine de yağmur yağdırdık. Uyarılan fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi
Saheeh InternationalAnd We rained upon them a rain [of stones], and evil was the rain of those who were warned
Elmalılı Hamdi YazırVe üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki, (uyarılanların) o yağmuru ne kötü bir yağmurdu
Süleyman AteşVe üzerlerine bir yağmur yağdırdık, uyarıl(ıp da yola gelmey)enlerin yağmuru hakikaten çok kötü oldu
«وأمطرنا عليهم مطرا» حجارة من جملة الإهلاك «فساء مطر المنذرين» مطرهم.
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
«إن في ذلك لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
«وإن ربك لهو العزيز الرحيم».
Diyanet İşleri MealiOrmanlık yerde oturanlar, Eykeliler de peygamberleri yalanladı
Saheeh InternationalThe companions of the thicket denied the messengers
Elmalılı Hamdi YazırEyke halkı da peygamberleri yalancılıkla itham etti
Süleyman AteşEyke halkı da gönderilen elçileri yalanladı
«كذب أصحاب الأيكة» وفي قراءة بحذف الهمزة وإلقاء حركتها على اللام وفتح الهاء: هي غيضة شجر قرب مدين «المرسلين».
Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
Saheeh InternationalWhen Shu'ayb said to them, "Will you not fear Allah
Elmalılı Hamdi YazırHani Şuayb onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız
Süleyman AteşŞu'ayb, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız
«إذ قال لهم شعيب» لم يقل أخوهم لأنه لم يكن منهم «ألا تتقون».
Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim
Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim
«إني لكم رسول أمين».
Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Elmalılı Hamdi YazırGelin, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
«فاتقوا الله وأطيعون».
Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Elmalılı Hamdi YazırBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan yalnız âlemlerin Rabbidir
Süleyman AteşBen sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir
«وما أسألكم عليه من أجر إن» ما «أجري إلا على رب العالمين».
Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
Saheeh InternationalGive full measure and do not be of those who cause loss
Elmalılı Hamdi YazırÖlçeği tam ölçün de hak yiyenlerden olmayın
Süleyman AteşÖlçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın
«أوْفوا الكيل» أتموه «ولا تكونوا من المخسرين» الناقصين.
Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
Saheeh InternationalAnd weigh with an even balance
Elmalılı Hamdi YazırVe doğru terazi ile tartın
Süleyman AteşDoğru terazi ile tartın
«وزنوا بالقسطاس المستقيم» الميزان السوي.
Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
Saheeh InternationalAnd do not deprive people of their due and do not commit abuse on earth, spreading corruption
Elmalılı Hamdi YazırHalkın eşyalarını değerinden düşürmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın
Süleyman Ateşİnsanların haklarını kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın
«ولا تبخسوا الناس أشياءهم» لا تنقصوهم من حقهم شيئا «ولا تعثوْا في الأرض مفسدين» بالقتل وغيره من عَثِيَ بكسر المثلثة أفسد ومفسدين حال مؤكدة لمعنى عاملها.
Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
Saheeh InternationalAnd fear He who created you and the former creation
Elmalılı Hamdi YazırO sizi ve sizden önceki nesilleri yaratan Allah'tan korkun
Süleyman AteşSizi ve önceki nesilleri yaratandan korkun. And keep your duty unto Him Who created you and the generations of the men of old
«واتقوا الذي خلقكم والجبلة» الخليقة «الأولين».
Diyanet İşleri MealiSen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler
Saheeh InternationalThey said, "You are only of those affected by magic
Elmalılı Hamdi YazırOnlar şöyle dediler: "Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin
Süleyman AteşDediler: "Sen iyice büyülenmişlerdensin
«قالوا إنما أنت من المسحرين».
Diyanet İşleri MealiSen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler
Saheeh InternationalYou are but a man like ourselves, and indeed, we think you are among the liars
Elmalılı Hamdi YazırSen de bizim gibi bir beşerden başka nesin? Bil ki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz
Süleyman AteşSen de bizim gibi bir insansın, biz seni mutlaka yalancılardan sanıyoruz
«وما أنت إلا بشر مثلنا وإن» مخففة من الثقيلة واسمها محذوف أي إنه «نظنك لمن الكاذبين».
Diyanet İşleri MealiSen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler
Saheeh InternationalSo cause to fall upon us fragments of the sky, if you should be of the truthful
Elmalılı Hamdi YazırŞayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten bir parça düşürüver
Süleyman AteşEğer doğrulardansan o halde üzerimize gökten parçalar düşür
«فأسقط علينا كسْفا» بسكون السين وفتحها قطعا «من السماء إن كنت من الصادقين» في رسالتك.
Diyanet İşleri MealiŞuayb: "Rabbim yaptıklarınızı çok iyi bilir" dedi
Saheeh InternationalHe said, "My Lord is most knowing of what you do
Elmalılı Hamdi YazırŞuayb, "Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir" dedi
Süleyman AteşRabbim yaptığınızı daha iyi bilir dedi
«قال ربي أعلم بما تعملون» فيجازيكم به.
Diyanet İşleri MealiAma onu yalanladılar. Bunun üzerine onları bulutlu bir günün azabı yakaladı. Gerçekten o gün, azabı büyük bir gündü
Saheeh InternationalAnd they denied him, so the punishment of the day of the black cloud seized them. Indeed, it was the punishment of a terrible day
Elmalılı Hamdi YazırHülasa, onu yalancı saydılar da kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. O cidden büyük bir günün azabı idi
Süleyman AteşOnu yalanladılar, nihayet o gölge gününün azabı, kendilerini yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabı idi
«فكذبوه فأخذهم عذاب يوم الظلة» هي سحابة أظلتهم بعد حر شديد أصابهم فأمطرت عليهم نارا فاحترقوا «إنه كان عذاب يوم عظيم».
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bunda bir ders vardır. Fakat çoğu inanmamıştır
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır ama yine çokları inanmazlar
«إن في ذلك لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».
Diyanet İşleri MealiRabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
«وإن ربك لهو العزيز الرحيم».
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz Kuran Alemlerin Rabbinin indirmesidir
Saheeh InternationalAnd indeed, the Qur'an is the revelation of the Lord of the worlds
Elmalılı Hamdi YazırVe muhakkak ki bu (Kur'ân) âlemlerin Rabbinin indirmesidir
Süleyman AteşMuhakkak ki o (Kur'an), alemlerin Rabbinin indirmesidir
«وإنه» أي القرآن «لتنزيل رب العالمين».
Diyanet İşleri MealiApaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir
Saheeh InternationalThe Trustworthy Spirit has brought it down
Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) Onu Rûhu'lemin (Cebrail) indirdi
Süleyman AteşOnu, er-Ruhu'l-Emin (güvenilir ruh, Cebrail) indirdi
«نزل به الروح الأمين» جبريل.
Diyanet İşleri MealiApaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir
Saheeh InternationalUpon your heart, [O Muhammad] - that you may be of the warners
Elmalılı Hamdi YazırUyarıcılardan olasın diye senin kalbin üzerine
Süleyman AteşSenin kalbine; uyarıcılardan olman için
«على قلبك لتكون من المنذرين».
Diyanet İşleri MealiApaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir
Saheeh InternationalIn a clear Arabic language
Elmalılı Hamdi YazırAçık parlak bir Arapça lisan ile
Süleyman AteşApaçık Arapça bir dille
«بلسان عربي مبين» بيَّن وفي قراءة بتشديد نزل ونصب الروح والفاعل الله.
Diyanet İşleri MealiO, daha öncekilerin kitabında da zikredilmiştir
Saheeh InternationalAnd indeed, it is [mentioned] in the scriptures of former peoples
Elmalılı Hamdi YazırO, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardı
Süleyman AteşO(nun içeriği), evvelkilerin Kitaplarında da vardır
«وإنه» ذكر القرآن المنزل على محمد «لفي زُبُر» كتب «الأولين» كالتوراة والإنجيل.
Diyanet İşleri Mealiİsrailoğulları bilginlerinin bunu bilmeye bir delilleri yok muydu
Saheeh InternationalAnd has it not been a sign to them that it is recognized by the scholars of the Children of Israel
Elmalılı Hamdi Yazırİsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir âyet (delil) değil midir
Süleyman Ateşİsrail oğulları bilginlerinin onu bilmesi de onlar için (Kur'an'ın Güvenilir Ruh tarafından vahyedildiğine) yeterli bir delil değil mi
«أو لم يكن لهم» لكفار مكة «آية» على ذلك «أن يعلمه علماء بني إسرائيل» كعبد الله بن سلام وأصحابه من الذين آمنوا فإنهم يخبرون بذلك، ويكن بالتحتانية ونصب آية وبالفوقانية ورفع آية.
Diyanet İşleri MealiBiz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı
Saheeh InternationalAnd even if We had revealed it to one among the foreigners
Elmalılı Hamdi YazırBiz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi
Süleyman AteşBiz onu yabancılardan birine indirseydik de
«ولو نزلناه على بعض الأعجمين» جمع أعجم.
Diyanet İşleri MealiBiz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı
Saheeh InternationalAnd he had recited it to them [perfectly], they would [still] not have been believers in it
Elmalılı Hamdi YazırBiz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi
Süleyman AteşOnu onlara okusaydı, ona inanmazlardı
«فقرأه عليهم» كفار مكة «ما كانوا به مؤمنين» أنفة من اتباعه.
Diyanet İşleri MealiSuçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir
Saheeh InternationalThus have We inserted disbelief into the hearts of the criminals
Elmalılı Hamdi YazırBöylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler
Süleyman AteşBiz onu, suçluların kalblerine öyle soktuk
«كذلك» أي مثل إدخالنا التكذيب به بقراءة الأعجمي «سلكناه» أدخلنا التكذيب به «في قلوب المجرمين» كفار مكة بقراءة النبي.
Diyanet İşleri MealiSuçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir
Saheeh InternationalThey will not believe in it until they see the painful punishment
Elmalılı Hamdi YazırBöylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler
Süleyman AteşAcı azabı görünceye kadar da ona inanmazlar
«لا يؤمنون به حتى يروا العذاب الأليم».
Diyanet İşleri MealiSuçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir
Saheeh InternationalAnd it will come to them suddenly while they perceive [it] not
Elmalılı Hamdi Yazırİşte bu (azab) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir
Süleyman AteşAzab onlara öyle ansızın gelir ki, onlar hiç farkında olmazlar
«فيأتيهم بغتة وهم لا يشعرون».
Diyanet İşleri MealiO zaman "Erteye bırakılmaz mıyız?" derler
Saheeh InternationalAnd they will say, "May we be reprieved
Elmalılı Hamdi YazırO zaman "Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba?... diyeceklerdir
Süleyman Ateş(Birden onu karşılarında bulunca) Acaba bize süre verilir mi?" derler
«فيقولوا هل نحن منظرون» لنؤمن فيقال لهم: لا قالوا: متى هذا العذاب، قال تعالى.
Diyanet İşleri MealiBizim azabımızı mı acele istiyorlardı
Saheeh InternationalSo for Our punishment are they impatient
Elmalılı Hamdi Yazır(Oysa dünyada iken) Onlar bizim azabımızı çarçabuk istiyorlardı
Süleyman AteşHala bizim azabımızı mı acele istiyorlar (doğru söyleyenlerden isen bizi tehdidettiğin azabı getir mi diyorlar)
«أفبعذابنا يستعجلون».
Diyanet İşleri MealiSöylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı
Saheeh InternationalThen have you considered if We gave them enjoyment for years
Elmalılı Hamdi YazırGördün ya artık onlara senelerce zevk ettirsek
Süleyman AteşBaksana, biz onları yıllarca yaşatsak
«أفرأيت» أخبرني «إن متَّعناهم سنين».
Diyanet İşleri MealiSöylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı
Saheeh InternationalAnd then there came to them that which they were promised
Elmalılı Hamdi YazırSonra kendilerine vaad edilen (azab) gelip çatarsa
Süleyman AteşSonra tehdidedildikleri (azab) kendilerine gelse
«ثم جاءهم ما كانوا يوعدون» من العذاب.
Diyanet İşleri MealiSöylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı
Saheeh InternationalThey would not be availed by the enjoyment with which they were provided
Elmalılı Hamdi YazırO yaşadıkları zevkin kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır
Süleyman AteşO yaşatıldıkları (zevk-u sefa sürdükleri) şeyler, kendilerine ne yarar sağlardı
«ما» إستفهامية بمعنى: أي شيء «أغنى عنهم ما كانوا يمتعون» في دفع العذاب أو تخفيفه أي: لم يغن.
Diyanet İşleri MealiHiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz
Saheeh InternationalAnd We did not destroy any city except that it had warners
Elmalılı Hamdi YazırBununla birlikte, biz hangi memleketi helak ettikse muhakkak onu uyarıcı (peygamberleri) olmuştur
Süleyman AteşBiz, hiçbir kenti helak etmedik ki onun uyarıcıları olmasın (helak etmeden önce mutlaka uyarıcı gönderdik)
«وما أهلكنا من قرية إلا لها منذرون» رسل تنذر أهلها.
Diyanet İşleri MealiHiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz
Saheeh InternationalAs a reminder; and never have We been unjust
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlar) ihtar edilmiştir ve biz zulmetmiş değiliz
Süleyman Ateş(Uyarıcılar) uyarırlardı. Biz zulmediciler değildik
«ذكرى» عظة لهم «وما كنا ظالمين» في إهلاكهم بعد إنذارهم ونزل ردا لقول المشركين.
Diyanet İşleri MealiKuran'ı şeytanlar indirmemiştir
Saheeh InternationalAnd the devils have not brought the revelation down
Elmalılı Hamdi YazırOnu (Kur'ân'ı) şeytanlar indirmedi
Süleyman AteşO(Kur'a)n'ı şeytanlar (cinler) indirmedi
«وما تنزلت به» بالقرآن «الشياطين».
Diyanet İşleri MealiBu onlara düşmez, zaten güçleri de yetmez
Saheeh InternationalIt is not allowable for them, nor would they be able
Elmalılı Hamdi YazırBu onlara hem yaraşmaz hem güçleri yetmez
Süleyman AteşBu, onlara yaraşmaz ve zaten yapamazlar da
«وما ينبغي» يصلح «لهم» أن ينزلوا به «وما يستطيعون» ذلك.
Diyanet İşleri MealiDoğrusu onlar vahyi dinlemekten uzak tutulmuşlardır
Saheeh InternationalIndeed they, from [its] hearing, are removed
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz onlar vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır
Süleyman AteşÇünkü onlar, (meleklerin sözlerini) işitmekten uzaklaştırılmışlardır
«إنهم عن السمع» لكلام الملائكة «لمعزولون» بالشهب.
Diyanet İşleri MealiO halde sakın Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarma, yoksa azap göreceklerden olursun
Saheeh InternationalSo do not invoke with Allah another deity and [thus] be among the punished
Elmalılı Hamdi YazırO halde sakın Allah ile beraber başka tanrıya kulluk edip yalvarma, yoksa azaba uğratılanlardan olursun
Süleyman AteşAllah ile beraber başka bir tanrı çağırma, sonra azabedilenlerden olursun
«فلا تدع مع الله إلها آخر فتكون من المعذبين» إن فعلت ذلك الذي دعوك إليه.
Diyanet İşleri MealiÖnce en yakın hısımlarını uyar
Saheeh InternationalAnd warn, [O Muhammad], your closest kindred
Elmalılı Hamdi Yazır(Önce) en yakın hısımlarını uyar
Süleyman AteşEn yakın akrabanı uyar
(وأنذر عشيرتك الأقربين) وهم بنو هاشم وبنو عبد المطلب "" وقد أنذرهم جهارا "" رواه البخاري ومسلم.
Diyanet İşleri MealiSana uyan müminleri kanatların altına al
Saheeh InternationalAnd lower your wing to those who follow you of the believers
Elmalılı Hamdi YazırVe sana uyan müminlere kanadını indir
Süleyman AteşVe sana uyan mü'minlere kanadını indir (onlara karşı mütevazi ve şefkatli davran)
«واخفض جناحكْ» ألن جانبك «لمن اتبعك من المؤمنين» الموحدين.
Diyanet İşleri MealiSana başkaldırırlarsa: "Yaptıklarınızdan uzağım" de
Saheeh InternationalAnd if they disobey you, then say, "Indeed, I am disassociated from what you are doing
Elmalılı Hamdi YazırŞayet sana karşı gelirlerse, de ki: "Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak uzağım
Süleyman AteşŞayet sana (uymaz) karşı gelirlerse: "Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım," de
«فإن عصوك» عشيرتك «فقل» لهم «إني بريء مما تعملون» من عبادة غير الله.
Diyanet İşleri MealiSenin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir
Saheeh InternationalAnd rely upon the Exalted in Might, the Merciful
Elmalılı Hamdi YazırSen O, mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan
Süleyman AteşGalib ve esirgeyen(Allah)a tevekkül et
«وتوكل» بالواو والفاء «على العزيز الرحيم» الله أي فوض إليه جميع أمورك.
Diyanet İşleri MealiSenin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir
Saheeh InternationalWho sees you when you arise
Elmalılı Hamdi YazırO ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor
Süleyman AteşO, seni görür: Namaza durduğun zaman
«الذي يراك حين تقوم» إلى الصلاة.
Diyanet İşleri MealiSenin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir
Saheeh InternationalAnd your movement among those who prostrate
Elmalılı Hamdi YazırVe secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor)
Süleyman AteşVe secde edenler arasında eğilip doğrulurken
«وتقلبك» في أركان الصلاة قائما وقاعدا وراكعا وساجدا «في الساجدين» المصلين.
Diyanet İşleri MealiSenin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir
Saheeh InternationalIndeed, He is the Hearing, the Knowing
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü her şeyi işiten, her şeyi bilen O'dur
Süleyman AteşÇünkü O, işitendir, bilendir
«إنه هو السميع العليم».
Diyanet İşleri MealiŞeytanların kime indiğini size haber vereyim mi?" de
Saheeh InternationalShall I inform you upon whom the devils descend
Elmalılı Hamdi YazırŞeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi
Süleyman AteşŞeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi
«هل أنبئكم» يا كفرا مكة «على من تنزل الشياطين» بحذف إحدى التاءين من الأصل.
Diyanet İşleri MealiOnlar, günahkar iftiracıların hepsine iner
Saheeh InternationalThey descend upon every sinful liar
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üzerine inerler
Süleyman AteşOnlar, her günahkar yalancıya inerler
«تنزل على كل أفاك» كذاب «أثيم» فاجر مثل مسيلمة وغيره من الكهنة.
Diyanet İşleri MealiBunlar şeytanlara kulak verirler, çoğu yalancıdırlar
Saheeh InternationalThey pass on what is heard, and most of them are liars
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdır
Süleyman AteşO yalancılar, (şeytanlara) kulak verirler, çokları da yalan söylerler
«يلقون» الشياطين «السمع» ما سمعوه من الملائكة إلى الكهنة «وأكثرهم كاذبون» يضمنون إلى المسموع كذبا وكان هذا قبل أن حجبت الشياطين عن السماء.
Diyanet İşleri MealiO şairlere gelince; onlara azgınlar uyar
Saheeh InternationalAnd the poets - [only] the deviators follow them
Elmalılı Hamdi YazırŞairler(e gelince), onlara da sapıklar uyar
Süleyman AteşŞa'irlere gelince onlara da azgınlar uyar
«والشعراء يتبعهم الغاوون» في شعرهم فيقولن به ويرونه عنهم فهم مذمومون.
Diyanet İşleri MealiOnların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin
Saheeh InternationalDo you not see that in every valley they roam
Elmalılı Hamdi YazırOnların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi
Süleyman AteşBaksana onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar
«ألم تر» تعلم «أنهم في كل واد» من أودية الكلام وفنونه «يهيمون» يمضون فيجازون الحد مدحا وهجاء.
Diyanet İşleri MealiOnların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin
Saheeh InternationalAnd that they say what they do not do
Elmalılı Hamdi YazırOnların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi
Süleyman AteşVe onlar yapmayacakları şeyleri söylerler
«وأنهم يقولون» فعلنا «مالا يفعلون» يكذبون.
Diyanet İşleri MealiAncak inanıp yararlı iş işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında haklarını alanlar bunun dışındadır. Haksızlık eden kimseler nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını anlayacaklardır
Saheeh InternationalExcept those [poets] who believe and do righteous deeds and remember Allah often and defend [the Muslims] after they were wronged. And those who have wronged are going to know to what [kind of] return they will be returned
Elmalılı Hamdi YazırAncak iman edip iyi ameller işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar müstesna; haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir
Süleyman AteşAncak inananlar, iyi işler yapanlar, Allah'ı çok ananlar ve kendilerine zulmedildikten sonra (rakiplerine) üstün gelmeğe çalışanlar böyle değildir. Zulmedenler, yakında nasıl bir devrime uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir
«إلا الذين آمنوا وعملوا الصالحات» من الشعراء. «وذكروا الله كثيرا» لم يشغلهم الشعر عن الذكر «وانتصروا» بهجوهم الكفار «من بعد ما ظلموا» بهجو الكفار لهم في جملة المؤمنين فليسو مذمومين قال الله تعالى: (لا يحب الله الجهر بالسوء من القول إلا من ظلم) وقال تعالى (فمن اعتدى عليكم فاعتدوا عليه بمثل ما اعتدي عليكم) «وسيعلم الذين ظلموا» من الشعراء وغيرهم «أي منقلب» مرجع «ينقلبون» يرجعون بعد الموت.