26. Ash-Shu'araa سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
Diyanet İşleri MealiTa, Sin, Mim
Saheeh InternationalTa, Seen, Meem
Süleyman AteşTa sin mim
Yusuf AliTa. Sin. Mim
Diyanet İşleri MealiBunlar apaçık Kitap'ın ayetleridir
Saheeh InternationalThese are the verses of the clear Book
Süleyman AteşŞunlar o apaçık Kitabın ayetleridir
Yusuf AliThese are verses of the Book that makes (things) clear
Diyanet İşleri Mealiİnanmıyorlar diye nerdeyse kendini mahvedeceksin
Saheeh InternationalPerhaps, [O Muhammad], you would kill yourself with grief that they will not be believers
Süleyman AteşHerhalde sen, inanmıyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin
Yusuf AliIt may be thou frettest thy soul with grief, that they do not become Believers
Diyanet İşleri MealiBiz dilesek onlara gökten bir mucize indiririz de ona boyun eğip kalırlar
Saheeh InternationalIf We willed, We could send down to them from the sky a sign for which their necks would remain humbled
Süleyman AteşDilesek onların üzerine gökten bir mu'cize indiririz de boyunları ona eğilir (inanırlar)
Yusuf AliIf (such) were Our Will, We could send down to them from the sky a Sign, to which they would bend their necks in humility
Diyanet İşleri MealiRahman'dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler
Saheeh InternationalAnd no revelation comes to them anew from the Most Merciful except that they turn away from it
Süleyman AteşRahman'dan onlara hiçbir yeni Zikir (uyarı) gelmez ki, mutlaka ondan yüz çevirici olmasınlar
Yusuf AliBut there comes not to them a newly-revealed Message from (God) Most Gracious, but they turn away therefrom
Diyanet İşleri MealiEvet, yalanladılar; alay edip durdukları şeylerin haberleri kendilerine ulaşacaktır
Saheeh InternationalFor they have already denied, but there will come to them the news of that which they used to ridicule
Süleyman AteşYalanladılar ama, alay edip durdukları şeyin haberleri, yakında kendilerine gelecektir
Yusuf AliThey have indeed rejected (the Message): so they will know soon (enough) the truth of what they mocked at
Diyanet İşleri MealiYeryüzüne bakmazlar mı? Orada, bitkilerden nice güzel çiftler yetiştirmişizdir
Saheeh InternationalDid they not look at the earth - how much We have produced therein from every noble kind
Süleyman AteşYere bakmadılar mı orada her çeşit güzel çifti bitirmişiz
Yusuf AliDo they not look at the earth,- how many noble things of all kinds We have produced therein
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz bunlarda Allah'ın kudretine işaret vardır, ama çoğu inanmazlar
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Süleyman AteşŞüphesiz bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanıcı değillerdir
Yusuf AliVerily, in this is a Sign: but most of them do not believe
Diyanet İşleri MealiRabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur merhamet eden O'dur
Yusuf AliAnd verily, thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Diyanet İşleri MealiRabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı
Saheeh InternationalAnd [mention] when your Lord called Moses, [saying], "Go to the wrongdoing people
Süleyman AteşRabbin Musa'ya seslendi: "O zalim kavme git
Yusuf AliBehold, thy Lord called Moses: "Go to the people of iniquity
Diyanet İşleri MealiRabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı
Saheeh InternationalThe people of Pharaoh. Will they not fear Allah
Süleyman AteşFir'avn'ın kavmine. Onlar (kötülüklerden) korunmayacaklar mı
Yusuf AliThe people of the Pharaoh: will they not fear God
Diyanet İşleri MealiMusa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti
Saheeh InternationalHe said, "My Lord, indeed I fear that they will deny me
Süleyman Ateş(Musa): "Rabbim, dedi, ben, onların beni yalanlayacaklarından korkuyorum
Yusuf AliHe said: "O my Lord! I do fear that they will charge me with falsehood
Diyanet İşleri MealiMusa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti
Saheeh InternationalAnd that my breast will tighten and my tongue will not be fluent, so send for Aaron
Süleyman AteşGöğsüm daralıyor, dilim açılmıyor (tutukluk yapıyor), onun için Harun'a da elçilik ver
Yusuf AliMy breast will be straitened. And my speech may not go (smoothly): so send unto Aaron
Diyanet İşleri MealiMusa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti
Saheeh InternationalAnd they have upon me a [claim due to] sin, so I fear that they will kill me
Süleyman AteşHem benim üzerimde onlara karşı işlediğim bir günah da var (onlardan bir adam öldürmüştüm); onların beni öldürmelerinden korkuyorum
Yusuf AliAnd (further), they have a charge of crime against me; and I fear they may slay me
Diyanet İşleri MealiAllah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti
Saheeh International[Allah] said, "No. Go both of you with Our signs; indeed, We are with you, listening
Süleyman Ateş(Allah): "Hayır, dedi, ikiniz de ayetlerimizle gidin, biz sizinle beraberiz, (aranızda geçecekleri) dinliyoruz
Yusuf AliGod said: "By no means! proceed then, both of you, with Our Signs; We are with you, and will listen (to your call)
Diyanet İşleri MealiAllah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti
Saheeh InternationalGo to Pharaoh and say, 'We are the messengers of the Lord of the worlds
Süleyman AteşFir'avn'e giderek deyin ki: Biz alemlerin Rabbinin elçisiyiz
Yusuf AliSo go forth, both of you, to Pharaoh, and say: 'We have been sent by the Lord and Cherisher of the worlds
Diyanet İşleri MealiAllah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti
Saheeh International[Commanded to say], "Send with us the Children of Israel
Süleyman Ateşİsrail oğullarını bizimle beraber gönder
Yusuf AliSend thou with us the Children of Israel
Diyanet İşleri MealiFiravun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi
Saheeh International[Pharaoh] said, "Did we not raise you among us as a child, and you remained among us for years of your life
Süleyman Ateş(Gittiler, Allah'ın emrini duyurdular. Fir'avn) Dedi ki: "Biz seni, içimizden bir çocuk olarak yetiştirmedik mi? Ömründe nice yıllar aramızda kalmadın mı
Yusuf Ali(Pharaoh) said: "Did we not cherish thee as a child among us, and didst thou not stay in our midst many years of thy life
Diyanet İşleri MealiFiravun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi
Saheeh InternationalAnd [then] you did your deed which you did, and you were of the ungrateful
Süleyman AteşVe sonunda o yaptığını da yaptın, sen nankörlerden birisin
Yusuf AliAnd thou didst a deed of thine which (thou knowest) thou didst, and thou art an ungrateful (wretch)
Diyanet İşleri MealiMusa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi
Saheeh International[Moses] said, "I did it, then, while I was of those astray
Süleyman Ateş(Musa): "Onu yaptığım zaman sapıklardan idim" dedi
Yusuf AliMoses said: "I did it then, when I was in error
Diyanet İşleri MealiMusa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi
Saheeh InternationalSo I fled from you when I feared you. Then my Lord granted me wisdom and prophethood and appointed me [as one] of the messengers
Süleyman AteşSizden korkunca aranızdan kaçtım, sonra Rabbim bana hükümdarlık verdi ve beni elçilerden yaptı
Yusuf AliSo I fled from you (all) when I feared you; but my Lord has (since) invested me with judgment (and wisdom) and appointed me as one of the apostles
Diyanet İşleri MealiMusa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi
Saheeh InternationalAnd is this a favor of which you remind me - that you have enslaved the Children of Israel
Süleyman AteşO başıma kaktığın ni'met de İsrail oğullarını köle yapman(yüzünden)dir. (Onları köle diye kullanıp erkek çocuklarını kesmeseydin, senin eline düşmezdim)
Yusuf AliAnd this is the favour with which thou dost reproach me,- that thou hast enslaved the Children of Israel
Diyanet İşleri MealiFiravun: "Alemlerin Rabbi de nedir?" dedi
Saheeh InternationalSaid Pharaoh, "And what is the Lord of the worlds
Süleyman AteşFir'avn dedi ki: "(Ey Musa) alemlerin Rabbi nedir
Yusuf AliPharaoh said: "And what is the 'Lord and Cherisher of the worlds
Diyanet İşleri MealiMusa: "Kesin olarak inanacaksanız, bilin ki O göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi
Saheeh International[Moses] said, "The Lord of the heavens and earth and that between them, if you should be convinced
Süleyman Ateş(Musa): "Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanan kimseler iseniz (bunu anlarsınız)," dedi
Yusuf Ali(Moses) said: "The Lord and Cherisher of the heavens and the earth, and all between,- if ye want to be quite sure
Diyanet İşleri MealiYanında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi
Saheeh International[Pharaoh] said to those around him, "Do you not hear
Süleyman Ateş(Fir'avn): Çevresinde bulunanlara: "İşitiyor musunuz?" dedi
Yusuf Ali(Pharaoh) said to those around: "Did ye not listen (to what he says)
Diyanet İşleri MealiO sizin de Rabbiniz, önce geçmiş atalarınızın da Rabbidir" dedi
Saheeh International[Moses] said, "Your Lord and the Lord of your first forefathers
Süleyman Ateş(Musa): "O sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir" dedi
Yusuf Ali(Moses) said: "Your Lord and the Lord of your fathers from the beginning
Diyanet İşleri MealiFiravun, çevresindekilere: "Size gönderilen peygamberiniz şüphesiz delidir" dedi
Saheeh International[Pharaoh] said, "Indeed, your 'messenger' who has been sent to you is mad
Süleyman Ateş(Fir'avn): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi
Yusuf Ali(Pharaoh) said: "Truly your apostle who has been sent to you is a veritable madman
Diyanet İşleri MealiMusa: "Eğer akledebilen kimselerseniz bilin ki O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi
Saheeh International[Moses] said, "Lord of the east and the west and that between them, if you were to reason
Süleyman Ateş(Musa): "Eğer düşünürseniz O, doğunun batının ve bunlar arasında bulunanların da Rabbidir" dedi
Yusuf Ali(Moses) said: "Lord of the East and the West, and all between! if ye only had sense
Diyanet İşleri MealiFiravun: "Benden başkasını tanrı edinirsen, and olsun ki seni zindanlık ederim" dedi
Saheeh International[Pharaoh] said, "If you take a god other than me, I will surely place you among those imprisoned
Süleyman Ateş(Fir'avn ey Musa): "Andolsun ki benden başka tanrı edinirsen, seni mutlaka zindana atılanlardan yapacağım" dedi
Yusuf Ali(Pharaoh) said: "If thou dost put forward any god other than me, I will certainly put thee in prison
Diyanet İşleri MealiMusa: "Sana apaçık bir şey getirmiş isem de mi?" dedi
Saheeh International[Moses] said, "Even if I brought you proof manifest
Süleyman Ateş(Musa, peki): "Sana (doğruluğumu) kanıtlayan apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?" dedi
Yusuf Ali(Moses) said: "Even if I showed you something clear (and) convincing
Diyanet İşleri MealiFiravun: "Doğru sözlülerden isen haydi getir" dedi
Saheeh International[Pharaoh] said, "Then bring it, if you should be of the truthful
Süleyman Ateş(Fir'avn): "Eğer doğrulardansan onu getir (bakalım)," dedi
Yusuf Ali(Pharaoh) said: "Show it then, if thou tellest the truth
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine Musa değneğini attı, besbelli bir yılan oluverdi
Saheeh InternationalSo [Moses] threw his staff, and suddenly it was a serpent manifest
Süleyman Ateş(Musa), asasını attı, bir de (baktılar ki) o apaçık bir ejderha
Yusuf AliSo (Moses) threw his rod, and behold, it was a serpent, plain (for all to see)
Diyanet İşleri MealiElini çıkardı, bakanlara bembeyaz göründü
Saheeh InternationalAnd he drew out his hand; thereupon it was white for the observers
Süleyman AteşElini (koltuğunun altından) çıkardı; o da, bakanlara parıl parıl parlayan bir şey oluverdi
Yusuf AliAnd he drew out his hand, and behold, it was white to all beholders
Diyanet İşleri MealiFiravun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi
Saheeh International[Pharaoh] said to the eminent ones around him, "Indeed, this is a learned magician
Süleyman Ateş(Fir'avn), çevresindeki ileri gelenlere: "Bu dedi, bilgin bir büyücüdür
Yusuf Ali(Pharaoh) said to the Chiefs around him: "This is indeed a sorcerer well- versed
Diyanet İşleri MealiFiravun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi
Saheeh InternationalHe wants to drive you out of your land by his magic, so what do you advise
Süleyman AteşBüyüsüyle sizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz
Yusuf AliHis plan is to get you out of your land by his sorcery; then what is it ye counsel
Diyanet İşleri MealiOnu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler
Saheeh InternationalThey said, "Postpone [the matter of] him and his brother and send among the cities gatherers
Süleyman AteşDediler ki: "Onu ve kardeşini eğle, kentlere toplayıcılar gönder
Yusuf AliThey said: "Keep him and his brother in suspense (for a while), and dispatch to the Cities heralds to collect
Diyanet İşleri MealiOnu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler
Saheeh InternationalWho will bring you every learned, skilled magician
Süleyman AteşBütün bilgin büyücüleri sana getirsinler
Yusuf AliAnd bring up to thee all (our) sorcerers well-versed
Diyanet İşleri MealiSihirbazlar, belirli bir günün bildirilen vaktinde toplandılar
Saheeh InternationalSo the magicians were assembled for the appointment of a well-known day
Süleyman AteşDerken büyücüler belli bir günün belirlenen vaktinde bir araya getirildi
Yusuf AliSo the sorcerers were got together for the appointment of a day well-known
Diyanet İşleri Mealiİnsanlara: "Siz de toplanır mısınız?" denildi
Saheeh InternationalAnd it was said to the people, "Will you congregate
Süleyman AteşHalka da: "Siz de toplanır mısınız?" denildi
Yusuf AliAnd the people were told: "Are ye (now) assembled
Diyanet İşleri MealiSihirbazlar üstün gelirlerse biz de onlara uyarız" dediler
Saheeh InternationalThat we might follow the magicians if they are the predominant
Süleyman AteşUmarız ki büyücüler üstün gelirse biz de onlara uyarız
Yusuf AliThat we may follow the sorcerers (in religion) if they win
Diyanet İşleri MealiSihirbazlar geldiklerinde, Firavun'a; "Biz üstün gelirsek, şüphesiz bize bir ücret vardır değil mi?" dediler
Saheeh InternationalAnd when the magicians arrived, they said to Pharaoh, "Is there indeed for us a reward if we are the predominant
Süleyman AteşBüyücüler gelince Fir'avn'e: "Eğer üstün gelenler biz olursak, bize mutlaka bir ücret var değil mi?" dediler
Yusuf AliSo when the sorcerers arrived, they said to Pharaoh: "Of course - shall we have a (suitable) reward if we win
Diyanet İşleri MealiFiravun: "Evet; o takdirde siz gözde kimselerden olacaksınız" dedi
Saheeh InternationalHe said, "Yes, and indeed, you will then be of those near [to me]
Süleyman AteşEvet dedi, hem o takdirde siz (bana) yakınlardan olacaksınız
Yusuf AliHe said: "Yea, (and more),- for ye shall in that case be (raised to posts) nearest (to my person)
Diyanet İşleri MealiMusa onlara: "Ne atacaksanız atın" dedi
Saheeh InternationalMoses said to them, "Throw whatever you will throw
Süleyman AteşMusa onlara: "Atacağınızı atın!" dedi
Yusuf AliMoses said to them: "Throw ye - that which ye are about to throw
Diyanet İşleri MealiOnlar da iplerini ve değneklerini attılar ve: "Firavun hakkı için, şüphesiz, biz üstün geleceğiz" dediler
Saheeh InternationalSo they threw their ropes and their staffs and said, "By the might of Pharaoh, indeed it is we who are predominant
Süleyman Ateşİplerini ve değneklerini attılar ve "Fir'avn'ın şerefine biz, elbette biz galib geleceğiz" dediler
Yusuf AliSo they threw their ropes and their rods, and said: "By the might of Pharaoh, it is we who will certainly win
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine Musa değneğini attı; onların uydurduklarını yutmağa başlayıverdi
Saheeh InternationalThen Moses threw his staff, and at once it devoured what they falsified
Süleyman AteşMusa da asasını attı. Birden o, onların uydurduklarını yutmağa başladı
Yusuf AliThen Moses threw his rod, when, behold, it straightway swallows up all the falsehoods which they fake
Diyanet İşleri MealiBunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler
Saheeh InternationalSo the magicians fell down in prostration [to Allah]
Süleyman AteşDerhal büyücüler secdeye kapandılar
Yusuf AliThen did the sorcerers fall down, prostrate in adoration
Diyanet İşleri MealiBunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler
Saheeh InternationalThey said, "We have believed in the Lord of the worlds
Süleyman AteşDediler: "Alemlerin Rabbine inandık
Yusuf AliSaying: "We believe in the Lord of the Worlds
Diyanet İşleri MealiBunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler
Saheeh InternationalThe Lord of Moses and Aaron
Süleyman AteşMusa'nın ve Harun'un Rabbine
Yusuf AliThe Lord of Moses and Aaron
Diyanet İşleri MealiFiravun: "Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? Muhakkak ki o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi bileceksiniz; ellerinizi ayaklarınızı, and olsun, çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım" dedi
Saheeh International[Pharaoh] said, "You believed Moses before I gave you permission. Indeed, he is your leader who has taught you magic, but you are going to know. I will surely cut off your hands and your feet on opposite sides, and I will surely crucify you all
Süleyman Ateş(Fir'avn) dedi: "Ben size izin vermeden mi ona inandınız? O, size büyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse (size ne yapacağımı) yakında bileceksiniz: Ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve hepinizi asacağım
Yusuf AliSaid (Pharaoh): "Believe ye in Him before I give you permission? surely he is your leader, who has taught you sorcery! but soon shall ye know! Be sure I will cut off your hands and your feet on opposite sides, and I will cause you all to die on the cross
Diyanet İşleri Mealiİman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler
Saheeh InternationalThey said, "No harm. Indeed, to our Lord we will return
Süleyman AteşZararı yok, dediler, (nasıl olsa) biz Rabbimize döneceğiz
Yusuf AliThey said: "No matter! for us, we shall but return to our Lord
Diyanet İşleri Mealiİman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler
Saheeh InternationalIndeed, we aspire that our Lord will forgive us our sins because we were the first of the believers
Süleyman AteşBiz ilk inananlar olduğumuz için Rabbimizin, hatalarımızı bağışlayacağını umarız
Yusuf AliOnly, our desire is that our Lord will forgive us our faults, that we may become foremost among the believers
Diyanet İşleri MealiBiz Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip edileceksiniz" diye vahyettik
Saheeh InternationalAnd We inspired to Moses, "Travel by night with My servants; indeed, you will be pursued
Süleyman AteşMusa'ya: "Kullarımı geceleyin (Mısır'dan çıkar), yürüt; siz takibedileceksiniz." diye vahyettik
Yusuf AliBy inspiration we told Moses: "Travel by night with my servants; for surely ye shall be pursued
Diyanet İşleri MealiBu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi
Saheeh InternationalThen Pharaoh sent among the cities gatherers
Süleyman AteşFir'avn, (İsrail oğullarının gittiğini duyunca) kentlere (asker) toplayıcılar gönderdi
Yusuf AliThen Pharaoh sent heralds to (all) the Cities
Diyanet İşleri MealiBu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi
Saheeh International[And said], "Indeed, those are but a small band
Süleyman AteşŞunlar, (şu İsrail oğulları), az bir topluluktur dedi
Yusuf Ali(Saying): "These (Israelites) are but a small band
Diyanet İşleri MealiBu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi
Saheeh InternationalAnd indeed, they are enraging us
Süleyman AteşBizi kızdırmaktadırlar
Yusuf AliAnd they are raging furiously against us
Diyanet İşleri MealiBu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi
Saheeh InternationalAnd indeed, we are a cautious society
Süleyman AteşBiz, ihtiyatlı, koca bir cemaatiz
Yusuf AliBut we are a multitude amply fore-warned
Diyanet İşleri MealiAma biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık
Saheeh InternationalSo We removed them from gardens and springs
Süleyman AteşBöylece biz onları çıkardık: bahçeler(in)den, çeşmeler(in)den
Yusuf AliSo We expelled them from gardens, springs
Diyanet İşleri MealiAma biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık
Saheeh InternationalAnd treasures and honorable station
Süleyman AteşHazineler(in)den ve o güzel yer(lerin)den
Yusuf AliTreasures, and every kind of honourable position
Diyanet İşleri MealiAma biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık
Saheeh InternationalThus. And We caused to inherit it the Children of Israel
Süleyman AteşBöylece bunları İsrail oğullarına miras yaptık
Yusuf AliThus it was, but We made the Children of Israel inheritors of such things
Diyanet İşleri MealiFiravun ve adamları güneş üzerlerine doğarken onların ardına düştüler
Saheeh InternationalSo they pursued them at sunrise
Süleyman Ateş(Fir'avn ve adamları), güneş doğarken onların ardına düştüler
Yusuf AliSo they pursued them at sunrise
Diyanet İşleri Mealiİki topluluk birbirini gördüğünde, Musa'nın adamları: "İşte yakalandık" dediler
Saheeh InternationalAnd when the two companies saw one another, the companions of Moses said, "Indeed, we are to be overtaken
Süleyman Ateşİki topluluk (yaklaşıp) birbirini görünce Musa'nın adamları: "İşte yakalandık!" dediler
Yusuf AliAnd when the two bodies saw each other, the people of Moses said: "We are sure to be overtaken
Diyanet İşleri MealiMusa: "Hayır; Rabbim benimle beraberdir, bana elbette yol gösterecektir" dedi
Saheeh International[Moses] said, "No! Indeed, with me is my Lord; He will guide me
Süleyman Ateş(Musa): "Hayır, dedi, Rabbim benimle beraberdir. Bana yol gösterecektir
Yusuf Ali(Moses) said: "By no means! my Lord is with me! Soon will He guide me
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine Biz Musa'ya: "Değneğinle denize vur" diye vahyettik. Hemen deniz ikiye ayrıldı, her parçası yüce bir dağ gibiydi
Saheeh InternationalThen We inspired to Moses, "Strike with your staff the sea," and it parted, and each portion was like a great towering mountain
Süleyman AteşMusa'ya: "Değneğinle denize vur!" diye vahyettik. (Vurunca deniz) yarıldı, (on iki yol açıldı). Her bölüm, kocaman bir dağ gibi oldu
Yusuf AliThen We told Moses by inspiration: "Strike the sea with thy rod." So it divided, and each separate part became like the huge, firm mass of a mountain
Diyanet İşleri Mealiİşte oraya, geridekileri de yaklaştırdık
Saheeh InternationalAnd We advanced thereto the pursuers
Süleyman AteşÖtekileri de buraya yaklaştırdık (Musa ve adamlarının ardından, düşmanları da bu denizde açılan yollara girdiler)
Yusuf AliAnd We made the other party approach thither
Diyanet İşleri MealiMusa ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık
Saheeh InternationalAnd We saved Moses and those with him, all together
Süleyman AteşMusa'yı ve beraberinde olanları tamamen kurtardık
Yusuf AliWe delivered Moses and all who were with him
Diyanet İşleri MealiÖbürlerini suda boğduk
Saheeh InternationalThen We drowned the others
Süleyman AteşSonra ötekilerini boğduk (Musa ve adamları karaya çıkınca deniz kapandı, Fir'avn ve adamları boğuldu)
Yusuf AliBut We drowned the others
Diyanet İşleri MealiBunda şüphesiz ders vardır, ama çoğu inanmamıştır
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama çokları inanmazlar
Yusuf AliVerily in this is a Sign: but most of them do not believe
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Rabbin, güçlü olandır, merhamet edendir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Diyanet İşleri MealiOnlara İbrahim'in kıssasını anlat
Saheeh InternationalAnd recite to them the news of Abraham
Süleyman AteşOnlara İbrahim'in haberini de oku
Yusuf AliAnd rehearse to them (something of) Abraham's story
Diyanet İşleri Mealiİbrahim, babasına ve milletine: "Nelere tapıyorsunuz?" demişti
Saheeh InternationalWhen he said to his father and his people, "What do you worship
Süleyman AteşBabasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti
Yusuf AliBehold, he said to his father and his people: "What worship ye
Diyanet İşleri MealiPutlara tapıyoruz, onlara bağlanıp duruyoruz" demişlerdi
Saheeh InternationalThey said, "We worship idols and remain to them devoted
Süleyman AteşPutlara tapıyoruz, onların önünde ibadete duruyoruz. dediler
Yusuf AliThey said: "We worship idols, and we remain constantly in attendance on them
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti
Saheeh InternationalHe said, "Do they hear you when you supplicate
Süleyman AteşPeki, dedi, siz du'a ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı
Yusuf AliHe said: "Do they listen to you when ye call (on them)
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti
Saheeh InternationalOr do they benefit you, or do they harm
Süleyman AteşYahut size fayda veya zarar verebiliyorlar mı
Yusuf Alior do you good or harm
Diyanet İşleri MealiHayır ama, babalarımızı da bu şekilde ibadet ederken bulduk" demişlerdi
Saheeh InternationalThey said, "But we found our fathers doing thus
Süleyman AteşHayır, ama babalarımızın böyle yaptıklarını gördük, (onun için biz de böyle yapıyoruz). dediler
Yusuf AliThey said: "Nay, but we found our fathers doing thus (what we do)
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Saheeh InternationalHe said, "Then do you see what you have been worshipping
Süleyman Ateşİşte gördünüz mü neye tapıyorsunuz? dedi
Yusuf AliHe said: "Do ye then see whom ye have been worshipping
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Saheeh InternationalYou and your ancient forefathers
Süleyman AteşSiz ve eski atalarınız
Yusuf AliYe and your fathers before you
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Saheeh InternationalIndeed, they are enemies to me, except the Lord of the worlds
Süleyman AteşOnlar benim düşmanımdır. Yalnız alemlerin Rabbi (benim dostumdur)
Yusuf AliFor they are enemies to me; not so the Lord and Cherisher of the Worlds
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Saheeh InternationalWho created me, and He [it is who] guides me
Süleyman AteşBeni yaratan ve bana yol gösteren O'dur
Yusuf AliWho created me, and it is He Who guides me
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Saheeh InternationalAnd it is He who feeds me and gives me drink
Süleyman AteşBana yediren ve içiren O'dur
Yusuf AliWho gives me food and drink
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Saheeh InternationalAnd when I am ill, it is He who cures me
Süleyman AteşHastalandığım zaman bana şifa veren O'dur
Yusuf AliAnd when I am ill, it is He Who cures me
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Saheeh InternationalAnd who will cause me to die and then bring me to life
Süleyman AteşBeni öldürecek, sonra diriltecek O'dur
Yusuf AliWho will cause me to die, and then to life (again)
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Saheeh InternationalAnd who I aspire that He will forgive me my sin on the Day of Recompense
Süleyman AteşCeza günü hatamı bağışlayacağını umduğum da O'dur
Yusuf AliAnd who, I hope, will forgive me my faults on the day of Judgment
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Saheeh International[And he said], "My Lord, grant me authority and join me with the righteous
Süleyman AteşRabbim, bana hüküm (hükümdarlık, bilgi) ver ve beni Salihler arasına kat
Yusuf AliO my Lord! bestow wisdom on me, and join me with the righteous
Diyanet İşleri MealiSonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
Saheeh InternationalAnd grant me a reputation of honor among later generations
Süleyman AteşSonra gelenler arasında bana, bir doğruluk dili nasib eyle (sonraki nesiller arasında hayır ile anılmamı sağla)
Yusuf AliGrant me honourable mention on the tongue of truth among the latest (generations)
Diyanet İşleri MealiSonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
Saheeh InternationalAnd place me among the inheritors of the Garden of Pleasure
Süleyman AteşBeni ni'met(i bol olan) cennetinin varislerinden kıl
Yusuf AliMake me one of the inheritors of the Garden of Bliss
Diyanet İşleri MealiSonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
Saheeh InternationalAnd forgive my father. Indeed, he has been of those astray
Süleyman AteşBabamı da bağışla. Çünkü o, sapıklardandır. And forgive my father. Lo! he is of those who err
Yusuf AliForgive my father, for that he is among those astray
Diyanet İşleri MealiSonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
Saheeh InternationalAnd do not disgrace me on the Day they are [all] resurrected
Süleyman Ateş(Kulların) diriltilecekleri gün, beni utandırma
Yusuf AliAnd let me not be in disgrace on the Day when (men) will be raised up
Diyanet İşleri MealiSonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
Saheeh InternationalThe Day when there will not benefit [anyone] wealth or children
Süleyman AteşO gün ki, ne mal, ne de oğullar yarar vermez
Yusuf AliThe Day whereon neither wealth nor sons will avail
Diyanet İşleri MealiSonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
Saheeh InternationalBut only one who comes to Allah with a sound heart
Süleyman AteşAncak Allah'a sağlam ve temiz kalb getiren (yarar görür)
Yusuf AliBut only he (will prosper) that brings to God a sound heart
Diyanet İşleri MealiO gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir
Saheeh InternationalAnd Paradise will be brought near [that Day] to the righteous
Süleyman Ateş(O gün) cennet, korunanlara yaklaştırılır
Yusuf AliTo the righteous, the Garden will be brought near
Diyanet İşleri MealiO gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir
Saheeh InternationalAnd Hellfire will be brought forth for the deviators
Süleyman AteşCehennem de azgınların karşısına çıkarılır
Yusuf AliAnd to those straying in Evil, the Fire will be placed in full view
Diyanet İşleri MealiOnlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir
Saheeh InternationalAnd it will be said to them, "Where are those you used to worship
Süleyman AteşOnlara "Hani taptıklarınız nerede?" denilir
Yusuf AliAnd it shall be said to them: 'Where are the (gods) ye worshipped
Diyanet İşleri MealiOnlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir
Saheeh InternationalOther than Allah? Can they help you or help themselves
Süleyman AteşO Allah'tan başka (taptıklarınız) size yardım ediyorlar mı, yahut kendilerine yardımları dokunuyor mu
Yusuf AliBesides God? Can they help you or help themselves
Diyanet İşleri MealiOnlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar
Saheeh InternationalSo they will be overturned into Hellfire, they and the deviators
Süleyman AteşOnlar ve azgınlar, tepe taklak oraya atılırlar
Yusuf AliThen they will be thrown headlong into the (Fire),- they and those straying in Evil
Diyanet İşleri MealiOnlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar
Saheeh InternationalAnd the soldiers of Iblees, all together
Süleyman Ateşİblis'in bütün askerleri de
Yusuf AliAnd the whole hosts of Iblis together
Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
Saheeh InternationalThey will say while they dispute therein
Süleyman AteşOnlar orada (putlarıyle) çekişerek derler ki
Yusuf AliThey will say there in their mutual bickerings
Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
Saheeh InternationalBy Allah, we were indeed in manifest error
Süleyman AteşVallahi biz apaçık bir sapıklık içinde imişiz
Yusuf AliBy God, we were truly in an error manifest
Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
Saheeh InternationalWhen we equated you with the Lord of the worlds
Süleyman AteşÇünkü sizi alemlerin Rabbine eşit tutuyorduk
Yusuf AliWhen we held you as equals with the Lord of the Worlds
Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
Saheeh InternationalAnd no one misguided us except the criminals
Süleyman AteşAma bizi saptıran o suçlulardır
Yusuf AliAnd our seducers were only those who were steeped in guilt
Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
Saheeh InternationalSo now we have no intercessors
Süleyman AteşŞimdi artık bizim ne şefa'atçilerimiz var
Yusuf AliNow, then, we have none to intercede (for us)
Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
Saheeh InternationalAnd not a devoted friend
Süleyman AteşNe de sıcak bir dostumuz
Yusuf AliNor a single friend to feel (for us)
Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
Saheeh InternationalThen if we only had a return [to the world] and could be of the believers
Süleyman AteşAh keşke bir dönüşümüz daha olsa da inananlardan olsak
Yusuf AliNow if we only had a chance of return we shall truly be of those who believe
Diyanet İşleri MealiBunda şüphesiz bir ders vardır ama çoğu inanmamıştır
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Yusuf AliVerily in this is a Sign but most of them do not believe
Diyanet İşleri MealiRabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Diyanet İşleri MealiNuh'un milleti peygamberlerini yalanladı
Saheeh InternationalThe people of Noah denied the messengers
Süleyman AteşNuh kavmi de gönderilen elçileri yalanladı
Yusuf AliThe people of Noah rejected the apostles
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi
Saheeh InternationalWhen their brother Noah said to them, "Will you not fear Allah
Süleyman AteşKardeşleri Nuh onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti
Yusuf AliBehold, their brother Noah said to them: "Will ye not fear (God)
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Süleyman AteşBen size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Yusuf AliSo fear God, and obey me
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Süleyman AteşBen sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, yalnız alemlerin Rabbine aittir
Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Süleyman AteşÖyle ise Allah'tan korkun ve bana ita'at edin
Yusuf AliSo fear God, and obey me
Diyanet İşleri MealiSana mı inanacağız? Sana en rezil kimseler uymaktadır" dediler
Saheeh InternationalThey said, "Should we believe you while you are followed by the lowest [class of people]
Süleyman AteşDediler ki: "Sana bayağı kimseler uymuşken biz sana inanır mıyız
Yusuf AliThey said: "Shall we believe in thee when it is the meanest that follow thee
Diyanet İşleri MealiNuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi
Saheeh InternationalHe said, "And what is my knowledge of what they used to do
Süleyman AteşDedi ki: "Ben onların yaptıklarını(n iç yüzünü) bilmem (ben ancak görünüşe göre hüküm veririm)
Yusuf AliHe said: "And what do I know as to what they do
Diyanet İşleri MealiNuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi
Saheeh InternationalTheir account is only upon my Lord, if you [could] perceive
Süleyman AteşAnlayışınız olsa, onların hesabının Rabbime aidolduğunu bilirsiniz
Yusuf AliTheir account is only with my Lord, if ye could (but) understand
Diyanet İşleri MealiNuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi
Saheeh InternationalAnd I am not one to drive away the believers
Süleyman AteşBen inananları kovacak değilim
Yusuf AliI am not one to drive away those who believe
Diyanet İşleri MealiNuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi
Saheeh InternationalI am only a clear warner
Süleyman AteşBen sadece apaçık bir uyarıcıyım
Yusuf AliI am sent only to warn plainly in public
Diyanet İşleri MealiEy Nuh! Eğer bu işe son vermezsen, şüphesiz taşlanacaklardan olacaksın" dediler
Saheeh InternationalThey said, "If you do not desist, O Noah, you will surely be of those who are stoned
Süleyman AteşDediler: "Ey Nuh, (bu dediğinden) vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın
Yusuf AliThey said: "If thou desist not, O Noah! thou shalt be stoned (to death)
Diyanet İşleri MealiNuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi
Saheeh InternationalHe said, "My Lord, indeed my people have denied me
Süleyman Ateş(Nuh): "Rabbim, dedi, kavmim beni yalanladı
Yusuf AliHe said: "O my Lord! truly my people have rejected me
Diyanet İşleri MealiNuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi
Saheeh InternationalThen judge between me and them with decisive judgement and save me and those with me of the believers
Süleyman AteşBenimle onların arasını aç (aramızda hükmet), beni ve benimle beraber bulunan mü'minleri kurtar
Yusuf AliJudge Thou, then, between me and them openly, and deliver me and those of the Believers who are with me
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine onu ve beraberinde bulunanları, dolu bir gemi içinde taşıyarak kurtardık
Saheeh InternationalSo We saved him and those with him in the laden ship
Süleyman AteşBiz de onu ve onunla beraber bulunanları, dolu gemi içinde kurtardık
Yusuf AliSo We delivered him and those with him, in the Ark filled (with all creatures)
Diyanet İşleri MealiSonra de geride kalanları suda boğduk
Saheeh InternationalThen We drowned thereafter the remaining ones
Süleyman AteşSonra bunun ardından, geride kalanları boğduk
Yusuf AliThereafter We drowned those who remained behind
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Yusuf AliVerily in this is a Sign: but most of them do not believe
Diyanet İşleri MealiRabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Diyanet İşleri MealiAd milleti de peygamberleri yalanladı
Saheeh InternationalAad denied the messengers
Süleyman AteşAd (kavmi) de, gönderilen elçileri yalanladı
Yusuf AliThe 'Ad (people) rejected the apostles
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalWhen their brother Hud said to them, "Will you not fear Allah
Süleyman AteşKardeşleri Hud onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti
Yusuf AliBehold, their brother Hud said to them: "Will ye not fear (God)
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Süleyman AteşBen size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Yusuf AliSo fear God and obey me
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir
Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalDo you construct on every elevation a sign, amusing yourselves
Süleyman AteşSiz her yol üzerine, (gelip geçenleri yanıltmak için) bir işaret yapıp da boş şeyle mi uğraşıyorsunuz
Yusuf AliDo ye build a landmark on every high place to amuse yourselves
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalAnd take for yourselves palaces and fortresses that you might abide eternally
Süleyman AteşBelki ebedi yaşarsınız diye köşkler (ve müstahkem kaleler) ediniyorsunuz
Yusuf AliAnd do ye get for yourselves fine buildings in the hope of living therein (for ever)
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalAnd when you strike, you strike as tyrants
Süleyman Ateş(Bir kavmi) yakaladığınız zaman da zorbalar gibi yakalıyorsunuz
Yusuf AliAnd when ye exert your strong hand, do ye do it like men of absolute power
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Yusuf AliNow fear God, and obey me
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalAnd fear He who provided you with that which you know
Süleyman AteşSize bildiğiniz ni'metleri bol bol veren(Allah)dan korkun. Keep your duty toward Him Who hath aided you with (the good things) that ye know
Yusuf AliYea, fear Him Who has bestowed on you freely all that ye know
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalProvided you with grazing livestock and children
Süleyman AteşO size verdi: davarlar, oğullar
Yusuf AliFreely has He bestowed on you cattle and sons
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalAnd gardens and springs
Süleyman AteşBahçeler, çeşmeler
Yusuf AliAnd Gardens and Springs
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Saheeh InternationalIndeed, I fear for you the punishment of a terrible day
Süleyman AteşDoğrusu ben size büyük bir günün azabı(nın çarpması)ndan korkuyorum
Yusuf AliTruly I fear for you the Penalty of a Great Day
Diyanet İşleri Mealiİster öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bizce birdir
Saheeh InternationalThey said, "It is all the same to us whether you advise or are not of the advisors
Süleyman AteşDediler ki: "Öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da bizce birdir
Yusuf AliThey said: "It is the same to us whether thou admonish us or be not among (our) admonishers
Diyanet İşleri MealiBu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler
Saheeh InternationalThis is not but the custom of the former peoples
Süleyman AteşBu (davranışımız), sadece evvelkilerin ahlakı(ve geleneği)dir
Yusuf AliThis is no other than a customary device of the ancients
Diyanet İşleri MealiBu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler
Saheeh InternationalAnd we are not to be punished
Süleyman AteşBiz azaba uğratılacak değiliz
Yusuf AliAnd we are not the ones to receive Pains and Penalties
Diyanet İşleri MealiBöylece onu yalanladılar; Biz de kendilerini yok ettik. Bunda şüphesiz ki ders vardır; ama çoğu inanmamıştır
Saheeh InternationalAnd they denied him, so We destroyed them. Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Süleyman Ateş(Böylece) onu yalanladılar. Biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Yusuf AliSo they rejected him, and We destroyed them. Verily in this is a Sign: but most of them do not believe
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Diyanet İşleri MealiSemud milleti de peygamberleri yalanladı
Saheeh InternationalThamud denied the messengers
Süleyman AteşSemud (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı
Yusuf AliThe Thamud (people) rejected the apostles
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalWhen their brother Salih said to them, "Will you not fear Allah
Süleyman AteşKardeşleri Salih, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız
Yusuf AliBehold, their brother Salih said to them: "Will you not fear (God)
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim
Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Yusuf AliSo fear God, and obey me
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir
Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalWill you be left in what is here, secure [from death]
Süleyman AteşSiz burada güven içinde bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz
Yusuf AliWill ye be left secure, in (the enjoyment of) all that ye have here
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalWithin gardens and springs
Süleyman AteşBöyle bahçelerde, çeşme başlarında
Yusuf AliGardens and Springs
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalAnd fields of crops and palm trees with softened fruit
Süleyman AteşEkinler ve yumuşak tomurcuklu güzel hurmalıklar arasında
Yusuf AliAnd corn-fields and date-palms with spathes near breaking (with the weight of fruit)
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalAnd you carve out of the mountains, homes, with skill
Süleyman AteşDağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz
Yusuf AliAnd ye carve houses out of (rocky) mountains with great skill
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Yusuf AliBut fear God and obey me
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalAnd do not obey the order of the transgressors
Süleyman AteşO aşırıların emrine uymayın
Yusuf AliAnd follow not the bidding of those who are extravagant
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Saheeh InternationalWho cause corruption in the land and do not amend
Süleyman AteşYeryüzünde bozgunculuk yapan, ıslah etmeyen o kimseler(in sözüyle hareket etmeyin)
Yusuf AliWho make mischief in the land, and mend not (their ways)
Diyanet İşleri MealiSen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler
Saheeh InternationalThey said, "You are only of those affected by magic
Süleyman AteşDediler: Sen, iyice büyülenmişlerdensin
Yusuf AliThey said: "Thou art only one of those bewitched
Diyanet İşleri MealiSen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler
Saheeh InternationalYou are but a man like ourselves, so bring a sign, if you should be of the truthful
Süleyman AteşSen de bizim gibi bir insansın. Eğer doğrulardansan bize bir mu'cize getir
Yusuf AliThou art no more than a mortal like us: then bring us a Sign, if thou tellest the truth
Diyanet İşleri MealiSalih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi
Saheeh InternationalHe said, "This is a she-camel. For her is a [time of] drink, and for you is a [time of] drink, [each] on a known day
Süleyman AteşDedi: "İşte bu dişi deve(mu'cize)dir. (Bir gün) onun su içme hakkı var, belli bir günün su içme hakkı da sizin
Yusuf AliHe said: "Here is a she-camel: she has a right of watering, and ye have a right of watering, (severally) on a day appointed
Diyanet İşleri MealiSalih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi
Saheeh InternationalAnd do not touch her with harm, lest you be seized by the punishment of a terrible day
Süleyman AteşSakın, ona bir kötülük dokundurmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar
Yusuf AliTouch her not with harm, lest the Penalty of a Great Day seize you
Diyanet İşleri MealiOnlar ise deveyi kestiler; ama pişman da oldular
Saheeh InternationalBut they hamstrung her and so became regretful
Süleyman AteşNihayet onu kestiler, ama pişman oldular
Yusuf AliBut they ham-strung her: then did they become full of regrets
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda bir ders vardır, fakat çoğu inanmamıştır
Saheeh InternationalAnd the punishment seized them. Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Süleyman AteşVe azab onları yakaladı. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Yusuf AliBut the Penalty seized them. Verily in this is a Sign: but most of them do not believe
Diyanet İşleri MealiRabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Diyanet İşleri MealiLut milleti de peygamberleri yalanladı
Saheeh InternationalThe people of Lot denied the messengers
Süleyman AteşLut (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı
Yusuf AliThe people of Lut rejected the apostles
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
Saheeh InternationalWhen their brother Lot said to them, "Will you not fear Allah
Süleyman AteşKardeşleri Lut, onlara "Korunmaz mısınız?" demişti
Yusuf AliBehold, their brother Lut said to them: "Will ye not fear (God)
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim
Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Yusuf AliSo fear God and obey me
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir. And I ask of you no wage therefore; my wage is the concern only of the Lord of the Worlds
Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the lord of the Worlds
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
Saheeh InternationalDo you approach males among the worlds
Süleyman AteşAlemlerin içinde erkeklere mi gidiyorsunuz
Yusuf AliOf all the creatures in the world, will ye approach males
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
Saheeh InternationalAnd leave what your Lord has created for you as mates? But you are a people transgressing
Süleyman AteşVe Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz? Siz sınırı aşan bir kavimsiniz
Yusuf AliAnd leave those whom God has created for you to be your mates? Nay, ye are a people transgressing (all limits)
Diyanet İşleri MealiEy Lut! Bu sözlerinden vazgeçmezsen, mutlaka kovulacaksın" dediler
Saheeh InternationalThey said, "If you do not desist, O Lot, you will surely be of those evicted
Süleyman AteşDediler: "Ey Lut, andolsun, eğer (bundan) vazgeçmezsen, mutlaka sürülenlerden olacaksın
Yusuf AliThey said: "If thou desist not, O Lut! thou wilt assuredly be cast out
Diyanet İşleri MealiLut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi
Saheeh InternationalHe said, "Indeed, I am, toward your deed, of those who detest [it]
Süleyman Ateş(Lut) dedi: "Ben sizin bu işinize, (kadınları bırakıp erkeklere gidişinize) kızanlardanım
Yusuf AliHe said: "I do detest your doings
Diyanet İşleri MealiLut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi
Saheeh InternationalMy Lord, save me and my family from [the consequence of] what they do
Süleyman AteşRabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar
Yusuf AliO my Lord! deliver me and my family from such things as they do
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık
Saheeh InternationalSo We saved him and his family, all
Süleyman AteşBiz de onu ve ailesini tamamen kurtardık
Yusuf AliSo We delivered him and his family,- all
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık
Saheeh InternationalExcept an old woman among those who remained behind
Süleyman AteşYalnız geride kalanlar arasında bulunan bir koca karıyı (kurtarmadık)
Yusuf AliExcept an old woman who lingered behind
Diyanet İşleri MealiDiğerlerini yerle bir ettik
Saheeh InternationalThen We destroyed the others
Süleyman AteşSonra ötekilerini hep yıktık, helak ettik
Yusuf AliBut the rest We destroyed utterly
Diyanet İşleri MealiÜzerlerine de yağmur yağdırdık. Uyarılan fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi
Saheeh InternationalAnd We rained upon them a rain [of stones], and evil was the rain of those who were warned
Süleyman AteşVe üzerlerine bir yağmur yağdırdık, uyarıl(ıp da yola gelmey)enlerin yağmuru hakikaten çok kötü oldu
Yusuf AliWe rained down on them a shower (of brimstone): and evil was the shower on those who were admonished (but heeded not)
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Yusuf AliVerily in this is a Sign: but most of them do not believe
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might Most Merciful
Diyanet İşleri MealiOrmanlık yerde oturanlar, Eykeliler de peygamberleri yalanladı
Saheeh InternationalThe companions of the thicket denied the messengers
Süleyman AteşEyke halkı da gönderilen elçileri yalanladı
Yusuf AliThe Companions of the Wood rejected the apostles
Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
Saheeh InternationalWhen Shu'ayb said to them, "Will you not fear Allah
Süleyman AteşŞu'ayb, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız
Yusuf AliBehold, Shu'aib said to them: "Will ye not fear (God)
Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim
Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust
Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Yusuf AliSo fear God and obey me
Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Süleyman AteşBen sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir
Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds
Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
Saheeh InternationalGive full measure and do not be of those who cause loss
Süleyman AteşÖlçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın
Yusuf AliGive just measure, and cause no loss (to others by fraud)
Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
Saheeh InternationalAnd weigh with an even balance
Süleyman AteşDoğru terazi ile tartın
Yusuf AliAnd weigh with scales true and upright
Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
Saheeh InternationalAnd do not deprive people of their due and do not commit abuse on earth, spreading corruption
Süleyman Ateşİnsanların haklarını kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın
Yusuf AliAnd withhold not things justly due to men, nor do evil in the land, working mischief
Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
Saheeh InternationalAnd fear He who created you and the former creation
Süleyman AteşSizi ve önceki nesilleri yaratandan korkun. And keep your duty unto Him Who created you and the generations of the men of old
Yusuf AliAnd fear Him Who created you and (who created) the generations before (you)
Diyanet İşleri MealiSen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler
Saheeh InternationalThey said, "You are only of those affected by magic
Süleyman AteşDediler: "Sen iyice büyülenmişlerdensin
Yusuf AliThey said: "Thou art only one of those bewitched
Diyanet İşleri MealiSen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler
Saheeh InternationalYou are but a man like ourselves, and indeed, we think you are among the liars
Süleyman AteşSen de bizim gibi bir insansın, biz seni mutlaka yalancılardan sanıyoruz
Yusuf AliThou art no more than a mortal like us, and indeed we think thou art a liar
Diyanet İşleri MealiSen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler
Saheeh InternationalSo cause to fall upon us fragments of the sky, if you should be of the truthful
Süleyman AteşEğer doğrulardansan o halde üzerimize gökten parçalar düşür
Yusuf AliNow cause a piece of the sky to fall on us, if thou art truthful
Diyanet İşleri MealiŞuayb: "Rabbim yaptıklarınızı çok iyi bilir" dedi
Saheeh InternationalHe said, "My Lord is most knowing of what you do
Süleyman AteşRabbim yaptığınızı daha iyi bilir dedi
Yusuf AliHe said: "My Lord knows best what ye do
Diyanet İşleri MealiAma onu yalanladılar. Bunun üzerine onları bulutlu bir günün azabı yakaladı. Gerçekten o gün, azabı büyük bir gündü
Saheeh InternationalAnd they denied him, so the punishment of the day of the black cloud seized them. Indeed, it was the punishment of a terrible day
Süleyman AteşOnu yalanladılar, nihayet o gölge gününün azabı, kendilerini yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabı idi
Yusuf AliBut they rejected him. Then the punishment of a day of overshadowing gloom seized them, and that was the Penalty of a Great Day
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bunda bir ders vardır. Fakat çoğu inanmamıştır
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır ama yine çokları inanmazlar
Yusuf AliVerily in that is a Sign: but most of them do not believe
Diyanet İşleri MealiRabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz Kuran Alemlerin Rabbinin indirmesidir
Saheeh InternationalAnd indeed, the Qur'an is the revelation of the Lord of the worlds
Süleyman AteşMuhakkak ki o (Kur'an), alemlerin Rabbinin indirmesidir
Yusuf AliVerily this is a Revelation from the Lord of the Worlds
Diyanet İşleri MealiApaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir
Saheeh InternationalThe Trustworthy Spirit has brought it down
Süleyman AteşOnu, er-Ruhu'l-Emin (güvenilir ruh, Cebrail) indirdi
Yusuf AliWith it came down the spirit of Faith and Truth
Diyanet İşleri MealiApaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir
Saheeh InternationalUpon your heart, [O Muhammad] - that you may be of the warners
Süleyman AteşSenin kalbine; uyarıcılardan olman için
Yusuf AliTo thy heart and mind, that thou mayest admonish
Diyanet İşleri MealiApaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir
Saheeh InternationalIn a clear Arabic language
Süleyman AteşApaçık Arapça bir dille
Yusuf AliIn the perspicuous Arabic tongue
Diyanet İşleri MealiO, daha öncekilerin kitabında da zikredilmiştir
Saheeh InternationalAnd indeed, it is [mentioned] in the scriptures of former peoples
Süleyman AteşO(nun içeriği), evvelkilerin Kitaplarında da vardır
Yusuf AliWithout doubt it is (announced) in the mystic Books of former peoples
Diyanet İşleri Mealiİsrailoğulları bilginlerinin bunu bilmeye bir delilleri yok muydu
Saheeh InternationalAnd has it not been a sign to them that it is recognized by the scholars of the Children of Israel
Süleyman Ateşİsrail oğulları bilginlerinin onu bilmesi de onlar için (Kur'an'ın Güvenilir Ruh tarafından vahyedildiğine) yeterli bir delil değil mi
Yusuf AliIs it not a Sign to them that the Learned of the Children of Israel knew it (as true)
Diyanet İşleri MealiBiz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı
Saheeh InternationalAnd even if We had revealed it to one among the foreigners
Süleyman AteşBiz onu yabancılardan birine indirseydik de
Yusuf AliHad We revealed it to any of the non-Arabs
Diyanet İşleri MealiBiz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı
Saheeh InternationalAnd he had recited it to them [perfectly], they would [still] not have been believers in it
Süleyman AteşOnu onlara okusaydı, ona inanmazlardı
Yusuf AliAnd had he recited it to them, they would not have believed in it
Diyanet İşleri MealiSuçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir
Saheeh InternationalThus have We inserted disbelief into the hearts of the criminals
Süleyman AteşBiz onu, suçluların kalblerine öyle soktuk
Yusuf AliThus have We caused it to enter the hearts of the sinners
Diyanet İşleri MealiSuçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir
Saheeh InternationalThey will not believe in it until they see the painful punishment
Süleyman AteşAcı azabı görünceye kadar da ona inanmazlar
Yusuf AliThey will not believe in it until they see the grievous Penalty
Diyanet İşleri MealiSuçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir
Saheeh InternationalAnd it will come to them suddenly while they perceive [it] not
Süleyman AteşAzab onlara öyle ansızın gelir ki, onlar hiç farkında olmazlar
Yusuf AliBut the (Penalty) will come to them of a sudden, while they perceive it not
Diyanet İşleri MealiO zaman "Erteye bırakılmaz mıyız?" derler
Saheeh InternationalAnd they will say, "May we be reprieved
Süleyman Ateş(Birden onu karşılarında bulunca) Acaba bize süre verilir mi?" derler
Yusuf AliThen they will say: "Shall we be respited
Diyanet İşleri MealiBizim azabımızı mı acele istiyorlardı
Saheeh InternationalSo for Our punishment are they impatient
Süleyman AteşHala bizim azabımızı mı acele istiyorlar (doğru söyleyenlerden isen bizi tehdidettiğin azabı getir mi diyorlar)
Yusuf AliDo they then ask for Our Penalty to be hastened on
Diyanet İşleri MealiSöylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı
Saheeh InternationalThen have you considered if We gave them enjoyment for years
Süleyman AteşBaksana, biz onları yıllarca yaşatsak
Yusuf AliSeest thou? If We do let them enjoy (this life) for a few years
Diyanet İşleri MealiSöylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı
Saheeh InternationalAnd then there came to them that which they were promised
Süleyman AteşSonra tehdidedildikleri (azab) kendilerine gelse
Yusuf AliYet there comes to them at length the (Punishment) which they were promised
Diyanet İşleri MealiSöylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı
Saheeh InternationalThey would not be availed by the enjoyment with which they were provided
Süleyman AteşO yaşatıldıkları (zevk-u sefa sürdükleri) şeyler, kendilerine ne yarar sağlardı
Yusuf AliIt will profit them not that they enjoyed (this life)
Diyanet İşleri MealiHiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz
Saheeh InternationalAnd We did not destroy any city except that it had warners
Süleyman AteşBiz, hiçbir kenti helak etmedik ki onun uyarıcıları olmasın (helak etmeden önce mutlaka uyarıcı gönderdik)
Yusuf AliNever did We destroy a population, but had its warners
Diyanet İşleri MealiHiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz
Saheeh InternationalAs a reminder; and never have We been unjust
Süleyman Ateş(Uyarıcılar) uyarırlardı. Biz zulmediciler değildik
Yusuf AliBy way of reminder; and We never are unjust
Diyanet İşleri MealiKuran'ı şeytanlar indirmemiştir
Saheeh InternationalAnd the devils have not brought the revelation down
Süleyman AteşO(Kur'a)n'ı şeytanlar (cinler) indirmedi
Yusuf AliNo evil ones have brought down this (Revelation)
Diyanet İşleri MealiBu onlara düşmez, zaten güçleri de yetmez
Saheeh InternationalIt is not allowable for them, nor would they be able
Süleyman AteşBu, onlara yaraşmaz ve zaten yapamazlar da
Yusuf AliIt would neither suit them nor would they be able (to produce it)
Diyanet İşleri MealiDoğrusu onlar vahyi dinlemekten uzak tutulmuşlardır
Saheeh InternationalIndeed they, from [its] hearing, are removed
Süleyman AteşÇünkü onlar, (meleklerin sözlerini) işitmekten uzaklaştırılmışlardır
Yusuf AliIndeed they have been removed far from even (a chance of) hearing it
Diyanet İşleri MealiO halde sakın Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarma, yoksa azap göreceklerden olursun
Saheeh InternationalSo do not invoke with Allah another deity and [thus] be among the punished
Süleyman AteşAllah ile beraber başka bir tanrı çağırma, sonra azabedilenlerden olursun
Yusuf AliSo call not on any other god with God, or thou wilt be among those under the Penalty
Diyanet İşleri MealiÖnce en yakın hısımlarını uyar
Saheeh InternationalAnd warn, [O Muhammad], your closest kindred
Süleyman AteşEn yakın akrabanı uyar
Yusuf AliAnd admonish thy nearest kinsmen
Diyanet İşleri MealiSana uyan müminleri kanatların altına al
Saheeh InternationalAnd lower your wing to those who follow you of the believers
Süleyman AteşVe sana uyan mü'minlere kanadını indir (onlara karşı mütevazi ve şefkatli davran)
Yusuf AliAnd lower thy wing to the Believers who follow thee
Diyanet İşleri MealiSana başkaldırırlarsa: "Yaptıklarınızdan uzağım" de
Saheeh InternationalAnd if they disobey you, then say, "Indeed, I am disassociated from what you are doing
Süleyman AteşŞayet sana (uymaz) karşı gelirlerse: "Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım," de
Yusuf AliThen if they disobey thee, say: "I am free (of responsibility) for what ye do
Diyanet İşleri MealiSenin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir
Saheeh InternationalAnd rely upon the Exalted in Might, the Merciful
Süleyman AteşGalib ve esirgeyen(Allah)a tevekkül et
Yusuf AliAnd put thy trust on the Exalted in Might, the Merciful
Diyanet İşleri MealiSenin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir
Saheeh InternationalWho sees you when you arise
Süleyman AteşO, seni görür: Namaza durduğun zaman
Yusuf AliWho seeth thee standing forth (in prayer)
Diyanet İşleri MealiSenin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir
Saheeh InternationalAnd your movement among those who prostrate
Süleyman AteşVe secde edenler arasında eğilip doğrulurken
Yusuf AliAnd thy movements among those who prostrate themselves
Diyanet İşleri MealiSenin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir
Saheeh InternationalIndeed, He is the Hearing, the Knowing
Süleyman AteşÇünkü O, işitendir, bilendir
Yusuf AliFor it is He Who heareth and knoweth all things
Diyanet İşleri MealiŞeytanların kime indiğini size haber vereyim mi?" de
Saheeh InternationalShall I inform you upon whom the devils descend
Süleyman AteşŞeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi
Yusuf AliShall I inform you, (O people!), on whom it is that the evil ones descend
Diyanet İşleri MealiOnlar, günahkar iftiracıların hepsine iner
Saheeh InternationalThey descend upon every sinful liar
Süleyman AteşOnlar, her günahkar yalancıya inerler
Yusuf AliThey descend on every lying, wicked person
Diyanet İşleri MealiBunlar şeytanlara kulak verirler, çoğu yalancıdırlar
Saheeh InternationalThey pass on what is heard, and most of them are liars
Süleyman AteşO yalancılar, (şeytanlara) kulak verirler, çokları da yalan söylerler
Yusuf Ali(Into whose ears) they pour hearsay vanities, and most of them are liars
Diyanet İşleri MealiO şairlere gelince; onlara azgınlar uyar
Saheeh InternationalAnd the poets - [only] the deviators follow them
Süleyman AteşŞa'irlere gelince onlara da azgınlar uyar
Yusuf AliAnd the Poets,- It is those straying in Evil, who follow them
Diyanet İşleri MealiOnların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin
Saheeh InternationalDo you not see that in every valley they roam
Süleyman AteşBaksana onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar
Yusuf AliSeest thou not that they wander distracted in every valley
Diyanet İşleri MealiOnların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin
Saheeh InternationalAnd that they say what they do not do
Süleyman AteşVe onlar yapmayacakları şeyleri söylerler
Yusuf AliAnd that they say what they practise not
Diyanet İşleri MealiAncak inanıp yararlı iş işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında haklarını alanlar bunun dışındadır. Haksızlık eden kimseler nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını anlayacaklardır
Saheeh InternationalExcept those [poets] who believe and do righteous deeds and remember Allah often and defend [the Muslims] after they were wronged. And those who have wronged are going to know to what [kind of] return they will be returned
Süleyman AteşAncak inananlar, iyi işler yapanlar, Allah'ı çok ananlar ve kendilerine zulmedildikten sonra (rakiplerine) üstün gelmeğe çalışanlar böyle değildir. Zulmedenler, yakında nasıl bir devrime uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir
Yusuf AliExcept those who believe, work righteousness, engage much in the remembrance of God, and defend themselves only after they are unjustly attacked. And soon will the unjust assailants know what vicissitudes their affairs will take