26. Ash-Shu'araa سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
Süleyman AteşTa sin mim
Ali BulaçTa, Sin, Mim
«طسَمَ» الله أعلم بمراده بذلك.
Süleyman AteşŞunlar o apaçık Kitabın ayetleridir
Ali BulaçBunlar, apaçık olan Kitab'ın ayetleridir
«تلك» أي هذه الآيات «آيات الكتاب» القرآن والإضافة بمعنى من «المبين» المظهر الحق من الباطل.
Süleyman AteşHerhalde sen, inanmıyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin
Ali BulaçOnlar mü'min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi)
«لعلك» يا محمد «باخعٌ نفسك» قاتلها غما من أجل «ألا يكونوا» أي أهل مكة «مؤمنين» ولعل هنا للإشفاق أي أشفق عليها بتخفيف هذا الغم.
Süleyman AteşDilesek onların üzerine gökten bir mu'cize indiririz de boyunları ona eğilir (inanırlar)
Ali BulaçDilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir
«إن نشأ ننزل عليهم من السماء آية فظلّت» بمعنى المضارع: أي تظل، أي تدوم «أعناقهم لها خاضعين» فيؤمنون، ولما وصفت الأعناق بالخضوع الذي هو لأربابها جمعت الصفة جمع العقلاء.
Süleyman AteşRahman'dan onlara hiçbir yeni Zikir (uyarı) gelmez ki, mutlaka ondan yüz çevirici olmasınlar
Ali BulaçOnlara Rahman (olan Allah) dan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler
«وما يأتيهم من ذكر» قرآن «من الرحمن مُحدّث» صفة كاشفة «إلا كانوا عنه معرضين».
Süleyman AteşYalanladılar ama, alay edip durdukları şeyin haberleri, yakında kendilerine gelecektir
Ali BulaçGerçekten yalanladılar; fakat, alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir
«فقد كذبوا» به «فسيأتيهم أنباء» عواقب «ما كانوا به يستهزءُون».
Süleyman AteşYere bakmadılar mı orada her çeşit güzel çifti bitirmişiz
Ali BulaçYeryüzünde bir bakmadılar mı ki, Biz onda her güzel (kerim) çiftten nice ürünler bitirdik
«أوَلم يروا» ينظروا «إلى الأرض كم أنبتنا فيها» أي كثيرا «من كل زوجِ كريم» نوع حسن.
Süleyman AteşŞüphesiz bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanıcı değillerdir
Ali BulaçŞüphesiz, bunda bir ayet vardır; ancak onların çoğu mü'min değildirler
«إن في ذلك لآية» دلالة على كمال قدرته تعالى «وما كان أكثرهم مؤمنين» في علم الله، وكان قال سيبويه: زائدة.
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur merhamet eden O'dur
Ali BulaçŞüphesiz, senin Rabbin, gerçekten O, üstün ve güçlüdür, merhamet sahibidir
«وإن ربك لهو العزيز» ذو العزة ينتقم من الكافرين «الرحيم» يرحم المؤمنين.
Süleyman AteşRabbin Musa'ya seslendi: "O zalim kavme git
Ali BulaçHani senin Rabbin, Musa'ya seslenmişti: "Zulmetmekte olan kavme git
«و» اذكر يا محمد لقومك «إذ نادى ربك موسى» ليلة رأى النار والشجرة «أن» أي: بأن «ائت القوم الظالمين» رسولا.
Süleyman AteşFir'avn'ın kavmine. Onlar (kötülüklerden) korunmayacaklar mı
Ali BulaçFiravun'un kavmine, hala sakınmıyorlar mı
«قوم فرعون» معه ظلموا أنفسهم بالكفر بالله وبني إسرائيل باستعبادهم «ألا» الهمزة للاستفهام الإنكارى «يتقون» الله بطاعته فيوحدونه.
Süleyman Ateş(Musa): "Rabbim, dedi, ben, onların beni yalanlayacaklarından korkuyorum
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, gerçekten ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum
«قال» موسى «ربِ إني أخاف أن يكذّبون».
Süleyman AteşGöğsüm daralıyor, dilim açılmıyor (tutukluk yapıyor), onun için Harun'a da elçilik ver
Ali BulaçGöğsüm sıkışıyor, dilim dönmüyor; bundan dolayı Harun'a da (elçilik görevini bildirmesi için Cibril'i) gönder
«ويضيق صدري» من تكذيبهم لي «ولا ينطلق لساني» بأداء الرسالة للعقدة التي فيه «فأرسل إلى» أخي «هارون» معي.
Süleyman AteşHem benim üzerimde onlara karşı işlediğim bir günah da var (onlardan bir adam öldürmüştüm); onların beni öldürmelerinden korkuyorum
Ali BulaçÜstelik, onların bana karşı (davasını savunacakları bir cinayet) suçu(m) var; bundan dolayı beni öldürmelerinden korkuyorum
«ولهم عليَّ ذنبٌ» بقتل القبطي منهم «فأخاف أن يقتلون» به.
Süleyman Ateş(Allah): "Hayır, dedi, ikiniz de ayetlerimizle gidin, biz sizinle beraberiz, (aranızda geçecekleri) dinliyoruz
Ali Bulaç(Allah:) "Hayır," dedi. "İkiniz de ayetlerimle gidin, şüphesiz sizinle birlikteyiz (ve) işitmekteyiz
«قال» تعالى: «كلا» لا يقتلونك «فاذهبا» أي أنت وأخوك، ففيه تغليب الحاضر على الغائب «بآياتنا إنا معكم مستمعون» ما تقولون وما يقال لكم، أجريا مجرى الجماعة.
Süleyman AteşFir'avn'e giderek deyin ki: Biz alemlerin Rabbinin elçisiyiz
Ali BulaçGecikmeksizin Firavun'a giderek deyin ki: Gerçekten biz, alemlerin Rabbinin elçisiyiz
«فأتِيَا فرعون فقولا إنا» كلاً منا «رسول رب العالمين» إليك.
Süleyman Ateşİsrail oğullarını bizimle beraber gönder
Ali Bulaçİsrailoğulları'nı bizimle birlikte göndermen için (sana geldik)
«أن» أي: بأن «أرسل معنا» إلى الشام «بني إسرائيل» فأتياه فقالا له ما ذكر.
Süleyman Ateş(Gittiler, Allah'ın emrini duyurdular. Fir'avn) Dedi ki: "Biz seni, içimizden bir çocuk olarak yetiştirmedik mi? Ömründe nice yıllar aramızda kalmadın mı
Ali Bulaç(Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: "Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi
«قال» فرعون لموسى «ألم نربِّك فينا» في منازلنا «وليدا» صغيرا قريبا من الولادة بعد فطامه «ولبثت فينا من عمرك سنين» ثلاثين سنة يلبس من ملابس فرعون ويركب من مراكبه وكان يسمى ابنه.
Süleyman AteşVe sonunda o yaptığını da yaptın, sen nankörlerden birisin
Ali BulaçVe sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin
«وفعلت فعلتك التي فعلت» هي قتله القبطي «وأنت من الكافرين» الجاحدين لنعمتي عليك بالتربية وعدم الاستعباد.
Süleyman Ateş(Musa): "Onu yaptığım zaman sapıklardan idim" dedi
Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım
«قال» موسى «فعلتها إذاً» أي حينئذ «وأنا من الضالين» عما آتاني الله بعدها من العلم والرسالة.
Süleyman AteşSizden korkunca aranızdan kaçtım, sonra Rabbim bana hükümdarlık verdi ve beni elçilerden yaptı
Ali BulaçSizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım; sonra Rabbim bana hüküm (ve hikmet) verdi ve beni gönderilen (elçilerden) kıldı
«ففررتُ منكم لما خفتكم فوهب لي ربي حكما» علما «وجعلني من المرسلين».
Süleyman AteşO başıma kaktığın ni'met de İsrail oğullarını köle yapman(yüzünden)dir. (Onları köle diye kullanıp erkek çocuklarını kesmeseydin, senin eline düşmezdim)
Ali BulaçBana karşı lütuf-dediğin nimet de, İsrailoğulları'nı köle kılmandan dolayıdır
«وتلك نعمةٌ تمنُّها عليَّ» أصله تمن بها عليَّ «أن عبدت بني إسرائيل» بيان لتلك: أي اتخذتهم عبيدا ولم تستعبدني لا نعمة لك بذلك لظلمك باستعبادهم وقدر بعضهم أول الكلام همزة استفهام للإنكار.
Süleyman AteşFir'avn dedi ki: "(Ey Musa) alemlerin Rabbi nedir
Ali BulaçFiravun dedi ki: "Alemlerin Rabbi nedir
«قال فرعون» لموسى «وما رب العالمين» الذي قلت إنك رسوله أي: أي شيء هو ولما لم يكن سبيل للخلق إلى معرفة حقيقته تعالى وإنما يعرفونه بصفاته أجابه موسى عليه الصلاة والسلام ببعضها.
Süleyman Ateş(Musa): "Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanan kimseler iseniz (bunu anlarsınız)," dedi
Ali BulaçDedi ki: "Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan herşeyin Rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)
«قال ربُّ السماوات والأرض وما بينهما» أي خالق ذلك «إن كنتم موقنين» بأنه تعالى خالقه فآمنوا به وحده.
Süleyman Ateş(Fir'avn): Çevresinde bulunanlara: "İşitiyor musunuz?" dedi
Ali BulaçÇevresindekilere dedi ki: "İşitiyor musunuz
«قال» فرعون «لمن حوله» من أشراف قومه «ألا تستمعون» جوابه الذي لم يطابق السؤال.
Süleyman Ateş(Musa): "O sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir" dedi
Ali Bulaç(Musa:) Dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir
«قال» موسى «ربكم ورب آبائكم الأولين» وهذا وإن كان داخلا فيما قبله يغيظ فرعون ولذلك.
Süleyman Ateş(Fir'avn): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi
Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir
«قال إنَّ رسولكم الذي أرسل إليكم لمجنون».
Süleyman Ateş(Musa): "Eğer düşünürseniz O, doğunun batının ve bunlar arasında bulunanların da Rabbidir" dedi
Ali BulaçEğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan herşeyin de Rabbidir" dedi (Musa)
«قال» موسى «ربُّ المشرق والمغرب وما بينهما إن كنتم تعقلون» إنه كذلك فآمنوا به وحده.
Süleyman Ateş(Fir'avn ey Musa): "Andolsun ki benden başka tanrı edinirsen, seni mutlaka zindana atılanlardan yapacağım" dedi
Ali Bulaç(Firavun) dedi ki: "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım
«قال» فرعون لموسى «لئن اتخذت إلها غيري لأجعلنَّك من المسجونين» كان سجنه شديدا يحبس الشخص في مكان تحت الأرض وحده لا يبصر ولا يسمع فيه أحدا.
Süleyman Ateş(Musa, peki): "Sana (doğruluğumu) kanıtlayan apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?" dedi
Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı
«قال» له موسى «أوَلوْ» أي: أتفعل ذلك ولو «جئتك بشيءٍ مبينِ» برهان بيِّن على رسالتي.
Süleyman Ateş(Fir'avn): "Eğer doğrulardansan onu getir (bakalım)," dedi
Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Eğer doğru sözlü isen, onu getir
«قال» فرعون له «فأتِ به إن كنت من الصادقين» فيه.
Süleyman Ateş(Musa), asasını attı, bir de (baktılar ki) o apaçık bir ejderha
Ali BulaçBunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi
«فألقى عصاه فإذا هي ثعبانٌ مبينٌ» حية عظيمة.
Süleyman AteşElini (koltuğunun altından) çıkardı; o da, bakanlara parıl parıl parlayan bir şey oluverdi
Ali BulaçElini de çekip çıkardı, bir de (ne görsün) o, bakanlar için 'parlayıp aydınlanıvermiş
«ونزع يده» أخرجها من جيبه «فإذا هي بيضاء» ذات شعاع «للناظرين» خلاف ما كانت عليه من الأدمة.
Süleyman Ateş(Fir'avn), çevresindeki ileri gelenlere: "Bu dedi, bilgin bir büyücüdür
Ali Bulaç(Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere: "Bu” dedi, "Doğrusu bilgin bir büyücüdür
«قال» فرعون «للملإ حوله إنَّ هذا لساحر عليم» فائق في علم السحر.
Süleyman AteşBüyüsüyle sizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz
Ali BulaçBüyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz
«يريد أن يخرجكم من أرضكم بسحره فماذا تأمرون».
Süleyman AteşDediler ki: "Onu ve kardeşini eğle, kentlere toplayıcılar gönder
Ali BulaçDediler ki: "Bunu ve kardeşini oyala, şehirlere de toplayıcılar gönder
«قالوا أرجه وأخاه» أخّر أمرهما «وابعث في المدائن حاشرين» جامعين.
Süleyman AteşBütün bilgin büyücüleri sana getirsinler
Ali BulaçBütün uzman-bilgin büyücüleri sana getirsinler
«يأتوك بكل سَحَّار عليم» يفضل موسى في علم السحر.
Süleyman AteşDerken büyücüler belli bir günün belirlenen vaktinde bir araya getirildi
Ali BulaçBöylelikle büyücüler, bilinen bir günün belli vaktinde biraraya getirildi
«فجمع السحرة لميقات يوم معلوم» وهو وقت الضحى من يوم الزينة.
Süleyman AteşHalka da: "Siz de toplanır mısınız?" denildi
Ali BulaçVe insanlara da: "Siz de toplanıyor musunuz? dendi
«وقيل للناس هل أنتم مجتمعون».
Süleyman AteşUmarız ki büyücüler üstün gelirse biz de onlara uyarız
Ali BulaçUmarız ki, eğer galip gelirse biz de büyücülere uyarız
«لعلنا نتبع السحرة إن كانوا هم الغالبين» الاستفهام للحث على الاجتماع والترجي على تقدير غلبتهم ليستمروا على دينهم فلا يتبعوا موسى.
Süleyman AteşBüyücüler gelince Fir'avn'e: "Eğer üstün gelenler biz olursak, bize mutlaka bir ücret var değil mi?" dediler
Ali BulaçBüyücüler geldiklerinde, Firavun'a: "Şayet biz galip gelirsek, bize bir ücret var gerçekten, değil mi?" dediler
«فلما جاء السحرة قالوا لفرعون أئن» بتحقيق الهمزتين وتسهيل الثانية وإدخال ألف بينهما على الوجيهين «لنا لأجرا إن كنا نحن الغالبين».
Süleyman AteşEvet dedi, hem o takdirde siz (bana) yakınlardan olacaksınız
Ali BulaçEvet" dedi. "Üstelik şüphesiz siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız
«قال نعم وإنكم إذاً» أي حينئذ «لمن المقربين».
Süleyman AteşMusa onlara: "Atacağınızı atın!" dedi
Ali BulaçMusa onlara dedi ki: "Atacağınızı atın
«قال لهم موسى» بعد ما قالوا له (إما أن تُلقي وإما أن نكون نحن الملقين) «ألقوا ما أنتم ملقون» فالأمر فيه للإذن بتقديم إلقائهم توسلا به إلى إظهار الحق.
Süleyman Ateşİplerini ve değneklerini attılar ve "Fir'avn'ın şerefine biz, elbette biz galib geleceğiz" dediler
Ali BulaçOnlar da, iplerini ve asalarını atıverdiler ve: "Firavun'un üstünlüğü adına, hiç tartışmasız, üstün olanlar gerçekten bizleriz" dediler
«فألقوْا حبالهم وعصيهم وقالوا بعزة فرعون إنا لنحن الغالبون».
Süleyman AteşMusa da asasını attı. Birden o, onların uydurduklarını yutmağa başladı
Ali BulaçBöylelikle Musa da asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, uydurmakta olduklarını yutuveriyor
«فألقى موسى عصاه فإذا هي تلقف» بحذف إحدى التاءين من الأصل تبتلع «ما يأفكون» يقلبونه بتمويههم فيخيلون حبالهم وعصيهم أنها حيات تسعى.
Süleyman AteşDerhal büyücüler secdeye kapandılar
Ali BulaçAnında büyücüler secdeye kapandılar
«فألقيَ السحرة ساجدين».
Süleyman AteşDediler: "Alemlerin Rabbine inandık
Ali Bulaç(Ve:) "Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler
«قالوا آمنا برب العالمين».
Süleyman AteşMusa'nın ve Harun'un Rabbine
Ali BulaçMusa'nın ve Harun'un Rabbine
«رب موسى وهارون» لعلمهم بأن ما شاهدوه من العصا لا يتأتى بالسحر.
Süleyman Ateş(Fir'avn) dedi: "Ben size izin vermeden mi ona inandınız? O, size büyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse (size ne yapacağımı) yakında bileceksiniz: Ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve hepinizi asacağım
Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Ona, ben size izin vermeden önce mi inandınız? Şüphesiz, o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür; öyleyse yakında bileceksiniz. Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve sizin hepinizi gerçekten asıp-sallandıracağım
«قال» فرعون «أآمنتم» بتحقيق الهمزتين وإبدال الثانية ألفا «له» لموسى «قبل أن آذن» أنا «لكم إنه لكبيركم الذي علمكم السحر» فعلَّمك شيئا منه وغلبكم بآخر «فلسوف تعلمون» ما ينالكم مني «لأقطعنَّ أيديكم وأرجلكم من خلاف» أي يد كل واحد اليمنى ورجله اليسرى «ولأصلبنكم أجمعين».
Süleyman AteşZararı yok, dediler, (nasıl olsa) biz Rabbimize döneceğiz
Ali BulaçHiç zararı yok" dediler. "Çünkü biz gerçekten Rabbimiz'e dönücüleriz
«قالوا لا ضَيْرَ» لا ضرر علينا في ذلك «إنا إلى ربنا» بعد موتنا بأي وجه كان «منقلبون» راجعون في الآخرة.
Süleyman AteşBiz ilk inananlar olduğumuz için Rabbimizin, hatalarımızı bağışlayacağını umarız
Ali BulaçDoğrusu biz, iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimiz'in bizim hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz
«إنا نطمع» نرجوا «أن يغفر لنا ربنا خطايانا أن» أي بأن «كنَّا أول المؤمنين» في زماننا.
Süleyman AteşMusa'ya: "Kullarımı geceleyin (Mısır'dan çıkar), yürüt; siz takibedileceksiniz." diye vahyettik
Ali BulaçMusa'ya: "Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz" diye vahyettik
«وأوحينا إلى موسى» بعد سنين أقامها بينهم يدعوهم بآيات الله إلى الحق فلم يزيدوا إلا عتوا «أن أسر بعبادي» بني إسرائيل وفي قراءة بكسر النون ووصل همزة أسر من سرى لغة في أسرى أي سر بهم ليلا إلى البحر «إنكم مُتَّبعون» يتبعكم فرعون وجنوده فيلجون وراءكم البحر فأنجيكم وأغرقهم.
Süleyman AteşFir'avn, (İsrail oğullarının gittiğini duyunca) kentlere (asker) toplayıcılar gönderdi
Ali BulaçBunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi
«فأرسل فرعون» حين أخبر بسيرهم «في المدائن» قيل كان له ألف مدينة واثنا عشر ألف قرية «حاشرين» جامعين الجيش قائلا.
Süleyman AteşŞunlar, (şu İsrail oğulları), az bir topluluktur dedi
Ali BulaçGerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur
«إن هؤلاء لشرذمةٌ» طائفة «قليلون» قيل كانوا ستمائة ألف وسبعين ومقدمة جيشه سبعمائة ألف فقللهم بالنظر إلى كثرة جيشه.
Süleyman AteşBizi kızdırmaktadırlar
Ali BulaçVe elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler
«وإنهم لنا لغائظون» فاعلون ما يغيظنا.
Süleyman AteşBiz, ihtiyatlı, koca bir cemaatiz
Ali BulaçBiz ise uyanık bir toplumuz" (dedi)
«وإنا لجميعٌ حذرون» مستعدون وفي قراءة حاذرون متيقظون.
Süleyman AteşBöylece biz onları çıkardık: bahçeler(in)den, çeşmeler(in)den
Ali BulaçBöylelikle Biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık
قال تعالى: «فأخرجناهم» أي فرعون وقومه من مصر ليلحقوا موسى وقومه «من جنات» بساتين كانت على جانبي النيل «وعيون» أنهار جارية في الدور من النيل.
Süleyman AteşHazineler(in)den ve o güzel yer(lerin)den
Ali BulaçHazinelerden ve soylu makam(lar)dan da
«وكنوز» أموال ظاهرة من الذهب والفضة، وسميت كنوزا لأنه لم يعط حق الله تعالى منها «ومقامٍ كريمٍ» مجلس حسن للأمراء والوزراء يحفه أتباعهم.
Süleyman AteşBöylece bunları İsrail oğullarına miras yaptık
Ali Bulaçİşte böyle; bunlara İsrailoğulları'nı mirasçı kıldık
«كذلك» أي إخراجنا كما وصفنا «وأورثناها بني إسرائيل» بعد إغراق فرعون وقومه.
Süleyman Ateş(Fir'avn ve adamları), güneş doğarken onların ardına düştüler
Ali BulaçBöylece (Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular
«فأتبعوهم» لحقوهم «مشرقين» وقت شروق الشمس.
Süleyman Ateşİki topluluk (yaklaşıp) birbirini görünce Musa'nın adamları: "İşte yakalandık!" dediler
Ali Bulaçİki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık" dediler
«فلما تراءى الجمعان» رأى كل منهما الآخر «قال أصحاب موسى إنا لمدركون» يدركنا جمع فرعون ولا طاقة لنا به.
Süleyman Ateş(Musa): "Hayır, dedi, Rabbim benimle beraberdir. Bana yol gösterecektir
Ali Bulaç(Musa:) "Hayır" dedi. "Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir
«قال» موسى «كلا» أي لن يدركونا «إن معي ربي» ينصره «سيهدين» طريق النجاة.
Süleyman AteşMusa'ya: "Değneğinle denize vur!" diye vahyettik. (Vurunca deniz) yarıldı, (on iki yol açıldı). Her bölüm, kocaman bir dağ gibi oldu
Ali BulaçBunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu
قال تعالى: «فأوحينا إلى موسى أن اضرب بعصاك البحر» فضربه «فانفلق» فانشق اثنى عشر فرقا «فكان كل فرق كالطود العظيم» الجبل الضخم بينهما مسالك سلكوها لم يبتل منها سرج الراكب ولا لبده.
Süleyman AteşÖtekileri de buraya yaklaştırdık (Musa ve adamlarının ardından, düşmanları da bu denizde açılan yollara girdiler)
Ali BulaçÖtekileri de buraya yaklaştırdık
«وأزلفنا» قرَّبنا «ثمَّ» هناك «الآخرين» فرعون وقومه حتى سلكوا مسالكهم.
Süleyman AteşMusa'yı ve beraberinde olanları tamamen kurtardık
Ali BulaçMusa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk
«وأنجينا موسى ومن معه أجمعين» بإخراجهم من البحر على هيئته المذكورة.
Süleyman AteşSonra ötekilerini boğduk (Musa ve adamları karaya çıkınca deniz kapandı, Fir'avn ve adamları boğuldu)
Ali BulaçSonra ötekileri suda boğduk
«ثم أغرقنا الآخرين» فرعون وقومه بإطباق البحر عليهم لما تم دخولهم في البحر وخروج بني إسرائيل منه.
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama çokları inanmazlar
Ali BulaçŞüphesiz, bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmiş değildirler
«إن في ذلك» إغراق فرعون وقومه «لآيةٌ» عبرة لمن بعدهم «وما كان أكثرهم مؤمنين» بالله لم يؤمن منهم غير آسية امرأة فرعون وحزقيل مؤمن آل فرعون ومريم بنت ناموصى التي دلت على عظام يوسف عليه السلام.
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Ali BulaçVe hiç şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
«وإن ربك لهو العزيز» فانتقم من الكافرين بإغراقهم «الرحيم» بالمؤمنين فأنجاهم من الغرق.
Süleyman AteşOnlara İbrahim'in haberini de oku
Ali BulaçOnlara İbrahim'in haberini de aktar-oku
«واتل عليهم» أي كفار مكة «نبأ» خبر «إبراهيم» ويبدل منه.
Süleyman AteşBabasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti
Ali BulaçHani, babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti
«إذا قال لأبيه وقومه ما تعبدون».
Süleyman AteşPutlara tapıyoruz, onların önünde ibadete duruyoruz. dediler
Ali BulaçDemişlerdi ki: "Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz
«قالوا نعبد أصناما» صرحوا بالفعل ليعطفوا عليه «فنظل لها عاكفين» نقيم نهارا على عبادتها زادوه في الجواب افتخارا به.
Süleyman AteşPeki, dedi, siz du'a ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı
Ali BulaçDedi ki: "Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı
«قال هل يسمعونكم إذ» حين «تدعون».
Süleyman AteşYahut size fayda veya zarar verebiliyorlar mı
Ali BulaçYa da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu
«أو ينفعونكم» إن عبدتموهم «أو يضرونـ» كم إن لم تعبدوهم.
Süleyman AteşHayır, ama babalarımızın böyle yaptıklarını gördük, (onun için biz de böyle yapıyoruz). dediler
Ali BulaçHayır" dediler. "Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk
«قالوا بل وجدنا آباءنا كذلك يفعلون» أي مثل فعلنا.
Süleyman Ateşİşte gördünüz mü neye tapıyorsunuz? dedi
Ali Bulaç(İbrahim) Dedi ki: "Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü
«قال أفرآيتم ما كنتم تعبدون».
Süleyman AteşSiz ve eski atalarınız
Ali BulaçHem siz, hem de eski atalarınız
«أنتم وآبائكم الأقدمون».
Süleyman AteşOnlar benim düşmanımdır. Yalnız alemlerin Rabbi (benim dostumdur)
Ali Bulaçİşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin Rabbi hariç
«فإنهم عدو لي» لا أعبدهم «إلا» لكن «ربَّ العالمين» فإني أعبده.
Süleyman AteşBeni yaratan ve bana yol gösteren O'dur
Ali BulaçKi beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur
«الذي خلقني فهو يهدين» إلى الدين.
Süleyman AteşBana yediren ve içiren O'dur
Ali BulaçBana yediren ve içiren O'dur
«والذي هو يطعمني ويسقين».
Süleyman AteşHastalandığım zaman bana şifa veren O'dur
Ali BulaçHastalandığım zaman bana şifa veren O'dur
«وإذا مرضت فهو يشفين».
Süleyman AteşBeni öldürecek, sonra diriltecek O'dur
Ali BulaçBeni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur
«والذي يُميتني ثم يحيين».
Süleyman AteşCeza günü hatamı bağışlayacağını umduğum da O'dur
Ali BulaçDin (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur
«والذي أطمع» أرجو «أن يغفر لي خطيئتي يوم الدين» الجزاء.
Süleyman AteşRabbim, bana hüküm (hükümdarlık, bilgi) ver ve beni Salihler arasına kat
Ali BulaçRabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat
«رب هب لي حكما» علما «وألحقني بالصالحين» النبيين.
Süleyman AteşSonra gelenler arasında bana, bir doğruluk dili nasib eyle (sonraki nesiller arasında hayır ile anılmamı sağla)
Ali BulaçSonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver
«واجعل لي لسان صدق» ثناء حسنا «في الآخرين» الذين يأتون بعدي إلى يوم القيامة.
Süleyman AteşBeni ni'met(i bol olan) cennetinin varislerinden kıl
Ali BulaçBeni nimetlerle-donatılmış cennetin mirasçılarından kıl
«واجعلني من ورثة جنة النعيم» ممن يعطاها.
Süleyman AteşBabamı da bağışla. Çünkü o, sapıklardandır. And forgive my father. Lo! he is of those who err
Ali BulaçBabamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır
«واغفر لأبي إنه كان من الضالين» بأن تتوب عليه فتغفر له وهذا قبل أن يتبين له أنه عدو لله كما ذكر في سورة براءة.
Süleyman Ateş(Kulların) diriltilecekleri gün, beni utandırma
Ali BulaçVe beni (insanların) diriltilecekleri gün küçük düşürme
«ولا تخزني» تفضحني «يوم يُبعثون» الناس.
Süleyman AteşO gün ki, ne mal, ne de oğullar yarar vermez
Ali BulaçMalın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde
قال تعالى فيه: «يوم لا ينفع مال ولا بنون» أحدا
Süleyman AteşAncak Allah'a sağlam ve temiz kalb getiren (yarar görür)
Ali BulaçAncak Allah'a selim bir kalp ile gelenler başka
«إلا» لكن «من أتى الله بقلب سليم» من الشرك والنفاق وهو قلب المؤمن فإنه ينفعه ذلك.
Süleyman Ateş(O gün) cennet, korunanlara yaklaştırılır
Ali Bulaç(O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır
«وأُزلفت الجنة» قربت «للمتقين» فيرونها.
Süleyman AteşCehennem de azgınların karşısına çıkarılır
Ali BulaçCehennem de azgınlar için sergilenir
«وبرزت الجحيم» أظهرت «للغاوين» الكافرين.
Süleyman AteşOnlara "Hani taptıklarınız nerede?" denilir
Ali BulaçVe onlara: "Tapmakta olduklarınız nerede?" denilir
«وقيل لهم أين ما كنتم تعبدون».
Süleyman AteşO Allah'tan başka (taptıklarınız) size yardım ediyorlar mı, yahut kendilerine yardımları dokunuyor mu
Ali BulaçAllah'ın dışında olan (ilah)lar; size yardımları dokunuyor mu, veya kendilerine yardımları oluyor mu
«من دون الله» أي غيره من الأصنام «هل ينصرونكم» بدفع العذاب عنكم «أو ينتصرون» بدفعه عن أنفسهم، لا.
Süleyman AteşOnlar ve azgınlar, tepe taklak oraya atılırlar
Ali BulaçArtık onlar ve azgınlar onun içine dökülüverilmiştir
«فكُبْكِبوا» ألقوا «فيها هم والغاوون».
Süleyman Ateşİblis'in bütün askerleri de
Ali BulaçVe İblis'in bütün orduları da
«وجنود إبليس» أتباعه، ومن أطاعه من الجن والإنس «أجمعون».
Süleyman AteşOnlar orada (putlarıyle) çekişerek derler ki
Ali BulaçOrada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki
«قالوا» أي الغاوون «وهم فيها يختصمون» مع معبوديهم.
Süleyman AteşVallahi biz apaçık bir sapıklık içinde imişiz
Ali BulaçAndolsun Allah'a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz
«تالله إن» مخففة من الثقلية واسمها محذوف أي إنه «كنا لفي ضلال مبين» بين.
Süleyman AteşÇünkü sizi alemlerin Rabbine eşit tutuyorduk
Ali BulaçÇünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk
«إذ» حيث «نسويكم برب العالمين» في العبادة.
Süleyman AteşAma bizi saptıran o suçlulardır
Ali BulaçBizi suçlu-günahkarlardan başka saptıran olmadı
«وما أضلنا» عن الهدى «إلا المجرمون» أي الشياطين أو أوّلونا الذين اقتدينا بهم.
Süleyman AteşŞimdi artık bizim ne şefa'atçilerimiz var
Ali BulaçArtık bizim için ne bir şefaatçi var
«فما لنا من شافعين» كما للمؤمنين من الملائكة والنبيين والمؤمنين.
Süleyman AteşNe de sıcak bir dostumuz
Ali BulaçNe de candan-yakın bir dost
«ولا صديق حميم» يهمه أمرنا.
Süleyman AteşAh keşke bir dönüşümüz daha olsa da inananlardan olsak
Ali BulaçBizim bir kere daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da iman edenlerden olabilseydik
«فلو أن لنا كرَّة» رجعة إلى الدنيا «فنكون من المؤمنين» لو هنا للتمني ونكون جوابه.
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
«إن في ذلك» المذكور من قصة إبراهيم وقومه «لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
«وإن ربك لهم العزيز الرحيم».
Süleyman AteşNuh kavmi de gönderilen elçileri yalanladı
Ali BulaçNuh kavmi de gönderilen (peygamber)leri yalanladı
«كذبت قوم نوح المرسلين» بتكذيبهم له لاشتراكهم في المجيء بالتوحيد، أو لأنه لطول لبثه فيهم كأنه رسل وتأنيث قوم باعتبار معناه وتذكيره باعتبار لفظه.
Süleyman AteşKardeşleri Nuh onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Nuh: "Sakınmaz mısınız?" demişti
«إذ قال لهم أخوهم» نسبا «نوح ألا تتقون» الله.
Süleyman AteşBen size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
«إني لكم رسول أمين» على تبليغ ما أرسلت به.
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
«فاتقوا الله وأطيعون» فيما آمركم به من توحيد الله وطاعته.
Süleyman AteşBen sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, yalnız alemlerin Rabbine aittir
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
«وما أسألكم عليه» على تبليغه «من أجر إن» ما «أجريَ» أي ثوابي «إلا على رب العالمين».
Süleyman AteşÖyle ise Allah'tan korkun ve bana ita'at edin
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
«فاتقوا الله وأطيعون» كرره تأكيدا.
Süleyman AteşDediler ki: "Sana bayağı kimseler uymuşken biz sana inanır mıyız
Ali BulaçDediler ki: "Sana, sıradan aşağılık insanlar uymuşken inanır mıyız
«قالوا أنؤمن» نصدق «لك» لقولك «واتبعك» وفي قراءة وأتباعك جمع تابع مبتدأ «الأرذلون» السفلة كالحاكة والأساكفة.
Süleyman AteşDedi ki: "Ben onların yaptıklarını(n iç yüzünü) bilmem (ben ancak görünüşe göre hüküm veririm)
Ali BulaçDedi ki: "Onların yapmakta oldukları hakkında benim bilgim yoktur
«قال وما علمي» أيّ علم لي «بما كانوا يعلمون».
Süleyman AteşAnlayışınız olsa, onların hesabının Rabbime aidolduğunu bilirsiniz
Ali BulaçOnların hesabı yalnızca Rabbime aittir, eğer şuurundaysanız (anlarsınız)
«إن» ما «حسابهم إلا على ربي» فيجازيهم «لو تشعرون» تعلمون ذلك ما عبَّدتموهم.
Süleyman AteşBen inananları kovacak değilim
Ali BulaçVe ben mü'min olanları kovacak değilim
«وما أنا بطارد المؤمنين».
Süleyman AteşBen sadece apaçık bir uyarıcıyım
Ali BulaçBen, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım
«إن» ما «أنا إلا نذير مبين» بيَّن الإنذار.
Süleyman AteşDediler: "Ey Nuh, (bu dediğinden) vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın
Ali BulaçDediler ki: "Eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten taşa tutulup kovulacaksın
«قالوا لئن لم تنته يا نوح» عما تقول لنا «لتكونن من المرجومين» بالحجارة أو بالشتم.
Süleyman Ateş(Nuh): "Rabbim, dedi, kavmim beni yalanladı
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, şüphesiz kavmim beni yalanladı
«قال» نوح «رب إن قومي كذبون».
Süleyman AteşBenimle onların arasını aç (aramızda hükmet), beni ve benimle beraber bulunan mü'minleri kurtar
Ali BulaçBundan böyle, benimle onların arasını açık bir hükümle ayır ve beni ve benimle birlikte olan mü'minleri kurtar
«فافتح بيني وبينهم فتحا» أي احكم «ونجني ومن معي من المؤمنين».
Süleyman AteşBiz de onu ve onunla beraber bulunanları, dolu gemi içinde kurtardık
Ali BulaçBunun üzerine, onu ve onunla birlikte olanları (insan ve hayvanlarla) yüklü gemi içinde kurtardık
قال تعالى «فأنجيناه ومن معه في الفلك المشحون» المملوء من الناس والحيوان والطير.
Süleyman AteşSonra bunun ardından, geride kalanları boğduk
Ali BulaçSonra bunun ardından geride kalanları da suda-boğduk
«ثم أغرقنا بعد» بعد إنجائهم «الباقين» من قومه.
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
«إن ذلك لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
«وإن ربك لهو العزيز الرحيم».
Süleyman AteşAd (kavmi) de, gönderilen elçileri yalanladı
Ali BulaçAd (kavmi) de gönderilen (elçi)leri yalanladı
«كذبت عادٌ المرسلين».
Süleyman AteşKardeşleri Hud onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Hud: "Sakınmaz mısınız?" demişti
«إذ قال لهم أخوهم هود ألا تتقون».
Süleyman AteşBen size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
«إني لكم رسول أمين».
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
«فاتقوا الله وأطيعون».
Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
«وما أسألكم عليه من أجر إن» ما «أجري إلا على رب العالمين».
Süleyman AteşSiz her yol üzerine, (gelip geçenleri yanıltmak için) bir işaret yapıp da boş şeyle mi uğraşıyorsunuz
Ali BulaçSiz, her yüksekçe yere bir anıt inşa edip (yararsız bir şeyle) oyalanıp eğleniyor musunuz
«أتبنون بكل ريع» مكان مرتفع «آية» بنا علما للمارة «تعبثون» ممن يمر بكم وتسخرون منهم والجملة حال من ضمير تبنون.
Süleyman AteşBelki ebedi yaşarsınız diye köşkler (ve müstahkem kaleler) ediniyorsunuz
Ali BulaçÖlümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz
«وتتخذون مصانع» للماء تحت الأرض «لعلكم» كأنكم «تخلدون» فيها لا تموتون.
Süleyman Ateş(Bir kavmi) yakaladığınız zaman da zorbalar gibi yakalıyorsunuz
Ali BulaçTutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz
«وإذا بطشتم» بضرب أو قتل «بطشتم جبارين» من غير رأفة.
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
«فاتقوا الله» في ذلك «وأطيعون» فيما أمرتكم به.
Süleyman AteşSize bildiğiniz ni'metleri bol bol veren(Allah)dan korkun. Keep your duty toward Him Who hath aided you with (the good things) that ye know
Ali BulaçBildiğiniz şeylerle size yardım edenden korkup-sakının
«واتقوا الذي أمدكم» أنعم عليكم «بما تعملون».
Süleyman AteşO size verdi: davarlar, oğullar
Ali BulaçSize hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti
«أمدكم بأنعام وبنين».
Süleyman AteşBahçeler, çeşmeler
Ali BulaçBahçeler ve pınarlar da
«وجنات» بساتين «وعيون» أنهار.
Süleyman AteşDoğrusu ben size büyük bir günün azabı(nın çarpması)ndan korkuyorum
Ali BulaçDoğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum
«إني أخاف عليكم عذاب يوم عظيم» في الدنيا والآخرة إن عصيتموني.
Süleyman AteşDediler ki: "Öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da bizce birdir
Ali BulaçDediler ki: "Bizim için fark etmez; öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da
«قالوا سواء علينا» مستو عندنا «أوعظت أم لم تكن من الواعظين» أصلا أي لا نرعوي لوعظك.
Süleyman AteşBu (davranışımız), sadece evvelkilerin ahlakı(ve geleneği)dir
Ali BulaçBu, geçmiştekilerin 'geleneksel tutumundan başkası değildir
«إن» ما «هذا» الذي خوفنا به «إلا خَلْق الأولين» اختلافهم وكذبهم وفي قراءة بضم الخاء واللام أي ما هذا الذي نحن عليه من إنكار للبعث إلا خلق الأولين أي طبيعتهم وعادتهم.
Süleyman AteşBiz azaba uğratılacak değiliz
Ali BulaçVe biz azap görecek de değiliz
«وما نحن بمعذبين».
Süleyman Ateş(Böylece) onu yalanladılar. Biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Ali BulaçBöylelikle onu yalanladılar, Biz de onları yıkıma uğrattık. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
«فكذبوه» بالعذاب «فأهلكناهم» في الدنيا بالريح «إن في ذلك لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
««إن ربك لهو العزيز الرحيم».
Süleyman AteşSemud (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı
Ali BulaçSemud (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı
«كذبت ثمود المرسلين».
Süleyman AteşKardeşleri Salih, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Salih: "Sakınmaz mısınız? demişti
«إذ قال لهم أخوهم صالح ألا تتقون».
Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
«إني لكم رسول أمين».
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
«فاتقوا الله وأطيعون».
Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum
«وما أسألكم عليه من أجر إن» ما «أجري إلا على رب العالمين».
Süleyman AteşSiz burada güven içinde bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz
Ali BulaçSiz burada güvenlik içinde mi bırakılacaksınız
«أتتركون في ما ههنا» من الخيرات «آمنين».
Süleyman AteşBöyle bahçelerde, çeşme başlarında
Ali BulaçBahçelerin, pınarların içinde
«في جنات وعيون».
Süleyman AteşEkinler ve yumuşak tomurcuklu güzel hurmalıklar arasında
Ali BulaçEkinler ve yumuşak tomurcuklu göz alıcı hurmalıklar arasında
«وزروع ونخل طلعها هضيم» لطيف لين.
Süleyman AteşDağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz
Ali BulaçDağlardan ustalıkla zevkli evler yontuyorsunuz
«وتنحتون من الجبال بيوتا فرهين» بطرين وفي قراءة فارهين حاذقين.
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Ali BulaçArtık Allah'tan sakının ve bana itaat edin
«فاتقوا الله وأطيعون» فيما أمرتكم به.
Süleyman AteşO aşırıların emrine uymayın
Ali BulaçVe ölçüsüzce davrananların emrine itaat etmeyin
«ولا تطيعوا أمر المسرفين».
Süleyman AteşYeryüzünde bozgunculuk yapan, ıslah etmeyen o kimseler(in sözüyle hareket etmeyin)
Ali BulaçKi onlar, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor ve dirlik-düzenlik kurmuyorlar (ıslah etmiyorlar)
«الذين يفسدون في الأرض» بالمعاصي «ولا يصلحون» بطاعة الله.
Süleyman AteşDediler: Sen, iyice büyülenmişlerdensin
Ali BulaçDediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin
«قالوا إنما أنت من المسحرين» الذين سحروا كثيرا حتى غلب على عقلهم.
Süleyman AteşSen de bizim gibi bir insansın. Eğer doğrulardansan bize bir mu'cize getir
Ali BulaçSen yalnızca bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin; eğer doğru sözlü isen, bu durumda bir ayet (mucize) getir-görelim
«ما أنت» أيضا «إلا بشر مثلنا فأت بآية إن كنتم من الصادقين» في رسالتك.
Süleyman AteşDedi: "İşte bu dişi deve(mu'cize)dir. (Bir gün) onun su içme hakkı var, belli bir günün su içme hakkı da sizin
Ali BulaçDedi ki: "İşte, bu bir dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günün su içme hakkı da sizindir
«قال هذه ناقة لها شرب» نصيب من الماء «ولكم شرب يوم معلوم».
Süleyman AteşSakın, ona bir kötülük dokundurmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar
Ali BulaçOna bir kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar
«ولا تمسوها بسوء فيأخذكم عذاب يوم عظيم» بعظم العذاب.
Süleyman AteşNihayet onu kestiler, ama pişman oldular
Ali BulaçSonunda onu (yine de) kestiler, ancak pişman oldular
«فعقروها» عقرها بعضهم برضاهم «فأصبحوا نادمين» على عقرها.
Süleyman AteşVe azab onları yakaladı. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Ali BulaçBöylece azap onları yakaladı. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
«فأخذهم العذاب» الموعود به فهلكوا «إن في ذلك لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
«وإن ربك لهو العزيز الرحيم».
Süleyman AteşLut (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı
Ali BulaçLut (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı
«كذبت قوم لوط المرسلين».
Süleyman AteşKardeşleri Lut, onlara "Korunmaz mısınız?" demişti
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Lut: "Sakınmaz mısınız?" demişti
«إذ قال لهم أخوهم لوط ألا تتقون».
Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
«إني لكم رسول أمين».
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
«فاتقوا الله وأطيعون».
Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir. And I ask of you no wage therefore; my wage is the concern only of the Lord of the Worlds
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
«وما أسألكم عليه من أجر إن» ما «أجري إلا على رب العالمين».
Süleyman AteşAlemlerin içinde erkeklere mi gidiyorsunuz
Ali BulaçSiz insanlardan (cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz
«أتأتون الذكران من العالمين» الناس.
Süleyman AteşVe Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz? Siz sınırı aşan bir kavimsiniz
Ali BulaçRabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz
«وتذرون ما خلق لكم ربكم من أزواجكم» أي أقبالهن «بل أنتم قوم عادون» متجاوزون الحلال إلى الحرام.
Süleyman AteşDediler: "Ey Lut, andolsun, eğer (bundan) vazgeçmezsen, mutlaka sürülenlerden olacaksın
Ali BulaçDediler ki: "Ey Lut, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (burdan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın
«قالوا لئن لم تنته يا لوط» عن إنكارك علينا «لتكونن من المخرجين» من بلدتنا.
Süleyman Ateş(Lut) dedi: "Ben sizin bu işinize, (kadınları bırakıp erkeklere gidişinize) kızanlardanım
Ali BulaçDedi ki: "Gerçekten ben, sizin bu yaptığınıza öfke ile karşı olanlardanım
«قال» لوط «إني لعملكم من القالين» المبغضين.
Süleyman AteşRabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar
Ali BulaçRabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar
«رب نجني وأهلي مما يعلمون» أي من عذابه.
Süleyman AteşBiz de onu ve ailesini tamamen kurtardık
Ali BulaçBunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık
«فنجيناه وأهله أجمعين».
Süleyman AteşYalnız geride kalanlar arasında bulunan bir koca karıyı (kurtarmadık)
Ali BulaçYalnızca geri kalanlar içinde bir kocakarı hariç
«إلا عجوزا» امرأته «في الغابرين» الباقين أهلكناها.
Süleyman AteşSonra ötekilerini hep yıktık, helak ettik
Ali BulaçSonra geride kalanları yerle bir ettik
«ثم دمرنا الآخرين» أهلناهم.
Süleyman AteşVe üzerlerine bir yağmur yağdırdık, uyarıl(ıp da yola gelmey)enlerin yağmuru hakikaten çok kötü oldu
Ali BulaçVe üzerlerine bir yağmur yağdırdık; uyarılıp-korkutulanların yağmuru ne kötü
«وأمطرنا عليهم مطرا» حجارة من جملة الإهلاك «فساء مطر المنذرين» مطرهم.
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
«إن في ذلك لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır esirgeyendir
«وإن ربك لهو العزيز الرحيم».
Süleyman AteşEyke halkı da gönderilen elçileri yalanladı
Ali BulaçEyke halkı da, gönderilen (peygamber)leri yalanladı
«كذب أصحاب الأيكة» وفي قراءة بحذف الهمزة وإلقاء حركتها على اللام وفتح الهاء: هي غيضة شجر قرب مدين «المرسلين».
Süleyman AteşŞu'ayb, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız
Ali BulaçHani onlara Şuayb: "Sakınmaz mısınız?" demişti
«إذ قال لهم شعيب» لم يقل أخوهم لأنه لم يكن منهم «ألا تتقون».
Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
«إني لكم رسول أمين».
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
«فاتقوا الله وأطيعون».
Süleyman AteşBen sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
«وما أسألكم عليه من أجر إن» ما «أجري إلا على رب العالمين».
Süleyman AteşÖlçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın
Ali BulaçÖlçüyü tam tutun ve eksiltenlerden olmayın
«أوْفوا الكيل» أتموه «ولا تكونوا من المخسرين» الناقصين.
Süleyman AteşDoğru terazi ile tartın
Ali BulaçDosdoğru olan terazi ile tartın
«وزنوا بالقسطاس المستقيم» الميزان السوي.
Süleyman Ateşİnsanların haklarını kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın
Ali Bulaçİnsanların eşyasını değerden düşürüp-eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın
«ولا تبخسوا الناس أشياءهم» لا تنقصوهم من حقهم شيئا «ولا تعثوْا في الأرض مفسدين» بالقتل وغيره من عَثِيَ بكسر المثلثة أفسد ومفسدين حال مؤكدة لمعنى عاملها.
Süleyman AteşSizi ve önceki nesilleri yaratandan korkun. And keep your duty unto Him Who created you and the generations of the men of old
Ali BulaçSizi ve önceki yaratılmışları yaratandan sakının”
«واتقوا الذي خلقكم والجبلة» الخليقة «الأولين».
Süleyman AteşDediler: "Sen iyice büyülenmişlerdensin
Ali BulaçDediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin”
«قالوا إنما أنت من المسحرين».
Süleyman AteşSen de bizim gibi bir insansın, biz seni mutlaka yalancılardan sanıyoruz
Ali BulaçSen, yalnızca benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin ve biz senin gerçekte yalancılardan olduğunu sanıyoruz
«وما أنت إلا بشر مثلنا وإن» مخففة من الثقيلة واسمها محذوف أي إنه «نظنك لمن الكاذبين».
Süleyman AteşEğer doğrulardansan o halde üzerimize gökten parçalar düşür
Ali BulaçEğer doğru sözlü isen, bu durumda gökten üstümüze bir parça düşürüver
«فأسقط علينا كسْفا» بسكون السين وفتحها قطعا «من السماء إن كنت من الصادقين» في رسالتك.
Süleyman AteşRabbim yaptığınızı daha iyi bilir dedi
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, yaptıklarınızı daha iyi bilir
«قال ربي أعلم بما تعملون» فيجازيكم به.
Süleyman AteşOnu yalanladılar, nihayet o gölge gününün azabı, kendilerini yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabı idi
Ali BulaçSonunda onu yalanladılar, böylece onları o gölgelik-gününün azabı yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabıydı
«فكذبوه فأخذهم عذاب يوم الظلة» هي سحابة أظلتهم بعد حر شديد أصابهم فأمطرت عليهم نارا فاحترقوا «إنه كان عذاب يوم عظيم».
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır ama yine çokları inanmazlar
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
«إن في ذلك لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
«وإن ربك لهو العزيز الرحيم».
Süleyman AteşMuhakkak ki o (Kur'an), alemlerin Rabbinin indirmesidir
Ali BulaçGerçekten o (Kur'an), alemlerin Rabbinin (bir) indirmesidir
«وإنه» أي القرآن «لتنزيل رب العالمين».
Süleyman AteşOnu, er-Ruhu'l-Emin (güvenilir ruh, Cebrail) indirdi
Ali BulaçOnu Ruhu'l-emin indirdi
«نزل به الروح الأمين» جبريل.
Süleyman AteşSenin kalbine; uyarıcılardan olman için
Ali BulaçUyarıcılardan olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir)
«على قلبك لتكون من المنذرين».
Süleyman AteşApaçık Arapça bir dille
Ali BulaçApaçık Arapça bir dille
«بلسان عربي مبين» بيَّن وفي قراءة بتشديد نزل ونصب الروح والفاعل الله.
Süleyman AteşO(nun içeriği), evvelkilerin Kitaplarında da vardır
Ali BulaçVe hiç şüphesiz, o (Kur'an), geçmişlerin kitaplarında da vardır
«وإنه» ذكر القرآن المنزل على محمد «لفي زُبُر» كتب «الأولين» كالتوراة والإنجيل.
Süleyman Ateşİsrail oğulları bilginlerinin onu bilmesi de onlar için (Kur'an'ın Güvenilir Ruh tarafından vahyedildiğine) yeterli bir delil değil mi
Ali Bulaçİsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi onlar için bir delil (ayet) değil mi
«أو لم يكن لهم» لكفار مكة «آية» على ذلك «أن يعلمه علماء بني إسرائيل» كعبد الله بن سلام وأصحابه من الذين آمنوا فإنهم يخبرون بذلك، ويكن بالتحتانية ونصب آية وبالفوقانية ورفع آية.
Süleyman AteşBiz onu yabancılardan birine indirseydik de
Ali BulaçOnu Arapça bilmeyen birine indirmiş olsaydık
«ولو نزلناه على بعض الأعجمين» جمع أعجم.
Süleyman AteşOnu onlara okusaydı, ona inanmazlardı
Ali BulaçBöylece onlara okusaydı, yine ona iman edecek değillerdi
«فقرأه عليهم» كفار مكة «ما كانوا به مؤمنين» أنفة من اتباعه.
Süleyman AteşBiz onu, suçluların kalblerine öyle soktuk
Ali BulaçBiz onu, suçlu-günahkarların kalbine işte böyle işlettik
«كذلك» أي مثل إدخالنا التكذيب به بقراءة الأعجمي «سلكناه» أدخلنا التكذيب به «في قلوب المجرمين» كفار مكة بقراءة النبي.
Süleyman AteşAcı azabı görünceye kadar da ona inanmazlar
Ali BulaçOnlar, o pek acı azabı görünceye kadar ona inanmazlar
«لا يؤمنون به حتى يروا العذاب الأليم».
Süleyman AteşAzab onlara öyle ansızın gelir ki, onlar hiç farkında olmazlar
Ali BulaçArtık o (azap), kendileri şuurunda olmadan onlara apansız gelecektir
«فيأتيهم بغتة وهم لا يشعرون».
Süleyman Ateş(Birden onu karşılarında bulunca) Acaba bize süre verilir mi?" derler
Ali BulaçDerler ki: "Bize bir süre tanınır mı
«فيقولوا هل نحن منظرون» لنؤمن فيقال لهم: لا قالوا: متى هذا العذاب، قال تعالى.
Süleyman AteşHala bizim azabımızı mı acele istiyorlar (doğru söyleyenlerden isen bizi tehdidettiğin azabı getir mi diyorlar)
Ali BulaçOnlar yine de azabımızı çabuklaştırmak mı istiyorlar
«أفبعذابنا يستعجلون».
Süleyman AteşBaksana, biz onları yıllarca yaşatsak
Ali BulaçGördün mü; Biz onları yıllarca yararlandırsak
«أفرأيت» أخبرني «إن متَّعناهم سنين».
Süleyman AteşSonra tehdidedildikleri (azab) kendilerine gelse
Ali BulaçSonra kendilerine va'dolunan (azap günü) geliverse
«ثم جاءهم ما كانوا يوعدون» من العذاب.
Süleyman AteşO yaşatıldıkları (zevk-u sefa sürdükleri) şeyler, kendilerine ne yarar sağlardı
Ali BulaçOnların 'meta ile yararlandıkları' şey, kendilerini (görecekleri azaptan) bağımsız kılamaz
«ما» إستفهامية بمعنى: أي شيء «أغنى عنهم ما كانوا يمتعون» في دفع العذاب أو تخفيفه أي: لم يغن.
Süleyman AteşBiz, hiçbir kenti helak etmedik ki onun uyarıcıları olmasın (helak etmeden önce mutlaka uyarıcı gönderdik)
Ali BulaçKendisi için bir uyarıcı olmaksızın, Biz hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmış değiliz
«وما أهلكنا من قرية إلا لها منذرون» رسل تنذر أهلها.
Süleyman Ateş(Uyarıcılar) uyarırlardı. Biz zulmediciler değildik
Ali Bulaç(Onlara) Hatırlatma (yapılmıştır); Biz zulmedici değiliz
«ذكرى» عظة لهم «وما كنا ظالمين» في إهلاكهم بعد إنذارهم ونزل ردا لقول المشركين.
Süleyman AteşO(Kur'a)n'ı şeytanlar (cinler) indirmedi
Ali BulaçOnu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir
«وما تنزلت به» بالقرآن «الشياطين».
Süleyman AteşBu, onlara yaraşmaz ve zaten yapamazlar da
Ali BulaçBu, onlara yaraşmaz ve güç de yetiremezler
«وما ينبغي» يصلح «لهم» أن ينزلوا به «وما يستطيعون» ذلك.
Süleyman AteşÇünkü onlar, (meleklerin sözlerini) işitmekten uzaklaştırılmışlardır
Ali BulaçÇünkü onlar, (vahyedileni) işitmekten kesin olarak uzak tutulmuşlardır
«إنهم عن السمع» لكلام الملائكة «لمعزولون» بالشهب.
Süleyman AteşAllah ile beraber başka bir tanrı çağırma, sonra azabedilenlerden olursun
Ali BulaçAllah ile beraber başka bir İlah'a yalvarıp-yakarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun
«فلا تدع مع الله إلها آخر فتكون من المعذبين» إن فعلت ذلك الذي دعوك إليه.
Süleyman AteşEn yakın akrabanı uyar
Ali Bulaç(Öncelikle) En yakın hısımlarını (aşiretini) uyar
(وأنذر عشيرتك الأقربين) وهم بنو هاشم وبنو عبد المطلب "" وقد أنذرهم جهارا "" رواه البخاري ومسلم.
Süleyman AteşVe sana uyan mü'minlere kanadını indir (onlara karşı mütevazi ve şefkatli davran)
Ali BulaçVe mü'minlerden, sana tabi olanlara (koruyucu) kanatlarını ger
«واخفض جناحكْ» ألن جانبك «لمن اتبعك من المؤمنين» الموحدين.
Süleyman AteşŞayet sana (uymaz) karşı gelirlerse: "Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım," de
Ali BulaçEğer sana isyan edecek olurlarsa, artık de ki: "Gerçekten ben, sizin yaptıklarınızdan uzağım
«فإن عصوك» عشيرتك «فقل» لهم «إني بريء مما تعملون» من عبادة غير الله.
Süleyman AteşGalib ve esirgeyen(Allah)a tevekkül et
Ali BulaçSen, O güçlü ve üstün, esirgeyici olan (Allah')a tevekkül et
«وتوكل» بالواو والفاء «على العزيز الرحيم» الله أي فوض إليه جميع أمورك.
Süleyman AteşO, seni görür: Namaza durduğun zaman
Ali BulaçO, kıyam ettiğin zaman seni görüyor
«الذي يراك حين تقوم» إلى الصلاة.
Süleyman AteşVe secde edenler arasında eğilip doğrulurken
Ali BulaçSecde edenler arasında dönüp dolaşmanı da
«وتقلبك» في أركان الصلاة قائما وقاعدا وراكعا وساجدا «في الساجدين» المصلين.
Süleyman AteşÇünkü O, işitendir, bilendir
Ali BulaçHiç şüphesiz, O, işitendir, bilendir
«إنه هو السميع العليم».
Süleyman AteşŞeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi
Ali BulaçŞeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi
«هل أنبئكم» يا كفرا مكة «على من تنزل الشياطين» بحذف إحدى التاءين من الأصل.
Süleyman AteşOnlar, her günahkar yalancıya inerler
Ali BulaçOnlar, 'gerçeği ters yüz eden,' günaha düşkün olan her yalancıya inerler
«تنزل على كل أفاك» كذاب «أثيم» فاجر مثل مسيلمة وغيره من الكهنة.
Süleyman AteşO yalancılar, (şeytanlara) kulak verirler, çokları da yalan söylerler
Ali BulaçBunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler
«يلقون» الشياطين «السمع» ما سمعوه من الملائكة إلى الكهنة «وأكثرهم كاذبون» يضمنون إلى المسموع كذبا وكان هذا قبل أن حجبت الشياطين عن السماء.
Süleyman AteşŞa'irlere gelince onlara da azgınlar uyar
Ali BulaçŞairler ise; gerçekten onlara azgın-sapıklar uyar
«والشعراء يتبعهم الغاوون» في شعرهم فيقولن به ويرونه عنهم فهم مذمومون.
Süleyman AteşBaksana onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar
Ali BulaçGörmedin mi; onlar, her bir vadide vehmedip duruyorlar
«ألم تر» تعلم «أنهم في كل واد» من أودية الكلام وفنونه «يهيمون» يمضون فيجازون الحد مدحا وهجاء.
Süleyman AteşVe onlar yapmayacakları şeyleri söylerler
Ali BulaçVe gerçekten onlar, yapmayacakları şeyleri söylüyorlar
«وأنهم يقولون» فعلنا «مالا يفعلون» يكذبون.
Süleyman AteşAncak inananlar, iyi işler yapanlar, Allah'ı çok ananlar ve kendilerine zulmedildikten sonra (rakiplerine) üstün gelmeğe çalışanlar böyle değildir. Zulmedenler, yakında nasıl bir devrime uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir
Ali BulaçAncak iman edenler, salih amellerde bulunanlar ve Allah'ı çokça zikredenler ile zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar (veya öclerini alanlar) başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir
«إلا الذين آمنوا وعملوا الصالحات» من الشعراء. «وذكروا الله كثيرا» لم يشغلهم الشعر عن الذكر «وانتصروا» بهجوهم الكفار «من بعد ما ظلموا» بهجو الكفار لهم في جملة المؤمنين فليسو مذمومين قال الله تعالى: (لا يحب الله الجهر بالسوء من القول إلا من ظلم) وقال تعالى (فمن اعتدى عليكم فاعتدوا عليه بمثل ما اعتدي عليكم) «وسيعلم الذين ظلموا» من الشعراء وغيرهم «أي منقلب» مرجع «ينقلبون» يرجعون بعد الموت.