26. Ash-Shu'araa سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
Süleyman AteşTa sin mim
Elmalılı Hamdi YazırTâ, Sîn, Mîm
Yusuf AliTa. Sin. Mim
Süleyman AteşŞunlar o apaçık Kitabın ayetleridir
Elmalılı Hamdi YazırBunlar sana apaçık kitabın âyetleridir
Yusuf AliThese are verses of the Book that makes (things) clear
Süleyman AteşHerhalde sen, inanmıyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin
Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye adeta kendine kıyacaksın
Yusuf AliIt may be thou frettest thy soul with grief, that they do not become Believers
Süleyman AteşDilesek onların üzerine gökten bir mu'cize indiririz de boyunları ona eğilir (inanırlar)
Elmalılı Hamdi YazırBiz dilersek onların üzerlerine gökten bir âyet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilekalır
Yusuf AliIf (such) were Our Will, We could send down to them from the sky a Sign, to which they would bend their necks in humility
Süleyman AteşRahman'dan onlara hiçbir yeni Zikir (uyarı) gelmez ki, mutlaka ondan yüz çevirici olmasınlar
Elmalılı Hamdi YazırBununla beraber kendilerine O Rahmân'dan yeni bir öğüt gelmeyedursun, ille ondan yüz çevirirler
Yusuf AliBut there comes not to them a newly-revealed Message from (God) Most Gracious, but they turn away therefrom
Süleyman AteşYalanladılar ama, alay edip durdukları şeyin haberleri, yakında kendilerine gelecektir
Elmalılı Hamdi YazırÜstelik (ona) "yalandır" dediler; fakat onlara alay edip durdukları şeyin haberleri yakında gelecektir
Yusuf AliThey have indeed rejected (the Message): so they will know soon (enough) the truth of what they mocked at
Süleyman AteşYere bakmadılar mı orada her çeşit güzel çifti bitirmişiz
Elmalılı Hamdi YazırYeryüzüne bir bakmadılar mı? Biz orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirmişiz
Yusuf AliDo they not look at the earth,- how many noble things of all kinds We have produced therein
Süleyman AteşŞüphesiz bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanıcı değillerdir
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki bunda mutlak bir âyet (nişane) vardır; ama onların çoğu iman etmezler
Yusuf AliVerily, in this is a Sign: but most of them do not believe
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur merhamet eden O'dur
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphe yok ki Rabbin, galip ve engin merhamet sahibidir
Yusuf AliAnd verily, thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Süleyman AteşRabbin Musa'ya seslendi: "O zalim kavme git
Elmalılı Hamdi YazırBir vakit de Rabbin, Musa'ya nida edip "Git o zalim kavme" dedi
Yusuf AliBehold, thy Lord called Moses: "Go to the people of iniquity
Süleyman AteşFir'avn'ın kavmine. Onlar (kötülüklerden) korunmayacaklar mı
Elmalılı Hamdi YazırFiravun kavmine, hâlâ sakınmayacaklar mı
Yusuf AliThe people of the Pharaoh: will they not fear God
Süleyman Ateş(Musa): "Rabbim, dedi, ben, onların beni yalanlayacaklarından korkuyorum
Elmalılı Hamdi Yazır(Musa) şöyle seslendi: "Ya Rab! Doğrusu ben korkarım ki beni yalancı sayarlar
Yusuf AliHe said: "O my Lord! I do fear that they will charge me with falsehood
Süleyman AteşGöğsüm daralıyor, dilim açılmıyor (tutukluk yapıyor), onun için Harun'a da elçilik ver
Elmalılı Hamdi YazırVe göğsüm daralır, dilim dönmez, onun için Harun'a da elçilik ver
Yusuf AliMy breast will be straitened. And my speech may not go (smoothly): so send unto Aaron
Süleyman AteşHem benim üzerimde onlara karşı işlediğim bir günah da var (onlardan bir adam öldürmüştüm); onların beni öldürmelerinden korkuyorum
Elmalılı Hamdi YazırHem onların bana isnad ettikleri bir suç var. Ondan dolayı korkarım ki, hemen beni öldürürler
Yusuf AliAnd (further), they have a charge of crime against me; and I fear they may slay me
Süleyman Ateş(Allah): "Hayır, dedi, ikiniz de ayetlerimizle gidin, biz sizinle beraberiz, (aranızda geçecekleri) dinliyoruz
Elmalılı Hamdi Yazır(Allah): "Hayır hayır" buyurdu, "haydi ikiniz âyetlerimizle (mucizelerimizle) gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz. (Onları) işitiyoruz
Yusuf AliGod said: "By no means! proceed then, both of you, with Our Signs; We are with you, and will listen (to your call)
Süleyman AteşFir'avn'e giderek deyin ki: Biz alemlerin Rabbinin elçisiyiz
Elmalılı Hamdi YazırHaydin Firavun'a gidin de deyin ki: İnan biz, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz
Yusuf AliSo go forth, both of you, to Pharaoh, and say: 'We have been sent by the Lord and Cherisher of the worlds
Süleyman Ateşİsrail oğullarını bizimle beraber gönder
Elmalılı Hamdi Yazırİsrail oğullarını bizimle beraber gönder
Yusuf AliSend thou with us the Children of Israel
Süleyman Ateş(Gittiler, Allah'ın emrini duyurdular. Fir'avn) Dedi ki: "Biz seni, içimizden bir çocuk olarak yetiştirmedik mi? Ömründe nice yıllar aramızda kalmadın mı
Elmalılı Hamdi YazırÂ, dedi, biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının bir çok yıllarını aramızda geçirmedin mi
Yusuf Ali(Pharaoh) said: "Did we not cherish thee as a child among us, and didst thou not stay in our midst many years of thy life
Süleyman AteşVe sonunda o yaptığını da yaptın, sen nankörlerden birisin
Elmalılı Hamdi YazırSonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin
Yusuf AliAnd thou didst a deed of thine which (thou knowest) thou didst, and thou art an ungrateful (wretch)
Süleyman Ateş(Musa): "Onu yaptığım zaman sapıklardan idim" dedi
Elmalılı Hamdi YazırMusa, "Ben, dedi, o işi o anda yaptım ki şaşkınlardandım
Yusuf AliMoses said: "I did it then, when I was in error
Süleyman AteşSizden korkunca aranızdan kaçtım, sonra Rabbim bana hükümdarlık verdi ve beni elçilerden yaptı
Elmalılı Hamdi YazırSizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı
Yusuf AliSo I fled from you (all) when I feared you; but my Lord has (since) invested me with judgment (and wisdom) and appointed me as one of the apostles
Süleyman AteşO başıma kaktığın ni'met de İsrail oğullarını köle yapman(yüzünden)dir. (Onları köle diye kullanıp erkek çocuklarını kesmeseydin, senin eline düşmezdim)
Elmalılı Hamdi YazırO başıma kaktığın nimet de (aslında) İsrail oğullarını kendine köle edinmiş olmandır
Yusuf AliAnd this is the favour with which thou dost reproach me,- that thou hast enslaved the Children of Israel
Süleyman AteşFir'avn dedi ki: "(Ey Musa) alemlerin Rabbi nedir
Elmalılı Hamdi YazırFiravun şöyle dedi: "Âlemlerin Rabbi dediğin nedir ki
Yusuf AliPharaoh said: "And what is the 'Lord and Cherisher of the worlds
Süleyman Ateş(Musa): "Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanan kimseler iseniz (bunu anlarsınız)," dedi
Elmalılı Hamdi YazırMusa cevap olarak: "Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi'dir
Yusuf Ali(Moses) said: "The Lord and Cherisher of the heavens and the earth, and all between,- if ye want to be quite sure
Süleyman Ateş(Fir'avn): Çevresinde bulunanlara: "İşitiyor musunuz?" dedi
Elmalılı Hamdi Yazır(Firavun) etrafında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi
Yusuf Ali(Pharaoh) said to those around: "Did ye not listen (to what he says)
Süleyman Ateş(Musa): "O sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir" dedi
Elmalılı Hamdi YazırMusa dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, daha önce ki atalarınızın da Rabbidir
Yusuf Ali(Moses) said: "Your Lord and the Lord of your fathers from the beginning
Süleyman Ateş(Fir'avn): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi
Elmalılı Hamdi Yazır(Firavun): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi
Yusuf Ali(Pharaoh) said: "Truly your apostle who has been sent to you is a veritable madman
Süleyman Ateş(Musa): "Eğer düşünürseniz O, doğunun batının ve bunlar arasında bulunanların da Rabbidir" dedi
Elmalılı Hamdi YazırMusa devamla şöyle söyledi: "Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir
Yusuf Ali(Moses) said: "Lord of the East and the West, and all between! if ye only had sense
Süleyman Ateş(Fir'avn ey Musa): "Andolsun ki benden başka tanrı edinirsen, seni mutlaka zindana atılanlardan yapacağım" dedi
Elmalılı Hamdi YazırFiravun: "Benden başkasını ilâh tutarsan, andolsun ki seni zindana kapatılmışlardan ederim" dedi
Yusuf Ali(Pharaoh) said: "If thou dost put forward any god other than me, I will certainly put thee in prison
Süleyman Ateş(Musa, peki): "Sana (doğruluğumu) kanıtlayan apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?" dedi
Elmalılı Hamdi YazırMusa sordu: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı
Yusuf Ali(Moses) said: "Even if I showed you something clear (and) convincing
Süleyman Ateş(Fir'avn): "Eğer doğrulardansan onu getir (bakalım)," dedi
Elmalılı Hamdi YazırFiravun: "Haydi getir onu bakayım, doğrulardan isen" dedi
Yusuf Ali(Pharaoh) said: "Show it then, if thou tellest the truth
Süleyman Ateş(Musa), asasını attı, bir de (baktılar ki) o apaçık bir ejderha
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine Musa asâsını bırakıverdi; apaçık bir ejderha oluverdi
Yusuf AliSo (Moses) threw his rod, and behold, it was a serpent, plain (for all to see)
Süleyman AteşElini (koltuğunun altından) çıkardı; o da, bakanlara parıl parıl parlayan bir şey oluverdi
Elmalılı Hamdi YazırElini de (koynundan) çekti çıkardı; bakanlara bembeyaz (görünen, nur saçan bir şey) oluverdi
Yusuf AliAnd he drew out his hand, and behold, it was white to all beholders
Süleyman Ateş(Fir'avn), çevresindeki ileri gelenlere: "Bu dedi, bilgin bir büyücüdür
Elmalılı Hamdi YazırFiravun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Bu dedi, herhalde çok bilgili bir sihirbaz
Yusuf Ali(Pharaoh) said to the Chiefs around him: "This is indeed a sorcerer well- versed
Süleyman AteşBüyüsüyle sizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz
Elmalılı Hamdi YazırSizi sihriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz
Yusuf AliHis plan is to get you out of your land by his sorcery; then what is it ye counsel
Süleyman AteşDediler ki: "Onu ve kardeşini eğle, kentlere toplayıcılar gönder
Elmalılı Hamdi YazırDediler ki: "Bunu ve kardeşini eğle, şehirlere de toplayıcılar gönder
Yusuf AliThey said: "Keep him and his brother in suspense (for a while), and dispatch to the Cities heralds to collect
Süleyman AteşBütün bilgin büyücüleri sana getirsinler
Elmalılı Hamdi YazırBütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler
Yusuf AliAnd bring up to thee all (our) sorcerers well-versed
Süleyman AteşDerken büyücüler belli bir günün belirlenen vaktinde bir araya getirildi
Elmalılı Hamdi YazırBöylece, sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde bir araya getirildi
Yusuf AliSo the sorcerers were got together for the appointment of a day well-known
Süleyman AteşHalka da: "Siz de toplanır mısınız?" denildi
Elmalılı Hamdi YazırHalka, "Siz de toplanıyor musunuz? (Haydi çabuk olun)" denildi
Yusuf AliAnd the people were told: "Are ye (now) assembled
Süleyman AteşUmarız ki büyücüler üstün gelirse biz de onlara uyarız
Elmalılı Hamdi YazırÜstün gelirlerse herhalde sihirbazlara uyarız" dediler
Yusuf AliThat we may follow the sorcerers (in religion) if they win
Süleyman AteşBüyücüler gelince Fir'avn'e: "Eğer üstün gelenler biz olursak, bize mutlaka bir ücret var değil mi?" dediler
Elmalılı Hamdi YazırSihirbazlar geldiklerinde Firavun'a "Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır, değil mi?" dediler
Yusuf AliSo when the sorcerers arrived, they said to Pharaoh: "Of course - shall we have a (suitable) reward if we win
Süleyman AteşEvet dedi, hem o takdirde siz (bana) yakınlardan olacaksınız
Elmalılı Hamdi YazırFiravun cevaben: "Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden olacaksınız" dedi
Yusuf AliHe said: "Yea, (and more),- for ye shall in that case be (raised to posts) nearest (to my person)
Süleyman AteşMusa onlara: "Atacağınızı atın!" dedi
Elmalılı Hamdi YazırMusa onlara "Atın, ne atacaksanız" dedi
Yusuf AliMoses said to them: "Throw ye - that which ye are about to throw
Süleyman Ateşİplerini ve değneklerini attılar ve "Fir'avn'ın şerefine biz, elbette biz galib geleceğiz" dediler
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve "Firavun'un kudreti hakkı için şüphesiz elbette bizler galip geleceğiz" dediler
Yusuf AliSo they threw their ropes and their rods, and said: "By the might of Pharaoh, it is we who will certainly win
Süleyman AteşMusa da asasını attı. Birden o, onların uydurduklarını yutmağa başladı
Elmalılı Hamdi YazırArdından Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuyor
Yusuf AliThen Moses threw his rod, when, behold, it straightway swallows up all the falsehoods which they fake
Süleyman AteşDerhal büyücüler secdeye kapandılar
Elmalılı Hamdi YazırSihirbazlar derhal secdeye kapandılar
Yusuf AliThen did the sorcerers fall down, prostrate in adoration
Süleyman AteşDediler: "Alemlerin Rabbine inandık
Elmalılı Hamdi Yazırİman ettik, dediler, Âlemlerin Rabbine
Yusuf AliSaying: "We believe in the Lord of the Worlds
Süleyman AteşMusa'nın ve Harun'un Rabbine
Elmalılı Hamdi YazırMusa ve Harun'un Rabbine
Yusuf AliThe Lord of Moses and Aaron
Süleyman Ateş(Fir'avn) dedi: "Ben size izin vermeden mi ona inandınız? O, size büyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse (size ne yapacağımı) yakında bileceksiniz: Ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve hepinizi asacağım
Elmalılı Hamdi YazırFiravun (kızgınlık içinde) dedi ki: "Ben size izin vermeden O'na iman ettiniz ha! Anlaşıldı ki o size sihri öğreten büyüğünüzmüş! Ama şimdi bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama ke stireceğim, hepinizi çarmıha gerdireceğim
Yusuf AliSaid (Pharaoh): "Believe ye in Him before I give you permission? surely he is your leader, who has taught you sorcery! but soon shall ye know! Be sure I will cut off your hands and your feet on opposite sides, and I will cause you all to die on the cross
Süleyman AteşZararı yok, dediler, (nasıl olsa) biz Rabbimize döneceğiz
Elmalılı Hamdi YazırZararı yok dediler nasıl olsa biz Rabbimize döneceğiz
Yusuf AliThey said: "No matter! for us, we shall but return to our Lord
Süleyman AteşBiz ilk inananlar olduğumuz için Rabbimizin, hatalarımızı bağışlayacağını umarız
Elmalılı Hamdi YazırHerhalde biz müminlerin evveli olduğumuzdan dolayı, Rabbimizin bize mağfiret buyuracağını ümit ederiz
Yusuf AliOnly, our desire is that our Lord will forgive us our faults, that we may become foremost among the believers
Süleyman AteşMusa'ya: "Kullarımı geceleyin (Mısır'dan çıkar), yürüt; siz takibedileceksiniz." diye vahyettik
Elmalılı Hamdi YazırBiz, Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz" diye vahyettik
Yusuf AliBy inspiration we told Moses: "Travel by night with my servants; for surely ye shall be pursued
Süleyman AteşFir'avn, (İsrail oğullarının gittiğini duyunca) kentlere (asker) toplayıcılar gönderdi
Elmalılı Hamdi YazırFiravun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi
Yusuf AliThen Pharaoh sent heralds to (all) the Cities
Süleyman AteşŞunlar, (şu İsrail oğulları), az bir topluluktur dedi
Elmalılı Hamdi YazırEsasen bunlar, sayıları azar azar, bölük pörçük bir cemaattır
Yusuf Ali(Saying): "These (Israelites) are but a small band
Süleyman AteşBizi kızdırmaktadırlar
Elmalılı Hamdi Yazır(Böyle iken) hakkımızda çok gayz (öfke) besliyorlar
Yusuf AliAnd they are raging furiously against us
Süleyman AteşBiz, ihtiyatlı, koca bir cemaatiz
Elmalılı Hamdi YazırBiz ise, elbette uyanık (ve tekvücut) bir cemaatız." (diyor ve dedirtiyordu)
Yusuf AliBut we are a multitude amply fore-warned
Süleyman AteşBöylece biz onları çıkardık: bahçeler(in)den, çeşmeler(in)den
Elmalılı Hamdi YazırAma (sonunda) biz, onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden, pınarlardan
Yusuf AliSo We expelled them from gardens, springs
Süleyman AteşHazineler(in)den ve o güzel yer(lerin)den
Elmalılı Hamdi YazırHazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık
Yusuf AliTreasures, and every kind of honourable position
Süleyman AteşBöylece bunları İsrail oğullarına miras yaptık
Elmalılı Hamdi YazırVe onlara İsrail oğullarını mirasçı yaptık
Yusuf AliThus it was, but We made the Children of Israel inheritors of such things
Süleyman Ateş(Fir'avn ve adamları), güneş doğarken onların ardına düştüler
Elmalılı Hamdi YazırDerken (Firavun ve adamları) güneş doğmuştu ki, onların ardına düştüler
Yusuf AliSo they pursued them at sunrise
Süleyman Ateşİki topluluk (yaklaşıp) birbirini görünce Musa'nın adamları: "İşte yakalandık!" dediler
Elmalılı Hamdi Yazırİki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları "Eyvah, yakalandık! dediler
Yusuf AliAnd when the two bodies saw each other, the people of Moses said: "We are sure to be overtaken
Süleyman Ateş(Musa): "Hayır, dedi, Rabbim benimle beraberdir. Bana yol gösterecektir
Elmalılı Hamdi YazırMusa: "Hayır, aslâ! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yolunu gösterecektir
Yusuf Ali(Moses) said: "By no means! my Lord is with me! Soon will He guide me
Süleyman AteşMusa'ya: "Değneğinle denize vur!" diye vahyettik. (Vurunca deniz) yarıldı, (on iki yol açıldı). Her bölüm, kocaman bir dağ gibi oldu
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine Musa'ya "Vur asân ile denize" diye vahyettik; vurunca bir infilak etti, her bölük koca bir dağ gibi oluverdi
Yusuf AliThen We told Moses by inspiration: "Strike the sea with thy rod." So it divided, and each separate part became like the huge, firm mass of a mountain
Süleyman AteşÖtekileri de buraya yaklaştırdık (Musa ve adamlarının ardından, düşmanları da bu denizde açılan yollara girdiler)
Elmalılı Hamdi YazırÖtekilerini de buraya yanaştırıvermiştik
Yusuf AliAnd We made the other party approach thither
Süleyman AteşMusa'yı ve beraberinde olanları tamamen kurtardık
Elmalılı Hamdi YazırMusa ve beraberindekilerin hepsini kurtardık
Yusuf AliWe delivered Moses and all who were with him
Süleyman AteşSonra ötekilerini boğduk (Musa ve adamları karaya çıkınca deniz kapandı, Fir'avn ve adamları boğuldu)
Elmalılı Hamdi YazırSonra da ötekileri suda boğduk
Yusuf AliBut We drowned the others
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama çokları inanmazlar
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bunda bir âyet (ibret) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir
Yusuf AliVerily in this is a Sign: but most of them do not believe
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz, işte o Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Süleyman AteşOnlara İbrahim'in haberini de oku
Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) onlara İbrahim'in kıssasını da naklet
Yusuf AliAnd rehearse to them (something of) Abraham's story
Süleyman AteşBabasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti
Elmalılı Hamdi YazırHani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti
Yusuf AliBehold, he said to his father and his people: "What worship ye
Süleyman AteşPutlara tapıyoruz, onların önünde ibadete duruyoruz. dediler
Elmalılı Hamdi YazırBirtakım putlara taparız da onlar sayesinde toplanırız" dediler
Yusuf AliThey said: "We worship idols, and we remain constantly in attendance on them
Süleyman AteşPeki, dedi, siz du'a ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim "Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı
Yusuf AliHe said: "Do they listen to you when ye call (on them)
Süleyman AteşYahut size fayda veya zarar verebiliyorlar mı
Elmalılı Hamdi YazırVeya size fayda veya zararları olur mu
Yusuf Alior do you good or harm
Süleyman AteşHayır, ama babalarımızın böyle yaptıklarını gördük, (onun için biz de böyle yapıyoruz). dediler
Elmalılı Hamdi YazırYok, dediler, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk
Yusuf AliThey said: "Nay, but we found our fathers doing thus (what we do)
Süleyman Ateşİşte gördünüz mü neye tapıyorsunuz? dedi
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü
Yusuf AliHe said: "Do ye then see whom ye have been worshipping
Süleyman AteşSiz ve eski atalarınız
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü
Yusuf AliYe and your fathers before you
Süleyman AteşOnlar benim düşmanımdır. Yalnız alemlerin Rabbi (benim dostumdur)
Elmalılı Hamdi YazırHep onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur)
Yusuf AliFor they are enemies to me; not so the Lord and Cherisher of the Worlds
Süleyman AteşBeni yaratan ve bana yol gösteren O'dur
Elmalılı Hamdi YazırO ki, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir
Yusuf AliWho created me, and it is He Who guides me
Süleyman AteşBana yediren ve içiren O'dur
Elmalılı Hamdi YazırBeni yediren, içirendir
Yusuf AliWho gives me food and drink
Süleyman AteşHastalandığım zaman bana şifa veren O'dur
Elmalılı Hamdi YazırHastalandığım zaman bana O, şifâ verir
Yusuf AliAnd when I am ill, it is He Who cures me
Süleyman AteşBeni öldürecek, sonra diriltecek O'dur
Elmalılı Hamdi YazırO ki, benim canımı alacak, sonra diriltecektir
Yusuf AliWho will cause me to die, and then to life (again)
Süleyman AteşCeza günü hatamı bağışlayacağını umduğum da O'dur
Elmalılı Hamdi YazırVe hesap günü, hatamı bağışlayacağını umduğumdur
Yusuf AliAnd who, I hope, will forgive me my faults on the day of Judgment
Süleyman AteşRabbim, bana hüküm (hükümdarlık, bilgi) ver ve beni Salihler arasına kat
Elmalılı Hamdi YazırYa Rab! Bana hikmet (hüküm) ver ve beni iyiler (zümresin)e kat
Yusuf AliO my Lord! bestow wisdom on me, and join me with the righteous
Süleyman AteşSonra gelenler arasında bana, bir doğruluk dili nasib eyle (sonraki nesiller arasında hayır ile anılmamı sağla)
Elmalılı Hamdi YazırSonra gelecekler içinde beni doğrulukla anılanlardan eyle
Yusuf AliGrant me honourable mention on the tongue of truth among the latest (generations)
Süleyman AteşBeni ni'met(i bol olan) cennetinin varislerinden kıl
Elmalılı Hamdi YazırVe beni naîm (nimeti bol) cennetin varislerinden eyle
Yusuf AliMake me one of the inheritors of the Garden of Bliss
Süleyman AteşBabamı da bağışla. Çünkü o, sapıklardandır. And forgive my father. Lo! he is of those who err
Elmalılı Hamdi YazırBabamı da bağışla, çünkü o yanlış gidenlerdendir
Yusuf AliForgive my father, for that he is among those astray
Süleyman Ateş(Kulların) diriltilecekleri gün, beni utandırma
Elmalılı Hamdi Yazır(İnsanların) diriltilecekleri gün, beni mahcub etme
Yusuf AliAnd let me not be in disgrace on the Day when (men) will be raised up
Süleyman AteşO gün ki, ne mal, ne de oğullar yarar vermez
Elmalılı Hamdi YazırO gün ki ne mal fayda verir ne oğullar
Yusuf AliThe Day whereon neither wealth nor sons will avail
Süleyman AteşAncak Allah'a sağlam ve temiz kalb getiren (yarar görür)
Elmalılı Hamdi YazırAncak Allah'a temiz bir kalple gelenler o günde (kurtuluşa erer)
Yusuf AliBut only he (will prosper) that brings to God a sound heart
Süleyman Ateş(O gün) cennet, korunanlara yaklaştırılır
Elmalılı Hamdi Yazır(O gün) Cennet müttakilere yaklaştırılmıştır
Yusuf AliTo the righteous, the Garden will be brought near
Süleyman AteşCehennem de azgınların karşısına çıkarılır
Elmalılı Hamdi YazırAzgınlar için de cehennem hortlatılmıştır
Yusuf AliAnd to those straying in Evil, the Fire will be placed in full view
Süleyman AteşOnlara "Hani taptıklarınız nerede?" denilir
Elmalılı Hamdi YazırOnlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir
Yusuf AliAnd it shall be said to them: 'Where are the (gods) ye worshipped
Süleyman AteşO Allah'tan başka (taptıklarınız) size yardım ediyorlar mı, yahut kendilerine yardımları dokunuyor mu
Elmalılı Hamdi YazırOnlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir
Yusuf AliBesides God? Can they help you or help themselves
Süleyman AteşOnlar ve azgınlar, tepe taklak oraya atılırlar
Elmalılı Hamdi YazırVe arkasından hep onlar (putlar ve azgınlar) o cehennemin içine fırlatılmaktadırlar
Yusuf AliThen they will be thrown headlong into the (Fire),- they and those straying in Evil
Süleyman Ateşİblis'in bütün askerleri de
Elmalılı Hamdi YazırVe bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki
Yusuf AliAnd the whole hosts of Iblis together
Süleyman AteşOnlar orada (putlarıyle) çekişerek derler ki
Elmalılı Hamdi YazırVe bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki
Yusuf AliThey will say there in their mutual bickerings
Süleyman AteşVallahi biz apaçık bir sapıklık içinde imişiz
Elmalılı Hamdi YazırVallahi biz, gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz
Yusuf AliBy God, we were truly in an error manifest
Süleyman AteşÇünkü sizi alemlerin Rabbine eşit tutuyorduk
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü biz sizi, âlemlerin Rabbi ile bir seviyede tutuyorduk
Yusuf AliWhen we held you as equals with the Lord of the Worlds
Süleyman AteşAma bizi saptıran o suçlulardır
Elmalılı Hamdi YazırVe bizi hep o günahkarlar saptırdı
Yusuf AliAnd our seducers were only those who were steeped in guilt
Süleyman AteşŞimdi artık bizim ne şefa'atçilerimiz var
Elmalılı Hamdi YazırBak bizim için ne şefaatçiler var
Yusuf AliNow, then, we have none to intercede (for us)
Süleyman AteşNe de sıcak bir dostumuz
Elmalılı Hamdi YazırNe de yakın bir dost
Yusuf AliNor a single friend to feel (for us)
Süleyman AteşAh keşke bir dönüşümüz daha olsa da inananlardan olsak
Elmalılı Hamdi YazırAh keşke (dünyaya) bir kere daha dönebilsek de, müminlerden olabilseydik
Yusuf AliNow if we only had a chance of return we shall truly be of those who believe
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır; oysa çokları iman etmiş değillerdir
Yusuf AliVerily in this is a Sign but most of them do not believe
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Süleyman AteşNuh kavmi de gönderilen elçileri yalanladı
Elmalılı Hamdi YazırNuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla itham etti
Yusuf AliThe people of Noah rejected the apostles
Süleyman AteşKardeşleri Nuh onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti
Elmalılı Hamdi YazırHani kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız
Yusuf AliBehold, their brother Noah said to them: "Will ye not fear (God)
Süleyman AteşBen size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir Peygamberim
Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Elmalılı Hamdi YazırGelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Yusuf AliSo fear God, and obey me
Süleyman AteşBen sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, yalnız alemlerin Rabbine aittir
Elmalılı Hamdi YazırBuna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafaatımı verecek olan ancak, âlemlerin Rabbidir
Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds
Süleyman AteşÖyle ise Allah'tan korkun ve bana ita'at edin
Elmalılı Hamdi YazırGelin, artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Yusuf AliSo fear God, and obey me
Süleyman AteşDediler ki: "Sana bayağı kimseler uymuşken biz sana inanır mıyız
Elmalılı Hamdi YazırÂ, dediler, senin ardına hep düşük kimseler düşmüşken, biz sana hiç inanır mıyız
Yusuf AliThey said: "Shall we believe in thee when it is the meanest that follow thee
Süleyman AteşDedi ki: "Ben onların yaptıklarını(n iç yüzünü) bilmem (ben ancak görünüşe göre hüküm veririm)
Elmalılı Hamdi YazırNuh dedi ki: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur
Yusuf AliHe said: "And what do I know as to what they do
Süleyman AteşAnlayışınız olsa, onların hesabının Rabbime aidolduğunu bilirsiniz
Elmalılı Hamdi YazırOnların hesabı ancak Rabbime aittir. Düşünsenize
Yusuf AliTheir account is only with my Lord, if ye could (but) understand
Süleyman AteşBen inananları kovacak değilim
Elmalılı Hamdi YazırHem ben iman edenleri kovmaya memur değilim
Yusuf AliI am not one to drive away those who believe
Süleyman AteşBen sadece apaçık bir uyarıcıyım
Elmalılı Hamdi YazırBen ancak apaçık bir uyarıcıyım
Yusuf AliI am sent only to warn plainly in public
Süleyman AteşDediler: "Ey Nuh, (bu dediğinden) vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın
Elmalılı Hamdi YazırDediler ki: "Ey Nuh! Eğer vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşa tutulanlardan olacaksın
Yusuf AliThey said: "If thou desist not, O Noah! thou shalt be stoned (to death)
Süleyman Ateş(Nuh): "Rabbim, dedi, kavmim beni yalanladı
Elmalılı Hamdi YazırNuh: "Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla itham etti
Yusuf AliHe said: "O my Lord! truly my people have rejected me
Süleyman AteşBenimle onların arasını aç (aramızda hükmet), beni ve benimle beraber bulunan mü'minleri kurtar
Elmalılı Hamdi YazırArtık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar
Yusuf AliJudge Thou, then, between me and them openly, and deliver me and those of the Believers who are with me
Süleyman AteşBiz de onu ve onunla beraber bulunanları, dolu gemi içinde kurtardık
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri, o dolu gemide taşıyarak kurtardık
Yusuf AliSo We delivered him and those with him, in the Ark filled (with all creatures)
Süleyman AteşSonra bunun ardından, geride kalanları boğduk
Elmalılı Hamdi YazırSonra da arkasında kalanları suda boğduk
Yusuf AliThereafter We drowned those who remained behind
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak ders) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir
Yusuf AliVerily in this is a Sign: but most of them do not believe
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Süleyman AteşAd (kavmi) de, gönderilen elçileri yalanladı
Elmalılı Hamdi YazırÂd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti
Yusuf AliThe 'Ad (people) rejected the apostles
Süleyman AteşKardeşleri Hud onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti
Elmalılı Hamdi YazırHani kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız
Yusuf AliBehold, their brother Hud said to them: "Will ye not fear (God)
Süleyman AteşBen size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş, güvenilir bir Peygamberim
Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Elmalılı Hamdi YazırGelin artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Yusuf AliSo fear God and obey me
Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir
Elmalılı Hamdi YazırBuna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir
Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds
Süleyman AteşSiz her yol üzerine, (gelip geçenleri yanıltmak için) bir işaret yapıp da boş şeyle mi uğraşıyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırSiz her tepeye bir alâmet bina edip eğlenir durur musunuz
Yusuf AliDo ye build a landmark on every high place to amuse yourselves
Süleyman AteşBelki ebedi yaşarsınız diye köşkler (ve müstahkem kaleler) ediniyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırTemelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz
Yusuf AliAnd do ye get for yourselves fine buildings in the hope of living therein (for ever)
Süleyman Ateş(Bir kavmi) yakaladığınız zaman da zorbalar gibi yakalıyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırHem tuttuğunuz zaman merhametsiz zorbalar gibi tutuyorsunuz
Yusuf AliAnd when ye exert your strong hand, do ye do it like men of absolute power
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Elmalılı Hamdi YazırArtık Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Yusuf AliNow fear God, and obey me
Süleyman AteşSize bildiğiniz ni'metleri bol bol veren(Allah)dan korkun. Keep your duty toward Him Who hath aided you with (the good things) that ye know
Elmalılı Hamdi YazırO Allah'tan korkun ki, size o bildiğiniz şeyleri vermekte
Yusuf AliYea, fear Him Who has bestowed on you freely all that ye know
Süleyman AteşO size verdi: davarlar, oğullar
Elmalılı Hamdi YazırDavarlar, oğullar
Yusuf AliFreely has He bestowed on you cattle and sons
Süleyman AteşBahçeler, çeşmeler
Elmalılı Hamdi YazırCennet gibi bağlar, bahçeler, pınarlar ihsan etmektedir
Yusuf AliAnd Gardens and Springs
Süleyman AteşDoğrusu ben size büyük bir günün azabı(nın çarpması)ndan korkuyorum
Elmalılı Hamdi YazırCidden ben sizin hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum
Yusuf AliTruly I fear for you the Penalty of a Great Day
Süleyman AteşDediler ki: "Öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da bizce birdir
Elmalılı Hamdi YazırDediler ki: "Sen ha vaaz etmişsin, ha vaaz edenlerden olmamışsın, bizce birdir
Yusuf AliThey said: "It is the same to us whether thou admonish us or be not among (our) admonishers
Süleyman AteşBu (davranışımız), sadece evvelkilerin ahlakı(ve geleneği)dir
Elmalılı Hamdi YazırBu sırf eskilerin âdetidir
Yusuf AliThis is no other than a customary device of the ancients
Süleyman AteşBiz azaba uğratılacak değiliz
Elmalılı Hamdi YazırBiz azaba uğratılacak da değiliz
Yusuf AliAnd we are not the ones to receive Pains and Penalties
Süleyman Ateş(Böylece) onu yalanladılar. Biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Elmalılı Hamdi YazırBöylece onu yalancı saydılar; biz de kendilerini helak ettik. Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir
Yusuf AliSo they rejected him, and We destroyed them. Verily in this is a Sign: but most of them do not believe
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Süleyman AteşSemud (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı
Elmalılı Hamdi YazırSemûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti
Yusuf AliThe Thamud (people) rejected the apostles
Süleyman AteşKardeşleri Salih, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız
Elmalılı Hamdi YazırHani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız
Yusuf AliBehold, their brother Salih said to them: "Will you not fear (God)
Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim
Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Elmalılı Hamdi YazırGelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Yusuf AliSo fear God, and obey me
Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir
Elmalılı Hamdi YazırBuna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir
Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds
Süleyman AteşSiz burada güven içinde bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırSiz burada güven içinde bırakılacak mısınız
Yusuf AliWill ye be left secure, in (the enjoyment of) all that ye have here
Süleyman AteşBöyle bahçelerde, çeşme başlarında
Elmalılı Hamdi YazırBahçelerin, pınarların içinde
Yusuf AliGardens and Springs
Süleyman AteşEkinler ve yumuşak tomurcuklu güzel hurmalıklar arasında
Elmalılı Hamdi YazırEkinlerin, salkımları sarkmış hurmalar arasında
Yusuf AliAnd corn-fields and date-palms with spathes near breaking (with the weight of fruit)
Süleyman AteşDağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırKi bir de dağlardan keyifli keyifli kâşâneler oyuyorsunuz
Yusuf AliAnd ye carve houses out of (rocky) mountains with great skill
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Elmalılı Hamdi YazırGelin! Allah'tan korkun da bana itaat edin
Yusuf AliBut fear God and obey me
Süleyman AteşO aşırıların emrine uymayın
Elmalılı Hamdi YazırYeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın
Yusuf AliAnd follow not the bidding of those who are extravagant
Süleyman AteşYeryüzünde bozgunculuk yapan, ıslah etmeyen o kimseler(in sözüyle hareket etmeyin)
Elmalılı Hamdi YazırYeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın
Yusuf AliWho make mischief in the land, and mend not (their ways)
Süleyman AteşDediler: Sen, iyice büyülenmişlerdensin
Elmalılı Hamdi YazırSen dediler, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin
Yusuf AliThey said: "Thou art only one of those bewitched
Süleyman AteşSen de bizim gibi bir insansın. Eğer doğrulardansan bize bir mu'cize getir
Elmalılı Hamdi YazırSen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir âyet (mucize) getir
Yusuf AliThou art no more than a mortal like us: then bring us a Sign, if thou tellest the truth
Süleyman AteşDedi: "İşte bu dişi deve(mu'cize)dir. (Bir gün) onun su içme hakkı var, belli bir günün su içme hakkı da sizin
Elmalılı Hamdi YazırSalih "İşte (mucize) bu dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onundur, belli bir günün içme hakkı da sizin" dedi
Yusuf AliHe said: "Here is a she-camel: she has a right of watering, and ye have a right of watering, (severally) on a day appointed
Süleyman AteşSakın, ona bir kötülük dokundurmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar
Elmalılı Hamdi YazırSakın ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir
Yusuf AliTouch her not with harm, lest the Penalty of a Great Day seize you
Süleyman AteşNihayet onu kestiler, ama pişman oldular
Elmalılı Hamdi YazırDerken onu kestiler; fakat pişman da oldular
Yusuf AliBut they ham-strung her: then did they become full of regrets
Süleyman AteşVe azab onları yakaladı. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir
Yusuf AliBut the Penalty seized them. Verily in this is a Sign: but most of them do not believe
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Süleyman AteşLut (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı
Elmalılı Hamdi YazırLût (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti
Yusuf AliThe people of Lut rejected the apostles
Süleyman AteşKardeşleri Lut, onlara "Korunmaz mısınız?" demişti
Elmalılı Hamdi YazırHani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan kormaz mısınız
Yusuf AliBehold, their brother Lut said to them: "Will ye not fear (God)
Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim
Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Elmalılı Hamdi YazırGelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Yusuf AliSo fear God and obey me
Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir. And I ask of you no wage therefore; my wage is the concern only of the Lord of the Worlds
Elmalılı Hamdi YazırBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir
Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the lord of the Worlds
Süleyman AteşAlemlerin içinde erkeklere mi gidiyorsunuz
Elmalılı Hamdi Yazırİnsanlar içinden erkeklere mi gidiyorsunuz
Yusuf AliOf all the creatures in the world, will ye approach males
Süleyman AteşVe Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz? Siz sınırı aşan bir kavimsiniz
Elmalılı Hamdi YazırBırakıyorsunuz da sizler için yarattığı eşleri! Doğrusu siz insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz
Yusuf AliAnd leave those whom God has created for you to be your mates? Nay, ye are a people transgressing (all limits)
Süleyman AteşDediler: "Ey Lut, andolsun, eğer (bundan) vazgeçmezsen, mutlaka sürülenlerden olacaksın
Elmalılı Hamdi YazırOnlar şöyle dediler: "Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bilki, sürülenlerden olacaksın
Yusuf AliThey said: "If thou desist not, O Lut! thou wilt assuredly be cast out
Süleyman Ateş(Lut) dedi: "Ben sizin bu işinize, (kadınları bırakıp erkeklere gidişinize) kızanlardanım
Elmalılı Hamdi YazırLût "Doğrusu ben, dedi, sizin bu işinize buğzedenlerdenim
Yusuf AliHe said: "I do detest your doings
Süleyman AteşRabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar
Elmalılı Hamdi YazırYâ Rabbi! Beni ve ailemi onların yapageldiklerin(in vebalin)den kurtar
Yusuf AliO my Lord! deliver me and my family from such things as they do
Süleyman AteşBiz de onu ve ailesini tamamen kurtardık
Elmalılı Hamdi YazırBiz de onu ve ailesinin tamamını kurtardık
Yusuf AliSo We delivered him and his family,- all
Süleyman AteşYalnız geride kalanlar arasında bulunan bir koca karıyı (kurtarmadık)
Elmalılı Hamdi YazırAncak (geride) bir yaşlı kadın kaldı
Yusuf AliExcept an old woman who lingered behind
Süleyman AteşSonra ötekilerini hep yıktık, helak ettik
Elmalılı Hamdi YazırSonra geridekilerin hepsini helak ettik
Yusuf AliBut the rest We destroyed utterly
Süleyman AteşVe üzerlerine bir yağmur yağdırdık, uyarıl(ıp da yola gelmey)enlerin yağmuru hakikaten çok kötü oldu
Elmalılı Hamdi YazırVe üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki, (uyarılanların) o yağmuru ne kötü bir yağmurdu
Yusuf AliWe rained down on them a shower (of brimstone): and evil was the shower on those who were admonished (but heeded not)
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir
Yusuf AliVerily in this is a Sign: but most of them do not believe
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might Most Merciful
Süleyman AteşEyke halkı da gönderilen elçileri yalanladı
Elmalılı Hamdi YazırEyke halkı da peygamberleri yalancılıkla itham etti
Yusuf AliThe Companions of the Wood rejected the apostles
Süleyman AteşŞu'ayb, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız
Elmalılı Hamdi YazırHani Şuayb onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız
Yusuf AliBehold, Shu'aib said to them: "Will ye not fear (God)
Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim
Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Elmalılı Hamdi YazırGelin, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Yusuf AliSo fear God and obey me
Süleyman AteşBen sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir
Elmalılı Hamdi YazırBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan yalnız âlemlerin Rabbidir
Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds
Süleyman AteşÖlçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın
Elmalılı Hamdi YazırÖlçeği tam ölçün de hak yiyenlerden olmayın
Yusuf AliGive just measure, and cause no loss (to others by fraud)
Süleyman AteşDoğru terazi ile tartın
Elmalılı Hamdi YazırVe doğru terazi ile tartın
Yusuf AliAnd weigh with scales true and upright
Süleyman Ateşİnsanların haklarını kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın
Elmalılı Hamdi YazırHalkın eşyalarını değerinden düşürmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın
Yusuf AliAnd withhold not things justly due to men, nor do evil in the land, working mischief
Süleyman AteşSizi ve önceki nesilleri yaratandan korkun. And keep your duty unto Him Who created you and the generations of the men of old
Elmalılı Hamdi YazırO sizi ve sizden önceki nesilleri yaratan Allah'tan korkun
Yusuf AliAnd fear Him Who created you and (who created) the generations before (you)
Süleyman AteşDediler: "Sen iyice büyülenmişlerdensin
Elmalılı Hamdi YazırOnlar şöyle dediler: "Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin
Yusuf AliThey said: "Thou art only one of those bewitched
Süleyman AteşSen de bizim gibi bir insansın, biz seni mutlaka yalancılardan sanıyoruz
Elmalılı Hamdi YazırSen de bizim gibi bir beşerden başka nesin? Bil ki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz
Yusuf AliThou art no more than a mortal like us, and indeed we think thou art a liar
Süleyman AteşEğer doğrulardansan o halde üzerimize gökten parçalar düşür
Elmalılı Hamdi YazırŞayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten bir parça düşürüver
Yusuf AliNow cause a piece of the sky to fall on us, if thou art truthful
Süleyman AteşRabbim yaptığınızı daha iyi bilir dedi
Elmalılı Hamdi YazırŞuayb, "Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir" dedi
Yusuf AliHe said: "My Lord knows best what ye do
Süleyman AteşOnu yalanladılar, nihayet o gölge gününün azabı, kendilerini yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabı idi
Elmalılı Hamdi YazırHülasa, onu yalancı saydılar da kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. O cidden büyük bir günün azabı idi
Yusuf AliBut they rejected him. Then the punishment of a day of overshadowing gloom seized them, and that was the Penalty of a Great Day
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır ama yine çokları inanmazlar
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir
Yusuf AliVerily in that is a Sign: but most of them do not believe
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Süleyman AteşMuhakkak ki o (Kur'an), alemlerin Rabbinin indirmesidir
Elmalılı Hamdi YazırVe muhakkak ki bu (Kur'ân) âlemlerin Rabbinin indirmesidir
Yusuf AliVerily this is a Revelation from the Lord of the Worlds
Süleyman AteşOnu, er-Ruhu'l-Emin (güvenilir ruh, Cebrail) indirdi
Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) Onu Rûhu'lemin (Cebrail) indirdi
Yusuf AliWith it came down the spirit of Faith and Truth
Süleyman AteşSenin kalbine; uyarıcılardan olman için
Elmalılı Hamdi YazırUyarıcılardan olasın diye senin kalbin üzerine
Yusuf AliTo thy heart and mind, that thou mayest admonish
Süleyman AteşApaçık Arapça bir dille
Elmalılı Hamdi YazırAçık parlak bir Arapça lisan ile
Yusuf AliIn the perspicuous Arabic tongue
Süleyman AteşO(nun içeriği), evvelkilerin Kitaplarında da vardır
Elmalılı Hamdi YazırO, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardı
Yusuf AliWithout doubt it is (announced) in the mystic Books of former peoples
Süleyman Ateşİsrail oğulları bilginlerinin onu bilmesi de onlar için (Kur'an'ın Güvenilir Ruh tarafından vahyedildiğine) yeterli bir delil değil mi
Elmalılı Hamdi Yazırİsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir âyet (delil) değil midir
Yusuf AliIs it not a Sign to them that the Learned of the Children of Israel knew it (as true)
Süleyman AteşBiz onu yabancılardan birine indirseydik de
Elmalılı Hamdi YazırBiz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi
Yusuf AliHad We revealed it to any of the non-Arabs
Süleyman AteşOnu onlara okusaydı, ona inanmazlardı
Elmalılı Hamdi YazırBiz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi
Yusuf AliAnd had he recited it to them, they would not have believed in it
Süleyman AteşBiz onu, suçluların kalblerine öyle soktuk
Elmalılı Hamdi YazırBöylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler
Yusuf AliThus have We caused it to enter the hearts of the sinners
Süleyman AteşAcı azabı görünceye kadar da ona inanmazlar
Elmalılı Hamdi YazırBöylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler
Yusuf AliThey will not believe in it until they see the grievous Penalty
Süleyman AteşAzab onlara öyle ansızın gelir ki, onlar hiç farkında olmazlar
Elmalılı Hamdi Yazırİşte bu (azab) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir
Yusuf AliBut the (Penalty) will come to them of a sudden, while they perceive it not
Süleyman Ateş(Birden onu karşılarında bulunca) Acaba bize süre verilir mi?" derler
Elmalılı Hamdi YazırO zaman "Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba?... diyeceklerdir
Yusuf AliThen they will say: "Shall we be respited
Süleyman AteşHala bizim azabımızı mı acele istiyorlar (doğru söyleyenlerden isen bizi tehdidettiğin azabı getir mi diyorlar)
Elmalılı Hamdi Yazır(Oysa dünyada iken) Onlar bizim azabımızı çarçabuk istiyorlardı
Yusuf AliDo they then ask for Our Penalty to be hastened on
Süleyman AteşBaksana, biz onları yıllarca yaşatsak
Elmalılı Hamdi YazırGördün ya artık onlara senelerce zevk ettirsek
Yusuf AliSeest thou? If We do let them enjoy (this life) for a few years
Süleyman AteşSonra tehdidedildikleri (azab) kendilerine gelse
Elmalılı Hamdi YazırSonra kendilerine vaad edilen (azab) gelip çatarsa
Yusuf AliYet there comes to them at length the (Punishment) which they were promised
Süleyman AteşO yaşatıldıkları (zevk-u sefa sürdükleri) şeyler, kendilerine ne yarar sağlardı
Elmalılı Hamdi YazırO yaşadıkları zevkin kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır
Yusuf AliIt will profit them not that they enjoyed (this life)
Süleyman AteşBiz, hiçbir kenti helak etmedik ki onun uyarıcıları olmasın (helak etmeden önce mutlaka uyarıcı gönderdik)
Elmalılı Hamdi YazırBununla birlikte, biz hangi memleketi helak ettikse muhakkak onu uyarıcı (peygamberleri) olmuştur
Yusuf AliNever did We destroy a population, but had its warners
Süleyman Ateş(Uyarıcılar) uyarırlardı. Biz zulmediciler değildik
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlar) ihtar edilmiştir ve biz zulmetmiş değiliz
Yusuf AliBy way of reminder; and We never are unjust
Süleyman AteşO(Kur'a)n'ı şeytanlar (cinler) indirmedi
Elmalılı Hamdi YazırOnu (Kur'ân'ı) şeytanlar indirmedi
Yusuf AliNo evil ones have brought down this (Revelation)
Süleyman AteşBu, onlara yaraşmaz ve zaten yapamazlar da
Elmalılı Hamdi YazırBu onlara hem yaraşmaz hem güçleri yetmez
Yusuf AliIt would neither suit them nor would they be able (to produce it)
Süleyman AteşÇünkü onlar, (meleklerin sözlerini) işitmekten uzaklaştırılmışlardır
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz onlar vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır
Yusuf AliIndeed they have been removed far from even (a chance of) hearing it
Süleyman AteşAllah ile beraber başka bir tanrı çağırma, sonra azabedilenlerden olursun
Elmalılı Hamdi YazırO halde sakın Allah ile beraber başka tanrıya kulluk edip yalvarma, yoksa azaba uğratılanlardan olursun
Yusuf AliSo call not on any other god with God, or thou wilt be among those under the Penalty
Süleyman AteşEn yakın akrabanı uyar
Elmalılı Hamdi Yazır(Önce) en yakın hısımlarını uyar
Yusuf AliAnd admonish thy nearest kinsmen
Süleyman AteşVe sana uyan mü'minlere kanadını indir (onlara karşı mütevazi ve şefkatli davran)
Elmalılı Hamdi YazırVe sana uyan müminlere kanadını indir
Yusuf AliAnd lower thy wing to the Believers who follow thee
Süleyman AteşŞayet sana (uymaz) karşı gelirlerse: "Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım," de
Elmalılı Hamdi YazırŞayet sana karşı gelirlerse, de ki: "Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak uzağım
Yusuf AliThen if they disobey thee, say: "I am free (of responsibility) for what ye do
Süleyman AteşGalib ve esirgeyen(Allah)a tevekkül et
Elmalılı Hamdi YazırSen O, mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan
Yusuf AliAnd put thy trust on the Exalted in Might, the Merciful
Süleyman AteşO, seni görür: Namaza durduğun zaman
Elmalılı Hamdi YazırO ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor
Yusuf AliWho seeth thee standing forth (in prayer)
Süleyman AteşVe secde edenler arasında eğilip doğrulurken
Elmalılı Hamdi YazırVe secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor)
Yusuf AliAnd thy movements among those who prostrate themselves
Süleyman AteşÇünkü O, işitendir, bilendir
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü her şeyi işiten, her şeyi bilen O'dur
Yusuf AliFor it is He Who heareth and knoweth all things
Süleyman AteşŞeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi
Elmalılı Hamdi YazırŞeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi
Yusuf AliShall I inform you, (O people!), on whom it is that the evil ones descend
Süleyman AteşOnlar, her günahkar yalancıya inerler
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üzerine inerler
Yusuf AliThey descend on every lying, wicked person
Süleyman AteşO yalancılar, (şeytanlara) kulak verirler, çokları da yalan söylerler
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdır
Yusuf Ali(Into whose ears) they pour hearsay vanities, and most of them are liars
Süleyman AteşŞa'irlere gelince onlara da azgınlar uyar
Elmalılı Hamdi YazırŞairler(e gelince), onlara da sapıklar uyar
Yusuf AliAnd the Poets,- It is those straying in Evil, who follow them
Süleyman AteşBaksana onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar
Elmalılı Hamdi YazırOnların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi
Yusuf AliSeest thou not that they wander distracted in every valley
Süleyman AteşVe onlar yapmayacakları şeyleri söylerler
Elmalılı Hamdi YazırOnların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi
Yusuf AliAnd that they say what they practise not
Süleyman AteşAncak inananlar, iyi işler yapanlar, Allah'ı çok ananlar ve kendilerine zulmedildikten sonra (rakiplerine) üstün gelmeğe çalışanlar böyle değildir. Zulmedenler, yakında nasıl bir devrime uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir
Elmalılı Hamdi YazırAncak iman edip iyi ameller işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar müstesna; haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir
Yusuf AliExcept those who believe, work righteousness, engage much in the remembrance of God, and defend themselves only after they are unjustly attacked. And soon will the unjust assailants know what vicissitudes their affairs will take