☪ Anlam Arayışı

27. An-Naml سُورَةُ النَّمۡلِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
27:1
طسٓۚ تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱلۡقُرۡءَانِ وَكِتَابࣲ مُّبِينٍ
طسٓ ۚ
Ta sin
تِلْكَ
şunlar
ءَايَـٰتُ
ayetleridir
ٱلْقُرْءَانِ
Kur'an'ın
وَكِتَابٍۢ
ve bir Kitabın
مُّبِينٍ
apaçık

Süleyman AteşTa sin. Şunlar Kur'an'ın ve apaçık bir Kitabın ayetleridir

Yusuf AliThese are verses of the Qur'an,-a book that makes (things) clear

27:2
هُدࣰ ى وَبُشۡرَىٰ لِلۡمُؤۡمِنِينَ
هُدًۭى
yol göstericidir
وَبُشْرَىٰ
ve müjdedir
لِلْمُؤْمِنِينَ
inananlara

Süleyman Ateşİnananlara yol gösterici ve müjdedir

Yusuf AliA guide: and glad tidings for the believers

27:3
ٱلَّذِينَ يُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤۡتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَهُم بِٱلۡأٓخِرَةِ هُمۡ يُوقِنُونَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
يُقِيمُونَ
kılarlar
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَيُؤْتُونَ
ve verirler
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
وَهُم
ve onlar
بِٱلْـَٔاخِرَةِ
ahirete
هُمْ
onlar
يُوقِنُونَ
kesin olarak inanırlar

Süleyman AteşOnlar ki namazı kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak inanırlar

Yusuf AliThose who establish regular prayers and give in regular charity, and also have (full) assurance of the hereafter

27:4
إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡأٓخِرَةِ زَيَّنَّا لَهُمۡ أَعۡمَٰلَهُمۡ فَهُمۡ يَعۡمَهُونَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimselerin
لَا
inanmayan
يُؤْمِنُونَ
believe
بِٱلْـَٔاخِرَةِ
ahirete
زَيَّنَّا
süslemişizdir
لَهُمْ
kendilerine
أَعْمَـٰلَهُمْ
işlerini
فَهُمْ
onlar
يَعْمَهُونَ
körü körüne bocalarlar

Süleyman AteşAhirete inanmayanların işlerini kendilerine süslemişizdir, onlar körü körüne bocalarlar

Yusuf AliAs to those who believe not in the Hereafter, We have made their deeds pleasing in their eyes; and so they wander about in distraction

27:5 📚 2
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَهُمۡ سُوٓءُ ٱلۡعَذَابِ وَهُمۡ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ هُمُ ٱلۡأَخۡسَرُونَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
ٱلَّذِينَ
öyle kimselerdir ki
لَهُمْ
kendilerinindir
سُوٓءُ
en kötü
ٱلْعَذَابِ
azab
وَهُمْ
ve onlar
فِى
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
هُمُ
onlar
ٱلْأَخْسَرُونَ
ziyana uğrayanlardır

Süleyman AteşOnlar, öyle kimselerdir ki, en kötü azab kendilerinindir. Ve onlar ahirette de en çok ziyana uğrayanlardır

Yusuf AliSuch are they for whom a grievous Penalty is (waiting); and in the Hereafter theirs will be the greatest loss

27:6
وَإِنَّكَ لَتُلَقَّى ٱلۡقُرۡءَانَ مِن لَّدُنۡ حَكِيمٍ عَلِيمٍ
وَإِنَّكَ
ve şüphesiz
لَتُلَقَّى
sana verilmektedir
ٱلْقُرْءَانَ
Kur'an
مِن
katından
لَّدُنْ
from [near]
حَكِيمٍ
hüküm ve hikmet sahibi
عَلِيمٍ
(herşeyi) bilen

Süleyman Ateş(Ey Muhammed) Sana bu Kur'an, hüküm ve hikmet sahibi, (herşeyi) bilen (Allah) katından verilmektedir

Yusuf AliAs to thee, the Qur'an is bestowed upon thee from the presence of one who is wise and all-knowing

27:7
إِذۡ قَالَ مُوسَىٰ لِأَهۡلِهِۦٓ إِنِّيٓ ءَانَسۡتُ نَارࣰ ا سَـَٔاتِيكُم مِّنۡهَا بِخَبَرٍ أَوۡ ءَاتِيكُم بِشِهَابࣲ قَبَسࣲ لَّعَلَّكُمۡ تَصۡطَلُونَ
إِذْ
hani
قَالَ
demişti
مُوسَىٰ
Musa
لِأَهْلِهِۦٓ
ailesine
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
ءَانَسْتُ
gördüm
نَارًۭا
bir ateş
سَـَٔاتِيكُم
size getireyim
مِّنْهَا
ondan
بِخَبَرٍ
bir haber
أَوْ
yahut
ءَاتِيكُم
size getireyim
بِشِهَابٍۢ
bir ateş
قَبَسٍۢ
koru
لَّعَلَّكُمْ
belki
تَصْطَلُونَ
ısınırsınız

Süleyman AteşMusa, ailesine: "Ben bir ateş gördüm (gidip) size ondan bir haber getireyim, yahut size bir ateş koru getireyim de ısınasınız." demişti

Yusuf AliBehold! Moses said to his family: "I perceive a fire; soon will I bring you from there some information, or I will bring you a burning brand to light our fuel, that ye may warn yourselves

27:8
فَلَمَّا جَآءَهَا نُودِيَ أَنۢ بُورِكَ مَن فِي ٱلنَّارِ وَمَنۡ حَوۡلَهَا وَسُبۡحَٰنَ ٱللَّهِ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَهَا
oraya geldi
نُودِىَ
seslenildi
أَنۢ
diye
بُورِكَ
mübarek kılındı
مَن
bulunan kimse
فِى
içinde
ٱلنَّارِ
ateşin
وَمَنْ
ve olan kimse
حَوْلَهَا
çevresinde
وَسُبْحَـٰنَ
eksikliklerden münezzehtir
ٱللَّهِ
Allah
رَبِّ
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Süleyman AteşOraya gelince (kendisine) seslenildi: "Ateşin içinde bulunan da, çevresinde olan da mübarek kılındı. Alemlerin Rabbi Allah, eksikliklerden münezzehtir

Yusuf AliBut when he came to the (fire), a voice was heard: "Blessed are those in the fire and those around: and glory to God, the Lord of the worlds

27:9
يَٰمُوسَىٰٓ إِنَّهُۥٓ أَنَا ٱللَّهُ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ
يَـٰمُوسَىٰٓ
ey Musa
إِنَّهُۥٓ
gerçek şu ki
أَنَا
ben
ٱللَّهُ
Allah'ım
ٱلْعَزِيزُ
güçlü
ٱلْحَكِيمُ
hüküm ve hikmet sahibi

Süleyman AteşEy Musa, gerçek şu ki ben, güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ım

Yusuf AliO Moses! verily, I am God, the exalted in might, the wise

27:10
وَأَلۡقِ عَصَاكَۚ فَلَمَّا رَءَاهَا تَهۡتَزُّ كَأَنَّهَا جَآنࣱّ وَلَّىٰ مُدۡبِرࣰ ا وَلَمۡ يُعَقِّبۡۚ يَٰمُوسَىٰ لَا تَخَفۡ إِنِّي لَا يَخَافُ لَدَيَّ ٱلۡمُرۡسَلُونَ
وَأَلْقِ
ve at
عَصَاكَ ۚ
asanı
فَلَمَّا
ne zaman ki
رَءَاهَا
görünce
تَهْتَزُّ
titreştiğini
كَأَنَّهَا
gibi
جَآنٌّۭ
bir yılan
وَلَّىٰ
dön(üp kaç)dı
مُدْبِرًۭا
arkaya
وَلَمْ
ve
يُعَقِّبْ ۚ
geri dönmedi
يَـٰمُوسَىٰ
ey Musa
لَا
korkma
تَخَفْ
fear
إِنِّى
çünkü ben
لَا
korkmaz(lar)
يَخَافُ
fear
لَدَىَّ
benim huzurumda
ٱلْمُرْسَلُونَ
elçiler

Süleyman AteşAsanı at! (Musa attığı) asasının küçük bir yılan gibi titreştiğini görünce (korkudan) arkaya dön(üp kaç)dı, geri dön(üp bak)madı (bile). "Ey Musa korkma, çünkü ben (evet), benim huzurumda elçiler korkmaz(lar)

Yusuf AliNow do thou throw thy rod!" But when he saw it moving (of its own accord)as if it had been a snake, he turned back in retreat, and retraced not his steps: "O Moses!" (it was said), "Fear not: truly, in My presence, those called as apostles ha ve no fear

27:11 📚 2
إِلَّا مَن ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسۡنَۢا بَعۡدَ سُوٓءࣲ فَإِنِّي غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
إِلَّا
ancak
مَن
kim
ظَلَمَ
zulmeder
ثُمَّ
sonra da
بَدَّلَ
değiştirirse
حُسْنًۢا
iyilikle
بَعْدَ
sonra
سُوٓءٍۢ
(yaptığı) kötülükten
فَإِنِّى
şüphesiz ben
غَفُورٌۭ
bağışlayıcıyım
رَّحِيمٌۭ
esirgeyiciyim

Süleyman AteşAncak zulmeden, sonra yaptığı kötülüğün yerine iyilik yapan olursa ona karşı da ben bağışlayıcı, esirgeyiciyim

Yusuf AliBut if any have done wrong and have thereafter substituted good to take the place of evil, truly, I am Oft-Forgiving, Most Merciful

27:12 📚 1
وَأَدۡخِلۡ يَدَكَ فِي جَيۡبِكَ تَخۡرُجۡ بَيۡضَآءَ مِنۡ غَيۡرِ سُوٓءࣲۖ فِي تِسۡعِ ءَايَٰتٍ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ وَقَوۡمِهِۦٓۚ إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَوۡمࣰ ا فَٰسِقِينَ
وَأَدْخِلْ
ve sok
يَدَكَ
elini
فِى
koynuna
جَيْبِكَ
your bosom
تَخْرُجْ
çıksın
بَيْضَآءَ
bembeyaz
مِنْ
olmaksızın
غَيْرِ
without
سُوٓءٍۢ ۖ
kusur
فِى
içinde
تِسْعِ
dokuz
ءَايَـٰتٍ
mu'cize
إِلَىٰ
Fir'avn'a (git)
فِرْعَوْنَ
Firaun
وَقَوْمِهِۦٓ ۚ
ve onun kavmine
إِنَّهُمْ
çünkü onlar
كَانُوا۟
oldular
قَوْمًۭا
bir kavim
فَـٰسِقِينَ
fasık

Süleyman AteşElini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz (parıl parıl) çıksın. (Bu da) Fir'avn'a ve onun kavmine (göstereceğin) dokuz mu'cize içindedir. Çünkü onlar yoldan çıkan bir kavimdir

Yusuf AliNow put thy hand into thy bosom, and it will come forth white without stain (or harm): (these are) among the nine Signs (thou wilt take) to Pharaoh and his people: for they are a people rebellious in transgression

27:13
فَلَمَّا جَآءَتۡهُمۡ ءَايَٰتُنَا مُبۡصِرَةࣰ قَالُواْ هَٰذَا سِحۡرࣱ مُّبِينࣱ‏
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَتْهُمْ
onlara gelince
ءَايَـٰتُنَا
ayetlerimiz
مُبْصِرَةًۭ
açıkça görünen
قَالُوا۟
dediler
هَـٰذَا
bu
سِحْرٌۭ
bir büyüdür
مُّبِينٌۭ
apaçık

Süleyman AteşOnlara açıkça görünen ayetlerimiz gelince: "Bu, apaçık bir büyüdür" dediler

Yusuf AliBut when Our Signs came to them, that should have opened their eyes, they said: "This is sorcery manifest

27:14
وَجَحَدُواْ بِهَا وَٱسۡتَيۡقَنَتۡهَآ أَنفُسُهُمۡ ظُلۡمࣰ ا وَعُلُوࣰّ اۚ فَٱنظُرۡ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلۡمُفۡسِدِينَ
وَجَحَدُوا۟
ve inkar ettiler
بِهَا
onları
وَٱسْتَيْقَنَتْهَآ
kanaat getirdiği halde
أَنفُسُهُمْ
vicdanları
ظُلْمًۭا
haksızlıkları yüzünden
وَعُلُوًّۭا ۚ
ve böbürlenmeleri yüzünden
فَٱنظُرْ
bak işte
كَيْفَ
nasıl
كَانَ
oldu
عَـٰقِبَةُ
sonu
ٱلْمُفْسِدِينَ
bozguncuların

Süleyman AteşVicdanları, onlar(ın doğruluğun)a kanaat getirdiği halde, sırf haksızlık ve böbürlenme yüzünden onları inkar ettiler. Bak işte o bozguncuların sonu nasıl oldu

Yusuf AliAnd they rejected those Signs in iniquity and arrogance, though their souls were convinced thereof: so see what was the end of those who acted corruptly

27:15 📚 1
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا دَاوُۥدَ وَسُلَيۡمَٰنَ عِلۡمࣰ اۖ وَقَالَا ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ ٱلَّذِي فَضَّلَنَا عَلَىٰ كَثِيرࣲ مِّنۡ عِبَادِهِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
ءَاتَيْنَا
biz verdik
دَاوُۥدَ
Davud'a
وَسُلَيْمَـٰنَ
ve Süleyman'a
عِلْمًۭا ۖ
bir ilim
وَقَالَا
ve dediler
ٱلْحَمْدُ
hamdolsun
لِلَّهِ
Allah'a
ٱلَّذِى
ki
فَضَّلَنَا
bizi üstün kıldı
عَلَىٰ
üzerine
كَثِيرٍۢ
birçoğu
مِّنْ
kullarından
عِبَادِهِ
His servants
ٱلْمُؤْمِنِينَ
inanan

Süleyman AteşAndolsun biz, Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik de onlar: "Bizi inanan kullarından birçoğuna üstün kılan Allah'a hamdolsun." dediler

Yusuf AliWe gave (in the past) knowledge to David and Solomon: And they both said: "Praise be to God, Who has favoured us above many of his servants who believe

27:16
وَوَرِثَ سُلَيۡمَٰنُ دَاوُۥدَۖ وَقَالَ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ عُلِّمۡنَا مَنطِقَ ٱلطَّيۡرِ وَأُوتِينَا مِن كُلِّ شَيۡءٍۖ إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلۡفَضۡلُ ٱلۡمُبِينُ
وَوَرِثَ
ve mirasçı oldu
سُلَيْمَـٰنُ
Süleyman
دَاوُۥدَ ۖ
Davud'a
وَقَالَ
ve dedi ki
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
عُلِّمْنَا
bize öğretildi
مَنطِقَ
dili
ٱلطَّيْرِ
kuşların
وَأُوتِينَا
ve bize verildi
مِن
(bir pay)
كُلِّ
her
شَىْءٍ ۖ
şeyden
إِنَّ
şüphesiz
هَـٰذَا
bu
لَهُوَ
elbette o
ٱلْفَضْلُ
bir lutuftur
ٱلْمُبِينُ
açık

Süleyman AteşSüleyman, Davud'a mirasçı oldu ve dedi ki: "Ey insanlar, bize kuşların dili öğretildi. Ve bize her şeyden (bolca) bir pay verildi. İşte bu, açık bir lutuftur

Yusuf AliAnd Solomon was David's heir. He said: "O ye people! We have been taught the speech of birds, and on us has been bestowed (a little) of all things: this is indeed Grace manifest (from God)

27:17
وَحُشِرَ لِسُلَيۡمَٰنَ جُنُودُهُۥ مِنَ ٱلۡجِنِّ وَٱلۡإِنسِ وَٱلطَّيۡرِ فَهُمۡ يُوزَعُونَ
وَحُشِرَ
ve toplandı
لِسُلَيْمَـٰنَ
Süleyman'a
جُنُودُهُۥ
orduları
مِنَ
cinlerden
ٱلْجِنِّ
jinn
وَٱلْإِنسِ
ve insanlar(dan)
وَٱلطَّيْرِ
ve kuşlar(dan)
فَهُمْ
onlar
يُوزَعُونَ
sevk ediliyordu

Süleyman AteşSüleyman'a cinlerden insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı, hepsi bir arada düzenli olarak sevk ediliyordu

Yusuf AliAnd before Solomon were marshalled his hosts,- of Jinns and men and birds, and they were all kept in order and ranks

27:18
حَتَّىٰٓ إِذَآ أَتَوۡاْ عَلَىٰ وَادِ ٱلنَّمۡلِ قَالَتۡ نَمۡلَةࣱ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّمۡلُ ٱدۡخُلُواْ مَسَٰكِنَكُمۡ لَا يَحۡطِمَنَّكُمۡ سُلَيۡمَٰنُ وَجُنُودُهُۥ وَهُمۡ لَا يَشۡعُرُونَ
حَتَّىٰٓ
nihayet
إِذَآ
zaman
أَتَوْا۟
geldikleri
عَلَىٰ
üzerine
وَادِ
vadisi
ٱلنَّمْلِ
karınca
قَالَتْ
dedi
نَمْلَةٌۭ
bir karınca
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلنَّمْلُ
karıncalar
ٱدْخُلُوا۟
girin
مَسَـٰكِنَكُمْ
yuvalarınıza
لَا
sizi ezmesinler
يَحْطِمَنَّكُمْ
lest not crush you
سُلَيْمَـٰنُ
Süleyman
وَجُنُودُهُۥ
ve orduları
وَهُمْ
ve onlar
لَا
farkında olmayarak
يَشْعُرُونَ
(do) not perceive

Süleyman AteşKarınca vadisine geldikleri zaman bir karınca: "Ey karıncalar dedi, yuvalarınıza girin ki Süleyman ve orduları farkında olmayarak sizi ezmesinler

Yusuf AliAt length, when they came to a (lowly) valley of ants, one of the ants said: "O ye ants, get into your habitations, lest Solomon and his hosts crush you (under foot) without knowing it

27:19 📚 3
فَتَبَسَّمَ ضَاحِكࣰ ا مِّن قَوۡلِهَا وَقَالَ رَبِّ أَوۡزِعۡنِيٓ أَنۡ أَشۡكُرَ نِعۡمَتَكَ ٱلَّتِيٓ أَنۡعَمۡتَ عَلَيَّ وَعَلَىٰ وَٰلِدَيَّ وَأَنۡ أَعۡمَلَ صَٰلِحࣰ ا تَرۡضَىٰهُ وَأَدۡخِلۡنِي بِرَحۡمَتِكَ فِي عِبَادِكَ ٱلصَّٰلِحِينَ
فَتَبَسَّمَ
tebessüm etti
ضَاحِكًۭا
gülümseyerek
مِّن
onun sözüne
قَوْلِهَا
her speech
وَقَالَ
ve dedi
رَبِّ
Rabbim
أَوْزِعْنِىٓ
gönlüme ilham eyle
أَنْ
diye
أَشْكُرَ
şükredeyim
نِعْمَتَكَ
ni'metine
ٱلَّتِىٓ
lutfettiğin
أَنْعَمْتَ
You have bestowed
عَلَىَّ
bana
وَعَلَىٰ
ve
وَٰلِدَىَّ
anama babama
وَأَنْ
ve diye
أَعْمَلَ
yapayım
صَـٰلِحًۭا
faydalı bir iş
تَرْضَىٰهُ
senin beğeneceğin
وَأَدْخِلْنِى
ve beni sok
بِرَحْمَتِكَ
rahmetinle
فِى
arasına
عِبَادِكَ
kullarının
ٱلصَّـٰلِحِينَ
iyi

Süleyman Ateş(Süleyman) Onun sözüne gülümseyerek dedi: "Rabbim, bana ve anama, babama lutfettiğin ni'mete şükretmemi, senin beğeneceğin faydalı bir iş yapmamı gönlüme ilham eyle ve rahmetinle beni iyi kullarının arasına sok

Yusuf AliSo he smiled, amused at her speech; and he said: "O my Lord! so order me that I may be grateful for Thy favours, which thou hast bestowed on me and on my parents, and that I may work the righteousness that will please Thee: And admit me, by Th y Grace, to the ranks of Thy righteous Servants

27:20
وَتَفَقَّدَ ٱلطَّيۡرَ فَقَالَ مَالِيَ لَآ أَرَى ٱلۡهُدۡهُدَ أَمۡ كَانَ مِنَ ٱلۡغَآئِبِينَ
وَتَفَقَّدَ
ve teftiş etti
ٱلطَّيْرَ
kuşları
فَقَالَ
dedi ki
مَا
neden
لِىَ
ben
لَآ
göremiyorum
أَرَى
I see
ٱلْهُدْهُدَ
hüdhüdü
أَمْ
yoksa
كَانَ
(mı) oldu?
مِنَ
kayıplardan-
ٱلْغَآئِبِينَ
the absent

Süleyman AteşKuşları teftiş etti, (içlerinde hüdhüdü bulamadı), dedi ki: "Neden hüdhüdü göremiyorum, yoksa kayıplardan mı oldu

Yusuf AliAnd he took a muster of the Birds; and he said: "Why is it I see not the Hoopoe? Or is he among the absentees

27:21
لَأُعَذِّبَنَّهُۥ عَذَابࣰ ا شَدِيدًا أَوۡ لَأَاْذۡبَحَنَّهُۥٓ أَوۡ لَيَأۡتِيَنِّي بِسُلۡطَٰنࣲ مُّبِينࣲ‏
لَأُعَذِّبَنَّهُۥ
ona azabedeceğim
عَذَابًۭا
bir azapla
شَدِيدًا
çetin
أَوْ
ya da
لَأَا۟ذْبَحَنَّهُۥٓ
onu keseceğim
أَوْ
yahut da
لَيَأْتِيَنِّى
bana getirecek
بِسُلْطَـٰنٍۢ
bir delil
مُّبِينٍۢ
açık

Süleyman AteşOna çetin bir azabedeceğim, ya da onu keseceğim. Yahut da bana (mazeretini belirten) açık bir delil getirecek

Yusuf AliI will certainly punish him with a severe penalty, or execute him, unless he bring me a clear reason (for absence)

27:22
فَمَكَثَ غَيۡرَ بَعِيدࣲ فَقَالَ أَحَطتُ بِمَا لَمۡ تُحِطۡ بِهِۦ وَجِئۡتُكَ مِن سَبَإِۭ بِنَبَإࣲ يَقِينٍ
فَمَكَثَ
geldi
غَيْرَ
çok geçmeden
بَعِيدٍۢ
long
فَقَالَ
ve dedi
أَحَطتُ
ben gördüm
بِمَا
bir şey
لَمْ
senin görmediğin
تُحِطْ
you have encompassed
بِهِۦ
onda
وَجِئْتُكَ
ve sana getirdim
مِن
Sebadan
سَبَإٍۭ
Saba
بِنَبَإٍۢ
bir haber
يَقِينٍ
gerçek

Süleyman AteşÇok geçmeden (hüdhüd) geldi: "Ben, dedi, senin görmediğin bir şey gördüm ve Seba'dan sana gerçek bir haber getirdim

Yusuf AliBut the Hoopoe tarried not far: he (came up and) said: "I have compassed (territory) which thou hast not compassed, and I have come to thee from Saba with tidings true

27:23
إِنِّي وَجَدتُّ ٱمۡرَأَةࣰ تَمۡلِكُهُمۡ وَأُوتِيَتۡ مِن كُلِّ شَيۡءࣲ وَلَهَا عَرۡشٌ عَظِيمࣱ‏
إِنِّى
şüphesiz ben
وَجَدتُّ
buldum
ٱمْرَأَةًۭ
bir kadın
تَمْلِكُهُمْ
onlara hükümdarlık eden
وَأُوتِيَتْ
ve kendisine verilmiştir
مِن
her-den
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
thing
وَلَهَا
ve vardır
عَرْشٌ
bir tahtı
عَظِيمٌۭ
büyük

Süleyman AteşBen onlara hükümdarlık eden bir kadın buldum, kendisine her şey verilmiş ve büyük bir tahtı var

Yusuf AliI found (there) a woman ruling over them and provided with every requisite; and she has a magnificent throne

27:24
وَجَدتُّهَا وَقَوۡمَهَا يَسۡجُدُونَ لِلشَّمۡسِ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيۡطَٰنُ أَعۡمَٰلَهُمۡ فَصَدَّهُمۡ عَنِ ٱلسَّبِيلِ فَهُمۡ لَا يَهۡتَدُونَ
وَجَدتُّهَا
onu buldum
وَقَوْمَهَا
ve kavmini
يَسْجُدُونَ
secde aderlerken
لِلشَّمْسِ
güneşe
مِن
bırakıp
دُونِ
instead of Allah
ٱللَّهِ
Allah'ı
وَزَيَّنَ
ve süsledi
لَهُمُ
onlara
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
أَعْمَـٰلَهُمْ
işlerini
فَصَدَّهُمْ
ve onları çevirdi
عَنِ
(doğru) yoldan
ٱلسَّبِيلِ
the Way
فَهُمْ
(bu yüzden) onlar
لَا
yola gelmiyorlar
يَهْتَدُونَ
guided

Süleyman AteşOnun ve kavminin, Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan onlara işlerini süsleyip onları doğru yoldan çevirmiş, bu yüzden yola gelmiyorlar

Yusuf AliI found her and her people worshipping the sun besides God: Satan has made their deeds seem pleasing in their eyes, and has kept them away from the Path,- so they receive no guidance

27:25 📚 4
أَلَّاۤ يَسۡجُدُواْۤ لِلَّهِ ٱلَّذِي يُخۡرِجُ ٱلۡخَبۡءَ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَيَعۡلَمُ مَا تُخۡفُونَ وَمَا تُعۡلِنُونَ
أَلَّا
secde etmezler mi?
يَسْجُدُوا۟
they prostrate
لِلَّهِ
Allah'a
ٱلَّذِى
açığa çıkaran
يُخْرِجُ
brings forth
ٱلْخَبْءَ
gizleneni
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ
ve yerde
وَيَعْلَمُ
ve bilen
مَا
şeyleri
تُخْفُونَ
gizledikleri
وَمَا
ve şeyleri
تُعْلِنُونَ
açığa vurdukları

Süleyman AteşGöklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran ve gizlediklerini ve açığa vurduklarını bilen Allah'a secde etmeleri gerekmez mi

Yusuf Ali(Kept them away from the Path), that they should not worship God, Who brings to light what is hidden in the heavens and the earth, and knows what ye hide and what ye reveal

27:26 📚 7
ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ ٱلۡعَرۡشِ ٱلۡعَظِيمِ۩
ٱللَّهُ
Allah (ki)
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
Tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ
O'ndan
رَبُّ
Rabbidir
ٱلْعَرْشِ
Arş'ın
ٱلْعَظِيمِ ۩‏
büyük

Süleyman AteşAllah ki, O'ndan başka Tanrı yoktur, büyük Arş'ın sahibidir

Yusuf AliGod!- there is no god but He!- Lord of the Throne Supreme

27:27
۞قَالَ سَنَنظُرُ أَصَدَقۡتَ أَمۡ كُنتَ مِنَ ٱلۡكَٰذِبِينَ
۞ قَالَ
dedi ki
سَنَنظُرُ
bakacağız
أَصَدَقْتَ
doğru mu söyledin
أَمْ
yoksa
كُنتَ
mı oldun?
مِنَ
yalancılardan
ٱلْكَـٰذِبِينَ
the liars

Süleyman Ateş(Süleyman): "Bakalım, dedi, doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın

Yusuf Ali(Solomon) said: "Soon shall we see whether thou hast told the truth or lied

27:28
ٱذۡهَب بِّكِتَٰبِي هَٰذَا فَأَلۡقِهۡ إِلَيۡهِمۡ ثُمَّ تَوَلَّ عَنۡهُمۡ فَٱنظُرۡ مَاذَا يَرۡجِعُونَ
ٱذْهَب
götür
بِّكِتَـٰبِى
mektubumu
هَـٰذَا
bu
فَأَلْقِهْ
ve at
إِلَيْهِمْ
onlara
ثُمَّ
sonra
تَوَلَّ
biraz öteye çekil
عَنْهُمْ
onlardan
فَٱنظُرْ
ve bak
مَاذَا
neye
يَرْجِعُونَ
başvuruyorlar

Süleyman AteşBu mektubumu götür, onlara at, sonra onlardan biraz öteye çekil de bak, neye başvuruyorlar (ne yapacaklar)

Yusuf AliGo thou, with this letter of mine, and deliver it to them: then draw back from them, and (wait to) see what answer they return

27:29
قَالَتۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡمَلَؤُاْ إِنِّيٓ أُلۡقِيَ إِلَيَّ كِتَٰبࣱ كَرِيمٌ
قَالَتْ
dedi ki
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلْمَلَؤُا۟
ileri gelenler
إِنِّىٓ
gerçekten
أُلْقِىَ
bırakıldı
إِلَىَّ
bana
كِتَـٰبٌۭ
bir mektup
كَرِيمٌ
çok önemli

Süleyman Ateş(Hüdhüd'ün mektubu götürüp kendisine attığı Seba melikesi Belkis) Danışmanlarına dedi ki: "Ey ileri gelenler, bana çok önemli bir mektup bırakıldı

Yusuf Ali(The queen) said: "Ye chiefs! here is delivered to me - a letter worthy of respect

27:30
إِنَّهُۥ مِن سُلَيۡمَٰنَ وَإِنَّهُۥ بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
إِنَّهُۥ
muhakkak o
مِن
Süleymandandır
سُلَيْمَـٰنَ
Sulaiman
وَإِنَّهُۥ
ve o
بِسْمِ
adıyla(başlamakta)dır
ٱللَّهِ
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ
Rahman
ٱلرَّحِيمِ
Rahim

Süleyman AteşO Süleyman'dandır ve Rahman ve Rahim Allah'ın adiyle (başlamakta)dır. Lo! it is from Solomon, and lo! it is: In the name of Allah the Beneficent, the Merciful

Yusuf AliIt is from Solomon, and is (as follows): 'In the name of God, Most Gracious, Most Merciful

27:31
أَلَّا تَعۡلُواْ عَلَيَّ وَأۡتُونِي مُسۡلِمِينَ
أَلَّا
büyüklük taslamayın
تَعْلُوا۟
exalt yourselves
عَلَىَّ
bana karşı
وَأْتُونِى
ve bana gelin (diye yazıyor)
مُسْلِمِينَ
teslim olarak

Süleyman AteşBana karşı büyüklük taslamayın ve bana teslim olarak gelin (diye yazıyor)

Yusuf AliBe ye not arrogant against me, but come to me in submission (to the true Religion)

27:32 📚 1
قَالَتۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡمَلَؤُاْ أَفۡتُونِي فِيٓ أَمۡرِي مَا كُنتُ قَاطِعَةً أَمۡرًا حَتَّىٰ تَشۡهَدُونِ
قَالَتْ
dedi ki
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلْمَلَؤُا۟
ileri gelenler
أَفْتُونِى
bana bir fikir verin
فِىٓ
(bu) işimde
أَمْرِى
my affair
مَا
ben olmam
كُنتُ
I would be
قَاطِعَةً
kesip atan
أَمْرًا
hiçbir işi
حَتَّىٰ
sürece
تَشْهَدُونِ
siz olmadığınız

Süleyman AteşEy ileri gelenler, dedi, bu işimde bana bir fikir verin; ben, siz olmadıkça hiçbir işi kesip atmam

Yusuf AliShe said: "Ye chiefs! advise me in (this) my affair: no affair have I decided except in your presence

27:33
قَالُواْ نَحۡنُ أُوْلُواْ قُوَّةࣲ وَأُوْلُواْ بَأۡسࣲ شَدِيدࣲ وَٱلۡأَمۡرُ إِلَيۡكِ فَٱنظُرِي مَاذَا تَأۡمُرِينَ
قَالُوا۟
dediler ki
نَحْنُ
biz
أُو۟لُوا۟
sahibiyiz
قُوَّةٍۢ
güç
وَأُو۟لُوا۟
ve erbabıyız
بَأْسٍۢ
savaş
شَدِيدٍۢ
yaman
وَٱلْأَمْرُ
ama emir
إِلَيْكِ
senindir
فَٱنظُرِى
o halde bak
مَاذَا
ne
تَأْمُرِينَ
buyurursan

Süleyman AteşDediler ki: "Biz güçlüyüz, yaman savaşçılarız ama emir senindir. Bak, ne buyurursan öyle yaparız

Yusuf AliThey said: "We are endued with strength, and given to vehement war: but the command is with thee; so consider what thou wilt command

27:34 📚 6
قَالَتۡ إِنَّ ٱلۡمُلُوكَ إِذَا دَخَلُواْ قَرۡيَةً أَفۡسَدُوهَا وَجَعَلُوٓاْ أَعِزَّةَ أَهۡلِهَآ أَذِلَّةࣰۚ وَكَذَٰلِكَ يَفۡعَلُونَ
قَالَتْ
dedi
إِنَّ
şüphesiz
ٱلْمُلُوكَ
hükümdarlar
إِذَا
zaman
دَخَلُوا۟
girdikleri
قَرْيَةً
bir ülkeye
أَفْسَدُوهَا
orayı bozarlar
وَجَعَلُوٓا۟
ve kılarlar
أَعِزَّةَ
şereflilerini
أَهْلِهَآ
halkının
أَذِلَّةًۭ ۖ
zillet içinde
وَكَذَٰلِكَ
ve böyle
يَفْعَلُونَ
yaparlar

Süleyman AteşDedi: "Hükümdarlar bir ülkeye girdiler mi, orayı bozarlar, halkının şereflilerini alçaltırlar, (evet) böyle yaparlar

Yusuf AliShe said: "Kings, when they enter a country, despoil it, and make the noblest of its people its meanest thus do they behave

27:35
وَإِنِّي مُرۡسِلَةٌ إِلَيۡهِم بِهَدِيَّةࣲ فَنَاظِرَةُۢ بِمَ يَرۡجِعُ ٱلۡمُرۡسَلُونَ
وَإِنِّى
şüphesiz ben
مُرْسِلَةٌ
göndereyim
إِلَيْهِم
onlara
بِهَدِيَّةٍۢ
bir hediye
فَنَاظِرَةٌۢ
ve bakayım
بِمَ
ne ile
يَرْجِعُ
dönecekler
ٱلْمُرْسَلُونَ
elçiler

Süleyman AteşBen onlara bir hediye göndereyim de bakayım elçiler ne ile dönecekler

Yusuf AliBut I am going to send him a present, and (wait) to see with what (answer) return (my) ambassadors

27:36
فَلَمَّا جَآءَ سُلَيۡمَٰنَ قَالَ أَتُمِدُّونَنِ بِمَالࣲ فَمَآ ءَاتَىٰنِۦَ ٱللَّهُ خَيۡرࣱ مِّمَّآ ءَاتَىٰكُمۚ بَلۡ أَنتُم بِهَدِيَّتِكُمۡ تَفۡرَحُونَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَ
gelince
سُلَيْمَـٰنَ
Süleyman'a
قَالَ
dedi ki
أَتُمِدُّونَنِ
bana yardım mı etmek istiyorsunuz?
بِمَالٍۢ
mal ile
فَمَآ
oysa ne ki
ءَاتَىٰنِۦَ
bana vermiştir
ٱللَّهُ
Allah
خَيْرٌۭ
(o) daha hayırlıdır
مِّمَّآ
size verdiğinden
ءَاتَىٰكُم
He has given you
بَلْ
bilakis
أَنتُم
siz
بِهَدِيَّتِكُمْ
hediyenizle
تَفْرَحُونَ
sevinirsiniz

Süleyman Ateş(Elçi, hediyelerle) Süleyman'a gelince (Süleyman) dedi ki: "Siz bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Hediyenizle ancak siz sevinirsiniz

Yusuf AliNow when (the embassy) came to Solomon, he said: "Will ye give me abundance in wealth? But that which God has given me is better than that which He has given you! Nay it is ye who rejoice in your gift

27:37 📚 1
ٱرۡجِعۡ إِلَيۡهِمۡ فَلَنَأۡتِيَنَّهُم بِجُنُودࣲ لَّا قِبَلَ لَهُم بِهَا وَلَنُخۡرِجَنَّهُم مِّنۡهَآ أَذِلَّةࣰ وَهُمۡ صَٰغِرُونَ
ٱرْجِعْ
dön (söyle)
إِلَيْهِمْ
onlara
فَلَنَأْتِيَنَّهُم
onlara gelirim
بِجُنُودٍۢ
ordularla
لَّا
asla
قِبَلَ
karşı koyamayacakları
لَهُم
kendilerinin;
بِهَا
ona
وَلَنُخْرِجَنَّهُم
ve onları sürüp çıkarırım
مِّنْهَآ
oradan
أَذِلَّةًۭ
zilletle
وَهُمْ
ve onları
صَـٰغِرُونَ
hor ve hakir olarak

Süleyman AteşSen, onlara dön (söyle): onlara, kendilerinin asla karşı koyamayacakları ordularla gelirim ve onları hor ve hakir bir durumda oradan sürüp çıkarırım

Yusuf AliGo back to them, and be sure we shall come to them with such hosts as they will never be able to meet: We shall expel them from there in disgrace, and they will feel humbled (indeed)

27:38
قَالَ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡمَلَؤُاْ أَيُّكُمۡ يَأۡتِينِي بِعَرۡشِهَا قَبۡلَ أَن يَأۡتُونِي مُسۡلِمِينَ
قَالَ
dedi
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلْمَلَؤُا۟
ileri gelenler
أَيُّكُمْ
hanginiz
يَأْتِينِى
bana getirebilir
بِعَرْشِهَا
onun tahtını
قَبْلَ
önce
أَن
bana gelmelerinden
يَأْتُونِى
they come to me
مُسْلِمِينَ
teslim olarak

Süleyman Ateş(Elçi gittikten sonra Süleyman, danışmanlarını topladı): "Ey ileri gelenler, dedi, onların bana teslim olarak gelmelerinden önce hanginiz onun tahtını bana getirebilir

Yusuf AliHe said (to his own men): "Ye chiefs! which of you can bring me her throne before they come to me in submission

27:39 📚 1
قَالَ عِفۡرِيتࣱ مِّنَ ٱلۡجِنِّ أَنَا۠ ءَاتِيكَ بِهِۦ قَبۡلَ أَن تَقُومَ مِن مَّقَامِكَۖ وَإِنِّي عَلَيۡهِ لَقَوِيٌّ أَمِينࣱ‏
قَالَ
dedi ki
عِفْرِيتٌۭ
bir ifrit
مِّنَ
cinlerden
ٱلْجِنِّ
the jinn
أَنَا۠
ben
ءَاتِيكَ
sana getiririm
بِهِۦ
onu
قَبْلَ
önce
أَن
sen kalkmadan
تَقُومَ
you rise
مِن
makamından
مَّقَامِكَ ۖ
your place
وَإِنِّى
gerçekten benim
عَلَيْهِ
buna
لَقَوِىٌّ
gücüm yeter
أَمِينٌۭ
bana güvenilir

Süleyman AteşCinlerden bir ifrit (kötü bir cin): "Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm, dedi, bunu yapmağa gücüm yeter ve bana güvenilir

Yusuf AliSaid an 'Ifrit, of the Jinns: "I will bring it to thee before thou rise from thy council: indeed I have full strength for the purpose, and may be trusted

27:40 📚 5
قَالَ ٱلَّذِي عِندَهُۥ عِلۡمࣱ مِّنَ ٱلۡكِتَٰبِ أَنَا۠ ءَاتِيكَ بِهِۦ قَبۡلَ أَن يَرۡتَدَّ إِلَيۡكَ طَرۡفُكَۚ فَلَمَّا رَءَاهُ مُسۡتَقِرًّا عِندَهُۥ قَالَ هَٰذَا مِن فَضۡلِ رَبِّي لِيَبۡلُوَنِيٓ ءَأَشۡكُرُ أَمۡ أَكۡفُرُۖ وَمَن شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشۡكُرُ لِنَفۡسِهِۦۖ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّي غَنِيࣱّ كَرِيمࣱ‏
قَالَ
dedi ki
ٱلَّذِى
bulunan
عِندَهُۥ
yanında
عِلْمٌۭ
bir ilim
مِّنَ
Kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ
the Scripture
أَنَا۠
ben
ءَاتِيكَ
sana getirebilirim
بِهِۦ
onu
قَبْلَ
önce
أَن
sen kırpmadan
يَرْتَدَّ
returns
إِلَيْكَ
sana
طَرْفُكَ ۚ
gözünü
فَلَمَّا
ne zaman ki
رَءَاهُ
onu görünce
مُسْتَقِرًّا
yerleşmiş
عِندَهُۥ
yanında
قَالَ
dedi ki
هَـٰذَا
bu
مِن
lutfundandır
فَضْلِ
(the) Favor
رَبِّى
Rabbimin
لِيَبْلُوَنِىٓ
beni sınaması için
ءَأَشْكُرُ
şükür mü edeceğim?
أَمْ
yoksa
أَكْفُرُ ۖ
inkar mı edeceğim?
وَمَن
ve kim
شَكَرَ
şükrederse
فَإِنَّمَا
şüphesiz
يَشْكُرُ
şükretmiştir
لِنَفْسِهِۦ ۖ
kendisi için
وَمَن
ve kim
كَفَرَ
inkar ederse
فَإِنَّ
şüphesiz
رَبِّى
Rabbim
غَنِىٌّۭ
zengindir
كَرِيمٌۭ
kerimdir

Süleyman AteşYanında Kitaptan bir ilim bulunan kimse de: "Sen gözünü açıp yummadan ben onu sana getirebilirim." dedi. (Süleyman) tahtı yanına yerleşmiş görünce dedi ki: "Bu, Rabbimin lutfundandır. (Kendisine) şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak istiyor. Şükreden kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, Rabbim zengindir (onun şükrüne muhtaç değildir), kerimdir (çok ikram sahibidir, yücedir)

Yusuf AliSaid one who had knowledge of the Book: "I will bring it to thee within the twinkling of an eye!" Then when (Solomon) saw it placed firmly before him, he said: "This is by the Grace of my Lord!- to test me whether I am grateful or ungrateful! a nd if any is grateful, truly his gratitude is (a gain) for his own soul; but if any is ungrateful, truly my Lord is Free of all Needs, Supreme in Honour

27:41 📚 1
قَالَ نَكِّرُواْ لَهَا عَرۡشَهَا نَنظُرۡ أَتَهۡتَدِيٓ أَمۡ تَكُونُ مِنَ ٱلَّذِينَ لَا يَهۡتَدُونَ
قَالَ
dedi ki
نَكِّرُوا۟
tanınmaz hale getirin
لَهَا
onun
عَرْشَهَا
tahtını
نَنظُرْ
bakalım
أَتَهْتَدِىٓ
tanıyabilecek mi
أَمْ
yoksa
تَكُونُ
olacak (mı)
مِنَ
kimselerden
ٱلَّذِينَ
those who
لَا
tanımayan
يَهْتَدُونَ
are not guided

Süleyman Ateş(Ve) dedi ki: "Onun tahtını tanınmaz hale getirin, bakalım tanıyabilecek mi, yoksa tanımayacak mı

Yusuf AliHe said: "Transform her throne out of all recognition by her: let us see whether she is guided (to the truth) or is one of those who receive no guidance

27:42
فَلَمَّا جَآءَتۡ قِيلَ أَهَٰكَذَا عَرۡشُكِۖ قَالَتۡ كَأَنَّهُۥ هُوَۚ وَأُوتِينَا ٱلۡعِلۡمَ مِن قَبۡلِهَا وَكُنَّا مُسۡلِمِينَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَتْ
gelince
قِيلَ
dendi
أَهَـٰكَذَا
böyle mi?
عَرْشُكِ ۖ
senin tahtın
قَالَتْ
dedi
كَأَنَّهُۥ
tıpkı (öyle)
هُوَ ۚ
o
وَأُوتِينَا
ve bize verilmişti
ٱلْعِلْمَ
bilgi
مِن
daha önce
قَبْلِهَا
before her
وَكُنَّا
ve biz olmuştuk
مُسْلِمِينَ
müslüman

Süleyman Ateş(Kraliçe) Gelince (ona): "Senin tahtın da böyle mi?" dendi, "Tıpkı o, dedi, zaten bize daha önce bilgi verilmişti. (Allah'ın kudretini ve senin peygamber olduğunu anlamış) ve biz müslüman olmuştuk

Yusuf AliSo when she arrived, she was asked, "Is this thy throne?" She said, "It was just like this; and knowledge was bestowed on us in advance of this, and we have submitted to God (in Islam)

27:43 📚 1
وَصَدَّهَا مَا كَانَت تَّعۡبُدُ مِن دُونِ ٱللَّهِۖ إِنَّهَا كَانَتۡ مِن قَوۡمࣲ كَٰفِرِينَ
وَصَدَّهَا
ve onu alıkoymuştu
مَا
şeyler
كَانَت
olduğu
تَّعْبُدُ
tapmış
مِن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ ۖ
Allah'tan
إِنَّهَا
çünkü kendisi
كَانَتْ
idi
مِن
bir kavimden
قَوْمٍۢ
a people
كَـٰفِرِينَ
inkar eden

Süleyman AteşOnu, Allah'tan başka taptığı şeyler, (bu zamana dek tevhid dinine girmekten) alıkoymuştu. Çünkü kendisi, inkar eden bir kavimden idi

Yusuf AliAnd he diverted her from the worship of others besides God: for she was (sprung) of a people that had no faith

27:44
قِيلَ لَهَا ٱدۡخُلِي ٱلصَّرۡحَۖ فَلَمَّا رَأَتۡهُ حَسِبَتۡهُ لُجَّةࣰ وَكَشَفَتۡ عَن سَاقَيۡهَاۚ قَالَ إِنَّهُۥ صَرۡحࣱ مُّمَرَّدࣱ مِّن قَوَارِيرَۗ قَالَتۡ رَبِّ إِنِّي ظَلَمۡتُ نَفۡسِي وَأَسۡلَمۡتُ مَعَ سُلَيۡمَٰنَ لِلَّهِ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
قِيلَ
dendi
لَهَا
ona
ٱدْخُلِى
gir
ٱلصَّرْحَ ۖ
köşke
فَلَمَّا
ne zaman ki
رَأَتْهُ
(köşkü) görünce
حَسِبَتْهُ
sandı
لُجَّةًۭ
derin bir su
وَكَشَفَتْ
ve sıvadı
عَن
bacaklarını
سَاقَيْهَا ۚ
her shins
قَالَ
dedi
إِنَّهُۥ
muhakkak o
صَرْحٌۭ
köşk
مُّمَرَّدٌۭ
cilalı
مِّن
şeffaf sırçadandır
قَوَارِيرَ ۗ
glass
قَالَتْ
(Kraliçe) dedi ki
رَبِّ
Rabbim
إِنِّى
ben
ظَلَمْتُ
zulmetmişim
نَفْسِى
kendime
وَأَسْلَمْتُ
ve teslim oldum
مَعَ
beraber
سُلَيْمَـٰنَ
Süleyman'la
لِلَّهِ
Allah'a
رَبِّ
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Süleyman AteşOna: "Köşke gir!" dendi. Köşkü görünce zemini su sandı ve bacaklarını sıvadı. (Süleyman) "O, cilalı, şeffaf sırçadandır" dedi. (Kraliçe): "Rabbim, ben kendime zulmetmişim. (Artık) Süleyman'la beraber alemlerin Rabbi Allah'a teslim oldum," dedi

Yusuf AliShe was asked to enter the lofty Palace: but when she saw it, she thought it was a lake of water, and she (tucked up her skirts), uncovering her legs. He said: "This is but a palace paved smooth with slabs of glass." She said: "O my Lord! I ha ve indeed wronged my soul: I do (now) submit (in Islam), with Solomon, to the Lord of the Worlds

27:45
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَآ إِلَىٰ ثَمُودَ أَخَاهُمۡ صَٰلِحًا أَنِ ٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ فَإِذَا هُمۡ فَرِيقَانِ يَخۡتَصِمُونَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَرْسَلْنَآ
biz gönderdik
إِلَىٰ
Semud(kavmin)e
ثَمُودَ
Thamud
أَخَاهُمْ
kardeşleri
صَـٰلِحًا
Salih'i
أَنِ
diye
ٱعْبُدُوا۟
kulluk etsinler
ٱللَّهَ
Allah'a
فَإِذَا
o zaman
هُمْ
onlar
فَرِيقَانِ
iki bölük olmuşlardı
يَخْتَصِمُونَ
birbiriyle çekişen

Süleyman AteşAndolsun biz, Semud(kavmin)e de kardeşleri Salih'i: "Allah'a kulluk edin!" demesi için gönderdik. Baktı ki onlar, birbiriyle çekişen iki bölük olmuşlar

Yusuf AliWe sent (aforetime), to the Thamud, their brother Salih, saying, "Serve God": But behold, they became two factions quarrelling with each other

27:46
قَالَ يَٰقَوۡمِ لِمَ تَسۡتَعۡجِلُونَ بِٱلسَّيِّئَةِ قَبۡلَ ٱلۡحَسَنَةِۖ لَوۡلَا تَسۡتَغۡفِرُونَ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمۡ تُرۡحَمُونَ
قَالَ
dedi ki
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
لِمَ
neden
تَسْتَعْجِلُونَ
koşuyorsunuz
بِٱلسَّيِّئَةِ
kötülüğe
قَبْلَ
önce
ٱلْحَسَنَةِ ۖ
iyilikten
لَوْلَا
gerekmez mi?
تَسْتَغْفِرُونَ
mağfiret dilemeniz
ٱللَّهَ
Allah'tan
لَعَلَّكُمْ
belki
تُرْحَمُونَ
esirgenirsiniz

Süleyman AteşDedi: "Ey kavmim, iyilikten önce neden kötülüğe eviyorsunuz? Esirgenmeniz için Allah'tan mağfiret dilemeniz gerekmez mi

Yusuf AliHe said: "O my people! why ask ye to hasten on the evil in preference to the good? If only ye ask God for forgiveness, ye may hope to receive mercy

27:47
قَالُواْ ٱطَّيَّرۡنَا بِكَ وَبِمَن مَّعَكَۚ قَالَ طَٰٓئِرُكُمۡ عِندَ ٱللَّهِۖ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمࣱ تُفۡتَنُونَ
قَالُوا۟
dediler
ٱطَّيَّرْنَا
uğursuzluğa uğradık
بِكَ
senin yüzünden
وَبِمَن
ve bulunanların yüzünden
مَّعَكَ ۚ
seninle beraber
قَالَ
dedi
طَـٰٓئِرُكُمْ
uğursuzluğunuz
عِندَ
katındadır
ٱللَّهِ ۖ
Allah
بَلْ
doğrusu
أَنتُمْ
siz
قَوْمٌۭ
bir toplumsunuz
تُفْتَنُونَ
sınanan

Süleyman AteşDediler: "Senin ve seninle beraber bulunanların yüzünden uğursuzluğa uğradık." Dedi: "Uğursuzluğunuz(un sebebi), Allah'ın yanındadır (herşey O'nun takdiriyle olur). Doğrusu siz (bu olaylarla) sınanan bir toplumsunuz

Yusuf AliThey said: "Ill omen do we augur from thee and those that are with thee". He said: "Your ill omen is with God; yea, ye are a people under trial

27:48 📚 1
وَكَانَ فِي ٱلۡمَدِينَةِ تِسۡعَةُ رَهۡطࣲ يُفۡسِدُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَا يُصۡلِحُونَ
وَكَانَ
ve vardı
فِى
şehirde
ٱلْمَدِينَةِ
the city
تِسْعَةُ
dokuz
رَهْطٍۢ
kişi
يُفْسِدُونَ
bozgunculuk yaparlardı
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the land
وَلَا
ve
يُصْلِحُونَ
düzeltmezlerdi

Süleyman AteşŞehirde dokuz kişi vardı ki yeryüzünde bozgunculuk yaparlar, düzeltmezlerdi

Yusuf AliThere were in the city nine men of a family, who made mischief in the land, and would not reform

27:49
قَالُواْ تَقَاسَمُواْ بِٱللَّهِ لَنُبَيِّتَنَّهُۥ وَأَهۡلَهُۥ ثُمَّ لَنَقُولَنَّ لِوَلِيِّهِۦ مَا شَهِدۡنَا مَهۡلِكَ أَهۡلِهِۦ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ
قَالُوا۟
dediler
تَقَاسَمُوا۟
and içerek
بِٱللَّهِ
Allah'a
لَنُبَيِّتَنَّهُۥ
biz gece ona baskın yapalım
وَأَهْلَهُۥ
ve ailesine
ثُمَّ
sonra
لَنَقُولَنَّ
diyelim
لِوَلِيِّهِۦ
velisine
مَا
şahit olmadık
شَهِدْنَا
we witnessed
مَهْلِكَ
helakine
أَهْلِهِۦ
ailesinin
وَإِنَّا
ve biz
لَصَـٰدِقُونَ
gerçekten doğrulardanız

Süleyman AteşAllah'a and içerek birbirlerini: "Biz, gece ona ve ailesine baskın yap(ıp onları öldür)elim sonra velisine: 'Ailesinin öldürülüşünde bulunmadığımızı, bizim doğru olduğumuzu' söyleyelim" dediler

Yusuf AliThey said: "Swear a mutual oath by God that we shall make a secret night attack on him and his people, and that we shall then say to his heir (when he seeks vengeance): 'We were not present at the slaughter of his people, and we are positively telling the truth

27:50
وَمَكَرُواْ مَكۡرࣰ ا وَمَكَرۡنَا مَكۡرࣰ ا وَهُمۡ لَا يَشۡعُرُونَ
وَمَكَرُوا۟
ve tuzak kurdular
مَكْرًۭا
bir tuzak
وَمَكَرْنَا
biz de tuzak kurduk
مَكْرًۭا
bir tuzak
وَهُمْ
ve onlar
لَا
hiç
يَشْعُرُونَ
farkında değillerdi

Süleyman AteşBöyle bir tuzak kurdular, biz de onlar hiç farkında olmadan onlara bir tuzak kurduk

Yusuf AliThey plotted and planned, but We too planned, even while they perceived it not

27:51
فَٱنظُرۡ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ مَكۡرِهِمۡ أَنَّا دَمَّرۡنَٰهُمۡ وَقَوۡمَهُمۡ أَجۡمَعِينَ
فَٱنظُرْ
bak
كَيْفَ
nasıl
كَانَ
oldu
عَـٰقِبَةُ
sonucu
مَكْرِهِمْ
tuzaklarının
أَنَّا
biz
دَمَّرْنَـٰهُمْ
onları yıktık yok ettik
وَقَوْمَهُمْ
ve kavimlerini
أَجْمَعِينَ
hepsini

Süleyman AteşBak, işte tuzaklarının sonucu nasıl oldu, (nasıl) biz onları ve kavimlerini toptan yıktık, yok ettik

Yusuf AliThen see what was the end of their plot!- this, that We destroyed them and their people, all (of them)

27:52
فَتِلۡكَ بُيُوتُهُمۡ خَاوِيَةَۢ بِمَا ظَلَمُوٓاْۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰ لِّقَوۡمࣲ يَعۡلَمُونَ
فَتِلْكَ
işte şunlar
بُيُوتُهُمْ
evleridir
خَاوِيَةًۢ
çökmüş ıssız kalmış
بِمَا
yüzünden
ظَلَمُوٓا۟ ۗ
zulümleri
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَةًۭ
ibret
لِّقَوْمٍۢ
bir kavim için
يَعْلَمُونَ
bilen

Süleyman Ateşİşte şunlar, zulümleri yüzünden çökmüş, ıssız kalmış evleridir. Şüphesiz bunda bilen bir kavim için ibret vardır

Yusuf AliNow such were their houses, - in utter ruin, - because they practised wrong- doing. Verily in this is a Sign for people of knowledge

27:53
وَأَنجَيۡنَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَكَانُواْ يَتَّقُونَ
وَأَنجَيْنَا
ve kurtardık
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan(ları)
وَكَانُوا۟
ve
يَتَّقُونَ
korunanları

Süleyman Ateşİnananları ve korunanları kurtardık

Yusuf AliAnd We saved those who believed and practised righteousness

27:54
وَلُوطًا إِذۡ قَالَ لِقَوۡمِهِۦٓ أَتَأۡتُونَ ٱلۡفَٰحِشَةَ وَأَنتُمۡ تُبۡصِرُونَ
وَلُوطًا
ve Lut
إِذْ
hani
قَالَ
demişti ki
لِقَوْمِهِۦٓ
kavmine
أَتَأْتُونَ
o aşırı kötülüğümü yapıyorsunuz?
ٱلْفَـٰحِشَةَ
[the] immorality
وَأَنتُمْ
siz
تُبْصِرُونَ
göre göre

Süleyman AteşLut'u da (gönderdik), kavmine dedi ki: "Siz göre göre o aşırı kötülüğü yapıyorsunuz ha

Yusuf Ali(We also sent) Lut (as an apostle): behold, He said to his people, "Do ye do what is shameful though ye see (its iniquity)

27:55 📚 1
أَئِنَّكُمۡ لَتَأۡتُونَ ٱلرِّجَالَ شَهۡوَةࣰ مِّن دُونِ ٱلنِّسَآءِۚ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمࣱ تَجۡهَلُونَ
أَئِنَّكُمْ
siz mi?
لَتَأْتُونَ
erkeklere-mi yaklaşıyorsunuz?
ٱلرِّجَالَ
erkeklere
شَهْوَةًۭ
şehvetle
مِّن
bırakıp
دُونِ
instead of
ٱلنِّسَآءِ ۚ
kadınları
بَلْ
gerçekten
أَنتُمْ
siz
قَوْمٌۭ
bir toplumsunuz
تَجْهَلُونَ
cahil

Süleyman AteşSiz, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Siz gerçekten cahil bir toplumsunuz

Yusuf AliWould ye really approach men in your lusts rather than women? Nay, ye are a people (grossly) ignorant

27:56
۞فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوۡمِهِۦٓ إِلَّآ أَن قَالُوٓاْ أَخۡرِجُوٓاْ ءَالَ لُوطࣲ مِّن قَرۡيَتِكُمۡۖ إِنَّهُمۡ أُنَاسࣱ يَتَطَهَّرُونَ
۞ فَمَا
fakat
كَانَ
oldu
جَوَابَ
cevabı
قَوْمِهِۦٓ
kavminin
إِلَّآ
sadece
أَن
şöyle
قَالُوٓا۟
demek
أَخْرِجُوٓا۟
çıkarın
ءَالَ
ailesini
لُوطٍۢ
Lut
مِّن
kentinizden
قَرْيَتِكُمْ ۖ
your town
إِنَّهُمْ
çünkü onlar
أُنَاسٌۭ
kimselermiş
يَتَطَهَّرُونَ
temiz kalmak isteyen()

Süleyman AteşKavminin cevabı sadece şöyle demek oldu: "Lut ailesini kentinizden çıkarın, çünkü onlar temiz kalmak isteyen kimselermiş

Yusuf AliBut his people gave no other answer but this: they said, "Drive out the followers of Lut from your city: these are indeed men who want to be clean and pure

27:57
فَأَنجَيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥٓ إِلَّا ٱمۡرَأَتَهُۥ قَدَّرۡنَٰهَا مِنَ ٱلۡغَٰبِرِينَ
فَأَنجَيْنَـٰهُ
biz de onu kurtardık
وَأَهْلَهُۥٓ
ve ailesini
إِلَّا
dışında
ٱمْرَأَتَهُۥ
karısı
قَدَّرْنَـٰهَا
ona takdir ettik
مِنَ
kalanlardan olmasını
ٱلْغَـٰبِرِينَ
those who remained behind

Süleyman AteşBiz de onu ve ailesini kurtardık, yalnız karısının (azabda) kalanlardan olmasını takdir ettik

Yusuf AliBut We saved him and his family, except his wife; her We destined to be of those who lagged behind

27:58
وَأَمۡطَرۡنَا عَلَيۡهِم مَّطَرࣰ اۖ فَسَآءَ مَطَرُ ٱلۡمُنذَرِينَ
وَأَمْطَرْنَا
ve yağdırdık
عَلَيْهِم
üzerlerine
مَّطَرًۭا ۖ
yağmur
فَسَآءَ
ne kötü oldu
مَطَرُ
yağmur
ٱلْمُنذَرِينَ
uyarılanlara

Süleyman AteşÜzerlerine (pişmiş çamurdan bir taş) yağmur(u) indirdik. Uyarıl(ıp da aldırmay)anların yağmuru gerçekten ne kötü oldu

Yusuf AliAnd We rained down on them a shower (of brimstone): and evil was the shower on those who were admonished (but heeded not)

27:59
قُلِ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ وَسَلَٰمٌ عَلَىٰ عِبَادِهِ ٱلَّذِينَ ٱصۡطَفَىٰٓۗ ءَآللَّهُ خَيۡرٌ أَمَّا يُشۡرِكُونَ
قُلِ
de ki
ٱلْحَمْدُ
hamd olsun
لِلَّهِ
Allah'a
وَسَلَـٰمٌ
ve selam
عَلَىٰ
üzerine
عِبَادِهِ
O'nun kulları
ٱلَّذِينَ
seçtiği
ٱصْطَفَىٰٓ ۗ
He has chosen
ءَآللَّهُ
Allah mı?
خَيْرٌ
hayırlı
أَمَّا
yoksa
يُشْرِكُونَ
ortak koştukları mı?

Süleyman AteşDe ki: "Hamd olsun Allah'a, selam O'nun seçtiği kullarına. Allah mı hayırlı yoksa ortak koştukları şeyler mi

Yusuf AliSay: Praise be to God, and Peace on his servants whom He has chosen (for his Message). (Who) is better?- God or the false gods they associate (with Him)

27:60 📚 2
أَمَّنۡ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَأَنزَلَ لَكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَأَنۢبَتۡنَا بِهِۦ حَدَآئِقَ ذَاتَ بَهۡجَةࣲ مَّا كَانَ لَكُمۡ أَن تُنۢبِتُواْ شَجَرَهَآۗ أَءِلَٰهࣱ مَّعَ ٱللَّهِۚ بَلۡ هُمۡ قَوۡمࣱ يَعۡدِلُونَ
أَمَّنْ
yahut kim?
خَلَقَ
yarattı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
وَأَنزَلَ
ve indirdi
لَكُم
size
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مَآءًۭ
su
فَأَنۢبَتْنَا
ve bitirdik
بِهِۦ
onunla
حَدَآئِقَ
bahçeler
ذَاتَ
gönül açıcı
بَهْجَةٍۢ
gönül açıcı
مَّا
olmayan
كَانَ
mümkün
لَكُمْ
sizin için
أَن
bitirmeniz
تُنۢبِتُوا۟
you cause to grow
شَجَرَهَآ ۗ
bir ağacını (bile)
أَءِلَـٰهٌۭ
tanrı mı var?
مَّعَ
ile beraber
ٱللَّهِ ۚ
Allah
بَلْ
hayır
هُمْ
onlar
قَوْمٌۭ
bir kavimdir
يَعْدِلُونَ
(haktan) sapan

Süleyman AteşYahut gökleri ve yeri kim yarattı? Size gökten su indirdi de onunla sizin bir ağacını dahi bitiremeyeceğiniz gönül açan bahçeler bitirdik. Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? Hayır, onlar (haktan) sapan bir kavimdir

Yusuf AliOr, Who has created the heavens and the earth, and Who sends you down rain from the sky? Yea, with it We cause to grow well-planted orchards full of beauty of delight: it is not in your power to cause the growth of the trees in them. (Can there be another) god besides God? Nay, they are a people who swerve from justice

27:61 📚 1
أَمَّن جَعَلَ ٱلۡأَرۡضَ قَرَارࣰ ا وَجَعَلَ خِلَٰلَهَآ أَنۡهَٰرࣰ ا وَجَعَلَ لَهَا رَوَٰسِيَ وَجَعَلَ بَيۡنَ ٱلۡبَحۡرَيۡنِ حَاجِزًاۗ أَءِلَٰهࣱ مَّعَ ٱللَّهِۚ بَلۡ أَكۡثَرُهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ
أَمَّن
yahut kimdir?
جَعَلَ
yapan
ٱلْأَرْضَ
dünyayı
قَرَارًۭا
durulacak yer
وَجَعَلَ
ve yapan
خِلَـٰلَهَآ
arasında
أَنْهَـٰرًۭا
ırmaklar
وَجَعَلَ
ve yaratan
لَهَا
üstünde
رَوَٰسِىَ
sağlam dağlar
وَجَعَلَ
ve yaratan
بَيْنَ
arasında
ٱلْبَحْرَيْنِ
iki deniz
حَاجِزًا ۗ
bir perde olarak
أَءِلَـٰهٌۭ
tanrı mı var?
مَّعَ
ile beraber
ٱللَّهِ ۚ
Allah
بَلْ
hayır
أَكْثَرُهُمْ
çokları
لَا
bilmiyorlar
يَعْلَمُونَ
know

Süleyman AteşYahut şu dünyayı durulacak yer yapan, arasından ırmaklar çıkaran, üstünde sağlam dağlar yaratan ve iki deniz arasına bir perde koyan kimdir? Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? Hayır çokları bilmiyorlar

Yusuf AliOr, Who has made the earth firm to live in; made rivers in its midst; set thereon mountains immovable; and made a separating bar between the two bodies of flowing water? (can there be another) god besides God? Nay, most of them know not

27:62 📚 4
أَمَّن يُجِيبُ ٱلۡمُضۡطَرَّ إِذَا دَعَاهُ وَيَكۡشِفُ ٱلسُّوٓءَ وَيَجۡعَلُكُمۡ خُلَفَآءَ ٱلۡأَرۡضِۗ أَءِلَٰهࣱ مَّعَ ٱللَّهِۚ قَلِيلࣰ ا مَّا تَذَكَّرُونَ
أَمَّن
yahut kimdir?
يُجِيبُ
yetişen
ٱلْمُضْطَرَّ
darda kalmışa
إِذَا
zaman
دَعَاهُ
du'a ettiği
وَيَكْشِفُ
ve kaldıran
ٱلسُّوٓءَ
kötülüğü
وَيَجْعَلُكُمْ
ve sizi yapan
خُلَفَآءَ
sahipleri
ٱلْأَرْضِ ۗ
yeryüzünün
أَءِلَـٰهٌۭ
tanrı mı var?
مَّعَ
ile beraber
ٱللَّهِ ۚ
Allah
قَلِيلًۭا
ne de az
مَّا
düşünüyorsunuz
تَذَكَّرُونَ
you remember

Süleyman AteşYahut du'a ettiği zaman darda kalmışa kim yetişiyor da kötülüğü (onun üzerinden) kaldırıyor ve sizi (eskilerin yerine) yeryüzünün sahipleri yapıyor? Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? Ne de az düşünüyorsunuz

Yusuf AliOr, Who listens to the (soul) distressed when it calls on Him, and Who relieves its suffering, and makes you (mankind) inheritors of the earth? (Can there be another) god besides God? Little it is that ye heed

27:63
أَمَّن يَهۡدِيكُمۡ فِي ظُلُمَٰتِ ٱلۡبَرِّ وَٱلۡبَحۡرِ وَمَن يُرۡسِلُ ٱلرِّيَٰحَ بُشۡرَۢا بَيۡنَ يَدَيۡ رَحۡمَتِهِۦٓۗ أَءِلَٰهࣱ مَّعَ ٱللَّهِۚ تَعَٰلَى ٱللَّهُ عَمَّا يُشۡرِكُونَ
أَمَّن
yahut kimdir?
يَهْدِيكُمْ
size yol gösteren
فِى
içinde
ظُلُمَـٰتِ
karanlıkları
ٱلْبَرِّ
karanın
وَٱلْبَحْرِ
ve denizin
وَمَن
ve kimdir?
يُرْسِلُ
gönderen
ٱلرِّيَـٰحَ
rüzgarları
بُشْرًۢا
müjdeci
بَيْنَ
önünde
يَدَىْ
önünde
رَحْمَتِهِۦٓ ۗ
rahmetinin
أَءِلَـٰهٌۭ
tanrı mı var?
مَّعَ
ile beraber
ٱللَّهِ ۚ
Allah
تَعَـٰلَى
yücedir
ٱللَّهُ
Allah
عَمَّا
şeylerden
يُشْرِكُونَ
ortak koştukları

Süleyman AteşYahut karanın ve denizin karanlıkları içinde size yol gösteren kim ve rahmetinin önünde rüzgarları müjdeci gönderen kim? Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? Haşa, Allah ortak koştukları şeylerden yücedir, münezzehtir (O, eksikliklerden uzaktır)

Yusuf AliOr, Who guides you through the depths of darkness on land and sea, and Who sends the winds as heralds of glad tidings, going before His Mercy? (Can there be another) god besides God?- High is God above what they associate with Him

27:64 📚 1
أَمَّن يَبۡدَؤُاْ ٱلۡخَلۡقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ وَمَن يَرۡزُقُكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِۗ أَءِلَٰهࣱ مَّعَ ٱللَّهِۚ قُلۡ هَاتُواْ بُرۡهَٰنَكُمۡ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
أَمَّن
yahut kimdir?
يَبْدَؤُا۟
başlayan
ٱلْخَلْقَ
yaratmağa
ثُمَّ
sonra
يُعِيدُهُۥ
onu iade eden
وَمَن
ve kimdir?
يَرْزُقُكُم
sizi rızıklandıran
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۗ
ve yerden
أَءِلَـٰهٌۭ
tanrı mı var?
مَّعَ
ile beraber
ٱللَّهِ ۚ
Allah
قُلْ
de ki
هَاتُوا۟
getirin
بُرْهَـٰنَكُمْ
delilinizi
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğrular(dan)

Süleyman AteşYahut yaratmağa kim başlıyor, sonra onu (kim) iade ediyor (ölüp ortadan kalkan şeyleri yeniden yaratıyor)? Sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? De ki: "Eğer doğru iseniz delilinizi getirin

Yusuf AliOr, Who originates creation, then repeats it, and who gives you sustenance from heaven and earth? (Can there be another) god besides God? Say, "Bring forth your argument, if ye are telling the truth

27:65 📚 2
قُل لَّا يَعۡلَمُ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ ٱلۡغَيۡبَ إِلَّا ٱللَّهُۚ وَمَا يَشۡعُرُونَ أَيَّانَ يُبۡعَثُونَ
قُل
de ki
لَّا
bilmez
يَعْلَمُ
knows
مَن
kimse
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ
ve yerde
ٱلْغَيْبَ
gaybı
إِلَّا
başka
ٱللَّهُ ۚ
Allah'tan
وَمَا
ve
يَشْعُرُونَ
bilmezler
أَيَّانَ
ne zaman
يُبْعَثُونَ
dirileceklerini

Süleyman AteşDe ki: "Göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilmez. Ne zaman dirileceklerini de bilmezler

Yusuf AliSay: None in the heavens or on earth, except God, knows what is hidden: nor can they perceive when they shall be raised up (for Judgment)

27:66 📚 1
بَلِ ٱدَّٰرَكَ عِلۡمُهُمۡ فِي ٱلۡأٓخِرَةِۚ بَلۡ هُمۡ فِي شَكࣲّ مِّنۡهَاۖ بَلۡ هُم مِّنۡهَا عَمُونَ
بَلِ
doğrusu
ٱدَّٰرَكَ
ardarda geldi
عِلْمُهُمْ
onların bilgileri
فِى
hakkındaki
ٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ
ahiret
بَلْ
fakat
هُمْ
onlar
فِى
içindedirler
شَكٍّۢ
bir kuşku
مِّنْهَا ۖ
ondan
بَلْ
daha doğrusu
هُم
onlar
مِّنْهَا
ondan yana
عَمُونَ
kördürler

Süleyman AteşDoğrusu onların ahiret hakkındaki bilgileri, ardarda gelip bir araya toplandı. Fakat onlar (hala) ondan bir kuşku içindedirler. Daha doğrusu, onlar ondan yana kördürler

Yusuf AliStill less can their knowledge comprehend the Hereafter: Nay, they are in doubt and uncertainty thereanent; nay, they are blind thereunto

27:67
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ أَءِذَا كُنَّا تُرَٰبࣰ ا وَءَابَآؤُنَآ أَئِنَّا لَمُخۡرَجُونَ
وَقَالَ
dediler ki
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوٓا۟
inkar eden(ler)
أَءِذَا
zaman mı?
كُنَّا
olduğumuz
تُرَٰبًۭا
toprak
وَءَابَآؤُنَآ
ve babalarımız
أَئِنَّا
biz mi?
لَمُخْرَجُونَ
(diriltilip) çıkarılacağız

Süleyman Ateşİnkar edenler dediler ki: "Biz de babalarımız da toprak olduktan sonra mı, biz mi (diriltilip) çıkarılacağız

Yusuf AliThe Unbelievers say: "What! when we become dust,- we and our fathers,- shall we really be raised (from the dead)

27:68
لَقَدۡ وُعِدۡنَا هَٰذَا نَحۡنُ وَءَابَآؤُنَا مِن قَبۡلُ إِنۡ هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلۡأَوَّلِينَ
لَقَدْ
andolsun
وُعِدْنَا
vadedildi (yapıldı)
هَـٰذَا
bu (tehdid)
نَحْنُ
bize
وَءَابَآؤُنَا
ve atalarımıza
مِن
önceden
قَبْلُ
before
إِنْ
değildir
هَـٰذَآ
bu
إِلَّآ
başka bir şey
أَسَـٰطِيرُ
masallarından
ٱلْأَوَّلِينَ
öncekilerin

Süleyman AteşBu tehdid, bize de; önceden atalarımıza da yapıldı. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir

Yusuf AliIt is true we were promised this,- we and our fathers before (us): these are nothing but tales of the ancients

27:69 📚 3
قُلۡ سِيرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَٱنظُرُواْ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلۡمُجۡرِمِينَ
قُلْ
de ki
سِيرُوا۟
yürüyün (gezin)
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the land
فَٱنظُرُوا۟
ve görün
كَيْفَ
nasıl
كَانَ
olduğunu
عَـٰقِبَةُ
sonunun
ٱلْمُجْرِمِينَ
suçluların

Süleyman AteşDe ki: "Yeryüzünde yürüyün de suçluların sonunun nasıl olduğunu görün

Yusuf AliSay: "Go ye through the earth and see what has been the end of those guilty (of sin)

27:70
وَلَا تَحۡزَنۡ عَلَيۡهِمۡ وَلَا تَكُن فِي ضَيۡقࣲ مِّمَّا يَمۡكُرُونَ
وَلَا
üzülme
تَحْزَنْ
grieve
عَلَيْهِمْ
onlar(ın sözlerin)e
وَلَا
ve
تَكُن
olma
فِى
sıkıntıda
ضَيْقٍۢ
distress
مِّمَّا
tuzaklarından
يَمْكُرُونَ
they plot

Süleyman Ateş(Ey Muhammed) onlar(ın sözlerin)e üzülme, tuzak kurmalarından da sıkılma

Yusuf AliBut grieve not over them, nor distress thyself because of their plots

27:71
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلۡوَعۡدُ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
وَيَقُولُونَ
ve diyorlar
مَتَىٰ
ne zaman?
هَـٰذَا
bu
ٱلْوَعْدُ
tehdid(ettiğiniz azab)
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğrular(dan)

Süleyman AteşDoğru iseniz bu tehdid(ettiğiniz azab) ne zaman (gelecek)? diyorlar

Yusuf AliThey also say: "When will this promise (come to pass)? (Say) if ye are truthful

27:72 📚 1
قُلۡ عَسَىٰٓ أَن يَكُونَ رَدِفَ لَكُم بَعۡضُ ٱلَّذِي تَسۡتَعۡجِلُونَ
قُلْ
de ki
عَسَىٰٓ
belki de
أَن
olmuştur
يَكُونَ
is
رَدِفَ
ardınıza takılmıştır
لَكُم
sizin
بَعْضُ
bir kısmı
ٱلَّذِى
acele ettiğiniz(azab)ın
تَسْتَعْجِلُونَ
you seek to hasten

Süleyman AteşDe ki: "Belki de acele ettiğiniz(azab)ın bir kısmı ardınıza takılmıştır, bile

Yusuf AliSay: "It may be that some of the events which ye wish to hasten on may be (close) in your pursuit

27:73 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَذُو فَضۡلٍ عَلَى ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَشۡكُرُونَ
وَإِنَّ
ve şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
لَذُو
sahibidir
فَضْلٍ
lutuf
عَلَى
karşı
ٱلنَّاسِ
insanlara
وَلَـٰكِنَّ
fakat
أَكْثَرَهُمْ
çokları
لَا
şükretmezler
يَشْكُرُونَ
grateful

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, insanlara karşı lutuf sahibidir, fakat çokları şükretmezler

Yusuf AliBut verily thy Lord is full of grace to mankind: Yet most of them are ungrateful

27:74 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَيَعۡلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمۡ وَمَا يُعۡلِنُونَ
وَإِنَّ
ve elbette
رَبَّكَ
Rabbin
لَيَعْلَمُ
bilir
مَا
şeyleri
تُكِنُّ
gizlediği
صُدُورُهُمْ
onların göğüslerinin
وَمَا
ve şeyleri
يُعْلِنُونَ
açığa vurdukları

Süleyman AteşVe Rabbin elbette onların göğüslerinin gizlediğini de, açığa vurduklarını da bilir

Yusuf AliAnd verily thy Lord knoweth all that their hearts do hide. As well as all that they reveal

27:75
وَمَا مِنۡ غَآئِبَةࣲ فِي ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِ إِلَّا فِي كِتَٰبࣲ مُّبِينٍ
وَمَا
ve yoktur
مِنْ
hiçbir şey
غَآئِبَةٍۢ
gizli
فِى
gökte
ٱلسَّمَآءِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ
ve yerde
إِلَّا
olmayan
فِى
Kitapta
كِتَـٰبٍۢ
a Record
مُّبِينٍ
apaçık

Süleyman AteşGökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir Kitapta olmasın

Yusuf AliNor is there aught of the unseen, in heaven or earth, but is (recorded) in a clear record

27:76
إِنَّ هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانَ يَقُصُّ عَلَىٰ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ أَكۡثَرَ ٱلَّذِي هُمۡ فِيهِ يَخۡتَلِفُونَ
إِنَّ
şüphesiz
هَـٰذَا
bu
ٱلْقُرْءَانَ
Kur'an
يَقُصُّ
anlatmaktadır
عَلَىٰ
oğullarına
بَنِىٓ
(the) Children
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
أَكْثَرَ
birçoğunu
ٱلَّذِى
şeylerin
هُمْ
kendilerinin
فِيهِ
onda
يَخْتَلِفُونَ
ayrılığa düştükleri

Süleyman AteşBu Kur'an, İsrail oğullarına, kendilerinin ayrılığa düştükleri şeylerin birçoğunu anlatmaktadır

Yusuf AliVerily this Qur'an doth explain to the Children of Israel most of the matters in which they disagree

27:77
وَإِنَّهُۥ لَهُدࣰ ى وَرَحۡمَةࣱ لِّلۡمُؤۡمِنِينَ
وَإِنَّهُۥ
ve elbette O
لَهُدًۭى
bir yol göstericidir
وَرَحْمَةٌۭ
ve rahmettir
لِّلْمُؤْمِنِينَ
mü'minlere

Süleyman AteşVe elbette o, mü'minlere bir yol gösterici ve rahmettir

Yusuf AliAnd it certainly is a Guide and a Mercy to those who believe

27:78 📚 1
إِنَّ رَبَّكَ يَقۡضِي بَيۡنَهُم بِحُكۡمِهِۦۚ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡعَلِيمُ
إِنَّ
şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
يَقْضِى
icra eder
بَيْنَهُم
onlar arasında
بِحُكْمِهِۦ ۚ
hükmünü
وَهُوَ
ve O
ٱلْعَزِيزُ
azizdir
ٱلْعَلِيمُ
hakkiyle bilendir

Süleyman AteşŞüphesiz, Rabbin onlar arasında hükmünü verecektir. O, azizdir, hakkiyle bilendir

Yusuf AliVerily thy Lord will decide between them by His Decree: and He is Exalted in Might, All-Knowing

27:79 📚 1
فَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱللَّهِۖ إِنَّكَ عَلَى ٱلۡحَقِّ ٱلۡمُبِينِ
فَتَوَكَّلْ
o halde tevekkül et
عَلَى
Allah'a
ٱللَّهِ ۖ
Allah
إِنَّكَ
çünkü sen
عَلَى
üzerindesin
ٱلْحَقِّ
gerçek
ٱلْمُبِينِ
apaçık

Süleyman AteşAllah'a tevekkül et, çünkü sen apaçık gerçek üzerindesin

Yusuf AliSo put thy trust in God: for thou art on (the path of) manifest Truth

27:80 📚 1
إِنَّكَ لَا تُسۡمِعُ ٱلۡمَوۡتَىٰ وَلَا تُسۡمِعُ ٱلصُّمَّ ٱلدُّعَآءَ إِذَا وَلَّوۡاْ مُدۡبِرِينَ
إِنَّكَ
elbette sen
لَا
duyuramazsın
تُسْمِعُ
cause to hear
ٱلْمَوْتَىٰ
ölülere
وَلَا
ve
تُسْمِعُ
işittiremezsin
ٱلصُّمَّ
sağırlara
ٱلدُّعَآءَ
çağrıyı
إِذَا
zaman
وَلَّوْا۟
kaçtıkları
مُدْبِرِينَ
arkalarını dönerek

Süleyman AteşSen ölülere duyuramazsın, arkalarını dönmüş kaçmakta olan sağırlara da çağrıyı işittiremezsin

Yusuf AliTruly thou canst not cause the dead to listen, nor canst thou cause the deaf to hear the call, (especially) when they turn back in retreat

27:81
وَمَآ أَنتَ بِهَٰدِي ٱلۡعُمۡيِ عَن ضَلَٰلَتِهِمۡۖ إِن تُسۡمِعُ إِلَّا مَن يُؤۡمِنُ بِـَٔايَٰتِنَا فَهُم مُّسۡلِمُونَ
وَمَآ
ve değilsin
أَنتَ
sen
بِهَـٰدِى
doğru yola getirecek
ٱلْعُمْىِ
kör(ler)i
عَن
sapıklıklarından
ضَلَـٰلَتِهِمْ ۖ
their error
إِن
sen duyuramazsın
تُسْمِعُ
you can cause to hear
إِلَّا
dışındakilere
مَن
inananlar
يُؤْمِنُ
believe
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimize
فَهُم
işte onlar
مُّسْلِمُونَ
müslümanlardır

Süleyman AteşVe sen kör(ler)i içine düştükleri sapıklıklardan çıkarıp yola getiremezsin. Sen, ancak ayetlerimize inananlara duyurabilirsin ve onlar derhal müslüman olurlar

Yusuf AliNor canst thou be a guide to the blind, (to prevent them) from straying: only those wilt thou get to listen who believe in Our Signs, and they will bow in Islam

27:82
۞وَإِذَا وَقَعَ ٱلۡقَوۡلُ عَلَيۡهِمۡ أَخۡرَجۡنَا لَهُمۡ دَآبَّةࣰ مِّنَ ٱلۡأَرۡضِ تُكَلِّمُهُمۡ أَنَّ ٱلنَّاسَ كَانُواْ بِـَٔايَٰتِنَا لَا يُوقِنُونَ
۞ وَإِذَا
ve zaman
وَقَعَ
geldiği
ٱلْقَوْلُ
söz
عَلَيْهِمْ
başlarına
أَخْرَجْنَا
çıkarırız
لَهُمْ
onlara
دَآبَّةًۭ
bir Dabbe (canlı)
مِّنَ
yerden
ٱلْأَرْضِ
the earth
تُكَلِّمُهُمْ
o onlara söyler
أَنَّ
elbetteki
ٱلنَّاسَ
insanların
كَانُوا۟
olduklarını
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimize
لَا
inanmıyor(lar)
يُوقِنُونَ
certain

Süleyman AteşO söz, başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir Dabbe (canlı) çıkarırız; o, onlara insanların, ayetlerimize inanmadıklarını söyler

Yusuf AliAnd when the Word is fulfilled against them (the unjust), we shall produce from the earth a beast to (face) them: He will speak to them, for that mankind did not believe with assurance in Our Signs

27:83
وَيَوۡمَ نَحۡشُرُ مِن كُلِّ أُمَّةࣲ فَوۡجࣰ ا مِّمَّن يُكَذِّبُ بِـَٔايَٰتِنَا فَهُمۡ يُوزَعُونَ
وَيَوْمَ
o gün
نَحْشُرُ
toplarız
مِن
her-ten
كُلِّ
her
أُمَّةٍۢ
nation
فَوْجًۭا
bir cemaat
مِّمَّن
yalanlayanlardan
يُكَذِّبُ
deny
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimizi
فَهُمْ
onlar
يُوزَعُونَ
(ilahi huzura) sevk edilirler

Süleyman AteşO gün her ümmet içinde ayetlerimizi yalanlayanlardan bir cemaat toplarız. Onlar hep bir araya getirilip tutuklanarak (ilahi huzura) sevk edilirler

Yusuf AliOne day We shall gather together from every people a troop of those who reject our Signs, and they shall be kept in ranks

27:84
حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءُو قَالَ أَكَذَّبۡتُم بِـَٔايَٰتِي وَلَمۡ تُحِيطُواْ بِهَا عِلۡمًا أَمَّاذَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
حَتَّىٰٓ
nihayet
إِذَا
geldiklerinde
جَآءُو
they come
قَالَ
(Allah onlara) der ki
أَكَذَّبْتُم
yalanladınız mı?
بِـَٔايَـٰتِى
ayetlerimi
وَلَمْ
anlamadığınız halde
تُحِيطُوا۟
you encompassed
بِهَا
onları
عِلْمًا
ilmen
أَمَّاذَا
yoksa nedir?
كُنتُمْ
olduğunuz
تَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Süleyman Ateş(Divanına) Geldiklerinde (Allah onlara) der: "Ayetlerimi anlamadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa ne yaptınız

Yusuf AliUntil, when they come (before the Judgment-seat), (God) will say: "Did ye reject My Signs, though ye comprehended them not in knowledge, or what was it ye did

27:85 📚 1
وَوَقَعَ ٱلۡقَوۡلُ عَلَيۡهِم بِمَا ظَلَمُواْ فَهُمۡ لَا يَنطِقُونَ
وَوَقَعَ
ve vuku bulmuştur
ٱلْقَوْلُ
karar
عَلَيْهِم
başlarına
بِمَا
yüzünden
ظَلَمُوا۟
zulmetmeleri
فَهُمْ
onlar artık
لَا
konuşmazlar
يَنطِقُونَ
speak

Süleyman AteşZulmetmeleri yüzünden o (azab) karar(ı) başlarına gelmiştir, artık konuşmazlar

Yusuf AliAnd the Word will be fulfilled against them, because of their wrong-doing, and they will be unable to speak (in plea)

27:86 📚 1
أَلَمۡ يَرَوۡاْ أَنَّا جَعَلۡنَا ٱلَّيۡلَ لِيَسۡكُنُواْ فِيهِ وَٱلنَّهَارَ مُبۡصِرًاۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّقَوۡمࣲ يُؤۡمِنُونَ
أَلَمْ
görmediler mi?
يَرَوْا۟
they see
أَنَّا
elbette biz
جَعَلْنَا
yarattık
ٱلَّيْلَ
geceyi
لِيَسْكُنُوا۟
istirahat etmeleri için
فِيهِ
içinde
وَٱلنَّهَارَ
ve gündüzü
مُبْصِرًا ۚ
aydınlık yaptık
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ayetler
لِّقَوْمٍۢ
bir kavim için
يُؤْمِنُونَ
inanan

Süleyman AteşGörmediler mi, biz geceyi, içinde istirahat etmeleri için yarattık, gündüzü de aydınlık yaptık. Şüphesiz bunda inanan bir kavim için ayetler vardır

Yusuf AliSee they not that We have made the Night for them to rest in and the Day to give them light? Verily in this are Signs for any people that believe

27:87 📚 6
وَيَوۡمَ يُنفَخُ فِي ٱلصُّورِ فَفَزِعَ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَن فِي ٱلۡأَرۡضِ إِلَّا مَن شَآءَ ٱللَّهُۚ وَكُلٌّ أَتَوۡهُ دَٰخِرِينَ
وَيَوْمَ
ve gün
يُنفَخُ
üfleneceği
فِى
Sur'a
ٱلصُّورِ
the trumpet
فَفَزِعَ
korku içinde kalırlar (bayılır)
مَن
kimseler
فِى
göklerde bulunan
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَن
ve kimseler
فِى
ve yerde bulunan
ٱلْأَرْضِ
the earth
إِلَّا
dışındaki
مَن
kimseler
شَآءَ
diledikleri
ٱللَّهُ ۚ
Allah'ın
وَكُلٌّ
ve hepsi
أَتَوْهُ
O'na gelirler
دَٰخِرِينَ
boyun bükerek

Süleyman AteşSur'a üfleneceği gün, Allah'ın diledikleri dışında, göklerde ve yerde bulunan kimselerin hepsi, korku içinde kalır (bayılır). Hepsi boyun bükerek O'na gelirler

Yusuf AliAnd the Day that the Trumpet will be sounded - then will be smitten with terror those who are in the heavens, and those who are on earth, except such as God will please (to exempt): and all shall come to His (Presence) as beings conscious of t heir lowliness

27:88 📚 7
وَتَرَى ٱلۡجِبَالَ تَحۡسَبُهَا جَامِدَةࣰ وَهِيَ تَمُرُّ مَرَّ ٱلسَّحَابِۚ صُنۡعَ ٱللَّهِ ٱلَّذِيٓ أَتۡقَنَ كُلَّ شَيۡءٍۚ إِنَّهُۥ خَبِيرُۢ بِمَا تَفۡعَلُونَ
وَتَرَى
görürsün
ٱلْجِبَالَ
dağları
تَحْسَبُهَا
sandığın
جَامِدَةًۭ
cansız
وَهِىَ
o
تَمُرُّ
yürümektedir
مَرَّ
yürümesi gibi
ٱلسَّحَابِ ۚ
bulutun
صُنْعَ
yapısıdır
ٱللَّهِ
Allah'ın
ٱلَّذِىٓ
gayet iyi yapan
أَتْقَنَ
perfected
كُلَّ
her
شَىْءٍ ۚ
şeyi
إِنَّهُۥ
doğrusu O
خَبِيرٌۢ
haber almaktadır
بِمَا
şeyleri
تَفْعَلُونَ
yaptıklarınız

Süleyman AteşGörüp de donuk sandığın dağlar, bulutun yürümesi gibi yürümektedir. (Bu,) Her şeyi gayet iyi yapan Allah'ın yapısıdır. Doğrusu O, yaptıklarınızı haber almaktadır

Yusuf AliThou seest the mountains and thinkest them firmly fixed: but they shall pass away as the clouds pass away: (such is) the artistry of God, who disposes of all things in perfect order: for he is well acquainted with all that ye do

27:89 📚 4
مَن جَآءَ بِٱلۡحَسَنَةِ فَلَهُۥ خَيۡرࣱ مِّنۡهَا وَهُم مِّن فَزَعࣲ يَوۡمَئِذٍ ءَامِنُونَ
مَن
kim
جَآءَ
getirirse
بِٱلْحَسَنَةِ
iyilik
فَلَهُۥ
ona vardır
خَيْرٌۭ
daha hayırlısı
مِّنْهَا
ondan
وَهُم
ve onlar
مِّن
korkudan uzaktırlar
فَزَعٍۢ
(the) terror
يَوْمَئِذٍ
o gün
ءَامِنُونَ
güven içindedirler

Süleyman AteşKim iyilik getirirse ona, ondan daha hayırlısı vardır. Ve onlar o gün korkudan uzak, güven içindedirler

Yusuf AliIf any do good, good will (accrue) to them therefrom; and they will be secure from terror that Day

27:90 📚 1
وَمَن جَآءَ بِٱلسَّيِّئَةِ فَكُبَّتۡ وُجُوهُهُمۡ فِي ٱلنَّارِ هَلۡ تُجۡزَوۡنَ إِلَّا مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
وَمَن
ve kim
جَآءَ
getirirse
بِٱلسَّيِّئَةِ
kötülük
فَكُبَّتْ
yıkılır
وُجُوهُهُمْ
onların yüzleri
فِى
cehenneme
ٱلنَّارِ
the Fire
هَلْ
cezalandırılıyorsunuz-mi?
تُجْزَوْنَ
cezalandırılıyorsunuz
إِلَّا
except
مَا
şeylerden
كُنتُمْ
olduğunuz
تَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Süleyman AteşVe kim kötülük getirirse onların da yüzleri cehenneme yıkılır: "Yaptıklarınızdan başka bir şeyle mi cezalandırılıyorsunuz?" (denilir)

Yusuf AliAnd if any do evil, their faces will be thrown headlong into the Fire: "Do ye receive a reward other than that which ye have earned by your deeds

27:91 📚 3
إِنَّمَآ أُمِرۡتُ أَنۡ أَعۡبُدَ رَبَّ هَٰذِهِ ٱلۡبَلۡدَةِ ٱلَّذِي حَرَّمَهَا وَلَهُۥ كُلُّ شَيۡءࣲۖ وَأُمِرۡتُ أَنۡ أَكُونَ مِنَ ٱلۡمُسۡلِمِينَ
إِنَّمَآ
elbette
أُمِرْتُ
ben emrolundum
أَنْ
sadece kulluk etmekle
أَعْبُدَ
I worship
رَبَّ
Rabbine
هَـٰذِهِ
bu
ٱلْبَلْدَةِ
kentin
ٱلَّذِى
O
حَرَّمَهَا
burayı saygıdeğer kıldı
وَلَهُۥ
ve O'nundur
كُلُّ
her
شَىْءٍۢ ۖ
şey
وَأُمِرْتُ
ve bana emredildi
أَنْ
olmam
أَكُونَ
I be
مِنَ
müslümanlardan
ٱلْمُسْلِمِينَ
the Muslims

Süleyman Ateş(De ki): "Ben sadece bu kentin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. O, burayı saygıdeğer kıldı ve her şey O'nundur. Ve bana müslümanlardan olmam emredildi

Yusuf AliFor me, I have been commanded to serve the Lord of this city, Him Who has sanctified it and to Whom (belong) all things: and I am commanded to be of those who bow in Islam to God's Will

27:92 📚 3
وَأَنۡ أَتۡلُوَاْ ٱلۡقُرۡءَانَۖ فَمَنِ ٱهۡتَدَىٰ فَإِنَّمَا يَهۡتَدِي لِنَفۡسِهِۦۖ وَمَن ضَلَّ فَقُلۡ إِنَّمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلۡمُنذِرِينَ
وَأَنْ
ve (emredildi)
أَتْلُوَا۟
okumam;
ٱلْقُرْءَانَ ۖ
Kur'an
فَمَنِ
şimdi kim
ٱهْتَدَىٰ
yola gelirse
فَإِنَّمَا
elbette
يَهْتَدِى
yola gelmiş olur
لِنَفْسِهِۦ ۖ
kendi yararına
وَمَن
ve kim
ضَلَّ
saparsa
فَقُلْ
de ki
إِنَّمَآ
elbette
أَنَا۠
ben
مِنَ
ancak uyarıcılardanım
ٱلْمُنذِرِينَ
the warners

Süleyman AteşVe Kur'an okumam (emredildi). "İmdi kim yola gelirse kendi yararına yola gelmiş olur ve kim saparsa, de ki: "Ben ancak uyarıcılardanım

Yusuf AliAnd to rehearse the Qur'an: and if any accept guidance, they do it for the good of their own souls, and if any stray, say: "I am only a Warner

27:93
وَقُلِ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ سَيُرِيكُمۡ ءَايَٰتِهِۦ فَتَعۡرِفُونَهَاۚ وَمَا رَبُّكَ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعۡمَلُونَ
وَقُلِ
ve de ki
ٱلْحَمْدُ
hamdolsun
لِلَّهِ
Allah'a
سَيُرِيكُمْ
O size gösterecek
ءَايَـٰتِهِۦ
ayetlerini
فَتَعْرِفُونَهَا ۚ
siz de onları tanıyacaksınız
وَمَا
ve değildir
رَبُّكَ
Rabbin
بِغَـٰفِلٍ
gafil
عَمَّا
şeylerden
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız

Süleyman AteşVe de ki: "Allah'a hamdolsun, O size ayetlerini gösterecek, siz de onları tanıyacaksınız." Rabbin, yaptıklarınızdan gafil değildir

Yusuf AliAnd say: "Praise be to God, Who will soon show you His Signs, so that ye shall know them"; and thy Lord is not unmindful of all that ye do. 27:1 These are verses of the Qur'an,-a book that makes (things) clear

← Önceki Sonraki →

27. An-Naml Suresi | Anlam Arayışı