27. An-Naml سُورَةُ النَّمۡلِ 📕 Mushaf görünümünde aç
▶ Sureyi dinle Okuyan: Mişarî Râşid el-Afâsî Mahmûd Halîl el-Hüsarî Muhammed Siddîk el-Minşâvî Ebû Bekr eş-Şâtırî Mâhir el-Muaykılî Alî el-Huzeyfî Her ayeti bir kez 2 kez 3 kez 5 kez 10 kez oku
● Med ● Kalkale ● Ğunne ● İhfâ ● İdğâm (ğunneli) ● İdğâm (ğunnesiz) ● İklâb ● Okunmayan harf
27:1 ▶ ⧉ ☆
طسٓ ۚ تِلْكَ ءَايَـٰ تُ ٱ لْقُرْءَانِ وَكِتَابٍ م ُّبِي نٍ
Süleyman Ateş Ta sin. Şunlar Kur'an'ın ve apaçık bir Kitabın ayetleridir
27:2 ▶ ⧉ ☆
هُدًى و َبُشْرَىٰ لِلْمُؤْمِنِي نَ
لِلْمُؤْمِنِينَ
inananlara
Süleyman Ateş İnananlara yol gösterici ve müjdedir
27:3 ▶ ⧉ ☆
ٱلَّذِينَ يُقِيمُونَ ٱ ل صَّلَو ٲ ةَ وَيُؤْتُونَ ٱ ل زَّكَو ٲ ةَ وَهُم ب ِٱ لْأَخِرَةِ هُمْ يُوقِنُو نَ
يُوقِنُونَ
kesin olarak inanırlar
Süleyman Ateş Onlar ki namazı kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak inanırlar
27:4 ▶ ⧉ ☆
إِنّ َ ٱ لَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱ لْأَخِرَةِ زَيَّنّ َا لَهُمْ أَعْمَـٰ لَهُمْ فَهُمْ يَعْمَهُو نَ
يَعْمَهُونَ
körü körüne bocalarlar
Süleyman Ateş Ahirete inanmayanların işlerini kendilerine süslemişizdir, onlar körü körüne bocalarlar
أُوْ لَـٰٓ ئِكَ ٱ لَّذِينَ لَهُمْ سُو ٓءُ ٱ لْعَذَابِ وَهُمْ فِى ٱ لْأَخِرَةِ هُمُ ٱ لْأَخْسَرُو نَ
ٱلَّذِينَ
öyle kimselerdir ki
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
ٱلْأَخْسَرُونَ
ziyana uğrayanlardır
Süleyman Ateş Onlar, öyle kimselerdir ki, en kötü azab kendilerinindir. Ve onlar ahirette de en çok ziyana uğrayanlardır
27:6 ▶ ⧉ ☆
وَإِنّ َكَ لَتُلَقَّى ٱ لْقُرْءَانَ مِن ل َّدُنْ حَكِيمٍ عَلِي مٍ
لَتُلَقَّى
sana verilmektedir
حَكِيمٍ
hüküm ve hikmet sahibi
Süleyman Ateş (Ey Muhammed) Sana bu Kur'an, hüküm ve hikmet sahibi, (herşeyi) bilen (Allah) katından verilmektedir
27:7 ▶ ⧉ ☆
إِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِأَهْلِهِۦٓ إِنّ ِىٓ ءَانَسْتُ نَارًا س َـَٔـاتِيكُم م ِّنْهَا بِخَبَرٍ أَوْ ءَاتِيكُم ب ِشِهَابٍ ق َبَسٍ ل َّعَلَّكُمْ تَصْطَلُو نَ
سَـَٔاتِيكُم
size getireyim
Süleyman Ateş Musa, ailesine: "Ben bir ateş gördüm (gidip) size ondan bir haber getireyim, yahut size bir ateş koru getireyim de ısınasınız." demişti
27:8 ▶ ⧉ ☆
فَلَمّ َا جَا ٓءَهَا نُودِىَ أَنۢ ب ُورِكَ مَن ف ِى ٱ ل نّ َارِ وَمَنْ حَوْلَهَا وَسُبْ حَـٰ نَ ٱ للَّهِ رَبِّ ٱ لْعَـٰ لَمِي نَ
وَسُبْحَـٰنَ
eksikliklerden münezzehtir
Süleyman Ateş Oraya gelince (kendisine) seslenildi: "Ateşin içinde bulunan da, çevresinde olan da mübarek kılındı. Alemlerin Rabbi Allah, eksikliklerden münezzehtir
27:9 ▶ ⧉ ☆
يَـٰ مُوسَىٰٓ إِنّ َهُۥٓ أَنَا ٱ للَّهُ ٱ لْعَزِيزُ ٱ لْحَكِي مُ
ٱلْحَكِيمُ
hüküm ve hikmet sahibi
Süleyman Ateş Ey Musa, gerçek şu ki ben, güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ım
27:10 ▶ ⧉ ☆
وَأَلْقِ عَصَاكَۚ فَلَمّ َا رَءَاهَا تَهْتَزُّ كَأَنّ َهَا جَا ٓنّ ٌ و َلَّىٰ مُدْ بِرًا و َلَمْ يُعَقِّبْ ۚ يَـٰ مُوسَىٰ لَا تَخَفْ إِنّ ِى لَا يَخَافُ لَدَىَّ ٱ لْمُرْسَلُو نَ
Süleyman Ateş Asanı at! (Musa attığı) asasının küçük bir yılan gibi titreştiğini görünce (korkudan) arkaya dön(üp kaç)dı, geri dön(üp bak)madı (bile). "Ey Musa korkma, çünkü ben (evet), benim huzurumda elçiler korkmaz(lar)
إِلَّا مَن ظ َلَمَ ثُمّ َ بَدَّلَ حُسْنَۢا ب َعْدَ سُو ٓءٍ ف َإِنّ ِى غَفُورٌ ر َّحِي مٌ
سُوٓءٍۢ
(yaptığı) kötülükten
Süleyman Ateş Ancak zulmeden, sonra yaptığı kötülüğün yerine iyilik yapan olursa ona karşı da ben bağışlayıcı, esirgeyiciyim
وَأَدْ خِلْ يَدَكَ فِى جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَا ٓءَ مِنْ غَيْرِ سُو ٓءٍۖ ف ِى تِسْعِ ءَايَـٰ تٍ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَقَوْمِهِۦٓۚ إِنّ َهُمْ كَانُواْ قَوْمًا ف َـٰ سِقِي نَ
وَقَوْمِهِۦٓ ۚ
ve onun kavmine
Süleyman Ateş Elini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz (parıl parıl) çıksın. (Bu da) Fir'avn'a ve onun kavmine (göstereceğin) dokuz mu'cize içindedir. Çünkü onlar yoldan çıkan bir kavimdir
27:13 ▶ ⧉ ☆
فَلَمّ َا جَا ٓءَتْهُمْ ءَايَـٰ تُنَا مُبْ صِرَةً ق َالُواْ هَـٰ ذَا سِحْرٌ م ُّبِي نٌ
جَآءَتْهُمْ
onlara gelince
مُبْصِرَةًۭ
açıkça görünen
Süleyman Ateş Onlara açıkça görünen ayetlerimiz gelince: "Bu, apaçık bir büyüdür" dediler
27:14 ▶ ⧉ ☆
وَجَحَدُواْ بِهَا وَٱ سْتَيْقَنَتْهَآ أَنف ُسُهُمْ ظُلْمًا و َعُلُوًّاۚ ف َٱ نظ ُرْ كَيْفَ كَانَ عَـٰ قِبَةُ ٱ لْمُفْسِدِي نَ
وَجَحَدُوا۟
ve inkar ettiler
وَٱسْتَيْقَنَتْهَآ
kanaat getirdiği halde
ظُلْمًۭا
haksızlıkları yüzünden
وَعُلُوًّۭا ۚ
ve böbürlenmeleri yüzünden
ٱلْمُفْسِدِينَ
bozguncuların
Süleyman Ateş Vicdanları, onlar(ın doğruluğun)a kanaat getirdiği halde , sırf haksızlık ve böbürlenme yüzünden onları inkar ettiler. Bak işte o bozguncuların sonu nasıl oldu
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا دَاوُۥ دَ وَسُلَيْمَـٰ نَ عِلْمًاۖ و َقَالَا ٱ لْحَمْدُ لِلَّهِ ٱ لَّذِى فَضَّلَنَا عَلَىٰ كَثِيرٍ م ِّنْ عِبَادِهِ ٱ لْمُؤْمِنِي نَ
وَسُلَيْمَـٰنَ
ve Süleyman'a
فَضَّلَنَا
bizi üstün kıldı
Süleyman Ateş Andolsun biz, Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik de onlar: "Bizi inanan kullarından birçoğuna üstün kılan Allah'a hamdolsun." dediler
27:16 ▶ ⧉ ☆
وَوَرِثَ سُلَيْمَـٰ نُ دَاوُۥ دَۖ وَقَالَ يَـٰٓ أَيُّهَا ٱ ل نّ َاسُ عُلِّمْنَا مَنط ِقَ ٱ ل طَّيْرِ وَأُوتِينَا مِن ك ُلِّ شَىْءٍۖ إِنّ َ هَـٰ ذَا لَهُوَ ٱ لْفَضْلُ ٱ لْمُبِي نُ
وَأُوتِينَا
ve bize verildi
Süleyman Ateş Süleyman, Davud'a mirasçı oldu ve dedi ki: "Ey insanlar, bize kuşların dili öğretildi. Ve bize her şeyden (bolca) bir pay verildi. İşte bu, açık bir lutuftur
27:17 ▶ ⧉ ☆
وَحُشِرَ لِسُلَيْمَـٰ نَ جُنُودُهُۥ مِنَ ٱ لْجِنّ ِ وَٱ لْإِنس ِ وَٱ ل طَّيْرِ فَهُمْ يُوزَعُو نَ
وَٱلْإِنسِ
ve insanlar(dan)
وَٱلطَّيْرِ
ve kuşlar(dan)
يُوزَعُونَ
sevk ediliyordu
Süleyman Ateş Süleyman'a cinlerden insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı, hepsi bir arada düzenli olarak sevk ediliyordu
27:18 ▶ ⧉ ☆
حَتَّىٰٓ إِذَآ أَتَوْاْ عَلَىٰ وَادِ ٱ ل نّ َمْلِ قَالَتْ نَمْلَةٌ ي َـٰٓ أَيُّهَا ٱ ل نّ َمْلُ ٱ دْ خُلُواْ مَسَـٰ كِنَكُمْ لَا يَحْطِمَنّ َكُمْ سُلَيْمَـٰ نُ وَجُنُودُهُۥ وَهُمْ لَا يَشْعُرُو نَ
مَسَـٰكِنَكُمْ
yuvalarınıza
يَحْطِمَنَّكُمْ
lest not crush you
يَشْعُرُونَ
(do) not perceive
Süleyman Ateş Karınca vadisine geldikleri zaman bir karınca: "Ey karıncalar dedi, yuvalarınıza girin ki Süleyman ve orduları farkında olmayarak sizi ezmesinler
فَتَبَسَّمَ ضَاحِكًا م ِّن ق َوْلِهَا وَقَالَ رَبِّ أَوْزِعْنِىٓ أَنْ أَشْكُرَ نِعْمَتَكَ ٱ لَّتِىٓ أَنْعَمْتَ عَلَىَّ وَعَلَىٰ وَٲ لِدَىَّ وَأَنْ أَعْمَلَ صَـٰ لِحًا ت َرْضَـٰ هُ وَأَدْ خِلْنِى بِرَحْمَتِكَ فِى عِبَادِكَ ٱ ل صَّـٰ لِحِي نَ
أَوْزِعْنِىٓ
gönlüme ilham eyle
أَنْعَمْتَ
You have bestowed
تَرْضَىٰهُ
senin beğeneceğin
Süleyman Ateş (Süleyman) Onun sözüne gülümseyerek dedi: "Rabbim, bana ve anama, babama lutfettiğin ni'mete şükretmemi, senin beğeneceğin faydalı bir iş yapmamı gönlüme ilham eyle ve rahmetinle beni iyi kullarının arasına sok
27:20 ▶ ⧉ ☆
وَتَفَقَّدَ ٱ ل طَّيْرَ فَقَالَ مَا لِىَ لَآ أَرَى ٱ لْهُدْ هُدَ أَمْ كَانَ مِنَ ٱ لْغَا ٓئِبِي نَ
وَتَفَقَّدَ
ve teftiş etti
Süleyman Ateş Kuşları teftiş etti, (içlerinde hüdhüdü bulamadı), dedi ki: "Neden hüdhüdü göremiyorum, yoksa kayıplardan mı oldu
27:21 ▶ ⧉ ☆
لَأُعَذِّبَنّ َهُۥ عَذَابًا ش َدِيدًا أَوْ لَأَاْ ذْبَحَنّ َهُۥٓ أَوْ لَيَأْتِيَنّ ِى بِسُلْطَـٰ نٍ م ُّبِي نٍ
لَأُعَذِّبَنَّهُۥ
ona azabedeceğim
لَأَا۟ذْبَحَنَّهُۥٓ
onu keseceğim
لَيَأْتِيَنِّى
bana getirecek
Süleyman Ateş Ona çetin bir azabedeceğim, ya da onu keseceğim. Yahut da bana (mazeretini belirten) açık bir delil getirecek
27:22 ▶ ⧉ ☆
فَمَكَثَ غَيْرَ بَعِيدٍ ف َقَالَ أَحَطتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِهِۦ وَجِئْتُكَ مِن س َبَإِۭ ب ِنَبَإٍ ي َقِي نٍ
تُحِطْ
you have encompassed
وَجِئْتُكَ
ve sana getirdim
Süleyman Ateş Çok geçmeden (hüdhüd) geldi: "Ben, dedi, senin görmediğin bir şey gördüm ve Seba'dan sana gerçek bir haber getirdim
27:23 ▶ ⧉ ☆
إِنّ ِى وَجَد تُّ ٱ مْرَأَةً ت َمْلِكُهُمْ وَأُوتِيَتْ مِن ك ُلِّ شَىْءٍ و َلَهَا عَرْشٌ عَظِي مٌ
تَمْلِكُهُمْ
onlara hükümdarlık eden
وَأُوتِيَتْ
ve kendisine verilmiştir
Süleyman Ateş Ben onlara hükümdarlık eden bir kadın buldum, kendisine her şey verilmiş ve büyük bir tahtı var
27:24 ▶ ⧉ ☆
وَجَد تُّهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِن د ُونِ ٱ للَّهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ ٱ ل شَّيْطَـٰ نُ أَعْمَـٰ لَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ ٱ ل سَّبِيلِ فَهُمْ لَا يَهْتَدُو نَ
يَسْجُدُونَ
secde aderlerken
فَصَدَّهُمْ
ve onları çevirdi
Süleyman Ateş Onun ve kavminin, Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan onlara işlerini süsleyip onları doğru yoldan çevirmiş, bu yüzden yola gelmiyorlar
أَلَّا يَسْجُدُواْ لِلَّهِ ٱ لَّذِى يُخْرِجُ ٱ لْخَبْ ءَ فِى ٱ ل سَّمَـٰ وَٲ تِ وَٱ لْأَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُو نَ
يَسْجُدُوا۟
they prostrate
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
تُعْلِنُونَ
açığa vurdukları
Süleyman Ateş Göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran ve gizlediklerini ve açığa vurduklarını bilen Allah'a secde etmeleri gerekmez mi
ٱللَّهُ لَآ إِلَـٰ هَ إِلَّا هُوَ رَبُّ ٱ لْعَرْشِ ٱ لْعَظِي مِ ۩
Süleyman Ateş Allah ki, O'ndan başka Tanrı yoktur, büyük Arş'ın sahibidir
27:27 ▶ ⧉ ☆
۞ قَالَ سَنَنظ ُرُ أَصَدَقْ تَ أَمْ كُنت َ مِنَ ٱ لْكَـٰ ذِبِي نَ
أَصَدَقْتَ
doğru mu söyledin
Süleyman Ateş (Süleyman): "Bakalım, dedi, doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın
27:28 ▶ ⧉ ☆
ٱذْهَب بِّكِتَـٰ بِى هَـٰ ذَا فَأَلْقِهْ إِلَيْهِمْ ثُمّ َ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَٱ نظ ُرْ مَاذَا يَرْجِعُو نَ
Süleyman Ateş Bu mektubumu götür, onlara at, sonra onlardan biraz öteye çekil de bak, neye başvuruyorlar (ne yapacaklar)
27:29 ▶ ⧉ ☆
قَالَتْ يَـٰٓ أَيُّهَا ٱ لْمَلَؤُاْ إِنّ ِىٓ أُلْقِىَ إِلَىَّ كِتَـٰ بٌ ك َرِي مٌ
ٱلْمَلَؤُا۟
ileri gelenler
Süleyman Ateş (Hüdhüd'ün mektubu götürüp kendisine attığı Seba melikesi Belkis) Danışmanlarına dedi ki: "Ey ileri gelenler, bana çok önemli bir mektup bırakıldı
27:30 ▶ ⧉ ☆
إِنّ َهُۥ مِن س ُلَيْمَـٰ نَ وَإِنّ َهُۥ بِسْمِ ٱ للَّهِ ٱ ل رَّحْمَـٰ نِ ٱ ل رَّحِي مِ
بِسْمِ
adıyla(başlamakta)dır
Süleyman Ateş O Süleyman'dandır ve Rahman ve Rahim Allah'ın adiyle (başlamakta)dır. Lo! it is from Solomon, and lo! it is: In the name of Allah the Beneficent, the Merciful
27:31 ▶ ⧉ ☆
أَلَّا تَعْلُواْ عَلَىَّ وَأْتُونِى مُسْلِمِي نَ
أَلَّا
büyüklük taslamayın
تَعْلُوا۟
exalt yourselves
وَأْتُونِى
ve bana gelin (diye yazıyor)
Süleyman Ateş Bana karşı büyüklük taslamayın ve bana teslim olarak gelin (diye yazıyor)
قَالَتْ يَـٰٓ أَيُّهَا ٱ لْمَلَؤُاْ أَفْتُونِى فِىٓ أَمْرِى مَا كُنت ُ قَاطِعَةً أَمْرًا حَتَّىٰ تَشْهَدُو نِ
ٱلْمَلَؤُا۟
ileri gelenler
أَفْتُونِى
bana bir fikir verin
تَشْهَدُونِ
siz olmadığınız
Süleyman Ateş Ey ileri gelenler, dedi, bu işimde bana bir fikir verin; ben, siz olmadıkça hiçbir işi kesip atmam
27:33 ▶ ⧉ ☆
قَالُواْ نَحْنُ أُوْ لُواْ قُوَّةٍ و َأُوْ لُواْ بَأْسٍ ش َدِيدٍ و َٱ لْأَمْرُ إِلَيْكِ فَٱ نظ ُرِى مَاذَا تَأْمُرِي نَ
Süleyman Ateş Dediler ki: "Biz güçlüyüz, yaman savaşçılarız ama emir senindir. Bak, ne buyurursan öyle yaparız
قَالَتْ إِنّ َ ٱ لْمُلُوكَ إِذَا دَخَلُواْ قَرْيَةً أَفْسَدُوهَا وَجَعَلُوٓ اْ أَعِزَّةَ أَهْلِهَآ أَذِلَّةًۖ و َكَذَٲ لِكَ يَفْعَلُو نَ
أَفْسَدُوهَا
orayı bozarlar
أَذِلَّةًۭ ۖ
zillet içinde
Süleyman Ateş Dedi: "Hükümdarlar bir ülkeye girdiler mi, orayı bozarlar, halkının şereflilerini alçaltırlar, (evet) böyle yaparlar
27:35 ▶ ⧉ ☆
وَإِنّ ِى مُرْسِلَةٌ إِلَيْهِم ب ِهَدِيَّةٍ ف َنَاظِرَةُۢ ب ِمَ يَرْجِعُ ٱ لْمُرْسَلُو نَ
Süleyman Ateş Ben onlara bir hediye göndereyim de bakayım elçiler ne ile dönecekler
27:36 ▶ ⧉ ☆
فَلَمّ َا جَا ٓءَ سُلَيْمَـٰ نَ قَالَ أَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍ ف َمَآ ءَاتَـٰ نِۦ َ ٱ للَّهُ خَيْرٌ م ِّمّ َآ ءَاتَـٰ كُم ب َلْ أَنت ُم ب ِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُو نَ
أَتُمِدُّونَنِ
bana yardım mı etmek istiyorsunuz?
ءَاتَىٰنِۦَ
bana vermiştir
خَيْرٌۭ
(o) daha hayırlıdır
ءَاتَىٰكُم
He has given you
بِهَدِيَّتِكُمْ
hediyenizle
Süleyman Ateş (Elçi, hediyelerle) Süleyman'a gelince (Süleyman) dedi ki: "Siz bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Hediyenizle ancak siz sevinirsiniz
ٱرْجِعْ إِلَيْهِمْ فَلَنَأْتِيَنّ َهُم ب ِجُنُودٍ ل َّا قِبَلَ لَهُم ب ِهَا وَلَنُخْرِجَنّ َهُم م ِّنْهَآ أَذِلَّةً و َهُمْ صَـٰ غِرُو نَ
فَلَنَأْتِيَنَّهُم
onlara gelirim
قِبَلَ
karşı koyamayacakları
وَلَنُخْرِجَنَّهُم
ve onları sürüp çıkarırım
صَـٰغِرُونَ
hor ve hakir olarak
Süleyman Ateş Sen, onlara dön (söyle): onlara, kendilerinin asla karşı koyamayacakları ordularla gelirim ve onları hor ve hakir bir durumda oradan sürüp çıkarırım
27:38 ▶ ⧉ ☆
قَالَ يَـٰٓ أَيُّهَا ٱ لْمَلَؤُاْ أَيُّكُمْ يَأْتِينِى بِعَرْشِهَا قَبْ لَ أَن ي َأْتُونِى مُسْلِمِي نَ
ٱلْمَلَؤُا۟
ileri gelenler
يَأْتِينِى
bana getirebilir
يَأْتُونِى
they come to me
Süleyman Ateş (Elçi gittikten sonra Süleyman, danışmanlarını topladı): "Ey ileri gelenler, dedi, onların bana teslim olarak gelmelerinden önce hanginiz onun tahtını bana getirebilir
قَالَ عِفْرِيتٌ م ِّنَ ٱ لْجِنّ ِ أَنَا۟ ءَاتِيكَ بِهِۦ قَبْ لَ أَن ت َقُومَ مِن م َّقَامِكَۖ وَإِنّ ِى عَلَيْهِ لَقَوِىٌّ أَمِي نٌ
Süleyman Ateş Cinlerden bir ifrit (kötü bir cin): "Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm, dedi, bunu yapmağa gücüm yeter ve bana güvenilir
قَالَ ٱ لَّذِى عِند َهُۥ عِلْمٌ م ِّنَ ٱ لْكِتَـٰ بِ أَنَا۟ ءَاتِيكَ بِهِۦ قَبْ لَ أَن ي َرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَۚ فَلَمّ َا رَءَاهُ مُسْتَقِرًّا عِند َهُۥ قَالَ هَـٰ ذَا مِن ف َضْلِ رَبِّى لِيَبْ لُوَنِىٓ ءَأَشْكُرُ أَمْ أَكْفُرُۖ وَمَن ش َكَرَ فَإِنّ َمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِۦ ۖ وَمَن ك َفَرَ فَإِنّ َ رَبِّى غَنِىٌّ ك َرِي مٌ
ءَاتِيكَ
sana getirebilirim
لِيَبْلُوَنِىٓ
beni sınaması için
ءَأَشْكُرُ
şükür mü edeceğim?
أَكْفُرُ ۖ
inkar mı edeceğim?
لِنَفْسِهِۦ ۖ
kendisi için
Süleyman Ateş Yanında Kitaptan bir ilim bulunan kimse de: "Sen gözünü açıp yummadan ben onu sana getirebilirim." dedi. (Süleyman) tahtı yanına yerleşmiş görünce dedi ki: "Bu, Rabbimin lutfundandır. (Kendisine) şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak istiyor. Şükreden kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, Rabbim zengindir (onun şükrüne muhtaç değildir), kerimdir (çok ikram sahibidir, yücedir)
قَالَ نَكِّرُواْ لَهَا عَرْشَهَا نَنظ ُرْ أَتَهْتَدِىٓ أَمْ تَكُونُ مِنَ ٱ لَّذِينَ لَا يَهْتَدُو نَ
نَكِّرُوا۟
tanınmaz hale getirin
أَتَهْتَدِىٓ
tanıyabilecek mi
يَهْتَدُونَ
are not guided
Süleyman Ateş (Ve) dedi ki: "Onun tahtını tanınmaz hale getirin, bakalım tanıyabilecek mi, yoksa tanımayacak mı
27:42 ▶ ⧉ ☆
فَلَمّ َا جَا ٓءَتْ قِيلَ أَهَـٰ كَذَا عَرْشُكِۖ قَالَتْ كَأَنّ َهُۥ هُوَۚ وَأُوتِينَا ٱ لْعِلْمَ مِن ق َبْ لِهَا وَكُنّ َا مُسْلِمِي نَ
وَأُوتِينَا
ve bize verilmişti
Süleyman Ateş (Kraliçe) Gelince (ona): "Senin tahtın da böyle mi?" dendi, "Tıpkı o, dedi, zaten bize daha önce bilgi verilmişti. (Allah'ın kudretini ve senin peygamber olduğunu anlamış) ve biz müslüman olmuştuk
وَصَدَّهَا مَا كَانَت تَّعْبُدُ مِن د ُونِ ٱ للَّهِۖ إِنّ َهَا كَانَتْ مِن ق َوْمٍ ك َـٰ فِرِي نَ
وَصَدَّهَا
ve onu alıkoymuştu
Süleyman Ateş Onu, Allah'tan başka taptığı şeyler, (bu zamana dek tevhid dinine girmekten) alıkoymuştu. Çünkü kendisi, inkar eden bir kavimden idi
27:44 ▶ ⧉ ☆
قِيلَ لَهَا ٱ دْ خُلِى ٱ ل صَّرْحَۖ فَلَمّ َا رَأَتْهُ حَسِبَتْهُ لُجَّةً و َكَشَفَتْ عَن س َاقَيْهَاۚ قَالَ إِنّ َهُۥ صَرْحٌ م ُّمَرَّدٌ م ِّن ق َوَارِيرَۗ قَالَتْ رَبِّ إِنّ ِى ظَلَمْتُ نَفْسِى وَأَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمَـٰ نَ لِلَّهِ رَبِّ ٱ لْعَـٰ لَمِي نَ
وَأَسْلَمْتُ
ve teslim oldum
Süleyman Ateş Ona: "Köşke gir!" dendi. Köşkü görünce zemini su sandı ve bacaklarını sıvadı. (Süleyman) "O, cilalı, şeffaf sırçadandır" dedi. (Kraliçe): "Rabbim, ben kendime zulmetmişim. (Artık) Süleyman'la beraber alemlerin Rabbi Allah'a teslim oldum," dedi
27:45 ▶ ⧉ ☆
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَآ إِلَىٰ ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَـٰ لِحًا أَنِ ٱ عْبُدُواْ ٱ للَّهَ فَإِذَا هُمْ فَرِيقَانِ يَخْتَصِمُو نَ
أَرْسَلْنَآ
biz gönderdik
ٱعْبُدُوا۟
kulluk etsinler
فَرِيقَانِ
iki bölük olmuşlardı
يَخْتَصِمُونَ
birbiriyle çekişen
Süleyman Ateş Andolsun biz, Semud(kavmin)e de kardeşleri Salih'i: "Allah'a kulluk edin!" demesi için gönderdik. Baktı ki onlar, birbiriyle çekişen iki bölük olmuşlar
27:46 ▶ ⧉ ☆
قَالَ يَـٰ قَوْمِ لِمَ تَسْتَعْجِلُونَ بِٱ ل سَّيِّئَةِ قَبْ لَ ٱ لْحَسَنَةِۖ لَوْلَا تَسْتَغْفِرُونَ ٱ للَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُو نَ
تَسْتَعْجِلُونَ
koşuyorsunuz
تَسْتَغْفِرُونَ
mağfiret dilemeniz
تُرْحَمُونَ
esirgenirsiniz
Süleyman Ateş Dedi: "Ey kavmim, iyilikten önce neden kötülüğe eviyorsunuz? Esirgenmeniz için Allah'tan mağfiret dilemeniz gerekmez mi
27:47 ▶ ⧉ ☆
قَالُواْ ٱ طَّيَّرْنَا بِكَ وَبِمَن م َّعَكَۚ قَالَ طَـٰٓ ئِرُكُمْ عِند َ ٱ للَّهِۖ بَلْ أَنت ُمْ قَوْمٌ ت ُفْتَنُو نَ
ٱطَّيَّرْنَا
uğursuzluğa uğradık
وَبِمَن
ve bulunanların yüzünden
طَـٰٓئِرُكُمْ
uğursuzluğunuz
Süleyman Ateş Dediler: "Senin ve seninle beraber bulunanların yüzünden uğursuzluğa uğradık." Dedi: "Uğursuzluğunuz(un sebebi), Allah'ın yanındadır (herşey O'nun takdiriyle olur). Doğrusu siz (bu olaylarla) sınanan bir toplumsunuz
وَكَانَ فِى ٱ لْمَدِينَةِ تِسْعَةُ رَهْطٍ ي ُفْسِدُونَ فِى ٱ لْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُو نَ
يُفْسِدُونَ
bozgunculuk yaparlardı
يُصْلِحُونَ
düzeltmezlerdi
Süleyman Ateş Şehirde dokuz kişi vardı ki yeryüzünde bozgunculuk yaparlar, düzeltmezlerdi
27:49 ▶ ⧉ ☆
قَالُواْ تَقَاسَمُواْ بِٱ للَّهِ لَنُبَيِّتَنّ َهُۥ وَأَهْلَهُۥ ثُمّ َ لَنَقُولَنّ َ لِوَلِيِّهِۦ مَا شَهِدْ نَا مَهْلِكَ أَهْلِهِۦ وَإِنّ َا لَصَـٰ دِقُو نَ
لَنُبَيِّتَنَّهُۥ
biz gece ona baskın yapalım
لَصَـٰدِقُونَ
gerçekten doğrulardanız
Süleyman Ateş Allah'a and içerek birbirlerini: "Biz, gece ona ve ailesine baskın yap(ıp onları öldür)elim sonra velisine : 'Ailesinin öldürülüşünde bulunmadığımızı, bizim doğru olduğumuzu' söyleyelim" dediler
27:50 ▶ ⧉ ☆
وَمَكَرُواْ مَكْرًا و َمَكَرْنَا مَكْرًا و َهُمْ لَا يَشْعُرُو نَ
وَمَكَرُوا۟
ve tuzak kurdular
وَمَكَرْنَا
biz de tuzak kurduk
يَشْعُرُونَ
farkında değillerdi
Süleyman Ateş Böyle bir tuzak kurdular, biz de onlar hiç farkında olmadan onlara bir tuzak kurduk
27:51 ▶ ⧉ ☆
فَٱ نظ ُرْ كَيْفَ كَانَ عَـٰ قِبَةُ مَكْرِهِمْ أَنّ َا دَمّ َرْنَـٰ هُمْ وَقَوْمَهُمْ أَجْ مَعِي نَ
دَمَّرْنَـٰهُمْ
onları yıktık yok ettik
وَقَوْمَهُمْ
ve kavimlerini
Süleyman Ateş Bak, işte tuzaklarının sonucu nasıl oldu, (nasıl) biz onları ve kavimlerini toptan yıktık, yok ettik
27:52 ▶ ⧉ ☆
فَتِلْكَ بُيُوتُهُمْ خَاوِيَةَۢ ب ِمَا ظَلَمُوٓاْ ۗ إِنّ َ فِى ذَٲ لِكَ لَأَيَةً ل ِّقَوْمٍ ي َعْلَمُو نَ
خَاوِيَةًۢ
çökmüş ıssız kalmış
Süleyman Ateş İşte şunlar, zulümleri yüzünden çökmüş, ıssız kalmış evleridir. Şüphesiz bunda bilen bir kavim için ibret vardır
27:53 ▶ ⧉ ☆
وَأَنج َيْنَا ٱ لَّذِينَ ءَامَنُواْ وَكَانُواْ يَتَّقُو نَ
Süleyman Ateş İnananları ve korunanları kurtardık
27:54 ▶ ⧉ ☆
وَلُوطًا إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَتَأْتُونَ ٱ لْفَـٰ حِشَةَ وَأَنت ُمْ تُبْ صِرُو نَ
أَتَأْتُونَ
o aşırı kötülüğümü yapıyorsunuz?
ٱلْفَـٰحِشَةَ
[the] immorality
Süleyman Ateş Lut'u da (gönderdik), kavmine dedi ki: "Siz göre göre o aşırı kötülüğü yapıyorsunuz ha
أَئِنّ َكُمْ لَتَأْتُونَ ٱ ل رِّجَالَ شَهْوَةً م ِّن د ُونِ ٱ ل نّ ِسَا ٓءِۚ بَلْ أَنت ُمْ قَوْمٌ ت َجْ هَلُو نَ
لَتَأْتُونَ
erkeklere-mi yaklaşıyorsunuz?
Süleyman Ateş Siz, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Siz gerçekten cahil bir toplumsunuz
27:56 ▶ ⧉ ☆
۞ فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِۦٓ إِلَّآ أَن ق َالُوٓ اْ أَخْرِجُوٓ اْ ءَالَ لُوطٍ م ِّن ق َرْيَتِكُمْۖ إِنّ َهُمْ أُنَاسٌ ي َتَطَهَّرُو نَ
يَتَطَهَّرُونَ
temiz kalmak isteyen()
Süleyman Ateş Kavminin cevabı sadece şöyle demek oldu: "Lut ailesini kentinizden çıkarın, çünkü onlar temiz kalmak isteyen kimselermiş
27:57 ▶ ⧉ ☆
فَأَنج َيْنَـٰ هُ وَأَهْلَهُۥٓ إِلَّا ٱ مْرَأَتَهُۥ قَدَّرْنَـٰ هَا مِنَ ٱ لْغَـٰ بِرِي نَ
فَأَنجَيْنَـٰهُ
biz de onu kurtardık
قَدَّرْنَـٰهَا
ona takdir ettik
ٱلْغَـٰبِرِينَ
those who remained behind
Süleyman Ateş Biz de onu ve ailesini kurtardık, yalnız karısının (azabda) kalanlardan olmasını takdir ettik
27:58 ▶ ⧉ ☆
وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم م َّطَرًاۖ ف َسَا ٓءَ مَطَرُ ٱ لْمُنذ َرِي نَ
وَأَمْطَرْنَا
ve yağdırdık
ٱلْمُنذَرِينَ
uyarılanlara
Süleyman Ateş Üzerlerine (pişmiş çamurdan bir taş) yağmur(u) indirdik. Uyarıl(ıp da aldırmay)anların yağmuru gerçekten ne kötü oldu
27:59 ▶ ⧉ ☆
قُلِ ٱ لْحَمْدُ لِلَّهِ وَسَلَـٰ مٌ عَلَىٰ عِبَادِهِ ٱ لَّذِينَ ٱ صْطَفَىٰٓۗ ءَآللَّهُ خَيْرٌ أَمّ َا يُشْرِكُو نَ
ٱصْطَفَىٰٓ ۗ
He has chosen
يُشْرِكُونَ
ortak koştukları mı?
Süleyman Ateş De ki: "Hamd olsun Allah'a, selam O'nun seçtiği kullarına. Allah mı hayırlı yoksa ortak koştukları şeyler mi
أَمّ َنْ خَلَقَ ٱ ل سَّمَـٰ وَٲ تِ وَٱ لْأَرْضَ وَأَنز َلَ لَكُم م ِّنَ ٱ ل سَّمَا ٓءِ مَا ٓءً ف َأَنۢب َتْنَا بِهِۦ حَدَا ٓئِقَ ذَاتَ بَهْجَةٍ م َّا كَانَ لَكُمْ أَن ت ُنۢب ِتُواْ شَجَرَهَآۗ أَءِلَـٰ هٌ م َّعَ ٱ للَّهِۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ ي َعْدِلُو نَ
تُنۢبِتُوا۟
you cause to grow
شَجَرَهَآ ۗ
bir ağacını (bile)
يَعْدِلُونَ
(haktan) sapan
Süleyman Ateş Yahut gökleri ve yeri kim yarattı? Size gökten su indirdi de onunla sizin bir ağacını dahi bitiremeyeceğiniz gönül açan bahçeler bitirdik. Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? Hayır, onlar (haktan) sapan bir kavimdir
أَمّ َن ج َعَلَ ٱ لْأَرْضَ قَرَارًا و َجَعَلَ خِلَـٰ لَهَآ أَنْهَـٰ رًا و َجَعَلَ لَهَا رَوَٲ سِىَ وَجَعَلَ بَيْنَ ٱ لْبَحْرَيْنِ حَاجِزًاۗ أَءِلَـٰ هٌ م َّعَ ٱ للَّهِۚ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُو نَ
حَاجِزًا ۗ
bir perde olarak
Süleyman Ateş Yahut şu dünyayı durulacak yer yapan, arasından ırmaklar çıkaran, üstünde sağlam dağlar yaratan ve iki deniz arasına bir perde koyan kimdir? Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? Hayır çokları bilmiyorlar
أَمّ َن ي ُجِيبُ ٱ لْمُضْطَرَّ إِذَا دَعَاهُ وَيَكْشِفُ ٱ ل سُّو ٓءَ وَيَجْ عَلُكُمْ خُلَفَا ٓءَ ٱ لْأَرْضِۗ أَءِلَـٰ هٌ م َّعَ ٱ للَّهِۚ قَلِيلاً م َّا تَذَكَّرُو نَ
ٱلْمُضْطَرَّ
darda kalmışa
وَيَجْعَلُكُمْ
ve sizi yapan
Süleyman Ateş Yahut du'a ettiği zaman darda kalmışa kim yetişiyor da kötülüğü (onun üzerinden) kaldırıyor ve sizi (eskilerin yerine) yeryüzünün sahipleri yapıyor? Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? Ne de az düşünüyorsunuz
27:63 ▶ ⧉ ☆
أَمّ َن ي َهْدِيكُمْ فِى ظُلُمَـٰ تِ ٱ لْبَرِّ وَٱ لْبَحْرِ وَمَن ي ُرْسِلُ ٱ ل رِّيَـٰ حَ بُشْرَۢا ب َيْنَ يَدَىْ رَحْمَتِهِۦٓۗ أَءِلَـٰ هٌ م َّعَ ٱ للَّهِۚ تَعَـٰ لَى ٱ للَّهُ عَمّ َا يُشْرِكُو نَ
يَهْدِيكُمْ
size yol gösteren
يُشْرِكُونَ
ortak koştukları
Süleyman Ateş Yahut karanın ve denizin karanlıkları içinde size yol gösteren kim ve rahmetinin önünde rüzgarları müjdeci gönderen kim? Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? Haşa, Allah ortak koştukları şeylerden yücedir, münezzehtir (O, eksikliklerden uzaktır)
أَمّ َن ي َبْ دَؤُاْ ٱ لْخَلْقَ ثُمّ َ يُعِيدُهُۥ وَمَن ي َرْزُقُكُم م ِّنَ ٱ ل سَّمَا ٓءِ وَٱ لْأَرْضِۗ أَءِلَـٰ هٌ م َّعَ ٱ للَّهِۚ قُلْ هَاتُواْ بُرْهَـٰ نَكُمْ إِن ك ُنت ُمْ صَـٰ دِقِي نَ
يَرْزُقُكُم
sizi rızıklandıran
Süleyman Ateş Yahut yaratmağa kim başlıyor, sonra onu (kim) iade ediyor (ölüp ortadan kalkan şeyleri yeniden yaratıyor)? Sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? De ki: "Eğer doğru iseniz delilinizi getirin
قُل لَّا يَعْلَمُ مَن ف ِى ٱ ل سَّمَـٰ وَٲ تِ وَٱ لْأَرْضِ ٱ لْغَيْبَ إِلَّا ٱ للَّهُۚ وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْ عَثُو نَ
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
يُبْعَثُونَ
dirileceklerini
Süleyman Ateş De ki: "Göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilmez. Ne zaman dirileceklerini de bilmezler
بَلِ ٱ دَّٲ رَكَ عِلْمُهُمْ فِى ٱ لْأَخِرَةِۚ بَلْ هُمْ فِى شَكٍّ م ِّنْهَاۖ بَلْ هُم م ِّنْهَا عَمُو نَ
عِلْمُهُمْ
onların bilgileri
Süleyman Ateş Doğrusu onların ahiret hakkındaki bilgileri, ardarda gelip bir araya toplandı. Fakat onlar (hala ) ondan bir kuşku içindedirler. Daha doğrusu, onlar ondan yana kördürler
27:67 ▶ ⧉ ☆
وَقَالَ ٱ لَّذِينَ كَفَرُوٓ اْ أَءِذَا كُنّ َا تُرَٲ بًا و َءَابَا ٓؤُنَآ أَئِنّ َا لَمُخْرَجُو نَ
كَفَرُوٓا۟
inkar eden(ler)
وَءَابَآؤُنَآ
ve babalarımız
لَمُخْرَجُونَ
(diriltilip) çıkarılacağız
Süleyman Ateş İnkar edenler dediler ki: "Biz de babalarımız da toprak olduktan sonra mı, biz mi (diriltilip) çıkarılacağız
27:68 ▶ ⧉ ☆
لَقَدْ وُعِدْ نَا هَـٰ ذَا نَحْنُ وَءَابَا ٓؤُنَا مِن ق َبْ لُ إِنْ هَـٰ ذَآ إِلَّآ أَسَـٰ طِيرُ ٱ لْأَوَّلِي نَ
وُعِدْنَا
vadedildi (yapıldı)
وَءَابَآؤُنَا
ve atalarımıza
Süleyman Ateş Bu tehdid, bize de; önceden atalarımıza da yapıldı. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir
قُلْ سِيرُواْ فِى ٱ لْأَرْضِ فَٱ نظ ُرُواْ كَيْفَ كَانَ عَـٰ قِبَةُ ٱ لْمُجْ رِمِي نَ
Süleyman Ateş De ki: "Yeryüzünde yürüyün de suçluların sonunun nasıl olduğunu görün
27:70 ▶ ⧉ ☆
وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلَا تَكُن ف ِى ضَيْقٍ م ِّمّ َا يَمْكُرُو نَ
عَلَيْهِمْ
onlar(ın sözlerin)e
Süleyman Ateş (Ey Muhammed) onlar(ın sözlerin)e üzülme, tuzak kurmalarından da sıkılma
27:71 ▶ ⧉ ☆
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَـٰ ذَا ٱ لْوَعْدُ إِن ك ُنت ُمْ صَـٰ دِقِي نَ
ٱلْوَعْدُ
tehdid(ettiğiniz azab)
Süleyman Ateş Doğru iseniz bu tehdid(ettiğiniz azab) ne zaman (gelecek)? diyorlar
قُلْ عَسَىٰٓ أَن ي َكُونَ رَدِفَ لَكُم ب َعْضُ ٱ لَّذِى تَسْتَعْجِلُو نَ
رَدِفَ
ardınıza takılmıştır
ٱلَّذِى
acele ettiğiniz(azab)ın
تَسْتَعْجِلُونَ
you seek to hasten
Süleyman Ateş De ki: "Belki de acele ettiğiniz(azab)ın bir kısmı ardınıza takılmıştır, bile
وَإِنّ َ رَبَّكَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى ٱ ل نّ َاسِ وَلَـٰ كِنّ َ أَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُو نَ
Süleyman Ateş Şüphesiz Rabbin, insanlara karşı lutuf sahibidir, fakat çokları şükretmezler
وَإِنّ َ رَبَّكَ لَيَعْلَمُ مَا تُكِنّ ُ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُو نَ
صُدُورُهُمْ
onların göğüslerinin
يُعْلِنُونَ
açığa vurdukları
Süleyman Ateş Ve Rabbin elbette onların göğüslerinin gizlediğini de, açığa vurduklarını da bilir
27:75 ▶ ⧉ ☆
وَمَا مِنْ غَا ٓئِبَةٍ ف ِى ٱ ل سَّمَا ٓءِ وَٱ لْأَرْضِ إِلَّا فِى كِتَـٰ بٍ م ُّبِي نٍ
Süleyman Ateş Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir Kitapta olmasın
27:76 ▶ ⧉ ☆
إِنّ َ هَـٰ ذَا ٱ لْقُرْءَانَ يَقُصُّ عَلَىٰ بَنِىٓ إِسْرَٲ ٓءِيلَ أَكْثَرَ ٱ لَّذِى هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُو نَ
يَخْتَلِفُونَ
ayrılığa düştükleri
Süleyman Ateş Bu Kur'an, İsrail oğullarına, kendilerinin ayrılığa düştükleri şeylerin birçoğunu anlatmaktadır
27:77 ▶ ⧉ ☆
وَإِنّ َهُۥ لَهُدًى و َرَحْمَةٌ ل ِّلْمُؤْمِنِي نَ
لَهُدًۭى
bir yol göstericidir
لِّلْمُؤْمِنِينَ
mü'minlere
Süleyman Ateş Ve elbette o, mü'minlere bir yol gösterici ve rahmettir
إِنّ َ رَبَّكَ يَقْ ضِى بَيْنَهُم ب ِحُكْمِهِۦ ۚ وَهُوَ ٱ لْعَزِيزُ ٱ لْعَلِي مُ
ٱلْعَلِيمُ
hakkiyle bilendir
Süleyman Ateş Şüphesiz, Rabbin onlar arasında hükmünü verecektir. O, azizdir, hakkiyle bilendir
فَتَوَكَّلْ عَلَى ٱ للَّهِۖ إِنّ َكَ عَلَى ٱ لْحَقِّ ٱ لْمُبِي نِ
فَتَوَكَّلْ
o halde tevekkül et
Süleyman Ateş Allah'a tevekkül et, çünkü sen apaçık gerçek üzerindesin
إِنّ َكَ لَا تُسْمِعُ ٱ لْمَوْتَىٰ وَلَا تُسْمِعُ ٱ ل صُّمّ َ ٱ ل دُّعَا ٓءَ إِذَا وَلَّوْاْ مُدْ بِرِي نَ
مُدْبِرِينَ
arkalarını dönerek
Süleyman Ateş Sen ölülere duyuramazsın, arkalarını dönmüş kaçmakta olan sağırlara da çağrıyı işittiremezsin
27:81 ▶ ⧉ ☆
وَمَآ أَنت َ بِهَـٰ دِى ٱ لْعُمْىِ عَن ض َلَـٰ لَتِهِمْۖ إِن ت ُسْمِعُ إِلَّا مَن ي ُؤْمِنُ بِـَٔـايَـٰ تِنَا فَهُم م ُّسْلِمُو نَ
بِهَـٰدِى
doğru yola getirecek
ضَلَـٰلَتِهِمْ ۖ
their error
تُسْمِعُ
you can cause to hear
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimize
مُّسْلِمُونَ
müslümanlardır
Süleyman Ateş Ve sen kör(ler)i içine düştükleri sapıklıklardan çıkarıp yola getiremezsin. Sen, ancak ayetlerimize inananlara duyurabilirsin ve onlar derhal müslüman olurlar
27:82 ▶ ⧉ ☆
۞ وَإِذَا وَقَعَ ٱ لْقَوْلُ عَلَيْهِمْ أَخْرَجْ نَا لَهُمْ دَا ٓبَّةً م ِّنَ ٱ لْأَرْضِ تُكَلِّمُهُمْ أَنّ َ ٱ ل نّ َاسَ كَانُواْ بِـَٔـايَـٰ تِنَا لَا يُوقِنُو نَ
دَآبَّةًۭ
bir Dabbe (canlı)
تُكَلِّمُهُمْ
o onlara söyler
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimize
Süleyman Ateş O söz, başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir Dabbe (canlı) çıkarırız; o, onlara insanların, ayetlerimize inanmadıklarını söyler
27:83 ▶ ⧉ ☆
وَيَوْمَ نَحْشُرُ مِن ك ُلِّ أُمّ َةٍ ف َوْجًا م ِّمّ َن ي ُكَذِّبُ بِـَٔـايَـٰ تِنَا فَهُمْ يُوزَعُو نَ
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimizi
يُوزَعُونَ
(ilahi huzura) sevk edilirler
Süleyman Ateş O gün her ümmet içinde ayetlerimizi yalanlayanlardan bir cemaat toplarız. Onlar hep bir araya getirilip tutuklanarak (ilahi huzura) sevk edilirler
27:84 ▶ ⧉ ☆
حَتَّىٰٓ إِذَا جَا ٓءُو قَالَ أَكَذَّبْ تُم ب ِـَٔـايَـٰ تِى وَلَمْ تُحِيطُواْ بِهَا عِلْمًا أَمّ َاذَا كُنت ُمْ تَعْمَلُو نَ
قَالَ
(Allah onlara) der ki
أَكَذَّبْتُم
yalanladınız mı?
وَلَمْ
anlamadığınız halde
تُحِيطُوا۟
you encompassed
Süleyman Ateş (Divanına) Geldiklerinde (Allah onlara) der: "Ayetlerimi anlamadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa ne yaptınız
وَوَقَعَ ٱ لْقَوْلُ عَلَيْهِم ب ِمَا ظَلَمُواْ فَهُمْ لَا يَنط ِقُو نَ
وَوَقَعَ
ve vuku bulmuştur
Süleyman Ateş Zulmetmeleri yüzünden o (azab) karar(ı) başlarına gelmiştir, artık konuşmazlar
أَلَمْ يَرَوْاْ أَنّ َا جَعَلْنَا ٱ لَّيْلَ لِيَسْكُنُواْ فِيهِ وَٱ ل نّ َهَارَ مُبْ صِرًاۚ إِنّ َ فِى ذَٲ لِكَ لَأَيَـٰ تٍ ل ِّقَوْمٍ ي ُؤْمِنُو نَ
لِيَسْكُنُوا۟
istirahat etmeleri için
مُبْصِرًا ۚ
aydınlık yaptık
Süleyman Ateş Görmediler mi, biz geceyi, içinde istirahat etmeleri için yarattık, gündüzü de aydınlık yaptık. Şüphesiz bunda inanan bir kavim için ayetler vardır
وَيَوْمَ يُنف َخُ فِى ٱ ل صُّورِ فَفَزِعَ مَن ف ِى ٱ ل سَّمَـٰ وَٲ تِ وَمَن ف ِى ٱ لْأَرْضِ إِلَّا مَن ش َا ٓءَ ٱ للَّهُۚ وَكُلٌّ أَتَوْهُ دَٲ خِرِي نَ
فَفَزِعَ
korku içinde kalırlar (bayılır)
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
Süleyman Ateş Sur'a üfleneceği gün, Allah'ın diledikleri dışında, göklerde ve yerde bulunan kimselerin hepsi, korku içinde kalır (bayılır). Hepsi boyun bükerek O'na gelirler
وَتَرَى ٱ لْجِبَالَ تَحْسَبُهَا جَامِدَةً و َهِىَ تَمُرُّ مَرَّ ٱ ل سَّحَابِۚ صُنْعَ ٱ للَّهِ ٱ لَّذِىٓ أَتْقَنَ كُلَّ شَىْءٍۚ إِنّ َهُۥ خَبِيرُۢ ب ِمَا تَفْعَلُو نَ
Süleyman Ateş Görüp de donuk sandığın dağlar, bulutun yürümesi gibi yürümektedir. (Bu,) Her şeyi gayet iyi yapan Allah'ın yapısıdır. Doğrusu O, yaptıklarınızı haber almaktadır
مَن ج َا ٓءَ بِٱ لْحَسَنَةِ فَلَهُۥ خَيْرٌ م ِّنْهَا وَهُم م ِّن ف َزَعٍ ي َوْمَئِذٍ ءَامِنُو نَ
ءَامِنُونَ
güven içindedirler
Süleyman Ateş Kim iyilik getirirse ona, ondan daha hayırlısı vardır. Ve onlar o gün korkudan uzak, güven içindedirler
وَمَن ج َا ٓءَ بِٱ ل سَّيِّئَةِ فَكُبَّتْ وُجُوهُهُمْ فِى ٱ ل نّ َارِ هَلْ تُجْ زَوْنَ إِلَّا مَا كُنت ُمْ تَعْمَلُو نَ
وُجُوهُهُمْ
onların yüzleri
هَلْ
cezalandırılıyorsunuz-mi?
تُجْزَوْنَ
cezalandırılıyorsunuz
Süleyman Ateş Ve kim kötülük getirirse onların da yüzleri cehenneme yıkılır: "Yaptıklarınızdan başka bir şeyle mi cezalandırılıyorsunuz?" (denilir)
إِنّ َمَآ أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ رَبَّ هَـٰ ذِهِ ٱ لْبَلْدَةِ ٱ لَّذِى حَرَّمَهَا وَلَهُۥ كُلُّ شَىْءٍۖ و َأُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ مِنَ ٱ لْمُسْلِمِي نَ
أَنْ
sadece kulluk etmekle
حَرَّمَهَا
burayı saygıdeğer kıldı
وَأُمِرْتُ
ve bana emredildi
ٱلْمُسْلِمِينَ
the Muslims
Süleyman Ateş (De ki): "Ben sadece bu kentin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. O, burayı saygıdeğer kıldı ve her şey O'nundur. Ve bana müslümanlardan olmam emredildi
وَأَنْ أَتْلُوَاْ ٱ لْقُرْءَانَۖ فَمَنِ ٱ هْتَدَىٰ فَإِنّ َمَا يَهْتَدِى لِنَفْسِهِۦ ۖ وَمَن ض َلَّ فَقُلْ إِنّ َمَآ أَنَا۟ مِنَ ٱ لْمُنذ ِرِي نَ
يَهْتَدِى
yola gelmiş olur
لِنَفْسِهِۦ ۖ
kendi yararına
مِنَ
ancak uyarıcılardanım
Süleyman Ateş Ve Kur'an okumam (emredildi). "İmdi kim yola gelirse kendi yararına yola gelmiş olur ve kim saparsa, de ki: "Ben ancak uyarıcılardanım
27:93 ▶ ⧉ ☆
وَقُلِ ٱ لْحَمْدُ لِلَّهِ سَيُرِيكُمْ ءَايَـٰ تِهِۦ فَتَعْرِفُونَهَاۚ وَمَا رَبُّكَ بِغَـٰ فِلٍ عَمّ َا تَعْمَلُو نَ
سَيُرِيكُمْ
O size gösterecek
فَتَعْرِفُونَهَا ۚ
siz de onları tanıyacaksınız
Süleyman Ateş Ve de ki: "Allah'a hamdolsun, O size ayetlerini gösterecek, siz de onları tanıyacaksınız." Rabbin, yaptıklarınızdan gafil değildir
← Önceki Sonraki →