27. An-Naml سُورَةُ النَّمۡلِ
Diyanet İşleri MealiTa, Sin, Bunlar Kuran'ın, Kitab-ı Mübin'in ayetleridir
Saheeh InternationalTa, Seen. These are the verses of the Qur'an and a clear Book
Elmalılı Hamdi YazırTâ, Sîn. Bunlar sana, Kur'ân'ın ve apaçık bir kitabın âyetleridir
Diyanet İşleri MealiBunlar, namaz kılan, zekat veren ve ahirete de kesin olarak inanan müminlere doğruluk rehberi ve müjdedir
Saheeh InternationalAs guidance and good tidings for the believers
Elmalılı Hamdi Yazırİman eden müminler için hidayet rehberi ve müjdeci olmak üzere
Diyanet İşleri MealiBunlar, namaz kılan, zekat veren ve ahirete de kesin olarak inanan müminlere doğruluk rehberi ve müjdedir
Saheeh InternationalWho establish prayer and give zakah, and of the Hereafter they are certain [in faith]
Elmalılı Hamdi YazırKi o (müminler) namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak iman ederler
Diyanet İşleri MealiAhirete inanmayanların yaptıkları işleri kendilerine güzel göstermişizdir; bu yüzden körü körüne bocalarlar
Saheeh InternationalIndeed, for those who do not believe in the Hereafter, We have made pleasing to them their deeds, so they wander blindly
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz biz, ahirete inanmayanların işlerini kendilerine süslü gösterdik de onlar ilerisini göremezler, kalpleri körelmiştir
Diyanet İşleri MealiKötü azap işte bunlaradır. Ahirette en çok kayba uğrayacaklar da bunlardır
Saheeh InternationalThose are the ones for whom there will be the worst of punishment, and in the Hereafter they are the greatest losers
Elmalılı Hamdi Yazırİşte bunlar, kendileri için oldukça ağır bir azab bulunan kimselerdir, ahirette en çok ziyana uğrayacaklar da onlardır
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz, Kuran'ı, Hakim ve Alim olan Allah katından almaktasın
Saheeh InternationalAnd indeed, [O Muhammad], you receive the Qur'an from one Wise and Knowing
Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) Şüphesiz ki bu Kur'ân, sana hikmet sahibi ve her şeyi bilen Allah tarafından indirilmektedir
Diyanet İşleri MealiMusa, ailesine: "Ben bir ateş gördüm; size oradan ya bir haber getireceğim, yahut ısınasınız diye tutuşmuş bir odun getireceğim" demişti
Saheeh International[Mention] when Moses said to his family, "Indeed, I have perceived a fire. I will bring you from there information or will bring you a burning torch that you may warm yourselves
Elmalılı Hamdi YazırHani Musa, ailesine şöyle demişti: "Gerçekten ben bir ateş gördüm, (gidip) size oradan bir haber getireceğim yahut bir kor ateş getireyim, umarım ki ısınırsınız
Diyanet İşleri MealiOraya geldiğinde, kendisine şöyle nida olunmuştu: "Ateşin yanında olan ve çevresinde bulunanlar mübarek kılınmıştır. Alemlerin Rabbi olan Allah münezzehtir
Saheeh InternationalBut when he came to it, he was called, "Blessed is whoever is at the fire and whoever is around it. And exalted is Allah, Lord of the worlds
Elmalılı Hamdi YazırOraya geldiğinde şöyle seslenilmişti: "Ateşin bulunduğu yerdeki ve çevresindekiler mübarek kılınmıştır! Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden münezzehtir
Diyanet İşleri MealiEy Musa! Gerçek şu ki, Ben, güçlü ve hakim olan Allah'ım
Saheeh InternationalO Moses, indeed it is I - Allah, the Exalted in Might, the Wise
Elmalılı Hamdi YazırEy Musa! İyi bil ki, ben, mutlak galip ve hikmet sahibi olan Allah'ım
Diyanet İşleri MealiDeğneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir
Saheeh InternationalAnd [he was told], "Throw down your staff." But when he saw it writhing as if it were a snake, he turned in flight and did not return. [Allah said], "O Moses, fear not. Indeed, in My presence the messengers do not fear
Elmalılı Hamdi YazırAsânı at!" (Asâyı atıp) onu yılan gibi deprenir görünce dönüp arkasına bakmadan kaçtı. (Dedik ki): "Ey Musa korkma! Çünkü benim huzurumda peygamberler korkmaz
Diyanet İşleri MealiDeğneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir
Saheeh InternationalOtherwise, he who wrongs, then substitutes good after evil - indeed, I am Forgiving and Merciful
Elmalılı Hamdi YazırAncak, kim haksızlık yapar, sonra yaptığı kötülüğü iyiliğe çevirirse, bilsin ki ben (ona karşı da) çok bağışlayıcıyım, çok merhamet sahibiyim
Diyanet İşleri MealiDeğneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir
Saheeh InternationalAnd put your hand into the opening of your garment [at the breast]; it will come out white without disease. [These are] among the nine signs [you will take] to Pharaoh and his people. Indeed, they have been a people defiantly disobedient
Elmalılı Hamdi YazırElini koynuna sok; kusursuz bembeyaz çıkacaktır. Dokuz mucize ile Firavun ve kavmine (git), çünkü onlar yoldan çıkmış bir kavim olmuşlardır
Diyanet İşleri MealiAyetlerimiz gözlerinin önüne serilince: "Bu apaçık bir sihirdir" dediler
Saheeh InternationalBut when there came to them Our visible signs, they said, "This is obvious magic
Elmalılı Hamdi YazırBu şekilde âyetlerimiz onların gözleri önüne serilince, "Bu apaçık bir sihirdir" dediler
Diyanet İşleri MealiGönülleri kesin olarak kabul ettiği halde, haksızlık ve büyüklenmelerinden ötürü onları bile bile inkar ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak
Saheeh InternationalAnd they rejected them, while their [inner] selves were convinced thereof, out of injustice and haughtiness. So see how was the end of the corrupters
Elmalılı Hamdi YazırVe vicdanları bunlar(ın doğruluğun)a tam bir kanaat getirdiği halde, zulüm ve kibirlerinden ötürü onları bile bile inkâr ettiler. Bozguncuların sonunun nice olduğuna bir bak
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. İkisi "Bizi mümin kullarının çoğundan üstün kılan Allah'a hamdolsun" dediler
Saheeh InternationalAnd We had certainly given to David and Solomon knowledge, and they said, "Praise [is due] to Allah, who has favored us over many of His believing servants
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki biz, Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik. Onlar: "Bizi mümin kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a hamd olsun" dediler
Diyanet İşleri MealiSüleyman Davud'a varis oldu: "Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize herşeyden bolca verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur" dedi
Saheeh InternationalAnd Solomon inherited David. He said, "O people, we have been taught the language of birds, and we have been given from all things. Indeed, this is evident bounty
Elmalılı Hamdi YazırSüleyman Davud'a varis olup dedi ki: "Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden (nasip) verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur
Diyanet İşleri MealiSüleyman'ın cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil olan ordusu toplandı. Hepsi toplu olarak gidiyorlardı
Saheeh InternationalAnd gathered for Solomon were his soldiers of the jinn and men and birds, and they were [marching] in rows
Elmalılı Hamdi YazırCinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil orduları Süleyman'ın hizmetinde toplandı, hepsi bir arada (onun tarafından) düzenli olarak sevkediliyordu
Diyanet İşleri MealiSonunda, karıncaların bulunduğu vadiye geldiklerinde bir dişi (kraliçe) karınca: "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman'ın ordusu farkına varmadan sizi ezmesin" dedi
Saheeh InternationalUntil, when they came upon the valley of the ants, an ant said, "O ants, enter your dwellings that you not be crushed by Solomon and his soldiers while they perceive not
Elmalılı Hamdi YazırNihayet karınca vâdisine geldikleri zaman, bir karınca: "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin!" dedi
Diyanet İşleri MealiSüleyman, onun sözüne hafifçe güldü ve: "Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimete şükürde, hoşnut olacağın işi yapmakta beni muvaffak kıl. Rahmetinle, beni iyi kullarının arasına koy" dedi
Saheeh InternationalSo [Solomon] smiled, amused at her speech, and said, "My Lord, enable me to be grateful for Your favor which You have bestowed upon me and upon my parents and to do righteousness of which You approve. And admit me by Your mercy into [the ranks of] Your righteous servants
Elmalılı Hamdi Yazır(Süleyman) onun sözüne gülümseyerek dedi ki: "Ey Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın iyi iş yapmamı gönlüme getir. Rahmetinle, beni iyi kulların arasına kat
Diyanet İşleri MealiSüleyman, kuşları araştırarak: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplarda mı? Bana apaçık bir delil getirmelidir; yoksa onu ya şiddetli bir azaba uğratırım yahut keserim" dedi
Saheeh InternationalAnd he took attendance of the birds and said, "Why do I not see the hoopoe - or is he among the absent
Elmalılı Hamdi Yazır(Süleyman) Kuşları gözden geçirdikten sonra şöyle dedi: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı
Diyanet İşleri MealiSüleyman, kuşları araştırarak: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplarda mı? Bana apaçık bir delil getirmelidir; yoksa onu ya şiddetli bir azaba uğratırım yahut keserim" dedi
Saheeh InternationalI will surely punish him with a severe punishment or slaughter him unless he brings me clear authorization
Elmalılı Hamdi YazırYa bana (mazeretini gösteren) apaçık bir delil getirecek, ya da onu şiddetli bir azaba uğratacağım, yahut boğazlıyacağım
Diyanet İşleri MealiÇok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi
Saheeh InternationalBut the hoopoe stayed not long and said, "I have encompassed [in knowledge] that which you have not encompassed, and I have come to you from Sheba with certain news
Elmalılı Hamdi YazırÇok geçmeden (Hüdhüd) gelip: "Ben, dedi, senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sebe'den sana çok doğru (ve önemli) bir haber getirdim
Diyanet İşleri MealiÇok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi
Saheeh InternationalIndeed, I found [there] a woman ruling them, and she has been given of all things, and she has a great throne
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten, onlara (Sebelilere) hükümdarlık eden, kendisine her türlü imkan verilmiş ve büyük bir tahta sahip olan bir kadınla karşılaştım
Diyanet İşleri MealiÇok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi
Saheeh InternationalI found her and her people prostrating to the sun instead of Allah, and Satan has made their deeds pleasing to them and averted them from [His] way, so they are not guided
Elmalılı Hamdi YazırOnun ve kavminin, Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan, kendilerine yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş. Bunun için hidayete giremiyorlar
Diyanet İşleri MealiÇok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi
Saheeh International[And] so they do not prostrate to Allah, who brings forth what is hidden within the heavens and the earth and knows what you conceal and what you declare
Elmalılı Hamdi YazırGöklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen Allah'a secde etmezler
Diyanet İşleri MealiÇok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi
Saheeh InternationalAllah - there is no deity except Him, Lord of the Great Throne
Elmalılı Hamdi Yazır(Halbuki) O büyük Arş'ın sahibi olan Allah'tan başka tapılacak yoktur
Diyanet İşleri MealiSüleyman şöyle söyledi: "Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız
Saheeh International[Solomon] said, "We will see whether you were truthful or were of the liars
Elmalılı Hamdi Yazır(Süleyman Hüdhüd'e) dedi ki: "Doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız
Diyanet İşleri MealiŞu yazımı götür, onlara at, sonra bir yana çekil, varacakları sonuca bak
Saheeh InternationalTake this letter of mine and deliver it to them. Then leave them and see what [answer] they will return
Elmalılı Hamdi YazırŞu mektubumu götür, onu kendilerine ver, sonra onlardan biraz çekil de, ne sonuca varacaklarına bak
Diyanet İşleri MealiSebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi
Saheeh InternationalShe said, "O eminent ones, indeed, to me has been delivered a noble letter
Elmalılı Hamdi Yazır(Süleyman'ın mektubunu alan Sebe melikesi): "Beyler, ulular! Bana çok önemli bir mektup bırakıldı" dedi
Diyanet İşleri MealiSebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi
Saheeh InternationalIndeed, it is from Solomon, and indeed, it reads: 'In the name of Allah, the Entirely Merciful, the Especially Merciful
Elmalılı Hamdi YazırMektup Süleyman'dandır, Rahmân ve Rahîm Allah'ın adıyla (başlamakta)dır
Diyanet İşleri MealiSebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi
Saheeh InternationalBe not haughty with me but come to me in submission [as Muslims]
Elmalılı Hamdi YazırBana karşı baş kaldırmayın, teslimiyet göstererek bana gelin diye (yazmaktadır)
Diyanet İşleri MealiEy ileri gelenler! Vereceğim emir hakkında bana fikrinizi söyleyin; siz benim yanımda bulunmadıkça, bir iş hakkında kesin bir hüküm vermem" dedi
Saheeh InternationalShe said, "O eminent ones, advise me in my affair. I would not decide a matter until you witness [for] me
Elmalılı Hamdi Yazır(Sonra Melike) dedi ki: "Beyler, ulular! Bu işimde bana bir fikir verin. (Bilirsiniz) siz yanımda olmadan hiçbir işi kestirip atmam
Diyanet İşleri MealiBiz güçlü kimseler ve zorlu savaş adamlarıyız, emir senindir, sen emretmene bak
Saheeh InternationalThey said, "We are men of strength and of great military might, but the command is yours, so see what you will command
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, şöyle cevap verdiler: "Biz güçlü kuvvetli kimseleriz, zorlu savaş erbabıyız, buyruk ise senindir; artık ne emredeceğini düşün taşın
Diyanet İşleri MealiMelike: "Doğrusu hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman orasını bozarlar, onurlu kimselerini aşağılık yaparlar. İşte böyle davranırlar. Ben onlara bir hediye göndereyim de, elçilerin ne ile döneceklerine bakayım" dedi
Saheeh InternationalShe said, "Indeed kings - when they enter a city, they ruin it and render the honored of its people humbled. And thus do they do
Elmalılı Hamdi YazırMelike, "Hükümdarlar bir memlekete girdiler mi orayı perişan ederler ve halkının ulularını hakir hâle getirirler. (Herhalde) Onlar da böyle yapacaklardır" dedi
Diyanet İşleri MealiMelike: "Doğrusu hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman orasını bozarlar, onurlu kimselerini aşağılık yaparlar. İşte böyle davranırlar. Ben onlara bir hediye göndereyim de, elçilerin ne ile döneceklerine bakayım" dedi
Saheeh InternationalBut indeed, I will send to them a gift and see with what [reply] the messengers will return
Elmalılı Hamdi YazırBen (şimdi) onlara bir hediye göndereyim de, bakayım elçiler ne (gibi bir sonuç) ile dönecekler
Diyanet İşleri MealiSüleyman'a geldiklerinde: "Bana mal ile yardım etmek mi istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği size verdiğinden daha iyidir. Ama belki de siz hediyenizle sevinirsiniz. Onlara dön! And olsun ki, güç yetiremeyecekleri bir ordu ile gelir onları oradan alçalmış ve küçük düşmüş olarak çıkarırız" dedi
Saheeh InternationalSo when they came to Solomon, he said, "Do you provide me with wealth? But what Allah has given me is better than what He has given you. Rather, it is you who rejoice in your gift
Elmalılı Hamdi Yazır(Elçiler, hediyelerle) gelince Süleyman şöyle dedi: "Siz bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Ama siz, hediyenizle böbürlenirsiniz
Diyanet İşleri MealiSüleyman'a geldiklerinde: "Bana mal ile yardım etmek mi istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği size verdiğinden daha iyidir. Ama belki de siz hediyenizle sevinirsiniz. Onlara dön! And olsun ki, güç yetiremeyecekleri bir ordu ile gelir onları oradan alçalmış ve küçük düşmüş olarak çıkarırız" dedi
Saheeh InternationalReturn to them, for we will surely come to them with soldiers that they will be powerless to encounter, and we will surely expel them therefrom in humiliation, and they will be debased
Elmalılı Hamdi Yazır(Ey elçi) Onlara var (söyle); iyi bilsinler ki, kendilerine asla karşı koyamayacakları ordularla gelir, onları, muhakkak surette hor ve hakir halde oradan çıkarırız
Diyanet İşleri MealiSüleyman: "Ey cemaat! Bana teslim olmalarından önce, hanginiz o kraliçenin tahtını yanıma getirebilir?" dedi
Saheeh International[Solomon] said, "O assembly [of jinn], which of you will bring me her throne before they come to me in submission
Elmalılı Hamdi Yazır(Sonra Süleyman müşavirlerine) dedi ki: "Ey ulular! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o Melike'nin tahtını bana getirebilir
Diyanet İşleri MealiCinlerden bir ifrit: "Sen yerinden kalkmadan önce sana onu getiririm, buna karşı güvenilir bir güce sahibim" dedi
Saheeh InternationalA powerful one from among the jinn said, "I will bring it to you before you rise from your place, and indeed, I am for this [task] strong and trustworthy
Elmalılı Hamdi YazırCinlerden bir ifrit, "Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm ve güvenim var." dedi
Diyanet İşleri MealiKitabın bilgisine sahip olan biri: "Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm" dedi. Süleyman, tahtı yanına yerleşivermiş görünce: "Bu, şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınayan Rabbimin lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; fakat nankörlük eden bilsin ki Rabbim müstağnidir, kerem sahibidir" dedi
Saheeh InternationalSaid one who had knowledge from the Scripture, "I will bring it to you before your glance returns to you." And when [Solomon] saw it placed before him, he said, "This is from the favor of my Lord to test me whether I will be grateful or ungrateful. And whoever is grateful - his gratitude is only for [the benefit of] himself. And whoever is ungrateful - then indeed, my Lord is Free of need and Generous
Elmalılı Hamdi YazırKitaptan ilmi olan kimse ise, "Gözünü açıp kapamadan, ben onu sana getiririm" dedi. (Süleyman) onu (Melike'nin tahtını) yanıbaşına yerleşivermiş görünce, "Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, o bilsin ki Rabbim müstağnidir, çok kerem sahibidir
Diyanet İşleri MealiSüleyman "Onun tahtını tanınmaz hale getirin, bakalım tanıyabilecek mi yoksa tanıyamayacak mı?" (yola gelecek mi, yoksa yola gelmeyenlerden mi olacak?) dedi
Saheeh InternationalHe said, "Disguise for her her throne; we will see whether she will be guided [to truth] or will be of those who is not guided
Elmalılı Hamdi Yazır(Süleyman devamla) dedi ki: "Onun tahtını bilemeyeceği bir vaziyete sokun; getirin bakalım tanıyabilecek mi, yoksa tanıyamayanlardan mı olacak
Diyanet İşleri MealiMelike geldiğinde "Senin tahtın böyle miydi?" denildi. O da "Sanki odur, daha önce bize bilgi verilmişti ve teslim olmuştuk" dedi
Saheeh InternationalSo when she arrived, it was said [to her], "Is your throne like this?" She said, "[It is] as though it was it." [Solomon said], "And we were given knowledge before her, and we have been Muslims [in submission to Allah]
Elmalılı Hamdi YazırMelike gelince, "Senin tahtın da böyle mi?" dendi. O şöyle cevap verdi: "Tıpkı o! Zaten bize daha önce bilgi verilmiş ve biz teslimiyet göstermiştik
Diyanet İşleri MealiMelikeyi o zamana kadar alıkoyan, Allah'tan başka taptığı şeylerdi; çünkü kendisi inkarcı bir millettendi
Saheeh InternationalAnd that which she was worshipping other than Allah had averted her [from submission to Him]. Indeed, she was from a disbelieving people
Elmalılı Hamdi YazırO'nu, Allah'tan başka taptığı şeyler alıkoymuştu. Çünkü kendisi inkârcı bir kavimdendi
Diyanet İşleri MealiOna: "Köşke gir" dendi; salonu görünce, onu derin bir su zannetti, eteğini çekti. Süleyman: "Doğrusu bu camdan yapılmış mücella bir salondur" dedi. Melike: "Rabbim! Şüphesiz ben kendime yazık etmişim. Süleyman'la beraber, Alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum" dedi
Saheeh InternationalShe was told, "Enter the palace." But when she saw it, she thought it was a body of water and uncovered her shins [to wade through]. He said, "Indeed, it is a palace [whose floor is] made smooth with glass." She said, "My Lord, indeed I have wronged myself, and I submit with Solomon to Allah, Lord of the worlds
Elmalılı Hamdi YazırOna "köşke gir!" dendi. Melike onu görünce derin bir su sandı ve eteğini çekti. Süleyman "Bu billurdan yapılmış, şeffaf bir zemindir" dedi. Melike dedi ki: "Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık etmiştim. Süleyman'ın maiyyetinde, âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Semud milletine kardeşleri Salih'i "Allah'a kulluk ediniz" desin diye gönderdik. Hemen birbiriyle çekişen iki zümreye ayrıldılar
Saheeh InternationalAnd We had certainly sent to Thamud their brother Salih, [saying], "Worship Allah," and at once they were two parties conflicting
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki, Allah'a ibadet edin diye Semud'a da kardeşleri Salih'i gönderdik. Hemen birbirleriyle çekişen iki zümre oluverdiler
Diyanet İşleri MealiSalih: "Ey milletim! Niye iyilikten önce, acele kötülük istiyorsunuz? Merhamet olunasınız diye Allah'tan mağfiret dileseniz olmaz mı?" dedi
Saheeh InternationalHe said, "O my people, why are you impatient for evil instead of good? Why do you not seek forgiveness of Allah that you may receive mercy
Elmalılı Hamdi YazırSalih dedi ki: "Ey benim kavmim! İyilik dururken niçin kötülüğe koşuyorsunuz? Ne olur Allah'a istiğfar etseniz, belki rahmetine ulaşırdınız
Diyanet İşleri MealiSen ve beraberindekiler yüzünden uğursuzluğa uğradık" dediler. Salih: "Uğursuzluğunuz Allah katındandır; belki imtihana çekilen bir milletsiniz" dedi
Saheeh InternationalThey said, "We consider you a bad omen, you and those with you." He said, "Your omen is with Allah. Rather, you are a people being tested
Elmalılı Hamdi YazırCevap verdiler: "Senin ve beraberindekilerin yüzünden uğursuzluğa uğradık." Salih: "Size çöken uğursuzluk (sebebi) Allah katında (yazılı)dır. Belki siz imtihana çekilen bir kavimsiniz" dedi
Diyanet İşleri MealiO şehirde, yeryüzünde bozgunculuk yapan, düzeltmeye uğraşmayan dokuz kişi (çete) vardı
Saheeh InternationalAnd there were in the city nine family heads causing corruption in the land and not amending [its affairs]
Elmalılı Hamdi YazırO şehirde dokuz çete vardı ki, bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar, iyilik tarafına hiç yanaşmıyorlardı
Diyanet İşleri MealiBiz gece ona ve ailesine baskın verelim, sonra da onun dostuna, ailesinin yok edilişinde bulunmadık, şüphesiz biz doğru söylüyoruz, diyelim" diye aralarında Allah'a yemin ettiler
Saheeh InternationalThey said, "Take a mutual oath by Allah that we will kill him by night, he and his family. Then we will say to his executor, 'We did not witness the destruction of his family, and indeed, we are truthful
Elmalılı Hamdi YazırAllah'a and içerek birbirlerine şöyle dediler: "Gece ona ve ailesine baskın yapalım; sonra da velisine, 'Biz o ailenin yok edilişi sırasında orada değildik, inanın ki doğru söylüyoruz' diyelim
Diyanet İşleri MealiOnlar bir düzen kurdular. Biz farkettirmeden düzenlerini bozduk
Saheeh InternationalAnd they planned a plan, and We planned a plan, while they perceived not
Elmalılı Hamdi YazırOnlar böyle bir tuzak kurdular, biz de kendileri farkında olmadan onların planlarını altüst ettik
Diyanet İşleri MealiHilelerinin sonunun nasıl olduğuna bir bak! Biz onları ve milletlerini, hepsini, yerle bir ettik
Saheeh InternationalThen look how was the outcome of their plan - that We destroyed them and their people, all
Elmalılı Hamdi Yazırİşte bak! Tuzaklarının akibeti nice oldu: Onları da, kavimlerini de toptan helak ettik
Diyanet İşleri Mealiİşte, haksızlıklarına karşılık çökmüş bulunan evleri! Bunda, bilen bir millet için şüphesiz, ders vardır
Saheeh InternationalSo those are their houses, desolate because of the wrong they had done. Indeed in that is a sign for people who know
Elmalılı Hamdi Yazırİşte haksızlıkları yüzünden çökmüş evleri! Bilen bir kavim için elbette bunda bir ibret vardır
Diyanet İşleri Mealiİnanıp Allah'a karşı gelmekten sakınanları kurtardık
Saheeh InternationalAnd We saved those who believed and used to fear Allah
Elmalılı Hamdi Yazırİman edip Allah'a karşı gelmekten sakınanları da kurtardık
Diyanet İşleri MealiLut'u da gönderdik; milletine şöyle dedi: "Göz göre göre bir hayasızlık mı yapıyorsunuz
Saheeh InternationalAnd [mention] Lot, when he said to his people, "Do you commit immorality while you are seeing
Elmalılı Hamdi YazırLût'u da (peygamber olarak kavmine gönderdik). O, kavmine şöyle demişti: "Göz göre göre hala o hayasızlığı yapacak mısınız
Diyanet İşleri MealiKadınları bırakıp, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz; evet, siz cahil bir milletsiniz
Saheeh InternationalDo you indeed approach men with desire instead of women? Rather, you are a people behaving ignorantly
Elmalılı Hamdi YazırSiz ille de kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşacak mısınız? Doğrusu siz beyinsizlikte devam edegelen bir kavimsiniz
Diyanet İşleri MealiMilletinin cevabı sadece: "Lut'un ailesini kasabanızdan çıkarın, güya onlar temiz kalmaya çalışan insanlarmış" demek oldu
Saheeh InternationalBut the answer of his people was not except that they said, "Expel the family of Lot from your city. Indeed, they are people who keep themselves pure
Elmalılı Hamdi YazırBuna kavminin cevabı sadece: "Lût ailesini memleketinizden çıkarın; baksanıza onlar (bizim yaptıklarımızdan) temiz kalmak isteyen insanlarmış!" demelerinden ibaret oldu
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine onu ve ailesini kurtardık, yalnız karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk
Saheeh InternationalSo We saved him and his family, except for his wife; We destined her to be of those who remained behind
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine onu ve ailesini kurtardık. Yalnız karısı müstesna; onun geride (azaba uğrayanların içinde) kalmasını takdir ettik
Diyanet İşleri MealiGeride kalanların üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılan fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi
Saheeh InternationalAnd We rained upon them a rain [of stones], and evil was the rain of those who were warned
Elmalılı Hamdi YazırOnların üzerlerine öyle bir yağmur indirdik ki, ne kötü idi uyarılanların yağmuru
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Hamd Allah'a mahsustur, seçtiği kullarına selam olsun. Allah mı daha iyidir, yoksa O'na koştukları ortaklar mı
Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "Praise be to Allah, and peace upon His servants whom He has chosen. Is Allah better or what they associate with Him
Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) de ki: "Hamd olsun Allah'a, selam olsun seçkin kıldığı kullarına. Allah mı hayırlı, yoksa O'na koştukları ortaklar mı
Diyanet İşleri MealiYoksa gökleri ve yeri yaratan, gökten size su indirip onunla, bir ağacını bile bitirmeye gücünüzün yetmediği, güzel güzel bahçeler meydana getiren mi? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? Hayır; onlar taptıklarını Allah'a eşit tutan bir millettir
Saheeh International[More precisely], is He [not best] who created the heavens and the earth and sent down for you rain from the sky, causing to grow thereby gardens of joyful beauty which you could not [otherwise] have grown the trees thereof? Is there a deity with Allah? [No], but they are a people who ascribe equals [to Him]
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlar mı hayırlı) yoksa, gökleri ve yeri yaratan, gökten size su indiren mi? Çünkü biz onunla, bir ağacını bile bitirmeye gücünüzün yetmediği güzel güzel bahçeler bitirmişizdir. Allah'la beraber başka bir ilâh mı var! Doğrusu onlar sapıklıkta devameden bir güruhtur
Diyanet İşleri MealiYoksa yeri, yaratıklarının oturmasına elverişli kılan ve aralarında ırmaklar meydana getiren, yeryüzüne sabit dağlar yerleştiren, iki deniz arasına engel koyan mı? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? Hayır; çoğu bilmezler
Saheeh InternationalIs He [not best] who made the earth a stable ground and placed within it rivers and made for it firmly set mountains and placed between the two seas a barrier? Is there a deity with Allah? [No], but most of them do not know
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlar mı hayırlı) yoksa, yeryüzünü oturmaya elverişli kılan, aralarında nehirler akıtan, onun için sabit dağlar yaratan, iki deniz arasına engel koyan mı? Allah'ın yanında başka bir ilâh mı var? Hayır onların çoğu (hakikatları) bilmiyorlar
Diyanet İşleri MealiYoksa, darda kalana, kendisine yakardığı zaman karşılık veren, başındaki sıkıntıyı gideren ve sizi yeryüzünün sahipleri yapan mı? Allah'ın yanında başka bir tanrı mi? Pek kıt düşünüyorsunuz
Saheeh InternationalIs He [not best] who responds to the desperate one when he calls upon Him and removes evil and makes you inheritors of the earth? Is there a deity with Allah? Little do you remember
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlar mı hayırlı) yoksa, kendine yalvardığı zaman bunalmışa karşılık veren ve başındaki sıkıntıyı gideren, sizi yeryüzünün hakimleri yapan mı? Allah'ın yanında başka bir ilâh mı var? Ne kıt düşünüyorsunuz
Diyanet İşleri MealiYoksa, karanın ve denizin karanlıklarında size yol bulduran, rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen mi? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? Allah, koştukları eşlerden yücedir
Saheeh InternationalIs He [not best] who guides you through the darknesses of the land and sea and who sends the winds as good tidings before His mercy? Is there a deity with Allah? High is Allah above whatever they associate with Him
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlar mı hayırlı) yoksa, karanın ve denizin karanlıkları içinde size yolu bulduran, rahmetinin (yağmurun) önünde rüzgarları müjdeci olarak gönderen mi? Allah'ın yanında başka bir ilâh mı var? Allah onların koştukları ortaklardan çok yücedir, münezzehtir
Diyanet İşleri MealiYoksa, önce yaratan, sonra da yaratmayı tekrar edecek olan; size gökten ve yerden rızık veren mi? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? De ki: "Eğer doğru sözlülerden iseniz, açık delilinizi getirin
Saheeh InternationalIs He [not best] who begins creation and then repeats it and who provides for you from the heaven and earth? Is there a deity with Allah? Say, "Produce your proof, if you should be truthful
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlar mı hayırlı) yoksa, önce yaratan, sonra yaratmayı tekrar eden ve sizi hem gökten, hem yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber başka bir ilâh mı var? De ki: Eğer doğru söylüyorsanız, siz kesin delilinizi getirin haydi
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka bilen yoktur." Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler
Saheeh InternationalSay, "None in the heavens and earth knows the unseen except Allah, and they do not perceive when they will be resurrected
Elmalılı Hamdi YazırDe ki: Göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilmez. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler
Diyanet İşleri MealiAhirete dair bilgileri yeterli midir? Hayır; ondan şüphe etmektedirler. Hayır; ona karşı kördürler
Saheeh InternationalRather, their knowledge is arrested concerning the Hereafter. Rather, they are in doubt about it. Rather, they are, concerning it, blind
Elmalılı Hamdi YazırFakat ahiret hakkında bilgiler onlara ardarda gelmektedir. Ama onlar bundan bir şüphe içindedirler. Çünkü onlar bundan yana kördürler
Diyanet İşleri Mealiİnkar edenler: "Biz ve babalarımız toprak olduğumuzda mı, doğrusu bizler mi tekrar çıkarılacağız? Bununla biz de, daha önce babalarımız da, and olsun ki, tehdit edilmiştik. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" dediler
Saheeh InternationalAnd those who disbelieve say, "When we have become dust as well as our forefathers, will we indeed be brought out [of the graves]
Elmalılı Hamdi Yazırİnkârcılar dediler ki: "Sahi biz ve atalarımız toprak olduktan sonra gerçekten (diriltilip) çıkarılacak mıyız
Diyanet İşleri Mealiİnkar edenler: "Biz ve babalarımız toprak olduğumuzda mı, doğrusu bizler mi tekrar çıkarılacağız? Bununla biz de, daha önce babalarımız da, and olsun ki, tehdit edilmiştik. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" dediler
Saheeh InternationalWe have been promised this, we and our forefathers, before. This is not but legends of the former peoples
Elmalılı Hamdi YazırAnd olsun ki, bu tehdit bize yapıldığı gibi, daha önce atalarımıza da yapılmıştır. Bu öncekilerin masallarından başka bir şey değildir
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Yeryüzünde gezin, suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bakın
Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "Travel through the land and observe how was the end of the criminals
Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Hele bir yeryüzünde gezin de, günahkarların sonu nice oldu, bir bakın
Diyanet İşleri MealiOnlara üzülme. Hilelerine karşı da sıkılma
Saheeh InternationalAnd grieve not over them or be in distress from what they conspire
Elmalılı Hamdi Yazır(Habibim!) Onlara karşı mahzun olma, kurmakta oldukları tuzaklardan ötürü de sıkıntı duyma
Diyanet İşleri MealiOnlar: "Eğer doğru söylüyorsanız, bildirin, bu sözünüz ne zaman yerine gelecektir?" derler
Saheeh InternationalAnd they say, "When is [the fulfillment of] this promise, if you should be truthful
Elmalılı Hamdi YazırBir de, "Eğer doğru söylüyorsanız bu vaad (ettiğiniz azab) hani, ne zaman?" derler
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Acele ettiğiniz şeyin bir kısmı belki hemen başınıza gelir
Saheeh InternationalSay, "Perhaps it is close behind you - some of that for which you are impatient
Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Çabucak gelmesini istediğiniz şeyin (azabın) bir kısmı herhalde yakında ensenize binecektir
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord is full of bounty for the people, but most of them do not show gratitude
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir; fakat insanların çoğu şükretmezler
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz Rabbin onların gönüllerinin gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord knows what their breasts conceal and what they declare
Elmalılı Hamdi YazırRabbin elbette onların sinelerinin gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir
Diyanet İşleri MealiGökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta olmasın
Saheeh InternationalAnd there is nothing concealed within the heaven and the earth except that it is in a clear Register
Elmalılı Hamdi YazırGökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Lehvi mahfuzda) bulunmasın
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kuran, İsrailoğullarına, ayrılığa düştükleri şeyin çoğunu anlatmaktadır
Saheeh InternationalIndeed, this Qur'an relates to the Children of Israel most of that over which they disagree
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki bu Kur'ân, İsrail oğullarına, hakkında ihtilaf edegeldikleri şeylerin pek çoğunu anlatmaktadır
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Kuran, inananlara doğruluk rehberi ve rahmettir
Saheeh InternationalAnd indeed, it is guidance and mercy for the believers
Elmalılı Hamdi YazırVe o, müminler için gerçekten bir hidayet rehberi ve rahmettir
Diyanet İşleri MealiRabbin şüphesiz, aralarında, kendi hükmünü verecektir. O güçlüdür, bilendir
Saheeh InternationalIndeed, your Lord will judge between them by His [wise] judgement. And He is the Exalted in Might, the Knowing
Elmalılı Hamdi YazırRabbin şüphesiz, onlar arasında kendi hükmünü verecektir. O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir
Diyanet İşleri MealiAllah'a güven, şüphesiz sen apaçık gerçek üzerindesin
Saheeh InternationalSo rely upon Allah; indeed, you are upon the clear truth
Elmalılı Hamdi YazırVe o halde sen Allah'a güven. Çünkü sen, apaçık hakikatin üzerindesin
Diyanet İşleri MealiSen, ölülere şüphesiz ki işittiremezsin; dönüp giden sağırlara da çağrıyı duyuramazsın
Saheeh InternationalIndeed, you will not make the dead hear, nor will you make the deaf hear the call when they have turned their backs retreating
Elmalılı Hamdi YazırBil ki sen, ölülere işittiremezsin, arkasını dönüp kaçmakta olan sağırlara da daveti duyuramazsın
Diyanet İşleri MealiKörleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola döndüremezsin; ancak ayetlerimize inananlara sen duyurabilirsin; işte onlar Müslümanlardır
Saheeh InternationalAnd you cannot guide the blind away from their error. You will only make hear those who believe in Our verses so they are Muslims [submitting to Allah]
Elmalılı Hamdi YazırSen körleri sapıklıklarından çevirip doğru yola getirecek değilsin. Ancak (gönülden) teslim olarak âyetlerimize iman edenlere duyurabilirsin
Diyanet İşleri MealiKendilerine söylenmiş olan başlarına geldiği zaman, yerden bir çeşit hayvan çıkarırız ki o, onlara, insanların ayetlerimize kesin olarak inanmadıkların söyler
Saheeh InternationalAnd when the word befalls them, We will bring forth for them a creature from the earth speaking to them, [saying] that the people were, of Our verses, not certain [in faith]
Elmalılı Hamdi YazırSöylenen başlarına geleceği vakit, bunlar için yerden bir "dâbbe" (canlı) çıkarırız ki bu, onlara insanların âyetlerimize kesin bir iman getirmemiş olduklarını söyler
Diyanet İşleri MealiO gün her ümmetin ayetlerimizi yalanlayanlarını toplarız. Onlar bir arada tutulup, hesap yerine sevkedilirler
Saheeh InternationalAnd [warn of] the Day when We will gather from every nation a company of those who deny Our signs, and they will be [driven] in rows
Elmalılı Hamdi YazırVe her ümmetin âyetlerimizi yalan sayanlarından bir cemaati toplayacağımız gün, artık onlar bir arada tutulup (hesap yerine) sevkedilirler
Diyanet İşleri MealiGeldikleri zaman Allah: "Ayetlerimi anlamadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa yaptığınız neydi?" der
Saheeh InternationalUntil, when they arrive [at the place of Judgement], He will say, "Did you deny My signs while you encompassed them not in knowledge, or what [was it that] you were doing
Elmalılı Hamdi YazırNihayet (oraya) geldikleri vakit Allah buyurur: "Siz benim âyetlerimi, ne olduğunu kavramadan yalan saydınız öyle mi? Yoksa yaptığınız başka neydi
Diyanet İşleri MealiHaksızlıklarından ötürü, söylenilen söz başlarına gelir. Artık konuşamaz olurlar
Saheeh InternationalAnd the decree will befall them for the wrong they did, and they will not [be able to] speak
Elmalılı Hamdi YazırYaptıkları haksızlıktan dolayı, o söz gerçekleşmiştir; artık onlar konuşamazlar
Diyanet İşleri MealiSize geceyi dinlenesiniz diye karanlık ve gündüzü çalışasınız diye aydınlık olarak yarattığımızı görmediler mi? Doğrusu bunda, inanan millet için dersler vardır
Saheeh InternationalDo they not see that We made the night that they may rest therein and the day giving sight? Indeed in that are signs for a people who believe
Elmalılı Hamdi YazırGörmediler mi ki, dinlensinler diye geceyi yarattık ve (çalışsınlar diye) gündüzü apaydınlık yaptık. İman eden bir kavim için elbette bunda ibretler vardır
Diyanet İşleri MealiSura üfürüldüğü gün, Allah'ın diledikleri bir yana, göklerde olanlar da yerde olanlar da, korku içinde kalırlar. Hepsi Allah'a boyunları bükülmüş olarak gelirler
Saheeh InternationalAnd [warn of] the Day the Horn will be blown, and whoever is in the heavens and whoever is on the earth will be terrified except whom Allah wills. And all will come to Him humbled
Elmalılı Hamdi YazırSûr'a üfürüldüğü gün Allah'ın diledikleri müstesna göklerde ve yerde bulunanlar hep dehşete kapılır. Hepsi boyunları bükük olarak O'na gelirler
Diyanet İşleri MealiDağları yerinde donmuş gibi durur görürsün, oysa onlar bulutlar gibi geçerler. Bu her şeyi sağlam tutan Allah'ın işidir. Doğrusu O, yaptıklarınızdan haberdardır
Saheeh InternationalAnd you see the mountains, thinking them rigid, while they will pass as the passing of clouds. [It is] the work of Allah, who perfected all things. Indeed, He is Acquainted with that which you do
Elmalılı Hamdi YazırSen dağları görürsün de, yerinde durur sanırsın. Oysa onlar bulutun yürümesi gibi yürümektedirler. Bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah'ın sanatıdır. Şüphesiz ki O, yaptıklarınızdan tamamıyla haberdardır
Diyanet İşleri MealiKim bir iyilik getirirse, ona daha iyisi verilir. Onlar o günün korkusundan güvendedirler
Saheeh InternationalWhoever comes [at Judgement] with a good deed will have better than it, and they, from the terror of that Day, will be safe
Elmalılı Hamdi YazırKim iyilikle gelirse, ona daha iyisi verilir ve onlar o gün korkudan da emin kalırlar
Diyanet İşleri MealiKötülük getiren kimseler, yüzükoyun ateşe atılırlar. "Yaptıklarınızdan başka bir şeyle mi cezalandırılacaksınız?" denir
Saheeh InternationalAnd whoever comes with an evil deed - their faces will be overturned into the Fire, [and it will be said], "Are you recompensed except for what you used to do
Elmalılı Hamdi YazırHer kim de kötülükle gelirse artık yüzleri ateşte sürtülür. "Başka değil ancak yaptığınız amellerin cezasını çekeceksiniz." (denir)
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Ben, yalnız her şeyin sahibi olan ve bu kutlu kılınmış şehrin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Müslümanlardan olmakla ve Kuran okumakla emrolundum." Kim doğru yolu bulmuşsa, yalnız kendisi için bulmuş olur, kim sapıtmışsa kendine etmiş olur. De ki: "Ben sadece, uyaranlardan biriyim
Saheeh International[Say, O Muhammad], "I have only been commanded to worship the Lord of this city, who made it sacred and to whom [belongs] all things. And I am commanded to be of the Muslims [those who submit to Allah]
Elmalılı Hamdi Yazır(De ki): "Ben ancak her şeyin sahibi olan ve burayı kutlu kılan bu şehrin (Mekke'nin) Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Yine bana müslümanlardan olmam emredildi
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Ben, yalnız her şeyin sahibi olan ve bu kutlu kılınmış şehrin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Müslümanlardan olmakla ve Kuran okumakla emrolundum." Kim doğru yolu bulmuşsa, yalnız kendisi için bulmuş olur, kim sapıtmışsa kendine etmiş olur. De ki: "Ben sadece, uyaranlardan biriyim
Saheeh InternationalAnd to recite the Qur'an." And whoever is guided is only guided for [the benefit of] himself; and whoever strays - say, "I am only [one] of the warners
Elmalılı Hamdi YazırVe Kur'ân'ı okumam emredildi." Artık kim doğru yola gelirse, yalnız kendisi için gelmiş olur; kim de saparsa ona de ki: "Ben sadece uyarıcılardanım
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Hamd Allah'a mahsustur. O, ayetlerini size gösterecek, siz de onları bileceksiniz." Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir
Saheeh InternationalAnd say, "[All] praise is [due] to Allah. He will show you His signs, and you will recognize them. And your Lord is not unaware of what you do
Elmalılı Hamdi YazırVe şöyle de: Hamd, Allah'a mahsustur. O, âyetlerini size gösterecek, siz de onları görüp tanıyacaksınız. Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir