27. An-Naml سُورَةُ النَّمۡلِ
Süleyman AteşTa sin. Şunlar Kur'an'ın ve apaçık bir Kitabın ayetleridir
Ali BulaçTa, sin. Bunlar Kur'an'ın ve apaçık olan Kitab'ın ayetleridir
Yusuf AliThese are verses of the Qur'an,-a book that makes (things) clear
Süleyman Ateşİnananlara yol gösterici ve müjdedir
Ali BulaçMü'minler için bir hidayet ve bir müjdedir
Yusuf AliA guide: and glad tidings for the believers
Süleyman AteşOnlar ki namazı kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak inanırlar
Ali BulaçKi onlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve onlar, ahirete kesin bilgiyle iman ederler
Yusuf AliThose who establish regular prayers and give in regular charity, and also have (full) assurance of the hereafter
Süleyman AteşAhirete inanmayanların işlerini kendilerine süslemişizdir, onlar körü körüne bocalarlar
Ali BulaçAhirete inanmayanlara gelince; Biz onlara kendi yaptıklarını süslemişiz, böylece onlar, 'körlük içinde şaşkınca dolaşırlar
Yusuf AliAs to those who believe not in the Hereafter, We have made their deeds pleasing in their eyes; and so they wander about in distraction
Süleyman AteşOnlar, öyle kimselerdir ki, en kötü azab kendilerinindir. Ve onlar ahirette de en çok ziyana uğrayanlardır
Ali Bulaçİşte onlar; en kötü azap onlarındır ve ahirette de en büyük kayba uğrayanlardır
Yusuf AliSuch are they for whom a grievous Penalty is (waiting); and in the Hereafter theirs will be the greatest loss
Süleyman Ateş(Ey Muhammed) Sana bu Kur'an, hüküm ve hikmet sahibi, (herşeyi) bilen (Allah) katından verilmektedir
Ali BulaçHiç şüphesiz, bu Kur'an, sana, hüküm ve hikmet sahibi olan, (ve herşeyi gerçeğiyle) bilen (Allah'ın) Katından ilka edilmektedir
Yusuf AliAs to thee, the Qur'an is bestowed upon thee from the presence of one who is wise and all-knowing
Süleyman AteşMusa, ailesine: "Ben bir ateş gördüm (gidip) size ondan bir haber getireyim, yahut size bir ateş koru getireyim de ısınasınız." demişti
Ali BulaçHani Musa ailesine: "Şüphesiz ben bir ateş gördüm" demişti. "Size ondan ya bir haber veya ısınmanız için bir kor ateş getireceğim
Yusuf AliBehold! Moses said to his family: "I perceive a fire; soon will I bring you from there some information, or I will bring you a burning brand to light our fuel, that ye may warn yourselves
Süleyman AteşOraya gelince (kendisine) seslenildi: "Ateşin içinde bulunan da, çevresinde olan da mübarek kılındı. Alemlerin Rabbi Allah, eksikliklerden münezzehtir
Ali BulaçOraya gittiğinde, kendisine seslenildi: "Ateş (yerin)de olanlar da, çevresinde bulunanlar da kutlu kılınmıştır. Alemlerin Rabbi olan Allah Yücedir
Yusuf AliBut when he came to the (fire), a voice was heard: "Blessed are those in the fire and those around: and glory to God, the Lord of the worlds
Süleyman AteşEy Musa, gerçek şu ki ben, güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ım
Ali BulaçEy Musa, gerçekten Ben, güçlü ve üstün, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ım
Yusuf AliO Moses! verily, I am God, the exalted in might, the wise
Süleyman AteşAsanı at! (Musa attığı) asasının küçük bir yılan gibi titreştiğini görünce (korkudan) arkaya dön(üp kaç)dı, geri dön(üp bak)madı (bile). "Ey Musa korkma, çünkü ben (evet), benim huzurumda elçiler korkmaz(lar)
Ali BulaçAsanı bırak;" (Bıraktı ve) onun çevik bir yılan gibi hareket etttiğini görünce, geriye doğru kaçtı ve arkasına bakmadı. “Ey Musa, korkma; şüphesiz Ben(im); Benim yanımda gönderilen (elçiler) korkmaz
Yusuf AliNow do thou throw thy rod!" But when he saw it moving (of its own accord)as if it had been a snake, he turned back in retreat, and retraced not his steps: "O Moses!" (it was said), "Fear not: truly, in My presence, those called as apostles ha ve no fear
Süleyman AteşAncak zulmeden, sonra yaptığı kötülüğün yerine iyilik yapan olursa ona karşı da ben bağışlayıcı, esirgeyiciyim
Ali BulaçAncak zulmeden başka; sonra kötülüğün ardından iyiliğe çevirirse, artık şüphesiz Ben, bağışlayanım, esirgeyenim
Yusuf AliBut if any have done wrong and have thereafter substituted good to take the place of evil, truly, I am Oft-Forgiving, Most Merciful
Süleyman AteşElini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz (parıl parıl) çıksın. (Bu da) Fir'avn'a ve onun kavmine (göstereceğin) dokuz mu'cize içindedir. Çünkü onlar yoldan çıkan bir kavimdir
Ali BulaçVe elini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz çıkıversin, (bu,) Firavun ve kavmine olan dokuz ayet (mucize) içinde(n biri)dir. Gerçekten onlar, fasık olan bir kavimdir
Yusuf AliNow put thy hand into thy bosom, and it will come forth white without stain (or harm): (these are) among the nine Signs (thou wilt take) to Pharaoh and his people: for they are a people rebellious in transgression
Süleyman AteşOnlara açıkça görünen ayetlerimiz gelince: "Bu, apaçık bir büyüdür" dediler
Ali BulaçAyetlerimiz onlara, gözler önünde sergilenmiş olarak gelince dediler ki: "Bu, apaçık olan bir büyüdür
Yusuf AliBut when Our Signs came to them, that should have opened their eyes, they said: "This is sorcery manifest
Süleyman AteşVicdanları, onlar(ın doğruluğun)a kanaat getirdiği halde, sırf haksızlık ve böbürlenme yüzünden onları inkar ettiler. Bak işte o bozguncuların sonu nasıl oldu
Ali BulaçVicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak
Yusuf AliAnd they rejected those Signs in iniquity and arrogance, though their souls were convinced thereof: so see what was the end of those who acted corruptly
Süleyman AteşAndolsun biz, Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik de onlar: "Bizi inanan kullarından birçoğuna üstün kılan Allah'a hamdolsun." dediler
Ali BulaçAndolsun, Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik: "Bizi inanmış kullarından birçoğuna göre üstün kılan Allah'a hamd olsun." dediler
Yusuf AliWe gave (in the past) knowledge to David and Solomon: And they both said: "Praise be to God, Who has favoured us above many of his servants who believe
Süleyman AteşSüleyman, Davud'a mirasçı oldu ve dedi ki: "Ey insanlar, bize kuşların dili öğretildi. Ve bize her şeyden (bolca) bir pay verildi. İşte bu, açık bir lutuftur
Ali BulaçSüleyman, Davud'a mirasçı oldu ve dedi ki: "Ey insanlar, bize kuşların konuşma-dili öğretildi ve bize herşeyden (bol bir nimet) verildi. Gerçekten bu, apaçık bir üstünlüktür
Yusuf AliAnd Solomon was David's heir. He said: "O ye people! We have been taught the speech of birds, and on us has been bestowed (a little) of all things: this is indeed Grace manifest (from God)
Süleyman AteşSüleyman'a cinlerden insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı, hepsi bir arada düzenli olarak sevk ediliyordu
Ali BulaçSüleyman'a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı ve bunlar bölükler halinde dağıtıldı
Yusuf AliAnd before Solomon were marshalled his hosts,- of Jinns and men and birds, and they were all kept in order and ranks
Süleyman AteşKarınca vadisine geldikleri zaman bir karınca: "Ey karıncalar dedi, yuvalarınıza girin ki Süleyman ve orduları farkında olmayarak sizi ezmesinler
Ali BulaçNihayet karınca vadisine geldiklerinde, bir dişi karınca dedi ki: "Ey karınca topluluğu, kendi yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları, farkında olmaksızın sizi kırıp-geçmesin
Yusuf AliAt length, when they came to a (lowly) valley of ants, one of the ants said: "O ye ants, get into your habitations, lest Solomon and his hosts crush you (under foot) without knowing it
Süleyman Ateş(Süleyman) Onun sözüne gülümseyerek dedi: "Rabbim, bana ve anama, babama lutfettiğin ni'mete şükretmemi, senin beğeneceğin faydalı bir iş yapmamı gönlüme ilham eyle ve rahmetinle beni iyi kullarının arasına sok
Ali Bulaç(Süleyman) Bu sözü üzerine tebessüm edip güldü ve dedi ki: "Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham et ve beni rahmetinle salih kulların arasına kat
Yusuf AliSo he smiled, amused at her speech; and he said: "O my Lord! so order me that I may be grateful for Thy favours, which thou hast bestowed on me and on my parents, and that I may work the righteousness that will please Thee: And admit me, by Th y Grace, to the ranks of Thy righteous Servants
Süleyman AteşKuşları teftiş etti, (içlerinde hüdhüdü bulamadı), dedi ki: "Neden hüdhüdü göremiyorum, yoksa kayıplardan mı oldu
Ali BulaçKuşları denetledikten sonra dedi ki: "Hüdhüd'ü neden göremiyorum, yoksa kaybolanlardan mı oldu
Yusuf AliAnd he took a muster of the Birds; and he said: "Why is it I see not the Hoopoe? Or is he among the absentees
Süleyman AteşOna çetin bir azabedeceğim, ya da onu keseceğim. Yahut da bana (mazeretini belirten) açık bir delil getirecek
Ali BulaçOnu gerçekten şiddetli bir azapla azaplandıracağım, ya da onu boğazlayacağım veya o, bana apaçık olan bir delil getirmelidir
Yusuf AliI will certainly punish him with a severe penalty, or execute him, unless he bring me a clear reason (for absence)
Süleyman AteşÇok geçmeden (hüdhüd) geldi: "Ben, dedi, senin görmediğin bir şey gördüm ve Seba'dan sana gerçek bir haber getirdim
Ali BulaçDerken uzun zaman geçmeden geldi ve dedi ki: "Senin kuşatamadığın (öğrenemediğin) şeyi, ben kuşattım ve sana Saba'dan kesin bir haber getirdim
Yusuf AliBut the Hoopoe tarried not far: he (came up and) said: "I have compassed (territory) which thou hast not compassed, and I have come to thee from Saba with tidings true
Süleyman AteşBen onlara hükümdarlık eden bir kadın buldum, kendisine her şey verilmiş ve büyük bir tahtı var
Ali BulaçGerçekten ben, onlara hükmetmekte olan bir kadın buldum ki, ona herşeyden (bolca) verilmiştir ve büyük bir tahtı var
Yusuf AliI found (there) a woman ruling over them and provided with every requisite; and she has a magnificent throne
Süleyman AteşOnun ve kavminin, Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan onlara işlerini süsleyip onları doğru yoldan çevirmiş, bu yüzden yola gelmiyorlar
Ali BulaçOnu ve kavmini, Allah'ı bırakıp da güneşe secde etmektelerken buldum, şeytan onlara yaptıklarını süslemiştir, böylece onları (doğru) yoldan alıkoymuştur; bundan dolayı onlar hidayet bulmuyorlar
Yusuf AliI found her and her people worshipping the sun besides God: Satan has made their deeds seem pleasing in their eyes, and has kept them away from the Path,- so they receive no guidance
Süleyman AteşGöklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran ve gizlediklerini ve açığa vurduklarını bilen Allah'a secde etmeleri gerekmez mi
Ali BulaçKi onlar, göklerde ve yerde saklı olanı ortaya çıkaran ve sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilen Allah'a secde etmesinler diye (yapmaktadırlar)
Yusuf Ali(Kept them away from the Path), that they should not worship God, Who brings to light what is hidden in the heavens and the earth, and knows what ye hide and what ye reveal
Süleyman AteşAllah ki, O'ndan başka Tanrı yoktur, büyük Arş'ın sahibidir
Ali BulaçO Allah, O'ndan başka İlah yoktur, büyük Arş'ın Rabbidir
Yusuf AliGod!- there is no god but He!- Lord of the Throne Supreme
Süleyman Ateş(Süleyman): "Bakalım, dedi, doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın
Ali Bulaç(Süleyman:) "Durup bekleyeceğiz, doğruyu mu söyledin, yoksa yalancılardan mı oldun?" dedi
Yusuf Ali(Solomon) said: "Soon shall we see whether thou hast told the truth or lied
Süleyman AteşBu mektubumu götür, onlara at, sonra onlardan biraz öteye çekil de bak, neye başvuruyorlar (ne yapacaklar)
Ali BulaçBu mektubumla git, onu kendilerine bırak sonra onlardan (biraz) uzaklaş, böylelikle bir bakıver, neye başvuracaklar
Yusuf AliGo thou, with this letter of mine, and deliver it to them: then draw back from them, and (wait to) see what answer they return
Süleyman Ateş(Hüdhüd'ün mektubu götürüp kendisine attığı Seba melikesi Belkis) Danışmanlarına dedi ki: "Ey ileri gelenler, bana çok önemli bir mektup bırakıldı
Ali Bulaç(Hüdhüd'ün mektubu götürüp bırakmasından sonra Saba melikesi Belkıs:) Dedi ki: "Ey önde gelenler gerçekten bana oldukça önemli bir mektup bırakıldı
Yusuf Ali(The queen) said: "Ye chiefs! here is delivered to me - a letter worthy of respect
Süleyman AteşO Süleyman'dandır ve Rahman ve Rahim Allah'ın adiyle (başlamakta)dır. Lo! it is from Solomon, and lo! it is: In the name of Allah the Beneficent, the Merciful
Ali BulaçGerçek şu ki, bu, Süleyman'dandır ve 'Şüphesiz Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla' (başlamakta)dır
Yusuf AliIt is from Solomon, and is (as follows): 'In the name of God, Most Gracious, Most Merciful
Süleyman AteşBana karşı büyüklük taslamayın ve bana teslim olarak gelin (diye yazıyor)
Ali Bulaç(İçinde de:) "Bana karşı büyüklük göstermeyin ve bana Müslüman olarak gelin" diye (yazılmaktadır)
Yusuf AliBe ye not arrogant against me, but come to me in submission (to the true Religion)
Süleyman AteşEy ileri gelenler, dedi, bu işimde bana bir fikir verin; ben, siz olmadıkça hiçbir işi kesip atmam
Ali BulaçDedi ki: "Ey önde gelenler, bu işimde bana görüş belirtin, siz (herşeye) şahidlik etmedikçe ben hiçbir işte kesin (karar veren biri) değilim
Yusuf AliShe said: "Ye chiefs! advise me in (this) my affair: no affair have I decided except in your presence
Süleyman AteşDediler ki: "Biz güçlüyüz, yaman savaşçılarız ama emir senindir. Bak, ne buyurursan öyle yaparız
Ali BulaçDediler ki: "Biz kuvvet sahibiyiz ve zorlu savaşçılarız. İş konusunda karar senindir, artık sen bak, neyi emredersen (biz uygularız)
Yusuf AliThey said: "We are endued with strength, and given to vehement war: but the command is with thee; so consider what thou wilt command
Süleyman AteşDedi: "Hükümdarlar bir ülkeye girdiler mi, orayı bozarlar, halkının şereflilerini alçaltırlar, (evet) böyle yaparlar
Ali BulaçDedi ki: "Gerçekten hükümdarlar bir ülkeye girdikleri zaman, orasını bozguna uğratırlar ve halkından onur sahibi olanları hor ve aşağılık kılarlar; işte onlar, böyle yaparlar
Yusuf AliShe said: "Kings, when they enter a country, despoil it, and make the noblest of its people its meanest thus do they behave
Süleyman AteşBen onlara bir hediye göndereyim de bakayım elçiler ne ile dönecekler
Ali BulaçBen onlara bir hediye göndereyim de, bir bakayım elçiler neyle dönerler
Yusuf AliBut I am going to send him a present, and (wait) to see with what (answer) return (my) ambassadors
Süleyman Ateş(Elçi, hediyelerle) Süleyman'a gelince (Süleyman) dedi ki: "Siz bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Hediyenizle ancak siz sevinirsiniz
Ali Bulaç(Elçi hediyelerle) Süleyman'a geldiği zaman: "Sizler bana mal ile yardımda mı bulunmak istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır; hayır, siz, hediyenizle sevinip öğünebilirsiniz" dedi
Yusuf AliNow when (the embassy) came to Solomon, he said: "Will ye give me abundance in wealth? But that which God has given me is better than that which He has given you! Nay it is ye who rejoice in your gift
Süleyman AteşSen, onlara dön (söyle): onlara, kendilerinin asla karşı koyamayacakları ordularla gelirim ve onları hor ve hakir bir durumda oradan sürüp çıkarırım
Ali BulaçSen onlara dön, Biz onlara öyle ordularla geliriz ki, onların karşı koymaları mümkün değil ve Biz onları ordan horlanmış-aşağılanmış ve küçük düşürülmüşler olarak sürüp çıkarırız
Yusuf AliGo back to them, and be sure we shall come to them with such hosts as they will never be able to meet: We shall expel them from there in disgrace, and they will feel humbled (indeed)
Süleyman Ateş(Elçi gittikten sonra Süleyman, danışmanlarını topladı): "Ey ileri gelenler, dedi, onların bana teslim olarak gelmelerinden önce hanginiz onun tahtını bana getirebilir
Ali Bulaç(Elçinin gitmesinden sonra Süleyman:) "Ey önde gelenler, onlar bana teslim olmuş (Müslüman)lar olarak gelmeden önce, sizden kim onun tahtını bana getirebilir?" dedi
Yusuf AliHe said (to his own men): "Ye chiefs! which of you can bring me her throne before they come to me in submission
Süleyman AteşCinlerden bir ifrit (kötü bir cin): "Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm, dedi, bunu yapmağa gücüm yeter ve bana güvenilir
Ali BulaçCinlerden ifrit: "Sen daha makamından kalkmadan, ben onu sana getirebilirim, ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim." dedi
Yusuf AliSaid an 'Ifrit, of the Jinns: "I will bring it to thee before thou rise from thy council: indeed I have full strength for the purpose, and may be trusted
Süleyman AteşYanında Kitaptan bir ilim bulunan kimse de: "Sen gözünü açıp yummadan ben onu sana getirebilirim." dedi. (Süleyman) tahtı yanına yerleşmiş görünce dedi ki: "Bu, Rabbimin lutfundandır. (Kendisine) şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak istiyor. Şükreden kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, Rabbim zengindir (onun şükrüne muhtaç değildir), kerimdir (çok ikram sahibidir, yücedir)
Ali BulaçKendi yanında kitaptan ilmi olan biri dedi ki: "Ben, (gözünü açıp kapamadan) onu sana getirebilirim." Derken (Süleyman) onu kendi yanında durur vaziyette görünce dedi ki: "Bu Rabbimin fazlındandır, O'na şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti). Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir, kim nankörlük ederse, gerçekten benim Rabbim Gani (hiçbir şeye ve kimseye ihtiyacı olmayan)dır, Kerim olandır
Yusuf AliSaid one who had knowledge of the Book: "I will bring it to thee within the twinkling of an eye!" Then when (Solomon) saw it placed firmly before him, he said: "This is by the Grace of my Lord!- to test me whether I am grateful or ungrateful! a nd if any is grateful, truly his gratitude is (a gain) for his own soul; but if any is ungrateful, truly my Lord is Free of all Needs, Supreme in Honour
Süleyman Ateş(Ve) dedi ki: "Onun tahtını tanınmaz hale getirin, bakalım tanıyabilecek mi, yoksa tanımayacak mı
Ali BulaçDedi ki: "Onun tahtını değişikliğe uğratın, bir bakalım doğru olanı bulabilecek mi, yoksa bulmayanlardan mı olacak
Yusuf AliHe said: "Transform her throne out of all recognition by her: let us see whether she is guided (to the truth) or is one of those who receive no guidance
Süleyman Ateş(Kraliçe) Gelince (ona): "Senin tahtın da böyle mi?" dendi, "Tıpkı o, dedi, zaten bize daha önce bilgi verilmişti. (Allah'ın kudretini ve senin peygamber olduğunu anlamış) ve biz müslüman olmuştuk
Ali BulaçBöylece (Belkıs) geldiği zaman ona: "Senin tahtın böyle mi?" denildi. Dedi ki: "Tıpkı kendisi. Bize ondan önce ilim verilmişti ve biz Müslüman olmuştuk
Yusuf AliSo when she arrived, she was asked, "Is this thy throne?" She said, "It was just like this; and knowledge was bestowed on us in advance of this, and we have submitted to God (in Islam)
Süleyman AteşOnu, Allah'tan başka taptığı şeyler, (bu zamana dek tevhid dinine girmekten) alıkoymuştu. Çünkü kendisi, inkar eden bir kavimden idi
Ali BulaçAllah'tan başka tapmakta olduğu şeyler onu (Müslüman olmaktan) alıkoymuştu. Gerçekte o, inkar eden bir kavimdendi
Yusuf AliAnd he diverted her from the worship of others besides God: for she was (sprung) of a people that had no faith
Süleyman AteşOna: "Köşke gir!" dendi. Köşkü görünce zemini su sandı ve bacaklarını sıvadı. (Süleyman) "O, cilalı, şeffaf sırçadandır" dedi. (Kraliçe): "Rabbim, ben kendime zulmetmişim. (Artık) Süleyman'la beraber alemlerin Rabbi Allah'a teslim oldum," dedi
Ali BulaçOna: "Köşke gir" denildi. Onu görünce derin bir su sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını açtı. (Süleyman:) Dedi ki: "Gerçekte bu, saydam camdan olma düzeltilmiş bir köşk-zemindir." Dedi ki: "Rabbim, gerçekten ben kendime zulmettim; (artık) ben Süleyman'la birlikte alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum
Yusuf AliShe was asked to enter the lofty Palace: but when she saw it, she thought it was a lake of water, and she (tucked up her skirts), uncovering her legs. He said: "This is but a palace paved smooth with slabs of glass." She said: "O my Lord! I ha ve indeed wronged my soul: I do (now) submit (in Islam), with Solomon, to the Lord of the Worlds
Süleyman AteşAndolsun biz, Semud(kavmin)e de kardeşleri Salih'i: "Allah'a kulluk edin!" demesi için gönderdik. Baktı ki onlar, birbiriyle çekişen iki bölük olmuşlar
Ali BulaçAndolsun, Biz Semud (kavmine de) kardeşleri Salih'i: "Yalnızca Allah'a kulluk edin" diye (demek üzere) gönderdik. Bir de ne görsün, onlar birbirlerine düşman kesilmiş iki gruptur
Yusuf AliWe sent (aforetime), to the Thamud, their brother Salih, saying, "Serve God": But behold, they became two factions quarrelling with each other
Süleyman AteşDedi: "Ey kavmim, iyilikten önce neden kötülüğe eviyorsunuz? Esirgenmeniz için Allah'tan mağfiret dilemeniz gerekmez mi
Ali BulaçDedi ki: "Ey kavmim, neden iyilikten önce kötülük konusunda acele davranıyorsunuz? Allah'tan bağışlanma dilemeniz gerekmez mi? Umulur ki esirgenirsiniz
Yusuf AliHe said: "O my people! why ask ye to hasten on the evil in preference to the good? If only ye ask God for forgiveness, ye may hope to receive mercy
Süleyman AteşDediler: "Senin ve seninle beraber bulunanların yüzünden uğursuzluğa uğradık." Dedi: "Uğursuzluğunuz(un sebebi), Allah'ın yanındadır (herşey O'nun takdiriyle olur). Doğrusu siz (bu olaylarla) sınanan bir toplumsunuz
Ali BulaçDediler ki: "Senin ve seninle birlikte olanlar yüzünden uğursuzluğa uğradık." Dedi ki: "Sizin uğursuzluğunuz (başınıza gelenler) Allah Katında (yazılı)dır. Hayır, siz denenmekte olan bir kavimsiniz
Yusuf AliThey said: "Ill omen do we augur from thee and those that are with thee". He said: "Your ill omen is with God; yea, ye are a people under trial
Süleyman AteşŞehirde dokuz kişi vardı ki yeryüzünde bozgunculuk yaparlar, düzeltmezlerdi
Ali BulaçŞehirde dokuzlu bir çete vardı, yeryüzünde bozgun çıkarıyorlar ve dirlik-düzenlik bırakmıyorlardı
Yusuf AliThere were in the city nine men of a family, who made mischief in the land, and would not reform
Süleyman AteşAllah'a and içerek birbirlerini: "Biz, gece ona ve ailesine baskın yap(ıp onları öldür)elim sonra velisine: 'Ailesinin öldürülüşünde bulunmadığımızı, bizim doğru olduğumuzu' söyleyelim" dediler
Ali BulaçKendi aralarında Allah adına and içerek, dediler ki: "Gece mutlaka ona ve ailesine bir baskın düzenleyelim, sonra velisine: Ailesinin yok oluşuna biz şahid olmadık ve gerçekten bizler doğruyu söyleyenleriz, diyelim
Yusuf AliThey said: "Swear a mutual oath by God that we shall make a secret night attack on him and his people, and that we shall then say to his heir (when he seeks vengeance): 'We were not present at the slaughter of his people, and we are positively telling the truth
Süleyman AteşBöyle bir tuzak kurdular, biz de onlar hiç farkında olmadan onlara bir tuzak kurduk
Ali BulaçOnlar hileli bir düzen kurdu. Biz de (onların hilesine karşı) onların farkında olmadığı bir düzen kurduk
Yusuf AliThey plotted and planned, but We too planned, even while they perceived it not
Süleyman AteşBak, işte tuzaklarının sonucu nasıl oldu, (nasıl) biz onları ve kavimlerini toptan yıktık, yok ettik
Ali BulaçArtık sen, onların kurdukları hileli-düzenin uğradığı sona bir bak; Biz, onları ve kavimlerini topluca yerle bir ettik
Yusuf AliThen see what was the end of their plot!- this, that We destroyed them and their people, all (of them)
Süleyman Ateşİşte şunlar, zulümleri yüzünden çökmüş, ıssız kalmış evleridir. Şüphesiz bunda bilen bir kavim için ibret vardır
Ali Bulaçİşte, zulmetmeleri dolayısıyla enkaza dönüşmüş ıpıssız evleri. Şüphesiz bilen bir kavim için bunda bir ayet vardır
Yusuf AliNow such were their houses, - in utter ruin, - because they practised wrong- doing. Verily in this is a Sign for people of knowledge
Süleyman Ateşİnananları ve korunanları kurtardık
Ali Bulaçİman edenleri ve sakınanları da kurtardık
Yusuf AliAnd We saved those who believed and practised righteousness
Süleyman AteşLut'u da (gönderdik), kavmine dedi ki: "Siz göre göre o aşırı kötülüğü yapıyorsunuz ha
Ali BulaçLut da; hani kavmine demişti ki: "Siz, açıkça gördüğünüz halde, yine de o çirkin utanmazlığı yapacak mısınız
Yusuf Ali(We also sent) Lut (as an apostle): behold, He said to his people, "Do ye do what is shameful though ye see (its iniquity)
Süleyman AteşSiz, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Siz gerçekten cahil bir toplumsunuz
Ali BulaçSiz gerçekten, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Hayır, siz (yaptığı şeyi) bilmeyen bir kavimsiniz
Yusuf AliWould ye really approach men in your lusts rather than women? Nay, ye are a people (grossly) ignorant
Süleyman AteşKavminin cevabı sadece şöyle demek oldu: "Lut ailesini kentinizden çıkarın, çünkü onlar temiz kalmak isteyen kimselermiş
Ali BulaçKavminin cevabı: "Lut ailesini şehrinizden sürüp çıkarın. Temiz kalmak isteyen insanlarmış" demekten başka olmadı
Yusuf AliBut his people gave no other answer but this: they said, "Drive out the followers of Lut from your city: these are indeed men who want to be clean and pure
Süleyman AteşBiz de onu ve ailesini kurtardık, yalnız karısının (azabda) kalanlardan olmasını takdir ettik
Ali BulaçBiz de, onu ve ailesini kurtardık, yalnızca karısı hariç; onu geride (azap içinde kalanlar arasında) takdir ettik
Yusuf AliBut We saved him and his family, except his wife; her We destined to be of those who lagged behind
Süleyman AteşÜzerlerine (pişmiş çamurdan bir taş) yağmur(u) indirdik. Uyarıl(ıp da aldırmay)anların yağmuru gerçekten ne kötü oldu
Ali BulaçVe üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların yağmuru ne kötüdür
Yusuf AliAnd We rained down on them a shower (of brimstone): and evil was the shower on those who were admonished (but heeded not)
Süleyman AteşDe ki: "Hamd olsun Allah'a, selam O'nun seçtiği kullarına. Allah mı hayırlı yoksa ortak koştukları şeyler mi
Ali BulaçDedi ki: "Hamd Allah'ındır ve selam O'nun seçtiği kullarının üzerinedir. Allah mı daha hayırlı yoksa onların ortak koştukları mı
Yusuf AliSay: Praise be to God, and Peace on his servants whom He has chosen (for his Message). (Who) is better?- God or the false gods they associate (with Him)
Süleyman AteşYahut gökleri ve yeri kim yarattı? Size gökten su indirdi de onunla sizin bir ağacını dahi bitiremeyeceğiniz gönül açan bahçeler bitirdik. Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? Hayır, onlar (haktan) sapan bir kavimdir
Ali Bulaç(Onlar mı) Yoksa, gökleri ve yeri yaratan ve size gökten su indiren mi? Ki onunla (o suyla) gönül alıcı bahçeler bitirdik, sizin içinse bir ağacını bitirmek (bile) mümkün değildir. Allah ile beraber başka bir İlah mı? Hayır, onlar sapıklıkta devam eden bir kavimdir
Yusuf AliOr, Who has created the heavens and the earth, and Who sends you down rain from the sky? Yea, with it We cause to grow well-planted orchards full of beauty of delight: it is not in your power to cause the growth of the trees in them. (Can there be another) god besides God? Nay, they are a people who swerve from justice
Süleyman AteşYahut şu dünyayı durulacak yer yapan, arasından ırmaklar çıkaran, üstünde sağlam dağlar yaratan ve iki deniz arasına bir perde koyan kimdir? Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? Hayır çokları bilmiyorlar
Ali BulaçYa da yeryüzünü bir karar yeri kılan, onun arasında ırmaklar var eden ve ona (yeryüzü için) sarsılmaz dağlar yaratan ve iki deniz arasında bir ara-engel (haciz) koyan mı? Allah ile beraber başka bir İlah mı? Hayır onların çoğu bilmiyorlar
Yusuf AliOr, Who has made the earth firm to live in; made rivers in its midst; set thereon mountains immovable; and made a separating bar between the two bodies of flowing water? (can there be another) god besides God? Nay, most of them know not
Süleyman AteşYahut du'a ettiği zaman darda kalmışa kim yetişiyor da kötülüğü (onun üzerinden) kaldırıyor ve sizi (eskilerin yerine) yeryüzünün sahipleri yapıyor? Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? Ne de az düşünüyorsunuz
Ali BulaçYa da sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, Kendisi'ne dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir İlah mı? Ne az öğüt-alıp düşünüyorsunuz
Yusuf AliOr, Who listens to the (soul) distressed when it calls on Him, and Who relieves its suffering, and makes you (mankind) inheritors of the earth? (Can there be another) god besides God? Little it is that ye heed
Süleyman AteşYahut karanın ve denizin karanlıkları içinde size yol gösteren kim ve rahmetinin önünde rüzgarları müjdeci gönderen kim? Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? Haşa, Allah ortak koştukları şeylerden yücedir, münezzehtir (O, eksikliklerden uzaktır)
Ali BulaçYa da karanın ve denizin karanlıkları içinde size yol gösteren ve rahmetinin önünde rüzgarları müjde vericiler olarak gönderen mi? Allah ile beraber başka bir İlah mı? Allah, onların şirk koştuklarından Yücedir
Yusuf AliOr, Who guides you through the depths of darkness on land and sea, and Who sends the winds as heralds of glad tidings, going before His Mercy? (Can there be another) god besides God?- High is God above what they associate with Him
Süleyman AteşYahut yaratmağa kim başlıyor, sonra onu (kim) iade ediyor (ölüp ortadan kalkan şeyleri yeniden yaratıyor)? Sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? De ki: "Eğer doğru iseniz delilinizi getirin
Ali BulaçYa da halkı sürekli yaratmakta olan, sonra onu iade edecek olan ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber başka bir İlah mı? De ki: "Eğer doğru söylüyor iseniz, kesin-kanıt (burhan)ınızı getiriniz
Yusuf AliOr, Who originates creation, then repeats it, and who gives you sustenance from heaven and earth? (Can there be another) god besides God? Say, "Bring forth your argument, if ye are telling the truth
Süleyman AteşDe ki: "Göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilmez. Ne zaman dirileceklerini de bilmezler
Ali BulaçDe ki: "Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka kimse bilmez. Onlar ne zaman dirileceklerinin şuuruna varmıyorlar
Yusuf AliSay: None in the heavens or on earth, except God, knows what is hidden: nor can they perceive when they shall be raised up (for Judgment)
Süleyman AteşDoğrusu onların ahiret hakkındaki bilgileri, ardarda gelip bir araya toplandı. Fakat onlar (hala) ondan bir kuşku içindedirler. Daha doğrusu, onlar ondan yana kördürler
Ali BulaçHayır, onların ahiret konusundaki bilgileri 'ard arda toplanıp pekiştirildi,’ hayır, onlar bundan bir kuşku içindedirler; hayır, onlar bundan yana kördürler
Yusuf AliStill less can their knowledge comprehend the Hereafter: Nay, they are in doubt and uncertainty thereanent; nay, they are blind thereunto
Süleyman Ateşİnkar edenler dediler ki: "Biz de babalarımız da toprak olduktan sonra mı, biz mi (diriltilip) çıkarılacağız
Ali Bulaçİnkar edenler dedi ki: "Biz ve atalarımız toprak olduktan sonra mı, gerçekten biz mi dirilip-çıkartılacakmışız
Yusuf AliThe Unbelievers say: "What! when we become dust,- we and our fathers,- shall we really be raised (from the dead)
Süleyman AteşBu tehdid, bize de; önceden atalarımıza da yapıldı. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir
Ali BulaçAndolsun, bu (azap ve dirilme tehdidi), bize ve daha önce atalarımıza va'dolunmuştur. Bu, olsa olsa geçmişlerin uydurma masallarından başkası değildir
Yusuf AliIt is true we were promised this,- we and our fathers before (us): these are nothing but tales of the ancients
Süleyman AteşDe ki: "Yeryüzünde yürüyün de suçluların sonunun nasıl olduğunu görün
Ali BulaçDe ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da, suçlu-günahkarların nasıl bir sona uğradıklarını görün
Yusuf AliSay: "Go ye through the earth and see what has been the end of those guilty (of sin)
Süleyman Ateş(Ey Muhammed) onlar(ın sözlerin)e üzülme, tuzak kurmalarından da sıkılma
Ali BulaçSen, onlara karşı hüzne kapılma ve kurdukları tuzaklardan dolayı sıkıntı içinde olma
Yusuf AliBut grieve not over them, nor distress thyself because of their plots
Süleyman AteşDoğru iseniz bu tehdid(ettiğiniz azab) ne zaman (gelecek)? diyorlar
Ali BulaçDerler ki: "Eğer doğruyu söylüyor iseniz, bu va'dolunan (azap) ne zaman
Yusuf AliThey also say: "When will this promise (come to pass)? (Say) if ye are truthful
Süleyman AteşDe ki: "Belki de acele ettiğiniz(azab)ın bir kısmı ardınıza takılmıştır, bile
Ali BulaçDe ki: "Belki de acele etmekte olduğunuzun (azabın) bir kısmı size yetişmiştir bile
Yusuf AliSay: "It may be that some of the events which ye wish to hasten on may be (close) in your pursuit
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, insanlara karşı lutuf sahibidir, fakat çokları şükretmezler
Ali BulaçŞüphesiz, senin Rabbin, insanlara karşı büyük lütuf (fazl) sahibidir, ancak insanların çoğu şükretmiyorlar
Yusuf AliBut verily thy Lord is full of grace to mankind: Yet most of them are ungrateful
Süleyman AteşVe Rabbin elbette onların göğüslerinin gizlediğini de, açığa vurduklarını da bilir
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, sinelerinin gizli tuttuklarını ve açığa vurduklarını kesin olarak bilmektedir
Yusuf AliAnd verily thy Lord knoweth all that their hearts do hide. As well as all that they reveal
Süleyman AteşGökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir Kitapta olmasın
Ali BulaçGökte ve yerde gizli olan hiçbir şey yoktur ki, apaçık olan bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) olmasın
Yusuf AliNor is there aught of the unseen, in heaven or earth, but is (recorded) in a clear record
Süleyman AteşBu Kur'an, İsrail oğullarına, kendilerinin ayrılığa düştükleri şeylerin birçoğunu anlatmaktadır
Ali BulaçGerçek şu ki, bu Kur'an, İsrailoğulları'na hakkında ayrılığa düştükleri şeylerin bir çoğunu aktarıp anlatıyor
Yusuf AliVerily this Qur'an doth explain to the Children of Israel most of the matters in which they disagree
Süleyman AteşVe elbette o, mü'minlere bir yol gösterici ve rahmettir
Ali BulaçVe gerçekten o, mü'minler için bir hidayet ve bir rahmettir
Yusuf AliAnd it certainly is a Guide and a Mercy to those who believe
Süleyman AteşŞüphesiz, Rabbin onlar arasında hükmünü verecektir. O, azizdir, hakkiyle bilendir
Ali BulaçŞüphesiz senin Rabbin, onların arasında Kendi hükmünü verecektir. O, güçlü ve üstün olandır, bilendir
Yusuf AliVerily thy Lord will decide between them by His Decree: and He is Exalted in Might, All-Knowing
Süleyman AteşAllah'a tevekkül et, çünkü sen apaçık gerçek üzerindesin
Ali BulaçSen, artık Allah'a tevekkül et; çünkü sen apaçık olan hak üzerindesin
Yusuf AliSo put thy trust in God: for thou art on (the path of) manifest Truth
Süleyman AteşSen ölülere duyuramazsın, arkalarını dönmüş kaçmakta olan sağırlara da çağrıyı işittiremezsin
Ali BulaçÇünkü gerçekten sen, ölülere (söz) dinletemezsin ve arkasını dönüp kaçan sağırlara da çağrıyı işittiremezsin
Yusuf AliTruly thou canst not cause the dead to listen, nor canst thou cause the deaf to hear the call, (especially) when they turn back in retreat
Süleyman AteşVe sen kör(ler)i içine düştükleri sapıklıklardan çıkarıp yola getiremezsin. Sen, ancak ayetlerimize inananlara duyurabilirsin ve onlar derhal müslüman olurlar
Ali BulaçVe sen körleri düştükleri sapıklıktan çekip hidayete erdirici değilsin; sen ancak, ayetlerimize iman edenlere (söz) dinletebilirsin, işte Müslüman olanlar bunlardır
Yusuf AliNor canst thou be a guide to the blind, (to prevent them) from straying: only those wilt thou get to listen who believe in Our Signs, and they will bow in Islam
Süleyman AteşO söz, başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir Dabbe (canlı) çıkarırız; o, onlara insanların, ayetlerimize inanmadıklarını söyler
Ali BulaçO söz, başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir Dabbe çıkarırız; o da, insanların Bizim ayetlerimize kesin bir bilgiyle inanmadıklarını onlara söyler
Yusuf AliAnd when the Word is fulfilled against them (the unjust), we shall produce from the earth a beast to (face) them: He will speak to them, for that mankind did not believe with assurance in Our Signs
Süleyman AteşO gün her ümmet içinde ayetlerimizi yalanlayanlardan bir cemaat toplarız. Onlar hep bir araya getirilip tutuklanarak (ilahi huzura) sevk edilirler
Ali BulaçVe her ümmetten ayetlerimizi yalanlayan bir grubu toplayacağımız gün, artık onlar 'tutuklanıp (azap yerine) dağıtılırlar
Yusuf AliOne day We shall gather together from every people a troop of those who reject our Signs, and they shall be kept in ranks
Süleyman Ateş(Divanına) Geldiklerinde (Allah onlara) der: "Ayetlerimi anlamadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa ne yaptınız
Ali BulaçNihayet geldikleri zaman, (Allah) der ki: "Siz Benim ayetlerimi, bilgi bakımından kavramadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa ne yapıyordunuz
Yusuf AliUntil, when they come (before the Judgment-seat), (God) will say: "Did ye reject My Signs, though ye comprehended them not in knowledge, or what was it ye did
Süleyman AteşZulmetmeleri yüzünden o (azab) karar(ı) başlarına gelmiştir, artık konuşmazlar
Ali BulaçZulmetmelerine karşılık, söz, kendi aleyhlerine gelmiş bulunmaktadır, artık konuşmazlar
Yusuf AliAnd the Word will be fulfilled against them, because of their wrong-doing, and they will be unable to speak (in plea)
Süleyman AteşGörmediler mi, biz geceyi, içinde istirahat etmeleri için yarattık, gündüzü de aydınlık yaptık. Şüphesiz bunda inanan bir kavim için ayetler vardır
Ali BulaçGörmediler mi, Biz geceyi onda sükun bulmaları için, gündüzü de aydınlık(la görsünler) diye yarattık. Şüphesiz, iman eden bir kavim için bunda ayetler vardır
Yusuf AliSee they not that We have made the Night for them to rest in and the Day to give them light? Verily in this are Signs for any people that believe
Süleyman AteşSur'a üfleneceği gün, Allah'ın diledikleri dışında, göklerde ve yerde bulunan kimselerin hepsi, korku içinde kalır (bayılır). Hepsi boyun bükerek O'na gelirler
Ali BulaçSur'a üfürüleceği gün, Allah'ın dilediği kimseler dışında, göklerde ve yerde olan herkes artık korkuya kapılmıştır ve her biri 'boyun bükmüş' olarak O'na gelmişlerdir
Yusuf AliAnd the Day that the Trumpet will be sounded - then will be smitten with terror those who are in the heavens, and those who are on earth, except such as God will please (to exempt): and all shall come to His (Presence) as beings conscious of t heir lowliness
Süleyman AteşGörüp de donuk sandığın dağlar, bulutun yürümesi gibi yürümektedir. (Bu,) Her şeyi gayet iyi yapan Allah'ın yapısıdır. Doğrusu O, yaptıklarınızı haber almaktadır
Ali BulaçDağları görürsün de, donmuş sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler. Herşeyi 'sapasağlam ve yerli yerinde yapan' Allah'ın sanatı (yapısı)dır (bu). Şüphesiz O, işlediklerinizden haberdardır
Yusuf AliThou seest the mountains and thinkest them firmly fixed: but they shall pass away as the clouds pass away: (such is) the artistry of God, who disposes of all things in perfect order: for he is well acquainted with all that ye do
Süleyman AteşKim iyilik getirirse ona, ondan daha hayırlısı vardır. Ve onlar o gün korkudan uzak, güven içindedirler
Ali BulaçKim bir iyilikle gelirse, artık kendisine daha hayırlısı vardır ve onlar, o günün korkusuna karşı güvenlik içindedirler
Yusuf AliIf any do good, good will (accrue) to them therefrom; and they will be secure from terror that Day
Süleyman AteşVe kim kötülük getirirse onların da yüzleri cehenneme yıkılır: "Yaptıklarınızdan başka bir şeyle mi cezalandırılıyorsunuz?" (denilir)
Ali BulaçKim bir kötülükle gelirse, artık onlar da ateşe yüzükoyun atılır (ve onlara:) "Yaptıklarınızdan başkasıyla mı cezalandırılıyorsunuz?" (denir)
Yusuf AliAnd if any do evil, their faces will be thrown headlong into the Fire: "Do ye receive a reward other than that which ye have earned by your deeds
Süleyman Ateş(De ki): "Ben sadece bu kentin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. O, burayı saygıdeğer kıldı ve her şey O'nundur. Ve bana müslümanlardan olmam emredildi
Ali Bulaç(De ki:) "Ben, ancak bu şehrin Rabbine ibadet etmekle emrolundum ki, O, burasını kutlu ve saygıdeğer kıldı. Herşey O'nundur. Ve Müslümanlardan olmakla emrolundum
Yusuf AliFor me, I have been commanded to serve the Lord of this city, Him Who has sanctified it and to Whom (belong) all things: and I am commanded to be of those who bow in Islam to God's Will
Süleyman AteşVe Kur'an okumam (emredildi). "İmdi kim yola gelirse kendi yararına yola gelmiş olur ve kim saparsa, de ki: "Ben ancak uyarıcılardanım
Ali BulaçVe Kur'an'ı okumakla da (emrolundum). Artık kim hidayete gelirse, kendi nefsi için hidayete gelmiştir; kim sapacak olursa, de ki: "Ben yalnızca uyarıcılardanım
Yusuf AliAnd to rehearse the Qur'an: and if any accept guidance, they do it for the good of their own souls, and if any stray, say: "I am only a Warner
Süleyman AteşVe de ki: "Allah'a hamdolsun, O size ayetlerini gösterecek, siz de onları tanıyacaksınız." Rabbin, yaptıklarınızdan gafil değildir
Ali BulaçVe de ki: "Allah'a hamdolsun, O size ayetlerini gösterecektir, siz de onları bilip tanıyacaksınız." Senin Rabbin, yaptıklarınızdan gafil değildir
Yusuf AliAnd say: "Praise be to God, Who will soon show you His Signs, so that ye shall know them"; and thy Lord is not unmindful of all that ye do. 27:1 These are verses of the Qur'an,-a book that makes (things) clear