☪ Anlam Arayışı

37. As-Saaffaat سُورَةُ الصَّافَّاتِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
37:1
وَٱلصَّٰٓفَّٰتِ صَفࣰّ ا
وَٱلصَّـٰٓفَّـٰتِ
andolsun
صَفًّۭا
sıra sıra dizilenlere

Süleyman AteşAndolsun o sıra sıra dizilenlere

Saheeh InternationalBy those [angels] lined up in rows

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun o saf bağlayıp duranlara

37:2
فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجۡرࣰ ا
فَٱلزَّٰجِرَٰتِ
ve sürenlere
زَجْرًۭا
bağırıp

Süleyman AteşBağırıp sürenlere

Saheeh InternationalAnd those who drive [the clouds]

Elmalılı Hamdi YazırO haykırıp da sürenlere

37:3
فَٱلتَّٰلِيَٰتِ ذِكۡرًا
فَٱلتَّـٰلِيَـٰتِ
ve okuyanlara
ذِكْرًا
zikir

Süleyman AteşZikir okuyanlara

Saheeh InternationalAnd those who recite the message

Elmalılı Hamdi YazırVe o yolda zikir okuyanlara

37:4
إِنَّ إِلَٰهَكُمۡ لَوَٰحِدࣱ‏
إِنَّ
şüphesiz
إِلَـٰهَكُمْ
Tanrınız
لَوَٰحِدٌۭ
elbette birdir

Süleyman AteşKi Tanrınız, birdir

Saheeh InternationalIndeed, your God is One

Elmalılı Hamdi YazırKi sizin ilâhınız birdir

37:5
رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَا وَرَبُّ ٱلۡمَشَٰرِقِ
رَّبُّ
Rabbidir
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
وَمَا
ve ne varsa
بَيْنَهُمَا
bunlar arasında
وَرَبُّ
ve Rabbidir
ٱلْمَشَـٰرِقِ
doğuların

Süleyman AteşGöklerin, yerin ve bunlar arasında bulunanların Rabbi, doğuların da Rabbidir

Saheeh InternationalLord of the heavens and the earth and that between them and Lord of the sunrises

Elmalılı Hamdi YazırO, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir, bütün doğuların da Rabbidir

37:6 📚 2
إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنۡيَا بِزِينَةٍ ٱلۡكَوَاكِبِ
إِنَّا
elbette biz
زَيَّنَّا
süsledik
ٱلسَّمَآءَ
semasını
ٱلدُّنْيَا
dünya
بِزِينَةٍ
bir zinetle
ٱلْكَوَاكِبِ
yıldızlarla

Süleyman AteşBiz en yakın göğü bir zinetle, yıldızlarla süsledik

Saheeh InternationalIndeed, We have adorned the nearest heaven with an adornment of stars

Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biz dünya göğünü (o yakın göğü) bir zinetle, yıldızlarla süsledik

37:7
وَحِفۡظࣰ ا مِّن كُلِّ شَيۡطَٰنࣲ مَّارِدࣲ‏
وَحِفْظًۭا
ve (onu) koruduk
مِّن
karşı
كُلِّ
her türlü
شَيْطَـٰنٍۢ
şeytana
مَّارِدٍۢ
ita'at dışına çıkan

Süleyman AteşVe (onu) ita'at dışına çıkan her türlü şeytandan koruduk

Saheeh InternationalAnd as protection against every rebellious devil

Elmalılı Hamdi YazırOnu her inatçı şeytandan koruduk

37:8 📚 1
لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلۡمَلَإِ ٱلۡأَعۡلَىٰ وَيُقۡذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبࣲ‏
لَّا
dinleyemezler
يَسَّمَّعُونَ
they may listen
إِلَى
melekleri
ٱلْمَلَإِ
the assembly
ٱلْأَعْلَىٰ
yüce
وَيُقْذَفُونَ
ve taşlanırlar
مِن
her
كُلِّ
every
جَانِبٍۢ
yandan

Süleyman AteşO (şeyta)nlar mele-i A'layı (yüce melekler topluluğunu) dinleyemezler; her yandan kendilerine (ışınlar) atılır

Saheeh International[So] they may not listen to the exalted assembly [of angels] and are pelted from every side

Elmalılı Hamdi YazırOnlar yüksek (melekler) topluluğunu dinleyemezler. Her taraftan kovulup atılırlar

37:9
دُحُورࣰ اۖ وَلَهُمۡ عَذَابࣱ وَاصِبٌ
دُحُورًۭا ۖ
kovulurlar
وَلَهُمْ
ve onlar için vardır
عَذَابٌۭ
bir azab
وَاصِبٌ
sürekli

Süleyman AteşKovulurlar. Onlar için sürekli bir azab vardır

Saheeh InternationalRepelled; and for them is a constant punishment

Elmalılı Hamdi YazırUzaklaştırılırlar. Onlara ardı arkası kesilmez bir azab vardır

37:10 📚 1
إِلَّا مَنۡ خَطِفَ ٱلۡخَطۡفَةَ فَأَتۡبَعَهُۥ شِهَابࣱ ثَاقِبࣱ‏
إِلَّا
(fakat) yalnız
مَنْ
kimseyi
خَطِفَ
kapan
ٱلْخَطْفَةَ
bir söz
فَأَتْبَعَهُۥ
onu izler
شِهَابٌۭ
bir şihab (ışın)
ثَاقِبٌۭ
delici

Süleyman AteşYalnız (yüce topluluktan) bir söz kapan olursa, onu da delici bir şihab (ışın)izler

Saheeh InternationalExcept one who snatches [some words] by theft, but they are pursued by a burning flame, piercing [in brightness]

Elmalılı Hamdi YazırAncak kulak hırsızlığı yapanlar olur. Onu da yakıcı bir alev takip eder

37:11 📚 2
فَٱسۡتَفۡتِهِمۡ أَهُمۡ أَشَدُّ خَلۡقًا أَم مَّنۡ خَلَقۡنَآۚ إِنَّا خَلَقۡنَٰهُم مِّن طِينࣲ لَّازِبِۭ
فَٱسْتَفْتِهِمْ
şimdi onlara sor
أَهُمْ
kendileri mi?
أَشَدُّ
daha çetin
خَلْقًا
yaratılış bakımından
أَم
yoksa
مَّنْ
kimseler (mi?)
خَلَقْنَآ ۚ
bizim yarattıklarımız
إِنَّا
elbette biz
خَلَقْنَـٰهُم
onları yarattık
مِّن
bir çamurdan
طِينٍۢ
a clay
لَّازِبٍۭ
yapışkan

Süleyman AteşŞimdi onlara sor: Yaratılış bakımından kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı? Biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık

Saheeh InternationalThen inquire of them, [O Muhammad], "Are they a stronger [or more difficult] creation or those [others] We have created?" Indeed, We created men from sticky clay

Elmalılı Hamdi YazırŞimdi onlara sor: "Yaradılışça kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı?" Gerçekten biz onları cıvık bir çamurdan yarattık

37:12 📚 2
بَلۡ عَجِبۡتَ وَيَسۡخَرُونَ
بَلْ
hayır
عَجِبْتَ
sen şaşıyorsun
وَيَسْخَرُونَ
onlar ise alay ediyorlar

Süleyman AteşHayır sen (bu muhteşem kudrete) hayran kaldın; onlarsa (seninle) alay ediyorlar

Saheeh InternationalBut you wonder, while they mock

Elmalılı Hamdi YazırFakat sen onlara şaşıyorsun, ama onlar (seninle) eğleniyorlar

37:13
وَإِذَا ذُكِّرُواْ لَا يَذۡكُرُونَ
وَإِذَا
ve ne zaman
ذُكِّرُوا۟
öğüt verilse
لَا
öğüt almazlar
يَذْكُرُونَ
they receive admonition

Süleyman AteşKendilerine öğüt verilse öğüt almıyorlar

Saheeh InternationalAnd when they are reminded, they remember not

Elmalılı Hamdi YazırKendilerine hatırlatıldığında da düşünmüyorlar

37:14
وَإِذَا رَأَوۡاْ ءَايَةࣰ يَسۡتَسۡخِرُونَ
وَإِذَا
ve ne zaman
رَأَوْا۟
görseler
ءَايَةًۭ
bir mu'cize
يَسْتَسْخِرُونَ
alay ederler

Süleyman AteşBir mu'cize görseler, alay ediyorlar

Saheeh InternationalAnd when they see a sign, they ridicule

Elmalılı Hamdi YazırBir mucize gördükleri zaman da eğlenceye alıyorlar

37:15
وَقَالُوٓاْ إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا سِحۡرࣱ مُّبِينٌ
وَقَالُوٓا۟
ve diyorlar
إِنْ
değildir
هَـٰذَآ
bu
إِلَّا
başka bir şey
سِحْرٌۭ
bir büyüden
مُّبِينٌ
apaçık

Süleyman AteşBu apaçık bir büyüden başka bir şey değildir. diyorlar

Saheeh InternationalAnd say, "This is not but obvious magic

Elmalılı Hamdi YazırVe diyorlar ki: "Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir

37:16
أَءِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابࣰ ا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ
أَءِذَا
zaman mı?
مِتْنَا
öldüğümüz
وَكُنَّا
ve olduğumuz
تُرَابًۭا
toprak
وَعِظَـٰمًا
ve kemik
أَءِنَّا
biz mi?
لَمَبْعُوثُونَ
diriltileceğiz

Süleyman AteşYani biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz mi diriltilecek mişiz

Saheeh InternationalWhen we have died and become dust and bones, are we indeed to be resurrected

Elmalılı Hamdi YazırÖldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman mı biz tekrar dirilecekmişiz

37:17
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلۡأَوَّلُونَ
أَوَءَابَآؤُنَا
atalarımız da mı?
ٱلْأَوَّلُونَ
evvelki

Süleyman AteşEvvelki atalarımız da mı

Saheeh InternationalAnd our forefathers [as well]

Elmalılı Hamdi YazırÖnceki atalarımız da mı

37:18
قُلۡ نَعَمۡ وَأَنتُمۡ دَٰخِرُونَ
قُلْ
de ki
نَعَمْ
evet
وَأَنتُمْ
ve siz
دَٰخِرُونَ
aşağılanacaksınız

Süleyman AteşDe ki: "Evet siz aşağılanarak (diriltileceksiniz)

Saheeh InternationalSay, "Yes, and you will be [rendered] contemptible

Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Evet, hem de sizler çok aşağılanmış olarak (dirileceksiniz)

37:19
فَإِنَّمَا هِيَ زَجۡرَةࣱ وَٰحِدَةࣱ فَإِذَا هُمۡ يَنظُرُونَ
فَإِنَّمَا
sadece ibarettir
هِىَ
o (iş)
زَجْرَةٌۭ
korkunç sesten
وَٰحِدَةٌۭ
bir tek
فَإِذَا
hemen
هُمْ
onlar
يَنظُرُونَ
bakıp kalırlar

Süleyman AteşO (iş) sadece korkunç bir sesten ibarettir: Hemen onlar (diriltilmiş olarak) bakıyorlardır

Saheeh InternationalIt will be only one shout, and at once they will be observing

Elmalılı Hamdi YazırÇünkü O (sura üfürmek) zorlu bir kumandadan ibarettir ki, derhal onların gözleri açılıverir

37:20
وَقَالُواْ يَٰوَيۡلَنَا هَٰذَا يَوۡمُ ٱلدِّينِ
وَقَالُوا۟
ve dediler
يَـٰوَيْلَنَا
eyvah bize
هَـٰذَا
bu
يَوْمُ
günüdür
ٱلدِّينِ
ceza

Süleyman AteşVah bize, bu ceza günüdür! dediler

Saheeh InternationalThey will say, "O woe to us! This is the Day of Recompense

Elmalılı Hamdi YazırEyvah bizlere! İşte bu hesap günüdür." derler

37:21
هَٰذَا يَوۡمُ ٱلۡفَصۡلِ ٱلَّذِي كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
هَـٰذَا
bu
يَوْمُ
günüdür
ٱلْفَصْلِ
hüküm
ٱلَّذِى
olduğunuz
كُنتُم
you used to
بِهِۦ
onu
تُكَذِّبُونَ
yalanlıyor

Süleyman AteşBu, yalanlamakta olduğunuz hüküm günüdür

Saheeh International[They will be told], "This is the Day of Judgement which you used to deny

Elmalılı Hamdi Yazır(Onlara): "İşte bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (iyi ve kötüyü) ayırt etme günüdür" denir

37:22
۞ٱحۡشُرُواْ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ وَأَزۡوَٰجَهُمۡ وَمَا كَانُواْ يَعۡبُدُونَ
۞ ٱحْشُرُوا۟
toplayın
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ظَلَمُوا۟
(o) zalim(leri)
وَأَزْوَٰجَهُمْ
ve onların eşlerini
وَمَا
ve
كَانُوا۟
olduklarını
يَعْبُدُونَ
tapıyor(lar)

Süleyman Ateş(Yüce Allah meleklerine emreder): "Toplayın o zalimleri, onların eşlerini ve taptıklarını

Saheeh International[The angels will be ordered], "Gather those who committed wrong, their kinds, and what they used to worship

Elmalılı Hamdi YazırToplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru

37:23
مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهۡدُوهُمۡ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلۡجَحِيمِ
مِن
başka
دُونِ
Besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
فَٱهْدُوهُمْ
onları götürün
إِلَىٰ
yoluna
صِرَٰطِ
(the) Path
ٱلْجَحِيمِ
cehennemin

Süleyman AteşAllah'tan başka. Onları cehennemin yoluna götürün

Saheeh InternationalOther than Allah, and guide them to the path of Hellfire

Elmalılı Hamdi YazırToplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru

37:24
وَقِفُوهُمۡۖ إِنَّهُم مَّسۡـُٔولُونَ
وَقِفُوهُمْ ۖ
ve durdurun onları
إِنَّهُم
çünkü onlar
مَّسْـُٔولُونَ
sorguya çekileceklerdir

Süleyman AteşDurdurun onları, çünkü onlar sorguya çekileceklerdir

Saheeh InternationalAnd stop them; indeed, they are to be questioned

Elmalılı Hamdi YazırVe durdurun onları, çünkü sorguya çekilecekler

37:25 📚 1
مَا لَكُمۡ لَا تَنَاصَرُونَ
مَا
size ne oldu ki?
لَكُمْ
(is) for you
لَا
birbirinize yardım etmiyorsunuz
تَنَاصَرُونَ
you help one another

Süleyman AteşSize ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz

Saheeh International[They will be asked], "What is [wrong] with you? Why do you not help each other

Elmalılı Hamdi Yazır(Onlara): "Ne oldu sizlere de yardımlaşmıyorsunuz?" (denilir)

37:26
بَلۡ هُمُ ٱلۡيَوۡمَ مُسۡتَسۡلِمُونَ
بَلْ
hayır
هُمُ
onlar
ٱلْيَوْمَ
o gün
مُسْتَسْلِمُونَ
teslim olmuşlardır

Süleyman Ateş(Başları öne eğik, utançtan yüzleri kızarmış. Cevap verecek durumda değillerdir). Hayır, onlar o gün teslim olmuşlardır

Saheeh InternationalBut they, that Day, are in surrender

Elmalılı Hamdi YazırHayır, bugün onlar teslim olmuşlardır

37:27 📚 3
وَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲ يَتَسَآءَلُونَ
وَأَقْبَلَ
ve döner
بَعْضُهُمْ
bir kısmı
عَلَىٰ
diğerine
بَعْضٍۢ
others
يَتَسَآءَلُونَ
sorar

Süleyman AteşBirbirlerine döndüler, soruyorlar

Saheeh InternationalAnd they will approach one another blaming each other

Elmalılı Hamdi YazırOnlar, birbirine dönmüş soruşuyorlar

37:28
قَالُوٓاْ إِنَّكُمۡ كُنتُمۡ تَأۡتُونَنَا عَنِ ٱلۡيَمِينِ
قَالُوٓا۟
dediler ki
إِنَّكُمْ
şüphesiz siz
كُنتُمْ
bize gelirdiniz
تَأْتُونَنَا
come (to) us
عَنِ
sağdan
ٱلْيَمِينِ
the right

Süleyman Ateş(Uyanlar, uydukları adamlara) Dediler ki: "Siz bize sağdan gelir(güvendiğimiz yandan bize sokulup vesvese verir)diniz

Saheeh InternationalThey will say, "Indeed, you used to come at us from the right

Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Siz bize (uğurlu görünerek) sağdan gelir dururdunuz" derler

37:29
قَالُواْ بَل لَّمۡ تَكُونُواْ مُؤۡمِنِينَ
قَالُوا۟
dediler
بَل
hayır
لَّمْ
zaten siz değildiniz
تَكُونُوا۟
you were
مُؤْمِنِينَ
inanan insanlar

Süleyman Ateş(Ötekiler de): "Hayır, dediler, zaten siz kendiniz inanan insanlar değildiniz

Saheeh InternationalThe oppressors will say, "Rather, you [yourselves] were not believers

Elmalılı Hamdi Yazır(İleri gelenler de) derler ki: "Hayır, siz inanmamıştınız

37:30
وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيۡكُم مِّن سُلۡطَٰنِۭۖ بَلۡ كُنتُمۡ قَوۡمࣰ ا طَٰغِينَ
وَمَا
ve yoktu
كَانَ
was
لَنَا
bizim
عَلَيْكُم
sizi zorlayacak
مِّن
hiçbir
سُلْطَـٰنٍۭ ۖ
gücümüz
بَلْ
bilakis
كُنتُمْ
siz idiniz
قَوْمًۭا
bir toplum
طَـٰغِينَ
azgın

Süleyman AteşBizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Siz kendiniz azgın bir toplum idiniz

Saheeh InternationalAnd we had over you no authority, but you were a transgressing people

Elmalılı Hamdi YazırBizim de size karşı bir gücümüz yoktu. Fakat siz azmış bir kavimdiniz

37:31
فَحَقَّ عَلَيۡنَا قَوۡلُ رَبِّنَآۖ إِنَّا لَذَآئِقُونَ
فَحَقَّ
artık hak oldu
عَلَيْنَا
bize
قَوْلُ
sözü
رَبِّنَآ ۖ
Rabbimizin
إِنَّا
elbette biz
لَذَآئِقُونَ
tadacağız

Süleyman AteşArtık Rabbimizin sözü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezayı mutlaka) tadacağız

Saheeh InternationalSo the word of our Lord has come into effect upon us; indeed, we will taste [punishment]

Elmalılı Hamdi YazırOnun için üzerimize Rabbimizin azab sözü hak oldu. Şüphesiz azabımızı tadacağız

37:32
فَأَغۡوَيۡنَٰكُمۡ إِنَّا كُنَّا غَٰوِينَ
فَأَغْوَيْنَـٰكُمْ
sizi azdırdık
إِنَّا
çünkü biz
كُنَّا
kendimiz
غَـٰوِينَ
azmıştık

Süleyman AteşSizi azdırdık, çünkü biz kendimiz azmıştık(siz de bize uyunca azmış oldunuz)

Saheeh InternationalAnd we led you to deviation; indeed, we were deviators

Elmalılı Hamdi YazırEvet biz, sizi kışkırttık. Çünkü biz azgındık

37:33
فَإِنَّهُمۡ يَوۡمَئِذࣲ فِي ٱلۡعَذَابِ مُشۡتَرِكُونَ
فَإِنَّهُمْ
onlar
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
فِى
azabda
ٱلْعَذَابِ
the punishment
مُشْتَرِكُونَ
ortaktırlar

Süleyman AteşO gün onlar azab (çekme)de ortaktırlar

Saheeh InternationalSo indeed they, that Day, will be sharing in the punishment

Elmalılı Hamdi YazırO halde hepsi o gün azabda ortaktırlar

37:34
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفۡعَلُ بِٱلۡمُجۡرِمِينَ
إِنَّا
biz
كَذَٰلِكَ
işte böyle
نَفْعَلُ
yaparız
بِٱلْمُجْرِمِينَ
suçlulara

Süleyman Ateşİşte biz, suçlulara böyle yaparız

Saheeh InternationalIndeed, that is how We deal with the criminals

Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz günahkarlara böyle yaparız

37:35 📚 1
إِنَّهُمۡ كَانُوٓاْ إِذَا قِيلَ لَهُمۡ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسۡتَكۡبِرُونَ
إِنَّهُمْ
çünkü onlar
كَانُوٓا۟
idiler
إِذَا
zaman
قِيلَ
dendiği
لَهُمْ
onlara
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
ٱللَّهُ
Allah'tan
يَسْتَكْبِرُونَ
büyüklük tasıyor(lar)

Süleyman AteşÇünkü onlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur!" dendiği zaman büyüklük taslarlardı

Saheeh InternationalIndeed they, when it was said to them, "There is no deity but Allah," were arrogant

Elmalılı Hamdi YazırÇünkü onlar, kendilerine: "Allah'tan başka ilâh yoktur" denildiği zaman kafa tutuyorlardı

37:36
وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓاْ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرࣲ مَّجۡنُونِۭ
وَيَقُولُونَ
ve derlerdi
أَئِنَّا
biz mi?
لَتَارِكُوٓا۟
terk edeceğiz
ءَالِهَتِنَا
tanrılarımızı
لِشَاعِرٍۢ
bir şair için
مَّجْنُونٍۭ
cinlenmiş

Süleyman AteşCinlenmiş bir şair için biz tanrılarımızı mı terk edeceğiz? derlerdi

Saheeh InternationalAnd were saying, "Are we to leave our gods for a mad poet

Elmalılı Hamdi YazırVe: "Biz, hiçbir mecnun (deli) şair için ilâhlarımızı bırakır mıyız?" diyorlardı

37:37
بَلۡ جَآءَ بِٱلۡحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
بَلْ
hayır
جَآءَ
o getirmişti
بِٱلْحَقِّ
gerçeği
وَصَدَّقَ
ve doğrulamıştı
ٱلْمُرْسَلِينَ
elçileri

Süleyman AteşHayır, o (ne şairdi, ne mecnun. O) gerçeği getirmiş ve elçileri de doğrulamıştı

Saheeh InternationalRather, the Prophet has come with the truth and confirmed the [previous] messengers

Elmalılı Hamdi YazırHayır o, hak ile geldi ve bütün peygamberleri tasdik etti

37:38
إِنَّكُمۡ لَذَآئِقُواْ ٱلۡعَذَابِ ٱلۡأَلِيمِ
إِنَّكُمْ
şüphesiz siz
لَذَآئِقُوا۟
tadacaksınız
ٱلْعَذَابِ
azabı
ٱلْأَلِيمِ
acı

Süleyman AteşSiz acı azabı tadacaksınız

Saheeh InternationalIndeed, you [disbelievers] will be tasters of the painful punishment

Elmalılı Hamdi YazırElbette siz o acı azabı tadacaksınız

37:39
وَمَا تُجۡزَوۡنَ إِلَّا مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
وَمَا
ve
تُجْزَوْنَ
cezalandırılmayacaksınız
إِلَّا
dışında
مَا
şeyler
كُنتُمْ
olduğunuz
تَعْمَلُونَ
yapmış

Süleyman AteşSadece yaptığınız (işler)le cezalanıyorsunuz

Saheeh InternationalAnd you will not be recompensed except for what you used to do

Elmalılı Hamdi YazırBununla beraber başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalandırılacaksınız

37:40 📚 1
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِينَ
إِلَّا
(ve) hariçtir
عِبَادَ
kulları
ٱللَّهِ
Allah'ın
ٱلْمُخْلَصِينَ
halis

Süleyman AteşAncak Allah'ın halis kulları bu cezanın dışındadır

Saheeh InternationalBut not the chosen servants of Allah

Elmalılı Hamdi YazırSadece Allah'ın ihlaslı kulları müstesnadır

37:41
أُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ رِزۡقࣱ مَّعۡلُومࣱ‏
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
لَهُمْ
onlar için vardır
رِزْقٌۭ
bir rızık
مَّعْلُومٌۭ
bilinen

Süleyman AteşOnlar için bilinen bir rızık vardır

Saheeh InternationalThose will have a provision determined

Elmalılı Hamdi Yazırİşte onlar için belli bir rızık vardır

37:42
فَوَٰكِهُ وَهُم مُّكۡرَمُونَ
فَوَٰكِهُ ۖ
(türlü) meyvalar
وَهُم
ve onlar
مُّكْرَمُونَ
ağırlanırlar

Süleyman Ateş(Türlü türlü) Meyvalar. Ve onlar ağırlanırlar

Saheeh InternationalFruits; and they will be honored

Elmalılı Hamdi YazırMeyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir

37:43
فِي جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
فِى
cennetlerinde
جَنَّـٰتِ
Gardens
ٱلنَّعِيمِ
Ni'met

Süleyman AteşNi'met cennetlerinde

Saheeh InternationalIn gardens of pleasure

Elmalılı Hamdi YazırMeyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir

37:44
عَلَىٰ سُرُرࣲ مُّتَقَٰبِلِينَ
عَلَىٰ
üzerinde
سُرُرٍۢ
tahtlar
مُّتَقَـٰبِلِينَ
karşılıklı otururlar

Süleyman AteşTahtlar üzerinde, karşılıklı otururlar

Saheeh InternationalOn thrones facing one another

Elmalılı Hamdi Yazır(Onlar) Karşılıklı tahtlar üzerindedirler

37:45
يُطَافُ عَلَيۡهِم بِكَأۡسࣲ مِّن مَّعِينِۭ
يُطَافُ
dolaştırılır
عَلَيْهِم
önlerinde
بِكَأْسٍۢ
kadehler
مِّن
akan kaynaktan
مَّعِينٍۭ
a flowing spring

Süleyman AteşÖnlerinde akan kaynaktan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır

Saheeh InternationalThere will be circulated among them a cup [of wine] from a flowing spring

Elmalılı Hamdi Yazırİçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır

37:46
بَيۡضَآءَ لَذَّةࣲ لِّلشَّٰرِبِينَ
بَيْضَآءَ
berrak
لَذَّةٍۢ
lezzetli
لِّلشَّـٰرِبِينَ
içenler için

Süleyman AteşBerrak, içenlere lezzet veren bir içki

Saheeh InternationalWhite and delicious to the drinkers

Elmalılı Hamdi Yazırİçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır

37:47 📚 1
لَا فِيهَا غَوۡلࣱ وَلَا هُمۡ عَنۡهَا يُنزَفُونَ
لَا
yoktur
فِيهَا
onda
غَوْلٌۭ
sersemletme
وَلَا
ve olmazlar
هُمْ
onlar
عَنْهَا
onunla
يُنزَفُونَ
sarhoş

Süleyman AteşOnda ne sersemletme var, ne onunla sarhoş olurlar

Saheeh InternationalNo bad effect is there in it, nor from it will they be intoxicated

Elmalılı Hamdi YazırOnda ne bir zararlı sonuç vardır, ne de sarhoşluk verir

37:48
وَعِندَهُمۡ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرۡفِ عِينࣱ‏
وَعِندَهُمْ
ve yanlarında (vardır)
قَـٰصِرَٰتُ
kendilerini hapsetmiş
ٱلطَّرْفِ
bakışlarıyla
عِينٌۭ
iri gözlü (eşler)

Süleyman AteşYanlarında da, yalnız kendilerine göz dikmiş iri gözlü eşler vardır

Saheeh InternationalAnd with them will be women limiting [their] glances, with large, [beautiful] eyes

Elmalılı Hamdi YazırYanlarında iri gözlü, bakışlarını kocalarından başkalarına çevirmeyen hanımlar vardır

37:49 📚 3
كَأَنَّهُنَّ بَيۡضࣱ مَّكۡنُونࣱ‏
كَأَنَّهُنَّ
onlar gibi (eşlerdir)
بَيْضٌۭ
bembeyaz yumurta
مَّكْنُونٌۭ
saklı

Süleyman AteşSaklı yumurta gibi bembeyaz eşler

Saheeh InternationalAs if they were [delicate] eggs, well-protected

Elmalılı Hamdi YazırSanki onlar örtülüp saklanmış yumurta gibidirler

37:50
فَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲ يَتَسَآءَلُونَ
فَأَقْبَلَ
dönmüş
بَعْضُهُمْ
biri
عَلَىٰ
diğerine
بَعْضٍۢ
others
يَتَسَآءَلُونَ
soruyorlar

Süleyman AteşBunlar birbirine dönmüş soruyorlar

Saheeh InternationalAnd they will approach one another, inquiring of each other

Elmalılı Hamdi YazırDerken birbirine dönüp sorarlar

37:51
قَالَ قَآئِلࣱ مِّنۡهُمۡ إِنِّي كَانَ لِي قَرِينࣱ‏
قَالَ
dedi
قَآئِلٌۭ
bir sözcü
مِّنْهُمْ
onlardan
إِنِّى
şüphesiz
كَانَ
vardı
لِى
benim
قَرِينٌۭ
bir arkadaşım

Süleyman AteşOnlardan bir sözcü: "Benim, dedi, bir arkadaşım vardı

Saheeh InternationalA speaker among them will say, "Indeed, I had a companion [on earth]

Elmalılı Hamdi Yazırİçlerinden bir sözcü der ki: "Gerçekten benim bir arkadaşım vardı

37:52
يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلۡمُصَدِّقِينَ
يَقُولُ
derdi ki
أَءِنَّكَ
sen misin?
لَمِنَ
kimseler(den)
ٱلْمُصَدِّقِينَ
doğrulayan(lar)

Süleyman AteşDerdi ki: 'Sen doğrulayanlardan mısın

Saheeh InternationalWho would say, 'Are you indeed of those who believe

Elmalılı Hamdi YazırDerdi ki: "Sen gerçekten inananlardan mısın

37:53
أَءِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابࣰ ا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ
أَءِذَا
zaman mı?
مِتْنَا
biz öldüğümüz
وَكُنَّا
ve olduğumuz
تُرَابًۭا
toprak
وَعِظَـٰمًا
ve kemik
أَءِنَّا
biz mi?
لَمَدِينُونَ
cezalanacağız

Süleyman AteşBiz ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz mi (diriltilip yaptığımız işlere göre) cezalanacağız

Saheeh InternationalThat when we have died and become dust and bones, we will indeed be recompensed

Elmalılı Hamdi YazırÖldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman biz hakikaten cezalanacak mıyız

37:54
قَالَ هَلۡ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ
قَالَ
dedi ki
هَلْ
siz
أَنتُم
you
مُّطَّلِعُونَ
bakar mısınız?

Süleyman Ateş(Sonra yanındakilere): "Bakar mısınız?" dedi

Saheeh InternationalHe will say, "Would you [care to] look

Elmalılı Hamdi YazırSiz onu tanır mısınız?" der

37:55
فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِي سَوَآءِ ٱلۡجَحِيمِ
فَٱطَّلَعَ
baktı
فَرَءَاهُ
onu gördü
فِى
ortasında
سَوَآءِ
(the) midst
ٱلْجَحِيمِ
cehennemin

Süleyman AteşBaktı onu cehennemin ortasında gördü

Saheeh InternationalAnd he will look and see him in the midst of the Hellfire

Elmalılı Hamdi YazırDerken bakınır ve onu cehennemin ta ortasında görür

37:56
قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرۡدِينِ
قَالَ
dedi
تَٱللَّهِ
tallahi
إِن
sen az daha
كِدتَّ
you almost
لَتُرْدِينِ
beni de alçaltacaktın

Süleyman AteşTallahi, dedi, sen az daha beni de alçaltacaktın

Saheeh InternationalHe will say, "By Allah, you almost ruined me

Elmalılı Hamdi YazırOna şöyle der: "Allah'a yemin ederim ki, doğrusu sen az daha beni helak edecektin

37:57 📚 1
وَلَوۡلَا نِعۡمَةُ رَبِّي لَكُنتُ مِنَ ٱلۡمُحۡضَرِينَ
وَلَوْلَا
ve olmasaydı
نِعْمَةُ
ni'meti
رَبِّى
Rabbimin
لَكُنتُ
şimdi ben de olurdum
مِنَ
(oraya) getirilenlerden
ٱلْمُحْضَرِينَ
those brought

Süleyman AteşRabbimin ni'meti olmasaydı, şimdi ben de (oraya) getirilenlerden olurdum

Saheeh InternationalIf not for the favor of my Lord, I would have been of those brought in [to Hell]

Elmalılı Hamdi YazırRabbimin nimeti olmasaydı, ben de bu tutuklananlardan olacaktım

37:58
أَفَمَا نَحۡنُ بِمَيِّتِينَ
أَفَمَا
değil miyiz?
نَحْنُ
biz
بِمَيِّتِينَ
öleceklerden

Süleyman AteşBiz bir daha ölmeyecek miyiz der

Saheeh InternationalThen, are we not to die

Elmalılı Hamdi YazırNasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız

37:59
إِلَّا مَوۡتَتَنَا ٱلۡأُولَىٰ وَمَا نَحۡنُ بِمُعَذَّبِينَ
إِلَّا
dışında
مَوْتَتَنَا
ölümümüz
ٱلْأُولَىٰ
ilk
وَمَا
ve değiliz
نَحْنُ
biz
بِمُعَذَّبِينَ
azaba uğratılcak

Süleyman AteşYalnız ilk ölümümüz, başka ölüm yok ve biz azaba da uğratılmayacağız ha

Saheeh InternationalExcept for our first death, and we will not be punished

Elmalılı Hamdi YazırNasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız

37:60
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ
إِنَّ
gerçekten
هَـٰذَا
bu
لَهُوَ
ta kendisidir
ٱلْفَوْزُ
başarının
ٱلْعَظِيمُ
büyük

Süleyman AteşGerçekten büyük başarı ve mutluluk budur

Saheeh InternationalIndeed, this is the great attainment

Elmalılı Hamdi Yazırİşte bu büyük kurtuluştur

37:61
لِمِثۡلِ هَٰذَا فَلۡيَعۡمَلِ ٱلۡعَٰمِلُونَ
لِمِثْلِ
misli gibi
هَـٰذَا
bunun
فَلْيَعْمَلِ
çalışsınlar
ٱلْعَـٰمِلُونَ
çalışanlar

Süleyman AteşÇalışanlar bunun için çalışsınlar

Saheeh InternationalFor the like of this let the workers [on earth] work

Elmalılı Hamdi YazırÇalışanlar işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar

37:62
أَذَٰلِكَ خَيۡرࣱ نُّزُلًا أَمۡ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ
أَذَٰلِكَ
bu mu?
خَيْرٌۭ
hayırlı
نُّزُلًا
ağırlanmak için
أَمْ
yoksa
شَجَرَةُ
ağacı (mı?)
ٱلزَّقُّومِ
zakkum

Süleyman Ateş(Nasıl) Ağırlanmak için bu mu hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı

Saheeh InternationalIs Paradise a better accommodation or the tree of zaqqum

Elmalılı Hamdi YazırNasıl, bu mu daha hayırlı konukluk için, yoksa zakkum ağacı mı

37:63
إِنَّا جَعَلۡنَٰهَا فِتۡنَةࣰ لِّلظَّٰلِمِينَ
إِنَّا
elbette biz
جَعَلْنَـٰهَا
onu yaptık
فِتْنَةًۭ
bir fitne (sınav)
لِّلظَّـٰلِمِينَ
zalimler için

Süleyman AteşBiz onu zalimler için bir fitne (sınav) yaptık

Saheeh InternationalIndeed, We have made it a torment for the wrongdoers

Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) yaptık

37:64 📚 1
إِنَّهَا شَجَرَةࣱ تَخۡرُجُ فِيٓ أَصۡلِ ٱلۡجَحِيمِ
إِنَّهَا
elbette o
شَجَرَةٌۭ
bir ağaçtır
تَخْرُجُ
çıkan
فِىٓ
dibinde
أَصْلِ
(the) bottom
ٱلْجَحِيمِ
cehennemin

Süleyman AteşO, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır

Saheeh InternationalIndeed, it is a tree issuing from the bottom of the Hellfire

Elmalılı Hamdi YazırO bir ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar

37:65
طَلۡعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَٰطِينِ
طَلْعُهَا
tomurcukları
كَأَنَّهُۥ
gibidir
رُءُوسُ
başları
ٱلشَّيَـٰطِينِ
şeytanların

Süleyman AteşTomurcukları, şeytanların başları gibidir

Saheeh InternationalIts emerging fruit as if it was heads of the devils

Elmalılı Hamdi YazırTomurcukları şeytanların başları gibidir

37:66
فَإِنَّهُمۡ لَأٓكِلُونَ مِنۡهَا فَمَالِـُٔونَ مِنۡهَا ٱلۡبُطُونَ
فَإِنَّهُمْ
onlar
لَـَٔاكِلُونَ
yiyeceklerdir
مِنْهَا
ondan
فَمَالِـُٔونَ
ve dolduracaklardır
مِنْهَا
onunla
ٱلْبُطُونَ
karınlarını

Süleyman AteşOnlar ondan yiyecekler ve karınlarını onunla dolduracaklardır

Saheeh InternationalAnd indeed, they will eat from it and fill with it their bellies

Elmalılı Hamdi YazırMutlaka onlar, ondan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklardır

37:67
ثُمَّ إِنَّ لَهُمۡ عَلَيۡهَا لَشَوۡبࣰ ا مِّنۡ حَمِيمࣲ‏
ثُمَّ
sonra
إِنَّ
şüphesiz
لَهُمْ
onların vardır
عَلَيْهَا
bunun üzerine
لَشَوْبًۭا
bir içkileri
مِّنْ
kaynar sudan
حَمِيمٍۢ
boiling water

Süleyman AteşSonra onların, bunun üzerine kaynar su karıştırılmış bir içkileri vardır

Saheeh InternationalThen indeed, they will have after it a mixture of scalding water

Elmalılı Hamdi YazırSonra üzerine onlar için kaynar bir içecek vardır

37:68 📚 1
ثُمَّ إِنَّ مَرۡجِعَهُمۡ لَإِلَى ٱلۡجَحِيمِ
ثُمَّ
sonra
إِنَّ
elbette
مَرْجِعَهُمْ
dönecekleri yer
لَإِلَى
mutlaka
ٱلْجَحِيمِ
cehennemdir

Süleyman AteşSonra dönecekleri yer, elbette cehennemdir

Saheeh InternationalThen indeed, their return will be to the Hellfire

Elmalılı Hamdi YazırSonra da dönecekleri yer, şüphesiz cehennemdir

37:69
إِنَّهُمۡ أَلۡفَوۡاْ ءَابَآءَهُمۡ ضَآلِّينَ
إِنَّهُمْ
çünkü onlar
أَلْفَوْا۟
buldular
ءَابَآءَهُمْ
babalarını
ضَآلِّينَ
sapık kimseler

Süleyman AteşÇünkü onlar babalarını sapık kimseler buldular

Saheeh InternationalIndeed they found their fathers astray

Elmalılı Hamdi YazırÇünkü onlar, atalarını sapıklıkta buldular

37:70
فَهُمۡ عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِمۡ يُهۡرَعُونَ
فَهُمْ
kendileri de
عَلَىٰٓ
üzerinde
ءَاثَـٰرِهِمْ
onların izleri
يُهْرَعُونَ
koşturuyorlar

Süleyman AteşKendileri de onların izlerinde koşturuyorlar

Saheeh InternationalSo they hastened [to follow] in their footsteps

Elmalılı Hamdi YazırŞimdi de kendileri onların izlerinde koşturuyorlar

37:71
وَلَقَدۡ ضَلَّ قَبۡلَهُمۡ أَكۡثَرُ ٱلۡأَوَّلِينَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
ضَلَّ
sapmıştı
قَبْلَهُمْ
onlardan önce
أَكْثَرُ
çoğu
ٱلْأَوَّلِينَ
evvelkilerin

Süleyman AteşAndolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı

Saheeh InternationalAnd there had already strayed before them most of the former peoples

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki, onlardan öncekilerin çoğu sapıklıkta idiler

37:72 📚 1
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَرْسَلْنَا
biz göndermiştik
فِيهِم
onların içine
مُّنذِرِينَ
uyarıcılar

Süleyman AteşBiz onların içine de uyarıcılar göndermiştik

Saheeh InternationalAnd We had already sent among them warners

Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biz onlara içlerinden uyarıcı peygamberler de gönderdik

37:73
فَٱنظُرۡ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلۡمُنذَرِينَ
فَٱنظُرْ
bak
كَيْفَ
nasıl
كَانَ
oldu
عَـٰقِبَةُ
sonu
ٱلْمُنذَرِينَ
uyarılanların

Süleyman AteşBak, o uyarılanların sonu nice oldu

Saheeh InternationalThen look how was the end of those who were warned

Elmalılı Hamdi YazırSonra da bak o uyarılanların sonu nasıl oldu

37:74 📚 1
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِينَ
إِلَّا
ancak hariçtir
عِبَادَ
kulları
ٱللَّهِ
Allah'ın
ٱلْمُخْلَصِينَ
halis

Süleyman AteşAncak Allah'ın halis kulları o azabın dışında kaldılar

Saheeh InternationalBut not the chosen servants of Allah

Elmalılı Hamdi YazırAncak Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka

37:75
وَلَقَدۡ نَادَىٰنَا نُوحࣱ فَلَنِعۡمَ ٱلۡمُجِيبُونَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
نَادَىٰنَا
bize yalvarmıştı
نُوحٌۭ
Nuh
فَلَنِعْمَ
ne güzel
ٱلْمُجِيبُونَ
kabul buyurmuştuk

Süleyman AteşAndolsun Nuh bize yalvarmıştı da ne güzel kabul buyurmuştuk

Saheeh InternationalAnd Noah had certainly called Us, and [We are] the best of responders

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki Nuh bize seslenip dua etmişti de biz de ne güzel kabul etmiştik

37:76
وَنَجَّيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥ مِنَ ٱلۡكَرۡبِ ٱلۡعَظِيمِ
وَنَجَّيْنَـٰهُ
onu kurtarmıştık
وَأَهْلَهُۥ
ve ailesini
مِنَ
sıkıntıdan
ٱلْكَرْبِ
the distress
ٱلْعَظِيمِ
büyük

Süleyman AteşOnu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık

Saheeh InternationalAnd We saved him and his family from the great affliction

Elmalılı Hamdi YazırBiz hem onu, hem ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık

37:77 📚 2
وَجَعَلۡنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلۡبَاقِينَ
وَجَعَلْنَا
ve yaptık
ذُرِّيَّتَهُۥ
onun zürriyetini
هُمُ
onları
ٱلْبَاقِينَ
kalıcı

Süleyman AteşYalnız onun zürriyetini kalıcılar yaptık (onlardan başka hepsini helak ettik)

Saheeh InternationalAnd We made his descendants those remaining [on the earth]

Elmalılı Hamdi YazırHem onun neslini bâki kalanlar kıldık

37:78 📚 2
وَتَرَكۡنَا عَلَيۡهِ فِي ٱلۡأٓخِرِينَ
وَتَرَكْنَا
ve (iyi bir ün) bıraktık
عَلَيْهِ
ona
فِى
arasında
ٱلْـَٔاخِرِينَ
sonra gelenler

Süleyman AteşSonra gelenler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık

Saheeh InternationalAnd left for him [favorable mention] among later generations

Elmalılı Hamdi YazırHem de sonradan gelenler içinde güzel bir namını bıraktık

37:79
سَلَٰمٌ عَلَىٰ نُوحࣲ فِي ٱلۡعَٰلَمِينَ
سَلَـٰمٌ
selam olsun
عَلَىٰ
Nuh'a
نُوحٍۢ
Nuh
فِى
içinde
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemler

Süleyman AteşAlemler içinde Nuh'a selam olsun (bütün insanlar onu esenlikle anarlar)

Saheeh InternationalPeace upon Noah among the worlds

Elmalılı Hamdi YazırBütün âlemler içinde Nuh'a selam olsun

37:80 📚 2
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ
إِنَّا
şüphesiz biz
كَذَٰلِكَ
işte böyle
نَجْزِى
mükafatlandırırız
ٱلْمُحْسِنِينَ
güzel davrananları

Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız

Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good

Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız

37:81
إِنَّهُۥ مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
إِنَّهُۥ
çünkü o
مِنْ
bizim kullarımızdandır
عِبَادِنَا
Our slaves
ٱلْمُؤْمِنِينَ
inanan

Süleyman AteşÇünkü o bizim, inanan kullarımızdandı

Saheeh InternationalIndeed, he was of Our believing servants

Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o bizim mümin kullarımızdandı

37:82
ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا ٱلۡأٓخَرِينَ
ثُمَّ
sonra
أَغْرَقْنَا
suda boğduk
ٱلْـَٔاخَرِينَ
ötekilerini

Süleyman AteşSonra ötekilerini suda boğduk

Saheeh InternationalThen We drowned the disbelievers

Elmalılı Hamdi YazırSonra diğerlerini suda boğduk

37:83
۞وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبۡرَٰهِيمَ
۞ وَإِنَّ
ve şüphesiz
مِن
onun kolundan idi
شِيعَتِهِۦ
his kind
لَإِبْرَٰهِيمَ
İbrahim de

Süleyman Ateşİbrahim de onun kolundan idi

Saheeh InternationalAnd indeed, among his kind was Abraham

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki İbrahim de onun kolundandı

37:84 📚 1
إِذۡ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلۡبࣲ سَلِيمٍ
إِذْ
zira
جَآءَ
gelmişti
رَبَّهُۥ
Rabbine
بِقَلْبٍۢ
bir kalb ile
سَلِيمٍ
tertemiz

Süleyman AteşZira Rabbine tertemiz bir kalb getirmişti

Saheeh InternationalWhen he came to his Lord with a sound heart

Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o, Rabbine tertemiz bir kalb ile gelmişti

37:85
إِذۡ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوۡمِهِۦ مَاذَا تَعۡبُدُونَ
إِذْ
hani
قَالَ
demişti ki
لِأَبِيهِ
babasına
وَقَوْمِهِۦ
ve kavmine
مَاذَا
neye
تَعْبُدُونَ
tapıyorsunuz

Süleyman AteşBabasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti

Saheeh International[And] when he said to his father and his people, "What do you worship

Elmalılı Hamdi YazırO babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz nelere tapıyorsunuz

37:86
أَئِفۡكًا ءَالِهَةࣰ دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ
أَئِفْكًا
uydurma
ءَالِهَةًۭ
tanrılar (mı?)
دُونَ
bırakıp
ٱللَّهِ
Allah'ı
تُرِيدُونَ
istiyorsunuz

Süleyman AteşAllah'tan başka uydurma tanrılar mı istiyorsunuz

Saheeh InternationalIs it falsehood [as] gods other than Allah you desire

Elmalılı Hamdi YazırYalancılık etmek için mi Allah'tan başka ilâhlar istiyorsunuz

37:87
فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
فَمَا
nedir?
ظَنُّكُم
zannınız
بِرَبِّ
Rabbi hakkında
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Süleyman AteşAlemlerin Rabbi hakkında zannınız nedir (ki O'na böyle ortaklar koştunuz)

Saheeh InternationalThen what is your thought about the Lord of the worlds

Elmalılı Hamdi YazırSiz âlemlerin Rabbini ne zannediyorsunuz

37:88 📚 1
فَنَظَرَ نَظۡرَةࣰ فِي ٱلنُّجُومِ
فَنَظَرَ
baktı
نَظْرَةًۭ
göz atarak
فِى
yıldızlara
ٱلنُّجُومِ
the stars

Süleyman AteşYıldızlara bir göz attı

Saheeh InternationalAnd he cast a look at the stars

Elmalılı Hamdi YazırDerken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi

37:89 📚 2
فَقَالَ إِنِّي سَقِيمࣱ‏
فَقَالَ
ve dedi
إِنِّى
elbette ben
سَقِيمٌۭ
hastayım

Süleyman AteşBen hastayım, dedi

Saheeh InternationalAnd said, "Indeed, I am [about to be] ill

Elmalılı Hamdi YazırDerken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi

37:90
فَتَوَلَّوۡاْ عَنۡهُ مُدۡبِرِينَ
فَتَوَلَّوْا۟
bunun üzerine kaçtılar
عَنْهُ
ondan
مُدْبِرِينَ
arkalarını dönüp

Süleyman AteşBunun üzerine arkalarını dönüp ondan kaçtılar

Saheeh InternationalSo they turned away from him, departing

Elmalılı Hamdi YazırO zaman arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler

37:91
فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمۡ فَقَالَ أَلَا تَأۡكُلُونَ
فَرَاغَ
o da gizlice sokuldu
إِلَىٰٓ
onların tanrılarına
ءَالِهَتِهِمْ
their gods
فَقَالَ
ve dedi
أَلَا
yemez misini?
تَأْكُلُونَ
you eat

Süleyman AteşO da gizlice onların tanrılarına sokuldu: "Yemez misini?" dedi

Saheeh InternationalThen he turned to their gods and said, "Do you not eat

Elmalılı Hamdi YazırDerken bir kurnazlıkla onların ilâhlarına vardı da, "Buyursanıza, yemez misiniz?" dedi

37:92 📚 1
مَا لَكُمۡ لَا تَنطِقُونَ
مَا
neyiniz var?
لَكُمْ
for you
لَا
konuşmuyorsunuz
تَنطِقُونَ
you speak

Süleyman AteşNeyiniz var ki konuşmuyorsunuz

Saheeh InternationalWhat is [wrong] with you that you do not speak

Elmalılı Hamdi Yazır(Cevap vermediklerini görünce de): "Neyiniz var da konuşmuyorsunuz?" (dedi)

37:93
فَرَاغَ عَلَيۡهِمۡ ضَرۡبَۢا بِٱلۡيَمِينِ
فَرَاغَ
ve gizlice sokulup
عَلَيْهِمْ
üzerlerine
ضَرْبًۢا
darbe indirdi
بِٱلْيَمِينِ
sağ eliyle

Süleyman AteşVe gizlice üzerlerine yürüyüp sağ eliyle onlara kuvvetli bir darbe indirdi

Saheeh InternationalAnd he turned upon them a blow with [his] right hand

Elmalılı Hamdi YazırNihayet bir yolunu bulup onlara kuvvetli bir darbe indirdi

37:94
فَأَقۡبَلُوٓاْ إِلَيۡهِ يَزِفُّونَ
فَأَقْبَلُوٓا۟
hemen gittiler
إِلَيْهِ
ona
يَزِفُّونَ
koşarak

Süleyman Ateş(Puta, tapanlar, döndüklerinde putlarını kırılmış görünce) Hemen koşarak ona gittiler

Saheeh InternationalThen the people came toward him, hastening

Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine birbirlerine girerek ona yürüdüler

37:95 📚 1
قَالَ أَتَعۡبُدُونَ مَا تَنۡحِتُونَ
قَالَ
dedi
أَتَعْبُدُونَ
şeylere-mi tapıyorsunuz?
مَا
şeylere
تَنْحِتُونَ
yonttuğunuz

Süleyman Ateş(Elinizle) Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? dedi

Saheeh InternationalHe said, "Do you worship that which you [yourselves] carve

Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim dedi ki: "A, siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz

37:96 📚 8
وَٱللَّهُ خَلَقَكُمۡ وَمَا تَعۡمَلُونَ
وَٱللَّهُ
oysa Allah
خَلَقَكُمْ
sizi yaratmıştır
وَمَا
ve (bu şeyleri)
تَعْمَلُونَ
yaptığınız

Süleyman AteşOysa sizi de, yaptığınız(bu şeyler)i de Allah yaratmıştır

Saheeh InternationalWhile Allah created you and that which you do

Elmalılı Hamdi YazırHalbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır

37:97
قَالُواْ ٱبۡنُواْ لَهُۥ بُنۡيَٰنࣰ ا فَأَلۡقُوهُ فِي ٱلۡجَحِيمِ
قَالُوا۟
dediler
ٱبْنُوا۟
yapın
لَهُۥ
onun için
بُنْيَـٰنًۭا
bir bina
فَأَلْقُوهُ
ve onu atın
فِى
ateşe
ٱلْجَحِيمِ
the blazing Fire

Süleyman AteşOnun için bir bina yapın da onu (o binada) ateşe atın dediler

Saheeh InternationalThey said, "Construct for him a furnace and throw him into the burning fire

Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Haydin onun için bir yapı yapın da onu ateşe atın." dediler

37:98
فَأَرَادُواْ بِهِۦ كَيۡدࣰ ا فَجَعَلۡنَٰهُمُ ٱلۡأَسۡفَلِينَ
فَأَرَادُوا۟
ve istediler
بِهِۦ
ona
كَيْدًۭا
bir tuzak kurmak
فَجَعَلْنَـٰهُمُ
biz de onları kıldık
ٱلْأَسْفَلِينَ
aşağılıklardan

Süleyman AteşOna bir tuzak kurmak istediler, biz de (onların tuzaklarını boşa çıkardık), onları alçak düşürdük

Saheeh InternationalAnd they intended for him a plan, but We made them the most debased

Elmalılı Hamdi YazırBöylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de kendilerini daha alçak düşürdük

37:99 📚 1
وَقَالَ إِنِّي ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّي سَيَهۡدِينِ
وَقَالَ
ve dedi ki
إِنِّى
elbette ben
ذَاهِبٌ
gideceğim
إِلَىٰ
Rabbime
رَبِّى
my Lord
سَيَهْدِينِ
O beni doğru yola iletecek

Süleyman Ateş(İbrahim) Dedi ki: "Ben Rabbime gideceğim, O, beni doğru yola iletecek

Saheeh InternationalAnd [then] he said, "Indeed, I will go to [where I am ordered by] my Lord; He will guide me

Elmalılı Hamdi YazırBir de dedi ki: "Ben Rabbime gidiyorum, o bana yolunu gösterir

37:100
رَبِّ هَبۡ لِي مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
رَبِّ
Rabbim
هَبْ
lutfet
لِى
bana
مِنَ
iyilerden (bir çocuk)
ٱلصَّـٰلِحِينَ
the righteous

Süleyman AteşRabbim, bana iyilerden (bir çocuk) lutfet

Saheeh InternationalMy Lord, grant me [a child] from among the righteous

Elmalılı Hamdi YazırEy Rabbim! Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et

37:101
فَبَشَّرۡنَٰهُ بِغُلَٰمٍ حَلِيمࣲ‏
فَبَشَّرْنَـٰهُ
ona müjdeledik
بِغُلَـٰمٍ
bir erkek çocuk
حَلِيمٍۢ
halim

Süleyman AteşOna halim bir erkek çocuk müjdeledik

Saheeh InternationalSo We gave him good tidings of a forbearing boy

Elmalılı Hamdi YazırBiz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik

37:102 📚 5
فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعۡيَ قَالَ يَٰبُنَيَّ إِنِّيٓ أَرَىٰ فِي ٱلۡمَنَامِ أَنِّيٓ أَذۡبَحُكَ فَٱنظُرۡ مَاذَا تَرَىٰۚ قَالَ يَٰٓأَبَتِ ٱفۡعَلۡ مَا تُؤۡمَرُۖ سَتَجِدُنِيٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّٰبِرِينَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
بَلَغَ
(çocuk) erişince;
مَعَهُ
onun yanında
ٱلسَّعْىَ
koşma çağına
قَالَ
(İbrahim ona) dedi
يَـٰبُنَىَّ
ey yavrum
إِنِّىٓ
şüphesiz ki ben
أَرَىٰ
görüyorum
فِى
uykuda
ٱلْمَنَامِ
the dream
أَنِّىٓ
ben
أَذْبَحُكَ
seni kesiyorum
فَٱنظُرْ
(düşün) bak
مَاذَا
ne?
تَرَىٰ ۚ
görüyorsun (dersin)
قَالَ
dedi
يَـٰٓأَبَتِ
ey babacığım
ٱفْعَلْ
yap
مَا
şeyi
تُؤْمَرُ ۖ
sana emredilen
سَتَجِدُنِىٓ
beni bulacaksın
إِن
eğer
شَآءَ
dilerse
ٱللَّهُ
Allah
مِنَ
sabredenlerden
ٱلصَّـٰبِرِينَ
the patient ones

Süleyman Ateş(Çocuk) Onun yanında koşma çağına erişince (İbrahim ona): "Yavrum, dedi, ben uykuda görüyorum ki ben seni kesiyorum; (düşün) bak, ne dersin?" (Çocuk): "Babacığım, sana emredileni yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın." dedi

Saheeh InternationalAnd when he reached with him [the age of] exertion, he said, "O my son, indeed I have seen in a dream that I [must] sacrifice you, so see what you think." He said, "O my father, do as you are commanded. You will find me, if Allah wills, of the steadfast

Elmalılı Hamdi YazırOğlu, yanında koşacak çağa gelince: "Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?" dedi. Çocuk da: "Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi

37:103 📚 3
فَلَمَّآ أَسۡلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلۡجَبِينِ
فَلَمَّآ
ne zaman ki
أَسْلَمَا
ikisi (Allah'ın emrine) teslim oludu
وَتَلَّهُۥ
ve (çocuğu) yıktı
لِلْجَبِينِ
alnı üzerine

Süleyman Ateşİkisi de böylece (Allah'ın emrine) teslim olup (İbrahim, kurban etmek için) çocuğu alnı üzerine yıkınca

Saheeh InternationalAnd when they had both submitted and he put him down upon his forehead

Elmalılı Hamdi YazırNe zaman ki ikisi de bu şekilde Allah'a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı

37:104
وَنَٰدَيۡنَٰهُ أَن يَٰٓإِبۡرَٰهِيمُ
وَنَـٰدَيْنَـٰهُ
ve biz ona seslendik
أَن
diye
يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ
ey İbrahim

Süleyman AteşBiz ona: "İbrahim!" diye ünledik

Saheeh InternationalWe called to him, "O Abraham

Elmalılı Hamdi YazırBiz de ona şöyle seslendik: "Ey İbrahim

37:105
قَدۡ صَدَّقۡتَ ٱلرُّءۡيَآۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ
قَدْ
andolsun
صَدَّقْتَ
sen doğruladın
ٱلرُّءْيَآ ۚ
rüyayı
إِنَّا
elbette biz
كَذَٰلِكَ
işte böyle
نَجْزِى
mükafatlandırırız
ٱلْمُحْسِنِينَ
güzel davrananları

Süleyman AteşSen rüyayı doğruladın, işte biz, güzel davrananları böyle mükafatlandırırız

Saheeh InternationalYou have fulfilled the vision." Indeed, We thus reward the doers of good

Elmalılı Hamdi YazırRüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız

37:106
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلۡبَلَٰٓؤُاْ ٱلۡمُبِينُ
إِنَّ
gerçekten
هَـٰذَا
bu
لَهُوَ
muhakkak o
ٱلْبَلَـٰٓؤُا۟
bir imtihandır
ٱلْمُبِينُ
apaçık

Süleyman AteşGerçekten bu, apaçık bir sınav idi

Saheeh InternationalIndeed, this was the clear trial

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı." (dedik)

37:107
وَفَدَيۡنَٰهُ بِذِبۡحٍ عَظِيمࣲ‏
وَفَدَيْنَـٰهُ
ve fidye olarak ona verdik
بِذِبْحٍ
bir kurbanlık
عَظِيمٍۢ
büyük

Süleyman AteşVe fidye olarak ona büyük bir kurbanlık verdik

Saheeh InternationalAnd We ransomed him with a great sacrifice

Elmalılı Hamdi YazırVe ona büyük bir kurbanlık fidye verdik

37:108 📚 2
وَتَرَكۡنَا عَلَيۡهِ فِي ٱلۡأٓخِرِينَ
وَتَرَكْنَا
ve (iyi bir ün) bıraktık
عَلَيْهِ
ona
فِى
arasında
ٱلْـَٔاخِرِينَ
sonra gelenler

Süleyman AteşSonra gelenler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık

Saheeh InternationalAnd We left for him [favorable mention] among later generations

Elmalılı Hamdi YazırKendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık

37:109
سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِبۡرَٰهِيمَ
سَلَـٰمٌ
selam olsun
عَلَىٰٓ
üzerine
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim

Süleyman Ateş(İleride gelecek nesiller): "İbrahim'e selam olsun!" (diyeceklerdi)

Saheeh InternationalPeace upon Abraham

Elmalılı Hamdi YazırSelam olsun İbrahim'e

37:110 📚 2
كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ
كَذَٰلِكَ
işte böyle
نَجْزِى
biz mükafatlandırırız
ٱلْمُحْسِنِينَ
güzel davrananları

Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız

Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good

Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız

37:111
إِنَّهُۥ مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
إِنَّهُۥ
çünkü o
مِنْ
bizim kullarımızdandı
عِبَادِنَا
Our slaves
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'min

Süleyman AteşÇünkü o bizim mü'min kullarımızdandı

Saheeh InternationalIndeed, he was of Our believing servants

Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o bizim mümin kullarımızdandı

37:112
وَبَشَّرۡنَٰهُ بِإِسۡحَٰقَ نَبِيࣰّ ا مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
وَبَشَّرْنَـٰهُ
ve ona müjdeledik
بِإِسْحَـٰقَ
İshak'ı
نَبِيًّۭا
bir peygamber olarak
مِّنَ
iyilerden
ٱلصَّـٰلِحِينَ
the righteous

Süleyman AteşBiz ona İshak'ı, iyilerden bir peygamber olarak müjdeledik

Saheeh InternationalAnd We gave him good tidings of Isaac, a prophet from among the righteous

Elmalılı Hamdi YazırOna bir de salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak'ı müjdeledik

37:113
وَبَٰرَكۡنَا عَلَيۡهِ وَعَلَىٰٓ إِسۡحَٰقَۚ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحۡسِنࣱ وَظَالِمࣱ لِّنَفۡسِهِۦ مُبِينࣱ‏
وَبَـٰرَكْنَا
ve bereketler verdik
عَلَيْهِ
kendisine
وَعَلَىٰٓ
ve
إِسْحَـٰقَ ۚ
İshak'a
وَمِن
onların neslinden
ذُرِّيَّتِهِمَا
their offspring
مُحْسِنٌۭ
iyi hareket eden de var
وَظَالِمٌۭ
ve zulmeden de
لِّنَفْسِهِۦ
kendisine
مُبِينٌۭ
açıkça

Süleyman AteşKendisine de, İshak'a da bereketler verdik. Onların neslinden (gelenler arasında) iyi hareket eden de var, açıkça kendisine zulmeden de

Saheeh InternationalAnd We blessed him and Isaac. But among their descendants is the doer of good and the clearly unjust to himself

Elmalılı Hamdi YazırHem ona hem İshak'a bereketler verdik. Her ikisinin neslinden de hem iyilik yapanlar var, hem de açıkça kendi nefsine zulmedenler var

37:114
وَلَقَدۡ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
مَنَنَّا
lutuflarda bulunduk
عَلَىٰ
Musa'ya
مُوسَىٰ
Musa
وَهَـٰرُونَ
ve Harun'a

Süleyman AteşAndolsun Musa'ya ve Harun'a da lutuflarda bulunduk

Saheeh InternationalAnd We did certainly confer favor upon Moses and Aaron

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki biz Musa ile Harun'a da nimetler verdik

37:115
وَنَجَّيۡنَٰهُمَا وَقَوۡمَهُمَا مِنَ ٱلۡكَرۡبِ ٱلۡعَظِيمِ
وَنَجَّيْنَـٰهُمَا
ve onları kurtardık
وَقَوْمَهُمَا
ve kavimlerini
مِنَ
sıkıntıdan
ٱلْكَرْبِ
the distress
ٱلْعَظِيمِ
büyük

Süleyman AteşOnları ve kavimlerini büyük sıkıntıdan kurtardık

Saheeh InternationalAnd We saved them and their people from the great affliction

Elmalılı Hamdi YazırHem kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık

37:116
وَنَصَرۡنَٰهُمۡ فَكَانُواْ هُمُ ٱلۡغَٰلِبِينَ
وَنَصَرْنَـٰهُمْ
ve onlara yardım ettik
فَكَانُوا۟
böylece oldular
هُمُ
kendileri
ٱلْغَـٰلِبِينَ
üstün gelenler(den)

Süleyman AteşOnlara yardım ettik de üstün gelenler kendileri oldular

Saheeh InternationalAnd We supported them so it was they who overcame

Elmalılı Hamdi YazırHem yardım ettik onlara da, galip gelenler onlar oldular

37:117
وَءَاتَيۡنَٰهُمَا ٱلۡكِتَٰبَ ٱلۡمُسۡتَبِينَ
وَءَاتَيْنَـٰهُمَا
ve onlara verdik
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
ٱلْمُسْتَبِينَ
açık ifadeli

Süleyman AteşOnlara açık ifadeli Kitabı verdik

Saheeh InternationalAnd We gave them the explicit Scripture

Elmalılı Hamdi YazırHem kendilerine o belli kitabı (Tevrat'ı) verdik

37:118
وَهَدَيۡنَٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلۡمُسۡتَقِيمَ
وَهَدَيْنَـٰهُمَا
ve onları ilettik
ٱلصِّرَٰطَ
yola
ٱلْمُسْتَقِيمَ
doğru

Süleyman AteşVe onları doğru yola ilettik

Saheeh InternationalAnd We guided them on the straight path

Elmalılı Hamdi YazırKendilerini doğru yola çıkardık

37:119
وَتَرَكۡنَا عَلَيۡهِمَا فِي ٱلۡأٓخِرِينَ
وَتَرَكْنَا
ve (iyi bir ün) bıraktık
عَلَيْهِمَا
onlara
فِى
arasında
ٱلْـَٔاخِرِينَ
sonra gelenler

Süleyman AteşVe sonra gelenler arasında onlara (iyi bir ün) bıraktık

Saheeh InternationalAnd We left for them [favorable mention] among later generations

Elmalılı Hamdi YazırSonrakiler içinde onlara iyi bir nam bıraktık

37:120
سَلَٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
سَلَـٰمٌ
selam olsun
عَلَىٰ
Musa'ya
مُوسَىٰ
Musa
وَهَـٰرُونَ
ve Harun'a

Süleyman Ateş(Hep): "Musa'ya ve Harun'a selam olsun!" (diyeceklerdi)

Saheeh InternationalPeace upon Moses and Aaron

Elmalılı Hamdi YazırSelam olsun, Musa ile Harun'a

37:121 📚 2
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ
إِنَّا
elbette biz
كَذَٰلِكَ
işte böyle
نَجْزِى
mükafatlandırırız
ٱلْمُحْسِنِينَ
güzel davrananları

Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız

Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good

Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız

37:122
إِنَّهُمَا مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
إِنَّهُمَا
çünkü ikisi de
مِنْ
bizim kullarımızdandı
عِبَادِنَا
Our slaves
ٱلْمُؤْمِنِينَ
inanan

Süleyman AteşÇünkü ikisi de bizim inanan kullarımızdandı

Saheeh InternationalIndeed, they were of Our believing servants

Elmalılı Hamdi YazırÇünkü onların ikisi de bizim mümin kullarımızdandı

37:123
وَإِنَّ إِلۡيَاسَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
وَإِنَّ
ve şüphesiz
إِلْيَاسَ
İlyas
لَمِنَ
elçilerdendi
ٱلْمُرْسَلِينَ
the Messengers

Süleyman Ateşİlyas da elçilerdendi

Saheeh InternationalAnd indeed, Elias was from among the messengers

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir

37:124
إِذۡ قَالَ لِقَوۡمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ
إِذْ
hani
قَالَ
demişti ki
لِقَوْمِهِۦٓ
kavmine
أَلَا
korunmaz mısınız?
تَتَّقُونَ
you fear

Süleyman AteşKavmine demişti ki: "(Allah'ın azabından) Korunmaz mısınız

Saheeh InternationalWhen he said to his people, "Will you not fear Allah

Elmalılı Hamdi YazırHani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi

37:125
أَتَدۡعُونَ بَعۡلࣰ ا وَتَذَرُونَ أَحۡسَنَ ٱلۡخَٰلِقِينَ
أَتَدْعُونَ
Ba'l'e-mi yalvarıyorsunuz?
بَعْلًۭا
Ba'l'e
وَتَذَرُونَ
ve bırakıyorsunuz
أَحْسَنَ
en güzelini
ٱلْخَـٰلِقِينَ
yaratıcıların

Süleyman AteşBa'l'e yalvarıyorsunuz da, bırakıyor musunuz, yaratıcıların en güzelini

Saheeh InternationalDo you call upon Ba'l and leave the best of creators

Elmalılı Hamdi YazırHani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi

37:126
ٱللَّهَ رَبَّكُمۡ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلۡأَوَّلِينَ
ٱللَّهَ
Allah'ı?
رَبَّكُمْ
sizin Rabbiniz
وَرَبَّ
ve Rabbi
ءَابَآئِكُمُ
atalarınızın
ٱلْأَوَّلِينَ
önceki

Süleyman AteşSizin Rabbiniz ve önceki atalarınızın Rabbi olan Allah'ı

Saheeh InternationalAllah, your Lord and the Lord of your first forefathers

Elmalılı Hamdi YazırHani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi

37:127
فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمۡ لَمُحۡضَرُونَ
فَكَذَّبُوهُ
onu yalanladılar
فَإِنَّهُمْ
bundan dolayı onlar
لَمُحْضَرُونَ
(azaba) getirileceklerdir

Süleyman AteşOnu yalanladılar, bundan dolayı onlar (azaba) getirileceklerdir

Saheeh InternationalAnd they denied him, so indeed, they will be brought [for punishment]

Elmalılı Hamdi YazırFakat onlar, onu yalanladılar. Bu yüzden onlar mutlaka (cehennemde) hazır bulundurulacaklardır

37:128 📚 1
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِينَ
إِلَّا
yalnız hariçtir
عِبَادَ
kulları
ٱللَّهِ
Allah'ın
ٱلْمُخْلَصِينَ
halis

Süleyman AteşYalnız Allah'ın halis kulları azab dışındadırlar

Saheeh InternationalExcept the chosen servants of Allah

Elmalılı Hamdi YazırAncak Allah'ın ihlaslı kulları müstesna

37:129 📚 2
وَتَرَكۡنَا عَلَيۡهِ فِي ٱلۡأٓخِرِينَ
وَتَرَكْنَا
biz (iyi bir ün) bıraktık
عَلَيْهِ
ona
فِى
arasında
ٱلْـَٔاخِرِينَ
sonra gelenler

Süleyman AteşBiz, sonra gelenler arasında ona (İlyas'a da iyi bir ün) bıraktık

Saheeh InternationalAnd We left for him [favorable mention] among later generations

Elmalılı Hamdi YazırOna da sonrakiler içinde şunu bıraktık

37:130
سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِلۡ يَاسِينَ
سَلَـٰمٌ
selam olsun
عَلَىٰٓ
İlyas'a
إِلْ يَاسِينَ
Elijah

Süleyman Ateşİlyas'a selam olsun

Saheeh InternationalPeace upon Elias

Elmalılı Hamdi YazırSelam olsun İlyâsîn'e

37:131 📚 2
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ
إِنَّا
elbette biz
كَذَٰلِكَ
işte böyle
نَجْزِى
mükafatlandırırız
ٱلْمُحْسِنِينَ
güzel davrananları

Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız

Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good

Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız

37:132
إِنَّهُۥ مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
إِنَّهُۥ
çünkü o
مِنْ
bizim kullarımızdandı
عِبَادِنَا
Our slaves
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'min

Süleyman AteşÇünkü o bizim mü'min kullarımızdandı

Saheeh InternationalIndeed, he was of Our believing servants

Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o bizim mümin kullarımızdandı

37:133
وَإِنَّ لُوطࣰ ا لَّمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
وَإِنَّ
ve şüphesiz
لُوطًۭا
Lut
لَّمِنَ
gönderilen elçilerdendi
ٱلْمُرْسَلِينَ
the Messengers

Süleyman AteşLut da gönderilen elçilerdendi

Saheeh InternationalAnd indeed, Lot was among the messengers

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendir

37:134
إِذۡ نَجَّيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥٓ أَجۡمَعِينَ
إِذْ
hani
نَجَّيْنَـٰهُ
onu kurtarmıştık
وَأَهْلَهُۥٓ
ve ailesini
أَجْمَعِينَ
hepsini

Süleyman AteşOnu ve ailesini kurtardık

Saheeh International[So mention] when We saved him and his family, all

Elmalılı Hamdi YazırHani biz onu ve ailesinin tamamını kurtarmıştık

37:135
إِلَّا عَجُوزࣰ ا فِي ٱلۡغَٰبِرِينَ
إِلَّا
dışında
عَجُوزًۭا
acuze bir kadın
فِى
arasında bulunan
ٱلْغَـٰبِرِينَ
(azabda) kalacaklar

Süleyman AteşYalnız (azabda) kalacaklar arasında bulunan acuze bir kadın hariç

Saheeh InternationalExcept his wife among those who remained [with the evildoers]

Elmalılı Hamdi YazırAncak geride kalıp batanlar içinde kalan yaşlı bir kadın hariç

37:136
ثُمَّ دَمَّرۡنَا ٱلۡأٓخَرِينَ
ثُمَّ
sonra
دَمَّرْنَا
kırdık (geçirdik)
ٱلْـَٔاخَرِينَ
ötekileri

Süleyman AteşSonra ötekileri kırdık (geçirdik)

Saheeh InternationalThen We destroyed the others

Elmalılı Hamdi YazırSonra diğerlerini helak etmiştik

37:137 📚 3
وَإِنَّكُمۡ لَتَمُرُّونَ عَلَيۡهِم مُّصۡبِحِينَ
وَإِنَّكُمْ
şüphesiz siz
لَتَمُرُّونَ
geçip gidiyorsunuz
عَلَيْهِم
onların yanlarından
مُّصْبِحِينَ
sabahleyin

Süleyman AteşSiz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz; sabahleyin

Saheeh InternationalAnd indeed, you pass by them in the morning

Elmalılı Hamdi YazırVe siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz

37:138
وَبِٱلَّيۡلِۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ
وَبِٱلَّيْلِ ۗ
ve geceleyin
أَفَلَا
düşünmüyor musunuz?
تَعْقِلُونَ
you use reason

Süleyman AteşVe geceleyin. Düşünmüyor musunuz

Saheeh InternationalAnd at night. Then will you not use reason

Elmalılı Hamdi YazırVe siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz

37:139 📚 2
وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
وَإِنَّ
ve şüphesiz
يُونُسَ
Yunus
لَمِنَ
gönderilen elçilerdendi
ٱلْمُرْسَلِينَ
the Messengers

Süleyman AteşYunus da gönderilen elçilerdendi

Saheeh InternationalAnd indeed, Jonah was among the messengers

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendir

37:140 📚 2
إِذۡ أَبَقَ إِلَى ٱلۡفُلۡكِ ٱلۡمَشۡحُونِ
إِذْ
hani
أَبَقَ
kaçmıştı
إِلَى
gemiye
ٱلْفُلْكِ
the ship
ٱلْمَشْحُونِ
dolu

Süleyman AteşDolu gemiye kaçmıştı

Saheeh International[Mention] when he ran away to the laden ship

Elmalılı Hamdi YazırHani o bir zaman dolu bir gemiye kaçmıştı

37:141 📚 1
فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلۡمُدۡحَضِينَ
فَسَاهَمَ
kur'a çekti
فَكَانَ
ve oldu
مِنَ
yenilenlerden
ٱلْمُدْحَضِينَ
the losers

Süleyman Ateş(Yükü fazla oluğundan gemi taşıyamamış, yolculardan birini denize atmak gerekmişti. Birini atmak üzere gemidekilerle) Kur'a çekti. (Yunus) Yenilenlerden oldu. (Kur'a kendisine isabet etti)

Saheeh InternationalAnd he drew lots and was among the losers

Elmalılı Hamdi Yazır(Oradakilerle) kur'a çekmiş de kaydırılanlardan (yenilenlerden) olmuştu

37:142
فَٱلۡتَقَمَهُ ٱلۡحُوتُ وَهُوَ مُلِيمࣱ‏
فَٱلْتَقَمَهُ
sonra onu yuttu
ٱلْحُوتُ
balık
وَهُوَ
ve o
مُلِيمٌۭ
kendi kendisini kınarken

Süleyman Ateş(Yunus, Rabbinden izinsiz olarak kavminden ayrıldığı için) Kendi kendisini kınarken (denize attılar) balık onu yuttu

Saheeh InternationalThen the fish swallowed him, while he was blameworthy

Elmalılı Hamdi YazırDerken (denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. (Kendi nefsini) kınıyordu

37:143 📚 8
فَلَوۡلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلۡمُسَبِّحِينَ
فَلَوْلَآ
eğer
أَنَّهُۥ
ki o
كَانَ
olmasaydı
مِنَ
tesbih edenlerden
ٱلْمُسَبِّحِينَ
those who glorify

Süleyman AteşEğer tesbih edenlerden olmasaydı

Saheeh InternationalAnd had he not been of those who exalt Allah

Elmalılı Hamdi YazırEğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı

37:144 📚 2
لَلَبِثَ فِي بَطۡنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوۡمِ يُبۡعَثُونَ
لَلَبِثَ
kalırdı
فِى
onun karnında
بَطْنِهِۦٓ
its belly
إِلَىٰ
kadar
يَوْمِ
güne
يُبْعَثُونَ
yeniden diriltilecekleri

Süleyman Ateş(İnsanların) Yeniden diriltilecekleri güne kadar balığın karnında kalırdı

Saheeh InternationalHe would have remained inside its belly until the Day they are resurrected

Elmalılı Hamdi YazırEğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı

37:145
۞فَنَبَذۡنَٰهُ بِٱلۡعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمࣱ‏
۞ فَنَبَذْنَـٰهُ
onu attık
بِٱلْعَرَآءِ
ağaçsız çıplak bir yere
وَهُوَ
ve o
سَقِيمٌۭ
hasta bir halde iken

Süleyman Ateş(Ama balığın karnında bizi andı, tesbih etti, biz de) Onu hasta bir halde ağaçsız, çıplak bir yere attık

Saheeh InternationalBut We threw him onto the open shore while he was ill

Elmalılı Hamdi YazırBiz onu hasta bir halde bir alana çıkardık

37:146
وَأَنۢبَتۡنَا عَلَيۡهِ شَجَرَةࣰ مِّن يَقۡطِينࣲ‏
وَأَنۢبَتْنَا
ve bitirdik
عَلَيْهِ
üzerine
شَجَرَةًۭ
bir ağacı
مِّن
asma kabak
يَقْطِينٍۢ
gourd

Süleyman AteşVe üzerine (gölge yapması için) Bir asma kabak ağacı bitirdik

Saheeh InternationalAnd We caused to grow over him a gourd vine

Elmalılı Hamdi YazırÜzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik

37:147
وَأَرۡسَلۡنَٰهُ إِلَىٰ مِاْئَةِ أَلۡفٍ أَوۡ يَزِيدُونَ
وَأَرْسَلْنَـٰهُ
ve onu elçi gönderdik
إِلَىٰ
(insan)a
مِا۟ئَةِ
yüz
أَلْفٍ
bin
أَوْ
ya da
يَزِيدُونَ
daha fazlasına

Süleyman AteşVe onu yüz bin insana, ya da daha fazla olanlara elçi gönderdik

Saheeh InternationalAnd We sent him to [his people of] a hundred thousand or more

Elmalılı Hamdi YazırBiz onu (Yunus'u) yüz bin veya daha çok insana peygamber olarak gönderdik

37:148
فَـَٔامَنُواْ فَمَتَّعۡنَٰهُمۡ إِلَىٰ حِينࣲ‏
فَـَٔامَنُوا۟
ve inandılar
فَمَتَّعْنَـٰهُمْ
biz de onları geçindirdik
إِلَىٰ
kadar
حِينٍۢ
bir süreye

Süleyman Ateşİnandılar, biz de onları bir süreye kadar geçindirdik

Saheeh InternationalAnd they believed, so We gave them enjoyment [of life] for a time

Elmalılı Hamdi YazırO zaman ona iman ettiler de biz onları bir zamana kadar yaşattık

37:149
فَٱسۡتَفۡتِهِمۡ أَلِرَبِّكَ ٱلۡبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلۡبَنُونَ
فَٱسْتَفْتِهِمْ
şimdi onlara sor
أَلِرَبِّكَ
Rabbine (mi?)
ٱلْبَنَاتُ
kızlar
وَلَهُمُ
onlara da
ٱلْبَنُونَ
oğlanlar (mı?)

Süleyman AteşŞimdi onlara sor: Rabbine kızlar, onlara da oğlanlar mı

Saheeh InternationalSo inquire of them, [O Muhammad], "Does your Lord have daughters while they have sons

Elmalılı Hamdi YazırŞimdi sor o seninkilere: Kızlar, Rabbinin de, oğlanlar onların mı

37:150
أَمۡ خَلَقۡنَا ٱلۡمَلَٰٓئِكَةَ إِنَٰثࣰ ا وَهُمۡ شَٰهِدُونَ
أَمْ
yoksa
خَلَقْنَا
yarattık
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ
melekleri
إِنَـٰثًۭا
dişi olarak (mı?)
وَهُمْ
ve onlar
شَـٰهِدُونَ
görüyorlarken

Süleyman AteşYoksa biz melekleri, onların gözleri önünde dişi mi yarattık (ki meleklerin dişi olduğunu söylüyorlar)

Saheeh InternationalOr did We create the angels as females while they were witnesses

Elmalılı Hamdi YazırYoksa biz melekleri dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış

37:151
أَلَآ إِنَّهُم مِّنۡ إِفۡكِهِمۡ لَيَقُولُونَ
أَلَآ
iyi bilin ki
إِنَّهُم
elbette onlar
مِّنْ
yüzünden
إِفْكِهِمْ
iftiraları
لَيَقُولُونَ
diyorlar ki

Süleyman Ateşİyi bilin, onlar iftiraları yüzünden diyorlar ki

Saheeh InternationalUnquestionably, it is out of their [invented] falsehood that they say

Elmalılı Hamdi YazırHa!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar

37:152
وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمۡ لَكَٰذِبُونَ
وَلَدَ
doğurdu
ٱللَّهُ
Allah
وَإِنَّهُمْ
ve onlar
لَكَـٰذِبُونَ
elbette yalancıdırlar

Süleyman AteşAllah doğurdu. Onlar elbette yalancıdırlar

Saheeh InternationalAllah has begotten," and indeed, they are liars

Elmalılı Hamdi YazırHa!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar

37:153
أَصۡطَفَى ٱلۡبَنَاتِ عَلَى ٱلۡبَنِينَ
أَصْطَفَى
tercih mi etmiş?
ٱلْبَنَاتِ
kızları
عَلَى
karşı
ٱلْبَنِينَ
oğlanlara

Süleyman Ateş(Allah) Kızları seçip oğlanlara tercih mi etmiş

Saheeh InternationalHas He chosen daughters over sons

Elmalılı Hamdi Yazır(Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş

37:154 📚 2
مَا لَكُمۡ كَيۡفَ تَحۡكُمُونَ
مَا
ne?
لَكُمْ
size (ne) oldu?
كَيْفَ
nasıl
تَحْكُمُونَ
hüküm veriyorsunuz

Süleyman AteşSize ne oldu, nasıl hüküm veriyorsunuz

Saheeh InternationalWhat is [wrong] with you? How do you make judgement

Elmalılı Hamdi YazırSize ne oldu? Nasıl hükmediyorsunuz

37:155
أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
أَفَلَا
hiç mi düşünmüyorsunuz?
تَذَكَّرُونَ
you pay heed

Süleyman AteşHiç mi düşünmüyorsunuz

Saheeh InternationalThen will you not be reminded

Elmalılı Hamdi YazırHiç düşünmüyor musunuz

37:156
أَمۡ لَكُمۡ سُلۡطَٰنࣱ مُّبِينࣱ‏
أَمْ
yoksa (-mi var?)
لَكُمْ
sizin
سُلْطَـٰنٌۭ
an authority
مُّبِينٌۭ
açık

Süleyman AteşYoksa sizin, (meleklerin, Allah'ın kızları oldukları hakkında) açık bir deliliniz mi var

Saheeh InternationalOr do you have a clear authority

Elmalılı Hamdi YazırYoksa sizin için açık bir delil mi var

37:157
فَأۡتُواْ بِكِتَٰبِكُمۡ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
فَأْتُوا۟
getirin
بِكِتَـٰبِكُمْ
Kitabınızı
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğrulardan

Süleyman AteşEğer doğru iseniz Kitabınızı getirin

Saheeh InternationalThen produce your scripture, if you should be truthful

Elmalılı Hamdi YazırO halde, eğer doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı

37:158
وَجَعَلُواْ بَيۡنَهُۥ وَبَيۡنَ ٱلۡجِنَّةِ نَسَبࣰ اۚ وَلَقَدۡ عَلِمَتِ ٱلۡجِنَّةُ إِنَّهُمۡ لَمُحۡضَرُونَ
وَجَعَلُوا۟
ve uydurdular
بَيْنَهُۥ
O'nunla
وَبَيْنَ
arasında
ٱلْجِنَّةِ
cinler
نَسَبًۭا ۚ
bir nesep
وَلَقَدْ
oysa
عَلِمَتِ
bilmişlerdir
ٱلْجِنَّةُ
cinler
إِنَّهُمْ
kendilerinin
لَمُحْضَرُونَ
(yüce divana) getirileceklerini

Süleyman AteşAllah ile cinler arasında bir nesep, (bir soy bağlantısı) uydurdular. Oysa cinler de kendilerinin (yüce divana) getirileceklerini bilmişlerdir

Saheeh InternationalAnd they have claimed between Him and the jinn a lineage, but the jinn have already known that they [who made such claims] will be brought to [punishment]

Elmalılı Hamdi YazırOnlar, Allah ile cinler arasında bir neseb (hısımlık bağı) uydurdular. Oysa andolsun cinler bilirler ki, o yalancılar mutlaka cehenneme götürüleceklerdir

37:159
سُبۡحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ
سُبْحَـٰنَ
(münezzehtir) yücedir
ٱللَّهِ
Allah
عَمَّا
onların taktıkları sıfatlardan
يَصِفُونَ
they attribute

Süleyman AteşHaşa Allah, onların taktıkları sıfatlardan (münezzehtir), yücedir

Saheeh InternationalExalted is Allah above what they describe

Elmalılı Hamdi YazırAllah, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir

37:160 📚 1
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِينَ
إِلَّا
fakat hariçtir
عِبَادَ
kulları
ٱللَّهِ
Allah'ın
ٱلْمُخْلَصِينَ
temiz

Süleyman AteşFakat Allah'ın temiz kulları hariç (onlar azaba sokulmayacaklardır)

Saheeh InternationalExcept the chosen servants of Allah [who do not share in that sin]

Elmalılı Hamdi YazırFakat Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka (onlar, Allah'ı böyle şirk ile vasıflamazlar)

37:161
فَإِنَّكُمۡ وَمَا تَعۡبُدُونَ
فَإِنَّكُمْ
ne siz
وَمَا
ve ne de
تَعْبُدُونَ
taptıklarınız

Süleyman Ateş(Ey inkarcılar) Ne siz, ne de taptıklarınız

Saheeh InternationalSo indeed, you [disbelievers] and whatever you worship

Elmalılı Hamdi YazırÇünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız

37:162
مَآ أَنتُمۡ عَلَيۡهِ بِفَٰتِنِينَ
مَآ
değil(siniz)
أَنتُمْ
siz
عَلَيْهِ
O'na karşı
بِفَـٰتِنِينَ
saptıracak

Süleyman AteşKandırıp Allah'ın yolundan çıkaramazsınız

Saheeh InternationalYou cannot tempt [anyone] away from Him

Elmalılı Hamdi YazırÇünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız

37:163
إِلَّا مَنۡ هُوَ صَالِ ٱلۡجَحِيمِ
إِلَّا
başkasını
مَنْ
kimseden
هُوَ
O
صَالِ
girecek
ٱلْجَحِيمِ
cehenneme

Süleyman AteşCehenneme girecek olandan başkasını

Saheeh InternationalExcept he who is to [enter and] burn in the Hellfire

Elmalılı Hamdi YazırÇünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız

37:164 📚 3
وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامࣱ مَّعۡلُومࣱ‏
وَمَا
ve yoktur
مِنَّآ
bizden kimsenin
إِلَّا
dışında
لَهُۥ
onun
مَقَامٌۭ
bir makamı
مَّعْلُومٌۭ
bilinen

Süleyman AteşBizden herkesin belli bir makamı vardır

Saheeh International[The angels say], "There is not among us any except that he has a known position

Elmalılı Hamdi Yazır(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler

37:165 📚 5
وَإِنَّا لَنَحۡنُ ٱلصَّآفُّونَ
وَإِنَّا
ve elbette biziz
لَنَحْنُ
muhakkak biz
ٱلصَّآفُّونَ
o saf saf dizilenler

Süleyman AteşBiziz, o saf saf dizilenler, biz

Saheeh InternationalAnd indeed, we are those who line up [for prayer]

Elmalılı Hamdi Yazır(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler

37:166 📚 4
وَإِنَّا لَنَحۡنُ ٱلۡمُسَبِّحُونَ
وَإِنَّا
ve elbette biziz
لَنَحْنُ
muhakkak biz
ٱلْمُسَبِّحُونَ
o tesbih edenler

Süleyman AteşBiziz, o tesbih edenler, biz

Saheeh InternationalAnd indeed, we are those who exalt Allah

Elmalılı Hamdi Yazır(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler

37:167
وَإِن كَانُواْ لَيَقُولُونَ
وَإِن
ve elbette
كَانُوا۟
onlar
لَيَقُولُونَ
şöyle diyorlardı

Süleyman AteşGerçi o(ortakkoşa)nlar şöyle diyorlardı

Saheeh InternationalAnd indeed, the disbelievers used to say

Elmalılı Hamdi Yazır(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk

37:168
لَوۡ أَنَّ عِندَنَا ذِكۡرࣰ ا مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ
لَوْ
eğer olsaydı
أَنَّ
kuşkusuz
عِندَنَا
yanımızda
ذِكْرًۭا
bir uyarı
مِّنَ
öncekilerden
ٱلْأَوَّلِينَ
the former (people)

Süleyman AteşEğer yanımızda öncekiler(e gelen Kitap'lar)dan bir uyarı olsaydı

Saheeh InternationalIf we had a message from [those of] the former peoples

Elmalılı Hamdi Yazır(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk

37:169
لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِينَ
لَكُنَّا
elbette biz olurduk
عِبَادَ
kulları
ٱللَّهِ
Allah'ın
ٱلْمُخْلَصِينَ
halis

Süleyman AteşElbette biz, Allah'ın halis kulları olurduk

Saheeh InternationalWe would have been the chosen servants of Allah

Elmalılı Hamdi Yazır(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk

37:170
فَكَفَرُواْ بِهِۦۖ فَسَوۡفَ يَعۡلَمُونَ
فَكَفَرُوا۟
ama inkar ettiler
بِهِۦ ۖ
onu
فَسَوْفَ
yakında
يَعْلَمُونَ
bileceklerdir

Süleyman AteşAma o uyarıyı inkar ettiler, yakında (inkar etmelerinin sonunun nasıl olacağını) bileceklerdir

Saheeh InternationalBut they disbelieved in it, so they are going to know

Elmalılı Hamdi YazırFakat şimdi onu inkâr ettiler. Ama ilerde bileceklerdir

37:171 📚 1
وَلَقَدۡ سَبَقَتۡ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلۡمُرۡسَلِينَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
سَبَقَتْ
geçmişti
كَلِمَتُنَا
şu sözümüz
لِعِبَادِنَا
kullarımıza
ٱلْمُرْسَلِينَ
gönderilen elçi

Süleyman AteşGönderilen elçi kullarımıza şu sözümüz geçmişti

Saheeh InternationalAnd Our word has already preceded for Our servants, the messengers

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir

37:172
إِنَّهُمۡ لَهُمُ ٱلۡمَنصُورُونَ
إِنَّهُمْ
mutlaka onlar
لَهُمُ
kendileri olacaktır
ٱلْمَنصُورُونَ
zafere ulaştırılanlar

Süleyman AteşMutlaka zafere ulaştırılanlar kendileri olacaktır

Saheeh International[That] indeed, they would be those given victory

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir

37:173
وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلۡغَٰلِبُونَ
وَإِنَّ
ve mutlaka
جُندَنَا
bizim ordumuz
لَهُمُ
onlara
ٱلْغَـٰلِبُونَ
galip gelecektir

Süleyman AteşVe galip gelenler, mutlaka bizim ordumuz olacaktır

Saheeh InternationalAnd [that] indeed, Our soldiers will be those who overcome

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir

37:174
فَتَوَلَّ عَنۡهُمۡ حَتَّىٰ حِينࣲ‏
فَتَوَلَّ
o halde dön
عَنْهُمْ
onlardan
حَتَّىٰ
kadar
حِينٍۢ
bir süreye

Süleyman AteşBir süreye kadar onlardan dön (onların sözlerine aldırış etme)

Saheeh InternationalSo, [O Muhammad], leave them for a time

Elmalılı Hamdi YazırOnun için sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir

37:175
وَأَبۡصِرۡهُمۡ فَسَوۡفَ يُبۡصِرُونَ
وَأَبْصِرْهُمْ
onları gözetle
فَسَوْفَ
yakında
يُبْصِرُونَ
göreceklerdir

Süleyman AteşOnları gözetle. Yakında (başlarına neler geleceğini) göreceklerdir

Saheeh InternationalAnd see [what will befall] them, for they are going to see

Elmalılı Hamdi YazırOnlara (inecek azabı) gözetle. Yakında onlar da göreceklerdir

37:176
أَفَبِعَذَابِنَا يَسۡتَعۡجِلُونَ
أَفَبِعَذَابِنَا
bizim azabımızı mı?
يَسْتَعْجِلُونَ
acele istiyorlar

Süleyman AteşBizim azabımızı mı acele istiyorlar

Saheeh InternationalThen for Our punishment are they impatient

Elmalılı Hamdi YazırYa şimdi onlar, bizim azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar

37:177 📚 1
فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمۡ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلۡمُنذَرِينَ
فَإِذَا
zaman
نَزَلَ
(azab) indiği
بِسَاحَتِهِمْ
yurtlarına
فَسَآءَ
ne kötü olur
صَبَاحُ
sabahı
ٱلْمُنذَرِينَ
uyarılmış olanların

Süleyman AteşFakat o azab yurtlarına indiği zaman uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur

Saheeh InternationalBut when it descends in their territory, then evil is the morning of those who were warned

Elmalılı Hamdi YazırFakat (azabımız) onların sahasına indiği zaman, (o acı sonuçla) uyarılanların sabahı ne kötüdür

37:178
وَتَوَلَّ عَنۡهُمۡ حَتَّىٰ حِينࣲ‏
وَتَوَلَّ
ve uzaklaş
عَنْهُمْ
onlardan
حَتَّىٰ
kadar
حِينٍۢ
bir süreye

Süleyman AteşBir süreye kadar onları kendi hallerine bırak

Saheeh InternationalAnd leave them for a time

Elmalılı Hamdi YazırYine sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir

37:179
وَأَبۡصِرۡ فَسَوۡفَ يُبۡصِرُونَ
وَأَبْصِرْ
ve (bekle de) gör
فَسَوْفَ
yakında
يُبْصِرُونَ
onlar da göreceklerdir

Süleyman AteşVe (bekle de) gör, onlar da göreceklerdir

Saheeh InternationalAnd see, for they are going to see

Elmalılı Hamdi Yazır(İnecek azabı) gözetle! Yakında onlar da göreceklerdir

37:180
سُبۡحَٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلۡعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ
سُبْحَـٰنَ
yücedir
رَبِّكَ
Rabbin
رَبِّ
sahibi
ٱلْعِزَّةِ
kudret ve şeref
عَمَّا
onların nitelendirmelerinden
يَصِفُونَ
they attribute

Süleyman AteşKudret ve şeref sahibi Rabbin, onların nitelendirmelerinden yücedir

Saheeh InternationalExalted is your Lord, the Lord of might, above what they describe

Elmalılı Hamdi YazırSenin güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir

37:181
وَسَلَٰمٌ عَلَى ٱلۡمُرۡسَلِينَ
وَسَلَـٰمٌ
ve selam olsun
عَلَى
üzerine
ٱلْمُرْسَلِينَ
gönderilen elçiler

Süleyman AteşSelam, gönderilen elçilere

Saheeh InternationalAnd peace upon the messengers

Elmalılı Hamdi YazırGönderilen bütün peygamberlere selam olsun

37:182
وَٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
وَٱلْحَمْدُ
ve hamd olsun
لِلَّهِ
Allah'a
رَبِّ
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Süleyman AteşHamd, alemlerin Rabbi Allah'a

Saheeh InternationalAnd praise to Allah, Lord of the worlds

Elmalılı Hamdi YazırHamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur

← Önceki Sonraki →

37. As-Saaffaat Suresi | Anlam Arayışı