37. As-Saaffaat سُورَةُ الصَّافَّاتِ
Saheeh InternationalBy those [angels] lined up in rows
Süleyman AteşAndolsun o sıra sıra dizilenlere
Ali BulaçSaflar halinde dizilenlere andolsun
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun o saf bağlayıp duranlara
Saheeh InternationalAnd those who drive [the clouds]
Süleyman AteşBağırıp sürenlere
Ali BulaçHaykırıp sürükleyenlere
Elmalılı Hamdi YazırO haykırıp da sürenlere
Saheeh InternationalAnd those who recite the message
Süleyman AteşZikir okuyanlara
Ali BulaçZikir okuyanlara
Elmalılı Hamdi YazırVe o yolda zikir okuyanlara
Saheeh InternationalIndeed, your God is One
Süleyman AteşKi Tanrınız, birdir
Ali BulaçTartışmasız, sizin İlahınız gerçekten birdir
Elmalılı Hamdi YazırKi sizin ilâhınız birdir
Saheeh InternationalLord of the heavens and the earth and that between them and Lord of the sunrises
Süleyman AteşGöklerin, yerin ve bunlar arasında bulunanların Rabbi, doğuların da Rabbidir
Ali BulaçGöklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir, doğuların da Rabbidir
Elmalılı Hamdi YazırO, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir, bütün doğuların da Rabbidir
Saheeh InternationalIndeed, We have adorned the nearest heaven with an adornment of stars
Süleyman AteşBiz en yakın göğü bir zinetle, yıldızlarla süsledik
Ali BulaçŞüphesiz Biz dünya göğünü 'çekici bir süsle', yıldızlarla süsleyip-donattık
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biz dünya göğünü (o yakın göğü) bir zinetle, yıldızlarla süsledik
Saheeh InternationalAnd as protection against every rebellious devil
Süleyman AteşVe (onu) ita'at dışına çıkan her türlü şeytandan koruduk
Ali BulaçVe itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk
Elmalılı Hamdi YazırOnu her inatçı şeytandan koruduk
Saheeh International[So] they may not listen to the exalted assembly [of angels] and are pelted from every side
Süleyman AteşO (şeyta)nlar mele-i A'layı (yüce melekler topluluğunu) dinleyemezler; her yandan kendilerine (ışınlar) atılır
Ali BulaçKi onlar, Mele'i A'la'ya kulak verip dinleyemezler, her yandan kovulup atılırlar
Elmalılı Hamdi YazırOnlar yüksek (melekler) topluluğunu dinleyemezler. Her taraftan kovulup atılırlar
Saheeh InternationalRepelled; and for them is a constant punishment
Süleyman AteşKovulurlar. Onlar için sürekli bir azab vardır
Ali BulaçUzaklaştırılırlar. Onlara kesintisiz bir azap vardır
Elmalılı Hamdi YazırUzaklaştırılırlar. Onlara ardı arkası kesilmez bir azab vardır
Saheeh InternationalExcept one who snatches [some words] by theft, but they are pursued by a burning flame, piercing [in brightness]
Süleyman AteşYalnız (yüce topluluktan) bir söz kapan olursa, onu da delici bir şihab (ışın)izler
Ali BulaçAncak (sözü hırsızlama) çalıp-kapan olursa, artık onu da delip geçen 'yakıcı bir alev' izler (ve yok eder)
Elmalılı Hamdi YazırAncak kulak hırsızlığı yapanlar olur. Onu da yakıcı bir alev takip eder
Saheeh InternationalThen inquire of them, [O Muhammad], "Are they a stronger [or more difficult] creation or those [others] We have created?" Indeed, We created men from sticky clay
Süleyman AteşŞimdi onlara sor: Yaratılış bakımından kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı? Biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık
Ali BulaçŞimdi onlara sor: Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa Bizim yarattıklarımız mı? Doğrusu Biz onları, cıvık-yapışkan bir çamurdan yarattık
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi onlara sor: "Yaradılışça kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı?" Gerçekten biz onları cıvık bir çamurdan yarattık
Saheeh InternationalBut you wonder, while they mock
Süleyman AteşHayır sen (bu muhteşem kudrete) hayran kaldın; onlarsa (seninle) alay ediyorlar
Ali BulaçHayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar
Elmalılı Hamdi YazırFakat sen onlara şaşıyorsun, ama onlar (seninle) eğleniyorlar
Saheeh InternationalAnd when they are reminded, they remember not
Süleyman AteşKendilerine öğüt verilse öğüt almıyorlar
Ali BulaçKendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar
Elmalılı Hamdi YazırKendilerine hatırlatıldığında da düşünmüyorlar
Saheeh InternationalAnd when they see a sign, they ridicule
Süleyman AteşBir mu'cize görseler, alay ediyorlar
Ali BulaçBir ayet (mucize) gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar
Elmalılı Hamdi YazırBir mucize gördükleri zaman da eğlenceye alıyorlar
Saheeh InternationalAnd say, "This is not but obvious magic
Süleyman AteşBu apaçık bir büyüden başka bir şey değildir. diyorlar
Ali BulaçBu, açıkça bir büyüden başkası değildir" dediler
Elmalılı Hamdi YazırVe diyorlar ki: "Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir
Saheeh InternationalWhen we have died and become dust and bones, are we indeed to be resurrected
Süleyman AteşYani biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz mi diriltilecek mişiz
Ali BulaçBiz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz
Elmalılı Hamdi YazırÖldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman mı biz tekrar dirilecekmişiz
Saheeh InternationalAnd our forefathers [as well]
Süleyman AteşEvvelki atalarımız da mı
Ali BulaçVeya önceki atalarımız da mı
Elmalılı Hamdi YazırÖnceki atalarımız da mı
Saheeh InternationalSay, "Yes, and you will be [rendered] contemptible
Süleyman AteşDe ki: "Evet siz aşağılanarak (diriltileceksiniz)
Ali BulaçDe ki: "Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz).”
Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Evet, hem de sizler çok aşağılanmış olarak (dirileceksiniz)
Saheeh InternationalIt will be only one shout, and at once they will be observing
Süleyman AteşO (iş) sadece korkunç bir sesten ibarettir: Hemen onlar (diriltilmiş olarak) bakıyorlardır
Ali Bulaçİşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir; artık kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp duruyorlar
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü O (sura üfürmek) zorlu bir kumandadan ibarettir ki, derhal onların gözleri açılıverir
Saheeh InternationalThey will say, "O woe to us! This is the Day of Recompense
Süleyman AteşVah bize, bu ceza günüdür! dediler
Ali BulaçDerler ki: "Eyvahlar bize; bu, din günüdür
Elmalılı Hamdi YazırEyvah bizlere! İşte bu hesap günüdür." derler
Saheeh International[They will be told], "This is the Day of Judgement which you used to deny
Süleyman AteşBu, yalanlamakta olduğunuz hüküm günüdür
Ali BulaçBu, sizin yalanladığınız (mü'mini kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlara): "İşte bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (iyi ve kötüyü) ayırt etme günüdür" denir
Saheeh International[The angels will be ordered], "Gather those who committed wrong, their kinds, and what they used to worship
Süleyman Ateş(Yüce Allah meleklerine emreder): "Toplayın o zalimleri, onların eşlerini ve taptıklarını
Ali BulaçZulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını biraraya getirip toplayın
Elmalılı Hamdi YazırToplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru
Saheeh InternationalOther than Allah, and guide them to the path of Hellfire
Süleyman AteşAllah'tan başka. Onları cehennemin yoluna götürün
Ali BulaçAllah'tan başka (taptıklarını); artık onları cehennemin yoluna yöneltip götürün
Elmalılı Hamdi YazırToplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru
Saheeh InternationalAnd stop them; indeed, they are to be questioned
Süleyman AteşDurdurun onları, çünkü onlar sorguya çekileceklerdir
Ali BulaçVe onları durdurup-tutuklayın, çünkü sorguya çekileceklerdir
Elmalılı Hamdi YazırVe durdurun onları, çünkü sorguya çekilecekler
Saheeh International[They will be asked], "What is [wrong] with you? Why do you not help each other
Süleyman AteşSize ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz
Ali Bulaç(Onlara seslenilir:) "Ne oluyor size, birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlara): "Ne oldu sizlere de yardımlaşmıyorsunuz?" (denilir)
Saheeh InternationalBut they, that Day, are in surrender
Süleyman Ateş(Başları öne eğik, utançtan yüzleri kızarmış. Cevap verecek durumda değillerdir). Hayır, onlar o gün teslim olmuşlardır
Ali BulaçHayır, bugün onlar teslim olmuşlardır
Elmalılı Hamdi YazırHayır, bugün onlar teslim olmuşlardır
Saheeh InternationalAnd they will approach one another blaming each other
Süleyman AteşBirbirlerine döndüler, soruyorlar
Ali BulaçKimi kimine yönelmiş olarak birbirlerine soruyorlar
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, birbirine dönmüş soruşuyorlar
Saheeh InternationalThey will say, "Indeed, you used to come at us from the right
Süleyman Ateş(Uyanlar, uydukları adamlara) Dediler ki: "Siz bize sağdan gelir(güvendiğimiz yandan bize sokulup vesvese verir)diniz
Ali BulaçGerçekten sizler bize sağdan (sağ duyudan ve haktan) yana gelip yanaşıyordunuz." derler
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Siz bize (uğurlu görünerek) sağdan gelir dururdunuz" derler
Saheeh InternationalThe oppressors will say, "Rather, you [yourselves] were not believers
Süleyman Ateş(Ötekiler de): "Hayır, dediler, zaten siz kendiniz inanan insanlar değildiniz
Ali Bulaç(Diğerleri de:) "Hayır" derler. "Zaten sizler mü'min kimseler değildiniz
Elmalılı Hamdi Yazır(İleri gelenler de) derler ki: "Hayır, siz inanmamıştınız
Saheeh InternationalAnd we had over you no authority, but you were a transgressing people
Süleyman AteşBizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Siz kendiniz azgın bir toplum idiniz
Ali BulaçBizim üzerinizde zorlayıcı hiçbir gücümüz yoktu; hayır siz (kendiniz) azgın bir kavimdiniz
Elmalılı Hamdi YazırBizim de size karşı bir gücümüz yoktu. Fakat siz azmış bir kavimdiniz
Saheeh InternationalSo the word of our Lord has come into effect upon us; indeed, we will taste [punishment]
Süleyman AteşArtık Rabbimizin sözü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezayı mutlaka) tadacağız
Ali BulaçBöylece Rabbimiz'in sözü (yıkım ve azap va'di) üzerimize hak oldu. Şüphesiz, (azabı) tadıcılarız
Elmalılı Hamdi YazırOnun için üzerimize Rabbimizin azab sözü hak oldu. Şüphesiz azabımızı tadacağız
Saheeh InternationalAnd we led you to deviation; indeed, we were deviators
Süleyman AteşSizi azdırdık, çünkü biz kendimiz azmıştık(siz de bize uyunca azmış oldunuz)
Ali BulaçEvet, sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik
Elmalılı Hamdi YazırEvet biz, sizi kışkırttık. Çünkü biz azgındık
Saheeh InternationalSo indeed they, that Day, will be sharing in the punishment
Süleyman AteşO gün onlar azab (çekme)de ortaktırlar
Ali BulaçArtık o gün onlar azapta ortaktırlar
Elmalılı Hamdi YazırO halde hepsi o gün azabda ortaktırlar
Saheeh InternationalIndeed, that is how We deal with the criminals
Süleyman Ateşİşte biz, suçlulara böyle yaparız
Ali BulaçDoğrusu Biz, suçlu-günahkarlara böyle yaparız
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz günahkarlara böyle yaparız
Saheeh InternationalIndeed they, when it was said to them, "There is no deity but Allah," were arrogant
Süleyman AteşÇünkü onlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur!" dendiği zaman büyüklük taslarlardı
Ali BulaçÇünkü onlara: "Allah'tan başka İlah yoktur" denildiği zaman, büyüklük taslarlardı
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü onlar, kendilerine: "Allah'tan başka ilâh yoktur" denildiği zaman kafa tutuyorlardı
Saheeh InternationalAnd were saying, "Are we to leave our gods for a mad poet
Süleyman AteşCinlenmiş bir şair için biz tanrılarımızı mı terk edeceğiz? derlerdi
Ali BulaçVe derlerdi ki: "Biz, ünlenmiş bir şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz
Elmalılı Hamdi YazırVe: "Biz, hiçbir mecnun (deli) şair için ilâhlarımızı bırakır mıyız?" diyorlardı
Saheeh InternationalRather, the Prophet has come with the truth and confirmed the [previous] messengers
Süleyman AteşHayır, o (ne şairdi, ne mecnun. O) gerçeği getirmiş ve elçileri de doğrulamıştı
Ali BulaçHayır, o, hakkı getirmiş ve gönderilen (elçi)leri de doğrulamıştı
Elmalılı Hamdi YazırHayır o, hak ile geldi ve bütün peygamberleri tasdik etti
Saheeh InternationalIndeed, you [disbelievers] will be tasters of the painful punishment
Süleyman AteşSiz acı azabı tadacaksınız
Ali BulaçŞüphesiz, siz, acı azabı tadıcılarsınız
Elmalılı Hamdi YazırElbette siz o acı azabı tadacaksınız
Saheeh InternationalAnd you will not be recompensed except for what you used to do
Süleyman AteşSadece yaptığınız (işler)le cezalanıyorsunuz
Ali BulaçYaptıklarınızdan başkasıyla cezalandırılmayacaksınız
Elmalılı Hamdi YazırBununla beraber başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalandırılacaksınız
Saheeh InternationalBut not the chosen servants of Allah
Süleyman AteşAncak Allah'ın halis kulları bu cezanın dışındadır
Ali BulaçAncak muhlis olan kullar başka
Elmalılı Hamdi YazırSadece Allah'ın ihlaslı kulları müstesnadır
Saheeh InternationalThose will have a provision determined
Süleyman AteşOnlar için bilinen bir rızık vardır
Ali Bulaçİşte onlar; onlar için bilinen bir rızık vardır
Elmalılı Hamdi Yazırİşte onlar için belli bir rızık vardır
Saheeh InternationalFruits; and they will be honored
Süleyman Ateş(Türlü türlü) Meyvalar. Ve onlar ağırlanırlar
Ali BulaçÇeşitli-meyveler. Onlar ikram görenlerdir
Elmalılı Hamdi YazırMeyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir
Saheeh InternationalIn gardens of pleasure
Süleyman AteşNi'met cennetlerinde
Ali BulaçNimetlerle donatılmış (naim) cennetlerde
Elmalılı Hamdi YazırMeyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir
Saheeh InternationalOn thrones facing one another
Süleyman AteşTahtlar üzerinde, karşılıklı otururlar
Ali BulaçBirbirlerine karşı, tahtlar üzerinde (otururlar)
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlar) Karşılıklı tahtlar üzerindedirler
Saheeh InternationalThere will be circulated among them a cup [of wine] from a flowing spring
Süleyman AteşÖnlerinde akan kaynaktan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır
Ali BulaçKaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır
Elmalılı Hamdi Yazırİçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır
Saheeh InternationalWhite and delicious to the drinkers
Süleyman AteşBerrak, içenlere lezzet veren bir içki
Ali BulaçBembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki)
Elmalılı Hamdi Yazırİçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır
Saheeh InternationalNo bad effect is there in it, nor from it will they be intoxicated
Süleyman AteşOnda ne sersemletme var, ne onunla sarhoş olurlar
Ali BulaçOnda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden geçip, akılları çelinir
Elmalılı Hamdi YazırOnda ne bir zararlı sonuç vardır, ne de sarhoşluk verir
Saheeh InternationalAnd with them will be women limiting [their] glances, with large, [beautiful] eyes
Süleyman AteşYanlarında da, yalnız kendilerine göz dikmiş iri gözlü eşler vardır
Ali BulaçVe yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır
Elmalılı Hamdi YazırYanlarında iri gözlü, bakışlarını kocalarından başkalarına çevirmeyen hanımlar vardır
Saheeh InternationalAs if they were [delicate] eggs, well-protected
Süleyman AteşSaklı yumurta gibi bembeyaz eşler
Ali BulaçSanki onlar, saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz)
Elmalılı Hamdi YazırSanki onlar örtülüp saklanmış yumurta gibidirler
Saheeh InternationalAnd they will approach one another, inquiring of each other
Süleyman AteşBunlar birbirine dönmüş soruyorlar
Ali BulaçBöyleyken, kimi kimine yönelmiş olarak, birbirlerine soruyorlar
Elmalılı Hamdi YazırDerken birbirine dönüp sorarlar
Saheeh InternationalA speaker among them will say, "Indeed, I had a companion [on earth]
Süleyman AteşOnlardan bir sözcü: "Benim, dedi, bir arkadaşım vardı
Ali BulaçBir sözcü der ki: "Benim bir yakınım vardı
Elmalılı Hamdi Yazırİçlerinden bir sözcü der ki: "Gerçekten benim bir arkadaşım vardı
Saheeh InternationalWho would say, 'Are you indeed of those who believe
Süleyman AteşDerdi ki: 'Sen doğrulayanlardan mısın
Ali BulaçDerdi ki: Sen de gerçekten (dirilişi) doğrulayanlardan mısın
Elmalılı Hamdi YazırDerdi ki: "Sen gerçekten inananlardan mısın
Saheeh InternationalThat when we have died and become dust and bones, we will indeed be recompensed
Süleyman AteşBiz ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz mi (diriltilip yaptığımız işlere göre) cezalanacağız
Ali BulaçBizler öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya çekilecekmişiz
Elmalılı Hamdi YazırÖldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman biz hakikaten cezalanacak mıyız
Saheeh InternationalHe will say, "Would you [care to] look
Süleyman Ateş(Sonra yanındakilere): "Bakar mısınız?" dedi
Ali Bulaç(Konuşan yanındakilere) Der ki: "Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz
Elmalılı Hamdi YazırSiz onu tanır mısınız?" der
Saheeh InternationalAnd he will look and see him in the midst of the Hellfire
Süleyman AteşBaktı onu cehennemin ortasında gördü
Ali BulaçDerken, bakıverdi, onu 'çılgınca yanan ateşin' tam ortasında gördü
Elmalılı Hamdi YazırDerken bakınır ve onu cehennemin ta ortasında görür
Saheeh InternationalHe will say, "By Allah, you almost ruined me
Süleyman AteşTallahi, dedi, sen az daha beni de alçaltacaktın
Ali BulaçDedi ki: "Andolsun Allah'a, neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin
Elmalılı Hamdi YazırOna şöyle der: "Allah'a yemin ederim ki, doğrusu sen az daha beni helak edecektin
Saheeh InternationalIf not for the favor of my Lord, I would have been of those brought in [to Hell]
Süleyman AteşRabbimin ni'meti olmasaydı, şimdi ben de (oraya) getirilenlerden olurdum
Ali BulaçEğer Rabbimin nimeti olmasaydı, muhakkak ben de (azap yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım
Elmalılı Hamdi YazırRabbimin nimeti olmasaydı, ben de bu tutuklananlardan olacaktım
Saheeh InternationalThen, are we not to die
Süleyman AteşBiz bir daha ölmeyecek miyiz der
Ali BulaçNasıl, biz ölecek olanlar değil miymişiz
Elmalılı Hamdi YazırNasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız
Saheeh InternationalExcept for our first death, and we will not be punished
Süleyman AteşYalnız ilk ölümümüz, başka ölüm yok ve biz azaba da uğratılmayacağız ha
Ali BulaçYalnızca birinci ölümümüzden başka (öyle mi)? Ve biz azaba uğratılacak olanlar değil miymişiz
Elmalılı Hamdi YazırNasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız
Saheeh InternationalIndeed, this is the great attainment
Süleyman AteşGerçekten büyük başarı ve mutluluk budur
Ali BulaçŞüphesiz, bu, asıl büyük 'kurtuluş ve mutluluğun' ta kendisidir
Elmalılı Hamdi Yazırİşte bu büyük kurtuluştur
Saheeh InternationalFor the like of this let the workers [on earth] work
Süleyman AteşÇalışanlar bunun için çalışsınlar
Ali BulaçBöylece çalışanlar da bunun bir benzeri için çalışmalıdır
Elmalılı Hamdi YazırÇalışanlar işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar
Saheeh InternationalIs Paradise a better accommodation or the tree of zaqqum
Süleyman Ateş(Nasıl) Ağırlanmak için bu mu hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı
Ali BulaçNasıl, böyle bir konaklanma mı daha hayırlı yoksa zakkum ağacı mı
Elmalılı Hamdi YazırNasıl, bu mu daha hayırlı konukluk için, yoksa zakkum ağacı mı
Saheeh InternationalIndeed, We have made it a torment for the wrongdoers
Süleyman AteşBiz onu zalimler için bir fitne (sınav) yaptık
Ali BulaçDoğrusu Biz, onu kafirler için bir fitne (bir imtihan konusu) kıldık
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) yaptık
Saheeh InternationalIndeed, it is a tree issuing from the bottom of the Hellfire
Süleyman AteşO, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır
Ali BulaçŞüphesiz o, ‘çılgınca yanan ateşin’ dibinde bitip çıkar
Elmalılı Hamdi YazırO bir ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar
Saheeh InternationalIts emerging fruit as if it was heads of the devils
Süleyman AteşTomurcukları, şeytanların başları gibidir
Ali BulaçOnun tomurcukları, şeytanların başları gibidir
Elmalılı Hamdi YazırTomurcukları şeytanların başları gibidir
Saheeh InternationalAnd indeed, they will eat from it and fill with it their bellies
Süleyman AteşOnlar ondan yiyecekler ve karınlarını onunla dolduracaklardır
Ali BulaçArtık gerçekten, ondan yiyecekler böylelikle karınlarını ondan dolduracaklar
Elmalılı Hamdi YazırMutlaka onlar, ondan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklardır
Saheeh InternationalThen indeed, they will have after it a mixture of scalding water
Süleyman AteşSonra onların, bunun üzerine kaynar su karıştırılmış bir içkileri vardır
Ali BulaçSonra kendileri için onun üzerinde kaynar su karıştırılmış bir içkileri de vardır
Elmalılı Hamdi YazırSonra üzerine onlar için kaynar bir içecek vardır
Saheeh InternationalThen indeed, their return will be to the Hellfire
Süleyman AteşSonra dönecekleri yer, elbette cehennemdir
Ali BulaçSonra onların dönecekleri yer, elbette (yine) çılgınca yanan ateştir
Elmalılı Hamdi YazırSonra da dönecekleri yer, şüphesiz cehennemdir
Saheeh InternationalIndeed they found their fathers astray
Süleyman AteşÇünkü onlar babalarını sapık kimseler buldular
Ali BulaçÇünkü onlar, atalarını sapık kimseler olarak bulmuşlardı
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü onlar, atalarını sapıklıkta buldular
Saheeh InternationalSo they hastened [to follow] in their footsteps
Süleyman AteşKendileri de onların izlerinde koşturuyorlar
Ali BulaçKendileri de onları izleri üzerinde koşturup-duruyorlardı
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi de kendileri onların izlerinde koşturuyorlar
Saheeh InternationalAnd there had already strayed before them most of the former peoples
Süleyman AteşAndolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı
Ali BulaçAndolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki, onlardan öncekilerin çoğu sapıklıkta idiler
Saheeh InternationalAnd We had already sent among them warners
Süleyman AteşBiz onların içine de uyarıcılar göndermiştik
Ali BulaçAndolsun, Biz onlara uyarıcılar göndermiştik
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biz onlara içlerinden uyarıcı peygamberler de gönderdik
Saheeh InternationalThen look how was the end of those who were warned
Süleyman AteşBak, o uyarılanların sonu nice oldu
Ali BulaçUyarılanların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak
Elmalılı Hamdi YazırSonra da bak o uyarılanların sonu nasıl oldu
Saheeh InternationalBut not the chosen servants of Allah
Süleyman AteşAncak Allah'ın halis kulları o azabın dışında kaldılar
Ali BulaçAncak muhlis olan kullar başka
Elmalılı Hamdi YazırAncak Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka
Saheeh InternationalAnd Noah had certainly called Us, and [We are] the best of responders
Süleyman AteşAndolsun Nuh bize yalvarmıştı da ne güzel kabul buyurmuştuk
Ali BulaçAndolsun, Nuh Bize (dua edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki Nuh bize seslenip dua etmişti de biz de ne güzel kabul etmiştik
Saheeh InternationalAnd We saved him and his family from the great affliction
Süleyman AteşOnu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık
Ali BulaçOnu ve ailesini, o büyük üzüntüden kurtarmıştık
Elmalılı Hamdi YazırBiz hem onu, hem ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık
Saheeh InternationalAnd We made his descendants those remaining [on the earth]
Süleyman AteşYalnız onun zürriyetini kalıcılar yaptık (onlardan başka hepsini helak ettik)
Ali BulaçVe onun soyunu, (dünyada) onları da baki kıldık
Elmalılı Hamdi YazırHem onun neslini bâki kalanlar kıldık
Saheeh InternationalAnd left for him [favorable mention] among later generations
Süleyman AteşSonra gelenler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık
Ali BulaçSonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık
Elmalılı Hamdi YazırHem de sonradan gelenler içinde güzel bir namını bıraktık
Saheeh InternationalPeace upon Noah among the worlds
Süleyman AteşAlemler içinde Nuh'a selam olsun (bütün insanlar onu esenlikle anarlar)
Ali BulaçAlemler içinde selam olsun Nuh’a
Elmalılı Hamdi YazırBütün âlemler içinde Nuh'a selam olsun
Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good
Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız
Ali BulaçGerçekten Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
Saheeh InternationalIndeed, he was of Our believing servants
Süleyman AteşÇünkü o bizim, inanan kullarımızdandı
Ali BulaçŞüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandı
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o bizim mümin kullarımızdandı
Saheeh InternationalThen We drowned the disbelievers
Süleyman AteşSonra ötekilerini suda boğduk
Ali BulaçSonra diğerlerini suda boğduk
Elmalılı Hamdi YazırSonra diğerlerini suda boğduk
Saheeh InternationalAnd indeed, among his kind was Abraham
Süleyman Ateşİbrahim de onun kolundan idi
Ali BulaçDoğrusu İbrahim de onun (soyunun) bir kolundandır
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki İbrahim de onun kolundandı
Saheeh InternationalWhen he came to his Lord with a sound heart
Süleyman AteşZira Rabbine tertemiz bir kalb getirmişti
Ali BulaçHani o, Rabbine arınmış (selim) bir kalp ile gelmişti
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o, Rabbine tertemiz bir kalb ile gelmişti
Saheeh International[And] when he said to his father and his people, "What do you worship
Süleyman AteşBabasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti
Ali BulaçHani babasına ve kavmine demişti ki: “Sizler neye tapıyorsunuz?”
Elmalılı Hamdi YazırO babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz nelere tapıyorsunuz
Saheeh InternationalIs it falsehood [as] gods other than Allah you desire
Süleyman AteşAllah'tan başka uydurma tanrılar mı istiyorsunuz
Ali Bulaç“Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah’tan başka ilahlar istiyorsunuz?”
Elmalılı Hamdi YazırYalancılık etmek için mi Allah'tan başka ilâhlar istiyorsunuz
Saheeh InternationalThen what is your thought about the Lord of the worlds
Süleyman AteşAlemlerin Rabbi hakkında zannınız nedir (ki O'na böyle ortaklar koştunuz)
Ali Bulaç“Alemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?”
Elmalılı Hamdi YazırSiz âlemlerin Rabbini ne zannediyorsunuz
Saheeh InternationalAnd he cast a look at the stars
Süleyman AteşYıldızlara bir göz attı
Ali BulaçSonra yıldızlara bir göz attı
Elmalılı Hamdi YazırDerken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi
Saheeh InternationalAnd said, "Indeed, I am [about to be] ill
Süleyman AteşBen hastayım, dedi
Ali Bulaç“Ben, doğrusu hastayım” dedi
Elmalılı Hamdi YazırDerken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi
Saheeh InternationalSo they turned away from him, departing
Süleyman AteşBunun üzerine arkalarını dönüp ondan kaçtılar
Ali BulaçBöylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar
Elmalılı Hamdi YazırO zaman arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler
Saheeh InternationalThen he turned to their gods and said, "Do you not eat
Süleyman AteşO da gizlice onların tanrılarına sokuldu: "Yemez misini?" dedi
Ali BulaçBunun üzerine onların ilahlarına sokulup: “Yemek yemiyor musunuz?” dedi
Elmalılı Hamdi YazırDerken bir kurnazlıkla onların ilâhlarına vardı da, "Buyursanıza, yemez misiniz?" dedi
Saheeh InternationalWhat is [wrong] with you that you do not speak
Süleyman AteşNeyiniz var ki konuşmuyorsunuz
Ali Bulaç“Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?”
Elmalılı Hamdi Yazır(Cevap vermediklerini görünce de): "Neyiniz var da konuşmuyorsunuz?" (dedi)
Saheeh InternationalAnd he turned upon them a blow with [his] right hand
Süleyman AteşVe gizlice üzerlerine yürüyüp sağ eliyle onlara kuvvetli bir darbe indirdi
Ali BulaçDerken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi
Elmalılı Hamdi YazırNihayet bir yolunu bulup onlara kuvvetli bir darbe indirdi
Saheeh InternationalThen the people came toward him, hastening
Süleyman Ateş(Puta, tapanlar, döndüklerinde putlarını kırılmış görünce) Hemen koşarak ona gittiler
Ali BulaçÇok geçmeden (halkı) birbirine girmiş durumda kendisine yönelip geldiler
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine birbirlerine girerek ona yürüdüler
Saheeh InternationalHe said, "Do you worship that which you [yourselves] carve
Süleyman Ateş(Elinizle) Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? dedi
Ali BulaçDedi ki: “Yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?”
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim dedi ki: "A, siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz
Saheeh InternationalWhile Allah created you and that which you do
Süleyman AteşOysa sizi de, yaptığınız(bu şeyler)i de Allah yaratmıştır
Ali Bulaç“Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.”
Elmalılı Hamdi YazırHalbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır
Saheeh InternationalThey said, "Construct for him a furnace and throw him into the burning fire
Süleyman AteşOnun için bir bina yapın da onu (o binada) ateşe atın dediler
Ali BulaçDediler ki: “Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın.”
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Haydin onun için bir yapı yapın da onu ateşe atın." dediler
Saheeh InternationalAnd they intended for him a plan, but We made them the most debased
Süleyman AteşOna bir tuzak kurmak istediler, biz de (onların tuzaklarını boşa çıkardık), onları alçak düşürdük
Ali BulaçBöylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa Biz, onları alçaltılmışlar kıldık
Elmalılı Hamdi YazırBöylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de kendilerini daha alçak düşürdük
Saheeh InternationalAnd [then] he said, "Indeed, I will go to [where I am ordered by] my Lord; He will guide me
Süleyman Ateş(İbrahim) Dedi ki: "Ben Rabbime gideceğim, O, beni doğru yola iletecek
Ali Bulaç(İbrahim) Dedi ki: “Şüphesiz ben, Rabbime gidiciyim; O, beni hidayete erdirecektir.”
Elmalılı Hamdi YazırBir de dedi ki: "Ben Rabbime gidiyorum, o bana yolunu gösterir
Saheeh InternationalMy Lord, grant me [a child] from among the righteous
Süleyman AteşRabbim, bana iyilerden (bir çocuk) lutfet
Ali Bulaç“Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et.”
Elmalılı Hamdi YazırEy Rabbim! Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et
Saheeh InternationalSo We gave him good tidings of a forbearing boy
Süleyman AteşOna halim bir erkek çocuk müjdeledik
Ali BulaçBiz de onu halim bir çocukla müjdeledik
Elmalılı Hamdi YazırBiz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik
Saheeh InternationalAnd when he reached with him [the age of] exertion, he said, "O my son, indeed I have seen in a dream that I [must] sacrifice you, so see what you think." He said, "O my father, do as you are commanded. You will find me, if Allah wills, of the steadfast
Süleyman Ateş(Çocuk) Onun yanında koşma çağına erişince (İbrahim ona): "Yavrum, dedi, ben uykuda görüyorum ki ben seni kesiyorum; (düşün) bak, ne dersin?" (Çocuk): "Babacığım, sana emredileni yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın." dedi
Ali BulaçBöylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): “Oğlum” dedi. “Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun.” (Oğlu İsmail) Dedi ki: “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaAllah, beni sabredenlerden bulacaksın.”
Elmalılı Hamdi YazırOğlu, yanında koşacak çağa gelince: "Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?" dedi. Çocuk da: "Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi
Saheeh InternationalAnd when they had both submitted and he put him down upon his forehead
Süleyman Ateşİkisi de böylece (Allah'ın emrine) teslim olup (İbrahim, kurban etmek için) çocuğu alnı üzerine yıkınca
Ali BulaçSonunda ikisi de (Allah’ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail’i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı
Elmalılı Hamdi YazırNe zaman ki ikisi de bu şekilde Allah'a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı
Saheeh InternationalWe called to him, "O Abraham
Süleyman AteşBiz ona: "İbrahim!" diye ünledik
Ali BulaçBiz ona: “Ey İbrahim” diye seslendik
Elmalılı Hamdi YazırBiz de ona şöyle seslendik: "Ey İbrahim
Saheeh InternationalYou have fulfilled the vision." Indeed, We thus reward the doers of good
Süleyman AteşSen rüyayı doğruladın, işte biz, güzel davrananları böyle mükafatlandırırız
Ali Bulaç“Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.”
Elmalılı Hamdi YazırRüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
Saheeh InternationalIndeed, this was the clear trial
Süleyman AteşGerçekten bu, apaçık bir sınav idi
Ali BulaçDoğrusu bu, apaçık bir imtihandı
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı." (dedik)
Saheeh InternationalAnd We ransomed him with a great sacrifice
Süleyman AteşVe fidye olarak ona büyük bir kurbanlık verdik
Ali BulaçVe ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik
Elmalılı Hamdi YazırVe ona büyük bir kurbanlık fidye verdik
Saheeh InternationalAnd We left for him [favorable mention] among later generations
Süleyman AteşSonra gelenler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık
Ali BulaçSonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık
Elmalılı Hamdi YazırKendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık
Saheeh InternationalPeace upon Abraham
Süleyman Ateş(İleride gelecek nesiller): "İbrahim'e selam olsun!" (diyeceklerdi)
Ali Bulaçİbrahim’e selam olsun
Elmalılı Hamdi YazırSelam olsun İbrahim'e
Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good
Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız
Ali BulaçBiz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
Saheeh InternationalIndeed, he was of Our believing servants
Süleyman AteşÇünkü o bizim mü'min kullarımızdandı
Ali BulaçŞüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandır
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o bizim mümin kullarımızdandı
Saheeh InternationalAnd We gave him good tidings of Isaac, a prophet from among the righteous
Süleyman AteşBiz ona İshak'ı, iyilerden bir peygamber olarak müjdeledik
Ali BulaçBiz ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak’ı da müjdeledik
Elmalılı Hamdi YazırOna bir de salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak'ı müjdeledik
Saheeh InternationalAnd We blessed him and Isaac. But among their descendants is the doer of good and the clearly unjust to himself
Süleyman AteşKendisine de, İshak'a da bereketler verdik. Onların neslinden (gelenler arasında) iyi hareket eden de var, açıkça kendisine zulmeden de
Ali BulaçOna ve İshak’a bereketler verdik. İkisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan) da var, açıkça kendi nefsine zulmeden de
Elmalılı Hamdi YazırHem ona hem İshak'a bereketler verdik. Her ikisinin neslinden de hem iyilik yapanlar var, hem de açıkça kendi nefsine zulmedenler var
Saheeh InternationalAnd We did certainly confer favor upon Moses and Aaron
Süleyman AteşAndolsun Musa'ya ve Harun'a da lutuflarda bulunduk
Ali BulaçAndolsun, Biz Musa’ya ve Harun’a lütufta bulunduk
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki biz Musa ile Harun'a da nimetler verdik
Saheeh InternationalAnd We saved them and their people from the great affliction
Süleyman AteşOnları ve kavimlerini büyük sıkıntıdan kurtardık
Ali BulaçOnları ve kavimlerini o büyük üzüntüden kurtardık
Elmalılı Hamdi YazırHem kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık
Saheeh InternationalAnd We supported them so it was they who overcame
Süleyman AteşOnlara yardım ettik de üstün gelenler kendileri oldular
Ali BulaçOnlara yardım ettik, böylece üstün gelenler oldular
Elmalılı Hamdi YazırHem yardım ettik onlara da, galip gelenler onlar oldular
Saheeh InternationalAnd We gave them the explicit Scripture
Süleyman AteşOnlara açık ifadeli Kitabı verdik
Ali BulaçVe ikisine anlatımı-açık kitabı verdik
Elmalılı Hamdi YazırHem kendilerine o belli kitabı (Tevrat'ı) verdik
Saheeh InternationalAnd We guided them on the straight path
Süleyman AteşVe onları doğru yola ilettik
Ali BulaçOnları dosdoğru yola yöneltip-ilettik
Elmalılı Hamdi YazırKendilerini doğru yola çıkardık
Saheeh InternationalAnd We left for them [favorable mention] among later generations
Süleyman AteşVe sonra gelenler arasında onlara (iyi bir ün) bıraktık
Ali BulaçSonra gelenler arasında da ikisine (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık
Elmalılı Hamdi YazırSonrakiler içinde onlara iyi bir nam bıraktık
Saheeh InternationalPeace upon Moses and Aaron
Süleyman Ateş(Hep): "Musa'ya ve Harun'a selam olsun!" (diyeceklerdi)
Ali BulaçMusa’ya ve Harun’a selam olsun
Elmalılı Hamdi YazırSelam olsun, Musa ile Harun'a
Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good
Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız
Ali BulaçŞüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
Saheeh InternationalIndeed, they were of Our believing servants
Süleyman AteşÇünkü ikisi de bizim inanan kullarımızdandı
Ali BulaçŞüphesiz ikisi, Bizim mü’min olan kullarımızdandılar
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü onların ikisi de bizim mümin kullarımızdandı
Saheeh InternationalAnd indeed, Elias was from among the messengers
Süleyman Ateşİlyas da elçilerdendi
Ali BulaçGerçekten İlyas da, gönderilmiş (peygamber)lerdendi
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir
Saheeh InternationalWhen he said to his people, "Will you not fear Allah
Süleyman AteşKavmine demişti ki: "(Allah'ın azabından) Korunmaz mısınız
Ali BulaçHani kendi kavmine demişti ki: “Siz korkup sakınmaz mısınız?”
Elmalılı Hamdi YazırHani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi
Saheeh InternationalDo you call upon Ba'l and leave the best of creators
Süleyman AteşBa'l'e yalvarıyorsunuz da, bırakıyor musunuz, yaratıcıların en güzelini
Ali Bulaç“Siz Ba’le tapıp da Yaratıcıların en güzeli (olan Allah’ı) mı bırakıyorsunuz?”
Elmalılı Hamdi YazırHani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi
Saheeh InternationalAllah, your Lord and the Lord of your first forefathers
Süleyman AteşSizin Rabbiniz ve önceki atalarınızın Rabbi olan Allah'ı
Ali Bulaç“Allah ki, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.”
Elmalılı Hamdi YazırHani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi
Saheeh InternationalAnd they denied him, so indeed, they will be brought [for punishment]
Süleyman AteşOnu yalanladılar, bundan dolayı onlar (azaba) getirileceklerdir
Ali BulaçFakat onu yalanladılar; bundan dolayı gerçekten onlar, (azap için getirilip) hazır bulundurulacak olanlardır
Elmalılı Hamdi YazırFakat onlar, onu yalanladılar. Bu yüzden onlar mutlaka (cehennemde) hazır bulundurulacaklardır
Saheeh InternationalExcept the chosen servants of Allah
Süleyman AteşYalnız Allah'ın halis kulları azab dışındadırlar
Ali BulaçAncak, muhlis olan kullar başka
Elmalılı Hamdi YazırAncak Allah'ın ihlaslı kulları müstesna
Saheeh InternationalAnd We left for him [favorable mention] among later generations
Süleyman AteşBiz, sonra gelenler arasında ona (İlyas'a da iyi bir ün) bıraktık
Ali BulaçSonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık
Elmalılı Hamdi YazırOna da sonrakiler içinde şunu bıraktık
Saheeh InternationalPeace upon Elias
Süleyman Ateşİlyas'a selam olsun
Ali Bulaçİlyas’a selam olsun
Elmalılı Hamdi YazırSelam olsun İlyâsîn'e
Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good
Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız
Ali BulaçŞüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
Saheeh InternationalIndeed, he was of Our believing servants
Süleyman AteşÇünkü o bizim mü'min kullarımızdandı
Ali BulaçŞüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandı
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o bizim mümin kullarımızdandı
Saheeh InternationalAnd indeed, Lot was among the messengers
Süleyman AteşLut da gönderilen elçilerdendi
Ali BulaçGerçekten Lût da gönderilmiş (elçi)lerdendi
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendir
Saheeh International[So mention] when We saved him and his family, all
Süleyman AteşOnu ve ailesini kurtardık
Ali BulaçHani Biz onu ve ailesini topluca kurtarmıştık
Elmalılı Hamdi YazırHani biz onu ve ailesinin tamamını kurtarmıştık
Saheeh InternationalExcept his wife among those who remained [with the evildoers]
Süleyman AteşYalnız (azabda) kalacaklar arasında bulunan acuze bir kadın hariç
Ali BulaçGeride bırakılanlar arasında bir yaşlı kadın dışında
Elmalılı Hamdi YazırAncak geride kalıp batanlar içinde kalan yaşlı bir kadın hariç
Saheeh InternationalThen We destroyed the others
Süleyman AteşSonra ötekileri kırdık (geçirdik)
Ali BulaçSonra geride kalanları yerle bir ettik
Elmalılı Hamdi YazırSonra diğerlerini helak etmiştik
Saheeh InternationalAnd indeed, you pass by them in the morning
Süleyman AteşSiz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz; sabahleyin
Ali BulaçSiz onların üstünden muhakkak geçip gidiyorsunuz; sabah vakti
Elmalılı Hamdi YazırVe siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz
Saheeh InternationalAnd at night. Then will you not use reason
Süleyman AteşVe geceleyin. Düşünmüyor musunuz
Ali BulaçVe geceleyin. Yine de akıllanmayacak mısınız
Elmalılı Hamdi YazırVe siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz
Saheeh InternationalAnd indeed, Jonah was among the messengers
Süleyman AteşYunus da gönderilen elçilerdendi
Ali BulaçŞüphesiz Yunus da gönderilmiş (elçi)lerdendi
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendir
Saheeh International[Mention] when he ran away to the laden ship
Süleyman AteşDolu gemiye kaçmıştı
Ali BulaçHani o, dolu bir gemiye kaçmıştı
Elmalılı Hamdi YazırHani o bir zaman dolu bir gemiye kaçmıştı
Saheeh InternationalAnd he drew lots and was among the losers
Süleyman Ateş(Yükü fazla oluğundan gemi taşıyamamış, yolculardan birini denize atmak gerekmişti. Birini atmak üzere gemidekilerle) Kur'a çekti. (Yunus) Yenilenlerden oldu. (Kur'a kendisine isabet etti)
Ali BulaçBöylece kur’aya katılmıştı da, kaybedenlerden olmuştu
Elmalılı Hamdi Yazır(Oradakilerle) kur'a çekmiş de kaydırılanlardan (yenilenlerden) olmuştu
Saheeh InternationalThen the fish swallowed him, while he was blameworthy
Süleyman Ateş(Yunus, Rabbinden izinsiz olarak kavminden ayrıldığı için) Kendi kendisini kınarken (denize attılar) balık onu yuttu
Ali BulaçDerken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı
Elmalılı Hamdi YazırDerken (denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. (Kendi nefsini) kınıyordu
Saheeh InternationalAnd had he not been of those who exalt Allah
Süleyman AteşEğer tesbih edenlerden olmasaydı
Ali BulaçEğer (Allah’ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı
Elmalılı Hamdi YazırEğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı
Saheeh InternationalHe would have remained inside its belly until the Day they are resurrected
Süleyman Ateş(İnsanların) Yeniden diriltilecekleri güne kadar balığın karnında kalırdı
Ali BulaçOnun karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı
Elmalılı Hamdi YazırEğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı
Saheeh InternationalBut We threw him onto the open shore while he was ill
Süleyman Ateş(Ama balığın karnında bizi andı, tesbih etti, biz de) Onu hasta bir halde ağaçsız, çıplak bir yere attık
Ali BulaçSonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere (sahile) attık
Elmalılı Hamdi YazırBiz onu hasta bir halde bir alana çıkardık
Saheeh InternationalAnd We caused to grow over him a gourd vine
Süleyman AteşVe üzerine (gölge yapması için) Bir asma kabak ağacı bitirdik
Ali BulaçVe üzerine, sık-geniş yaprakla (kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik
Elmalılı Hamdi YazırÜzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik
Saheeh InternationalAnd We sent him to [his people of] a hundred thousand or more
Süleyman AteşVe onu yüz bin insana, ya da daha fazla olanlara elçi gönderdik
Ali BulaçOnu yüzbin veya (sayısı) daha da artan (bir topluluk)a (peygamber olarak) gönderdik
Elmalılı Hamdi YazırBiz onu (Yunus'u) yüz bin veya daha çok insana peygamber olarak gönderdik
Saheeh InternationalAnd they believed, so We gave them enjoyment [of life] for a time
Süleyman Ateşİnandılar, biz de onları bir süreye kadar geçindirdik
Ali BulaçSonunda ona iman ettiler, Biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık
Elmalılı Hamdi YazırO zaman ona iman ettiler de biz onları bir zamana kadar yaşattık
Saheeh InternationalSo inquire of them, [O Muhammad], "Does your Lord have daughters while they have sons
Süleyman AteşŞimdi onlara sor: Rabbine kızlar, onlara da oğlanlar mı
Ali BulaçŞimdi sen onlara sor: -Kızlar senin Rabbinin, erkek çocuklar onların mı
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi sor o seninkilere: Kızlar, Rabbinin de, oğlanlar onların mı
Saheeh InternationalOr did We create the angels as females while they were witnesses
Süleyman AteşYoksa biz melekleri, onların gözleri önünde dişi mi yarattık (ki meleklerin dişi olduğunu söylüyorlar)
Ali BulaçYoksa onlar, şahidlik etmekteyken Biz melekleri dişiler olarak mı yarattık
Elmalılı Hamdi YazırYoksa biz melekleri dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış
Saheeh InternationalUnquestionably, it is out of their [invented] falsehood that they say
Süleyman Ateşİyi bilin, onlar iftiraları yüzünden diyorlar ki
Ali BulaçDikkat edin; gerçekten onlar, düzdükleri yalanlardan dolayı derler ki
Elmalılı Hamdi YazırHa!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar
Saheeh InternationalAllah has begotten," and indeed, they are liars
Süleyman AteşAllah doğurdu. Onlar elbette yalancıdırlar
Ali Bulaç“Allah doğurdu.” Onlar, hiç şüphesiz, muhakkak yalan söyleyenlerdir
Elmalılı Hamdi YazırHa!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar
Saheeh InternationalHas He chosen daughters over sons
Süleyman Ateş(Allah) Kızları seçip oğlanlara tercih mi etmiş
Ali Bulaç(Allah,) Kızları, erkek çocuklara tercih mi etmiş
Elmalılı Hamdi Yazır(Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş
Saheeh InternationalWhat is [wrong] with you? How do you make judgement
Süleyman AteşSize ne oldu, nasıl hüküm veriyorsunuz
Ali BulaçSize ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırSize ne oldu? Nasıl hükmediyorsunuz
Saheeh InternationalThen will you not be reminded
Süleyman AteşHiç mi düşünmüyorsunuz
Ali BulaçHiç mi öğüt alıp-düşünmüyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırHiç düşünmüyor musunuz
Saheeh InternationalOr do you have a clear authority
Süleyman AteşYoksa sizin, (meleklerin, Allah'ın kızları oldukları hakkında) açık bir deliliniz mi var
Ali BulaçYoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var
Elmalılı Hamdi YazırYoksa sizin için açık bir delil mi var
Saheeh InternationalThen produce your scripture, if you should be truthful
Süleyman AteşEğer doğru iseniz Kitabınızı getirin
Ali BulaçEğer doğru söylüyorsanız, öyleyse getirin kitabınızı
Elmalılı Hamdi YazırO halde, eğer doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı
Saheeh InternationalAnd they have claimed between Him and the jinn a lineage, but the jinn have already known that they [who made such claims] will be brought to [punishment]
Süleyman AteşAllah ile cinler arasında bir nesep, (bir soy bağlantısı) uydurdular. Oysa cinler de kendilerinin (yüce divana) getirileceklerini bilmişlerdir
Ali BulaçOnlar, Kendisi'yle (Allah ile) cinler arasında bir soy-bağı kurdular. Oysa andolsun, cinler de onların gerçekten (azap için getirilip) hazır bulundurulacaklarını bilmişlerdir
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, Allah ile cinler arasında bir neseb (hısımlık bağı) uydurdular. Oysa andolsun cinler bilirler ki, o yalancılar mutlaka cehenneme götürüleceklerdir
Saheeh InternationalExalted is Allah above what they describe
Süleyman AteşHaşa Allah, onların taktıkları sıfatlardan (münezzehtir), yücedir
Ali BulaçOnların nitelendirdiklerinden Allah Yücedir
Elmalılı Hamdi YazırAllah, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir
Saheeh InternationalExcept the chosen servants of Allah [who do not share in that sin]
Süleyman AteşFakat Allah'ın temiz kulları hariç (onlar azaba sokulmayacaklardır)
Ali BulaçAncak muhlis olan kullar başka
Elmalılı Hamdi YazırFakat Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka (onlar, Allah'ı böyle şirk ile vasıflamazlar)
Saheeh InternationalSo indeed, you [disbelievers] and whatever you worship
Süleyman Ateş(Ey inkarcılar) Ne siz, ne de taptıklarınız
Ali BulaçArtık siz de, tapmakta olduklarınız da
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız
Saheeh InternationalYou cannot tempt [anyone] away from Him
Süleyman AteşKandırıp Allah'ın yolundan çıkaramazsınız
Ali BulaçO’na karşı kimseyi fitneye sürükleyecek değilsiniz
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız
Saheeh InternationalExcept he who is to [enter and] burn in the Hellfire
Süleyman AteşCehenneme girecek olandan başkasını
Ali BulaçAncak kendisi çılgınca yanan ateşe girecek olan başka (onu sürüklersiniz)
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız
Saheeh International[The angels say], "There is not among us any except that he has a known position
Süleyman AteşBizden herkesin belli bir makamı vardır
Ali Bulaç(Melekler der ki:) “Bizden her birimiz için belli bir makam vardır.”
Elmalılı Hamdi Yazır(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler
Saheeh InternationalAnd indeed, we are those who line up [for prayer]
Süleyman AteşBiziz, o saf saf dizilenler, biz
Ali Bulaç“Biziz, o saflar halinde dizilmiş olanlar, gerçekten biziz.”
Elmalılı Hamdi Yazır(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler
Saheeh InternationalAnd indeed, we are those who exalt Allah
Süleyman AteşBiziz, o tesbih edenler, biz
Ali Bulaç“Biziz, o tesbih edenler de, gerçekten biziz.”
Elmalılı Hamdi Yazır(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler
Saheeh InternationalAnd indeed, the disbelievers used to say
Süleyman AteşGerçi o(ortakkoşa)nlar şöyle diyorlardı
Ali BulaçOnlar (putatapıcılar), her ne kadar şöyle diyor idiyseler de
Elmalılı Hamdi Yazır(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk
Saheeh InternationalIf we had a message from [those of] the former peoples
Süleyman AteşEğer yanımızda öncekiler(e gelen Kitap'lar)dan bir uyarı olsaydı
Ali Bulaç”Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı.”
Elmalılı Hamdi Yazır(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk
Saheeh InternationalWe would have been the chosen servants of Allah
Süleyman AteşElbette biz, Allah'ın halis kulları olurduk
Ali Bulaç“Gerçekten bizler de, Allah’ın muhlis olan kullarından olurduk.”
Elmalılı Hamdi Yazır(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk
Saheeh InternationalBut they disbelieved in it, so they are going to know
Süleyman AteşAma o uyarıyı inkar ettiler, yakında (inkar etmelerinin sonunun nasıl olacağını) bileceklerdir
Ali BulaçFakat (kitap gelince) onu tanımayıp-küfrettiler; yakında bileceklerdir
Elmalılı Hamdi YazırFakat şimdi onu inkâr ettiler. Ama ilerde bileceklerdir
Saheeh InternationalAnd Our word has already preceded for Our servants, the messengers
Süleyman AteşGönderilen elçi kullarımıza şu sözümüz geçmişti
Ali BulaçAndolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir
Saheeh International[That] indeed, they would be those given victory
Süleyman AteşMutlaka zafere ulaştırılanlar kendileri olacaktır
Ali BulaçGerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir
Saheeh InternationalAnd [that] indeed, Our soldiers will be those who overcome
Süleyman AteşVe galip gelenler, mutlaka bizim ordumuz olacaktır
Ali BulaçVe hiç şüphesiz; Bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir
Saheeh InternationalSo, [O Muhammad], leave them for a time
Süleyman AteşBir süreye kadar onlardan dön (onların sözlerine aldırış etme)
Ali BulaçÖyleyse sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir
Elmalılı Hamdi YazırOnun için sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir
Saheeh InternationalAnd see [what will befall] them, for they are going to see
Süleyman AteşOnları gözetle. Yakında (başlarına neler geleceğini) göreceklerdir
Ali BulaçVe onları seyret; (azabı) yakında göreceklerdir
Elmalılı Hamdi YazırOnlara (inecek azabı) gözetle. Yakında onlar da göreceklerdir
Saheeh InternationalThen for Our punishment are they impatient
Süleyman AteşBizim azabımızı mı acele istiyorlar
Ali BulaçŞimdi onlar, Bizim azabımızı mı acele istiyorlar
Elmalılı Hamdi YazırYa şimdi onlar, bizim azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar
Saheeh InternationalBut when it descends in their territory, then evil is the morning of those who were warned
Süleyman AteşFakat o azab yurtlarına indiği zaman uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur
Ali BulaçFakat (azap) onların sahasına indiği zaman uyarılıp-korkutulanların sabahı ne kötü olur
Elmalılı Hamdi YazırFakat (azabımız) onların sahasına indiği zaman, (o acı sonuçla) uyarılanların sabahı ne kötüdür
Saheeh InternationalAnd leave them for a time
Süleyman AteşBir süreye kadar onları kendi hallerine bırak
Ali BulaçSen bir süreye kadar onlardan yüz çevir
Elmalılı Hamdi YazırYine sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir
Saheeh InternationalAnd see, for they are going to see
Süleyman AteşVe (bekle de) gör, onlar da göreceklerdir
Ali BulaçVe seyret; (azabı) yakında göreceklerdir
Elmalılı Hamdi Yazır(İnecek azabı) gözetle! Yakında onlar da göreceklerdir
Saheeh InternationalExalted is your Lord, the Lord of might, above what they describe
Süleyman AteşKudret ve şeref sahibi Rabbin, onların nitelendirmelerinden yücedir
Ali BulaçÜstünlük ve güç (izzet) sahibi olan senin Rabbin, onların nitelendirdiklerinden Yücedir
Elmalılı Hamdi YazırSenin güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir
Saheeh InternationalAnd peace upon the messengers
Süleyman AteşSelam, gönderilen elçilere
Ali BulaçGönderilmiş (peygamber)lere selam olsun
Elmalılı Hamdi YazırGönderilen bütün peygamberlere selam olsun
Saheeh InternationalAnd praise to Allah, Lord of the worlds
Süleyman AteşHamd, alemlerin Rabbi Allah'a
Ali BulaçVe alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun
Elmalılı Hamdi YazırHamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur