37. As-Saaffaat سُورَةُ الصَّافَّاتِ
Yusuf AliBy those who range themselves in ranks
Süleyman AteşAndolsun o sıra sıra dizilenlere
Ali BulaçSaflar halinde dizilenlere andolsun
Yusuf AliAnd so are strong in repelling (evil)
Süleyman AteşBağırıp sürenlere
Ali BulaçHaykırıp sürükleyenlere
Yusuf AliAnd thus proclaim the Message (of God)
Süleyman AteşZikir okuyanlara
Ali BulaçZikir okuyanlara
Yusuf AliVerily, verily, your God is one
Süleyman AteşKi Tanrınız, birdir
Ali BulaçTartışmasız, sizin İlahınız gerçekten birdir
Yusuf AliLord of the heavens and of the earth and all between them, and Lord of every point at the rising of the sun
Süleyman AteşGöklerin, yerin ve bunlar arasında bulunanların Rabbi, doğuların da Rabbidir
Ali BulaçGöklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir, doğuların da Rabbidir
Yusuf AliWe have indeed decked the lower heaven with beauty (in) the stars
Süleyman AteşBiz en yakın göğü bir zinetle, yıldızlarla süsledik
Ali BulaçŞüphesiz Biz dünya göğünü 'çekici bir süsle', yıldızlarla süsleyip-donattık
Yusuf Ali(For beauty) and for guard against all obstinate rebellious evil spirits
Süleyman AteşVe (onu) ita'at dışına çıkan her türlü şeytandan koruduk
Ali BulaçVe itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk
Yusuf Ali(So) they should not strain their ears in the direction of the Exalted Assembly but be cast away from every side
Süleyman AteşO (şeyta)nlar mele-i A'layı (yüce melekler topluluğunu) dinleyemezler; her yandan kendilerine (ışınlar) atılır
Ali BulaçKi onlar, Mele'i A'la'ya kulak verip dinleyemezler, her yandan kovulup atılırlar
Yusuf AliRepulsed, for they are under a perpetual penalty
Süleyman AteşKovulurlar. Onlar için sürekli bir azab vardır
Ali BulaçUzaklaştırılırlar. Onlara kesintisiz bir azap vardır
Yusuf AliExcept such as snatch away something by stealth, and they are pursued by a flaming fire, of piercing brightness
Süleyman AteşYalnız (yüce topluluktan) bir söz kapan olursa, onu da delici bir şihab (ışın)izler
Ali BulaçAncak (sözü hırsızlama) çalıp-kapan olursa, artık onu da delip geçen 'yakıcı bir alev' izler (ve yok eder)
Yusuf AliJust ask their opinion: are they the more difficult to create, or the (other) beings We have created? Them have We created out of a sticky clay
Süleyman AteşŞimdi onlara sor: Yaratılış bakımından kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı? Biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık
Ali BulaçŞimdi onlara sor: Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa Bizim yarattıklarımız mı? Doğrusu Biz onları, cıvık-yapışkan bir çamurdan yarattık
Yusuf AliTruly dost thou marvel, while they ridicule
Süleyman AteşHayır sen (bu muhteşem kudrete) hayran kaldın; onlarsa (seninle) alay ediyorlar
Ali BulaçHayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar
Yusuf AliAnd, when they are admonished, pay no heed
Süleyman AteşKendilerine öğüt verilse öğüt almıyorlar
Ali BulaçKendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar
Yusuf AliAnd, when they see a Sign, turn it to mockery
Süleyman AteşBir mu'cize görseler, alay ediyorlar
Ali BulaçBir ayet (mucize) gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar
Yusuf AliAnd say, "This is nothing but evident sorcery
Süleyman AteşBu apaçık bir büyüden başka bir şey değildir. diyorlar
Ali BulaçBu, açıkça bir büyüden başkası değildir" dediler
Yusuf AliWhat! when we die, and become dust and bones, shall we (then) be raised up (again)
Süleyman AteşYani biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz mi diriltilecek mişiz
Ali BulaçBiz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz
Yusuf AliAnd also our fathers of old
Süleyman AteşEvvelki atalarımız da mı
Ali BulaçVeya önceki atalarımız da mı
Yusuf AliSay thou: "Yea, and ye shall then be humiliated (on account of your evil)
Süleyman AteşDe ki: "Evet siz aşağılanarak (diriltileceksiniz)
Ali BulaçDe ki: "Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz).”
Yusuf AliThen it will be a single (compelling) cry; and behold, they will begin to see
Süleyman AteşO (iş) sadece korkunç bir sesten ibarettir: Hemen onlar (diriltilmiş olarak) bakıyorlardır
Ali Bulaçİşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir; artık kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp duruyorlar
Yusuf AliThey will say, "Ah! Woe to us! This is the Day of Judgment
Süleyman AteşVah bize, bu ceza günüdür! dediler
Ali BulaçDerler ki: "Eyvahlar bize; bu, din günüdür
Yusuf Ali(A voice will say,) "This is the Day of Sorting Out, whose truth ye (once) denied
Süleyman AteşBu, yalanlamakta olduğunuz hüküm günüdür
Ali BulaçBu, sizin yalanladığınız (mü'mini kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür
Yusuf AliBring ye up", it shall be said, "The wrong-doers and their wives, and the things they worshipped
Süleyman Ateş(Yüce Allah meleklerine emreder): "Toplayın o zalimleri, onların eşlerini ve taptıklarını
Ali BulaçZulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını biraraya getirip toplayın
Yusuf AliBesides God, and lead them to the Way to the (Fierce) Fire
Süleyman AteşAllah'tan başka. Onları cehennemin yoluna götürün
Ali BulaçAllah'tan başka (taptıklarını); artık onları cehennemin yoluna yöneltip götürün
Yusuf AliBut stop them, for they must be asked
Süleyman AteşDurdurun onları, çünkü onlar sorguya çekileceklerdir
Ali BulaçVe onları durdurup-tutuklayın, çünkü sorguya çekileceklerdir
Yusuf AliWhat is the matter with you that ye help not each other
Süleyman AteşSize ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz
Ali Bulaç(Onlara seslenilir:) "Ne oluyor size, birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz
Yusuf AliNay, but that day they shall submit (to Judgment)
Süleyman Ateş(Başları öne eğik, utançtan yüzleri kızarmış. Cevap verecek durumda değillerdir). Hayır, onlar o gün teslim olmuşlardır
Ali BulaçHayır, bugün onlar teslim olmuşlardır
Yusuf AliAnd they will turn to one another, and question one another
Süleyman AteşBirbirlerine döndüler, soruyorlar
Ali BulaçKimi kimine yönelmiş olarak birbirlerine soruyorlar
Yusuf AliThey will say: "It was ye who used to come to us from the right hand (of power and authority)
Süleyman Ateş(Uyanlar, uydukları adamlara) Dediler ki: "Siz bize sağdan gelir(güvendiğimiz yandan bize sokulup vesvese verir)diniz
Ali BulaçGerçekten sizler bize sağdan (sağ duyudan ve haktan) yana gelip yanaşıyordunuz." derler
Yusuf AliThey will reply: "Nay, ye yourselves had no Faith
Süleyman Ateş(Ötekiler de): "Hayır, dediler, zaten siz kendiniz inanan insanlar değildiniz
Ali Bulaç(Diğerleri de:) "Hayır" derler. "Zaten sizler mü'min kimseler değildiniz
Yusuf AliNor had we any authority over you. Nay, it was ye who were a people in obstinate rebellion
Süleyman AteşBizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Siz kendiniz azgın bir toplum idiniz
Ali BulaçBizim üzerinizde zorlayıcı hiçbir gücümüz yoktu; hayır siz (kendiniz) azgın bir kavimdiniz
Yusuf AliSo now has been proved true, against us, the word of our Lord that we shall indeed (have to) taste (the punishment of our sins)
Süleyman AteşArtık Rabbimizin sözü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezayı mutlaka) tadacağız
Ali BulaçBöylece Rabbimiz'in sözü (yıkım ve azap va'di) üzerimize hak oldu. Şüphesiz, (azabı) tadıcılarız
Yusuf AliWe led you astray: for truly we were ourselves astray
Süleyman AteşSizi azdırdık, çünkü biz kendimiz azmıştık(siz de bize uyunca azmış oldunuz)
Ali BulaçEvet, sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik
Yusuf AliTruly, that Day, they will (all) share in the Penalty
Süleyman AteşO gün onlar azab (çekme)de ortaktırlar
Ali BulaçArtık o gün onlar azapta ortaktırlar
Yusuf AliVerily that is how We shall deal with Sinners
Süleyman Ateşİşte biz, suçlulara böyle yaparız
Ali BulaçDoğrusu Biz, suçlu-günahkarlara böyle yaparız
Yusuf AliFor they, when they were told that there is no god except God, would puff themselves up with Pride
Süleyman AteşÇünkü onlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur!" dendiği zaman büyüklük taslarlardı
Ali BulaçÇünkü onlara: "Allah'tan başka İlah yoktur" denildiği zaman, büyüklük taslarlardı
Yusuf AliAnd say: "What! shall we give up our gods for the sake of a Poet possessed
Süleyman AteşCinlenmiş bir şair için biz tanrılarımızı mı terk edeceğiz? derlerdi
Ali BulaçVe derlerdi ki: "Biz, ünlenmiş bir şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz
Yusuf AliNay! he has come with the (very) Truth, and he confirms (the Message of) the apostles (before him)
Süleyman AteşHayır, o (ne şairdi, ne mecnun. O) gerçeği getirmiş ve elçileri de doğrulamıştı
Ali BulaçHayır, o, hakkı getirmiş ve gönderilen (elçi)leri de doğrulamıştı
Yusuf AliYe shall indeed taste of the Grievous Penalty
Süleyman AteşSiz acı azabı tadacaksınız
Ali BulaçŞüphesiz, siz, acı azabı tadıcılarsınız
Yusuf AliBut it will be no more than the retribution of (the Evil) that ye have wrought
Süleyman AteşSadece yaptığınız (işler)le cezalanıyorsunuz
Ali BulaçYaptıklarınızdan başkasıyla cezalandırılmayacaksınız
Yusuf AliBut the sincere (and devoted) Servants of God
Süleyman AteşAncak Allah'ın halis kulları bu cezanın dışındadır
Ali BulaçAncak muhlis olan kullar başka
Yusuf AliFor them is a Sustenance determined
Süleyman AteşOnlar için bilinen bir rızık vardır
Ali Bulaçİşte onlar; onlar için bilinen bir rızık vardır
Yusuf AliFruits (Delights); and they (shall enjoy) honour and dignity
Süleyman Ateş(Türlü türlü) Meyvalar. Ve onlar ağırlanırlar
Ali BulaçÇeşitli-meyveler. Onlar ikram görenlerdir
Yusuf AliIn Gardens of Felicity
Süleyman AteşNi'met cennetlerinde
Ali BulaçNimetlerle donatılmış (naim) cennetlerde
Yusuf AliFacing each other on Thrones (of Dignity)
Süleyman AteşTahtlar üzerinde, karşılıklı otururlar
Ali BulaçBirbirlerine karşı, tahtlar üzerinde (otururlar)
Yusuf AliRound will be passed to them a Cup from a clear-flowing fountain
Süleyman AteşÖnlerinde akan kaynaktan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır
Ali BulaçKaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır
Yusuf AliCrystal-white, of a taste delicious to those who drink (thereof)
Süleyman AteşBerrak, içenlere lezzet veren bir içki
Ali BulaçBembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki)
Yusuf AliFree from headiness; nor will they suffer intoxication therefrom
Süleyman AteşOnda ne sersemletme var, ne onunla sarhoş olurlar
Ali BulaçOnda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden geçip, akılları çelinir
Yusuf AliAnd besides them will be chaste women, restraining their glances, with big eyes (of wonder and beauty)
Süleyman AteşYanlarında da, yalnız kendilerine göz dikmiş iri gözlü eşler vardır
Ali BulaçVe yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır
Yusuf AliAs if they were (delicate) eggs closely guarded
Süleyman AteşSaklı yumurta gibi bembeyaz eşler
Ali BulaçSanki onlar, saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz)
Yusuf AliThen they will turn to one another and question one another
Süleyman AteşBunlar birbirine dönmüş soruyorlar
Ali BulaçBöyleyken, kimi kimine yönelmiş olarak, birbirlerine soruyorlar
Yusuf AliOne of them will start the talk and say: "I had an intimate companion (on the earth)
Süleyman AteşOnlardan bir sözcü: "Benim, dedi, bir arkadaşım vardı
Ali BulaçBir sözcü der ki: "Benim bir yakınım vardı
Yusuf AliWho used to say, 'what! art thou amongst those who bear witness to the Truth (of the Message)
Süleyman AteşDerdi ki: 'Sen doğrulayanlardan mısın
Ali BulaçDerdi ki: Sen de gerçekten (dirilişi) doğrulayanlardan mısın
Yusuf AliWhen we die and become dust and bones, shall we indeed receive rewards and punishments
Süleyman AteşBiz ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz mi (diriltilip yaptığımız işlere göre) cezalanacağız
Ali BulaçBizler öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya çekilecekmişiz
Yusuf Ali(A voice) said: "Would ye like to look down
Süleyman Ateş(Sonra yanındakilere): "Bakar mısınız?" dedi
Ali Bulaç(Konuşan yanındakilere) Der ki: "Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz
Yusuf AliHe looked down and saw him in the midst of the Fire
Süleyman AteşBaktı onu cehennemin ortasında gördü
Ali BulaçDerken, bakıverdi, onu 'çılgınca yanan ateşin' tam ortasında gördü
Yusuf AliHe said: "By God! thou wast little short of bringing me to perdition
Süleyman AteşTallahi, dedi, sen az daha beni de alçaltacaktın
Ali BulaçDedi ki: "Andolsun Allah'a, neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin
Yusuf AliHad it not been for the Grace of my Lord, I should certainly have been among those brought (there)
Süleyman AteşRabbimin ni'meti olmasaydı, şimdi ben de (oraya) getirilenlerden olurdum
Ali BulaçEğer Rabbimin nimeti olmasaydı, muhakkak ben de (azap yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım
Yusuf AliIs it (the case) that we shall not die
Süleyman AteşBiz bir daha ölmeyecek miyiz der
Ali BulaçNasıl, biz ölecek olanlar değil miymişiz
Yusuf AliExcept our first death, and that we shall not be punished
Süleyman AteşYalnız ilk ölümümüz, başka ölüm yok ve biz azaba da uğratılmayacağız ha
Ali BulaçYalnızca birinci ölümümüzden başka (öyle mi)? Ve biz azaba uğratılacak olanlar değil miymişiz
Yusuf AliVerily this is the supreme achievement
Süleyman AteşGerçekten büyük başarı ve mutluluk budur
Ali BulaçŞüphesiz, bu, asıl büyük 'kurtuluş ve mutluluğun' ta kendisidir
Yusuf AliFor the like of this let all strive, who wish to strive
Süleyman AteşÇalışanlar bunun için çalışsınlar
Ali BulaçBöylece çalışanlar da bunun bir benzeri için çalışmalıdır
Yusuf AliIs that the better entertainment or the Tree of Zaqqum
Süleyman Ateş(Nasıl) Ağırlanmak için bu mu hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı
Ali BulaçNasıl, böyle bir konaklanma mı daha hayırlı yoksa zakkum ağacı mı
Yusuf AliFor We have truly made it (as) a trial for the wrong-doers
Süleyman AteşBiz onu zalimler için bir fitne (sınav) yaptık
Ali BulaçDoğrusu Biz, onu kafirler için bir fitne (bir imtihan konusu) kıldık
Yusuf AliFor it is a tree that springs out of the bottom of Hell-Fire
Süleyman AteşO, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır
Ali BulaçŞüphesiz o, ‘çılgınca yanan ateşin’ dibinde bitip çıkar
Yusuf AliThe shoots of its fruit-stalks are like the heads of devils
Süleyman AteşTomurcukları, şeytanların başları gibidir
Ali BulaçOnun tomurcukları, şeytanların başları gibidir
Yusuf AliTruly they will eat thereof and fill their bellies therewith
Süleyman AteşOnlar ondan yiyecekler ve karınlarını onunla dolduracaklardır
Ali BulaçArtık gerçekten, ondan yiyecekler böylelikle karınlarını ondan dolduracaklar
Yusuf AliThen on top of that they will be given a mixture made of boiling water
Süleyman AteşSonra onların, bunun üzerine kaynar su karıştırılmış bir içkileri vardır
Ali BulaçSonra kendileri için onun üzerinde kaynar su karıştırılmış bir içkileri de vardır
Yusuf AliThen shall their return be to the (Blazing) Fire
Süleyman AteşSonra dönecekleri yer, elbette cehennemdir
Ali BulaçSonra onların dönecekleri yer, elbette (yine) çılgınca yanan ateştir
Yusuf AliTruly they found their fathers on the wrong Path
Süleyman AteşÇünkü onlar babalarını sapık kimseler buldular
Ali BulaçÇünkü onlar, atalarını sapık kimseler olarak bulmuşlardı
Yusuf AliSo they (too) were rushed down on their footsteps
Süleyman AteşKendileri de onların izlerinde koşturuyorlar
Ali BulaçKendileri de onları izleri üzerinde koşturup-duruyorlardı
Yusuf AliAnd truly before them, many of the ancients went astray
Süleyman AteşAndolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı
Ali BulaçAndolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı
Yusuf AliBut We sent aforetime, among them, (apostles) to admonish them
Süleyman AteşBiz onların içine de uyarıcılar göndermiştik
Ali BulaçAndolsun, Biz onlara uyarıcılar göndermiştik
Yusuf AliThen see what was the end of those who were admonished (but heeded not)
Süleyman AteşBak, o uyarılanların sonu nice oldu
Ali BulaçUyarılanların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak
Yusuf AliExcept the sincere (and devoted) Servants of God
Süleyman AteşAncak Allah'ın halis kulları o azabın dışında kaldılar
Ali BulaçAncak muhlis olan kullar başka
Yusuf Ali(In the days of old), Noah cried to Us, and We are the best to hear prayer
Süleyman AteşAndolsun Nuh bize yalvarmıştı da ne güzel kabul buyurmuştuk
Ali BulaçAndolsun, Nuh Bize (dua edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik
Yusuf AliAnd We delivered him and his people from the Great Calamity
Süleyman AteşOnu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık
Ali BulaçOnu ve ailesini, o büyük üzüntüden kurtarmıştık
Yusuf AliAnd made his progeny to endure (on this earth)
Süleyman AteşYalnız onun zürriyetini kalıcılar yaptık (onlardan başka hepsini helak ettik)
Ali BulaçVe onun soyunu, (dünyada) onları da baki kıldık
Yusuf AliAnd We left (this blessing) for him among generations to come in later times
Süleyman AteşSonra gelenler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık
Ali BulaçSonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık
Yusuf AliPeace and salutation to Noah among the nations
Süleyman AteşAlemler içinde Nuh'a selam olsun (bütün insanlar onu esenlikle anarlar)
Ali BulaçAlemler içinde selam olsun Nuh’a
Yusuf AliThus indeed do we reward those who do right
Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız
Ali BulaçGerçekten Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz
Yusuf AliFor he was one of our believing Servants
Süleyman AteşÇünkü o bizim, inanan kullarımızdandı
Ali BulaçŞüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandı
Yusuf AliThen the rest we overwhelmed in the Flood
Süleyman AteşSonra ötekilerini suda boğduk
Ali BulaçSonra diğerlerini suda boğduk
Yusuf AliVerily among those who followed his Way was Abraham
Süleyman Ateşİbrahim de onun kolundan idi
Ali BulaçDoğrusu İbrahim de onun (soyunun) bir kolundandır
Yusuf AliBehold! he approached his Lord with a sound heart
Süleyman AteşZira Rabbine tertemiz bir kalb getirmişti
Ali BulaçHani o, Rabbine arınmış (selim) bir kalp ile gelmişti
Yusuf AliBehold! he said to his father and to his people, "What is that which ye worship
Süleyman AteşBabasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti
Ali BulaçHani babasına ve kavmine demişti ki: “Sizler neye tapıyorsunuz?”
Yusuf AliIs it a falsehood- gods other than God- that ye desire
Süleyman AteşAllah'tan başka uydurma tanrılar mı istiyorsunuz
Ali Bulaç“Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah’tan başka ilahlar istiyorsunuz?”
Yusuf AliThen what is your idea about the Lord of the worlds
Süleyman AteşAlemlerin Rabbi hakkında zannınız nedir (ki O'na böyle ortaklar koştunuz)
Ali Bulaç“Alemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?”
Yusuf AliThen did he cast a glance at the Stars
Süleyman AteşYıldızlara bir göz attı
Ali BulaçSonra yıldızlara bir göz attı
Yusuf AliAnd he said, "I am indeed sick (at heart)
Süleyman AteşBen hastayım, dedi
Ali Bulaç“Ben, doğrusu hastayım” dedi
Yusuf AliSo they turned away from him, and departed
Süleyman AteşBunun üzerine arkalarını dönüp ondan kaçtılar
Ali BulaçBöylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar
Yusuf AliThen did he turn to their gods and said, "will ye not eat (of the offerings before you)
Süleyman AteşO da gizlice onların tanrılarına sokuldu: "Yemez misini?" dedi
Ali BulaçBunun üzerine onların ilahlarına sokulup: “Yemek yemiyor musunuz?” dedi
Yusuf AliWhat is the matter with you that ye speak not (intelligently)
Süleyman AteşNeyiniz var ki konuşmuyorsunuz
Ali Bulaç“Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?”
Yusuf AliThen did he turn upon them, striking (them) with the right hand
Süleyman AteşVe gizlice üzerlerine yürüyüp sağ eliyle onlara kuvvetli bir darbe indirdi
Ali BulaçDerken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi
Yusuf AliThen came (the worshippers) with hurried steps, and faced (him)
Süleyman Ateş(Puta, tapanlar, döndüklerinde putlarını kırılmış görünce) Hemen koşarak ona gittiler
Ali BulaçÇok geçmeden (halkı) birbirine girmiş durumda kendisine yönelip geldiler
Yusuf AliHe said: "Worship ye that which ye have (yourselves) carved
Süleyman Ateş(Elinizle) Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? dedi
Ali BulaçDedi ki: “Yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?”
Yusuf AliBut God has created you and your handwork
Süleyman AteşOysa sizi de, yaptığınız(bu şeyler)i de Allah yaratmıştır
Ali Bulaç“Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.”
Yusuf AliThey said, "Build him a furnace, and throw him into the blazing fire
Süleyman AteşOnun için bir bina yapın da onu (o binada) ateşe atın dediler
Ali BulaçDediler ki: “Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın.”
Yusuf Ali(This failing), they then sought a stratagem against him, but We made them the ones most humiliated
Süleyman AteşOna bir tuzak kurmak istediler, biz de (onların tuzaklarını boşa çıkardık), onları alçak düşürdük
Ali BulaçBöylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa Biz, onları alçaltılmışlar kıldık
Yusuf AliHe said: "I will go to my Lord! He will surely guide me
Süleyman Ateş(İbrahim) Dedi ki: "Ben Rabbime gideceğim, O, beni doğru yola iletecek
Ali Bulaç(İbrahim) Dedi ki: “Şüphesiz ben, Rabbime gidiciyim; O, beni hidayete erdirecektir.”
Yusuf AliO my Lord! Grant me a righteous (son)
Süleyman AteşRabbim, bana iyilerden (bir çocuk) lutfet
Ali Bulaç“Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et.”
Yusuf AliSo We gave him the good news of a boy ready to suffer and forbear
Süleyman AteşOna halim bir erkek çocuk müjdeledik
Ali BulaçBiz de onu halim bir çocukla müjdeledik
Yusuf AliThen, when (the son) reached (the age of) (serious) work with him, he said: "O my son! I see in vision that I offer thee in sacrifice: Now see what is thy view!" (The son) said: "O my father! Do as thou art commanded: thou will find me, if God so wills one practising Patience and Constancy
Süleyman Ateş(Çocuk) Onun yanında koşma çağına erişince (İbrahim ona): "Yavrum, dedi, ben uykuda görüyorum ki ben seni kesiyorum; (düşün) bak, ne dersin?" (Çocuk): "Babacığım, sana emredileni yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın." dedi
Ali BulaçBöylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): “Oğlum” dedi. “Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun.” (Oğlu İsmail) Dedi ki: “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaAllah, beni sabredenlerden bulacaksın.”
Yusuf AliSo when they had both submitted their wills (to God), and he had laid him prostrate on his forehead (for sacrifice)
Süleyman Ateşİkisi de böylece (Allah'ın emrine) teslim olup (İbrahim, kurban etmek için) çocuğu alnı üzerine yıkınca
Ali BulaçSonunda ikisi de (Allah’ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail’i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı
Yusuf AliWe called out to him "O Abraham
Süleyman AteşBiz ona: "İbrahim!" diye ünledik
Ali BulaçBiz ona: “Ey İbrahim” diye seslendik
Yusuf AliThou hast already fulfilled the vision!" - thus indeed do We reward those who do right
Süleyman AteşSen rüyayı doğruladın, işte biz, güzel davrananları böyle mükafatlandırırız
Ali Bulaç“Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.”
Yusuf AliFor this was obviously a trial
Süleyman AteşGerçekten bu, apaçık bir sınav idi
Ali BulaçDoğrusu bu, apaçık bir imtihandı
Yusuf AliAnd We ransomed him with a momentous sacrifice
Süleyman AteşVe fidye olarak ona büyük bir kurbanlık verdik
Ali BulaçVe ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik
Yusuf AliAnd We left (this blessing) for him among generations (to come) in later times
Süleyman AteşSonra gelenler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık
Ali BulaçSonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık
Yusuf AliPeace and salutation to Abraham
Süleyman Ateş(İleride gelecek nesiller): "İbrahim'e selam olsun!" (diyeceklerdi)
Ali Bulaçİbrahim’e selam olsun
Yusuf AliThus indeed do We reward those who do right
Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız
Ali BulaçBiz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz
Yusuf AliFor he was one of our believing Servants
Süleyman AteşÇünkü o bizim mü'min kullarımızdandı
Ali BulaçŞüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandır
Yusuf AliAnd We gave him the good news of Isaac - a prophet,- one of the Righteous
Süleyman AteşBiz ona İshak'ı, iyilerden bir peygamber olarak müjdeledik
Ali BulaçBiz ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak’ı da müjdeledik
Yusuf AliWe blessed him and Isaac: but of their progeny are (some) that do right, and (some) that obviously do wrong, to their own souls
Süleyman AteşKendisine de, İshak'a da bereketler verdik. Onların neslinden (gelenler arasında) iyi hareket eden de var, açıkça kendisine zulmeden de
Ali BulaçOna ve İshak’a bereketler verdik. İkisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan) da var, açıkça kendi nefsine zulmeden de
Yusuf AliAgain (of old) We bestowed Our favour on Moses and Aaron
Süleyman AteşAndolsun Musa'ya ve Harun'a da lutuflarda bulunduk
Ali BulaçAndolsun, Biz Musa’ya ve Harun’a lütufta bulunduk
Yusuf AliAnd We delivered them and their people from (their) Great Calamity
Süleyman AteşOnları ve kavimlerini büyük sıkıntıdan kurtardık
Ali BulaçOnları ve kavimlerini o büyük üzüntüden kurtardık
Yusuf AliAnd We helped them, so they overcame (their troubles)
Süleyman AteşOnlara yardım ettik de üstün gelenler kendileri oldular
Ali BulaçOnlara yardım ettik, böylece üstün gelenler oldular
Yusuf AliAnd We gave them the Book which helps to make things clear
Süleyman AteşOnlara açık ifadeli Kitabı verdik
Ali BulaçVe ikisine anlatımı-açık kitabı verdik
Yusuf AliAnd We guided them to the Straight Way
Süleyman AteşVe onları doğru yola ilettik
Ali BulaçOnları dosdoğru yola yöneltip-ilettik
Yusuf AliAnd We left (this blessing) for them among generations (to come) in later times
Süleyman AteşVe sonra gelenler arasında onlara (iyi bir ün) bıraktık
Ali BulaçSonra gelenler arasında da ikisine (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık
Yusuf AliPeace and salutation to Moses and Aaron
Süleyman Ateş(Hep): "Musa'ya ve Harun'a selam olsun!" (diyeceklerdi)
Ali BulaçMusa’ya ve Harun’a selam olsun
Yusuf AliThus indeed do We reward those who do right
Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız
Ali BulaçŞüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz
Yusuf AliFor they were two of our believing Servants
Süleyman AteşÇünkü ikisi de bizim inanan kullarımızdandı
Ali BulaçŞüphesiz ikisi, Bizim mü’min olan kullarımızdandılar
Yusuf AliSo also was Elias among those sent (by Us)
Süleyman Ateşİlyas da elçilerdendi
Ali BulaçGerçekten İlyas da, gönderilmiş (peygamber)lerdendi
Yusuf AliBehold, he said to his people, "Will ye not fear (God)
Süleyman AteşKavmine demişti ki: "(Allah'ın azabından) Korunmaz mısınız
Ali BulaçHani kendi kavmine demişti ki: “Siz korkup sakınmaz mısınız?”
Yusuf AliWill ye call upon Baal and forsake the Best of Creators
Süleyman AteşBa'l'e yalvarıyorsunuz da, bırakıyor musunuz, yaratıcıların en güzelini
Ali Bulaç“Siz Ba’le tapıp da Yaratıcıların en güzeli (olan Allah’ı) mı bırakıyorsunuz?”
Yusuf AliGod, your Lord and Cherisher and the Lord and Cherisher of your fathers of old
Süleyman AteşSizin Rabbiniz ve önceki atalarınızın Rabbi olan Allah'ı
Ali Bulaç“Allah ki, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.”
Yusuf AliBut they rejected him, and they will certainly be called up (for punishment)
Süleyman AteşOnu yalanladılar, bundan dolayı onlar (azaba) getirileceklerdir
Ali BulaçFakat onu yalanladılar; bundan dolayı gerçekten onlar, (azap için getirilip) hazır bulundurulacak olanlardır
Yusuf AliExcept the sincere and devoted Servants of God (among them)
Süleyman AteşYalnız Allah'ın halis kulları azab dışındadırlar
Ali BulaçAncak, muhlis olan kullar başka
Yusuf AliAnd We left (this blessing) for him among generations (to come) in later times
Süleyman AteşBiz, sonra gelenler arasında ona (İlyas'a da iyi bir ün) bıraktık
Ali BulaçSonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık
Yusuf AliPeace and salutation to such as Elias
Süleyman Ateşİlyas'a selam olsun
Ali Bulaçİlyas’a selam olsun
Yusuf AliThus indeed do We reward those who do right
Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız
Ali BulaçŞüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz
Yusuf AliFor he was one of our believing Servants
Süleyman AteşÇünkü o bizim mü'min kullarımızdandı
Ali BulaçŞüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandı
Yusuf AliSo also was Lut among those sent (by Us)
Süleyman AteşLut da gönderilen elçilerdendi
Ali BulaçGerçekten Lût da gönderilmiş (elçi)lerdendi
Yusuf AliBehold, We delivered him and his adherents, all
Süleyman AteşOnu ve ailesini kurtardık
Ali BulaçHani Biz onu ve ailesini topluca kurtarmıştık
Yusuf AliExcept an old woman who was among those who lagged behind
Süleyman AteşYalnız (azabda) kalacaklar arasında bulunan acuze bir kadın hariç
Ali BulaçGeride bırakılanlar arasında bir yaşlı kadın dışında
Yusuf AliThen We destroyed the rest
Süleyman AteşSonra ötekileri kırdık (geçirdik)
Ali BulaçSonra geride kalanları yerle bir ettik
Yusuf AliVerily, ye pass by their (sites), by day
Süleyman AteşSiz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz; sabahleyin
Ali BulaçSiz onların üstünden muhakkak geçip gidiyorsunuz; sabah vakti
Yusuf AliAnd by night: will ye not understand
Süleyman AteşVe geceleyin. Düşünmüyor musunuz
Ali BulaçVe geceleyin. Yine de akıllanmayacak mısınız
Yusuf AliSo also was Jonah among those sent (by Us)
Süleyman AteşYunus da gönderilen elçilerdendi
Ali BulaçŞüphesiz Yunus da gönderilmiş (elçi)lerdendi
Yusuf AliWhen he ran away (like a slave from captivity) to the ship (fully) laden
Süleyman AteşDolu gemiye kaçmıştı
Ali BulaçHani o, dolu bir gemiye kaçmıştı
Yusuf AliHe (agreed to) cast lots, and he was condemned
Süleyman Ateş(Yükü fazla oluğundan gemi taşıyamamış, yolculardan birini denize atmak gerekmişti. Birini atmak üzere gemidekilerle) Kur'a çekti. (Yunus) Yenilenlerden oldu. (Kur'a kendisine isabet etti)
Ali BulaçBöylece kur’aya katılmıştı da, kaybedenlerden olmuştu
Yusuf AliThen the big Fish did swallow him, and he had done acts worthy of blame
Süleyman Ateş(Yunus, Rabbinden izinsiz olarak kavminden ayrıldığı için) Kendi kendisini kınarken (denize attılar) balık onu yuttu
Ali BulaçDerken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı
Yusuf AliHad it not been that he (repented and) glorified God
Süleyman AteşEğer tesbih edenlerden olmasaydı
Ali BulaçEğer (Allah’ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı
Yusuf AliHe would certainly have remained inside the Fish till the Day of Resurrection
Süleyman Ateş(İnsanların) Yeniden diriltilecekleri güne kadar balığın karnında kalırdı
Ali BulaçOnun karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı
Yusuf AliBut We cast him forth on the naked shore in a state of sickness
Süleyman Ateş(Ama balığın karnında bizi andı, tesbih etti, biz de) Onu hasta bir halde ağaçsız, çıplak bir yere attık
Ali BulaçSonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere (sahile) attık
Yusuf AliAnd We caused to grow, over him, a spreading plant of the gourd kind
Süleyman AteşVe üzerine (gölge yapması için) Bir asma kabak ağacı bitirdik
Ali BulaçVe üzerine, sık-geniş yaprakla (kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik
Yusuf AliAnd We sent him (on a mission) to a hundred thousand (men) or more
Süleyman AteşVe onu yüz bin insana, ya da daha fazla olanlara elçi gönderdik
Ali BulaçOnu yüzbin veya (sayısı) daha da artan (bir topluluk)a (peygamber olarak) gönderdik
Yusuf AliAnd they believed; so We permitted them to enjoy (their life) for a while
Süleyman Ateşİnandılar, biz de onları bir süreye kadar geçindirdik
Ali BulaçSonunda ona iman ettiler, Biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık
Yusuf AliNow ask them their opinion: Is it that thy Lord has (only) daughters, and they have sons
Süleyman AteşŞimdi onlara sor: Rabbine kızlar, onlara da oğlanlar mı
Ali BulaçŞimdi sen onlara sor: -Kızlar senin Rabbinin, erkek çocuklar onların mı
Yusuf AliOr that We created the angels female, and they are witnesses (thereto)
Süleyman AteşYoksa biz melekleri, onların gözleri önünde dişi mi yarattık (ki meleklerin dişi olduğunu söylüyorlar)
Ali BulaçYoksa onlar, şahidlik etmekteyken Biz melekleri dişiler olarak mı yarattık
Yusuf AliIs it not that they say, from their own invention
Süleyman Ateşİyi bilin, onlar iftiraları yüzünden diyorlar ki
Ali BulaçDikkat edin; gerçekten onlar, düzdükleri yalanlardan dolayı derler ki
Yusuf AliGod has begotten children"? but they are liars
Süleyman AteşAllah doğurdu. Onlar elbette yalancıdırlar
Ali Bulaç“Allah doğurdu.” Onlar, hiç şüphesiz, muhakkak yalan söyleyenlerdir
Yusuf AliDid He (then) choose daughters rather than sons
Süleyman Ateş(Allah) Kızları seçip oğlanlara tercih mi etmiş
Ali Bulaç(Allah,) Kızları, erkek çocuklara tercih mi etmiş
Yusuf AliWhat is the matter with you? How judge ye
Süleyman AteşSize ne oldu, nasıl hüküm veriyorsunuz
Ali BulaçSize ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz
Yusuf AliWill ye not then receive admonition
Süleyman AteşHiç mi düşünmüyorsunuz
Ali BulaçHiç mi öğüt alıp-düşünmüyorsunuz
Yusuf AliOr have ye an authority manifest
Süleyman AteşYoksa sizin, (meleklerin, Allah'ın kızları oldukları hakkında) açık bir deliliniz mi var
Ali BulaçYoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var
Yusuf AliThen bring ye your Book (of authority) if ye be truthful
Süleyman AteşEğer doğru iseniz Kitabınızı getirin
Ali BulaçEğer doğru söylüyorsanız, öyleyse getirin kitabınızı
Yusuf AliAnd they have invented a blood-relationship between Him and the Jinns: but the Jinns know (quite well) that they have indeed to appear (before his Judgment- Seat)
Süleyman AteşAllah ile cinler arasında bir nesep, (bir soy bağlantısı) uydurdular. Oysa cinler de kendilerinin (yüce divana) getirileceklerini bilmişlerdir
Ali BulaçOnlar, Kendisi'yle (Allah ile) cinler arasında bir soy-bağı kurdular. Oysa andolsun, cinler de onların gerçekten (azap için getirilip) hazır bulundurulacaklarını bilmişlerdir
Yusuf AliGlory to God! (He is free) from the things they ascribe (to Him)
Süleyman AteşHaşa Allah, onların taktıkları sıfatlardan (münezzehtir), yücedir
Ali BulaçOnların nitelendirdiklerinden Allah Yücedir
Yusuf AliNot (so do) the Servants of God, sincere and devoted
Süleyman AteşFakat Allah'ın temiz kulları hariç (onlar azaba sokulmayacaklardır)
Ali BulaçAncak muhlis olan kullar başka
Yusuf AliFor, verily, neither ye nor those ye worship
Süleyman Ateş(Ey inkarcılar) Ne siz, ne de taptıklarınız
Ali BulaçArtık siz de, tapmakta olduklarınız da
Yusuf AliCan lead (any) into temptation concerning God
Süleyman AteşKandırıp Allah'ın yolundan çıkaramazsınız
Ali BulaçO’na karşı kimseyi fitneye sürükleyecek değilsiniz
Yusuf AliExcept such as are (themselves) going to the blazing Fire
Süleyman AteşCehenneme girecek olandan başkasını
Ali BulaçAncak kendisi çılgınca yanan ateşe girecek olan başka (onu sürüklersiniz)
Yusuf Ali(Those ranged in ranks say): "Not one of us but has a place appointed
Süleyman AteşBizden herkesin belli bir makamı vardır
Ali Bulaç(Melekler der ki:) “Bizden her birimiz için belli bir makam vardır.”
Yusuf AliAnd we are verily ranged in ranks (for service)
Süleyman AteşBiziz, o saf saf dizilenler, biz
Ali Bulaç“Biziz, o saflar halinde dizilmiş olanlar, gerçekten biziz.”
Yusuf AliAnd we are verily those who declare (God's) glory
Süleyman AteşBiziz, o tesbih edenler, biz
Ali Bulaç“Biziz, o tesbih edenler de, gerçekten biziz.”
Yusuf AliAnd there were those who said
Süleyman AteşGerçi o(ortakkoşa)nlar şöyle diyorlardı
Ali BulaçOnlar (putatapıcılar), her ne kadar şöyle diyor idiyseler de
Yusuf AliIf only we had had before us a Message from those of old
Süleyman AteşEğer yanımızda öncekiler(e gelen Kitap'lar)dan bir uyarı olsaydı
Ali Bulaç”Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı.”
Yusuf AliWe should certainly have been Servants of God, sincere (and devoted)
Süleyman AteşElbette biz, Allah'ın halis kulları olurduk
Ali Bulaç“Gerçekten bizler de, Allah’ın muhlis olan kullarından olurduk.”
Yusuf AliBut (now that the Qur'an has come), they reject it: But soon will they know
Süleyman AteşAma o uyarıyı inkar ettiler, yakında (inkar etmelerinin sonunun nasıl olacağını) bileceklerdir
Ali BulaçFakat (kitap gelince) onu tanımayıp-küfrettiler; yakında bileceklerdir
Yusuf AliAlready has Our Word been passed before (this) to our Servants sent (by Us)
Süleyman AteşGönderilen elçi kullarımıza şu sözümüz geçmişti
Ali BulaçAndolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir
Yusuf AliThat they would certainly be assisted
Süleyman AteşMutlaka zafere ulaştırılanlar kendileri olacaktır
Ali BulaçGerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır
Yusuf AliAnd that Our forces,- they surely must conquer
Süleyman AteşVe galip gelenler, mutlaka bizim ordumuz olacaktır
Ali BulaçVe hiç şüphesiz; Bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır
Yusuf AliSo turn thou away from them for a little while
Süleyman AteşBir süreye kadar onlardan dön (onların sözlerine aldırış etme)
Ali BulaçÖyleyse sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir
Yusuf AliAnd watch them (how they fare), and they soon shall see (how thou farest)
Süleyman AteşOnları gözetle. Yakında (başlarına neler geleceğini) göreceklerdir
Ali BulaçVe onları seyret; (azabı) yakında göreceklerdir
Yusuf AliDo they wish (indeed) to hurry on our Punishment
Süleyman AteşBizim azabımızı mı acele istiyorlar
Ali BulaçŞimdi onlar, Bizim azabımızı mı acele istiyorlar
Yusuf AliBut when it descends into the open space before them, evil will be the morning for those who were warned (and heeded not)
Süleyman AteşFakat o azab yurtlarına indiği zaman uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur
Ali BulaçFakat (azap) onların sahasına indiği zaman uyarılıp-korkutulanların sabahı ne kötü olur
Yusuf AliSo turn thou away from them for a little while
Süleyman AteşBir süreye kadar onları kendi hallerine bırak
Ali BulaçSen bir süreye kadar onlardan yüz çevir
Yusuf AliAnd watch (how they fare) and they soon shall see (how thou farest)
Süleyman AteşVe (bekle de) gör, onlar da göreceklerdir
Ali BulaçVe seyret; (azabı) yakında göreceklerdir
Yusuf AliGlory to thy Lord, the Lord of Honour and Power! (He is free) from what they ascribe (to Him)
Süleyman AteşKudret ve şeref sahibi Rabbin, onların nitelendirmelerinden yücedir
Ali BulaçÜstünlük ve güç (izzet) sahibi olan senin Rabbin, onların nitelendirdiklerinden Yücedir
Yusuf AliAnd Peace on the apostles
Süleyman AteşSelam, gönderilen elçilere
Ali BulaçGönderilmiş (peygamber)lere selam olsun
Yusuf AliAnd Praise to God, the Lord and Cherisher of the Worlds
Süleyman AteşHamd, alemlerin Rabbi Allah'a
Ali BulaçVe alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun