37. As-Saaffaat سُورَةُ الصَّافَّاتِ
Yusuf AliBy those who range themselves in ranks
Süleyman AteşAndolsun o sıra sıra dizilenlere
Diyanet İşleri MealiSıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir
Yusuf AliAnd so are strong in repelling (evil)
Süleyman AteşBağırıp sürenlere
Diyanet İşleri MealiSıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir
Yusuf AliAnd thus proclaim the Message (of God)
Süleyman AteşZikir okuyanlara
Diyanet İşleri MealiSıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir
Yusuf AliVerily, verily, your God is one
Süleyman AteşKi Tanrınız, birdir
Diyanet İşleri MealiSıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir
Yusuf AliLord of the heavens and of the earth and all between them, and Lord of every point at the rising of the sun
Süleyman AteşGöklerin, yerin ve bunlar arasında bulunanların Rabbi, doğuların da Rabbidir
Diyanet İşleri MealiSıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir
Yusuf AliWe have indeed decked the lower heaven with beauty (in) the stars
Süleyman AteşBiz en yakın göğü bir zinetle, yıldızlarla süsledik
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz Biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik
Yusuf Ali(For beauty) and for guard against all obstinate rebellious evil spirits
Süleyman AteşVe (onu) ita'at dışına çıkan her türlü şeytandan koruduk
Diyanet İşleri MealiOnu, inatçı her türlü şeytandan koruduk
Yusuf Ali(So) they should not strain their ears in the direction of the Exalted Assembly but be cast away from every side
Süleyman AteşO (şeyta)nlar mele-i A'layı (yüce melekler topluluğunu) dinleyemezler; her yandan kendilerine (ışınlar) atılır
Diyanet İşleri MealiOnlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır
Yusuf AliRepulsed, for they are under a perpetual penalty
Süleyman AteşKovulurlar. Onlar için sürekli bir azab vardır
Diyanet İşleri MealiOnlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır
Yusuf AliExcept such as snatch away something by stealth, and they are pursued by a flaming fire, of piercing brightness
Süleyman AteşYalnız (yüce topluluktan) bir söz kapan olursa, onu da delici bir şihab (ışın)izler
Diyanet İşleri MealiHele bir tek söz kapan olsun; delici bir alev onun peşine düşüverir
Yusuf AliJust ask their opinion: are they the more difficult to create, or the (other) beings We have created? Them have We created out of a sticky clay
Süleyman AteşŞimdi onlara sor: Yaratılış bakımından kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı? Biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık
Diyanet İşleri MealiAllah'a eş koşanlara sor: Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa Bizim yarattığımız gökleri yaratmak mı? Aslında Biz kendilerini özlü ve yapışkan çamurdan yaratmışızdır
Yusuf AliTruly dost thou marvel, while they ridicule
Süleyman AteşHayır sen (bu muhteşem kudrete) hayran kaldın; onlarsa (seninle) alay ediyorlar
Diyanet İşleri MealiEvet; sen onlara şaşıyorsun, onlar da seni alaya alıyorlar
Yusuf AliAnd, when they are admonished, pay no heed
Süleyman AteşKendilerine öğüt verilse öğüt almıyorlar
Diyanet İşleri MealiOnlara öğüt verildiğinde öğüt dinlemezler
Yusuf AliAnd, when they see a Sign, turn it to mockery
Süleyman AteşBir mu'cize görseler, alay ediyorlar
Diyanet İşleri MealiBir mucize gördüklerinde onu eğlenceye alırlar
Yusuf AliAnd say, "This is nothing but evident sorcery
Süleyman AteşBu apaçık bir büyüden başka bir şey değildir. diyorlar
Diyanet İşleri MealiBu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler
Yusuf AliWhat! when we die, and become dust and bones, shall we (then) be raised up (again)
Süleyman AteşYani biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz mi diriltilecek mişiz
Diyanet İşleri MealiBu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler
Yusuf AliAnd also our fathers of old
Süleyman AteşEvvelki atalarımız da mı
Diyanet İşleri MealiBu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler
Yusuf AliSay thou: "Yea, and ye shall then be humiliated (on account of your evil)
Süleyman AteşDe ki: "Evet siz aşağılanarak (diriltileceksiniz)
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Evet hem de zelil ve hakir olarak
Yusuf AliThen it will be a single (compelling) cry; and behold, they will begin to see
Süleyman AteşO (iş) sadece korkunç bir sesten ibarettir: Hemen onlar (diriltilmiş olarak) bakıyorlardır
Diyanet İşleri MealiTek bir çığlık. Hemen bakıp kalırlar
Yusuf AliThey will say, "Ah! Woe to us! This is the Day of Judgment
Süleyman AteşVah bize, bu ceza günüdür! dediler
Diyanet İşleri MealiŞöyle derler: "Vay bize! İşte bu ceza günüdür
Yusuf Ali(A voice will say,) "This is the Day of Sorting Out, whose truth ye (once) denied
Süleyman AteşBu, yalanlamakta olduğunuz hüküm günüdür
Diyanet İşleri MealiOnlara: "İşte bu, yalanladığınız hüküm günüdür" denir
Yusuf AliBring ye up", it shall be said, "The wrong-doers and their wives, and the things they worshipped
Süleyman Ateş(Yüce Allah meleklerine emreder): "Toplayın o zalimleri, onların eşlerini ve taptıklarını
Diyanet İşleri Mealiİlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun
Yusuf AliBesides God, and lead them to the Way to the (Fierce) Fire
Süleyman AteşAllah'tan başka. Onları cehennemin yoluna götürün
Diyanet İşleri Mealiİlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun
Yusuf AliBut stop them, for they must be asked
Süleyman AteşDurdurun onları, çünkü onlar sorguya çekileceklerdir
Diyanet İşleri MealiOnları durdurun; çünkü kendilerinden daha da sorulacaktır
Yusuf AliWhat is the matter with you that ye help not each other
Süleyman AteşSize ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz
Diyanet İşleri MealiŞöyle sorulur: "Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz
Yusuf AliNay, but that day they shall submit (to Judgment)
Süleyman Ateş(Başları öne eğik, utançtan yüzleri kızarmış. Cevap verecek durumda değillerdir). Hayır, onlar o gün teslim olmuşlardır
Diyanet İşleri MealiHayır; bugün onların hepsi teslim olmuşlardır
Yusuf AliAnd they will turn to one another, and question one another
Süleyman AteşBirbirlerine döndüler, soruyorlar
Diyanet İşleri MealiBirbirlerine dönüp soruşurlar
Yusuf AliThey will say: "It was ye who used to come to us from the right hand (of power and authority)
Süleyman Ateş(Uyanlar, uydukları adamlara) Dediler ki: "Siz bize sağdan gelir(güvendiğimiz yandan bize sokulup vesvese verir)diniz
Diyanet İşleri Mealiİleri gelenlerine: "Doğrusu siz bize sureti hakdan görünürdünüz" derler
Yusuf AliThey will reply: "Nay, ye yourselves had no Faith
Süleyman Ateş(Ötekiler de): "Hayır, dediler, zaten siz kendiniz inanan insanlar değildiniz
Diyanet İşleri MealiOnlar da şöyle derler: "Hayır; siz inanmış kimseler değildiniz
Yusuf AliNor had we any authority over you. Nay, it was ye who were a people in obstinate rebellion
Süleyman AteşBizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Siz kendiniz azgın bir toplum idiniz
Diyanet İşleri MealiBizim sizin üstünüzde bir nüfuzumuz yoktu. Bilakis, azmış bir millettiniz
Yusuf AliSo now has been proved true, against us, the word of our Lord that we shall indeed (have to) taste (the punishment of our sins)
Süleyman AteşArtık Rabbimizin sözü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezayı mutlaka) tadacağız
Diyanet İşleri MealiBu sebeple, Rabbimizin sözü aleyhimizde gerçekleşti. şüphesiz azabı tadacağız
Yusuf AliWe led you astray: for truly we were ourselves astray
Süleyman AteşSizi azdırdık, çünkü biz kendimiz azmıştık(siz de bize uyunca azmış oldunuz)
Diyanet İşleri MealiSizi biz azdırmıştık, çünkü kendimiz azgındık
Yusuf AliTruly, that Day, they will (all) share in the Penalty
Süleyman AteşO gün onlar azab (çekme)de ortaktırlar
Diyanet İşleri MealiO gün hepsi azabda birleşirler
Yusuf AliVerily that is how We shall deal with Sinners
Süleyman Ateşİşte biz, suçlulara böyle yaparız
Diyanet İşleri MealiDoğrusu suçlulara böyle yaparız
Yusuf AliFor they, when they were told that there is no god except God, would puff themselves up with Pride
Süleyman AteşÇünkü onlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur!" dendiği zaman büyüklük taslarlardı
Diyanet İşleri MealiOnlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur" denildiği zaman şüphesiz büyüklenirler
Yusuf AliAnd say: "What! shall we give up our gods for the sake of a Poet possessed
Süleyman AteşCinlenmiş bir şair için biz tanrılarımızı mı terk edeceğiz? derlerdi
Diyanet İşleri MealiDeli bir şair yüzünden tanrılarımızı mı bırakalım?" derlerdi
Yusuf AliNay! he has come with the (very) Truth, and he confirms (the Message of) the apostles (before him)
Süleyman AteşHayır, o (ne şairdi, ne mecnun. O) gerçeği getirmiş ve elçileri de doğrulamıştı
Diyanet İşleri MealiHayır; o, gerçeği getirmiş ve peygamberleri doğrulamıştı
Yusuf AliYe shall indeed taste of the Grievous Penalty
Süleyman AteşSiz acı azabı tadacaksınız
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz siz can yakıcı azabı tadacaksınız
Yusuf AliBut it will be no more than the retribution of (the Evil) that ye have wrought
Süleyman AteşSadece yaptığınız (işler)le cezalanıyorsunuz
Diyanet İşleri MealiYaptığınızdan başka birşeyle cezalanmayacaksınız
Yusuf AliBut the sincere (and devoted) Servants of God
Süleyman AteşAncak Allah'ın halis kulları bu cezanın dışındadır
Diyanet İşleri MealiAncak Allah'a içten bağlı kullar bunun dışındadır
Yusuf AliFor them is a Sustenance determined
Süleyman AteşOnlar için bilinen bir rızık vardır
Diyanet İşleri Mealiİşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur
Yusuf AliFruits (Delights); and they (shall enjoy) honour and dignity
Süleyman Ateş(Türlü türlü) Meyvalar. Ve onlar ağırlanırlar
Diyanet İşleri Mealiİşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur
Yusuf AliIn Gardens of Felicity
Süleyman AteşNi'met cennetlerinde
Diyanet İşleri Mealiİşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur
Yusuf AliFacing each other on Thrones (of Dignity)
Süleyman AteşTahtlar üzerinde, karşılıklı otururlar
Diyanet İşleri Mealiİşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur
Yusuf AliRound will be passed to them a Cup from a clear-flowing fountain
Süleyman AteşÖnlerinde akan kaynaktan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır
Diyanet İşleri MealiBaş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur
Yusuf AliCrystal-white, of a taste delicious to those who drink (thereof)
Süleyman AteşBerrak, içenlere lezzet veren bir içki
Diyanet İşleri MealiBaş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur
Yusuf AliFree from headiness; nor will they suffer intoxication therefrom
Süleyman AteşOnda ne sersemletme var, ne onunla sarhoş olurlar
Diyanet İşleri MealiBaş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur
Yusuf AliAnd besides them will be chaste women, restraining their glances, with big eyes (of wonder and beauty)
Süleyman AteşYanlarında da, yalnız kendilerine göz dikmiş iri gözlü eşler vardır
Diyanet İşleri MealiYanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır
Yusuf AliAs if they were (delicate) eggs closely guarded
Süleyman AteşSaklı yumurta gibi bembeyaz eşler
Diyanet İşleri MealiYanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır
Yusuf AliThen they will turn to one another and question one another
Süleyman AteşBunlar birbirine dönmüş soruyorlar
Diyanet İşleri MealiBirbirlerine dönüp sorarlar
Yusuf AliOne of them will start the talk and say: "I had an intimate companion (on the earth)
Süleyman AteşOnlardan bir sözcü: "Benim, dedi, bir arkadaşım vardı
Diyanet İşleri Mealiİçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi
Yusuf AliWho used to say, 'what! art thou amongst those who bear witness to the Truth (of the Message)
Süleyman AteşDerdi ki: 'Sen doğrulayanlardan mısın
Diyanet İşleri Mealiİçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi
Yusuf AliWhen we die and become dust and bones, shall we indeed receive rewards and punishments
Süleyman AteşBiz ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz mi (diriltilip yaptığımız işlere göre) cezalanacağız
Diyanet İşleri Mealiİçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi
Yusuf Ali(A voice) said: "Would ye like to look down
Süleyman Ateş(Sonra yanındakilere): "Bakar mısınız?" dedi
Diyanet İşleri MealiYanındakilere: "Siz onu bilir misiniz?" der
Yusuf AliHe looked down and saw him in the midst of the Fire
Süleyman AteşBaktı onu cehennemin ortasında gördü
Diyanet İşleri MealiBir bakar onu cehennemin ortasında görür
Yusuf AliHe said: "By God! thou wast little short of bringing me to perdition
Süleyman AteşTallahi, dedi, sen az daha beni de alçaltacaktın
Diyanet İşleri MealiOna der ki: "Allah'a and olsun ki, az kalsın beni de mahvedecektin
Yusuf AliHad it not been for the Grace of my Lord, I should certainly have been among those brought (there)
Süleyman AteşRabbimin ni'meti olmasaydı, şimdi ben de (oraya) getirilenlerden olurdum
Diyanet İşleri MealiEğer Rabbimin lütfu olmasaydı ben de oraya götürülenlerden olurdum
Yusuf AliIs it (the case) that we shall not die
Süleyman AteşBiz bir daha ölmeyecek miyiz der
Diyanet İşleri MealiBirinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha
Yusuf AliExcept our first death, and that we shall not be punished
Süleyman AteşYalnız ilk ölümümüz, başka ölüm yok ve biz azaba da uğratılmayacağız ha
Diyanet İşleri MealiBirinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha
Yusuf AliVerily this is the supreme achievement
Süleyman AteşGerçekten büyük başarı ve mutluluk budur
Diyanet İşleri Mealiİşte büyük kurtuluş şüphesiz budur
Yusuf AliFor the like of this let all strive, who wish to strive
Süleyman AteşÇalışanlar bunun için çalışsınlar
Diyanet İşleri MealiÇalışanlar bunun için çalışsın
Yusuf AliIs that the better entertainment or the Tree of Zaqqum
Süleyman Ateş(Nasıl) Ağırlanmak için bu mu hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı
Diyanet İşleri MealiKonukluk olarak bu mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı
Yusuf AliFor We have truly made it (as) a trial for the wrong-doers
Süleyman AteşBiz onu zalimler için bir fitne (sınav) yaptık
Diyanet İşleri MealiBiz o ağacı, zalimler için bir dert yaptık
Yusuf AliFor it is a tree that springs out of the bottom of Hell-Fire
Süleyman AteşO, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır
Diyanet İşleri MealiO, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır
Yusuf AliThe shoots of its fruit-stalks are like the heads of devils
Süleyman AteşTomurcukları, şeytanların başları gibidir
Diyanet İşleri MealiTomurcukları şeytan başı gibidir
Yusuf AliTruly they will eat thereof and fill their bellies therewith
Süleyman AteşOnlar ondan yiyecekler ve karınlarını onunla dolduracaklardır
Diyanet İşleri Mealiİşte cehennemlikler bundan yerler, karınlarını onunla doldururlar
Yusuf AliThen on top of that they will be given a mixture made of boiling water
Süleyman AteşSonra onların, bunun üzerine kaynar su karıştırılmış bir içkileri vardır
Diyanet İşleri MealiSonra, üzerine kaynar su katılmış içki şüphesiz onlar içindir
Yusuf AliThen shall their return be to the (Blazing) Fire
Süleyman AteşSonra dönecekleri yer, elbette cehennemdir
Diyanet İşleri MealiDoğrusu sonra dönecekleri yer yine cehennemdir
Yusuf AliTruly they found their fathers on the wrong Path
Süleyman AteşÇünkü onlar babalarını sapık kimseler buldular
Diyanet İşleri MealiOnlar babalarını şüphesiz sapık kimseler olarak bulmuşlardı
Yusuf AliSo they (too) were rushed down on their footsteps
Süleyman AteşKendileri de onların izlerinde koşturuyorlar
Diyanet İşleri MealiÖyleyken yine de onların izlerinden kovalanırcasına koşturuyorlardı
Yusuf AliAnd truly before them, many of the ancients went astray
Süleyman AteşAndolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı
Diyanet İşleri MealiOnlardan önce, evvelki ümmetlerin çoğu, and olsun ki sapıtmıştı
Yusuf AliBut We sent aforetime, among them, (apostles) to admonish them
Süleyman AteşBiz onların içine de uyarıcılar göndermiştik
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, içlerine uyarıcılar göndermiştik
Yusuf AliThen see what was the end of those who were admonished (but heeded not)
Süleyman AteşBak, o uyarılanların sonu nice oldu
Diyanet İşleri MealiUyarıldığı halde yola gelmeyenlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak
Yusuf AliExcept the sincere (and devoted) Servants of God
Süleyman AteşAncak Allah'ın halis kulları o azabın dışında kaldılar
Diyanet İşleri MealiAllah'ın, O'na içten bağlanan kulları bunun dışındadır
Yusuf Ali(In the days of old), Noah cried to Us, and We are the best to hear prayer
Süleyman AteşAndolsun Nuh bize yalvarmıştı da ne güzel kabul buyurmuştuk
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Nuh Bize seslenmişti de duasına ne güzel icabet etmiştik
Yusuf AliAnd We delivered him and his people from the Great Calamity
Süleyman AteşOnu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık
Diyanet İşleri MealiOnu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık
Yusuf AliAnd made his progeny to endure (on this earth)
Süleyman AteşYalnız onun zürriyetini kalıcılar yaptık (onlardan başka hepsini helak ettik)
Diyanet İşleri MealiAncak onun soyunu sürekli kıldık
Yusuf AliAnd We left (this blessing) for him among generations to come in later times
Süleyman AteşSonra gelenler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık
Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık
Yusuf AliPeace and salutation to Noah among the nations
Süleyman AteşAlemler içinde Nuh'a selam olsun (bütün insanlar onu esenlikle anarlar)
Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık
Yusuf AliThus indeed do we reward those who do right
Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız
Diyanet İşleri Mealiİşte Biz iyi davrananları böyle mükafatlandırırız
Yusuf AliFor he was one of our believing Servants
Süleyman AteşÇünkü o bizim, inanan kullarımızdandı
Diyanet İşleri MealiDoğrusu o, bizim inanmış kullarımızdandı
Yusuf AliThen the rest we overwhelmed in the Flood
Süleyman AteşSonra ötekilerini suda boğduk
Diyanet İşleri MealiSonra, diğerlerini suda boğduk
Yusuf AliVerily among those who followed his Way was Abraham
Süleyman Ateşİbrahim de onun kolundan idi
Diyanet İşleri Mealiİbrahim de şüphesiz O'nun yolunda olanlardandı
Yusuf AliBehold! he approached his Lord with a sound heart
Süleyman AteşZira Rabbine tertemiz bir kalb getirmişti
Diyanet İşleri MealiNitekim Rabbine temiz bir kalple geldi
Yusuf AliBehold! he said to his father and to his people, "What is that which ye worship
Süleyman AteşBabasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti
Diyanet İşleri Mealiİbrahim babasına ve milletine şöyle demişti: "Nelere kulluk ediyorsunuz
Yusuf AliIs it a falsehood- gods other than God- that ye desire
Süleyman AteşAllah'tan başka uydurma tanrılar mı istiyorsunuz
Diyanet İşleri MealiAllah'ı bırakıp uydurma tanrılar mı istiyorsunuz
Yusuf AliThen what is your idea about the Lord of the worlds
Süleyman AteşAlemlerin Rabbi hakkında zannınız nedir (ki O'na böyle ortaklar koştunuz)
Diyanet İşleri MealiAlemlerin Rabbi hakkındaki sanınız nedir
Yusuf AliThen did he cast a glance at the Stars
Süleyman AteşYıldızlara bir göz attı
Diyanet İşleri Mealiİbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi
Yusuf AliAnd he said, "I am indeed sick (at heart)
Süleyman AteşBen hastayım, dedi
Diyanet İşleri Mealiİbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi
Yusuf AliSo they turned away from him, and departed
Süleyman AteşBunun üzerine arkalarını dönüp ondan kaçtılar
Diyanet İşleri MealiOnu bırakıp gittiler
Yusuf AliThen did he turn to their gods and said, "will ye not eat (of the offerings before you)
Süleyman AteşO da gizlice onların tanrılarına sokuldu: "Yemez misini?" dedi
Diyanet İşleri MealiO da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi
Yusuf AliWhat is the matter with you that ye speak not (intelligently)
Süleyman AteşNeyiniz var ki konuşmuyorsunuz
Diyanet İşleri MealiO da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi
Yusuf AliThen did he turn upon them, striking (them) with the right hand
Süleyman AteşVe gizlice üzerlerine yürüyüp sağ eliyle onlara kuvvetli bir darbe indirdi
Diyanet İşleri MealiSonunda, üzerlerine yürüyüp kuvvetle vurdu
Yusuf AliThen came (the worshippers) with hurried steps, and faced (him)
Süleyman Ateş(Puta, tapanlar, döndüklerinde putlarını kırılmış görünce) Hemen koşarak ona gittiler
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine putperestler koşarak ona geldiler
Yusuf AliHe said: "Worship ye that which ye have (yourselves) carved
Süleyman Ateş(Elinizle) Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? dedi
Diyanet İşleri Mealiİbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır
Yusuf AliBut God has created you and your handwork
Süleyman AteşOysa sizi de, yaptığınız(bu şeyler)i de Allah yaratmıştır
Diyanet İşleri Mealiİbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır
Yusuf AliThey said, "Build him a furnace, and throw him into the blazing fire
Süleyman AteşOnun için bir bina yapın da onu (o binada) ateşe atın dediler
Diyanet İşleri MealiPutperestler: "Onun için bir yapı yapın da onu oradan ateşin içine atın" dediler
Yusuf Ali(This failing), they then sought a stratagem against him, but We made them the ones most humiliated
Süleyman AteşOna bir tuzak kurmak istediler, biz de (onların tuzaklarını boşa çıkardık), onları alçak düşürdük
Diyanet İşleri MealiOna düzen kurmak istediler, ama Biz onları altettik
Yusuf AliHe said: "I will go to my Lord! He will surely guide me
Süleyman Ateş(İbrahim) Dedi ki: "Ben Rabbime gideceğim, O, beni doğru yola iletecek
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Doğrusu ben Rabbim uğrunda sizi bırakıp gidiyorum; O beni doğru yola eriştirir" dedi
Yusuf AliO my Lord! Grant me a righteous (son)
Süleyman AteşRabbim, bana iyilerden (bir çocuk) lutfet
Diyanet İşleri MealiRabbim! Bana iyilerden olacak bir çocuk ver" diye yalvardı
Yusuf AliSo We gave him the good news of a boy ready to suffer and forbear
Süleyman AteşOna halim bir erkek çocuk müjdeledik
Diyanet İşleri MealiBiz de ona yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik
Yusuf AliThen, when (the son) reached (the age of) (serious) work with him, he said: "O my son! I see in vision that I offer thee in sacrifice: Now see what is thy view!" (The son) said: "O my father! Do as thou art commanded: thou will find me, if God so wills one practising Patience and Constancy
Süleyman Ateş(Çocuk) Onun yanında koşma çağına erişince (İbrahim ona): "Yavrum, dedi, ben uykuda görüyorum ki ben seni kesiyorum; (düşün) bak, ne dersin?" (Çocuk): "Babacığım, sana emredileni yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın." dedi
Diyanet İşleri MealiÇocuk kendisinin yanısıra yürümeye başlayınca: "Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda iken seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?" dedi. "Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin" dedi
Yusuf AliSo when they had both submitted their wills (to God), and he had laid him prostrate on his forehead (for sacrifice)
Süleyman Ateşİkisi de böylece (Allah'ın emrine) teslim olup (İbrahim, kurban etmek için) çocuğu alnı üzerine yıkınca
Diyanet İşleri MealiBöylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik
Yusuf AliWe called out to him "O Abraham
Süleyman AteşBiz ona: "İbrahim!" diye ünledik
Diyanet İşleri MealiBöylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik
Yusuf AliThou hast already fulfilled the vision!" - thus indeed do We reward those who do right
Süleyman AteşSen rüyayı doğruladın, işte biz, güzel davrananları böyle mükafatlandırırız
Diyanet İşleri MealiBöylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik
Yusuf AliFor this was obviously a trial
Süleyman AteşGerçekten bu, apaçık bir sınav idi
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu apaçık bir deneme idi
Yusuf AliAnd We ransomed him with a momentous sacrifice
Süleyman AteşVe fidye olarak ona büyük bir kurbanlık verdik
Diyanet İşleri MealiOna fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik
Yusuf AliAnd We left (this blessing) for him among generations (to come) in later times
Süleyman AteşSonra gelenler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık
Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık
Yusuf AliPeace and salutation to Abraham
Süleyman Ateş(İleride gelecek nesiller): "İbrahim'e selam olsun!" (diyeceklerdi)
Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık
Yusuf AliThus indeed do We reward those who do right
Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız
Diyanet İşleri Mealiİşte iyileri böylece mükafatlandırırız
Yusuf AliFor he was one of our believing Servants
Süleyman AteşÇünkü o bizim mü'min kullarımızdandı
Diyanet İşleri MealiDoğrusu o, inanmış kullarımızdandı
Yusuf AliAnd We gave him the good news of Isaac - a prophet,- one of the Righteous
Süleyman AteşBiz ona İshak'ı, iyilerden bir peygamber olarak müjdeledik
Diyanet İşleri MealiOna, iyilerden olan İshak'ı peygamber olarak müjdeledik
Yusuf AliWe blessed him and Isaac: but of their progeny are (some) that do right, and (some) that obviously do wrong, to their own souls
Süleyman AteşKendisine de, İshak'a da bereketler verdik. Onların neslinden (gelenler arasında) iyi hareket eden de var, açıkça kendisine zulmeden de
Diyanet İşleri MealiKendisini ve İshak'ı mübarek kıldık; ikisinin soyundan iyi olan da vardır, açıktan açığa kendisine yazık eden de vardır
Yusuf AliAgain (of old) We bestowed Our favour on Moses and Aaron
Süleyman AteşAndolsun Musa'ya ve Harun'a da lutuflarda bulunduk
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki Musa ve Harun'a da iyilikte bulunmuştuk
Yusuf AliAnd We delivered them and their people from (their) Great Calamity
Süleyman AteşOnları ve kavimlerini büyük sıkıntıdan kurtardık
Diyanet İşleri Mealiİkisini ve milletlerini büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık
Yusuf AliAnd We helped them, so they overcame (their troubles)
Süleyman AteşOnlara yardım ettik de üstün gelenler kendileri oldular
Diyanet İşleri MealiOnlara yardım etmiştik de üstün gelmişlerdi
Yusuf AliAnd We gave them the Book which helps to make things clear
Süleyman AteşOnlara açık ifadeli Kitabı verdik
Diyanet İşleri MealiHer ikisine de, apaçık anlaşılan bir Kitap vermiştik
Yusuf AliAnd We guided them to the Straight Way
Süleyman AteşVe onları doğru yola ilettik
Diyanet İşleri MealiHer ikisini de doğru yola eriştirmiştik
Yusuf AliAnd We left (this blessing) for them among generations (to come) in later times
Süleyman AteşVe sonra gelenler arasında onlara (iyi bir ün) bıraktık
Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık
Yusuf AliPeace and salutation to Moses and Aaron
Süleyman Ateş(Hep): "Musa'ya ve Harun'a selam olsun!" (diyeceklerdi)
Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık
Yusuf AliThus indeed do We reward those who do right
Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Biz, iyileri böylece mükafatlandırırız
Yusuf AliFor they were two of our believing Servants
Süleyman AteşÇünkü ikisi de bizim inanan kullarımızdandı
Diyanet İşleri Mealiİkisi de şüphesiz inanmış kullarımızdandı
Yusuf AliSo also was Elias among those sent (by Us)
Süleyman Ateşİlyas da elçilerdendi
Diyanet İşleri MealiDoğrusu İlyas da peygamberlerdendir
Yusuf AliBehold, he said to his people, "Will ye not fear (God)
Süleyman AteşKavmine demişti ki: "(Allah'ın azabından) Korunmaz mısınız
Diyanet İşleri MealiMilletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti
Yusuf AliWill ye call upon Baal and forsake the Best of Creators
Süleyman AteşBa'l'e yalvarıyorsunuz da, bırakıyor musunuz, yaratıcıların en güzelini
Diyanet İşleri MealiMilletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti
Yusuf AliGod, your Lord and Cherisher and the Lord and Cherisher of your fathers of old
Süleyman AteşSizin Rabbiniz ve önceki atalarınızın Rabbi olan Allah'ı
Diyanet İşleri MealiMilletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti
Yusuf AliBut they rejected him, and they will certainly be called up (for punishment)
Süleyman AteşOnu yalanladılar, bundan dolayı onlar (azaba) getirileceklerdir
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi
Yusuf AliExcept the sincere and devoted Servants of God (among them)
Süleyman AteşYalnız Allah'ın halis kulları azab dışındadırlar
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi
Yusuf AliAnd We left (this blessing) for him among generations (to come) in later times
Süleyman AteşBiz, sonra gelenler arasında ona (İlyas'a da iyi bir ün) bıraktık
Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık
Yusuf AliPeace and salutation to such as Elias
Süleyman Ateşİlyas'a selam olsun
Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık
Yusuf AliThus indeed do We reward those who do right
Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Biz iyileri böylece mükafatlandırırız
Yusuf AliFor he was one of our believing Servants
Süleyman AteşÇünkü o bizim mü'min kullarımızdandı
Diyanet İşleri MealiO, inanmış kullarımızdandı
Yusuf AliSo also was Lut among those sent (by Us)
Süleyman AteşLut da gönderilen elçilerdendi
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz Lut da peygamberlerdendir
Yusuf AliBehold, We delivered him and his adherents, all
Süleyman AteşOnu ve ailesini kurtardık
Diyanet İşleri MealiGeridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık
Yusuf AliExcept an old woman who was among those who lagged behind
Süleyman AteşYalnız (azabda) kalacaklar arasında bulunan acuze bir kadın hariç
Diyanet İşleri MealiGeridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık
Yusuf AliThen We destroyed the rest
Süleyman AteşSonra ötekileri kırdık (geçirdik)
Diyanet İşleri MealiSonra diğerlerini yok etmiştik
Yusuf AliVerily, ye pass by their (sites), by day
Süleyman AteşSiz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz; sabahleyin
Diyanet İşleri MealiSabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz
Yusuf AliAnd by night: will ye not understand
Süleyman AteşVe geceleyin. Düşünmüyor musunuz
Diyanet İşleri MealiSabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz
Yusuf AliSo also was Jonah among those sent (by Us)
Süleyman AteşYunus da gönderilen elçilerdendi
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Yunus da peygamberlerdendir
Yusuf AliWhen he ran away (like a slave from captivity) to the ship (fully) laden
Süleyman AteşDolu gemiye kaçmıştı
Diyanet İşleri MealiDolu bir gemiye kaçmıştı
Yusuf AliHe (agreed to) cast lots, and he was condemned
Süleyman Ateş(Yükü fazla oluğundan gemi taşıyamamış, yolculardan birini denize atmak gerekmişti. Birini atmak üzere gemidekilerle) Kur'a çekti. (Yunus) Yenilenlerden oldu. (Kur'a kendisine isabet etti)
Diyanet İşleri MealiGemide olanlarla karşılıklı kura çekmişti de yenilenlerden olmuştu, bu sebeple denize atılmıştı
Yusuf AliThen the big Fish did swallow him, and he had done acts worthy of blame
Süleyman Ateş(Yunus, Rabbinden izinsiz olarak kavminden ayrıldığı için) Kendi kendisini kınarken (denize attılar) balık onu yuttu
Diyanet İşleri MealiKendini kınarken onu bir balık yutmuştu
Yusuf AliHad it not been that he (repented and) glorified God
Süleyman AteşEğer tesbih edenlerden olmasaydı
Diyanet İşleri MealiEğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı
Yusuf AliHe would certainly have remained inside the Fish till the Day of Resurrection
Süleyman Ateş(İnsanların) Yeniden diriltilecekleri güne kadar balığın karnında kalırdı
Diyanet İşleri MealiEğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı
Yusuf AliBut We cast him forth on the naked shore in a state of sickness
Süleyman Ateş(Ama balığın karnında bizi andı, tesbih etti, biz de) Onu hasta bir halde ağaçsız, çıplak bir yere attık
Diyanet İşleri MealiHalsiz bir halde iken kendisini sahile çıkardık
Yusuf AliAnd We caused to grow, over him, a spreading plant of the gourd kind
Süleyman AteşVe üzerine (gölge yapması için) Bir asma kabak ağacı bitirdik
Diyanet İşleri MealiOnun için, geniş yapraklı bir bitki yetiştirdik
Yusuf AliAnd We sent him (on a mission) to a hundred thousand (men) or more
Süleyman AteşVe onu yüz bin insana, ya da daha fazla olanlara elçi gönderdik
Diyanet İşleri MealiOnu, yüzbin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik
Yusuf AliAnd they believed; so We permitted them to enjoy (their life) for a while
Süleyman Ateşİnandılar, biz de onları bir süreye kadar geçindirdik
Diyanet İşleri MealiSonunda ona inandılar, bunun üzerine Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik
Yusuf AliNow ask them their opinion: Is it that thy Lord has (only) daughters, and they have sons
Süleyman AteşŞimdi onlara sor: Rabbine kızlar, onlara da oğlanlar mı
Diyanet İşleri MealiPutperestlere sor, kızlar senin Rabbinin de erkekler onların mı
Yusuf AliOr that We created the angels female, and they are witnesses (thereto)
Süleyman AteşYoksa biz melekleri, onların gözleri önünde dişi mi yarattık (ki meleklerin dişi olduğunu söylüyorlar)
Diyanet İşleri MealiYoksa melekleri kız olarak yarattığımızda onlar hazır mı idiler
Yusuf AliIs it not that they say, from their own invention
Süleyman Ateşİyi bilin, onlar iftiraları yüzünden diyorlar ki
Diyanet İşleri MealiDikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar
Yusuf AliGod has begotten children"? but they are liars
Süleyman AteşAllah doğurdu. Onlar elbette yalancıdırlar
Diyanet İşleri MealiDikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar
Yusuf AliDid He (then) choose daughters rather than sons
Süleyman Ateş(Allah) Kızları seçip oğlanlara tercih mi etmiş
Diyanet İşleri MealiAllah kızları, oğullara tercih mi etmiş
Yusuf AliWhat is the matter with you? How judge ye
Süleyman AteşSize ne oldu, nasıl hüküm veriyorsunuz
Diyanet İşleri MealiNe oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz
Yusuf AliWill ye not then receive admonition
Süleyman AteşHiç mi düşünmüyorsunuz
Diyanet İşleri MealiHiç düşünmez misiniz
Yusuf AliOr have ye an authority manifest
Süleyman AteşYoksa sizin, (meleklerin, Allah'ın kızları oldukları hakkında) açık bir deliliniz mi var
Diyanet İşleri MealiYoksa apaçık bir deliliniz mi var
Yusuf AliThen bring ye your Book (of authority) if ye be truthful
Süleyman AteşEğer doğru iseniz Kitabınızı getirin
Diyanet İşleri MealiDoğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin bakalım
Yusuf AliAnd they have invented a blood-relationship between Him and the Jinns: but the Jinns know (quite well) that they have indeed to appear (before his Judgment- Seat)
Süleyman AteşAllah ile cinler arasında bir nesep, (bir soy bağlantısı) uydurdular. Oysa cinler de kendilerinin (yüce divana) getirileceklerini bilmişlerdir
Diyanet İşleri MealiAllah'la cinler (melekler) arasında da bir soy bağı icadettiler. And olsun ki, cinler de, kendilerinin (bunu söyleyenlerin) hesap yerine götürüleceklerini bilirler
Yusuf AliGlory to God! (He is free) from the things they ascribe (to Him)
Süleyman AteşHaşa Allah, onların taktıkları sıfatlardan (münezzehtir), yücedir
Diyanet İşleri MealiAllah onların vasıflandırmalarından münezzehtir
Yusuf AliNot (so do) the Servants of God, sincere and devoted
Süleyman AteşFakat Allah'ın temiz kulları hariç (onlar azaba sokulmayacaklardır)
Diyanet İşleri MealiAllah'ın içten bağlı kulları bunların dışındadır
Yusuf AliFor, verily, neither ye nor those ye worship
Süleyman Ateş(Ey inkarcılar) Ne siz, ne de taptıklarınız
Diyanet İşleri MealiSizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz
Yusuf AliCan lead (any) into temptation concerning God
Süleyman AteşKandırıp Allah'ın yolundan çıkaramazsınız
Diyanet İşleri MealiSizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz
Yusuf AliExcept such as are (themselves) going to the blazing Fire
Süleyman AteşCehenneme girecek olandan başkasını
Diyanet İşleri MealiSizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz
Yusuf Ali(Those ranged in ranks say): "Not one of us but has a place appointed
Süleyman AteşBizden herkesin belli bir makamı vardır
Diyanet İşleri MealiMelekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz
Yusuf AliAnd we are verily ranged in ranks (for service)
Süleyman AteşBiziz, o saf saf dizilenler, biz
Diyanet İşleri MealiMelekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz
Yusuf AliAnd we are verily those who declare (God's) glory
Süleyman AteşBiziz, o tesbih edenler, biz
Diyanet İşleri MealiMelekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz
Yusuf AliAnd there were those who said
Süleyman AteşGerçi o(ortakkoşa)nlar şöyle diyorlardı
Diyanet İşleri MealiPutperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi
Yusuf AliIf only we had had before us a Message from those of old
Süleyman AteşEğer yanımızda öncekiler(e gelen Kitap'lar)dan bir uyarı olsaydı
Diyanet İşleri MealiPutperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi
Yusuf AliWe should certainly have been Servants of God, sincere (and devoted)
Süleyman AteşElbette biz, Allah'ın halis kulları olurduk
Diyanet İşleri MealiPutperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi
Yusuf AliBut (now that the Qur'an has come), they reject it: But soon will they know
Süleyman AteşAma o uyarıyı inkar ettiler, yakında (inkar etmelerinin sonunun nasıl olacağını) bileceklerdir
Diyanet İşleri MealiBöyleyken O'nu inkar ettiler. Ama bileceklerdir
Yusuf AliAlready has Our Word been passed before (this) to our Servants sent (by Us)
Süleyman AteşGönderilen elçi kullarımıza şu sözümüz geçmişti
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir
Yusuf AliThat they would certainly be assisted
Süleyman AteşMutlaka zafere ulaştırılanlar kendileri olacaktır
Diyanet İşleri MealiOnlar şüphesiz yardım göreceklerdir
Yusuf AliAnd that Our forces,- they surely must conquer
Süleyman AteşVe galip gelenler, mutlaka bizim ordumuz olacaktır
Diyanet İşleri MealiBizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir
Yusuf AliSo turn thou away from them for a little while
Süleyman AteşBir süreye kadar onlardan dön (onların sözlerine aldırış etme)
Diyanet İşleri MealiBir süreye kadar onlara aldırış etme
Yusuf AliAnd watch them (how they fare), and they soon shall see (how thou farest)
Süleyman AteşOnları gözetle. Yakında (başlarına neler geleceğini) göreceklerdir
Diyanet İşleri MealiOnlara inecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir
Yusuf AliDo they wish (indeed) to hurry on our Punishment
Süleyman AteşBizim azabımızı mı acele istiyorlar
Diyanet İşleri MealiAzabımıza uğramakta acele mi ediyorlar
Yusuf AliBut when it descends into the open space before them, evil will be the morning for those who were warned (and heeded not)
Süleyman AteşFakat o azab yurtlarına indiği zaman uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur
Diyanet İşleri MealiO azap, yurtlarına indiğinde, uyarılan fakat yola gelmeyenlerin sabahı ne kötü olur
Yusuf AliSo turn thou away from them for a little while
Süleyman AteşBir süreye kadar onları kendi hallerine bırak
Diyanet İşleri MealiBir süreye kadar onlardan yüz çevir
Yusuf AliAnd watch (how they fare) and they soon shall see (how thou farest)
Süleyman AteşVe (bekle de) gör, onlar da göreceklerdir
Diyanet İşleri Mealiİnecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir
Yusuf AliGlory to thy Lord, the Lord of Honour and Power! (He is free) from what they ascribe (to Him)
Süleyman AteşKudret ve şeref sahibi Rabbin, onların nitelendirmelerinden yücedir
Diyanet İşleri MealiSenin güçlü olan Rabbin, onların vasıflandırmalarından münezzehtir
Yusuf AliAnd Peace on the apostles
Süleyman AteşSelam, gönderilen elçilere
Diyanet İşleri MealiVe selam, peygamberleredir
Yusuf AliAnd Praise to God, the Lord and Cherisher of the Worlds
Süleyman AteşHamd, alemlerin Rabbi Allah'a
Diyanet İşleri MealiHamd de Alemlerin Rabbi Allah'adır