37. As-Saaffaat سُورَةُ الصَّافَّاتِ
Ali BulaçSaflar halinde dizilenlere andolsun
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun o saf bağlayıp duranlara
«والصافات صفّا» الملائكة تصف نفوسها في العبادة أو أجنحتها في الهواء تنتظر ما تؤمر به.
Ali BulaçHaykırıp sürükleyenlere
Elmalılı Hamdi YazırO haykırıp da sürenlere
«فالزاجرات زجرا» الملائكة تزجر السحاب أي تسوقه.
Ali BulaçZikir okuyanlara
Elmalılı Hamdi YazırVe o yolda zikir okuyanlara
«فالتاليات» أي قراء القرآن يتلونه «ذكرا» مصدر من معنى التاليات.
Ali BulaçTartışmasız, sizin İlahınız gerçekten birdir
Elmalılı Hamdi YazırKi sizin ilâhınız birdir
«إن إلهكم» يا أهل مكة «لواحد».
Ali BulaçGöklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir, doğuların da Rabbidir
Elmalılı Hamdi YazırO, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir, bütün doğuların da Rabbidir
«ربُّ السماوات والأرض وما بينهما وربُّ المشارق» أي والمغارب للشمس، لها كل يوم مشرق ومغرب.
Ali BulaçŞüphesiz Biz dünya göğünü 'çekici bir süsle', yıldızlarla süsleyip-donattık
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biz dünya göğünü (o yakın göğü) bir zinetle, yıldızlarla süsledik
«إنَّا زينا السماء الدنيا بزينة الكواكب» أي بضوئها أو بها، والإضافة للبيان كقراءة تنوين زينة المبينة بالكواكب.
Ali BulaçVe itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk
Elmalılı Hamdi YazırOnu her inatçı şeytandan koruduk
«وحفظا» منصوب بفعل مقدر: أي حفظناها بالشهب «من كل» متعلق بالمقدر «شيطان مارد» عاتٍ خارج عن الطاعة.
Ali BulaçKi onlar, Mele'i A'la'ya kulak verip dinleyemezler, her yandan kovulup atılırlar
Elmalılı Hamdi YazırOnlar yüksek (melekler) topluluğunu dinleyemezler. Her taraftan kovulup atılırlar
«لا يسمعون» أي الشياطين مستأنف، وسماعهم هو في المعنى المحفوظ عنه «إلى الملأ الأعلى» الملائكة في السماء، وعدِّي السماع بإلى لتضمنه معنى الإصغاء وفي قراءة بتشديد الميم والسين أصله يتسمعون أدغمت التاء في السين «ويقذفون» أي الشياطين بالشهب «من كل جانب» من آفاق السماء.
Ali BulaçUzaklaştırılırlar. Onlara kesintisiz bir azap vardır
Elmalılı Hamdi YazırUzaklaştırılırlar. Onlara ardı arkası kesilmez bir azab vardır
«دُحُورا» مصدر دحره: أي طرده وأبعده وهو مفعول له «ولهم» في الآخرة «عذاب واصب» دائم.
Ali BulaçAncak (sözü hırsızlama) çalıp-kapan olursa, artık onu da delip geçen 'yakıcı bir alev' izler (ve yok eder)
Elmalılı Hamdi YazırAncak kulak hırsızlığı yapanlar olur. Onu da yakıcı bir alev takip eder
«إلا من خطف الخطفة» مصدر: أي المرة، والاستثناء من ضمير يسمعون: أي لا يسمع إلا الشيطان الذي سمع الكلمة من الملائكة فأخذها بسرعة «فأتبعه شهاب» كوكب مضيء «ثاقب» يثقبه أو يحرقه أو يخبله.
Ali BulaçŞimdi onlara sor: Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa Bizim yarattıklarımız mı? Doğrusu Biz onları, cıvık-yapışkan bir çamurdan yarattık
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi onlara sor: "Yaradılışça kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı?" Gerçekten biz onları cıvık bir çamurdan yarattık
«فاستفتهم» استخبر كفار مكة تقريرا أو توبيخا «أهم أشد خلقا أم من خلقنا» من الملائكة والسماوات والأرضين وما فيهما وفي الإتيان بمن تغليب العقلاء «إنا خلقناهم» أي أصلهم آدم «من طين لازب» لازم يلصق باليد: المعنى أن خلقهم ضعيف فلا يتكبروا بإنكار النبي والقرآن المؤدي إلى هلاكهم اليسير.
Ali BulaçHayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar
Elmalılı Hamdi YazırFakat sen onlara şaşıyorsun, ama onlar (seninle) eğleniyorlar
«بل» للانتقال من غرض إلى آخر وهو الإخبار بحاله وحالهم «عجبتَ» بفتح التاء خطابا للنبي صلى الله عليه وسلم، أي من تكذيبهم إياك «و» هم «يسخرون» من تعجبك.
Ali BulaçKendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar
Elmalılı Hamdi YazırKendilerine hatırlatıldığında da düşünmüyorlar
«وإذا ذكروا» وعظوا بالقرآن «لا يذكرون» لا يتعظون.
Ali BulaçBir ayet (mucize) gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar
Elmalılı Hamdi YazırBir mucize gördükleri zaman da eğlenceye alıyorlar
«وإذا رأوْا آية» كانشقاق القمر «يستسخرون» يستهزئُون بها.
Ali BulaçBu, açıkça bir büyüden başkası değildir" dediler
Elmalılı Hamdi YazırVe diyorlar ki: "Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir
«وقالوا» فيها «إن» ما «هذا إلا سحر مبين» بيّن وقالوا منكرين للبعث.
Ali BulaçBiz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz
Elmalılı Hamdi YazırÖldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman mı biz tekrar dirilecekmişiz
«أئذا متنا وكنا ترابا وعظاما أئنا لمبعوثون» في الهمزتين في الموضوعين التحقيق وتسهيل الثانية وإدخال ألف بينهما على الوجهين.
Ali BulaçVeya önceki atalarımız da mı
Elmalılı Hamdi YazırÖnceki atalarımız da mı
«أوْ آباؤنا الأولون» بسكون الواو عطفا بأو، وبفتحها والهمزة للاستفهام والعطف بالواو والمعطوف عليه محل إن واسمها أو الضمير في لمبعوثون والفاصل همزة الاستفهام.
Ali BulaçDe ki: "Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz).”
Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Evet, hem de sizler çok aşağılanmış olarak (dirileceksiniz)
«قل نعم» تبعثون «وأنتم داخرون» أي صاغرون.
Ali Bulaçİşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir; artık kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp duruyorlar
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü O (sura üfürmek) zorlu bir kumandadan ibarettir ki, derhal onların gözleri açılıverir
«فإنما هي» ضمير مبهم يفسره «زجرة» أي صيحة «واحدة فإذا هم» أي الخلائق أحياء «ينظرون» ما يفعل بهم.
Ali BulaçDerler ki: "Eyvahlar bize; bu, din günüdür
Elmalılı Hamdi YazırEyvah bizlere! İşte bu hesap günüdür." derler
«وقالوا» أي الكفار «يا» للتنبيه «ويْلنا» هلاكنا، وهو مصدر لا فعل له من لفظه وتقول لهم الملائكة: «هذا يوم الدين» يوم الحساب والجزاء.
Ali BulaçBu, sizin yalanladığınız (mü'mini kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlara): "İşte bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (iyi ve kötüyü) ayırt etme günüdür" denir
«هذا يوم الفصل» بين الخلائق «الذي كنتم به تكذبون» ويقال للملائكة.
Ali BulaçZulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını biraraya getirip toplayın
Elmalılı Hamdi YazırToplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru
«أُحشروا الذين ظلموا» أنفسهم بالشرك «وأزواجهم» قرناءهم من الشياطين «وما كانوا يعبدون».
Ali BulaçAllah'tan başka (taptıklarını); artık onları cehennemin yoluna yöneltip götürün
Elmalılı Hamdi YazırToplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru
«من دون الله» أي غيره من الأوثان «فاهدوهم» دلوهم وسوقوهم «إلى صراط الجحيم» طريق النار.
Ali BulaçVe onları durdurup-tutuklayın, çünkü sorguya çekileceklerdir
Elmalılı Hamdi YazırVe durdurun onları, çünkü sorguya çekilecekler
«وقفوهم» احبسوهم عن الصراط «إنهم مسئولون» عن جميع أقوالهم، ويقال لهم توبيخا.
Ali Bulaç(Onlara seslenilir:) "Ne oluyor size, birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlara): "Ne oldu sizlere de yardımlaşmıyorsunuz?" (denilir)
«ما لكم لا تناصرون» لا ينصر بعضكم بعضا كحالكم في الدنيا ويقال لهم.
Ali BulaçHayır, bugün onlar teslim olmuşlardır
Elmalılı Hamdi YazırHayır, bugün onlar teslim olmuşlardır
«بل هم اليوم مستسلمون» منقادون أذلاء.
Ali BulaçKimi kimine yönelmiş olarak birbirlerine soruyorlar
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, birbirine dönmüş soruşuyorlar
«وأقبل بعضهم على بعض يتساءلون» يتلاومون ويتخاصمون.
Ali BulaçGerçekten sizler bize sağdan (sağ duyudan ve haktan) yana gelip yanaşıyordunuz." derler
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Siz bize (uğurlu görünerek) sağdan gelir dururdunuz" derler
«قالوا» أي الأتباع منهم للمتبوعين «إنكم كنتم تأتوننا عن اليمين» عن الجهة التي كنا نأمنكم منها لحلفكم أنكم على الحق فصدقناكم واتبعناكم، المعنى أنكم أضللتمونا.
Ali Bulaç(Diğerleri de:) "Hayır" derler. "Zaten sizler mü'min kimseler değildiniz
Elmalılı Hamdi Yazır(İleri gelenler de) derler ki: "Hayır, siz inanmamıştınız
«قالوا» أي المتبعون لهم «بل لم تكونوا مؤمنين» وإنما يصدق الإضلال منا أن لو كنتم مؤمنين فرجعتم عن الإيمان إلينا.
Ali BulaçBizim üzerinizde zorlayıcı hiçbir gücümüz yoktu; hayır siz (kendiniz) azgın bir kavimdiniz
Elmalılı Hamdi YazırBizim de size karşı bir gücümüz yoktu. Fakat siz azmış bir kavimdiniz
«وما كان لنا عليكم من سلطان» قوة وقدرة تقهركم على متابعتنا «بل كنتم قوما طاغين» ضالين مثلنا.
Ali BulaçBöylece Rabbimiz'in sözü (yıkım ve azap va'di) üzerimize hak oldu. Şüphesiz, (azabı) tadıcılarız
Elmalılı Hamdi YazırOnun için üzerimize Rabbimizin azab sözü hak oldu. Şüphesiz azabımızı tadacağız
(فحق) وجب (علينا) جميعا (قول ربنا) بالعذاب: أي قوله "" لأملأن جهنم من الجنة والناس أجمعين "" (إنا) جميعا (لذائقون) العذاب بذلك القول ونشأ عنه قولهم.
Ali BulaçEvet, sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik
Elmalılı Hamdi YazırEvet biz, sizi kışkırttık. Çünkü biz azgındık
«فأغويناكم» المعلل بقولهم «إنا كنا غاوين».
Ali BulaçArtık o gün onlar azapta ortaktırlar
Elmalılı Hamdi YazırO halde hepsi o gün azabda ortaktırlar
قال تعالى «فإنهم يومئذ» يوم القيامة «في العذاب مشتركون» أي لاشتراكهم في الغواية.
Ali BulaçDoğrusu Biz, suçlu-günahkarlara böyle yaparız
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz günahkarlara böyle yaparız
«إنا كذلك» كما نفعل بهؤلاء «نفعل بالمجرمين» غير هؤلاء: أي نعذبهم التابع منهم والمتبوع.
Ali BulaçÇünkü onlara: "Allah'tan başka İlah yoktur" denildiği zaman, büyüklük taslarlardı
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü onlar, kendilerine: "Allah'tan başka ilâh yoktur" denildiği zaman kafa tutuyorlardı
«إنهم» أي هؤلاء بقرينة ما بعده «كانوا إذا قيل لهم لا إله إلا الله يستكبرون».
Ali BulaçVe derlerdi ki: "Biz, ünlenmiş bir şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz
Elmalılı Hamdi YazırVe: "Biz, hiçbir mecnun (deli) şair için ilâhlarımızı bırakır mıyız?" diyorlardı
«ويقولون أئنا» في همزتيه ما تقدم «لتاركوا آلهتنا لشاعر مجنون» أي لأجل محمد.
Ali BulaçHayır, o, hakkı getirmiş ve gönderilen (elçi)leri de doğrulamıştı
Elmalılı Hamdi YazırHayır o, hak ile geldi ve bütün peygamberleri tasdik etti
قال تعالى: «بل جاء بالحق وصدَّق المرسلين» الجائين به، وهو أن لا إله إلا الله.
Ali BulaçŞüphesiz, siz, acı azabı tadıcılarsınız
Elmalılı Hamdi YazırElbette siz o acı azabı tadacaksınız
«إنكم» فيه التفات «لذائقوا العذاب الأليم».
Ali BulaçYaptıklarınızdan başkasıyla cezalandırılmayacaksınız
Elmalılı Hamdi YazırBununla beraber başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalandırılacaksınız
«وما تجزوْن إلا» جزاء «ما كنتم تعملون».
Ali BulaçAncak muhlis olan kullar başka
Elmalılı Hamdi YazırSadece Allah'ın ihlaslı kulları müstesnadır
«إلا عباد الله المخلصين» أي المؤمنين استثناء منقطع، أي ذكر جزائهم في قوله.
Ali Bulaçİşte onlar; onlar için bilinen bir rızık vardır
Elmalılı Hamdi Yazırİşte onlar için belli bir rızık vardır
«أولئك لهم» في الجنة «رزق معلوم» بكرة وعشيا.
Ali BulaçÇeşitli-meyveler. Onlar ikram görenlerdir
Elmalılı Hamdi YazırMeyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir
«فواكه» بدل أو بيان للرزق وهو ما يؤكل تلذذا لحفظ صحة لأن أهل الجنة مستغنون عن حفظها بخلق أجسامهم للأبد «وهم مكرمون» بثواب الله سبحانه وتعالى.
Ali BulaçNimetlerle donatılmış (naim) cennetlerde
Elmalılı Hamdi YazırMeyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir
«في جنات النعيم».
Ali BulaçBirbirlerine karşı, tahtlar üzerinde (otururlar)
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlar) Karşılıklı tahtlar üzerindedirler
«على سرر متقابلين» لا يرى بعضهم قفا بعض.
Ali BulaçKaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır
Elmalılı Hamdi Yazırİçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır
«يطاف عليهم» على كل منهم «بكأس» هو الإناء بشرابه «من معين» من خمر يجري على وجه الأرض كأنهار الماء.
Ali BulaçBembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki)
Elmalılı Hamdi Yazırİçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır
«بيضاء» أشد بياضا من اللبن «لذة» لذيذة «للشاربين» بخلاف خمر الدنيا فإنها كريهة عند الشرب.
Ali BulaçOnda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden geçip, akılları çelinir
Elmalılı Hamdi YazırOnda ne bir zararlı sonuç vardır, ne de sarhoşluk verir
«لا فيها غول» ما يغتال عقولهم «ولا هم عنها ينزَِفون» بفتح الزاي وكسرها من نزف الشارب وأنزف: أي يسكرون بخلاف خمر الدنيا.
Ali BulaçVe yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır
Elmalılı Hamdi YazırYanlarında iri gözlü, bakışlarını kocalarından başkalarına çevirmeyen hanımlar vardır
«وعندهم قاصرات الطرْف» حابسات الأعين على أزواجهن لا ينظرن إلى غيرهم لحسنهم عندهن «عين» ضخام الأعين حسانها.
Ali BulaçSanki onlar, saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz)
Elmalılı Hamdi YazırSanki onlar örtülüp saklanmış yumurta gibidirler
«كأنهن» في اللون «بيض» للنعام «مكنون» مستور بريشه لا يصل إليه غبار، ولونه وهو البياض في صفرة، أحسن ألوان النساء.
Ali BulaçBöyleyken, kimi kimine yönelmiş olarak, birbirlerine soruyorlar
Elmalılı Hamdi YazırDerken birbirine dönüp sorarlar
«فأقبل بعضهم» بعض أهل الجنة «على بعض يتساءلون» عما مر بهم في الدنيا.
Ali BulaçBir sözcü der ki: "Benim bir yakınım vardı
Elmalılı Hamdi Yazırİçlerinden bir sözcü der ki: "Gerçekten benim bir arkadaşım vardı
«قال قائل منهم إني كان لي قرين» صاحب ينكر البعث.
Ali BulaçDerdi ki: Sen de gerçekten (dirilişi) doğrulayanlardan mısın
Elmalılı Hamdi YazırDerdi ki: "Sen gerçekten inananlardan mısın
«يقول» لي تبكيتا «أئنك لمن المصدقين» بالبعث.
Ali BulaçBizler öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya çekilecekmişiz
Elmalılı Hamdi YazırÖldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman biz hakikaten cezalanacak mıyız
«أئذا متنا وكنا ترابا وعظاما أئنا» في الهمزتين في الثلاثة مواضع ما تقدم «لمدينون» مجزيون ومحاسبون؟ أنكر ذلك أيضا.
Ali Bulaç(Konuşan yanındakilere) Der ki: "Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz
Elmalılı Hamdi YazırSiz onu tanır mısınız?" der
«قال» ذلك القائل لإخوانه: «هل أنتم مطلعون» معي إلى النار لننظر حاله؟ فيقولون: لا.
Ali BulaçDerken, bakıverdi, onu 'çılgınca yanan ateşin' tam ortasında gördü
Elmalılı Hamdi YazırDerken bakınır ve onu cehennemin ta ortasında görür
«فاطلع» ذلك القائلون من بعض كوى الجنة «فرآه» أي رأى قرينه «في سواء الجحيم» في وسط النار.
Ali BulaçDedi ki: "Andolsun Allah'a, neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin
Elmalılı Hamdi YazırOna şöyle der: "Allah'a yemin ederim ki, doğrusu sen az daha beni helak edecektin
«قال» له تشميتا «تالله إن» مخففة من الثقيلة «كدت» قاربت «لتردين» لتهلكني بإغوائك.
Ali BulaçEğer Rabbimin nimeti olmasaydı, muhakkak ben de (azap yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım
Elmalılı Hamdi YazırRabbimin nimeti olmasaydı, ben de bu tutuklananlardan olacaktım
«ولو لا نعمة ربي» عليَّ بالإيمان «لكنت من المحضرين» معك في النار وتقول أهل الجنة.
Ali BulaçNasıl, biz ölecek olanlar değil miymişiz
Elmalılı Hamdi YazırNasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız
«أفما نحن بميتين».
Ali BulaçYalnızca birinci ölümümüzden başka (öyle mi)? Ve biz azaba uğratılacak olanlar değil miymişiz
Elmalılı Hamdi YazırNasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız
«إلا موتتنا الأولى» أي التي في الدنيا «وما نحن بمعذبين» هو استفهام تلذذ وتحدُّث بنعمة الله تعالى من تأبيد الحياة وعدم التعذيب.
Ali BulaçŞüphesiz, bu, asıl büyük 'kurtuluş ve mutluluğun' ta kendisidir
Elmalılı Hamdi Yazırİşte bu büyük kurtuluştur
«إن هذا» الذي ذكرت لأهل الجنة «لهو الفوز العظيم».
Ali BulaçBöylece çalışanlar da bunun bir benzeri için çalışmalıdır
Elmalılı Hamdi YazırÇalışanlar işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar
«لمثل هذا فليعمل العاملون» قيل يقال لهم ذلك، وقيل هم يقولونه.
Ali BulaçNasıl, böyle bir konaklanma mı daha hayırlı yoksa zakkum ağacı mı
Elmalılı Hamdi YazırNasıl, bu mu daha hayırlı konukluk için, yoksa zakkum ağacı mı
«أذلك» المذكور لهم «خير نزلا» وهو ما يعدّ للنازل من ضيف وغيره «أم شجرة الزقوم» المعدة لأهل النار وهي من أخبث الشجر المرّ بتهامة ينبتها الله في الجحيم كما سيأتي.
Ali BulaçDoğrusu Biz, onu kafirler için bir fitne (bir imtihan konusu) kıldık
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) yaptık
«إنا جعلناها» بذلك «فتنة للظالمين» أي الكافرين من أهل مكة، إذ قالوا: النار تحرق الشجر فكيف تنبته.
Ali BulaçŞüphesiz o, ‘çılgınca yanan ateşin’ dibinde bitip çıkar
Elmalılı Hamdi YazırO bir ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar
«إنها شجرة تخرج في أصل الجحيم» أي قعر جهنم، وأغصانها ترتفع إلى دركاتها.
Ali BulaçOnun tomurcukları, şeytanların başları gibidir
Elmalılı Hamdi YazırTomurcukları şeytanların başları gibidir
«طلعها» المشبه بطلع النخل «كأنه رءوس الشياطين» الحيات القبيحة المنظر.
Ali BulaçArtık gerçekten, ondan yiyecekler böylelikle karınlarını ondan dolduracaklar
Elmalılı Hamdi YazırMutlaka onlar, ondan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklardır
«فإنهم» أي الكفار «لآكلون منها» مع قبحها لشدة جوعهم «فمالئون منها البطون».
Ali BulaçSonra kendileri için onun üzerinde kaynar su karıştırılmış bir içkileri de vardır
Elmalılı Hamdi YazırSonra üzerine onlar için kaynar bir içecek vardır
«ثم إن لهم عليها لشوبا من حميم» أي ماء حار يشربونه فيختلط بالمأكول منها فيصير شوبا له.
Ali BulaçSonra onların dönecekleri yer, elbette (yine) çılgınca yanan ateştir
Elmalılı Hamdi YazırSonra da dönecekleri yer, şüphesiz cehennemdir
«ثم إن مرجعهم لإلى الجحيم» يفيد أنهم يخرجون منها لشرب الحميم وأنه خارجها.
Ali BulaçÇünkü onlar, atalarını sapık kimseler olarak bulmuşlardı
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü onlar, atalarını sapıklıkta buldular
«إنهم ألفوْا» وجدوا «آباءهم ضالين».
Ali BulaçKendileri de onları izleri üzerinde koşturup-duruyorlardı
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi de kendileri onların izlerinde koşturuyorlar
«فهم على آثارهم يُهرعون» يزعجون إلى اتباعهم فيسرعون إليه.
Ali BulaçAndolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki, onlardan öncekilerin çoğu sapıklıkta idiler
«ولقد ضل قبلهم أكثر الأولين» من الأمم الماضية.
Ali BulaçAndolsun, Biz onlara uyarıcılar göndermiştik
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biz onlara içlerinden uyarıcı peygamberler de gönderdik
«ولقد أرسلنا فيهم منذرين» من الرسل مخوِّفين.
Ali BulaçUyarılanların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak
Elmalılı Hamdi YazırSonra da bak o uyarılanların sonu nasıl oldu
«فانظر كيف كان عاقبة المنذَرين» الكافرين: أي عاقبتهم العذاب.
Ali BulaçAncak muhlis olan kullar başka
Elmalılı Hamdi YazırAncak Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka
«إلا عباد الله المخلصين» أي المؤمنين فإنهم نجوا من العذاب لإخلاصهم في العبادة، أو لأن الله أخلصهم لها على قراءة فتح اللام.
Ali BulaçAndolsun, Nuh Bize (dua edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki Nuh bize seslenip dua etmişti de biz de ne güzel kabul etmiştik
(ولقد نادانا نوح) بقوله "" رب إني مغلوب فانتصر "" (فلنعم المجيبون) له نحن: أي دعانا على قومه فأهلكناهم بالغرق.
Ali BulaçOnu ve ailesini, o büyük üzüntüden kurtarmıştık
Elmalılı Hamdi YazırBiz hem onu, hem ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık
«ونجيناه وأهله من الكرب العظيم» أي الغرق.
Ali BulaçVe onun soyunu, (dünyada) onları da baki kıldık
Elmalılı Hamdi YazırHem onun neslini bâki kalanlar kıldık
«وجعلنا ذريته هم الباقين» فالناس كلهم من نسله وكان له ثلاثة أولاد: سام وهو أبو العرب والفرس والروم، وحام وهو أبو السودان، ويافث وهو أبو الترك والخزر ويأجوج ومأجوج وما هنالك.
Ali BulaçSonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık
Elmalılı Hamdi YazırHem de sonradan gelenler içinde güzel bir namını bıraktık
«وتركنا» أبقينا «عليه» ثناء حسنا «في الآخرين» من الأنبياء والأمم إلى يوم القيامة.
Ali BulaçAlemler içinde selam olsun Nuh’a
Elmalılı Hamdi YazırBütün âlemler içinde Nuh'a selam olsun
«سلام» منا «على نوح في العالمين».
Ali BulaçGerçekten Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
«إنا كذلك» كما جزيناهم «نجزي المحسنين».
Ali BulaçŞüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandı
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o bizim mümin kullarımızdandı
«إنه من عبادنا المؤمنين».
Ali BulaçSonra diğerlerini suda boğduk
Elmalılı Hamdi YazırSonra diğerlerini suda boğduk
«ثم أغرقنا الآخرين» كفار قومه.
Ali BulaçDoğrusu İbrahim de onun (soyunun) bir kolundandır
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki İbrahim de onun kolundandı
«وإن من شيعته» أي ممن تابعه في أصل الدين «لإبراهيم» وإن طال الزمان بينهما وهو ألفان وستمائة وأربعون سنة وكان بينهما هود وصالح.
Ali BulaçHani o, Rabbine arınmış (selim) bir kalp ile gelmişti
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o, Rabbine tertemiz bir kalb ile gelmişti
«إذ جاء ربهَّ» أي تابعه وقت مجيئه «بقلب سليم» من الشك وغيره.
Ali BulaçHani babasına ve kavmine demişti ki: “Sizler neye tapıyorsunuz?”
Elmalılı Hamdi YazırO babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz nelere tapıyorsunuz
«إذ قال» في هذه الحالة المستمرة له «لأبيه وقومه» موبخا «ماذا» ما الذي «تعبدون».
Ali Bulaç“Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah’tan başka ilahlar istiyorsunuz?”
Elmalılı Hamdi YazırYalancılık etmek için mi Allah'tan başka ilâhlar istiyorsunuz
«أئفكا» في همزتيه ما تقدم «آلهة دون الله تريدون» وإفكا مفعول له، وآلهة مفعول به لتريدون والإفك: أسوأ الكذب، أي أتعبدون غير الله؟.
Ali Bulaç“Alemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?”
Elmalılı Hamdi YazırSiz âlemlerin Rabbini ne zannediyorsunuz
«فما ظنكم برب العالمين» إذ عبدتم غيره أنه يترككم بلا عقاب؟ لا، وكانوا نجامين، فخرجوا إلى عيد لهم وتركوا طعامهم عند أصنامهم زعموا التبرك عليه فإذا رجعوا أكلوه، وقالوا للسيد: اخرج معنا.
Ali BulaçSonra yıldızlara bir göz attı
Elmalılı Hamdi YazırDerken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi
«فنظر نظرة في النجوم» إيهاما لهم أنه يعتمد عليها ليعتمدوه.
Ali Bulaç“Ben, doğrusu hastayım” dedi
Elmalılı Hamdi YazırDerken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi
«فقال إني سقيم» عليل أي سأسقم.
Ali BulaçBöylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar
Elmalılı Hamdi YazırO zaman arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler
«فتولوا عنه» إلى عيدهم «مدبرين».
Ali BulaçBunun üzerine onların ilahlarına sokulup: “Yemek yemiyor musunuz?” dedi
Elmalılı Hamdi YazırDerken bir kurnazlıkla onların ilâhlarına vardı da, "Buyursanıza, yemez misiniz?" dedi
«فراغ» مال في خفية «إلى آلهتهم» وهي الأصنام وعندها الطعام «فقال» استهزاءً «ألا تأكلون» فلم ينطقوا.
Ali Bulaç“Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?”
Elmalılı Hamdi Yazır(Cevap vermediklerini görünce de): "Neyiniz var da konuşmuyorsunuz?" (dedi)
فقال «ما لكم لا تنطقون» فلم يجب.
Ali BulaçDerken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi
Elmalılı Hamdi YazırNihayet bir yolunu bulup onlara kuvvetli bir darbe indirdi
«فراغ عليهم ضربا باليمين» بالقوة فكسرها فبلغ قومه ممن رآه.
Ali BulaçÇok geçmeden (halkı) birbirine girmiş durumda kendisine yönelip geldiler
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine birbirlerine girerek ona yürüdüler
«فأقبلوا إليه يزفون» أي يسرعون المشي فقالوا له: نحن نعبدها وأنت تكسرها.
Ali BulaçDedi ki: “Yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?”
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim dedi ki: "A, siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz
«قال» لهم موبخا «أتعبدون ما تنحتون» من الحجارة وغيرها أصناما.
Ali Bulaç“Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.”
Elmalılı Hamdi YazırHalbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır
«والله خلقكم وما تعملون» من نحتكم ومنحوتكم فاعبدوه وحده، وما مصدرية وقيل موصولة وقيل موصوفة.
Ali BulaçDediler ki: “Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın.”
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Haydin onun için bir yapı yapın da onu ateşe atın." dediler
«قالوا» بينهم «ابنوا له بنيانا» فاملئوه حطبا وأضرموه بالنار فإذا التهب «فألقوه في الجحيم» النار الشديدة.
Ali BulaçBöylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa Biz, onları alçaltılmışlar kıldık
Elmalılı Hamdi YazırBöylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de kendilerini daha alçak düşürdük
«فأرادوا به كيدا» بإلقائه في النار لتهلكه «فجعلناهم الأسفلين» المقهورين فخرج من النار سالما.
Ali Bulaç(İbrahim) Dedi ki: “Şüphesiz ben, Rabbime gidiciyim; O, beni hidayete erdirecektir.”
Elmalılı Hamdi YazırBir de dedi ki: "Ben Rabbime gidiyorum, o bana yolunu gösterir
«وقال إني ذاهب إلى ربي» مهاجر إليه من دار الكفر «سيهدين» إلى حيث أمرني ربي بالمصير إليه وهو الشام فلما وصل إلى الأرض المقدسة قال.
Ali Bulaç“Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et.”
Elmalılı Hamdi YazırEy Rabbim! Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et
«رب هب لي» ولدا «من الصالحين».
Ali BulaçBiz de onu halim bir çocukla müjdeledik
Elmalılı Hamdi YazırBiz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik
«فبشرناه بغلام حليم» أي ذي حلم كثير.
Ali BulaçBöylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): “Oğlum” dedi. “Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun.” (Oğlu İsmail) Dedi ki: “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaAllah, beni sabredenlerden bulacaksın.”
Elmalılı Hamdi YazırOğlu, yanında koşacak çağa gelince: "Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?" dedi. Çocuk da: "Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi
«فلما بلغ معه السعي» أي أن يسعى معه ويعينه قيل بلغ سبع سنين وقيل ثلاث عشرة سنة «قال يا بنيَّ إني أرى» أي رأيت «في المنام أني أذبحك» ورؤيا الأنبياء حق وأفعالهم بأمر الله تعالى «فانظر ماذا ترى» من الرأي شاوره ليأنس بالذبح وينقاد للأمر به «قال يا أبت» التاء عوض عن ياء الإضافة «افعل ما تؤمر» به «ستجدني إن شاء الله من الصابرين» على ذلك.
Ali BulaçSonunda ikisi de (Allah’ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail’i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı
Elmalılı Hamdi YazırNe zaman ki ikisi de bu şekilde Allah'a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı
«فلما أسلما» خضعا وانقادا لأمر الله تعالى «وتله للجبين» صرعه عليه، ولكل إنسان جبينان بينهما الجبهة وكان ذلك بمنى، وأمرَّ السكين على حلقه فلم تعمل شيئا بمانع من القدرة الإلهية.
Ali BulaçBiz ona: “Ey İbrahim” diye seslendik
Elmalılı Hamdi YazırBiz de ona şöyle seslendik: "Ey İbrahim
«وناديناه أن يا إبراهيم».
Ali Bulaç“Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.”
Elmalılı Hamdi YazırRüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
«قد صدقت الرؤيا» بما أتيت به مما أمكنك من أمر الذبح: أي يكفيك ذلك فجملة ناديناه جواب لما بزيادة الواو «إنا كذلك» كما جزيناك «نجزي المحسنين» لأنفسهم بامتثال الأمر بإفراج الشدة عنهم.
Ali BulaçDoğrusu bu, apaçık bir imtihandı
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı." (dedik)
«إن هذا» الذبح المأمور به «لهو البلاء المبين» أي الاختبار الظاهر.
Ali BulaçVe ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik
Elmalılı Hamdi YazırVe ona büyük bir kurbanlık fidye verdik
«وفديناه» أي المأمور بذبحه، وهو إسماعيل أو إسحاق قولان «بذبح» بكبش «عظيم» من الجنة وهو الذي قربه هابيل جاء به جبريل عليه السلام فذبحه السيد إبراهيم مكبرا.
Ali BulaçSonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık
Elmalılı Hamdi YazırKendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık
«وتركنا» أبقينا «عليه في الآخرين» ثناءً حسنا.
Ali Bulaçİbrahim’e selam olsun
Elmalılı Hamdi YazırSelam olsun İbrahim'e
«سلام» منا «على إبراهيم».
Ali BulaçBiz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
«كذلك» كما جزيناه «نجزي المحسنين» لأنفسهم.
Ali BulaçŞüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandır
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o bizim mümin kullarımızdandı
«إنه من عبادنا المؤمنين».
Ali BulaçBiz ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak’ı da müjdeledik
Elmalılı Hamdi YazırOna bir de salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak'ı müjdeledik
«وبشرناه بإسحاق» استدلَّ بذلك على أن الذبح غيره «نبيا» حال مقدرة: أي يوجد مقدرا نبوته «من الصالحين».
Ali BulaçOna ve İshak’a bereketler verdik. İkisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan) da var, açıkça kendi nefsine zulmeden de
Elmalılı Hamdi YazırHem ona hem İshak'a bereketler verdik. Her ikisinin neslinden de hem iyilik yapanlar var, hem de açıkça kendi nefsine zulmedenler var
«وباركنا عليه» بكثير ذريته «وعلى إسحاق» ولده بجعلنا أكثر الأنبياء من نسله «ومن ذريتهما محسن» مؤمن «وظالم لنفسه» كافر «مبين» بيَّن الكفر.
Ali BulaçAndolsun, Biz Musa’ya ve Harun’a lütufta bulunduk
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki biz Musa ile Harun'a da nimetler verdik
«ولقد مننا على موسى وهارون» بالنبوة.
Ali BulaçOnları ve kavimlerini o büyük üzüntüden kurtardık
Elmalılı Hamdi YazırHem kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık
«ونجيناهما وقومهما» بني إسرائيل «من الكرب العظيم» أي استعباد فرعون إياهم.
Ali BulaçOnlara yardım ettik, böylece üstün gelenler oldular
Elmalılı Hamdi YazırHem yardım ettik onlara da, galip gelenler onlar oldular
«ونصرناهم» على القبط «فكانوا هم الغالبين».
Ali BulaçVe ikisine anlatımı-açık kitabı verdik
Elmalılı Hamdi YazırHem kendilerine o belli kitabı (Tevrat'ı) verdik
«وآتيناهما الكتاب المستبين» البليغ البيان فيما أتى به من الحدود والأحكام وغيرها وهو التوراة.
Ali BulaçOnları dosdoğru yola yöneltip-ilettik
Elmalılı Hamdi YazırKendilerini doğru yola çıkardık
«وهديناهما الصراط» الطريق «المستقيم».
Ali BulaçSonra gelenler arasında da ikisine (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık
Elmalılı Hamdi YazırSonrakiler içinde onlara iyi bir nam bıraktık
«وتركنا» أبقينا «عليهما في الآخرين» ثناءً حسنا.
Ali BulaçMusa’ya ve Harun’a selam olsun
Elmalılı Hamdi YazırSelam olsun, Musa ile Harun'a
«سلام» منا «على موسى وهارون».
Ali BulaçŞüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
«إنا كذلك» كما جزيناهما «نجزي المحسنين».
Ali BulaçŞüphesiz ikisi, Bizim mü’min olan kullarımızdandılar
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü onların ikisi de bizim mümin kullarımızdandı
«إنهما من عبادنا المؤمنين».
Ali BulaçGerçekten İlyas da, gönderilmiş (peygamber)lerdendi
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir
«وإن إلياس» بالهمزة أوله وتركه «لمن المرسلين» قيل هو ابن أخي هارون أخي موسى، وقيل غيره أرسل إلى قوم ببعلبك ونواحيها.
Ali BulaçHani kendi kavmine demişti ki: “Siz korkup sakınmaz mısınız?”
Elmalılı Hamdi YazırHani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi
«إذ» منصوب باذكر مقدرا «قال لقومه ألا تتقون» الله.
Ali Bulaç“Siz Ba’le tapıp da Yaratıcıların en güzeli (olan Allah’ı) mı bırakıyorsunuz?”
Elmalılı Hamdi YazırHani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi
«أتدعون بعلا» اسم صنم لهم من ذهب، وبه سمي البلد أيضا مضافا إلى بك: أي أتعبدونه «وتذرون» تتركون «أحسن الخالقين» فلا تعبدونه.
Ali Bulaç“Allah ki, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.”
Elmalılı Hamdi YazırHani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi
«اللهُ ربُّكم وربُّ آبائكم الأولين» برفع الثلاثة على إضمار هو، وبنصبها على البدل من أحسن.
Ali BulaçFakat onu yalanladılar; bundan dolayı gerçekten onlar, (azap için getirilip) hazır bulundurulacak olanlardır
Elmalılı Hamdi YazırFakat onlar, onu yalanladılar. Bu yüzden onlar mutlaka (cehennemde) hazır bulundurulacaklardır
«فكذبوه فإنهم لمحضرون» في النار.
Ali BulaçAncak, muhlis olan kullar başka
Elmalılı Hamdi YazırAncak Allah'ın ihlaslı kulları müstesna
«إلا عباد الله المخلصين» أي المؤمنين منهم فإنهم نجوا منها.
Ali BulaçSonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık
Elmalılı Hamdi YazırOna da sonrakiler içinde şunu bıraktık
«وتركنا عليه في الآخرين» ثناءً حسنا.
Ali Bulaçİlyas’a selam olsun
Elmalılı Hamdi YazırSelam olsun İlyâsîn'e
«سلام» منا «على إلْ ياسين» قيل هو إلياس المتقدم ذكره، وقيل هو ومن آمن معه فجمعوا معه تغليبا كقولهم للمهلب وقومه المهلبون وعلى قراءة آل ياسين بالمد، أي أهله المراد به إلياس أيضا.
Ali BulaçŞüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
«إنا كذلك» كما جزيناه «نجزي المحسنين».
Ali BulaçŞüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandı
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o bizim mümin kullarımızdandı
«إنه من عبادنا المؤمنين».
Ali BulaçGerçekten Lût da gönderilmiş (elçi)lerdendi
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendir
«وإن لوطا لمن المرسلين».
Ali BulaçHani Biz onu ve ailesini topluca kurtarmıştık
Elmalılı Hamdi YazırHani biz onu ve ailesinin tamamını kurtarmıştık
اذكر «إذ نجيناه وأهله أجمعين».
Ali BulaçGeride bırakılanlar arasında bir yaşlı kadın dışında
Elmalılı Hamdi YazırAncak geride kalıp batanlar içinde kalan yaşlı bir kadın hariç
«إلا عجوزا في الغابرين» أي الباقين في العذاب.
Ali BulaçSonra geride kalanları yerle bir ettik
Elmalılı Hamdi YazırSonra diğerlerini helak etmiştik
«ثم دمرنا» أهلكنا «الآخرين» كفار قومه.
Ali BulaçSiz onların üstünden muhakkak geçip gidiyorsunuz; sabah vakti
Elmalılı Hamdi YazırVe siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz
«وإنكم لتمرون عليهم» على آثارهم ومنازلهم في أسفاركم «مصبحين» أي وقت الصباح يعني بالنهار.
Ali BulaçVe geceleyin. Yine de akıllanmayacak mısınız
Elmalılı Hamdi YazırVe siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz
«وبالليل أفلا تعقلون» يا أهل مكة ما حل بهم فتعتبرون به.
Ali BulaçŞüphesiz Yunus da gönderilmiş (elçi)lerdendi
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendir
«وإن يونس لمن المرسلين».
Ali BulaçHani o, dolu bir gemiye kaçmıştı
Elmalılı Hamdi YazırHani o bir zaman dolu bir gemiye kaçmıştı
«إذْ أبق» هرب «إلى الفلك المشحون» السفينة المملوءة حين غاضب قومه لما لم ينزل بهم العذاب الذي وعدهم به فركب السفينة فوقفت في لجة البحر، فقال الملاحون هنا عبد أبق من سيده تظهره القرعة.
Ali BulaçBöylece kur’aya katılmıştı da, kaybedenlerden olmuştu
Elmalılı Hamdi Yazır(Oradakilerle) kur'a çekmiş de kaydırılanlardan (yenilenlerden) olmuştu
«فساهم» قارع أهل السفينة «فكان من المدحضين» المغلوبين بالقرعة فألقوه في البحر.
Ali BulaçDerken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı
Elmalılı Hamdi YazırDerken (denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. (Kendi nefsini) kınıyordu
«فالتقمه الحوت» ابتلعه «وهو مليم» أي آت بما يلام عليه من ذهابه إلى البحر وركوبه السفينة بلا إذن من ربه.
Ali BulaçEğer (Allah’ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı
Elmalılı Hamdi YazırEğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı
(فلولا أنه كان من المسبحين) الذاكرين بقوله كثيرا في بطن الحوت "" لا إله إلا أنت سبحانك إني كنت من الظالمين "".
Ali BulaçOnun karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı
Elmalılı Hamdi YazırEğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı
«للبث في بطنه إلى يوم يبعثون» لصار بطن الحوت قبرا له إلى يوم القيامة.
Ali BulaçSonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere (sahile) attık
Elmalılı Hamdi YazırBiz onu hasta bir halde bir alana çıkardık
«فنبذناه» أي ألقيناه من بطن الحوت «بالعراء» بوجه الأرض: أي بالساحل من يومه أو بعد ثلاثة أو سبعة أيام أو عشرين أو أربعين يوما «وهو سقيم» العليل كالفرخ الممعط.
Ali BulaçVe üzerine, sık-geniş yaprakla (kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik
Elmalılı Hamdi YazırÜzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik
«وأنبتنا عليه شجرة من يقطين» وهي القرع تظله بساق على خلاف العادة في القرع معجزة له، وكانت تأتيه وعلة صباحا ومساء يشرب من لبنها حتى قوي.
Ali BulaçOnu yüzbin veya (sayısı) daha da artan (bir topluluk)a (peygamber olarak) gönderdik
Elmalılı Hamdi YazırBiz onu (Yunus'u) yüz bin veya daha çok insana peygamber olarak gönderdik
«وأرسلناه» بعد ذلك كقبله إلى قوم بنينوى من أرض الموصل «إلى مائة ألف أو» بل «يزيدون» عشرين أو ثلاثين أو سبعين ألفا.
Ali BulaçSonunda ona iman ettiler, Biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık
Elmalılı Hamdi YazırO zaman ona iman ettiler de biz onları bir zamana kadar yaşattık
«فآمنوا» عند معاينة العذاب الموعودين به «فمتعناهم» أبقيناهم ممتعين بمالهم «إلى حين» تنقضي آجالهم فيه.
Ali BulaçŞimdi sen onlara sor: -Kızlar senin Rabbinin, erkek çocuklar onların mı
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi sor o seninkilere: Kızlar, Rabbinin de, oğlanlar onların mı
«فاستفتهم» استخبر كفار مكة توبيخا لهم «ألربك البنات» بزعمهم أن الملائكة بنات الله «ولهم البنون» فيختصون بالأسنى.
Ali BulaçYoksa onlar, şahidlik etmekteyken Biz melekleri dişiler olarak mı yarattık
Elmalılı Hamdi YazırYoksa biz melekleri dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış
«أم خلقنا الملائكة إناثا وهم شاهدون» خلقنا فيقولون ذلك.
Ali BulaçDikkat edin; gerçekten onlar, düzdükleri yalanlardan dolayı derler ki
Elmalılı Hamdi YazırHa!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar
«ألا أنهم من إفكهم» كذبهم «ليقولون» بقولهم الملائكة بنات الله.
Ali Bulaç“Allah doğurdu.” Onlar, hiç şüphesiz, muhakkak yalan söyleyenlerdir
Elmalılı Hamdi YazırHa!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar
«ولد الله» بقولهم الملائكة بنات الله «وإنهم لكاذبون» فيه.
Ali Bulaç(Allah,) Kızları, erkek çocuklara tercih mi etmiş
Elmalılı Hamdi Yazır(Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş
«أصطفى» بفتح الهمزة للاستفهام واستغني بها عن همزة الوصل فحذفت، أي أختار «البنات على البنين».
Ali BulaçSize ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırSize ne oldu? Nasıl hükmediyorsunuz
«ما لكم كيف تحكمون» هذا الحكم الفاسد.
Ali BulaçHiç mi öğüt alıp-düşünmüyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırHiç düşünmüyor musunuz
«أفلا تذَّكرون» بإدغام التاء في الذال، أنه سبحانه وتعالى منزه عن الولد.
Ali BulaçYoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var
Elmalılı Hamdi YazırYoksa sizin için açık bir delil mi var
«أم لكم سلطان مبين» حجة واضحة أن لله ولدا.
Ali BulaçEğer doğru söylüyorsanız, öyleyse getirin kitabınızı
Elmalılı Hamdi YazırO halde, eğer doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı
«فأتوا بكتابكم» التوراة فأروني ذلك فيه «إن كنتم صادقين» في قولكم ذلك.
Ali BulaçOnlar, Kendisi'yle (Allah ile) cinler arasında bir soy-bağı kurdular. Oysa andolsun, cinler de onların gerçekten (azap için getirilip) hazır bulundurulacaklarını bilmişlerdir
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, Allah ile cinler arasında bir neseb (hısımlık bağı) uydurdular. Oysa andolsun cinler bilirler ki, o yalancılar mutlaka cehenneme götürüleceklerdir
«وجعلوا» أي المشركون «بينه» تعالى «وبين الجنة» أي الملائكة لاجتنانهم عن الأبصار «نسبا» بقولهم إنها بنات الله «ولقد علمت الجنَّة إنهم» أي قائلي ذلك «لمحضرون» للنار يعذبون فيها.
Ali BulaçOnların nitelendirdiklerinden Allah Yücedir
Elmalılı Hamdi YazırAllah, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir
«سبحان الله» تنزيها له «عما يصفون» بأن لله ولدا.
Ali BulaçAncak muhlis olan kullar başka
Elmalılı Hamdi YazırFakat Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka (onlar, Allah'ı böyle şirk ile vasıflamazlar)
«إلا عباد الله المخلصين» أي المؤمنين استثناء منقطع أي فإنهم ينزهون الله تعالى عما يصفه هؤلاء.
Ali BulaçArtık siz de, tapmakta olduklarınız da
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız
«فإنكم وما تعبدون» من الأصنام.
Ali BulaçO’na karşı kimseyi fitneye sürükleyecek değilsiniz
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız
«ما أنتم عليه» أي على معبودكم عليه متعلق بقوله «بفاتنين» أي أحدا.
Ali BulaçAncak kendisi çılgınca yanan ateşe girecek olan başka (onu sürüklersiniz)
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız
«إلا من هو صال الجحيم» في علم الله تعالى.
Ali Bulaç(Melekler der ki:) “Bizden her birimiz için belli bir makam vardır.”
Elmalılı Hamdi Yazır(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler
قال جبريل للنبي صلى الله عليه وسلم «وما منا» معشر الملائكة أحد «إلا له مقام معلوم» في السماوات يعبد الله فيه لا يتجاوزه.
Ali Bulaç“Biziz, o saflar halinde dizilmiş olanlar, gerçekten biziz.”
Elmalılı Hamdi Yazır(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler
«وإنا لنحن الصَّافون» أقدامنا في الصلاة.
Ali Bulaç“Biziz, o tesbih edenler de, gerçekten biziz.”
Elmalılı Hamdi Yazır(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler
«وإنا لنحن المسبحون» المنزهون الله عما لا يليق به.
Ali BulaçOnlar (putatapıcılar), her ne kadar şöyle diyor idiyseler de
Elmalılı Hamdi Yazır(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk
«وإن» مخففة من الثقيلة «كانوا» أي كفار مكة «ليقولون».
Ali Bulaç”Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı.”
Elmalılı Hamdi Yazır(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk
«لو أن عندنا ذكرا» كتابا «من الأولين» أي من كتب الأمم الماضية.
Ali Bulaç“Gerçekten bizler de, Allah’ın muhlis olan kullarından olurduk.”
Elmalılı Hamdi Yazır(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk
«لكنا عباد الله المخلصين» العابدة له.
Ali BulaçFakat (kitap gelince) onu tanımayıp-küfrettiler; yakında bileceklerdir
Elmalılı Hamdi YazırFakat şimdi onu inkâr ettiler. Ama ilerde bileceklerdir
قال تعالى: «فكفروا به» بالكتاب الذي جاءهم وهو القرآن الأشرف من ذلك الكتب «فسوف يعلمون» عاقبة كفرهم.
Ali BulaçAndolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir
(ولقد سبقت كلمتنا) بالنصر (لعبادنا المرسلين) وهي "" لأغلبن أنا ورسلي "".
Ali BulaçGerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir
أو هي قوله «إنهم لهم المنصورون».
Ali BulaçVe hiç şüphesiz; Bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir
«وإن جندنا» أي المؤمنين «لهم الغالبون» الكفار بالحجة والنصرة عليهم في الدنيا، وإن لم ينتصر بعض منهم في الدنيا ففي الآخرة.
Ali BulaçÖyleyse sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir
Elmalılı Hamdi YazırOnun için sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir
«فتول عنهم» أي أعرض عن كفار مكة «حتى حين» تؤمر فيه بقتالهم.
Ali BulaçVe onları seyret; (azabı) yakında göreceklerdir
Elmalılı Hamdi YazırOnlara (inecek azabı) gözetle. Yakında onlar da göreceklerdir
«وأبصرهم» إذ نزل بهم العذاب «فسوف يبصرون» عاقبة كفرهم.
Ali BulaçŞimdi onlar, Bizim azabımızı mı acele istiyorlar
Elmalılı Hamdi YazırYa şimdi onlar, bizim azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar
فقالوا استهزاء: متى نزول هذا العذاب؟ قال تعالى تهديدا لهم: «أفبعذابنا يستعجلون».
Ali BulaçFakat (azap) onların sahasına indiği zaman uyarılıp-korkutulanların sabahı ne kötü olur
Elmalılı Hamdi YazırFakat (azabımız) onların sahasına indiği zaman, (o acı sonuçla) uyarılanların sabahı ne kötüdür
«فإذا نزل بساحتهم» بفنائهم قال الفراء: العرب تكتفي بذكر الساحة عن القوم «فَساء» بئس صباحا «صباح المنذَرين» فيه إقامة الظاهر مقام المضمر.
Ali BulaçSen bir süreye kadar onlardan yüz çevir
Elmalılı Hamdi YazırYine sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir
«وتول عنهم حتى حين».
Ali BulaçVe seyret; (azabı) yakında göreceklerdir
Elmalılı Hamdi Yazır(İnecek azabı) gözetle! Yakında onlar da göreceklerdir
«وأبصر فسوف يبصرون» كرر تأكيدا لتهديدهم وتسلية له صلى الله عليه وسلم.
Ali BulaçÜstünlük ve güç (izzet) sahibi olan senin Rabbin, onların nitelendirdiklerinden Yücedir
Elmalılı Hamdi YazırSenin güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir
«سبحان ربك رب العزة» الغلبة «عما يصفون» بأن له ولدا.
Ali BulaçGönderilmiş (peygamber)lere selam olsun
Elmalılı Hamdi YazırGönderilen bütün peygamberlere selam olsun
«وسلام على المرسلين» المبلغين عن الله التوحيد والشرائع.
Ali BulaçVe alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun
Elmalılı Hamdi YazırHamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur
«والحمد لله رب العالمين» على نصرهم وهلاك الكافرين.