37. As-Saaffaat سُورَةُ الصَّافَّاتِ
● Med● Kalkale● Ğunne● İhfâ● İdğâm (ğunneli)● İdğâm (ğunnesiz)● İklâb● Okunmayan harf
Ali BulaçSaflar halinde dizilenlere andolsun
Süleyman AteşAndolsun o sıra sıra dizilenlere
Saheeh InternationalBy those [angels] lined up in rows
Ali BulaçHaykırıp sürükleyenlere
Süleyman AteşBağırıp sürenlere
Saheeh InternationalAnd those who drive [the clouds]
Ali BulaçZikir okuyanlara
Süleyman AteşZikir okuyanlara
Saheeh InternationalAnd those who recite the message
Ali BulaçTartışmasız, sizin İlahınız gerçekten birdir
Süleyman AteşKi Tanrınız, birdir
Saheeh InternationalIndeed, your God is One
Ali BulaçGöklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir, doğuların da Rabbidir
Süleyman AteşGöklerin, yerin ve bunlar arasında bulunanların Rabbi, doğuların da Rabbidir
Saheeh InternationalLord of the heavens and the earth and that between them and Lord of the sunrises
Ali BulaçŞüphesiz Biz dünya göğünü 'çekici bir süsle', yıldızlarla süsleyip-donattık
Süleyman AteşBiz en yakın göğü bir zinetle, yıldızlarla süsledik
Saheeh InternationalIndeed, We have adorned the nearest heaven with an adornment of stars
Ali BulaçVe itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk
Süleyman AteşVe (onu) ita'at dışına çıkan her türlü şeytandan koruduk
Saheeh InternationalAnd as protection against every rebellious devil
Ali BulaçKi onlar, Mele'i A'la'ya kulak verip dinleyemezler, her yandan kovulup atılırlar
Süleyman AteşO (şeyta)nlar mele-i A'layı (yüce melekler topluluğunu) dinleyemezler; her yandan kendilerine (ışınlar) atılır
Saheeh International[So] they may not listen to the exalted assembly [of angels] and are pelted from every side
Ali BulaçUzaklaştırılırlar. Onlara kesintisiz bir azap vardır
Süleyman AteşKovulurlar. Onlar için sürekli bir azab vardır
Saheeh InternationalRepelled; and for them is a constant punishment
Ali BulaçAncak (sözü hırsızlama) çalıp-kapan olursa, artık onu da delip geçen 'yakıcı bir alev' izler (ve yok eder)
Süleyman AteşYalnız (yüce topluluktan) bir söz kapan olursa, onu da delici bir şihab (ışın)izler
Saheeh InternationalExcept one who snatches [some words] by theft, but they are pursued by a burning flame, piercing [in brightness]
Ali BulaçŞimdi onlara sor: Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa Bizim yarattıklarımız mı? Doğrusu Biz onları, cıvık-yapışkan bir çamurdan yarattık
Süleyman AteşŞimdi onlara sor: Yaratılış bakımından kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı? Biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık
Saheeh InternationalThen inquire of them, [O Muhammad], "Are they a stronger [or more difficult] creation or those [others] We have created?" Indeed, We created men from sticky clay
Ali BulaçHayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar
Süleyman AteşHayır sen (bu muhteşem kudrete) hayran kaldın; onlarsa (seninle) alay ediyorlar
Saheeh InternationalBut you wonder, while they mock
Ali BulaçKendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar
Süleyman AteşKendilerine öğüt verilse öğüt almıyorlar
Saheeh InternationalAnd when they are reminded, they remember not
Ali BulaçBir ayet (mucize) gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar
Süleyman AteşBir mu'cize görseler, alay ediyorlar
Saheeh InternationalAnd when they see a sign, they ridicule
Ali BulaçBu, açıkça bir büyüden başkası değildir" dediler
Süleyman AteşBu apaçık bir büyüden başka bir şey değildir. diyorlar
Saheeh InternationalAnd say, "This is not but obvious magic
Ali BulaçBiz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz
Süleyman AteşYani biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz mi diriltilecek mişiz
Saheeh InternationalWhen we have died and become dust and bones, are we indeed to be resurrected
Ali BulaçVeya önceki atalarımız da mı
Süleyman AteşEvvelki atalarımız da mı
Saheeh InternationalAnd our forefathers [as well]
Ali BulaçDe ki: "Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz).”
Süleyman AteşDe ki: "Evet siz aşağılanarak (diriltileceksiniz)
Saheeh InternationalSay, "Yes, and you will be [rendered] contemptible
Ali Bulaçİşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir; artık kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp duruyorlar
Süleyman AteşO (iş) sadece korkunç bir sesten ibarettir: Hemen onlar (diriltilmiş olarak) bakıyorlardır
Saheeh InternationalIt will be only one shout, and at once they will be observing
Ali BulaçDerler ki: "Eyvahlar bize; bu, din günüdür
Süleyman AteşVah bize, bu ceza günüdür! dediler
Saheeh InternationalThey will say, "O woe to us! This is the Day of Recompense
Ali BulaçBu, sizin yalanladığınız (mü'mini kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür
Süleyman AteşBu, yalanlamakta olduğunuz hüküm günüdür
Saheeh International[They will be told], "This is the Day of Judgement which you used to deny
Ali BulaçZulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını biraraya getirip toplayın
Süleyman Ateş(Yüce Allah meleklerine emreder): "Toplayın o zalimleri, onların eşlerini ve taptıklarını
Saheeh International[The angels will be ordered], "Gather those who committed wrong, their kinds, and what they used to worship
Ali BulaçAllah'tan başka (taptıklarını); artık onları cehennemin yoluna yöneltip götürün
Süleyman AteşAllah'tan başka. Onları cehennemin yoluna götürün
Saheeh InternationalOther than Allah, and guide them to the path of Hellfire
Ali BulaçVe onları durdurup-tutuklayın, çünkü sorguya çekileceklerdir
Süleyman AteşDurdurun onları, çünkü onlar sorguya çekileceklerdir
Saheeh InternationalAnd stop them; indeed, they are to be questioned
Ali Bulaç(Onlara seslenilir:) "Ne oluyor size, birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz
Süleyman AteşSize ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz
Saheeh International[They will be asked], "What is [wrong] with you? Why do you not help each other
Ali BulaçHayır, bugün onlar teslim olmuşlardır
Süleyman Ateş(Başları öne eğik, utançtan yüzleri kızarmış. Cevap verecek durumda değillerdir). Hayır, onlar o gün teslim olmuşlardır
Saheeh InternationalBut they, that Day, are in surrender
Ali BulaçKimi kimine yönelmiş olarak birbirlerine soruyorlar
Süleyman AteşBirbirlerine döndüler, soruyorlar
Saheeh InternationalAnd they will approach one another blaming each other
Ali BulaçGerçekten sizler bize sağdan (sağ duyudan ve haktan) yana gelip yanaşıyordunuz." derler
Süleyman Ateş(Uyanlar, uydukları adamlara) Dediler ki: "Siz bize sağdan gelir(güvendiğimiz yandan bize sokulup vesvese verir)diniz
Saheeh InternationalThey will say, "Indeed, you used to come at us from the right
Ali Bulaç(Diğerleri de:) "Hayır" derler. "Zaten sizler mü'min kimseler değildiniz
Süleyman Ateş(Ötekiler de): "Hayır, dediler, zaten siz kendiniz inanan insanlar değildiniz
Saheeh InternationalThe oppressors will say, "Rather, you [yourselves] were not believers
Ali BulaçBizim üzerinizde zorlayıcı hiçbir gücümüz yoktu; hayır siz (kendiniz) azgın bir kavimdiniz
Süleyman AteşBizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Siz kendiniz azgın bir toplum idiniz
Saheeh InternationalAnd we had over you no authority, but you were a transgressing people
Ali BulaçBöylece Rabbimiz'in sözü (yıkım ve azap va'di) üzerimize hak oldu. Şüphesiz, (azabı) tadıcılarız
Süleyman AteşArtık Rabbimizin sözü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezayı mutlaka) tadacağız
Saheeh InternationalSo the word of our Lord has come into effect upon us; indeed, we will taste [punishment]
Ali BulaçEvet, sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik
Süleyman AteşSizi azdırdık, çünkü biz kendimiz azmıştık(siz de bize uyunca azmış oldunuz)
Saheeh InternationalAnd we led you to deviation; indeed, we were deviators
Ali BulaçArtık o gün onlar azapta ortaktırlar
Süleyman AteşO gün onlar azab (çekme)de ortaktırlar
Saheeh InternationalSo indeed they, that Day, will be sharing in the punishment
Ali BulaçDoğrusu Biz, suçlu-günahkarlara böyle yaparız
Süleyman Ateşİşte biz, suçlulara böyle yaparız
Saheeh InternationalIndeed, that is how We deal with the criminals
Ali BulaçÇünkü onlara: "Allah'tan başka İlah yoktur" denildiği zaman, büyüklük taslarlardı
Süleyman AteşÇünkü onlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur!" dendiği zaman büyüklük taslarlardı
Saheeh InternationalIndeed they, when it was said to them, "There is no deity but Allah," were arrogant
Ali BulaçVe derlerdi ki: "Biz, ünlenmiş bir şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz
Süleyman AteşCinlenmiş bir şair için biz tanrılarımızı mı terk edeceğiz? derlerdi
Saheeh InternationalAnd were saying, "Are we to leave our gods for a mad poet
Ali BulaçHayır, o, hakkı getirmiş ve gönderilen (elçi)leri de doğrulamıştı
Süleyman AteşHayır, o (ne şairdi, ne mecnun. O) gerçeği getirmiş ve elçileri de doğrulamıştı
Saheeh InternationalRather, the Prophet has come with the truth and confirmed the [previous] messengers
Ali BulaçŞüphesiz, siz, acı azabı tadıcılarsınız
Süleyman AteşSiz acı azabı tadacaksınız
Saheeh InternationalIndeed, you [disbelievers] will be tasters of the painful punishment
Ali BulaçYaptıklarınızdan başkasıyla cezalandırılmayacaksınız
Süleyman AteşSadece yaptığınız (işler)le cezalanıyorsunuz
Saheeh InternationalAnd you will not be recompensed except for what you used to do
Ali BulaçAncak muhlis olan kullar başka
Süleyman AteşAncak Allah'ın halis kulları bu cezanın dışındadır
Saheeh InternationalBut not the chosen servants of Allah
Ali Bulaçİşte onlar; onlar için bilinen bir rızık vardır
Süleyman AteşOnlar için bilinen bir rızık vardır
Saheeh InternationalThose will have a provision determined
Ali BulaçÇeşitli-meyveler. Onlar ikram görenlerdir
Süleyman Ateş(Türlü türlü) Meyvalar. Ve onlar ağırlanırlar
Saheeh InternationalFruits; and they will be honored
Ali BulaçNimetlerle donatılmış (naim) cennetlerde
Süleyman AteşNi'met cennetlerinde
Saheeh InternationalIn gardens of pleasure
Ali BulaçBirbirlerine karşı, tahtlar üzerinde (otururlar)
Süleyman AteşTahtlar üzerinde, karşılıklı otururlar
Saheeh InternationalOn thrones facing one another
Ali BulaçKaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır
Süleyman AteşÖnlerinde akan kaynaktan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır
Saheeh InternationalThere will be circulated among them a cup [of wine] from a flowing spring
Ali BulaçBembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki)
Süleyman AteşBerrak, içenlere lezzet veren bir içki
Saheeh InternationalWhite and delicious to the drinkers
Ali BulaçOnda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden geçip, akılları çelinir
Süleyman AteşOnda ne sersemletme var, ne onunla sarhoş olurlar
Saheeh InternationalNo bad effect is there in it, nor from it will they be intoxicated
Ali BulaçVe yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır
Süleyman AteşYanlarında da, yalnız kendilerine göz dikmiş iri gözlü eşler vardır
Saheeh InternationalAnd with them will be women limiting [their] glances, with large, [beautiful] eyes
Ali BulaçSanki onlar, saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz)
Süleyman AteşSaklı yumurta gibi bembeyaz eşler
Saheeh InternationalAs if they were [delicate] eggs, well-protected
Ali BulaçBöyleyken, kimi kimine yönelmiş olarak, birbirlerine soruyorlar
Süleyman AteşBunlar birbirine dönmüş soruyorlar
Saheeh InternationalAnd they will approach one another, inquiring of each other
Ali BulaçBir sözcü der ki: "Benim bir yakınım vardı
Süleyman AteşOnlardan bir sözcü: "Benim, dedi, bir arkadaşım vardı
Saheeh InternationalA speaker among them will say, "Indeed, I had a companion [on earth]
Ali BulaçDerdi ki: Sen de gerçekten (dirilişi) doğrulayanlardan mısın
Süleyman AteşDerdi ki: 'Sen doğrulayanlardan mısın
Saheeh InternationalWho would say, 'Are you indeed of those who believe
Ali BulaçBizler öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya çekilecekmişiz
Süleyman AteşBiz ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz mi (diriltilip yaptığımız işlere göre) cezalanacağız
Saheeh InternationalThat when we have died and become dust and bones, we will indeed be recompensed
Ali Bulaç(Konuşan yanındakilere) Der ki: "Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz
Süleyman Ateş(Sonra yanındakilere): "Bakar mısınız?" dedi
Saheeh InternationalHe will say, "Would you [care to] look
Ali BulaçDerken, bakıverdi, onu 'çılgınca yanan ateşin' tam ortasında gördü
Süleyman AteşBaktı onu cehennemin ortasında gördü
Saheeh InternationalAnd he will look and see him in the midst of the Hellfire
Ali BulaçDedi ki: "Andolsun Allah'a, neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin
Süleyman AteşTallahi, dedi, sen az daha beni de alçaltacaktın
Saheeh InternationalHe will say, "By Allah, you almost ruined me
Ali BulaçEğer Rabbimin nimeti olmasaydı, muhakkak ben de (azap yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım
Süleyman AteşRabbimin ni'meti olmasaydı, şimdi ben de (oraya) getirilenlerden olurdum
Saheeh InternationalIf not for the favor of my Lord, I would have been of those brought in [to Hell]
Ali BulaçNasıl, biz ölecek olanlar değil miymişiz
Süleyman AteşBiz bir daha ölmeyecek miyiz der
Saheeh InternationalThen, are we not to die
Ali BulaçYalnızca birinci ölümümüzden başka (öyle mi)? Ve biz azaba uğratılacak olanlar değil miymişiz
Süleyman AteşYalnız ilk ölümümüz, başka ölüm yok ve biz azaba da uğratılmayacağız ha
Saheeh InternationalExcept for our first death, and we will not be punished
Ali BulaçŞüphesiz, bu, asıl büyük 'kurtuluş ve mutluluğun' ta kendisidir
Süleyman AteşGerçekten büyük başarı ve mutluluk budur
Saheeh InternationalIndeed, this is the great attainment
Ali BulaçBöylece çalışanlar da bunun bir benzeri için çalışmalıdır
Süleyman AteşÇalışanlar bunun için çalışsınlar
Saheeh InternationalFor the like of this let the workers [on earth] work
Ali BulaçNasıl, böyle bir konaklanma mı daha hayırlı yoksa zakkum ağacı mı
Süleyman Ateş(Nasıl) Ağırlanmak için bu mu hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı
Saheeh InternationalIs Paradise a better accommodation or the tree of zaqqum
Ali BulaçDoğrusu Biz, onu kafirler için bir fitne (bir imtihan konusu) kıldık
Süleyman AteşBiz onu zalimler için bir fitne (sınav) yaptık
Saheeh InternationalIndeed, We have made it a torment for the wrongdoers
Ali BulaçŞüphesiz o, ‘çılgınca yanan ateşin’ dibinde bitip çıkar
Süleyman AteşO, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır
Saheeh InternationalIndeed, it is a tree issuing from the bottom of the Hellfire
Ali BulaçOnun tomurcukları, şeytanların başları gibidir
Süleyman AteşTomurcukları, şeytanların başları gibidir
Saheeh InternationalIts emerging fruit as if it was heads of the devils
Ali BulaçArtık gerçekten, ondan yiyecekler böylelikle karınlarını ondan dolduracaklar
Süleyman AteşOnlar ondan yiyecekler ve karınlarını onunla dolduracaklardır
Saheeh InternationalAnd indeed, they will eat from it and fill with it their bellies
Ali BulaçSonra kendileri için onun üzerinde kaynar su karıştırılmış bir içkileri de vardır
Süleyman AteşSonra onların, bunun üzerine kaynar su karıştırılmış bir içkileri vardır
Saheeh InternationalThen indeed, they will have after it a mixture of scalding water
Ali BulaçSonra onların dönecekleri yer, elbette (yine) çılgınca yanan ateştir
Süleyman AteşSonra dönecekleri yer, elbette cehennemdir
Saheeh InternationalThen indeed, their return will be to the Hellfire
Ali BulaçÇünkü onlar, atalarını sapık kimseler olarak bulmuşlardı
Süleyman AteşÇünkü onlar babalarını sapık kimseler buldular
Saheeh InternationalIndeed they found their fathers astray
Ali BulaçKendileri de onları izleri üzerinde koşturup-duruyorlardı
Süleyman AteşKendileri de onların izlerinde koşturuyorlar
Saheeh InternationalSo they hastened [to follow] in their footsteps
Ali BulaçAndolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı
Süleyman AteşAndolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı
Saheeh InternationalAnd there had already strayed before them most of the former peoples
Ali BulaçAndolsun, Biz onlara uyarıcılar göndermiştik
Süleyman AteşBiz onların içine de uyarıcılar göndermiştik
Saheeh InternationalAnd We had already sent among them warners
Ali BulaçUyarılanların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak
Süleyman AteşBak, o uyarılanların sonu nice oldu
Saheeh InternationalThen look how was the end of those who were warned
Ali BulaçAncak muhlis olan kullar başka
Süleyman AteşAncak Allah'ın halis kulları o azabın dışında kaldılar
Saheeh InternationalBut not the chosen servants of Allah
Ali BulaçAndolsun, Nuh Bize (dua edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik
Süleyman AteşAndolsun Nuh bize yalvarmıştı da ne güzel kabul buyurmuştuk
Saheeh InternationalAnd Noah had certainly called Us, and [We are] the best of responders
Ali BulaçOnu ve ailesini, o büyük üzüntüden kurtarmıştık
Süleyman AteşOnu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık
Saheeh InternationalAnd We saved him and his family from the great affliction
Ali BulaçVe onun soyunu, (dünyada) onları da baki kıldık
Süleyman AteşYalnız onun zürriyetini kalıcılar yaptık (onlardan başka hepsini helak ettik)
Saheeh InternationalAnd We made his descendants those remaining [on the earth]
Ali BulaçSonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık
Süleyman AteşSonra gelenler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık
Saheeh InternationalAnd left for him [favorable mention] among later generations
Ali BulaçAlemler içinde selam olsun Nuh’a
Süleyman AteşAlemler içinde Nuh'a selam olsun (bütün insanlar onu esenlikle anarlar)
Saheeh InternationalPeace upon Noah among the worlds
Ali BulaçGerçekten Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz
Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız
Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good
Ali BulaçŞüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandı
Süleyman AteşÇünkü o bizim, inanan kullarımızdandı
Saheeh InternationalIndeed, he was of Our believing servants
Ali BulaçSonra diğerlerini suda boğduk
Süleyman AteşSonra ötekilerini suda boğduk
Saheeh InternationalThen We drowned the disbelievers
Ali BulaçDoğrusu İbrahim de onun (soyunun) bir kolundandır
Süleyman Ateşİbrahim de onun kolundan idi
Saheeh InternationalAnd indeed, among his kind was Abraham
Ali BulaçHani o, Rabbine arınmış (selim) bir kalp ile gelmişti
Süleyman AteşZira Rabbine tertemiz bir kalb getirmişti
Saheeh InternationalWhen he came to his Lord with a sound heart
Ali BulaçHani babasına ve kavmine demişti ki: “Sizler neye tapıyorsunuz?”
Süleyman AteşBabasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti
Saheeh International[And] when he said to his father and his people, "What do you worship
Ali Bulaç“Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah’tan başka ilahlar istiyorsunuz?”
Süleyman AteşAllah'tan başka uydurma tanrılar mı istiyorsunuz
Saheeh InternationalIs it falsehood [as] gods other than Allah you desire
Ali Bulaç“Alemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?”
Süleyman AteşAlemlerin Rabbi hakkında zannınız nedir (ki O'na böyle ortaklar koştunuz)
Saheeh InternationalThen what is your thought about the Lord of the worlds
Ali BulaçSonra yıldızlara bir göz attı
Süleyman AteşYıldızlara bir göz attı
Saheeh InternationalAnd he cast a look at the stars
Ali Bulaç“Ben, doğrusu hastayım” dedi
Süleyman AteşBen hastayım, dedi
Saheeh InternationalAnd said, "Indeed, I am [about to be] ill
Ali BulaçBöylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar
Süleyman AteşBunun üzerine arkalarını dönüp ondan kaçtılar
Saheeh InternationalSo they turned away from him, departing
Ali BulaçBunun üzerine onların ilahlarına sokulup: “Yemek yemiyor musunuz?” dedi
Süleyman AteşO da gizlice onların tanrılarına sokuldu: "Yemez misini?" dedi
Saheeh InternationalThen he turned to their gods and said, "Do you not eat
Ali Bulaç“Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?”
Süleyman AteşNeyiniz var ki konuşmuyorsunuz
Saheeh InternationalWhat is [wrong] with you that you do not speak
Ali BulaçDerken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi
Süleyman AteşVe gizlice üzerlerine yürüyüp sağ eliyle onlara kuvvetli bir darbe indirdi
Saheeh InternationalAnd he turned upon them a blow with [his] right hand
Ali BulaçÇok geçmeden (halkı) birbirine girmiş durumda kendisine yönelip geldiler
Süleyman Ateş(Puta, tapanlar, döndüklerinde putlarını kırılmış görünce) Hemen koşarak ona gittiler
Saheeh InternationalThen the people came toward him, hastening
Ali BulaçDedi ki: “Yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?”
Süleyman Ateş(Elinizle) Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? dedi
Saheeh InternationalHe said, "Do you worship that which you [yourselves] carve
Ali Bulaç“Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.”
Süleyman AteşOysa sizi de, yaptığınız(bu şeyler)i de Allah yaratmıştır
Saheeh InternationalWhile Allah created you and that which you do
Ali BulaçDediler ki: “Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın.”
Süleyman AteşOnun için bir bina yapın da onu (o binada) ateşe atın dediler
Saheeh InternationalThey said, "Construct for him a furnace and throw him into the burning fire
Ali BulaçBöylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa Biz, onları alçaltılmışlar kıldık
Süleyman AteşOna bir tuzak kurmak istediler, biz de (onların tuzaklarını boşa çıkardık), onları alçak düşürdük
Saheeh InternationalAnd they intended for him a plan, but We made them the most debased
Ali Bulaç(İbrahim) Dedi ki: “Şüphesiz ben, Rabbime gidiciyim; O, beni hidayete erdirecektir.”
Süleyman Ateş(İbrahim) Dedi ki: "Ben Rabbime gideceğim, O, beni doğru yola iletecek
Saheeh InternationalAnd [then] he said, "Indeed, I will go to [where I am ordered by] my Lord; He will guide me
Ali Bulaç“Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et.”
Süleyman AteşRabbim, bana iyilerden (bir çocuk) lutfet
Saheeh InternationalMy Lord, grant me [a child] from among the righteous
Ali BulaçBiz de onu halim bir çocukla müjdeledik
Süleyman AteşOna halim bir erkek çocuk müjdeledik
Saheeh InternationalSo We gave him good tidings of a forbearing boy
Ali BulaçBöylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): “Oğlum” dedi. “Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun.” (Oğlu İsmail) Dedi ki: “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaAllah, beni sabredenlerden bulacaksın.”
Süleyman Ateş(Çocuk) Onun yanında koşma çağına erişince (İbrahim ona): "Yavrum, dedi, ben uykuda görüyorum ki ben seni kesiyorum; (düşün) bak, ne dersin?" (Çocuk): "Babacığım, sana emredileni yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın." dedi
Saheeh InternationalAnd when he reached with him [the age of] exertion, he said, "O my son, indeed I have seen in a dream that I [must] sacrifice you, so see what you think." He said, "O my father, do as you are commanded. You will find me, if Allah wills, of the steadfast
Ali BulaçSonunda ikisi de (Allah’ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail’i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı
Süleyman Ateşİkisi de böylece (Allah'ın emrine) teslim olup (İbrahim, kurban etmek için) çocuğu alnı üzerine yıkınca
Saheeh InternationalAnd when they had both submitted and he put him down upon his forehead
Ali BulaçBiz ona: “Ey İbrahim” diye seslendik
Süleyman AteşBiz ona: "İbrahim!" diye ünledik
Saheeh InternationalWe called to him, "O Abraham
Ali Bulaç“Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.”
Süleyman AteşSen rüyayı doğruladın, işte biz, güzel davrananları böyle mükafatlandırırız
Saheeh InternationalYou have fulfilled the vision." Indeed, We thus reward the doers of good
Ali BulaçDoğrusu bu, apaçık bir imtihandı
Süleyman AteşGerçekten bu, apaçık bir sınav idi
Saheeh InternationalIndeed, this was the clear trial
Ali BulaçVe ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik
Süleyman AteşVe fidye olarak ona büyük bir kurbanlık verdik
Saheeh InternationalAnd We ransomed him with a great sacrifice
Ali BulaçSonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık
Süleyman AteşSonra gelenler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık
Saheeh InternationalAnd We left for him [favorable mention] among later generations
Ali Bulaçİbrahim’e selam olsun
Süleyman Ateş(İleride gelecek nesiller): "İbrahim'e selam olsun!" (diyeceklerdi)
Saheeh InternationalPeace upon Abraham
Ali BulaçBiz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz
Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız
Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good
Ali BulaçŞüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandır
Süleyman AteşÇünkü o bizim mü'min kullarımızdandı
Saheeh InternationalIndeed, he was of Our believing servants
Ali BulaçBiz ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak’ı da müjdeledik
Süleyman AteşBiz ona İshak'ı, iyilerden bir peygamber olarak müjdeledik
Saheeh InternationalAnd We gave him good tidings of Isaac, a prophet from among the righteous
Ali BulaçOna ve İshak’a bereketler verdik. İkisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan) da var, açıkça kendi nefsine zulmeden de
Süleyman AteşKendisine de, İshak'a da bereketler verdik. Onların neslinden (gelenler arasında) iyi hareket eden de var, açıkça kendisine zulmeden de
Saheeh InternationalAnd We blessed him and Isaac. But among their descendants is the doer of good and the clearly unjust to himself
Ali BulaçAndolsun, Biz Musa’ya ve Harun’a lütufta bulunduk
Süleyman AteşAndolsun Musa'ya ve Harun'a da lutuflarda bulunduk
Saheeh InternationalAnd We did certainly confer favor upon Moses and Aaron
Ali BulaçOnları ve kavimlerini o büyük üzüntüden kurtardık
Süleyman AteşOnları ve kavimlerini büyük sıkıntıdan kurtardık
Saheeh InternationalAnd We saved them and their people from the great affliction
Ali BulaçOnlara yardım ettik, böylece üstün gelenler oldular
Süleyman AteşOnlara yardım ettik de üstün gelenler kendileri oldular
Saheeh InternationalAnd We supported them so it was they who overcame
Ali BulaçVe ikisine anlatımı-açık kitabı verdik
Süleyman AteşOnlara açık ifadeli Kitabı verdik
Saheeh InternationalAnd We gave them the explicit Scripture
Ali BulaçOnları dosdoğru yola yöneltip-ilettik
Süleyman AteşVe onları doğru yola ilettik
Saheeh InternationalAnd We guided them on the straight path
Ali BulaçSonra gelenler arasında da ikisine (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık
Süleyman AteşVe sonra gelenler arasında onlara (iyi bir ün) bıraktık
Saheeh InternationalAnd We left for them [favorable mention] among later generations
Ali BulaçMusa’ya ve Harun’a selam olsun
Süleyman Ateş(Hep): "Musa'ya ve Harun'a selam olsun!" (diyeceklerdi)
Saheeh InternationalPeace upon Moses and Aaron
Ali BulaçŞüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz
Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız
Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good
Ali BulaçŞüphesiz ikisi, Bizim mü’min olan kullarımızdandılar
Süleyman AteşÇünkü ikisi de bizim inanan kullarımızdandı
Saheeh InternationalIndeed, they were of Our believing servants
Ali BulaçGerçekten İlyas da, gönderilmiş (peygamber)lerdendi
Süleyman Ateşİlyas da elçilerdendi
Saheeh InternationalAnd indeed, Elias was from among the messengers
Ali BulaçHani kendi kavmine demişti ki: “Siz korkup sakınmaz mısınız?”
Süleyman AteşKavmine demişti ki: "(Allah'ın azabından) Korunmaz mısınız
Saheeh InternationalWhen he said to his people, "Will you not fear Allah
Ali Bulaç“Siz Ba’le tapıp da Yaratıcıların en güzeli (olan Allah’ı) mı bırakıyorsunuz?”
Süleyman AteşBa'l'e yalvarıyorsunuz da, bırakıyor musunuz, yaratıcıların en güzelini
Saheeh InternationalDo you call upon Ba'l and leave the best of creators
Ali Bulaç“Allah ki, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.”
Süleyman AteşSizin Rabbiniz ve önceki atalarınızın Rabbi olan Allah'ı
Saheeh InternationalAllah, your Lord and the Lord of your first forefathers
Ali BulaçFakat onu yalanladılar; bundan dolayı gerçekten onlar, (azap için getirilip) hazır bulundurulacak olanlardır
Süleyman AteşOnu yalanladılar, bundan dolayı onlar (azaba) getirileceklerdir
Saheeh InternationalAnd they denied him, so indeed, they will be brought [for punishment]
Ali BulaçAncak, muhlis olan kullar başka
Süleyman AteşYalnız Allah'ın halis kulları azab dışındadırlar
Saheeh InternationalExcept the chosen servants of Allah
Ali BulaçSonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık
Süleyman AteşBiz, sonra gelenler arasında ona (İlyas'a da iyi bir ün) bıraktık
Saheeh InternationalAnd We left for him [favorable mention] among later generations
Ali Bulaçİlyas’a selam olsun
Süleyman Ateşİlyas'a selam olsun
Saheeh InternationalPeace upon Elias
Ali BulaçŞüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz
Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız
Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good
Ali BulaçŞüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandı
Süleyman AteşÇünkü o bizim mü'min kullarımızdandı
Saheeh InternationalIndeed, he was of Our believing servants
Ali BulaçGerçekten Lût da gönderilmiş (elçi)lerdendi
Süleyman AteşLut da gönderilen elçilerdendi
Saheeh InternationalAnd indeed, Lot was among the messengers
Ali BulaçHani Biz onu ve ailesini topluca kurtarmıştık
Süleyman AteşOnu ve ailesini kurtardık
Saheeh International[So mention] when We saved him and his family, all
Ali BulaçGeride bırakılanlar arasında bir yaşlı kadın dışında
Süleyman AteşYalnız (azabda) kalacaklar arasında bulunan acuze bir kadın hariç
Saheeh InternationalExcept his wife among those who remained [with the evildoers]
Ali BulaçSonra geride kalanları yerle bir ettik
Süleyman AteşSonra ötekileri kırdık (geçirdik)
Saheeh InternationalThen We destroyed the others
Ali BulaçSiz onların üstünden muhakkak geçip gidiyorsunuz; sabah vakti
Süleyman AteşSiz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz; sabahleyin
Saheeh InternationalAnd indeed, you pass by them in the morning
Ali BulaçVe geceleyin. Yine de akıllanmayacak mısınız
Süleyman AteşVe geceleyin. Düşünmüyor musunuz
Saheeh InternationalAnd at night. Then will you not use reason
Ali BulaçŞüphesiz Yunus da gönderilmiş (elçi)lerdendi
Süleyman AteşYunus da gönderilen elçilerdendi
Saheeh InternationalAnd indeed, Jonah was among the messengers
Ali BulaçHani o, dolu bir gemiye kaçmıştı
Süleyman AteşDolu gemiye kaçmıştı
Saheeh International[Mention] when he ran away to the laden ship
Ali BulaçBöylece kur’aya katılmıştı da, kaybedenlerden olmuştu
Süleyman Ateş(Yükü fazla oluğundan gemi taşıyamamış, yolculardan birini denize atmak gerekmişti. Birini atmak üzere gemidekilerle) Kur'a çekti. (Yunus) Yenilenlerden oldu. (Kur'a kendisine isabet etti)
Saheeh InternationalAnd he drew lots and was among the losers
Ali BulaçDerken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı
Süleyman Ateş(Yunus, Rabbinden izinsiz olarak kavminden ayrıldığı için) Kendi kendisini kınarken (denize attılar) balık onu yuttu
Saheeh InternationalThen the fish swallowed him, while he was blameworthy
Ali BulaçEğer (Allah’ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı
Süleyman AteşEğer tesbih edenlerden olmasaydı
Saheeh InternationalAnd had he not been of those who exalt Allah
Ali BulaçOnun karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı
Süleyman Ateş(İnsanların) Yeniden diriltilecekleri güne kadar balığın karnında kalırdı
Saheeh InternationalHe would have remained inside its belly until the Day they are resurrected
Ali BulaçSonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere (sahile) attık
Süleyman Ateş(Ama balığın karnında bizi andı, tesbih etti, biz de) Onu hasta bir halde ağaçsız, çıplak bir yere attık
Saheeh InternationalBut We threw him onto the open shore while he was ill
Ali BulaçVe üzerine, sık-geniş yaprakla (kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik
Süleyman AteşVe üzerine (gölge yapması için) Bir asma kabak ağacı bitirdik
Saheeh InternationalAnd We caused to grow over him a gourd vine
Ali BulaçOnu yüzbin veya (sayısı) daha da artan (bir topluluk)a (peygamber olarak) gönderdik
Süleyman AteşVe onu yüz bin insana, ya da daha fazla olanlara elçi gönderdik
Saheeh InternationalAnd We sent him to [his people of] a hundred thousand or more
Ali BulaçSonunda ona iman ettiler, Biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık
Süleyman Ateşİnandılar, biz de onları bir süreye kadar geçindirdik
Saheeh InternationalAnd they believed, so We gave them enjoyment [of life] for a time
Ali BulaçŞimdi sen onlara sor: -Kızlar senin Rabbinin, erkek çocuklar onların mı
Süleyman AteşŞimdi onlara sor: Rabbine kızlar, onlara da oğlanlar mı
Saheeh InternationalSo inquire of them, [O Muhammad], "Does your Lord have daughters while they have sons
Ali BulaçYoksa onlar, şahidlik etmekteyken Biz melekleri dişiler olarak mı yarattık
Süleyman AteşYoksa biz melekleri, onların gözleri önünde dişi mi yarattık (ki meleklerin dişi olduğunu söylüyorlar)
Saheeh InternationalOr did We create the angels as females while they were witnesses
Ali BulaçDikkat edin; gerçekten onlar, düzdükleri yalanlardan dolayı derler ki
Süleyman Ateşİyi bilin, onlar iftiraları yüzünden diyorlar ki
Saheeh InternationalUnquestionably, it is out of their [invented] falsehood that they say
Ali Bulaç“Allah doğurdu.” Onlar, hiç şüphesiz, muhakkak yalan söyleyenlerdir
Süleyman AteşAllah doğurdu. Onlar elbette yalancıdırlar
Saheeh InternationalAllah has begotten," and indeed, they are liars
Ali Bulaç(Allah,) Kızları, erkek çocuklara tercih mi etmiş
Süleyman Ateş(Allah) Kızları seçip oğlanlara tercih mi etmiş
Saheeh InternationalHas He chosen daughters over sons
Ali BulaçSize ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz
Süleyman AteşSize ne oldu, nasıl hüküm veriyorsunuz
Saheeh InternationalWhat is [wrong] with you? How do you make judgement
Ali BulaçHiç mi öğüt alıp-düşünmüyorsunuz
Süleyman AteşHiç mi düşünmüyorsunuz
Saheeh InternationalThen will you not be reminded
Ali BulaçYoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var
Süleyman AteşYoksa sizin, (meleklerin, Allah'ın kızları oldukları hakkında) açık bir deliliniz mi var
Saheeh InternationalOr do you have a clear authority
Ali BulaçEğer doğru söylüyorsanız, öyleyse getirin kitabınızı
Süleyman AteşEğer doğru iseniz Kitabınızı getirin
Saheeh InternationalThen produce your scripture, if you should be truthful
Ali BulaçOnlar, Kendisi'yle (Allah ile) cinler arasında bir soy-bağı kurdular. Oysa andolsun, cinler de onların gerçekten (azap için getirilip) hazır bulundurulacaklarını bilmişlerdir
Süleyman AteşAllah ile cinler arasında bir nesep, (bir soy bağlantısı) uydurdular. Oysa cinler de kendilerinin (yüce divana) getirileceklerini bilmişlerdir
Saheeh InternationalAnd they have claimed between Him and the jinn a lineage, but the jinn have already known that they [who made such claims] will be brought to [punishment]
Ali BulaçOnların nitelendirdiklerinden Allah Yücedir
Süleyman AteşHaşa Allah, onların taktıkları sıfatlardan (münezzehtir), yücedir
Saheeh InternationalExalted is Allah above what they describe
Ali BulaçAncak muhlis olan kullar başka
Süleyman AteşFakat Allah'ın temiz kulları hariç (onlar azaba sokulmayacaklardır)
Saheeh InternationalExcept the chosen servants of Allah [who do not share in that sin]
Ali BulaçArtık siz de, tapmakta olduklarınız da
Süleyman Ateş(Ey inkarcılar) Ne siz, ne de taptıklarınız
Saheeh InternationalSo indeed, you [disbelievers] and whatever you worship
Ali BulaçO’na karşı kimseyi fitneye sürükleyecek değilsiniz
Süleyman AteşKandırıp Allah'ın yolundan çıkaramazsınız
Saheeh InternationalYou cannot tempt [anyone] away from Him
Ali BulaçAncak kendisi çılgınca yanan ateşe girecek olan başka (onu sürüklersiniz)
Süleyman AteşCehenneme girecek olandan başkasını
Saheeh InternationalExcept he who is to [enter and] burn in the Hellfire
Ali Bulaç(Melekler der ki:) “Bizden her birimiz için belli bir makam vardır.”
Süleyman AteşBizden herkesin belli bir makamı vardır
Saheeh International[The angels say], "There is not among us any except that he has a known position
Ali Bulaç“Biziz, o saflar halinde dizilmiş olanlar, gerçekten biziz.”
Süleyman AteşBiziz, o saf saf dizilenler, biz
Saheeh InternationalAnd indeed, we are those who line up [for prayer]
Ali Bulaç“Biziz, o tesbih edenler de, gerçekten biziz.”
Süleyman AteşBiziz, o tesbih edenler, biz
Saheeh InternationalAnd indeed, we are those who exalt Allah
Ali BulaçOnlar (putatapıcılar), her ne kadar şöyle diyor idiyseler de
Süleyman AteşGerçi o(ortakkoşa)nlar şöyle diyorlardı
Saheeh InternationalAnd indeed, the disbelievers used to say
Ali Bulaç”Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı.”
Süleyman AteşEğer yanımızda öncekiler(e gelen Kitap'lar)dan bir uyarı olsaydı
Saheeh InternationalIf we had a message from [those of] the former peoples
Ali Bulaç“Gerçekten bizler de, Allah’ın muhlis olan kullarından olurduk.”
Süleyman AteşElbette biz, Allah'ın halis kulları olurduk
Saheeh InternationalWe would have been the chosen servants of Allah
Ali BulaçFakat (kitap gelince) onu tanımayıp-küfrettiler; yakında bileceklerdir
Süleyman AteşAma o uyarıyı inkar ettiler, yakında (inkar etmelerinin sonunun nasıl olacağını) bileceklerdir
Saheeh InternationalBut they disbelieved in it, so they are going to know
Ali BulaçAndolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir
Süleyman AteşGönderilen elçi kullarımıza şu sözümüz geçmişti
Saheeh InternationalAnd Our word has already preceded for Our servants, the messengers
Ali BulaçGerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır
Süleyman AteşMutlaka zafere ulaştırılanlar kendileri olacaktır
Saheeh International[That] indeed, they would be those given victory
Ali BulaçVe hiç şüphesiz; Bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır
Süleyman AteşVe galip gelenler, mutlaka bizim ordumuz olacaktır
Saheeh InternationalAnd [that] indeed, Our soldiers will be those who overcome
Ali BulaçÖyleyse sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir
Süleyman AteşBir süreye kadar onlardan dön (onların sözlerine aldırış etme)
Saheeh InternationalSo, [O Muhammad], leave them for a time
Ali BulaçVe onları seyret; (azabı) yakında göreceklerdir
Süleyman AteşOnları gözetle. Yakında (başlarına neler geleceğini) göreceklerdir
Saheeh InternationalAnd see [what will befall] them, for they are going to see
Ali BulaçŞimdi onlar, Bizim azabımızı mı acele istiyorlar
Süleyman AteşBizim azabımızı mı acele istiyorlar
Saheeh InternationalThen for Our punishment are they impatient
Ali BulaçFakat (azap) onların sahasına indiği zaman uyarılıp-korkutulanların sabahı ne kötü olur
Süleyman AteşFakat o azab yurtlarına indiği zaman uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur
Saheeh InternationalBut when it descends in their territory, then evil is the morning of those who were warned
Ali BulaçSen bir süreye kadar onlardan yüz çevir
Süleyman AteşBir süreye kadar onları kendi hallerine bırak
Saheeh InternationalAnd leave them for a time
Ali BulaçVe seyret; (azabı) yakında göreceklerdir
Süleyman AteşVe (bekle de) gör, onlar da göreceklerdir
Saheeh InternationalAnd see, for they are going to see
Ali BulaçÜstünlük ve güç (izzet) sahibi olan senin Rabbin, onların nitelendirdiklerinden Yücedir
Süleyman AteşKudret ve şeref sahibi Rabbin, onların nitelendirmelerinden yücedir
Saheeh InternationalExalted is your Lord, the Lord of might, above what they describe
Ali BulaçGönderilmiş (peygamber)lere selam olsun
Süleyman AteşSelam, gönderilen elçilere
Saheeh InternationalAnd peace upon the messengers
Ali BulaçVe alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun
Süleyman AteşHamd, alemlerin Rabbi Allah'a
Saheeh InternationalAnd praise to Allah, Lord of the worlds