☪ Anlam Arayışı

37. As-Saaffaat سُورَةُ الصَّافَّاتِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri

● Med● Kalkale● Ğunne● İhfâ● İdğâm (ğunneli)● İdğâm (ğunnesiz)● İklâb● Okunmayan harf

Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
37:1
وَٱلصَّـٰٓفَّـٰتِ صَفًّا

Ali BulaçSaflar halinde dizilenlere andolsun

Süleyman AteşAndolsun o sıra sıra dizilenlere

Saheeh InternationalBy those [angels] lined up in rows

37:2
فَٱلزَّٲجِرَٲتِ زَجْرًا

Ali BulaçHaykırıp sürükleyenlere

Süleyman AteşBağırıp sürenlere

Saheeh InternationalAnd those who drive [the clouds]

37:3
فَٱلتَّـٰلِيَـٰتِ ذِكْرًا

Ali BulaçZikir okuyanlara

Süleyman AteşZikir okuyanlara

Saheeh InternationalAnd those who recite the message

37:4
إِنَّ إِلَـٰهَكُمْ لَوَٲحِدٌ

Ali BulaçTartışmasız, sizin İlahınız gerçekten birdir

Süleyman AteşKi Tanrınız, birdir

Saheeh InternationalIndeed, your God is One

37:5
رَّبُّ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَـٰرِقِ

Ali BulaçGöklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir, doğuların da Rabbidir

Süleyman AteşGöklerin, yerin ve bunlar arasında bulunanların Rabbi, doğuların da Rabbidir

Saheeh InternationalLord of the heavens and the earth and that between them and Lord of the sunrises

37:6 📚 2
إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ

Ali BulaçŞüphesiz Biz dünya göğünü 'çekici bir süsle', yıldızlarla süsleyip-donattık

Süleyman AteşBiz en yakın göğü bir zinetle, yıldızlarla süsledik

Saheeh InternationalIndeed, We have adorned the nearest heaven with an adornment of stars

37:7
وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَـٰنٍ مَّارِدٍ

Ali BulaçVe itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk

Süleyman AteşVe (onu) ita'at dışına çıkan her türlü şeytandan koruduk

Saheeh InternationalAnd as protection against every rebellious devil

37:8 📚 1
لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ

Ali BulaçKi onlar, Mele'i A'la'ya kulak verip dinleyemezler, her yandan kovulup atılırlar

Süleyman AteşO (şeyta)nlar mele-i A'layı (yüce melekler topluluğunu) dinleyemezler; her yandan kendilerine (ışınlar) atılır

Saheeh International[So] they may not listen to the exalted assembly [of angels] and are pelted from every side

37:9
دُحُورًا‌ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ

Ali BulaçUzaklaştırılırlar. Onlara kesintisiz bir azap vardır

Süleyman AteşKovulurlar. Onlar için sürekli bir azab vardır

Saheeh InternationalRepelled; and for them is a constant punishment

37:10 📚 1
إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ ثَاقِبٌ

Ali BulaçAncak (sözü hırsızlama) çalıp-kapan olursa, artık onu da delip geçen 'yakıcı bir alev' izler (ve yok eder)

Süleyman AteşYalnız (yüce topluluktan) bir söz kapan olursa, onu da delici bir şihab (ışın)izler

Saheeh InternationalExcept one who snatches [some words] by theft, but they are pursued by a burning flame, piercing [in brightness]

37:11 📚 2
فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآ‌ۚ إِنَّا خَلَقْنَـٰهُم مِّن طِينٍ لَّازِبِۭ

Ali BulaçŞimdi onlara sor: Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa Bizim yarattıklarımız mı? Doğrusu Biz onları, cıvık-yapışkan bir çamurdan yarattık

Süleyman AteşŞimdi onlara sor: Yaratılış bakımından kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı? Biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık

Saheeh InternationalThen inquire of them, [O Muhammad], "Are they a stronger [or more difficult] creation or those [others] We have created?" Indeed, We created men from sticky clay

37:12 📚 2
بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ

Ali BulaçHayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar

Süleyman AteşHayır sen (bu muhteşem kudrete) hayran kaldın; onlarsa (seninle) alay ediyorlar

Saheeh InternationalBut you wonder, while they mock

37:13
وَإِذَا ذُكِّرُواْ لَا يَذْكُرُونَ

Ali BulaçKendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar

Süleyman AteşKendilerine öğüt verilse öğüt almıyorlar

Saheeh InternationalAnd when they are reminded, they remember not

37:14
وَإِذَا رَأَوْاْ ءَايَةً يَسْتَسْخِرُونَ

Ali BulaçBir ayet (mucize) gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar

Süleyman AteşBir mu'cize görseler, alay ediyorlar

Saheeh InternationalAnd when they see a sign, they ridicule

37:15
وَقَالُوٓاْ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ

Ali BulaçBu, açıkça bir büyüden başkası değildir" dediler

Süleyman AteşBu apaçık bir büyüden başka bir şey değildir. diyorlar

Saheeh InternationalAnd say, "This is not but obvious magic

37:16
أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

Ali BulaçBiz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz

Süleyman AteşYani biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz mi diriltilecek mişiz

Saheeh InternationalWhen we have died and become dust and bones, are we indeed to be resurrected

37:17
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ

Ali BulaçVeya önceki atalarımız da mı

Süleyman AteşEvvelki atalarımız da mı

Saheeh InternationalAnd our forefathers [as well]

37:18
قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٲخِرُونَ

Ali BulaçDe ki: "Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz).”

Süleyman AteşDe ki: "Evet siz aşağılanarak (diriltileceksiniz)

Saheeh InternationalSay, "Yes, and you will be [rendered] contemptible

37:19
فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٲحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ

Ali Bulaçİşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir; artık kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp duruyorlar

Süleyman AteşO (iş) sadece korkunç bir sesten ibarettir: Hemen onlar (diriltilmiş olarak) bakıyorlardır

Saheeh InternationalIt will be only one shout, and at once they will be observing

37:20
وَقَالُواْ يَـٰوَيْلَنَا هَـٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ

Ali BulaçDerler ki: "Eyvahlar bize; bu, din günüdür

Süleyman AteşVah bize, bu ceza günüdür! dediler

Saheeh InternationalThey will say, "O woe to us! This is the Day of Recompense

37:21
هَـٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ

Ali BulaçBu, sizin yalanladığınız (mü'mini kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür

Süleyman AteşBu, yalanlamakta olduğunuz hüküm günüdür

Saheeh International[They will be told], "This is the Day of Judgement which you used to deny

37:22
۞ ٱحْشُرُواْ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ وَأَزْوَٲجَهُمْ وَمَا كَانُواْ يَعْبُدُونَ

Ali BulaçZulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını biraraya getirip toplayın

Süleyman Ateş(Yüce Allah meleklerine emreder): "Toplayın o zalimleri, onların eşlerini ve taptıklarını

Saheeh International[The angels will be ordered], "Gather those who committed wrong, their kinds, and what they used to worship

37:23
مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٲطِ ٱلْجَحِيمِ

Ali BulaçAllah'tan başka (taptıklarını); artık onları cehennemin yoluna yöneltip götürün

Süleyman AteşAllah'tan başka. Onları cehennemin yoluna götürün

Saheeh InternationalOther than Allah, and guide them to the path of Hellfire

37:24
وَقِفُوهُمْ‌ۖ إِنَّهُم مَّسْــُٔولُونَ

Ali BulaçVe onları durdurup-tutuklayın, çünkü sorguya çekileceklerdir

Süleyman AteşDurdurun onları, çünkü onlar sorguya çekileceklerdir

Saheeh InternationalAnd stop them; indeed, they are to be questioned

37:25 📚 1
مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ

Ali Bulaç(Onlara seslenilir:) "Ne oluyor size, birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz

Süleyman AteşSize ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz

Saheeh International[They will be asked], "What is [wrong] with you? Why do you not help each other

37:26
بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ

Ali BulaçHayır, bugün onlar teslim olmuşlardır

Süleyman Ateş(Başları öne eğik, utançtan yüzleri kızarmış. Cevap verecek durumda değillerdir). Hayır, onlar o gün teslim olmuşlardır

Saheeh InternationalBut they, that Day, are in surrender

37:27 📚 3
وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ

Ali BulaçKimi kimine yönelmiş olarak birbirlerine soruyorlar

Süleyman AteşBirbirlerine döndüler, soruyorlar

Saheeh InternationalAnd they will approach one another blaming each other

37:28
قَالُوٓاْ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ

Ali BulaçGerçekten sizler bize sağdan (sağ duyudan ve haktan) yana gelip yanaşıyordunuz." derler

Süleyman Ateş(Uyanlar, uydukları adamlara) Dediler ki: "Siz bize sağdan gelir(güvendiğimiz yandan bize sokulup vesvese verir)diniz

Saheeh InternationalThey will say, "Indeed, you used to come at us from the right

37:29
قَالُواْ بَل لَّمْ تَكُونُواْ مُؤْمِنِينَ

Ali Bulaç(Diğerleri de:) "Hayır" derler. "Zaten sizler mü'min kimseler değildiniz

Süleyman Ateş(Ötekiler de): "Hayır, dediler, zaten siz kendiniz inanan insanlar değildiniz

Saheeh InternationalThe oppressors will say, "Rather, you [yourselves] were not believers

37:30
وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَـٰنِۭ‌ۖ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًا طَـٰغِينَ

Ali BulaçBizim üzerinizde zorlayıcı hiçbir gücümüz yoktu; hayır siz (kendiniz) azgın bir kavimdiniz

Süleyman AteşBizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Siz kendiniz azgın bir toplum idiniz

Saheeh InternationalAnd we had over you no authority, but you were a transgressing people

37:31
فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ‌ۖ إِنَّا لَذَآئِقُونَ

Ali BulaçBöylece Rabbimiz'in sözü (yıkım ve azap va'di) üzerimize hak oldu. Şüphesiz, (azabı) tadıcılarız

Süleyman AteşArtık Rabbimizin sözü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezayı mutlaka) tadacağız

Saheeh InternationalSo the word of our Lord has come into effect upon us; indeed, we will taste [punishment]

37:32
فَأَغْوَيْنَـٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَـٰوِينَ

Ali BulaçEvet, sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik

Süleyman AteşSizi azdırdık, çünkü biz kendimiz azmıştık(siz de bize uyunca azmış oldunuz)

Saheeh InternationalAnd we led you to deviation; indeed, we were deviators

37:33
فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ

Ali BulaçArtık o gün onlar azapta ortaktırlar

Süleyman AteşO gün onlar azab (çekme)de ortaktırlar

Saheeh InternationalSo indeed they, that Day, will be sharing in the punishment

37:34
إِنَّا كَذَٲلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ

Ali BulaçDoğrusu Biz, suçlu-günahkarlara böyle yaparız

Süleyman Ateşİşte biz, suçlulara böyle yaparız

Saheeh InternationalIndeed, that is how We deal with the criminals

37:35 📚 1
إِنَّهُمْ كَانُوٓاْ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ

Ali BulaçÇünkü onlara: "Allah'tan başka İlah yoktur" denildiği zaman, büyüklük taslarlardı

Süleyman AteşÇünkü onlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur!" dendiği zaman büyüklük taslarlardı

Saheeh InternationalIndeed they, when it was said to them, "There is no deity but Allah," were arrogant

37:36
وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓاْ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَّجْنُونِۭ

Ali BulaçVe derlerdi ki: "Biz, ünlenmiş bir şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz

Süleyman AteşCinlenmiş bir şair için biz tanrılarımızı mı terk edeceğiz? derlerdi

Saheeh InternationalAnd were saying, "Are we to leave our gods for a mad poet

37:37
بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ

Ali BulaçHayır, o, hakkı getirmiş ve gönderilen (elçi)leri de doğrulamıştı

Süleyman AteşHayır, o (ne şairdi, ne mecnun. O) gerçeği getirmiş ve elçileri de doğrulamıştı

Saheeh InternationalRather, the Prophet has come with the truth and confirmed the [previous] messengers

37:38
إِنَّكُمْ لَذَآئِقُواْ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ

Ali BulaçŞüphesiz, siz, acı azabı tadıcılarsınız

Süleyman AteşSiz acı azabı tadacaksınız

Saheeh InternationalIndeed, you [disbelievers] will be tasters of the painful punishment

37:39
وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

Ali BulaçYaptıklarınızdan başkasıyla cezalandırılmayacaksınız

Süleyman AteşSadece yaptığınız (işler)le cezalanıyorsunuz

Saheeh InternationalAnd you will not be recompensed except for what you used to do

37:40 📚 1
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

Ali BulaçAncak muhlis olan kullar başka

Süleyman AteşAncak Allah'ın halis kulları bu cezanın dışındadır

Saheeh InternationalBut not the chosen servants of Allah

37:41
أُوْلَـٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَّعْلُومٌ

Ali Bulaçİşte onlar; onlar için bilinen bir rızık vardır

Süleyman AteşOnlar için bilinen bir rızık vardır

Saheeh InternationalThose will have a provision determined

37:42
فَوَٲكِهُ‌ۖ وَهُم مُّكْرَمُونَ

Ali BulaçÇeşitli-meyveler. Onlar ikram görenlerdir

Süleyman Ateş(Türlü türlü) Meyvalar. Ve onlar ağırlanırlar

Saheeh InternationalFruits; and they will be honored

37:43
فِى جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ

Ali BulaçNimetlerle donatılmış (naim) cennetlerde

Süleyman AteşNi'met cennetlerinde

Saheeh InternationalIn gardens of pleasure

37:44
عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَـٰبِلِينَ

Ali BulaçBirbirlerine karşı, tahtlar üzerinde (otururlar)

Süleyman AteşTahtlar üzerinde, karşılıklı otururlar

Saheeh InternationalOn thrones facing one another

37:45
يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍ مِّن مَّعِينِۭ

Ali BulaçKaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır

Süleyman AteşÖnlerinde akan kaynaktan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır

Saheeh InternationalThere will be circulated among them a cup [of wine] from a flowing spring

37:46
بَيْضَآءَ لَذَّةٍ لِّلشَّـٰرِبِينَ

Ali BulaçBembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki)

Süleyman AteşBerrak, içenlere lezzet veren bir içki

Saheeh InternationalWhite and delicious to the drinkers

37:47 📚 1
لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ

Ali BulaçOnda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden geçip, akılları çelinir

Süleyman AteşOnda ne sersemletme var, ne onunla sarhoş olurlar

Saheeh InternationalNo bad effect is there in it, nor from it will they be intoxicated

37:48
وَعِندَهُمْ قَـٰصِرَٲتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌ

Ali BulaçVe yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır

Süleyman AteşYanlarında da, yalnız kendilerine göz dikmiş iri gözlü eşler vardır

Saheeh InternationalAnd with them will be women limiting [their] glances, with large, [beautiful] eyes

37:49 📚 3
كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَّكْنُونٌ

Ali BulaçSanki onlar, saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz)

Süleyman AteşSaklı yumurta gibi bembeyaz eşler

Saheeh InternationalAs if they were [delicate] eggs, well-protected

37:50
فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ

Ali BulaçBöyleyken, kimi kimine yönelmiş olarak, birbirlerine soruyorlar

Süleyman AteşBunlar birbirine dönmüş soruyorlar

Saheeh InternationalAnd they will approach one another, inquiring of each other

37:51
قَالَ قَآئِلٌ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌ

Ali BulaçBir sözcü der ki: "Benim bir yakınım vardı

Süleyman AteşOnlardan bir sözcü: "Benim, dedi, bir arkadaşım vardı

Saheeh InternationalA speaker among them will say, "Indeed, I had a companion [on earth]

37:52
يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُصَدِّقِينَ

Ali BulaçDerdi ki: Sen de gerçekten (dirilişi) doğrulayanlardan mısın

Süleyman AteşDerdi ki: 'Sen doğrulayanlardan mısın

Saheeh InternationalWho would say, 'Are you indeed of those who believe

37:53
أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ

Ali BulaçBizler öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya çekilecekmişiz

Süleyman AteşBiz ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz mi (diriltilip yaptığımız işlere göre) cezalanacağız

Saheeh InternationalThat when we have died and become dust and bones, we will indeed be recompensed

37:54
قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ

Ali Bulaç(Konuşan yanındakilere) Der ki: "Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz

Süleyman Ateş(Sonra yanındakilere): "Bakar mısınız?" dedi

Saheeh InternationalHe will say, "Would you [care to] look

37:55
فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ

Ali BulaçDerken, bakıverdi, onu 'çılgınca yanan ateşin' tam ortasında gördü

Süleyman AteşBaktı onu cehennemin ortasında gördü

Saheeh InternationalAnd he will look and see him in the midst of the Hellfire

37:56
قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرْدِينِ

Ali BulaçDedi ki: "Andolsun Allah'a, neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin

Süleyman AteşTallahi, dedi, sen az daha beni de alçaltacaktın

Saheeh InternationalHe will say, "By Allah, you almost ruined me

37:57 📚 1
وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ

Ali BulaçEğer Rabbimin nimeti olmasaydı, muhakkak ben de (azap yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım

Süleyman AteşRabbimin ni'meti olmasaydı, şimdi ben de (oraya) getirilenlerden olurdum

Saheeh InternationalIf not for the favor of my Lord, I would have been of those brought in [to Hell]

37:58
أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ

Ali BulaçNasıl, biz ölecek olanlar değil miymişiz

Süleyman AteşBiz bir daha ölmeyecek miyiz der

Saheeh InternationalThen, are we not to die

37:59
إِلَّا مَوْتَتَنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

Ali BulaçYalnızca birinci ölümümüzden başka (öyle mi)? Ve biz azaba uğratılacak olanlar değil miymişiz

Süleyman AteşYalnız ilk ölümümüz, başka ölüm yok ve biz azaba da uğratılmayacağız ha

Saheeh InternationalExcept for our first death, and we will not be punished

37:60
إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ

Ali BulaçŞüphesiz, bu, asıl büyük 'kurtuluş ve mutluluğun' ta kendisidir

Süleyman AteşGerçekten büyük başarı ve mutluluk budur

Saheeh InternationalIndeed, this is the great attainment

37:61
لِمِثْلِ هَـٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَـٰمِلُونَ

Ali BulaçBöylece çalışanlar da bunun bir benzeri için çalışmalıdır

Süleyman AteşÇalışanlar bunun için çalışsınlar

Saheeh InternationalFor the like of this let the workers [on earth] work

37:62
أَذَٲلِكَ خَيْرٌ نُّزُلاً أَمْ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ

Ali BulaçNasıl, böyle bir konaklanma mı daha hayırlı yoksa zakkum ağacı mı

Süleyman Ateş(Nasıl) Ağırlanmak için bu mu hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı

Saheeh InternationalIs Paradise a better accommodation or the tree of zaqqum

37:63
إِنَّا جَعَلْنَـٰهَا فِتْنَةً لِّلظَّـٰلِمِينَ

Ali BulaçDoğrusu Biz, onu kafirler için bir fitne (bir imtihan konusu) kıldık

Süleyman AteşBiz onu zalimler için bir fitne (sınav) yaptık

Saheeh InternationalIndeed, We have made it a torment for the wrongdoers

37:64 📚 1
إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِىٓ أَصْلِ ٱلْجَحِيمِ

Ali BulaçŞüphesiz o, ‘çılgınca yanan ateşin’ dibinde bitip çıkar

Süleyman AteşO, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır

Saheeh InternationalIndeed, it is a tree issuing from the bottom of the Hellfire

37:65
طَلْعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَـٰطِينِ

Ali BulaçOnun tomurcukları, şeytanların başları gibidir

Süleyman AteşTomurcukları, şeytanların başları gibidir

Saheeh InternationalIts emerging fruit as if it was heads of the devils

37:66
فَإِنَّهُمْ لَأَكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِــُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ

Ali BulaçArtık gerçekten, ondan yiyecekler böylelikle karınlarını ondan dolduracaklar

Süleyman AteşOnlar ondan yiyecekler ve karınlarını onunla dolduracaklardır

Saheeh InternationalAnd indeed, they will eat from it and fill with it their bellies

37:67
ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِّنْ حَمِيمٍ

Ali BulaçSonra kendileri için onun üzerinde kaynar su karıştırılmış bir içkileri de vardır

Süleyman AteşSonra onların, bunun üzerine kaynar su karıştırılmış bir içkileri vardır

Saheeh InternationalThen indeed, they will have after it a mixture of scalding water

37:68 📚 1
ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى ٱلْجَحِيمِ

Ali BulaçSonra onların dönecekleri yer, elbette (yine) çılgınca yanan ateştir

Süleyman AteşSonra dönecekleri yer, elbette cehennemdir

Saheeh InternationalThen indeed, their return will be to the Hellfire

37:69
إِنَّهُمْ أَلْفَوْاْ ءَابَآءَهُمْ ضَآلِّينَ

Ali BulaçÇünkü onlar, atalarını sapık kimseler olarak bulmuşlardı

Süleyman AteşÇünkü onlar babalarını sapık kimseler buldular

Saheeh InternationalIndeed they found their fathers astray

37:70
فَهُمْ عَلَىٰٓ ءَاثَـٰرِهِمْ يُهْرَعُونَ

Ali BulaçKendileri de onları izleri üzerinde koşturup-duruyorlardı

Süleyman AteşKendileri de onların izlerinde koşturuyorlar

Saheeh InternationalSo they hastened [to follow] in their footsteps

37:71
وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ ٱلْأَوَّلِينَ

Ali BulaçAndolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı

Süleyman AteşAndolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı

Saheeh InternationalAnd there had already strayed before them most of the former peoples

37:72 📚 1
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ

Ali BulaçAndolsun, Biz onlara uyarıcılar göndermiştik

Süleyman AteşBiz onların içine de uyarıcılar göndermiştik

Saheeh InternationalAnd We had already sent among them warners

37:73
فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ

Ali BulaçUyarılanların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak

Süleyman AteşBak, o uyarılanların sonu nice oldu

Saheeh InternationalThen look how was the end of those who were warned

37:74 📚 1
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

Ali BulaçAncak muhlis olan kullar başka

Süleyman AteşAncak Allah'ın halis kulları o azabın dışında kaldılar

Saheeh InternationalBut not the chosen servants of Allah

37:75
وَلَقَدْ نَادَٮٰنَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ ٱلْمُجِيبُونَ

Ali BulaçAndolsun, Nuh Bize (dua edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik

Süleyman AteşAndolsun Nuh bize yalvarmıştı da ne güzel kabul buyurmuştuk

Saheeh InternationalAnd Noah had certainly called Us, and [We are] the best of responders

37:76
وَنَجَّيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ

Ali BulaçOnu ve ailesini, o büyük üzüntüden kurtarmıştık

Süleyman AteşOnu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık

Saheeh InternationalAnd We saved him and his family from the great affliction

37:77 📚 2
وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ

Ali BulaçVe onun soyunu, (dünyada) onları da baki kıldık

Süleyman AteşYalnız onun zürriyetini kalıcılar yaptık (onlardan başka hepsini helak ettik)

Saheeh InternationalAnd We made his descendants those remaining [on the earth]

37:78 📚 2
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْأَخِرِينَ

Ali BulaçSonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık

Süleyman AteşSonra gelenler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık

Saheeh InternationalAnd left for him [favorable mention] among later generations

37:79
سَلَـٰمٌ عَلَىٰ نُوحٍ فِى ٱلْعَـٰلَمِينَ

Ali BulaçAlemler içinde selam olsun Nuh’a

Süleyman AteşAlemler içinde Nuh'a selam olsun (bütün insanlar onu esenlikle anarlar)

Saheeh InternationalPeace upon Noah among the worlds

37:80 📚 2
إِنَّا كَذَٲلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

Ali BulaçGerçekten Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz

Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız

Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good

37:81
إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

Ali BulaçŞüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandı

Süleyman AteşÇünkü o bizim, inanan kullarımızdandı

Saheeh InternationalIndeed, he was of Our believing servants

37:82
ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْأَخَرِينَ

Ali BulaçSonra diğerlerini suda boğduk

Süleyman AteşSonra ötekilerini suda boğduk

Saheeh InternationalThen We drowned the disbelievers

37:83
۞ وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبْرَٲهِيمَ

Ali BulaçDoğrusu İbrahim de onun (soyunun) bir kolundandır

Süleyman Ateşİbrahim de onun kolundan idi

Saheeh InternationalAnd indeed, among his kind was Abraham

37:84 📚 1
إِذْ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ

Ali BulaçHani o, Rabbine arınmış (selim) bir kalp ile gelmişti

Süleyman AteşZira Rabbine tertemiz bir kalb getirmişti

Saheeh InternationalWhen he came to his Lord with a sound heart

37:85
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَاذَا تَعْبُدُونَ

Ali BulaçHani babasına ve kavmine demişti ki: “Sizler neye tapıyorsunuz?”

Süleyman AteşBabasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti

Saheeh International[And] when he said to his father and his people, "What do you worship

37:86
أَئِفْكًا ءَالِهَةً دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ

Ali Bulaç“Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah’tan başka ilahlar istiyorsunuz?”

Süleyman AteşAllah'tan başka uydurma tanrılar mı istiyorsunuz

Saheeh InternationalIs it falsehood [as] gods other than Allah you desire

37:87
فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Ali Bulaç“Alemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?”

Süleyman AteşAlemlerin Rabbi hakkında zannınız nedir (ki O'na böyle ortaklar koştunuz)

Saheeh InternationalThen what is your thought about the Lord of the worlds

37:88 📚 1
فَنَظَرَ نَظْرَةً فِى ٱلنُّجُومِ

Ali BulaçSonra yıldızlara bir göz attı

Süleyman AteşYıldızlara bir göz attı

Saheeh InternationalAnd he cast a look at the stars

37:89 📚 2
فَقَالَ إِنِّى سَقِيمٌ

Ali Bulaç“Ben, doğrusu hastayım” dedi

Süleyman AteşBen hastayım, dedi

Saheeh InternationalAnd said, "Indeed, I am [about to be] ill

37:90
فَتَوَلَّوْاْ عَنْهُ مُدْبِرِينَ

Ali BulaçBöylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar

Süleyman AteşBunun üzerine arkalarını dönüp ondan kaçtılar

Saheeh InternationalSo they turned away from him, departing

37:91
فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ

Ali BulaçBunun üzerine onların ilahlarına sokulup: “Yemek yemiyor musunuz?” dedi

Süleyman AteşO da gizlice onların tanrılarına sokuldu: "Yemez misini?" dedi

Saheeh InternationalThen he turned to their gods and said, "Do you not eat

37:92 📚 1
مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ

Ali Bulaç“Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?”

Süleyman AteşNeyiniz var ki konuşmuyorsunuz

Saheeh InternationalWhat is [wrong] with you that you do not speak

37:93
فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبَۢا بِٱلْيَمِينِ

Ali BulaçDerken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi

Süleyman AteşVe gizlice üzerlerine yürüyüp sağ eliyle onlara kuvvetli bir darbe indirdi

Saheeh InternationalAnd he turned upon them a blow with [his] right hand

37:94
فَأَقْبَلُوٓاْ إِلَيْهِ يَزِفُّونَ

Ali BulaçÇok geçmeden (halkı) birbirine girmiş durumda kendisine yönelip geldiler

Süleyman Ateş(Puta, tapanlar, döndüklerinde putlarını kırılmış görünce) Hemen koşarak ona gittiler

Saheeh InternationalThen the people came toward him, hastening

37:95 📚 1
قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ

Ali BulaçDedi ki: “Yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?”

Süleyman Ateş(Elinizle) Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? dedi

Saheeh InternationalHe said, "Do you worship that which you [yourselves] carve

37:96 📚 8
وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ

Ali Bulaç“Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.”

Süleyman AteşOysa sizi de, yaptığınız(bu şeyler)i de Allah yaratmıştır

Saheeh InternationalWhile Allah created you and that which you do

37:97
قَالُواْ ٱبْنُواْ لَهُۥ بُنْيَـٰنًا فَأَلْقُوهُ فِى ٱلْجَحِيمِ

Ali BulaçDediler ki: “Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın.”

Süleyman AteşOnun için bir bina yapın da onu (o binada) ateşe atın dediler

Saheeh InternationalThey said, "Construct for him a furnace and throw him into the burning fire

37:98
فَأَرَادُواْ بِهِۦ كَيْدًا فَجَعَلْنَـٰهُمُ ٱلْأَسْفَلِينَ

Ali BulaçBöylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa Biz, onları alçaltılmışlar kıldık

Süleyman AteşOna bir tuzak kurmak istediler, biz de (onların tuzaklarını boşa çıkardık), onları alçak düşürdük

Saheeh InternationalAnd they intended for him a plan, but We made them the most debased

37:99 📚 1
وَقَالَ إِنِّى ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّى سَيَهْدِينِ

Ali Bulaç(İbrahim) Dedi ki: “Şüphesiz ben, Rabbime gidiciyim; O, beni hidayete erdirecektir.”

Süleyman Ateş(İbrahim) Dedi ki: "Ben Rabbime gideceğim, O, beni doğru yola iletecek

Saheeh InternationalAnd [then] he said, "Indeed, I will go to [where I am ordered by] my Lord; He will guide me

37:100
رَبِّ هَبْ لِى مِنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ

Ali Bulaç“Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et.”

Süleyman AteşRabbim, bana iyilerden (bir çocuk) lutfet

Saheeh InternationalMy Lord, grant me [a child] from among the righteous

37:101
فَبَشَّرْنَـٰهُ بِغُلَـٰمٍ حَلِيمٍ

Ali BulaçBiz de onu halim bir çocukla müjdeledik

Süleyman AteşOna halim bir erkek çocuk müjdeledik

Saheeh InternationalSo We gave him good tidings of a forbearing boy

37:102 📚 5
فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعْىَ قَالَ يَـٰبُنَىَّ إِنِّىٓ أَرَىٰ فِى ٱلْمَنَامِ أَنِّىٓ أَذْبَحُكَ فَٱنظُرْ مَاذَا تَرَىٰ‌ۚ قَالَ يَـٰٓأَبَتِ ٱفْعَلْ مَا تُؤْمَرُ‌ۖ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّـٰبِرِينَ

Ali BulaçBöylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): “Oğlum” dedi. “Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun.” (Oğlu İsmail) Dedi ki: “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaAllah, beni sabredenlerden bulacaksın.”

Süleyman Ateş(Çocuk) Onun yanında koşma çağına erişince (İbrahim ona): "Yavrum, dedi, ben uykuda görüyorum ki ben seni kesiyorum; (düşün) bak, ne dersin?" (Çocuk): "Babacığım, sana emredileni yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın." dedi

Saheeh InternationalAnd when he reached with him [the age of] exertion, he said, "O my son, indeed I have seen in a dream that I [must] sacrifice you, so see what you think." He said, "O my father, do as you are commanded. You will find me, if Allah wills, of the steadfast

37:103 📚 3
فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ

Ali BulaçSonunda ikisi de (Allah’ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail’i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı

Süleyman Ateşİkisi de böylece (Allah'ın emrine) teslim olup (İbrahim, kurban etmek için) çocuğu alnı üzerine yıkınca

Saheeh InternationalAnd when they had both submitted and he put him down upon his forehead

37:104
وَنَـٰدَيْنَـٰهُ أَن يَـٰٓإِبْرَٲهِيمُ

Ali BulaçBiz ona: “Ey İbrahim” diye seslendik

Süleyman AteşBiz ona: "İbrahim!" diye ünledik

Saheeh InternationalWe called to him, "O Abraham

37:105
قَدْ صَدَّقْتَ ٱلرُّءْيَآ‌ۚ إِنَّا كَذَٲلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

Ali Bulaç“Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.”

Süleyman AteşSen rüyayı doğruladın, işte biz, güzel davrananları böyle mükafatlandırırız

Saheeh InternationalYou have fulfilled the vision." Indeed, We thus reward the doers of good

37:106
إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَـٰٓؤُاْ ٱلْمُبِينُ

Ali BulaçDoğrusu bu, apaçık bir imtihandı

Süleyman AteşGerçekten bu, apaçık bir sınav idi

Saheeh InternationalIndeed, this was the clear trial

37:107
وَفَدَيْنَـٰهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ

Ali BulaçVe ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik

Süleyman AteşVe fidye olarak ona büyük bir kurbanlık verdik

Saheeh InternationalAnd We ransomed him with a great sacrifice

37:108 📚 2
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْأَخِرِينَ

Ali BulaçSonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık

Süleyman AteşSonra gelenler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık

Saheeh InternationalAnd We left for him [favorable mention] among later generations

37:109
سَلَـٰمٌ عَلَىٰٓ إِبْرَٲهِيمَ

Ali Bulaçİbrahim’e selam olsun

Süleyman Ateş(İleride gelecek nesiller): "İbrahim'e selam olsun!" (diyeceklerdi)

Saheeh InternationalPeace upon Abraham

37:110 📚 2
كَذَٲلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

Ali BulaçBiz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz

Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız

Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good

37:111
إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

Ali BulaçŞüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandır

Süleyman AteşÇünkü o bizim mü'min kullarımızdandı

Saheeh InternationalIndeed, he was of Our believing servants

37:112
وَبَشَّرْنَـٰهُ بِإِسْحَـٰقَ نَبِيًّا مِّنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ

Ali BulaçBiz ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak’ı da müjdeledik

Süleyman AteşBiz ona İshak'ı, iyilerden bir peygamber olarak müjdeledik

Saheeh InternationalAnd We gave him good tidings of Isaac, a prophet from among the righteous

37:113
وَبَـٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰٓ إِسْحَـٰقَ‌ۚ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِّنَفْسِهِۦ مُبِينٌ

Ali BulaçOna ve İshak’a bereketler verdik. İkisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan) da var, açıkça kendi nefsine zulmeden de

Süleyman AteşKendisine de, İshak'a da bereketler verdik. Onların neslinden (gelenler arasında) iyi hareket eden de var, açıkça kendisine zulmeden de

Saheeh InternationalAnd We blessed him and Isaac. But among their descendants is the doer of good and the clearly unjust to himself

37:114
وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ

Ali BulaçAndolsun, Biz Musa’ya ve Harun’a lütufta bulunduk

Süleyman AteşAndolsun Musa'ya ve Harun'a da lutuflarda bulunduk

Saheeh InternationalAnd We did certainly confer favor upon Moses and Aaron

37:115
وَنَجَّيْنَـٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ

Ali BulaçOnları ve kavimlerini o büyük üzüntüden kurtardık

Süleyman AteşOnları ve kavimlerini büyük sıkıntıdan kurtardık

Saheeh InternationalAnd We saved them and their people from the great affliction

37:116
وَنَصَرْنَـٰهُمْ فَكَانُواْ هُمُ ٱلْغَـٰلِبِينَ

Ali BulaçOnlara yardım ettik, böylece üstün gelenler oldular

Süleyman AteşOnlara yardım ettik de üstün gelenler kendileri oldular

Saheeh InternationalAnd We supported them so it was they who overcame

37:117
وَءَاتَيْنَـٰهُمَا ٱلْكِتَـٰبَ ٱلْمُسْتَبِينَ

Ali BulaçVe ikisine anlatımı-açık kitabı verdik

Süleyman AteşOnlara açık ifadeli Kitabı verdik

Saheeh InternationalAnd We gave them the explicit Scripture

37:118
وَهَدَيْنَـٰهُمَا ٱلصِّرَٲطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ

Ali BulaçOnları dosdoğru yola yöneltip-ilettik

Süleyman AteşVe onları doğru yola ilettik

Saheeh InternationalAnd We guided them on the straight path

37:119
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى ٱلْأَخِرِينَ

Ali BulaçSonra gelenler arasında da ikisine (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık

Süleyman AteşVe sonra gelenler arasında onlara (iyi bir ün) bıraktık

Saheeh InternationalAnd We left for them [favorable mention] among later generations

37:120
سَلَـٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ

Ali BulaçMusa’ya ve Harun’a selam olsun

Süleyman Ateş(Hep): "Musa'ya ve Harun'a selam olsun!" (diyeceklerdi)

Saheeh InternationalPeace upon Moses and Aaron

37:121 📚 2
إِنَّا كَذَٲلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

Ali BulaçŞüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz

Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız

Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good

37:122
إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

Ali BulaçŞüphesiz ikisi, Bizim mü’min olan kullarımızdandılar

Süleyman AteşÇünkü ikisi de bizim inanan kullarımızdandı

Saheeh InternationalIndeed, they were of Our believing servants

37:123
وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

Ali BulaçGerçekten İlyas da, gönderilmiş (peygamber)lerdendi

Süleyman Ateşİlyas da elçilerdendi

Saheeh InternationalAnd indeed, Elias was from among the messengers

37:124
إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ

Ali BulaçHani kendi kavmine demişti ki: “Siz korkup sakınmaz mısınız?”

Süleyman AteşKavmine demişti ki: "(Allah'ın azabından) Korunmaz mısınız

Saheeh InternationalWhen he said to his people, "Will you not fear Allah

37:125
أَتَدْعُونَ بَعْلاً وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ ٱلْخَـٰلِقِينَ

Ali Bulaç“Siz Ba’le tapıp da Yaratıcıların en güzeli (olan Allah’ı) mı bırakıyorsunuz?”

Süleyman AteşBa'l'e yalvarıyorsunuz da, bırakıyor musunuz, yaratıcıların en güzelini

Saheeh InternationalDo you call upon Ba'l and leave the best of creators

37:126
ٱللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ

Ali Bulaç“Allah ki, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.”

Süleyman AteşSizin Rabbiniz ve önceki atalarınızın Rabbi olan Allah'ı

Saheeh InternationalAllah, your Lord and the Lord of your first forefathers

37:127
فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

Ali BulaçFakat onu yalanladılar; bundan dolayı gerçekten onlar, (azap için getirilip) hazır bulundurulacak olanlardır

Süleyman AteşOnu yalanladılar, bundan dolayı onlar (azaba) getirileceklerdir

Saheeh InternationalAnd they denied him, so indeed, they will be brought [for punishment]

37:128 📚 1
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

Ali BulaçAncak, muhlis olan kullar başka

Süleyman AteşYalnız Allah'ın halis kulları azab dışındadırlar

Saheeh InternationalExcept the chosen servants of Allah

37:129 📚 2
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْأَخِرِينَ

Ali BulaçSonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık

Süleyman AteşBiz, sonra gelenler arasında ona (İlyas'a da iyi bir ün) bıraktık

Saheeh InternationalAnd We left for him [favorable mention] among later generations

37:130
سَلَـٰمٌ عَلَىٰٓ إِلْ يَاسِينَ

Ali Bulaçİlyas’a selam olsun

Süleyman Ateşİlyas'a selam olsun

Saheeh InternationalPeace upon Elias

37:131 📚 2
إِنَّا كَذَٲلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

Ali BulaçŞüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz

Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız

Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good

37:132
إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

Ali BulaçŞüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandı

Süleyman AteşÇünkü o bizim mü'min kullarımızdandı

Saheeh InternationalIndeed, he was of Our believing servants

37:133
وَإِنَّ لُوطًا لَّمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

Ali BulaçGerçekten Lût da gönderilmiş (elçi)lerdendi

Süleyman AteşLut da gönderilen elçilerdendi

Saheeh InternationalAnd indeed, Lot was among the messengers

37:134
إِذْ نَجَّيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ

Ali BulaçHani Biz onu ve ailesini topluca kurtarmıştık

Süleyman AteşOnu ve ailesini kurtardık

Saheeh International[So mention] when We saved him and his family, all

37:135
إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلْغَـٰبِرِينَ

Ali BulaçGeride bırakılanlar arasında bir yaşlı kadın dışında

Süleyman AteşYalnız (azabda) kalacaklar arasında bulunan acuze bir kadın hariç

Saheeh InternationalExcept his wife among those who remained [with the evildoers]

37:136
ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْأَخَرِينَ

Ali BulaçSonra geride kalanları yerle bir ettik

Süleyman AteşSonra ötekileri kırdık (geçirdik)

Saheeh InternationalThen We destroyed the others

37:137 📚 3
وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ

Ali BulaçSiz onların üstünden muhakkak geçip gidiyorsunuz; sabah vakti

Süleyman AteşSiz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz; sabahleyin

Saheeh InternationalAnd indeed, you pass by them in the morning

37:138
وَبِٱلَّيْلِ‌ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

Ali BulaçVe geceleyin. Yine de akıllanmayacak mısınız

Süleyman AteşVe geceleyin. Düşünmüyor musunuz

Saheeh InternationalAnd at night. Then will you not use reason

37:139 📚 2
وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

Ali BulaçŞüphesiz Yunus da gönderilmiş (elçi)lerdendi

Süleyman AteşYunus da gönderilen elçilerdendi

Saheeh InternationalAnd indeed, Jonah was among the messengers

37:140 📚 2
إِذْ أَبَقَ إِلَى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ

Ali BulaçHani o, dolu bir gemiye kaçmıştı

Süleyman AteşDolu gemiye kaçmıştı

Saheeh International[Mention] when he ran away to the laden ship

37:141 📚 1
فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلْمُدْحَضِينَ

Ali BulaçBöylece kur’aya katılmıştı da, kaybedenlerden olmuştu

Süleyman Ateş(Yükü fazla oluğundan gemi taşıyamamış, yolculardan birini denize atmak gerekmişti. Birini atmak üzere gemidekilerle) Kur'a çekti. (Yunus) Yenilenlerden oldu. (Kur'a kendisine isabet etti)

Saheeh InternationalAnd he drew lots and was among the losers

37:142
فَٱلْتَقَمَهُ ٱلْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ

Ali BulaçDerken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı

Süleyman Ateş(Yunus, Rabbinden izinsiz olarak kavminden ayrıldığı için) Kendi kendisini kınarken (denize attılar) balık onu yuttu

Saheeh InternationalThen the fish swallowed him, while he was blameworthy

37:143 📚 8
فَلَوْلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُسَبِّحِينَ

Ali BulaçEğer (Allah’ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı

Süleyman AteşEğer tesbih edenlerden olmasaydı

Saheeh InternationalAnd had he not been of those who exalt Allah

37:144 📚 2
لَلَبِثَ فِى بَطْنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ

Ali BulaçOnun karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı

Süleyman Ateş(İnsanların) Yeniden diriltilecekleri güne kadar balığın karnında kalırdı

Saheeh InternationalHe would have remained inside its belly until the Day they are resurrected

37:145
۞ فَنَبَذْنَـٰهُ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٌ

Ali BulaçSonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere (sahile) attık

Süleyman Ateş(Ama balığın karnında bizi andı, tesbih etti, biz de) Onu hasta bir halde ağaçsız, çıplak bir yere attık

Saheeh InternationalBut We threw him onto the open shore while he was ill

37:146
وَأَنۢبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِّن يَقْطِينٍ

Ali BulaçVe üzerine, sık-geniş yaprakla (kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik

Süleyman AteşVe üzerine (gölge yapması için) Bir asma kabak ağacı bitirdik

Saheeh InternationalAnd We caused to grow over him a gourd vine

37:147
وَأَرْسَلْنَـٰهُ إِلَىٰ مِاْئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ

Ali BulaçOnu yüzbin veya (sayısı) daha da artan (bir topluluk)a (peygamber olarak) gönderdik

Süleyman AteşVe onu yüz bin insana, ya da daha fazla olanlara elçi gönderdik

Saheeh InternationalAnd We sent him to [his people of] a hundred thousand or more

37:148
فَـَٔـامَنُواْ فَمَتَّعْنَـٰهُمْ إِلَىٰ حِينٍ

Ali BulaçSonunda ona iman ettiler, Biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık

Süleyman Ateşİnandılar, biz de onları bir süreye kadar geçindirdik

Saheeh InternationalAnd they believed, so We gave them enjoyment [of life] for a time

37:149
فَٱسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ ٱلْبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلْبَنُونَ

Ali BulaçŞimdi sen onlara sor: -Kızlar senin Rabbinin, erkek çocuklar onların mı

Süleyman AteşŞimdi onlara sor: Rabbine kızlar, onlara da oğlanlar mı

Saheeh InternationalSo inquire of them, [O Muhammad], "Does your Lord have daughters while they have sons

37:150
أَمْ خَلَقْنَا ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ إِنَـٰثًا وَهُمْ شَـٰهِدُونَ

Ali BulaçYoksa onlar, şahidlik etmekteyken Biz melekleri dişiler olarak mı yarattık

Süleyman AteşYoksa biz melekleri, onların gözleri önünde dişi mi yarattık (ki meleklerin dişi olduğunu söylüyorlar)

Saheeh InternationalOr did We create the angels as females while they were witnesses

37:151
أَلَآ إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ

Ali BulaçDikkat edin; gerçekten onlar, düzdükleri yalanlardan dolayı derler ki

Süleyman Ateşİyi bilin, onlar iftiraları yüzünden diyorlar ki

Saheeh InternationalUnquestionably, it is out of their [invented] falsehood that they say

37:152
وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَـٰذِبُونَ

Ali Bulaç“Allah doğurdu.” Onlar, hiç şüphesiz, muhakkak yalan söyleyenlerdir

Süleyman AteşAllah doğurdu. Onlar elbette yalancıdırlar

Saheeh InternationalAllah has begotten," and indeed, they are liars

37:153
أَصْطَفَى ٱلْبَنَاتِ عَلَى ٱلْبَنِينَ

Ali Bulaç(Allah,) Kızları, erkek çocuklara tercih mi etmiş

Süleyman Ateş(Allah) Kızları seçip oğlanlara tercih mi etmiş

Saheeh InternationalHas He chosen daughters over sons

37:154 📚 2
مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

Ali BulaçSize ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz

Süleyman AteşSize ne oldu, nasıl hüküm veriyorsunuz

Saheeh InternationalWhat is [wrong] with you? How do you make judgement

37:155
أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

Ali BulaçHiç mi öğüt alıp-düşünmüyorsunuz

Süleyman AteşHiç mi düşünmüyorsunuz

Saheeh InternationalThen will you not be reminded

37:156
أَمْ لَكُمْ سُلْطَـٰنٌ مُّبِينٌ

Ali BulaçYoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var

Süleyman AteşYoksa sizin, (meleklerin, Allah'ın kızları oldukları hakkında) açık bir deliliniz mi var

Saheeh InternationalOr do you have a clear authority

37:157
فَأْتُواْ بِكِتَـٰبِكُمْ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ

Ali BulaçEğer doğru söylüyorsanız, öyleyse getirin kitabınızı

Süleyman AteşEğer doğru iseniz Kitabınızı getirin

Saheeh InternationalThen produce your scripture, if you should be truthful

37:158
وَجَعَلُواْ بَيْنَهُۥ وَبَيْنَ ٱلْجِنَّةِ نَسَبًا‌ۚ وَلَقَدْ عَلِمَتِ ٱلْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

Ali BulaçOnlar, Kendisi'yle (Allah ile) cinler arasında bir soy-bağı kurdular. Oysa andolsun, cinler de onların gerçekten (azap için getirilip) hazır bulundurulacaklarını bilmişlerdir

Süleyman AteşAllah ile cinler arasında bir nesep, (bir soy bağlantısı) uydurdular. Oysa cinler de kendilerinin (yüce divana) getirileceklerini bilmişlerdir

Saheeh InternationalAnd they have claimed between Him and the jinn a lineage, but the jinn have already known that they [who made such claims] will be brought to [punishment]

37:159
سُبْحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ

Ali BulaçOnların nitelendirdiklerinden Allah Yücedir

Süleyman AteşHaşa Allah, onların taktıkları sıfatlardan (münezzehtir), yücedir

Saheeh InternationalExalted is Allah above what they describe

37:160 📚 1
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

Ali BulaçAncak muhlis olan kullar başka

Süleyman AteşFakat Allah'ın temiz kulları hariç (onlar azaba sokulmayacaklardır)

Saheeh InternationalExcept the chosen servants of Allah [who do not share in that sin]

37:161
فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ

Ali BulaçArtık siz de, tapmakta olduklarınız da

Süleyman Ateş(Ey inkarcılar) Ne siz, ne de taptıklarınız

Saheeh InternationalSo indeed, you [disbelievers] and whatever you worship

37:162
مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَـٰتِنِينَ

Ali BulaçO’na karşı kimseyi fitneye sürükleyecek değilsiniz

Süleyman AteşKandırıp Allah'ın yolundan çıkaramazsınız

Saheeh InternationalYou cannot tempt [anyone] away from Him

37:163
إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ ٱلْجَحِيمِ

Ali BulaçAncak kendisi çılgınca yanan ateşe girecek olan başka (onu sürüklersiniz)

Süleyman AteşCehenneme girecek olandan başkasını

Saheeh InternationalExcept he who is to [enter and] burn in the Hellfire

37:164 📚 3
وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٌ مَّعْلُومٌ

Ali Bulaç(Melekler der ki:) “Bizden her birimiz için belli bir makam vardır.”

Süleyman AteşBizden herkesin belli bir makamı vardır

Saheeh International[The angels say], "There is not among us any except that he has a known position

37:165 📚 5
وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلصَّآفُّونَ

Ali Bulaç“Biziz, o saflar halinde dizilmiş olanlar, gerçekten biziz.”

Süleyman AteşBiziz, o saf saf dizilenler, biz

Saheeh InternationalAnd indeed, we are those who line up [for prayer]

37:166 📚 4
وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلْمُسَبِّحُونَ

Ali Bulaç“Biziz, o tesbih edenler de, gerçekten biziz.”

Süleyman AteşBiziz, o tesbih edenler, biz

Saheeh InternationalAnd indeed, we are those who exalt Allah

37:167
وَإِن كَانُواْ لَيَقُولُونَ

Ali BulaçOnlar (putatapıcılar), her ne kadar şöyle diyor idiyseler de

Süleyman AteşGerçi o(ortakkoşa)nlar şöyle diyorlardı

Saheeh InternationalAnd indeed, the disbelievers used to say

37:168
لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًا مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

Ali Bulaç”Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı.”

Süleyman AteşEğer yanımızda öncekiler(e gelen Kitap'lar)dan bir uyarı olsaydı

Saheeh InternationalIf we had a message from [those of] the former peoples

37:169
لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

Ali Bulaç“Gerçekten bizler de, Allah’ın muhlis olan kullarından olurduk.”

Süleyman AteşElbette biz, Allah'ın halis kulları olurduk

Saheeh InternationalWe would have been the chosen servants of Allah

37:170
فَكَفَرُواْ بِهِۦ‌ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

Ali BulaçFakat (kitap gelince) onu tanımayıp-küfrettiler; yakında bileceklerdir

Süleyman AteşAma o uyarıyı inkar ettiler, yakında (inkar etmelerinin sonunun nasıl olacağını) bileceklerdir

Saheeh InternationalBut they disbelieved in it, so they are going to know

37:171 📚 1
وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلْمُرْسَلِينَ

Ali BulaçAndolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir

Süleyman AteşGönderilen elçi kullarımıza şu sözümüz geçmişti

Saheeh InternationalAnd Our word has already preceded for Our servants, the messengers

37:172
إِنَّهُمْ لَهُمُ ٱلْمَنصُورُونَ

Ali BulaçGerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır

Süleyman AteşMutlaka zafere ulaştırılanlar kendileri olacaktır

Saheeh International[That] indeed, they would be those given victory

37:173
وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلْغَـٰلِبُونَ

Ali BulaçVe hiç şüphesiz; Bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır

Süleyman AteşVe galip gelenler, mutlaka bizim ordumuz olacaktır

Saheeh InternationalAnd [that] indeed, Our soldiers will be those who overcome

37:174
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ

Ali BulaçÖyleyse sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir

Süleyman AteşBir süreye kadar onlardan dön (onların sözlerine aldırış etme)

Saheeh InternationalSo, [O Muhammad], leave them for a time

37:175
وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

Ali BulaçVe onları seyret; (azabı) yakında göreceklerdir

Süleyman AteşOnları gözetle. Yakında (başlarına neler geleceğini) göreceklerdir

Saheeh InternationalAnd see [what will befall] them, for they are going to see

37:176
أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

Ali BulaçŞimdi onlar, Bizim azabımızı mı acele istiyorlar

Süleyman AteşBizim azabımızı mı acele istiyorlar

Saheeh InternationalThen for Our punishment are they impatient

37:177 📚 1
فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلْمُنذَرِينَ

Ali BulaçFakat (azap) onların sahasına indiği zaman uyarılıp-korkutulanların sabahı ne kötü olur

Süleyman AteşFakat o azab yurtlarına indiği zaman uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur

Saheeh InternationalBut when it descends in their territory, then evil is the morning of those who were warned

37:178
وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ

Ali BulaçSen bir süreye kadar onlardan yüz çevir

Süleyman AteşBir süreye kadar onları kendi hallerine bırak

Saheeh InternationalAnd leave them for a time

37:179
وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

Ali BulaçVe seyret; (azabı) yakında göreceklerdir

Süleyman AteşVe (bekle de) gör, onlar da göreceklerdir

Saheeh InternationalAnd see, for they are going to see

37:180
سُبْحَـٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ

Ali BulaçÜstünlük ve güç (izzet) sahibi olan senin Rabbin, onların nitelendirdiklerinden Yücedir

Süleyman AteşKudret ve şeref sahibi Rabbin, onların nitelendirmelerinden yücedir

Saheeh InternationalExalted is your Lord, the Lord of might, above what they describe

37:181
وَسَلَـٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ

Ali BulaçGönderilmiş (peygamber)lere selam olsun

Süleyman AteşSelam, gönderilen elçilere

Saheeh InternationalAnd peace upon the messengers

37:182
وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Ali BulaçVe alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun

Süleyman AteşHamd, alemlerin Rabbi Allah'a

Saheeh InternationalAnd praise to Allah, Lord of the worlds

← Önceki Sonraki →

37. As-Saaffaat Suresi | Anlam Arayışı