37. As-Saaffaat سُورَةُ الصَّافَّاتِ
Diyanet İşleri MealiSıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir
Yusuf AliBy those who range themselves in ranks
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun o saf bağlayıp duranlara
Diyanet İşleri MealiSıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir
Yusuf AliAnd so are strong in repelling (evil)
Elmalılı Hamdi YazırO haykırıp da sürenlere
Diyanet İşleri MealiSıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir
Yusuf AliAnd thus proclaim the Message (of God)
Elmalılı Hamdi YazırVe o yolda zikir okuyanlara
Diyanet İşleri MealiSıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir
Yusuf AliVerily, verily, your God is one
Elmalılı Hamdi YazırKi sizin ilâhınız birdir
Diyanet İşleri MealiSıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir
Yusuf AliLord of the heavens and of the earth and all between them, and Lord of every point at the rising of the sun
Elmalılı Hamdi YazırO, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir, bütün doğuların da Rabbidir
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz Biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik
Yusuf AliWe have indeed decked the lower heaven with beauty (in) the stars
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biz dünya göğünü (o yakın göğü) bir zinetle, yıldızlarla süsledik
Diyanet İşleri MealiOnu, inatçı her türlü şeytandan koruduk
Yusuf Ali(For beauty) and for guard against all obstinate rebellious evil spirits
Elmalılı Hamdi YazırOnu her inatçı şeytandan koruduk
Diyanet İşleri MealiOnlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır
Yusuf Ali(So) they should not strain their ears in the direction of the Exalted Assembly but be cast away from every side
Elmalılı Hamdi YazırOnlar yüksek (melekler) topluluğunu dinleyemezler. Her taraftan kovulup atılırlar
Diyanet İşleri MealiOnlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır
Yusuf AliRepulsed, for they are under a perpetual penalty
Elmalılı Hamdi YazırUzaklaştırılırlar. Onlara ardı arkası kesilmez bir azab vardır
Diyanet İşleri MealiHele bir tek söz kapan olsun; delici bir alev onun peşine düşüverir
Yusuf AliExcept such as snatch away something by stealth, and they are pursued by a flaming fire, of piercing brightness
Elmalılı Hamdi YazırAncak kulak hırsızlığı yapanlar olur. Onu da yakıcı bir alev takip eder
Diyanet İşleri MealiAllah'a eş koşanlara sor: Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa Bizim yarattığımız gökleri yaratmak mı? Aslında Biz kendilerini özlü ve yapışkan çamurdan yaratmışızdır
Yusuf AliJust ask their opinion: are they the more difficult to create, or the (other) beings We have created? Them have We created out of a sticky clay
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi onlara sor: "Yaradılışça kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı?" Gerçekten biz onları cıvık bir çamurdan yarattık
Diyanet İşleri MealiEvet; sen onlara şaşıyorsun, onlar da seni alaya alıyorlar
Yusuf AliTruly dost thou marvel, while they ridicule
Elmalılı Hamdi YazırFakat sen onlara şaşıyorsun, ama onlar (seninle) eğleniyorlar
Diyanet İşleri MealiOnlara öğüt verildiğinde öğüt dinlemezler
Yusuf AliAnd, when they are admonished, pay no heed
Elmalılı Hamdi YazırKendilerine hatırlatıldığında da düşünmüyorlar
Diyanet İşleri MealiBir mucize gördüklerinde onu eğlenceye alırlar
Yusuf AliAnd, when they see a Sign, turn it to mockery
Elmalılı Hamdi YazırBir mucize gördükleri zaman da eğlenceye alıyorlar
Diyanet İşleri MealiBu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler
Yusuf AliAnd say, "This is nothing but evident sorcery
Elmalılı Hamdi YazırVe diyorlar ki: "Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir
Diyanet İşleri MealiBu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler
Yusuf AliWhat! when we die, and become dust and bones, shall we (then) be raised up (again)
Elmalılı Hamdi YazırÖldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman mı biz tekrar dirilecekmişiz
Diyanet İşleri MealiBu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler
Yusuf AliAnd also our fathers of old
Elmalılı Hamdi YazırÖnceki atalarımız da mı
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Evet hem de zelil ve hakir olarak
Yusuf AliSay thou: "Yea, and ye shall then be humiliated (on account of your evil)
Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Evet, hem de sizler çok aşağılanmış olarak (dirileceksiniz)
Diyanet İşleri MealiTek bir çığlık. Hemen bakıp kalırlar
Yusuf AliThen it will be a single (compelling) cry; and behold, they will begin to see
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü O (sura üfürmek) zorlu bir kumandadan ibarettir ki, derhal onların gözleri açılıverir
Diyanet İşleri MealiŞöyle derler: "Vay bize! İşte bu ceza günüdür
Yusuf AliThey will say, "Ah! Woe to us! This is the Day of Judgment
Elmalılı Hamdi YazırEyvah bizlere! İşte bu hesap günüdür." derler
Diyanet İşleri MealiOnlara: "İşte bu, yalanladığınız hüküm günüdür" denir
Yusuf Ali(A voice will say,) "This is the Day of Sorting Out, whose truth ye (once) denied
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlara): "İşte bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (iyi ve kötüyü) ayırt etme günüdür" denir
Diyanet İşleri Mealiİlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun
Yusuf AliBring ye up", it shall be said, "The wrong-doers and their wives, and the things they worshipped
Elmalılı Hamdi YazırToplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru
Diyanet İşleri Mealiİlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun
Yusuf AliBesides God, and lead them to the Way to the (Fierce) Fire
Elmalılı Hamdi YazırToplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru
Diyanet İşleri MealiOnları durdurun; çünkü kendilerinden daha da sorulacaktır
Yusuf AliBut stop them, for they must be asked
Elmalılı Hamdi YazırVe durdurun onları, çünkü sorguya çekilecekler
Diyanet İşleri MealiŞöyle sorulur: "Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz
Yusuf AliWhat is the matter with you that ye help not each other
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlara): "Ne oldu sizlere de yardımlaşmıyorsunuz?" (denilir)
Diyanet İşleri MealiHayır; bugün onların hepsi teslim olmuşlardır
Yusuf AliNay, but that day they shall submit (to Judgment)
Elmalılı Hamdi YazırHayır, bugün onlar teslim olmuşlardır
Diyanet İşleri MealiBirbirlerine dönüp soruşurlar
Yusuf AliAnd they will turn to one another, and question one another
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, birbirine dönmüş soruşuyorlar
Diyanet İşleri Mealiİleri gelenlerine: "Doğrusu siz bize sureti hakdan görünürdünüz" derler
Yusuf AliThey will say: "It was ye who used to come to us from the right hand (of power and authority)
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Siz bize (uğurlu görünerek) sağdan gelir dururdunuz" derler
Diyanet İşleri MealiOnlar da şöyle derler: "Hayır; siz inanmış kimseler değildiniz
Yusuf AliThey will reply: "Nay, ye yourselves had no Faith
Elmalılı Hamdi Yazır(İleri gelenler de) derler ki: "Hayır, siz inanmamıştınız
Diyanet İşleri MealiBizim sizin üstünüzde bir nüfuzumuz yoktu. Bilakis, azmış bir millettiniz
Yusuf AliNor had we any authority over you. Nay, it was ye who were a people in obstinate rebellion
Elmalılı Hamdi YazırBizim de size karşı bir gücümüz yoktu. Fakat siz azmış bir kavimdiniz
Diyanet İşleri MealiBu sebeple, Rabbimizin sözü aleyhimizde gerçekleşti. şüphesiz azabı tadacağız
Yusuf AliSo now has been proved true, against us, the word of our Lord that we shall indeed (have to) taste (the punishment of our sins)
Elmalılı Hamdi YazırOnun için üzerimize Rabbimizin azab sözü hak oldu. Şüphesiz azabımızı tadacağız
Diyanet İşleri MealiSizi biz azdırmıştık, çünkü kendimiz azgındık
Yusuf AliWe led you astray: for truly we were ourselves astray
Elmalılı Hamdi YazırEvet biz, sizi kışkırttık. Çünkü biz azgındık
Diyanet İşleri MealiO gün hepsi azabda birleşirler
Yusuf AliTruly, that Day, they will (all) share in the Penalty
Elmalılı Hamdi YazırO halde hepsi o gün azabda ortaktırlar
Diyanet İşleri MealiDoğrusu suçlulara böyle yaparız
Yusuf AliVerily that is how We shall deal with Sinners
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz günahkarlara böyle yaparız
Diyanet İşleri MealiOnlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur" denildiği zaman şüphesiz büyüklenirler
Yusuf AliFor they, when they were told that there is no god except God, would puff themselves up with Pride
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü onlar, kendilerine: "Allah'tan başka ilâh yoktur" denildiği zaman kafa tutuyorlardı
Diyanet İşleri MealiDeli bir şair yüzünden tanrılarımızı mı bırakalım?" derlerdi
Yusuf AliAnd say: "What! shall we give up our gods for the sake of a Poet possessed
Elmalılı Hamdi YazırVe: "Biz, hiçbir mecnun (deli) şair için ilâhlarımızı bırakır mıyız?" diyorlardı
Diyanet İşleri MealiHayır; o, gerçeği getirmiş ve peygamberleri doğrulamıştı
Yusuf AliNay! he has come with the (very) Truth, and he confirms (the Message of) the apostles (before him)
Elmalılı Hamdi YazırHayır o, hak ile geldi ve bütün peygamberleri tasdik etti
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz siz can yakıcı azabı tadacaksınız
Yusuf AliYe shall indeed taste of the Grievous Penalty
Elmalılı Hamdi YazırElbette siz o acı azabı tadacaksınız
Diyanet İşleri MealiYaptığınızdan başka birşeyle cezalanmayacaksınız
Yusuf AliBut it will be no more than the retribution of (the Evil) that ye have wrought
Elmalılı Hamdi YazırBununla beraber başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalandırılacaksınız
Diyanet İşleri MealiAncak Allah'a içten bağlı kullar bunun dışındadır
Yusuf AliBut the sincere (and devoted) Servants of God
Elmalılı Hamdi YazırSadece Allah'ın ihlaslı kulları müstesnadır
Diyanet İşleri Mealiİşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur
Yusuf AliFor them is a Sustenance determined
Elmalılı Hamdi Yazırİşte onlar için belli bir rızık vardır
Diyanet İşleri Mealiİşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur
Yusuf AliFruits (Delights); and they (shall enjoy) honour and dignity
Elmalılı Hamdi YazırMeyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir
Diyanet İşleri Mealiİşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur
Yusuf AliIn Gardens of Felicity
Elmalılı Hamdi YazırMeyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir
Diyanet İşleri Mealiİşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur
Yusuf AliFacing each other on Thrones (of Dignity)
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlar) Karşılıklı tahtlar üzerindedirler
Diyanet İşleri MealiBaş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur
Yusuf AliRound will be passed to them a Cup from a clear-flowing fountain
Elmalılı Hamdi Yazırİçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır
Diyanet İşleri MealiBaş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur
Yusuf AliCrystal-white, of a taste delicious to those who drink (thereof)
Elmalılı Hamdi Yazırİçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır
Diyanet İşleri MealiBaş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur
Yusuf AliFree from headiness; nor will they suffer intoxication therefrom
Elmalılı Hamdi YazırOnda ne bir zararlı sonuç vardır, ne de sarhoşluk verir
Diyanet İşleri MealiYanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır
Yusuf AliAnd besides them will be chaste women, restraining their glances, with big eyes (of wonder and beauty)
Elmalılı Hamdi YazırYanlarında iri gözlü, bakışlarını kocalarından başkalarına çevirmeyen hanımlar vardır
Diyanet İşleri MealiYanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır
Yusuf AliAs if they were (delicate) eggs closely guarded
Elmalılı Hamdi YazırSanki onlar örtülüp saklanmış yumurta gibidirler
Diyanet İşleri MealiBirbirlerine dönüp sorarlar
Yusuf AliThen they will turn to one another and question one another
Elmalılı Hamdi YazırDerken birbirine dönüp sorarlar
Diyanet İşleri Mealiİçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi
Yusuf AliOne of them will start the talk and say: "I had an intimate companion (on the earth)
Elmalılı Hamdi Yazırİçlerinden bir sözcü der ki: "Gerçekten benim bir arkadaşım vardı
Diyanet İşleri Mealiİçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi
Yusuf AliWho used to say, 'what! art thou amongst those who bear witness to the Truth (of the Message)
Elmalılı Hamdi YazırDerdi ki: "Sen gerçekten inananlardan mısın
Diyanet İşleri Mealiİçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi
Yusuf AliWhen we die and become dust and bones, shall we indeed receive rewards and punishments
Elmalılı Hamdi YazırÖldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman biz hakikaten cezalanacak mıyız
Diyanet İşleri MealiYanındakilere: "Siz onu bilir misiniz?" der
Yusuf Ali(A voice) said: "Would ye like to look down
Elmalılı Hamdi YazırSiz onu tanır mısınız?" der
Diyanet İşleri MealiBir bakar onu cehennemin ortasında görür
Yusuf AliHe looked down and saw him in the midst of the Fire
Elmalılı Hamdi YazırDerken bakınır ve onu cehennemin ta ortasında görür
Diyanet İşleri MealiOna der ki: "Allah'a and olsun ki, az kalsın beni de mahvedecektin
Yusuf AliHe said: "By God! thou wast little short of bringing me to perdition
Elmalılı Hamdi YazırOna şöyle der: "Allah'a yemin ederim ki, doğrusu sen az daha beni helak edecektin
Diyanet İşleri MealiEğer Rabbimin lütfu olmasaydı ben de oraya götürülenlerden olurdum
Yusuf AliHad it not been for the Grace of my Lord, I should certainly have been among those brought (there)
Elmalılı Hamdi YazırRabbimin nimeti olmasaydı, ben de bu tutuklananlardan olacaktım
Diyanet İşleri MealiBirinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha
Yusuf AliIs it (the case) that we shall not die
Elmalılı Hamdi YazırNasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız
Diyanet İşleri MealiBirinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha
Yusuf AliExcept our first death, and that we shall not be punished
Elmalılı Hamdi YazırNasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız
Diyanet İşleri Mealiİşte büyük kurtuluş şüphesiz budur
Yusuf AliVerily this is the supreme achievement
Elmalılı Hamdi Yazırİşte bu büyük kurtuluştur
Diyanet İşleri MealiÇalışanlar bunun için çalışsın
Yusuf AliFor the like of this let all strive, who wish to strive
Elmalılı Hamdi YazırÇalışanlar işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar
Diyanet İşleri MealiKonukluk olarak bu mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı
Yusuf AliIs that the better entertainment or the Tree of Zaqqum
Elmalılı Hamdi YazırNasıl, bu mu daha hayırlı konukluk için, yoksa zakkum ağacı mı
Diyanet İşleri MealiBiz o ağacı, zalimler için bir dert yaptık
Yusuf AliFor We have truly made it (as) a trial for the wrong-doers
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) yaptık
Diyanet İşleri MealiO, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır
Yusuf AliFor it is a tree that springs out of the bottom of Hell-Fire
Elmalılı Hamdi YazırO bir ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar
Diyanet İşleri MealiTomurcukları şeytan başı gibidir
Yusuf AliThe shoots of its fruit-stalks are like the heads of devils
Elmalılı Hamdi YazırTomurcukları şeytanların başları gibidir
Diyanet İşleri Mealiİşte cehennemlikler bundan yerler, karınlarını onunla doldururlar
Yusuf AliTruly they will eat thereof and fill their bellies therewith
Elmalılı Hamdi YazırMutlaka onlar, ondan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklardır
Diyanet İşleri MealiSonra, üzerine kaynar su katılmış içki şüphesiz onlar içindir
Yusuf AliThen on top of that they will be given a mixture made of boiling water
Elmalılı Hamdi YazırSonra üzerine onlar için kaynar bir içecek vardır
Diyanet İşleri MealiDoğrusu sonra dönecekleri yer yine cehennemdir
Yusuf AliThen shall their return be to the (Blazing) Fire
Elmalılı Hamdi YazırSonra da dönecekleri yer, şüphesiz cehennemdir
Diyanet İşleri MealiOnlar babalarını şüphesiz sapık kimseler olarak bulmuşlardı
Yusuf AliTruly they found their fathers on the wrong Path
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü onlar, atalarını sapıklıkta buldular
Diyanet İşleri MealiÖyleyken yine de onların izlerinden kovalanırcasına koşturuyorlardı
Yusuf AliSo they (too) were rushed down on their footsteps
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi de kendileri onların izlerinde koşturuyorlar
Diyanet İşleri MealiOnlardan önce, evvelki ümmetlerin çoğu, and olsun ki sapıtmıştı
Yusuf AliAnd truly before them, many of the ancients went astray
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki, onlardan öncekilerin çoğu sapıklıkta idiler
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, içlerine uyarıcılar göndermiştik
Yusuf AliBut We sent aforetime, among them, (apostles) to admonish them
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biz onlara içlerinden uyarıcı peygamberler de gönderdik
Diyanet İşleri MealiUyarıldığı halde yola gelmeyenlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak
Yusuf AliThen see what was the end of those who were admonished (but heeded not)
Elmalılı Hamdi YazırSonra da bak o uyarılanların sonu nasıl oldu
Diyanet İşleri MealiAllah'ın, O'na içten bağlanan kulları bunun dışındadır
Yusuf AliExcept the sincere (and devoted) Servants of God
Elmalılı Hamdi YazırAncak Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Nuh Bize seslenmişti de duasına ne güzel icabet etmiştik
Yusuf Ali(In the days of old), Noah cried to Us, and We are the best to hear prayer
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki Nuh bize seslenip dua etmişti de biz de ne güzel kabul etmiştik
Diyanet İşleri MealiOnu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık
Yusuf AliAnd We delivered him and his people from the Great Calamity
Elmalılı Hamdi YazırBiz hem onu, hem ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık
Diyanet İşleri MealiAncak onun soyunu sürekli kıldık
Yusuf AliAnd made his progeny to endure (on this earth)
Elmalılı Hamdi YazırHem onun neslini bâki kalanlar kıldık
Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık
Yusuf AliAnd We left (this blessing) for him among generations to come in later times
Elmalılı Hamdi YazırHem de sonradan gelenler içinde güzel bir namını bıraktık
Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık
Yusuf AliPeace and salutation to Noah among the nations
Elmalılı Hamdi YazırBütün âlemler içinde Nuh'a selam olsun
Diyanet İşleri Mealiİşte Biz iyi davrananları böyle mükafatlandırırız
Yusuf AliThus indeed do we reward those who do right
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
Diyanet İşleri MealiDoğrusu o, bizim inanmış kullarımızdandı
Yusuf AliFor he was one of our believing Servants
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o bizim mümin kullarımızdandı
Diyanet İşleri MealiSonra, diğerlerini suda boğduk
Yusuf AliThen the rest we overwhelmed in the Flood
Elmalılı Hamdi YazırSonra diğerlerini suda boğduk
Diyanet İşleri Mealiİbrahim de şüphesiz O'nun yolunda olanlardandı
Yusuf AliVerily among those who followed his Way was Abraham
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki İbrahim de onun kolundandı
Diyanet İşleri MealiNitekim Rabbine temiz bir kalple geldi
Yusuf AliBehold! he approached his Lord with a sound heart
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o, Rabbine tertemiz bir kalb ile gelmişti
Diyanet İşleri Mealiİbrahim babasına ve milletine şöyle demişti: "Nelere kulluk ediyorsunuz
Yusuf AliBehold! he said to his father and to his people, "What is that which ye worship
Elmalılı Hamdi YazırO babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz nelere tapıyorsunuz
Diyanet İşleri MealiAllah'ı bırakıp uydurma tanrılar mı istiyorsunuz
Yusuf AliIs it a falsehood- gods other than God- that ye desire
Elmalılı Hamdi YazırYalancılık etmek için mi Allah'tan başka ilâhlar istiyorsunuz
Diyanet İşleri MealiAlemlerin Rabbi hakkındaki sanınız nedir
Yusuf AliThen what is your idea about the Lord of the worlds
Elmalılı Hamdi YazırSiz âlemlerin Rabbini ne zannediyorsunuz
Diyanet İşleri Mealiİbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi
Yusuf AliThen did he cast a glance at the Stars
Elmalılı Hamdi YazırDerken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi
Diyanet İşleri Mealiİbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi
Yusuf AliAnd he said, "I am indeed sick (at heart)
Elmalılı Hamdi YazırDerken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi
Diyanet İşleri MealiOnu bırakıp gittiler
Yusuf AliSo they turned away from him, and departed
Elmalılı Hamdi YazırO zaman arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler
Diyanet İşleri MealiO da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi
Yusuf AliThen did he turn to their gods and said, "will ye not eat (of the offerings before you)
Elmalılı Hamdi YazırDerken bir kurnazlıkla onların ilâhlarına vardı da, "Buyursanıza, yemez misiniz?" dedi
Diyanet İşleri MealiO da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi
Yusuf AliWhat is the matter with you that ye speak not (intelligently)
Elmalılı Hamdi Yazır(Cevap vermediklerini görünce de): "Neyiniz var da konuşmuyorsunuz?" (dedi)
Diyanet İşleri MealiSonunda, üzerlerine yürüyüp kuvvetle vurdu
Yusuf AliThen did he turn upon them, striking (them) with the right hand
Elmalılı Hamdi YazırNihayet bir yolunu bulup onlara kuvvetli bir darbe indirdi
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine putperestler koşarak ona geldiler
Yusuf AliThen came (the worshippers) with hurried steps, and faced (him)
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine birbirlerine girerek ona yürüdüler
Diyanet İşleri Mealiİbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır
Yusuf AliHe said: "Worship ye that which ye have (yourselves) carved
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim dedi ki: "A, siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz
Diyanet İşleri Mealiİbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır
Yusuf AliBut God has created you and your handwork
Elmalılı Hamdi YazırHalbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır
Diyanet İşleri MealiPutperestler: "Onun için bir yapı yapın da onu oradan ateşin içine atın" dediler
Yusuf AliThey said, "Build him a furnace, and throw him into the blazing fire
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Haydin onun için bir yapı yapın da onu ateşe atın." dediler
Diyanet İşleri MealiOna düzen kurmak istediler, ama Biz onları altettik
Yusuf Ali(This failing), they then sought a stratagem against him, but We made them the ones most humiliated
Elmalılı Hamdi YazırBöylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de kendilerini daha alçak düşürdük
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Doğrusu ben Rabbim uğrunda sizi bırakıp gidiyorum; O beni doğru yola eriştirir" dedi
Yusuf AliHe said: "I will go to my Lord! He will surely guide me
Elmalılı Hamdi YazırBir de dedi ki: "Ben Rabbime gidiyorum, o bana yolunu gösterir
Diyanet İşleri MealiRabbim! Bana iyilerden olacak bir çocuk ver" diye yalvardı
Yusuf AliO my Lord! Grant me a righteous (son)
Elmalılı Hamdi YazırEy Rabbim! Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et
Diyanet İşleri MealiBiz de ona yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik
Yusuf AliSo We gave him the good news of a boy ready to suffer and forbear
Elmalılı Hamdi YazırBiz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik
Diyanet İşleri MealiÇocuk kendisinin yanısıra yürümeye başlayınca: "Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda iken seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?" dedi. "Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin" dedi
Yusuf AliThen, when (the son) reached (the age of) (serious) work with him, he said: "O my son! I see in vision that I offer thee in sacrifice: Now see what is thy view!" (The son) said: "O my father! Do as thou art commanded: thou will find me, if God so wills one practising Patience and Constancy
Elmalılı Hamdi YazırOğlu, yanında koşacak çağa gelince: "Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?" dedi. Çocuk da: "Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi
Diyanet İşleri MealiBöylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik
Yusuf AliSo when they had both submitted their wills (to God), and he had laid him prostrate on his forehead (for sacrifice)
Elmalılı Hamdi YazırNe zaman ki ikisi de bu şekilde Allah'a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı
Diyanet İşleri MealiBöylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik
Yusuf AliWe called out to him "O Abraham
Elmalılı Hamdi YazırBiz de ona şöyle seslendik: "Ey İbrahim
Diyanet İşleri MealiBöylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik
Yusuf AliThou hast already fulfilled the vision!" - thus indeed do We reward those who do right
Elmalılı Hamdi YazırRüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu apaçık bir deneme idi
Yusuf AliFor this was obviously a trial
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı." (dedik)
Diyanet İşleri MealiOna fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik
Yusuf AliAnd We ransomed him with a momentous sacrifice
Elmalılı Hamdi YazırVe ona büyük bir kurbanlık fidye verdik
Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık
Yusuf AliAnd We left (this blessing) for him among generations (to come) in later times
Elmalılı Hamdi YazırKendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık
Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık
Yusuf AliPeace and salutation to Abraham
Elmalılı Hamdi YazırSelam olsun İbrahim'e
Diyanet İşleri Mealiİşte iyileri böylece mükafatlandırırız
Yusuf AliThus indeed do We reward those who do right
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
Diyanet İşleri MealiDoğrusu o, inanmış kullarımızdandı
Yusuf AliFor he was one of our believing Servants
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o bizim mümin kullarımızdandı
Diyanet İşleri MealiOna, iyilerden olan İshak'ı peygamber olarak müjdeledik
Yusuf AliAnd We gave him the good news of Isaac - a prophet,- one of the Righteous
Elmalılı Hamdi YazırOna bir de salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak'ı müjdeledik
Diyanet İşleri MealiKendisini ve İshak'ı mübarek kıldık; ikisinin soyundan iyi olan da vardır, açıktan açığa kendisine yazık eden de vardır
Yusuf AliWe blessed him and Isaac: but of their progeny are (some) that do right, and (some) that obviously do wrong, to their own souls
Elmalılı Hamdi YazırHem ona hem İshak'a bereketler verdik. Her ikisinin neslinden de hem iyilik yapanlar var, hem de açıkça kendi nefsine zulmedenler var
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki Musa ve Harun'a da iyilikte bulunmuştuk
Yusuf AliAgain (of old) We bestowed Our favour on Moses and Aaron
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki biz Musa ile Harun'a da nimetler verdik
Diyanet İşleri Mealiİkisini ve milletlerini büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık
Yusuf AliAnd We delivered them and their people from (their) Great Calamity
Elmalılı Hamdi YazırHem kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık
Diyanet İşleri MealiOnlara yardım etmiştik de üstün gelmişlerdi
Yusuf AliAnd We helped them, so they overcame (their troubles)
Elmalılı Hamdi YazırHem yardım ettik onlara da, galip gelenler onlar oldular
Diyanet İşleri MealiHer ikisine de, apaçık anlaşılan bir Kitap vermiştik
Yusuf AliAnd We gave them the Book which helps to make things clear
Elmalılı Hamdi YazırHem kendilerine o belli kitabı (Tevrat'ı) verdik
Diyanet İşleri MealiHer ikisini de doğru yola eriştirmiştik
Yusuf AliAnd We guided them to the Straight Way
Elmalılı Hamdi YazırKendilerini doğru yola çıkardık
Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık
Yusuf AliAnd We left (this blessing) for them among generations (to come) in later times
Elmalılı Hamdi YazırSonrakiler içinde onlara iyi bir nam bıraktık
Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık
Yusuf AliPeace and salutation to Moses and Aaron
Elmalılı Hamdi YazırSelam olsun, Musa ile Harun'a
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Biz, iyileri böylece mükafatlandırırız
Yusuf AliThus indeed do We reward those who do right
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
Diyanet İşleri Mealiİkisi de şüphesiz inanmış kullarımızdandı
Yusuf AliFor they were two of our believing Servants
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü onların ikisi de bizim mümin kullarımızdandı
Diyanet İşleri MealiDoğrusu İlyas da peygamberlerdendir
Yusuf AliSo also was Elias among those sent (by Us)
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir
Diyanet İşleri MealiMilletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti
Yusuf AliBehold, he said to his people, "Will ye not fear (God)
Elmalılı Hamdi YazırHani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi
Diyanet İşleri MealiMilletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti
Yusuf AliWill ye call upon Baal and forsake the Best of Creators
Elmalılı Hamdi YazırHani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi
Diyanet İşleri MealiMilletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti
Yusuf AliGod, your Lord and Cherisher and the Lord and Cherisher of your fathers of old
Elmalılı Hamdi YazırHani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi
Yusuf AliBut they rejected him, and they will certainly be called up (for punishment)
Elmalılı Hamdi YazırFakat onlar, onu yalanladılar. Bu yüzden onlar mutlaka (cehennemde) hazır bulundurulacaklardır
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi
Yusuf AliExcept the sincere and devoted Servants of God (among them)
Elmalılı Hamdi YazırAncak Allah'ın ihlaslı kulları müstesna
Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık
Yusuf AliAnd We left (this blessing) for him among generations (to come) in later times
Elmalılı Hamdi YazırOna da sonrakiler içinde şunu bıraktık
Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık
Yusuf AliPeace and salutation to such as Elias
Elmalılı Hamdi YazırSelam olsun İlyâsîn'e
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Biz iyileri böylece mükafatlandırırız
Yusuf AliThus indeed do We reward those who do right
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
Diyanet İşleri MealiO, inanmış kullarımızdandı
Yusuf AliFor he was one of our believing Servants
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o bizim mümin kullarımızdandı
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz Lut da peygamberlerdendir
Yusuf AliSo also was Lut among those sent (by Us)
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendir
Diyanet İşleri MealiGeridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık
Yusuf AliBehold, We delivered him and his adherents, all
Elmalılı Hamdi YazırHani biz onu ve ailesinin tamamını kurtarmıştık
Diyanet İşleri MealiGeridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık
Yusuf AliExcept an old woman who was among those who lagged behind
Elmalılı Hamdi YazırAncak geride kalıp batanlar içinde kalan yaşlı bir kadın hariç
Diyanet İşleri MealiSonra diğerlerini yok etmiştik
Yusuf AliThen We destroyed the rest
Elmalılı Hamdi YazırSonra diğerlerini helak etmiştik
Diyanet İşleri MealiSabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz
Yusuf AliVerily, ye pass by their (sites), by day
Elmalılı Hamdi YazırVe siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz
Diyanet İşleri MealiSabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz
Yusuf AliAnd by night: will ye not understand
Elmalılı Hamdi YazırVe siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Yunus da peygamberlerdendir
Yusuf AliSo also was Jonah among those sent (by Us)
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendir
Diyanet İşleri MealiDolu bir gemiye kaçmıştı
Yusuf AliWhen he ran away (like a slave from captivity) to the ship (fully) laden
Elmalılı Hamdi YazırHani o bir zaman dolu bir gemiye kaçmıştı
Diyanet İşleri MealiGemide olanlarla karşılıklı kura çekmişti de yenilenlerden olmuştu, bu sebeple denize atılmıştı
Yusuf AliHe (agreed to) cast lots, and he was condemned
Elmalılı Hamdi Yazır(Oradakilerle) kur'a çekmiş de kaydırılanlardan (yenilenlerden) olmuştu
Diyanet İşleri MealiKendini kınarken onu bir balık yutmuştu
Yusuf AliThen the big Fish did swallow him, and he had done acts worthy of blame
Elmalılı Hamdi YazırDerken (denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. (Kendi nefsini) kınıyordu
Diyanet İşleri MealiEğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı
Yusuf AliHad it not been that he (repented and) glorified God
Elmalılı Hamdi YazırEğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı
Diyanet İşleri MealiEğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı
Yusuf AliHe would certainly have remained inside the Fish till the Day of Resurrection
Elmalılı Hamdi YazırEğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı
Diyanet İşleri MealiHalsiz bir halde iken kendisini sahile çıkardık
Yusuf AliBut We cast him forth on the naked shore in a state of sickness
Elmalılı Hamdi YazırBiz onu hasta bir halde bir alana çıkardık
Diyanet İşleri MealiOnun için, geniş yapraklı bir bitki yetiştirdik
Yusuf AliAnd We caused to grow, over him, a spreading plant of the gourd kind
Elmalılı Hamdi YazırÜzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik
Diyanet İşleri MealiOnu, yüzbin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik
Yusuf AliAnd We sent him (on a mission) to a hundred thousand (men) or more
Elmalılı Hamdi YazırBiz onu (Yunus'u) yüz bin veya daha çok insana peygamber olarak gönderdik
Diyanet İşleri MealiSonunda ona inandılar, bunun üzerine Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik
Yusuf AliAnd they believed; so We permitted them to enjoy (their life) for a while
Elmalılı Hamdi YazırO zaman ona iman ettiler de biz onları bir zamana kadar yaşattık
Diyanet İşleri MealiPutperestlere sor, kızlar senin Rabbinin de erkekler onların mı
Yusuf AliNow ask them their opinion: Is it that thy Lord has (only) daughters, and they have sons
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi sor o seninkilere: Kızlar, Rabbinin de, oğlanlar onların mı
Diyanet İşleri MealiYoksa melekleri kız olarak yarattığımızda onlar hazır mı idiler
Yusuf AliOr that We created the angels female, and they are witnesses (thereto)
Elmalılı Hamdi YazırYoksa biz melekleri dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış
Diyanet İşleri MealiDikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar
Yusuf AliIs it not that they say, from their own invention
Elmalılı Hamdi YazırHa!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar
Diyanet İşleri MealiDikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar
Yusuf AliGod has begotten children"? but they are liars
Elmalılı Hamdi YazırHa!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar
Diyanet İşleri MealiAllah kızları, oğullara tercih mi etmiş
Yusuf AliDid He (then) choose daughters rather than sons
Elmalılı Hamdi Yazır(Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş
Diyanet İşleri MealiNe oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz
Yusuf AliWhat is the matter with you? How judge ye
Elmalılı Hamdi YazırSize ne oldu? Nasıl hükmediyorsunuz
Diyanet İşleri MealiHiç düşünmez misiniz
Yusuf AliWill ye not then receive admonition
Elmalılı Hamdi YazırHiç düşünmüyor musunuz
Diyanet İşleri MealiYoksa apaçık bir deliliniz mi var
Yusuf AliOr have ye an authority manifest
Elmalılı Hamdi YazırYoksa sizin için açık bir delil mi var
Diyanet İşleri MealiDoğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin bakalım
Yusuf AliThen bring ye your Book (of authority) if ye be truthful
Elmalılı Hamdi YazırO halde, eğer doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı
Diyanet İşleri MealiAllah'la cinler (melekler) arasında da bir soy bağı icadettiler. And olsun ki, cinler de, kendilerinin (bunu söyleyenlerin) hesap yerine götürüleceklerini bilirler
Yusuf AliAnd they have invented a blood-relationship between Him and the Jinns: but the Jinns know (quite well) that they have indeed to appear (before his Judgment- Seat)
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, Allah ile cinler arasında bir neseb (hısımlık bağı) uydurdular. Oysa andolsun cinler bilirler ki, o yalancılar mutlaka cehenneme götürüleceklerdir
Diyanet İşleri MealiAllah onların vasıflandırmalarından münezzehtir
Yusuf AliGlory to God! (He is free) from the things they ascribe (to Him)
Elmalılı Hamdi YazırAllah, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir
Diyanet İşleri MealiAllah'ın içten bağlı kulları bunların dışındadır
Yusuf AliNot (so do) the Servants of God, sincere and devoted
Elmalılı Hamdi YazırFakat Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka (onlar, Allah'ı böyle şirk ile vasıflamazlar)
Diyanet İşleri MealiSizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz
Yusuf AliFor, verily, neither ye nor those ye worship
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız
Diyanet İşleri MealiSizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz
Yusuf AliCan lead (any) into temptation concerning God
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız
Diyanet İşleri MealiSizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz
Yusuf AliExcept such as are (themselves) going to the blazing Fire
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız
Diyanet İşleri MealiMelekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz
Yusuf Ali(Those ranged in ranks say): "Not one of us but has a place appointed
Elmalılı Hamdi Yazır(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler
Diyanet İşleri MealiMelekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz
Yusuf AliAnd we are verily ranged in ranks (for service)
Elmalılı Hamdi Yazır(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler
Diyanet İşleri MealiMelekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz
Yusuf AliAnd we are verily those who declare (God's) glory
Elmalılı Hamdi Yazır(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler
Diyanet İşleri MealiPutperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi
Yusuf AliAnd there were those who said
Elmalılı Hamdi Yazır(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk
Diyanet İşleri MealiPutperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi
Yusuf AliIf only we had had before us a Message from those of old
Elmalılı Hamdi Yazır(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk
Diyanet İşleri MealiPutperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi
Yusuf AliWe should certainly have been Servants of God, sincere (and devoted)
Elmalılı Hamdi Yazır(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk
Diyanet İşleri MealiBöyleyken O'nu inkar ettiler. Ama bileceklerdir
Yusuf AliBut (now that the Qur'an has come), they reject it: But soon will they know
Elmalılı Hamdi YazırFakat şimdi onu inkâr ettiler. Ama ilerde bileceklerdir
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir
Yusuf AliAlready has Our Word been passed before (this) to our Servants sent (by Us)
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir
Diyanet İşleri MealiOnlar şüphesiz yardım göreceklerdir
Yusuf AliThat they would certainly be assisted
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir
Diyanet İşleri MealiBizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir
Yusuf AliAnd that Our forces,- they surely must conquer
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir
Diyanet İşleri MealiBir süreye kadar onlara aldırış etme
Yusuf AliSo turn thou away from them for a little while
Elmalılı Hamdi YazırOnun için sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir
Diyanet İşleri MealiOnlara inecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir
Yusuf AliAnd watch them (how they fare), and they soon shall see (how thou farest)
Elmalılı Hamdi YazırOnlara (inecek azabı) gözetle. Yakında onlar da göreceklerdir
Diyanet İşleri MealiAzabımıza uğramakta acele mi ediyorlar
Yusuf AliDo they wish (indeed) to hurry on our Punishment
Elmalılı Hamdi YazırYa şimdi onlar, bizim azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar
Diyanet İşleri MealiO azap, yurtlarına indiğinde, uyarılan fakat yola gelmeyenlerin sabahı ne kötü olur
Yusuf AliBut when it descends into the open space before them, evil will be the morning for those who were warned (and heeded not)
Elmalılı Hamdi YazırFakat (azabımız) onların sahasına indiği zaman, (o acı sonuçla) uyarılanların sabahı ne kötüdür
Diyanet İşleri MealiBir süreye kadar onlardan yüz çevir
Yusuf AliSo turn thou away from them for a little while
Elmalılı Hamdi YazırYine sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir
Diyanet İşleri Mealiİnecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir
Yusuf AliAnd watch (how they fare) and they soon shall see (how thou farest)
Elmalılı Hamdi Yazır(İnecek azabı) gözetle! Yakında onlar da göreceklerdir
Diyanet İşleri MealiSenin güçlü olan Rabbin, onların vasıflandırmalarından münezzehtir
Yusuf AliGlory to thy Lord, the Lord of Honour and Power! (He is free) from what they ascribe (to Him)
Elmalılı Hamdi YazırSenin güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir
Diyanet İşleri MealiVe selam, peygamberleredir
Yusuf AliAnd Peace on the apostles
Elmalılı Hamdi YazırGönderilen bütün peygamberlere selam olsun
Diyanet İşleri MealiHamd de Alemlerin Rabbi Allah'adır
Yusuf AliAnd Praise to God, the Lord and Cherisher of the Worlds
Elmalılı Hamdi YazırHamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur