37. As-Saaffaat سُورَةُ الصَّافَّاتِ
Diyanet İşleri MealiSıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir
Süleyman AteşAndolsun o sıra sıra dizilenlere
Saheeh InternationalBy those [angels] lined up in rows
Diyanet İşleri MealiSıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir
Süleyman AteşBağırıp sürenlere
Saheeh InternationalAnd those who drive [the clouds]
Diyanet İşleri MealiSıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir
Süleyman AteşZikir okuyanlara
Saheeh InternationalAnd those who recite the message
Diyanet İşleri MealiSıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir
Süleyman AteşKi Tanrınız, birdir
Saheeh InternationalIndeed, your God is One
Diyanet İşleri MealiSıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir
Süleyman AteşGöklerin, yerin ve bunlar arasında bulunanların Rabbi, doğuların da Rabbidir
Saheeh InternationalLord of the heavens and the earth and that between them and Lord of the sunrises
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz Biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik
Süleyman AteşBiz en yakın göğü bir zinetle, yıldızlarla süsledik
Saheeh InternationalIndeed, We have adorned the nearest heaven with an adornment of stars
Diyanet İşleri MealiOnu, inatçı her türlü şeytandan koruduk
Süleyman AteşVe (onu) ita'at dışına çıkan her türlü şeytandan koruduk
Saheeh InternationalAnd as protection against every rebellious devil
Diyanet İşleri MealiOnlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır
Süleyman AteşO (şeyta)nlar mele-i A'layı (yüce melekler topluluğunu) dinleyemezler; her yandan kendilerine (ışınlar) atılır
Saheeh International[So] they may not listen to the exalted assembly [of angels] and are pelted from every side
Diyanet İşleri MealiOnlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır
Süleyman AteşKovulurlar. Onlar için sürekli bir azab vardır
Saheeh InternationalRepelled; and for them is a constant punishment
Diyanet İşleri MealiHele bir tek söz kapan olsun; delici bir alev onun peşine düşüverir
Süleyman AteşYalnız (yüce topluluktan) bir söz kapan olursa, onu da delici bir şihab (ışın)izler
Saheeh InternationalExcept one who snatches [some words] by theft, but they are pursued by a burning flame, piercing [in brightness]
Diyanet İşleri MealiAllah'a eş koşanlara sor: Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa Bizim yarattığımız gökleri yaratmak mı? Aslında Biz kendilerini özlü ve yapışkan çamurdan yaratmışızdır
Süleyman AteşŞimdi onlara sor: Yaratılış bakımından kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı? Biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık
Saheeh InternationalThen inquire of them, [O Muhammad], "Are they a stronger [or more difficult] creation or those [others] We have created?" Indeed, We created men from sticky clay
Diyanet İşleri MealiEvet; sen onlara şaşıyorsun, onlar da seni alaya alıyorlar
Süleyman AteşHayır sen (bu muhteşem kudrete) hayran kaldın; onlarsa (seninle) alay ediyorlar
Saheeh InternationalBut you wonder, while they mock
Diyanet İşleri MealiOnlara öğüt verildiğinde öğüt dinlemezler
Süleyman AteşKendilerine öğüt verilse öğüt almıyorlar
Saheeh InternationalAnd when they are reminded, they remember not
Diyanet İşleri MealiBir mucize gördüklerinde onu eğlenceye alırlar
Süleyman AteşBir mu'cize görseler, alay ediyorlar
Saheeh InternationalAnd when they see a sign, they ridicule
Diyanet İşleri MealiBu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler
Süleyman AteşBu apaçık bir büyüden başka bir şey değildir. diyorlar
Saheeh InternationalAnd say, "This is not but obvious magic
Diyanet İşleri MealiBu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler
Süleyman AteşYani biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz mi diriltilecek mişiz
Saheeh InternationalWhen we have died and become dust and bones, are we indeed to be resurrected
Diyanet İşleri MealiBu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler
Süleyman AteşEvvelki atalarımız da mı
Saheeh InternationalAnd our forefathers [as well]
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Evet hem de zelil ve hakir olarak
Süleyman AteşDe ki: "Evet siz aşağılanarak (diriltileceksiniz)
Saheeh InternationalSay, "Yes, and you will be [rendered] contemptible
Diyanet İşleri MealiTek bir çığlık. Hemen bakıp kalırlar
Süleyman AteşO (iş) sadece korkunç bir sesten ibarettir: Hemen onlar (diriltilmiş olarak) bakıyorlardır
Saheeh InternationalIt will be only one shout, and at once they will be observing
Diyanet İşleri MealiŞöyle derler: "Vay bize! İşte bu ceza günüdür
Süleyman AteşVah bize, bu ceza günüdür! dediler
Saheeh InternationalThey will say, "O woe to us! This is the Day of Recompense
Diyanet İşleri MealiOnlara: "İşte bu, yalanladığınız hüküm günüdür" denir
Süleyman AteşBu, yalanlamakta olduğunuz hüküm günüdür
Saheeh International[They will be told], "This is the Day of Judgement which you used to deny
Diyanet İşleri Mealiİlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun
Süleyman Ateş(Yüce Allah meleklerine emreder): "Toplayın o zalimleri, onların eşlerini ve taptıklarını
Saheeh International[The angels will be ordered], "Gather those who committed wrong, their kinds, and what they used to worship
Diyanet İşleri Mealiİlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun
Süleyman AteşAllah'tan başka. Onları cehennemin yoluna götürün
Saheeh InternationalOther than Allah, and guide them to the path of Hellfire
Diyanet İşleri MealiOnları durdurun; çünkü kendilerinden daha da sorulacaktır
Süleyman AteşDurdurun onları, çünkü onlar sorguya çekileceklerdir
Saheeh InternationalAnd stop them; indeed, they are to be questioned
Diyanet İşleri MealiŞöyle sorulur: "Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz
Süleyman AteşSize ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz
Saheeh International[They will be asked], "What is [wrong] with you? Why do you not help each other
Diyanet İşleri MealiHayır; bugün onların hepsi teslim olmuşlardır
Süleyman Ateş(Başları öne eğik, utançtan yüzleri kızarmış. Cevap verecek durumda değillerdir). Hayır, onlar o gün teslim olmuşlardır
Saheeh InternationalBut they, that Day, are in surrender
Diyanet İşleri MealiBirbirlerine dönüp soruşurlar
Süleyman AteşBirbirlerine döndüler, soruyorlar
Saheeh InternationalAnd they will approach one another blaming each other
Diyanet İşleri Mealiİleri gelenlerine: "Doğrusu siz bize sureti hakdan görünürdünüz" derler
Süleyman Ateş(Uyanlar, uydukları adamlara) Dediler ki: "Siz bize sağdan gelir(güvendiğimiz yandan bize sokulup vesvese verir)diniz
Saheeh InternationalThey will say, "Indeed, you used to come at us from the right
Diyanet İşleri MealiOnlar da şöyle derler: "Hayır; siz inanmış kimseler değildiniz
Süleyman Ateş(Ötekiler de): "Hayır, dediler, zaten siz kendiniz inanan insanlar değildiniz
Saheeh InternationalThe oppressors will say, "Rather, you [yourselves] were not believers
Diyanet İşleri MealiBizim sizin üstünüzde bir nüfuzumuz yoktu. Bilakis, azmış bir millettiniz
Süleyman AteşBizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Siz kendiniz azgın bir toplum idiniz
Saheeh InternationalAnd we had over you no authority, but you were a transgressing people
Diyanet İşleri MealiBu sebeple, Rabbimizin sözü aleyhimizde gerçekleşti. şüphesiz azabı tadacağız
Süleyman AteşArtık Rabbimizin sözü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezayı mutlaka) tadacağız
Saheeh InternationalSo the word of our Lord has come into effect upon us; indeed, we will taste [punishment]
Diyanet İşleri MealiSizi biz azdırmıştık, çünkü kendimiz azgındık
Süleyman AteşSizi azdırdık, çünkü biz kendimiz azmıştık(siz de bize uyunca azmış oldunuz)
Saheeh InternationalAnd we led you to deviation; indeed, we were deviators
Diyanet İşleri MealiO gün hepsi azabda birleşirler
Süleyman AteşO gün onlar azab (çekme)de ortaktırlar
Saheeh InternationalSo indeed they, that Day, will be sharing in the punishment
Diyanet İşleri MealiDoğrusu suçlulara böyle yaparız
Süleyman Ateşİşte biz, suçlulara böyle yaparız
Saheeh InternationalIndeed, that is how We deal with the criminals
Diyanet İşleri MealiOnlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur" denildiği zaman şüphesiz büyüklenirler
Süleyman AteşÇünkü onlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur!" dendiği zaman büyüklük taslarlardı
Saheeh InternationalIndeed they, when it was said to them, "There is no deity but Allah," were arrogant
Diyanet İşleri MealiDeli bir şair yüzünden tanrılarımızı mı bırakalım?" derlerdi
Süleyman AteşCinlenmiş bir şair için biz tanrılarımızı mı terk edeceğiz? derlerdi
Saheeh InternationalAnd were saying, "Are we to leave our gods for a mad poet
Diyanet İşleri MealiHayır; o, gerçeği getirmiş ve peygamberleri doğrulamıştı
Süleyman AteşHayır, o (ne şairdi, ne mecnun. O) gerçeği getirmiş ve elçileri de doğrulamıştı
Saheeh InternationalRather, the Prophet has come with the truth and confirmed the [previous] messengers
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz siz can yakıcı azabı tadacaksınız
Süleyman AteşSiz acı azabı tadacaksınız
Saheeh InternationalIndeed, you [disbelievers] will be tasters of the painful punishment
Diyanet İşleri MealiYaptığınızdan başka birşeyle cezalanmayacaksınız
Süleyman AteşSadece yaptığınız (işler)le cezalanıyorsunuz
Saheeh InternationalAnd you will not be recompensed except for what you used to do
Diyanet İşleri MealiAncak Allah'a içten bağlı kullar bunun dışındadır
Süleyman AteşAncak Allah'ın halis kulları bu cezanın dışındadır
Saheeh InternationalBut not the chosen servants of Allah
Diyanet İşleri Mealiİşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur
Süleyman AteşOnlar için bilinen bir rızık vardır
Saheeh InternationalThose will have a provision determined
Diyanet İşleri Mealiİşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur
Süleyman Ateş(Türlü türlü) Meyvalar. Ve onlar ağırlanırlar
Saheeh InternationalFruits; and they will be honored
Diyanet İşleri Mealiİşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur
Süleyman AteşNi'met cennetlerinde
Saheeh InternationalIn gardens of pleasure
Diyanet İşleri Mealiİşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur
Süleyman AteşTahtlar üzerinde, karşılıklı otururlar
Saheeh InternationalOn thrones facing one another
Diyanet İşleri MealiBaş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur
Süleyman AteşÖnlerinde akan kaynaktan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır
Saheeh InternationalThere will be circulated among them a cup [of wine] from a flowing spring
Diyanet İşleri MealiBaş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur
Süleyman AteşBerrak, içenlere lezzet veren bir içki
Saheeh InternationalWhite and delicious to the drinkers
Diyanet İşleri MealiBaş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur
Süleyman AteşOnda ne sersemletme var, ne onunla sarhoş olurlar
Saheeh InternationalNo bad effect is there in it, nor from it will they be intoxicated
Diyanet İşleri MealiYanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır
Süleyman AteşYanlarında da, yalnız kendilerine göz dikmiş iri gözlü eşler vardır
Saheeh InternationalAnd with them will be women limiting [their] glances, with large, [beautiful] eyes
Diyanet İşleri MealiYanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır
Süleyman AteşSaklı yumurta gibi bembeyaz eşler
Saheeh InternationalAs if they were [delicate] eggs, well-protected
Diyanet İşleri MealiBirbirlerine dönüp sorarlar
Süleyman AteşBunlar birbirine dönmüş soruyorlar
Saheeh InternationalAnd they will approach one another, inquiring of each other
Diyanet İşleri Mealiİçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi
Süleyman AteşOnlardan bir sözcü: "Benim, dedi, bir arkadaşım vardı
Saheeh InternationalA speaker among them will say, "Indeed, I had a companion [on earth]
Diyanet İşleri Mealiİçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi
Süleyman AteşDerdi ki: 'Sen doğrulayanlardan mısın
Saheeh InternationalWho would say, 'Are you indeed of those who believe
Diyanet İşleri Mealiİçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi
Süleyman AteşBiz ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz mi (diriltilip yaptığımız işlere göre) cezalanacağız
Saheeh InternationalThat when we have died and become dust and bones, we will indeed be recompensed
Diyanet İşleri MealiYanındakilere: "Siz onu bilir misiniz?" der
Süleyman Ateş(Sonra yanındakilere): "Bakar mısınız?" dedi
Saheeh InternationalHe will say, "Would you [care to] look
Diyanet İşleri MealiBir bakar onu cehennemin ortasında görür
Süleyman AteşBaktı onu cehennemin ortasında gördü
Saheeh InternationalAnd he will look and see him in the midst of the Hellfire
Diyanet İşleri MealiOna der ki: "Allah'a and olsun ki, az kalsın beni de mahvedecektin
Süleyman AteşTallahi, dedi, sen az daha beni de alçaltacaktın
Saheeh InternationalHe will say, "By Allah, you almost ruined me
Diyanet İşleri MealiEğer Rabbimin lütfu olmasaydı ben de oraya götürülenlerden olurdum
Süleyman AteşRabbimin ni'meti olmasaydı, şimdi ben de (oraya) getirilenlerden olurdum
Saheeh InternationalIf not for the favor of my Lord, I would have been of those brought in [to Hell]
Diyanet İşleri MealiBirinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha
Süleyman AteşBiz bir daha ölmeyecek miyiz der
Saheeh InternationalThen, are we not to die
Diyanet İşleri MealiBirinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha
Süleyman AteşYalnız ilk ölümümüz, başka ölüm yok ve biz azaba da uğratılmayacağız ha
Saheeh InternationalExcept for our first death, and we will not be punished
Diyanet İşleri Mealiİşte büyük kurtuluş şüphesiz budur
Süleyman AteşGerçekten büyük başarı ve mutluluk budur
Saheeh InternationalIndeed, this is the great attainment
Diyanet İşleri MealiÇalışanlar bunun için çalışsın
Süleyman AteşÇalışanlar bunun için çalışsınlar
Saheeh InternationalFor the like of this let the workers [on earth] work
Diyanet İşleri MealiKonukluk olarak bu mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı
Süleyman Ateş(Nasıl) Ağırlanmak için bu mu hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı
Saheeh InternationalIs Paradise a better accommodation or the tree of zaqqum
Diyanet İşleri MealiBiz o ağacı, zalimler için bir dert yaptık
Süleyman AteşBiz onu zalimler için bir fitne (sınav) yaptık
Saheeh InternationalIndeed, We have made it a torment for the wrongdoers
Diyanet İşleri MealiO, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır
Süleyman AteşO, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır
Saheeh InternationalIndeed, it is a tree issuing from the bottom of the Hellfire
Diyanet İşleri MealiTomurcukları şeytan başı gibidir
Süleyman AteşTomurcukları, şeytanların başları gibidir
Saheeh InternationalIts emerging fruit as if it was heads of the devils
Diyanet İşleri Mealiİşte cehennemlikler bundan yerler, karınlarını onunla doldururlar
Süleyman AteşOnlar ondan yiyecekler ve karınlarını onunla dolduracaklardır
Saheeh InternationalAnd indeed, they will eat from it and fill with it their bellies
Diyanet İşleri MealiSonra, üzerine kaynar su katılmış içki şüphesiz onlar içindir
Süleyman AteşSonra onların, bunun üzerine kaynar su karıştırılmış bir içkileri vardır
Saheeh InternationalThen indeed, they will have after it a mixture of scalding water
Diyanet İşleri MealiDoğrusu sonra dönecekleri yer yine cehennemdir
Süleyman AteşSonra dönecekleri yer, elbette cehennemdir
Saheeh InternationalThen indeed, their return will be to the Hellfire
Diyanet İşleri MealiOnlar babalarını şüphesiz sapık kimseler olarak bulmuşlardı
Süleyman AteşÇünkü onlar babalarını sapık kimseler buldular
Saheeh InternationalIndeed they found their fathers astray
Diyanet İşleri MealiÖyleyken yine de onların izlerinden kovalanırcasına koşturuyorlardı
Süleyman AteşKendileri de onların izlerinde koşturuyorlar
Saheeh InternationalSo they hastened [to follow] in their footsteps
Diyanet İşleri MealiOnlardan önce, evvelki ümmetlerin çoğu, and olsun ki sapıtmıştı
Süleyman AteşAndolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı
Saheeh InternationalAnd there had already strayed before them most of the former peoples
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, içlerine uyarıcılar göndermiştik
Süleyman AteşBiz onların içine de uyarıcılar göndermiştik
Saheeh InternationalAnd We had already sent among them warners
Diyanet İşleri MealiUyarıldığı halde yola gelmeyenlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak
Süleyman AteşBak, o uyarılanların sonu nice oldu
Saheeh InternationalThen look how was the end of those who were warned
Diyanet İşleri MealiAllah'ın, O'na içten bağlanan kulları bunun dışındadır
Süleyman AteşAncak Allah'ın halis kulları o azabın dışında kaldılar
Saheeh InternationalBut not the chosen servants of Allah
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Nuh Bize seslenmişti de duasına ne güzel icabet etmiştik
Süleyman AteşAndolsun Nuh bize yalvarmıştı da ne güzel kabul buyurmuştuk
Saheeh InternationalAnd Noah had certainly called Us, and [We are] the best of responders
Diyanet İşleri MealiOnu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık
Süleyman AteşOnu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık
Saheeh InternationalAnd We saved him and his family from the great affliction
Diyanet İşleri MealiAncak onun soyunu sürekli kıldık
Süleyman AteşYalnız onun zürriyetini kalıcılar yaptık (onlardan başka hepsini helak ettik)
Saheeh InternationalAnd We made his descendants those remaining [on the earth]
Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık
Süleyman AteşSonra gelenler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık
Saheeh InternationalAnd left for him [favorable mention] among later generations
Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık
Süleyman AteşAlemler içinde Nuh'a selam olsun (bütün insanlar onu esenlikle anarlar)
Saheeh InternationalPeace upon Noah among the worlds
Diyanet İşleri Mealiİşte Biz iyi davrananları böyle mükafatlandırırız
Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız
Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good
Diyanet İşleri MealiDoğrusu o, bizim inanmış kullarımızdandı
Süleyman AteşÇünkü o bizim, inanan kullarımızdandı
Saheeh InternationalIndeed, he was of Our believing servants
Diyanet İşleri MealiSonra, diğerlerini suda boğduk
Süleyman AteşSonra ötekilerini suda boğduk
Saheeh InternationalThen We drowned the disbelievers
Diyanet İşleri Mealiİbrahim de şüphesiz O'nun yolunda olanlardandı
Süleyman Ateşİbrahim de onun kolundan idi
Saheeh InternationalAnd indeed, among his kind was Abraham
Diyanet İşleri MealiNitekim Rabbine temiz bir kalple geldi
Süleyman AteşZira Rabbine tertemiz bir kalb getirmişti
Saheeh InternationalWhen he came to his Lord with a sound heart
Diyanet İşleri Mealiİbrahim babasına ve milletine şöyle demişti: "Nelere kulluk ediyorsunuz
Süleyman AteşBabasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti
Saheeh International[And] when he said to his father and his people, "What do you worship
Diyanet İşleri MealiAllah'ı bırakıp uydurma tanrılar mı istiyorsunuz
Süleyman AteşAllah'tan başka uydurma tanrılar mı istiyorsunuz
Saheeh InternationalIs it falsehood [as] gods other than Allah you desire
Diyanet İşleri MealiAlemlerin Rabbi hakkındaki sanınız nedir
Süleyman AteşAlemlerin Rabbi hakkında zannınız nedir (ki O'na böyle ortaklar koştunuz)
Saheeh InternationalThen what is your thought about the Lord of the worlds
Diyanet İşleri Mealiİbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi
Süleyman AteşYıldızlara bir göz attı
Saheeh InternationalAnd he cast a look at the stars
Diyanet İşleri Mealiİbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi
Süleyman AteşBen hastayım, dedi
Saheeh InternationalAnd said, "Indeed, I am [about to be] ill
Diyanet İşleri MealiOnu bırakıp gittiler
Süleyman AteşBunun üzerine arkalarını dönüp ondan kaçtılar
Saheeh InternationalSo they turned away from him, departing
Diyanet İşleri MealiO da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi
Süleyman AteşO da gizlice onların tanrılarına sokuldu: "Yemez misini?" dedi
Saheeh InternationalThen he turned to their gods and said, "Do you not eat
Diyanet İşleri MealiO da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi
Süleyman AteşNeyiniz var ki konuşmuyorsunuz
Saheeh InternationalWhat is [wrong] with you that you do not speak
Diyanet İşleri MealiSonunda, üzerlerine yürüyüp kuvvetle vurdu
Süleyman AteşVe gizlice üzerlerine yürüyüp sağ eliyle onlara kuvvetli bir darbe indirdi
Saheeh InternationalAnd he turned upon them a blow with [his] right hand
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine putperestler koşarak ona geldiler
Süleyman Ateş(Puta, tapanlar, döndüklerinde putlarını kırılmış görünce) Hemen koşarak ona gittiler
Saheeh InternationalThen the people came toward him, hastening
Diyanet İşleri Mealiİbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır
Süleyman Ateş(Elinizle) Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? dedi
Saheeh InternationalHe said, "Do you worship that which you [yourselves] carve
Diyanet İşleri Mealiİbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır
Süleyman AteşOysa sizi de, yaptığınız(bu şeyler)i de Allah yaratmıştır
Saheeh InternationalWhile Allah created you and that which you do
Diyanet İşleri MealiPutperestler: "Onun için bir yapı yapın da onu oradan ateşin içine atın" dediler
Süleyman AteşOnun için bir bina yapın da onu (o binada) ateşe atın dediler
Saheeh InternationalThey said, "Construct for him a furnace and throw him into the burning fire
Diyanet İşleri MealiOna düzen kurmak istediler, ama Biz onları altettik
Süleyman AteşOna bir tuzak kurmak istediler, biz de (onların tuzaklarını boşa çıkardık), onları alçak düşürdük
Saheeh InternationalAnd they intended for him a plan, but We made them the most debased
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Doğrusu ben Rabbim uğrunda sizi bırakıp gidiyorum; O beni doğru yola eriştirir" dedi
Süleyman Ateş(İbrahim) Dedi ki: "Ben Rabbime gideceğim, O, beni doğru yola iletecek
Saheeh InternationalAnd [then] he said, "Indeed, I will go to [where I am ordered by] my Lord; He will guide me
Diyanet İşleri MealiRabbim! Bana iyilerden olacak bir çocuk ver" diye yalvardı
Süleyman AteşRabbim, bana iyilerden (bir çocuk) lutfet
Saheeh InternationalMy Lord, grant me [a child] from among the righteous
Diyanet İşleri MealiBiz de ona yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik
Süleyman AteşOna halim bir erkek çocuk müjdeledik
Saheeh InternationalSo We gave him good tidings of a forbearing boy
Diyanet İşleri MealiÇocuk kendisinin yanısıra yürümeye başlayınca: "Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda iken seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?" dedi. "Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin" dedi
Süleyman Ateş(Çocuk) Onun yanında koşma çağına erişince (İbrahim ona): "Yavrum, dedi, ben uykuda görüyorum ki ben seni kesiyorum; (düşün) bak, ne dersin?" (Çocuk): "Babacığım, sana emredileni yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın." dedi
Saheeh InternationalAnd when he reached with him [the age of] exertion, he said, "O my son, indeed I have seen in a dream that I [must] sacrifice you, so see what you think." He said, "O my father, do as you are commanded. You will find me, if Allah wills, of the steadfast
Diyanet İşleri MealiBöylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik
Süleyman Ateşİkisi de böylece (Allah'ın emrine) teslim olup (İbrahim, kurban etmek için) çocuğu alnı üzerine yıkınca
Saheeh InternationalAnd when they had both submitted and he put him down upon his forehead
Diyanet İşleri MealiBöylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik
Süleyman AteşBiz ona: "İbrahim!" diye ünledik
Saheeh InternationalWe called to him, "O Abraham
Diyanet İşleri MealiBöylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik
Süleyman AteşSen rüyayı doğruladın, işte biz, güzel davrananları böyle mükafatlandırırız
Saheeh InternationalYou have fulfilled the vision." Indeed, We thus reward the doers of good
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu apaçık bir deneme idi
Süleyman AteşGerçekten bu, apaçık bir sınav idi
Saheeh InternationalIndeed, this was the clear trial
Diyanet İşleri MealiOna fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik
Süleyman AteşVe fidye olarak ona büyük bir kurbanlık verdik
Saheeh InternationalAnd We ransomed him with a great sacrifice
Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık
Süleyman AteşSonra gelenler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık
Saheeh InternationalAnd We left for him [favorable mention] among later generations
Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık
Süleyman Ateş(İleride gelecek nesiller): "İbrahim'e selam olsun!" (diyeceklerdi)
Saheeh InternationalPeace upon Abraham
Diyanet İşleri Mealiİşte iyileri böylece mükafatlandırırız
Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız
Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good
Diyanet İşleri MealiDoğrusu o, inanmış kullarımızdandı
Süleyman AteşÇünkü o bizim mü'min kullarımızdandı
Saheeh InternationalIndeed, he was of Our believing servants
Diyanet İşleri MealiOna, iyilerden olan İshak'ı peygamber olarak müjdeledik
Süleyman AteşBiz ona İshak'ı, iyilerden bir peygamber olarak müjdeledik
Saheeh InternationalAnd We gave him good tidings of Isaac, a prophet from among the righteous
Diyanet İşleri MealiKendisini ve İshak'ı mübarek kıldık; ikisinin soyundan iyi olan da vardır, açıktan açığa kendisine yazık eden de vardır
Süleyman AteşKendisine de, İshak'a da bereketler verdik. Onların neslinden (gelenler arasında) iyi hareket eden de var, açıkça kendisine zulmeden de
Saheeh InternationalAnd We blessed him and Isaac. But among their descendants is the doer of good and the clearly unjust to himself
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki Musa ve Harun'a da iyilikte bulunmuştuk
Süleyman AteşAndolsun Musa'ya ve Harun'a da lutuflarda bulunduk
Saheeh InternationalAnd We did certainly confer favor upon Moses and Aaron
Diyanet İşleri Mealiİkisini ve milletlerini büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık
Süleyman AteşOnları ve kavimlerini büyük sıkıntıdan kurtardık
Saheeh InternationalAnd We saved them and their people from the great affliction
Diyanet İşleri MealiOnlara yardım etmiştik de üstün gelmişlerdi
Süleyman AteşOnlara yardım ettik de üstün gelenler kendileri oldular
Saheeh InternationalAnd We supported them so it was they who overcame
Diyanet İşleri MealiHer ikisine de, apaçık anlaşılan bir Kitap vermiştik
Süleyman AteşOnlara açık ifadeli Kitabı verdik
Saheeh InternationalAnd We gave them the explicit Scripture
Diyanet İşleri MealiHer ikisini de doğru yola eriştirmiştik
Süleyman AteşVe onları doğru yola ilettik
Saheeh InternationalAnd We guided them on the straight path
Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık
Süleyman AteşVe sonra gelenler arasında onlara (iyi bir ün) bıraktık
Saheeh InternationalAnd We left for them [favorable mention] among later generations
Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık
Süleyman Ateş(Hep): "Musa'ya ve Harun'a selam olsun!" (diyeceklerdi)
Saheeh InternationalPeace upon Moses and Aaron
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Biz, iyileri böylece mükafatlandırırız
Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız
Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good
Diyanet İşleri Mealiİkisi de şüphesiz inanmış kullarımızdandı
Süleyman AteşÇünkü ikisi de bizim inanan kullarımızdandı
Saheeh InternationalIndeed, they were of Our believing servants
Diyanet İşleri MealiDoğrusu İlyas da peygamberlerdendir
Süleyman Ateşİlyas da elçilerdendi
Saheeh InternationalAnd indeed, Elias was from among the messengers
Diyanet İşleri MealiMilletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti
Süleyman AteşKavmine demişti ki: "(Allah'ın azabından) Korunmaz mısınız
Saheeh InternationalWhen he said to his people, "Will you not fear Allah
Diyanet İşleri MealiMilletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti
Süleyman AteşBa'l'e yalvarıyorsunuz da, bırakıyor musunuz, yaratıcıların en güzelini
Saheeh InternationalDo you call upon Ba'l and leave the best of creators
Diyanet İşleri MealiMilletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti
Süleyman AteşSizin Rabbiniz ve önceki atalarınızın Rabbi olan Allah'ı
Saheeh InternationalAllah, your Lord and the Lord of your first forefathers
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi
Süleyman AteşOnu yalanladılar, bundan dolayı onlar (azaba) getirileceklerdir
Saheeh InternationalAnd they denied him, so indeed, they will be brought [for punishment]
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi
Süleyman AteşYalnız Allah'ın halis kulları azab dışındadırlar
Saheeh InternationalExcept the chosen servants of Allah
Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık
Süleyman AteşBiz, sonra gelenler arasında ona (İlyas'a da iyi bir ün) bıraktık
Saheeh InternationalAnd We left for him [favorable mention] among later generations
Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık
Süleyman Ateşİlyas'a selam olsun
Saheeh InternationalPeace upon Elias
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Biz iyileri böylece mükafatlandırırız
Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız
Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good
Diyanet İşleri MealiO, inanmış kullarımızdandı
Süleyman AteşÇünkü o bizim mü'min kullarımızdandı
Saheeh InternationalIndeed, he was of Our believing servants
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz Lut da peygamberlerdendir
Süleyman AteşLut da gönderilen elçilerdendi
Saheeh InternationalAnd indeed, Lot was among the messengers
Diyanet İşleri MealiGeridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık
Süleyman AteşOnu ve ailesini kurtardık
Saheeh International[So mention] when We saved him and his family, all
Diyanet İşleri MealiGeridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık
Süleyman AteşYalnız (azabda) kalacaklar arasında bulunan acuze bir kadın hariç
Saheeh InternationalExcept his wife among those who remained [with the evildoers]
Diyanet İşleri MealiSonra diğerlerini yok etmiştik
Süleyman AteşSonra ötekileri kırdık (geçirdik)
Saheeh InternationalThen We destroyed the others
Diyanet İşleri MealiSabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz
Süleyman AteşSiz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz; sabahleyin
Saheeh InternationalAnd indeed, you pass by them in the morning
Diyanet İşleri MealiSabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz
Süleyman AteşVe geceleyin. Düşünmüyor musunuz
Saheeh InternationalAnd at night. Then will you not use reason
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Yunus da peygamberlerdendir
Süleyman AteşYunus da gönderilen elçilerdendi
Saheeh InternationalAnd indeed, Jonah was among the messengers
Diyanet İşleri MealiDolu bir gemiye kaçmıştı
Süleyman AteşDolu gemiye kaçmıştı
Saheeh International[Mention] when he ran away to the laden ship
Diyanet İşleri MealiGemide olanlarla karşılıklı kura çekmişti de yenilenlerden olmuştu, bu sebeple denize atılmıştı
Süleyman Ateş(Yükü fazla oluğundan gemi taşıyamamış, yolculardan birini denize atmak gerekmişti. Birini atmak üzere gemidekilerle) Kur'a çekti. (Yunus) Yenilenlerden oldu. (Kur'a kendisine isabet etti)
Saheeh InternationalAnd he drew lots and was among the losers
Diyanet İşleri MealiKendini kınarken onu bir balık yutmuştu
Süleyman Ateş(Yunus, Rabbinden izinsiz olarak kavminden ayrıldığı için) Kendi kendisini kınarken (denize attılar) balık onu yuttu
Saheeh InternationalThen the fish swallowed him, while he was blameworthy
Diyanet İşleri MealiEğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı
Süleyman AteşEğer tesbih edenlerden olmasaydı
Saheeh InternationalAnd had he not been of those who exalt Allah
Diyanet İşleri MealiEğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı
Süleyman Ateş(İnsanların) Yeniden diriltilecekleri güne kadar balığın karnında kalırdı
Saheeh InternationalHe would have remained inside its belly until the Day they are resurrected
Diyanet İşleri MealiHalsiz bir halde iken kendisini sahile çıkardık
Süleyman Ateş(Ama balığın karnında bizi andı, tesbih etti, biz de) Onu hasta bir halde ağaçsız, çıplak bir yere attık
Saheeh InternationalBut We threw him onto the open shore while he was ill
Diyanet İşleri MealiOnun için, geniş yapraklı bir bitki yetiştirdik
Süleyman AteşVe üzerine (gölge yapması için) Bir asma kabak ağacı bitirdik
Saheeh InternationalAnd We caused to grow over him a gourd vine
Diyanet İşleri MealiOnu, yüzbin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik
Süleyman AteşVe onu yüz bin insana, ya da daha fazla olanlara elçi gönderdik
Saheeh InternationalAnd We sent him to [his people of] a hundred thousand or more
Diyanet İşleri MealiSonunda ona inandılar, bunun üzerine Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik
Süleyman Ateşİnandılar, biz de onları bir süreye kadar geçindirdik
Saheeh InternationalAnd they believed, so We gave them enjoyment [of life] for a time
Diyanet İşleri MealiPutperestlere sor, kızlar senin Rabbinin de erkekler onların mı
Süleyman AteşŞimdi onlara sor: Rabbine kızlar, onlara da oğlanlar mı
Saheeh InternationalSo inquire of them, [O Muhammad], "Does your Lord have daughters while they have sons
Diyanet İşleri MealiYoksa melekleri kız olarak yarattığımızda onlar hazır mı idiler
Süleyman AteşYoksa biz melekleri, onların gözleri önünde dişi mi yarattık (ki meleklerin dişi olduğunu söylüyorlar)
Saheeh InternationalOr did We create the angels as females while they were witnesses
Diyanet İşleri MealiDikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar
Süleyman Ateşİyi bilin, onlar iftiraları yüzünden diyorlar ki
Saheeh InternationalUnquestionably, it is out of their [invented] falsehood that they say
Diyanet İşleri MealiDikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar
Süleyman AteşAllah doğurdu. Onlar elbette yalancıdırlar
Saheeh InternationalAllah has begotten," and indeed, they are liars
Diyanet İşleri MealiAllah kızları, oğullara tercih mi etmiş
Süleyman Ateş(Allah) Kızları seçip oğlanlara tercih mi etmiş
Saheeh InternationalHas He chosen daughters over sons
Diyanet İşleri MealiNe oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz
Süleyman AteşSize ne oldu, nasıl hüküm veriyorsunuz
Saheeh InternationalWhat is [wrong] with you? How do you make judgement
Diyanet İşleri MealiHiç düşünmez misiniz
Süleyman AteşHiç mi düşünmüyorsunuz
Saheeh InternationalThen will you not be reminded
Diyanet İşleri MealiYoksa apaçık bir deliliniz mi var
Süleyman AteşYoksa sizin, (meleklerin, Allah'ın kızları oldukları hakkında) açık bir deliliniz mi var
Saheeh InternationalOr do you have a clear authority
Diyanet İşleri MealiDoğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin bakalım
Süleyman AteşEğer doğru iseniz Kitabınızı getirin
Saheeh InternationalThen produce your scripture, if you should be truthful
Diyanet İşleri MealiAllah'la cinler (melekler) arasında da bir soy bağı icadettiler. And olsun ki, cinler de, kendilerinin (bunu söyleyenlerin) hesap yerine götürüleceklerini bilirler
Süleyman AteşAllah ile cinler arasında bir nesep, (bir soy bağlantısı) uydurdular. Oysa cinler de kendilerinin (yüce divana) getirileceklerini bilmişlerdir
Saheeh InternationalAnd they have claimed between Him and the jinn a lineage, but the jinn have already known that they [who made such claims] will be brought to [punishment]
Diyanet İşleri MealiAllah onların vasıflandırmalarından münezzehtir
Süleyman AteşHaşa Allah, onların taktıkları sıfatlardan (münezzehtir), yücedir
Saheeh InternationalExalted is Allah above what they describe
Diyanet İşleri MealiAllah'ın içten bağlı kulları bunların dışındadır
Süleyman AteşFakat Allah'ın temiz kulları hariç (onlar azaba sokulmayacaklardır)
Saheeh InternationalExcept the chosen servants of Allah [who do not share in that sin]
Diyanet İşleri MealiSizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz
Süleyman Ateş(Ey inkarcılar) Ne siz, ne de taptıklarınız
Saheeh InternationalSo indeed, you [disbelievers] and whatever you worship
Diyanet İşleri MealiSizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz
Süleyman AteşKandırıp Allah'ın yolundan çıkaramazsınız
Saheeh InternationalYou cannot tempt [anyone] away from Him
Diyanet İşleri MealiSizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz
Süleyman AteşCehenneme girecek olandan başkasını
Saheeh InternationalExcept he who is to [enter and] burn in the Hellfire
Diyanet İşleri MealiMelekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz
Süleyman AteşBizden herkesin belli bir makamı vardır
Saheeh International[The angels say], "There is not among us any except that he has a known position
Diyanet İşleri MealiMelekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz
Süleyman AteşBiziz, o saf saf dizilenler, biz
Saheeh InternationalAnd indeed, we are those who line up [for prayer]
Diyanet İşleri MealiMelekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz
Süleyman AteşBiziz, o tesbih edenler, biz
Saheeh InternationalAnd indeed, we are those who exalt Allah
Diyanet İşleri MealiPutperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi
Süleyman AteşGerçi o(ortakkoşa)nlar şöyle diyorlardı
Saheeh InternationalAnd indeed, the disbelievers used to say
Diyanet İşleri MealiPutperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi
Süleyman AteşEğer yanımızda öncekiler(e gelen Kitap'lar)dan bir uyarı olsaydı
Saheeh InternationalIf we had a message from [those of] the former peoples
Diyanet İşleri MealiPutperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi
Süleyman AteşElbette biz, Allah'ın halis kulları olurduk
Saheeh InternationalWe would have been the chosen servants of Allah
Diyanet İşleri MealiBöyleyken O'nu inkar ettiler. Ama bileceklerdir
Süleyman AteşAma o uyarıyı inkar ettiler, yakında (inkar etmelerinin sonunun nasıl olacağını) bileceklerdir
Saheeh InternationalBut they disbelieved in it, so they are going to know
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir
Süleyman AteşGönderilen elçi kullarımıza şu sözümüz geçmişti
Saheeh InternationalAnd Our word has already preceded for Our servants, the messengers
Diyanet İşleri MealiOnlar şüphesiz yardım göreceklerdir
Süleyman AteşMutlaka zafere ulaştırılanlar kendileri olacaktır
Saheeh International[That] indeed, they would be those given victory
Diyanet İşleri MealiBizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir
Süleyman AteşVe galip gelenler, mutlaka bizim ordumuz olacaktır
Saheeh InternationalAnd [that] indeed, Our soldiers will be those who overcome
Diyanet İşleri MealiBir süreye kadar onlara aldırış etme
Süleyman AteşBir süreye kadar onlardan dön (onların sözlerine aldırış etme)
Saheeh InternationalSo, [O Muhammad], leave them for a time
Diyanet İşleri MealiOnlara inecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir
Süleyman AteşOnları gözetle. Yakında (başlarına neler geleceğini) göreceklerdir
Saheeh InternationalAnd see [what will befall] them, for they are going to see
Diyanet İşleri MealiAzabımıza uğramakta acele mi ediyorlar
Süleyman AteşBizim azabımızı mı acele istiyorlar
Saheeh InternationalThen for Our punishment are they impatient
Diyanet İşleri MealiO azap, yurtlarına indiğinde, uyarılan fakat yola gelmeyenlerin sabahı ne kötü olur
Süleyman AteşFakat o azab yurtlarına indiği zaman uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur
Saheeh InternationalBut when it descends in their territory, then evil is the morning of those who were warned
Diyanet İşleri MealiBir süreye kadar onlardan yüz çevir
Süleyman AteşBir süreye kadar onları kendi hallerine bırak
Saheeh InternationalAnd leave them for a time
Diyanet İşleri Mealiİnecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir
Süleyman AteşVe (bekle de) gör, onlar da göreceklerdir
Saheeh InternationalAnd see, for they are going to see
Diyanet İşleri MealiSenin güçlü olan Rabbin, onların vasıflandırmalarından münezzehtir
Süleyman AteşKudret ve şeref sahibi Rabbin, onların nitelendirmelerinden yücedir
Saheeh InternationalExalted is your Lord, the Lord of might, above what they describe
Diyanet İşleri MealiVe selam, peygamberleredir
Süleyman AteşSelam, gönderilen elçilere
Saheeh InternationalAnd peace upon the messengers
Diyanet İşleri MealiHamd de Alemlerin Rabbi Allah'adır
Süleyman AteşHamd, alemlerin Rabbi Allah'a
Saheeh InternationalAnd praise to Allah, Lord of the worlds