37. As-Saaffaat سُورَةُ الصَّافَّاتِ
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun o saf bağlayıp duranlara
Saheeh InternationalBy those [angels] lined up in rows
Ali BulaçSaflar halinde dizilenlere andolsun
Elmalılı Hamdi YazırO haykırıp da sürenlere
Saheeh InternationalAnd those who drive [the clouds]
Ali BulaçHaykırıp sürükleyenlere
Elmalılı Hamdi YazırVe o yolda zikir okuyanlara
Saheeh InternationalAnd those who recite the message
Ali BulaçZikir okuyanlara
Elmalılı Hamdi YazırKi sizin ilâhınız birdir
Saheeh InternationalIndeed, your God is One
Ali BulaçTartışmasız, sizin İlahınız gerçekten birdir
Elmalılı Hamdi YazırO, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir, bütün doğuların da Rabbidir
Saheeh InternationalLord of the heavens and the earth and that between them and Lord of the sunrises
Ali BulaçGöklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir, doğuların da Rabbidir
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biz dünya göğünü (o yakın göğü) bir zinetle, yıldızlarla süsledik
Saheeh InternationalIndeed, We have adorned the nearest heaven with an adornment of stars
Ali BulaçŞüphesiz Biz dünya göğünü 'çekici bir süsle', yıldızlarla süsleyip-donattık
Elmalılı Hamdi YazırOnu her inatçı şeytandan koruduk
Saheeh InternationalAnd as protection against every rebellious devil
Ali BulaçVe itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk
Elmalılı Hamdi YazırOnlar yüksek (melekler) topluluğunu dinleyemezler. Her taraftan kovulup atılırlar
Saheeh International[So] they may not listen to the exalted assembly [of angels] and are pelted from every side
Ali BulaçKi onlar, Mele'i A'la'ya kulak verip dinleyemezler, her yandan kovulup atılırlar
Elmalılı Hamdi YazırUzaklaştırılırlar. Onlara ardı arkası kesilmez bir azab vardır
Saheeh InternationalRepelled; and for them is a constant punishment
Ali BulaçUzaklaştırılırlar. Onlara kesintisiz bir azap vardır
Elmalılı Hamdi YazırAncak kulak hırsızlığı yapanlar olur. Onu da yakıcı bir alev takip eder
Saheeh InternationalExcept one who snatches [some words] by theft, but they are pursued by a burning flame, piercing [in brightness]
Ali BulaçAncak (sözü hırsızlama) çalıp-kapan olursa, artık onu da delip geçen 'yakıcı bir alev' izler (ve yok eder)
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi onlara sor: "Yaradılışça kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı?" Gerçekten biz onları cıvık bir çamurdan yarattık
Saheeh InternationalThen inquire of them, [O Muhammad], "Are they a stronger [or more difficult] creation or those [others] We have created?" Indeed, We created men from sticky clay
Ali BulaçŞimdi onlara sor: Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa Bizim yarattıklarımız mı? Doğrusu Biz onları, cıvık-yapışkan bir çamurdan yarattık
Elmalılı Hamdi YazırFakat sen onlara şaşıyorsun, ama onlar (seninle) eğleniyorlar
Saheeh InternationalBut you wonder, while they mock
Ali BulaçHayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar
Elmalılı Hamdi YazırKendilerine hatırlatıldığında da düşünmüyorlar
Saheeh InternationalAnd when they are reminded, they remember not
Ali BulaçKendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar
Elmalılı Hamdi YazırBir mucize gördükleri zaman da eğlenceye alıyorlar
Saheeh InternationalAnd when they see a sign, they ridicule
Ali BulaçBir ayet (mucize) gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar
Elmalılı Hamdi YazırVe diyorlar ki: "Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir
Saheeh InternationalAnd say, "This is not but obvious magic
Ali BulaçBu, açıkça bir büyüden başkası değildir" dediler
Elmalılı Hamdi YazırÖldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman mı biz tekrar dirilecekmişiz
Saheeh InternationalWhen we have died and become dust and bones, are we indeed to be resurrected
Ali BulaçBiz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz
Elmalılı Hamdi YazırÖnceki atalarımız da mı
Saheeh InternationalAnd our forefathers [as well]
Ali BulaçVeya önceki atalarımız da mı
Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Evet, hem de sizler çok aşağılanmış olarak (dirileceksiniz)
Saheeh InternationalSay, "Yes, and you will be [rendered] contemptible
Ali BulaçDe ki: "Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz).”
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü O (sura üfürmek) zorlu bir kumandadan ibarettir ki, derhal onların gözleri açılıverir
Saheeh InternationalIt will be only one shout, and at once they will be observing
Ali Bulaçİşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir; artık kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp duruyorlar
Elmalılı Hamdi YazırEyvah bizlere! İşte bu hesap günüdür." derler
Saheeh InternationalThey will say, "O woe to us! This is the Day of Recompense
Ali BulaçDerler ki: "Eyvahlar bize; bu, din günüdür
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlara): "İşte bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (iyi ve kötüyü) ayırt etme günüdür" denir
Saheeh International[They will be told], "This is the Day of Judgement which you used to deny
Ali BulaçBu, sizin yalanladığınız (mü'mini kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür
Elmalılı Hamdi YazırToplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru
Saheeh International[The angels will be ordered], "Gather those who committed wrong, their kinds, and what they used to worship
Ali BulaçZulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını biraraya getirip toplayın
Elmalılı Hamdi YazırToplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru
Saheeh InternationalOther than Allah, and guide them to the path of Hellfire
Ali BulaçAllah'tan başka (taptıklarını); artık onları cehennemin yoluna yöneltip götürün
Elmalılı Hamdi YazırVe durdurun onları, çünkü sorguya çekilecekler
Saheeh InternationalAnd stop them; indeed, they are to be questioned
Ali BulaçVe onları durdurup-tutuklayın, çünkü sorguya çekileceklerdir
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlara): "Ne oldu sizlere de yardımlaşmıyorsunuz?" (denilir)
Saheeh International[They will be asked], "What is [wrong] with you? Why do you not help each other
Ali Bulaç(Onlara seslenilir:) "Ne oluyor size, birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırHayır, bugün onlar teslim olmuşlardır
Saheeh InternationalBut they, that Day, are in surrender
Ali BulaçHayır, bugün onlar teslim olmuşlardır
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, birbirine dönmüş soruşuyorlar
Saheeh InternationalAnd they will approach one another blaming each other
Ali BulaçKimi kimine yönelmiş olarak birbirlerine soruyorlar
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Siz bize (uğurlu görünerek) sağdan gelir dururdunuz" derler
Saheeh InternationalThey will say, "Indeed, you used to come at us from the right
Ali BulaçGerçekten sizler bize sağdan (sağ duyudan ve haktan) yana gelip yanaşıyordunuz." derler
Elmalılı Hamdi Yazır(İleri gelenler de) derler ki: "Hayır, siz inanmamıştınız
Saheeh InternationalThe oppressors will say, "Rather, you [yourselves] were not believers
Ali Bulaç(Diğerleri de:) "Hayır" derler. "Zaten sizler mü'min kimseler değildiniz
Elmalılı Hamdi YazırBizim de size karşı bir gücümüz yoktu. Fakat siz azmış bir kavimdiniz
Saheeh InternationalAnd we had over you no authority, but you were a transgressing people
Ali BulaçBizim üzerinizde zorlayıcı hiçbir gücümüz yoktu; hayır siz (kendiniz) azgın bir kavimdiniz
Elmalılı Hamdi YazırOnun için üzerimize Rabbimizin azab sözü hak oldu. Şüphesiz azabımızı tadacağız
Saheeh InternationalSo the word of our Lord has come into effect upon us; indeed, we will taste [punishment]
Ali BulaçBöylece Rabbimiz'in sözü (yıkım ve azap va'di) üzerimize hak oldu. Şüphesiz, (azabı) tadıcılarız
Elmalılı Hamdi YazırEvet biz, sizi kışkırttık. Çünkü biz azgındık
Saheeh InternationalAnd we led you to deviation; indeed, we were deviators
Ali BulaçEvet, sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik
Elmalılı Hamdi YazırO halde hepsi o gün azabda ortaktırlar
Saheeh InternationalSo indeed they, that Day, will be sharing in the punishment
Ali BulaçArtık o gün onlar azapta ortaktırlar
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz günahkarlara böyle yaparız
Saheeh InternationalIndeed, that is how We deal with the criminals
Ali BulaçDoğrusu Biz, suçlu-günahkarlara böyle yaparız
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü onlar, kendilerine: "Allah'tan başka ilâh yoktur" denildiği zaman kafa tutuyorlardı
Saheeh InternationalIndeed they, when it was said to them, "There is no deity but Allah," were arrogant
Ali BulaçÇünkü onlara: "Allah'tan başka İlah yoktur" denildiği zaman, büyüklük taslarlardı
Elmalılı Hamdi YazırVe: "Biz, hiçbir mecnun (deli) şair için ilâhlarımızı bırakır mıyız?" diyorlardı
Saheeh InternationalAnd were saying, "Are we to leave our gods for a mad poet
Ali BulaçVe derlerdi ki: "Biz, ünlenmiş bir şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz
Elmalılı Hamdi YazırHayır o, hak ile geldi ve bütün peygamberleri tasdik etti
Saheeh InternationalRather, the Prophet has come with the truth and confirmed the [previous] messengers
Ali BulaçHayır, o, hakkı getirmiş ve gönderilen (elçi)leri de doğrulamıştı
Elmalılı Hamdi YazırElbette siz o acı azabı tadacaksınız
Saheeh InternationalIndeed, you [disbelievers] will be tasters of the painful punishment
Ali BulaçŞüphesiz, siz, acı azabı tadıcılarsınız
Elmalılı Hamdi YazırBununla beraber başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalandırılacaksınız
Saheeh InternationalAnd you will not be recompensed except for what you used to do
Ali BulaçYaptıklarınızdan başkasıyla cezalandırılmayacaksınız
Elmalılı Hamdi YazırSadece Allah'ın ihlaslı kulları müstesnadır
Saheeh InternationalBut not the chosen servants of Allah
Ali BulaçAncak muhlis olan kullar başka
Elmalılı Hamdi Yazırİşte onlar için belli bir rızık vardır
Saheeh InternationalThose will have a provision determined
Ali Bulaçİşte onlar; onlar için bilinen bir rızık vardır
Elmalılı Hamdi YazırMeyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir
Saheeh InternationalFruits; and they will be honored
Ali BulaçÇeşitli-meyveler. Onlar ikram görenlerdir
Elmalılı Hamdi YazırMeyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir
Saheeh InternationalIn gardens of pleasure
Ali BulaçNimetlerle donatılmış (naim) cennetlerde
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlar) Karşılıklı tahtlar üzerindedirler
Saheeh InternationalOn thrones facing one another
Ali BulaçBirbirlerine karşı, tahtlar üzerinde (otururlar)
Elmalılı Hamdi Yazırİçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır
Saheeh InternationalThere will be circulated among them a cup [of wine] from a flowing spring
Ali BulaçKaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır
Elmalılı Hamdi Yazırİçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır
Saheeh InternationalWhite and delicious to the drinkers
Ali BulaçBembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki)
Elmalılı Hamdi YazırOnda ne bir zararlı sonuç vardır, ne de sarhoşluk verir
Saheeh InternationalNo bad effect is there in it, nor from it will they be intoxicated
Ali BulaçOnda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden geçip, akılları çelinir
Elmalılı Hamdi YazırYanlarında iri gözlü, bakışlarını kocalarından başkalarına çevirmeyen hanımlar vardır
Saheeh InternationalAnd with them will be women limiting [their] glances, with large, [beautiful] eyes
Ali BulaçVe yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır
Elmalılı Hamdi YazırSanki onlar örtülüp saklanmış yumurta gibidirler
Saheeh InternationalAs if they were [delicate] eggs, well-protected
Ali BulaçSanki onlar, saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz)
Elmalılı Hamdi YazırDerken birbirine dönüp sorarlar
Saheeh InternationalAnd they will approach one another, inquiring of each other
Ali BulaçBöyleyken, kimi kimine yönelmiş olarak, birbirlerine soruyorlar
Elmalılı Hamdi Yazırİçlerinden bir sözcü der ki: "Gerçekten benim bir arkadaşım vardı
Saheeh InternationalA speaker among them will say, "Indeed, I had a companion [on earth]
Ali BulaçBir sözcü der ki: "Benim bir yakınım vardı
Elmalılı Hamdi YazırDerdi ki: "Sen gerçekten inananlardan mısın
Saheeh InternationalWho would say, 'Are you indeed of those who believe
Ali BulaçDerdi ki: Sen de gerçekten (dirilişi) doğrulayanlardan mısın
Elmalılı Hamdi YazırÖldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman biz hakikaten cezalanacak mıyız
Saheeh InternationalThat when we have died and become dust and bones, we will indeed be recompensed
Ali BulaçBizler öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya çekilecekmişiz
Elmalılı Hamdi YazırSiz onu tanır mısınız?" der
Saheeh InternationalHe will say, "Would you [care to] look
Ali Bulaç(Konuşan yanındakilere) Der ki: "Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz
Elmalılı Hamdi YazırDerken bakınır ve onu cehennemin ta ortasında görür
Saheeh InternationalAnd he will look and see him in the midst of the Hellfire
Ali BulaçDerken, bakıverdi, onu 'çılgınca yanan ateşin' tam ortasında gördü
Elmalılı Hamdi YazırOna şöyle der: "Allah'a yemin ederim ki, doğrusu sen az daha beni helak edecektin
Saheeh InternationalHe will say, "By Allah, you almost ruined me
Ali BulaçDedi ki: "Andolsun Allah'a, neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin
Elmalılı Hamdi YazırRabbimin nimeti olmasaydı, ben de bu tutuklananlardan olacaktım
Saheeh InternationalIf not for the favor of my Lord, I would have been of those brought in [to Hell]
Ali BulaçEğer Rabbimin nimeti olmasaydı, muhakkak ben de (azap yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım
Elmalılı Hamdi YazırNasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız
Saheeh InternationalThen, are we not to die
Ali BulaçNasıl, biz ölecek olanlar değil miymişiz
Elmalılı Hamdi YazırNasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız
Saheeh InternationalExcept for our first death, and we will not be punished
Ali BulaçYalnızca birinci ölümümüzden başka (öyle mi)? Ve biz azaba uğratılacak olanlar değil miymişiz
Elmalılı Hamdi Yazırİşte bu büyük kurtuluştur
Saheeh InternationalIndeed, this is the great attainment
Ali BulaçŞüphesiz, bu, asıl büyük 'kurtuluş ve mutluluğun' ta kendisidir
Elmalılı Hamdi YazırÇalışanlar işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar
Saheeh InternationalFor the like of this let the workers [on earth] work
Ali BulaçBöylece çalışanlar da bunun bir benzeri için çalışmalıdır
Elmalılı Hamdi YazırNasıl, bu mu daha hayırlı konukluk için, yoksa zakkum ağacı mı
Saheeh InternationalIs Paradise a better accommodation or the tree of zaqqum
Ali BulaçNasıl, böyle bir konaklanma mı daha hayırlı yoksa zakkum ağacı mı
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) yaptık
Saheeh InternationalIndeed, We have made it a torment for the wrongdoers
Ali BulaçDoğrusu Biz, onu kafirler için bir fitne (bir imtihan konusu) kıldık
Elmalılı Hamdi YazırO bir ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar
Saheeh InternationalIndeed, it is a tree issuing from the bottom of the Hellfire
Ali BulaçŞüphesiz o, ‘çılgınca yanan ateşin’ dibinde bitip çıkar
Elmalılı Hamdi YazırTomurcukları şeytanların başları gibidir
Saheeh InternationalIts emerging fruit as if it was heads of the devils
Ali BulaçOnun tomurcukları, şeytanların başları gibidir
Elmalılı Hamdi YazırMutlaka onlar, ondan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklardır
Saheeh InternationalAnd indeed, they will eat from it and fill with it their bellies
Ali BulaçArtık gerçekten, ondan yiyecekler böylelikle karınlarını ondan dolduracaklar
Elmalılı Hamdi YazırSonra üzerine onlar için kaynar bir içecek vardır
Saheeh InternationalThen indeed, they will have after it a mixture of scalding water
Ali BulaçSonra kendileri için onun üzerinde kaynar su karıştırılmış bir içkileri de vardır
Elmalılı Hamdi YazırSonra da dönecekleri yer, şüphesiz cehennemdir
Saheeh InternationalThen indeed, their return will be to the Hellfire
Ali BulaçSonra onların dönecekleri yer, elbette (yine) çılgınca yanan ateştir
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü onlar, atalarını sapıklıkta buldular
Saheeh InternationalIndeed they found their fathers astray
Ali BulaçÇünkü onlar, atalarını sapık kimseler olarak bulmuşlardı
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi de kendileri onların izlerinde koşturuyorlar
Saheeh InternationalSo they hastened [to follow] in their footsteps
Ali BulaçKendileri de onları izleri üzerinde koşturup-duruyorlardı
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki, onlardan öncekilerin çoğu sapıklıkta idiler
Saheeh InternationalAnd there had already strayed before them most of the former peoples
Ali BulaçAndolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biz onlara içlerinden uyarıcı peygamberler de gönderdik
Saheeh InternationalAnd We had already sent among them warners
Ali BulaçAndolsun, Biz onlara uyarıcılar göndermiştik
Elmalılı Hamdi YazırSonra da bak o uyarılanların sonu nasıl oldu
Saheeh InternationalThen look how was the end of those who were warned
Ali BulaçUyarılanların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak
Elmalılı Hamdi YazırAncak Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka
Saheeh InternationalBut not the chosen servants of Allah
Ali BulaçAncak muhlis olan kullar başka
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki Nuh bize seslenip dua etmişti de biz de ne güzel kabul etmiştik
Saheeh InternationalAnd Noah had certainly called Us, and [We are] the best of responders
Ali BulaçAndolsun, Nuh Bize (dua edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik
Elmalılı Hamdi YazırBiz hem onu, hem ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık
Saheeh InternationalAnd We saved him and his family from the great affliction
Ali BulaçOnu ve ailesini, o büyük üzüntüden kurtarmıştık
Elmalılı Hamdi YazırHem onun neslini bâki kalanlar kıldık
Saheeh InternationalAnd We made his descendants those remaining [on the earth]
Ali BulaçVe onun soyunu, (dünyada) onları da baki kıldık
Elmalılı Hamdi YazırHem de sonradan gelenler içinde güzel bir namını bıraktık
Saheeh InternationalAnd left for him [favorable mention] among later generations
Ali BulaçSonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık
Elmalılı Hamdi YazırBütün âlemler içinde Nuh'a selam olsun
Saheeh InternationalPeace upon Noah among the worlds
Ali BulaçAlemler içinde selam olsun Nuh’a
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good
Ali BulaçGerçekten Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o bizim mümin kullarımızdandı
Saheeh InternationalIndeed, he was of Our believing servants
Ali BulaçŞüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandı
Elmalılı Hamdi YazırSonra diğerlerini suda boğduk
Saheeh InternationalThen We drowned the disbelievers
Ali BulaçSonra diğerlerini suda boğduk
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki İbrahim de onun kolundandı
Saheeh InternationalAnd indeed, among his kind was Abraham
Ali BulaçDoğrusu İbrahim de onun (soyunun) bir kolundandır
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o, Rabbine tertemiz bir kalb ile gelmişti
Saheeh InternationalWhen he came to his Lord with a sound heart
Ali BulaçHani o, Rabbine arınmış (selim) bir kalp ile gelmişti
Elmalılı Hamdi YazırO babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz nelere tapıyorsunuz
Saheeh International[And] when he said to his father and his people, "What do you worship
Ali BulaçHani babasına ve kavmine demişti ki: “Sizler neye tapıyorsunuz?”
Elmalılı Hamdi YazırYalancılık etmek için mi Allah'tan başka ilâhlar istiyorsunuz
Saheeh InternationalIs it falsehood [as] gods other than Allah you desire
Ali Bulaç“Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah’tan başka ilahlar istiyorsunuz?”
Elmalılı Hamdi YazırSiz âlemlerin Rabbini ne zannediyorsunuz
Saheeh InternationalThen what is your thought about the Lord of the worlds
Ali Bulaç“Alemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?”
Elmalılı Hamdi YazırDerken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi
Saheeh InternationalAnd he cast a look at the stars
Ali BulaçSonra yıldızlara bir göz attı
Elmalılı Hamdi YazırDerken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi
Saheeh InternationalAnd said, "Indeed, I am [about to be] ill
Ali Bulaç“Ben, doğrusu hastayım” dedi
Elmalılı Hamdi YazırO zaman arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler
Saheeh InternationalSo they turned away from him, departing
Ali BulaçBöylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar
Elmalılı Hamdi YazırDerken bir kurnazlıkla onların ilâhlarına vardı da, "Buyursanıza, yemez misiniz?" dedi
Saheeh InternationalThen he turned to their gods and said, "Do you not eat
Ali BulaçBunun üzerine onların ilahlarına sokulup: “Yemek yemiyor musunuz?” dedi
Elmalılı Hamdi Yazır(Cevap vermediklerini görünce de): "Neyiniz var da konuşmuyorsunuz?" (dedi)
Saheeh InternationalWhat is [wrong] with you that you do not speak
Ali Bulaç“Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?”
Elmalılı Hamdi YazırNihayet bir yolunu bulup onlara kuvvetli bir darbe indirdi
Saheeh InternationalAnd he turned upon them a blow with [his] right hand
Ali BulaçDerken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine birbirlerine girerek ona yürüdüler
Saheeh InternationalThen the people came toward him, hastening
Ali BulaçÇok geçmeden (halkı) birbirine girmiş durumda kendisine yönelip geldiler
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim dedi ki: "A, siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz
Saheeh InternationalHe said, "Do you worship that which you [yourselves] carve
Ali BulaçDedi ki: “Yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?”
Elmalılı Hamdi YazırHalbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır
Saheeh InternationalWhile Allah created you and that which you do
Ali Bulaç“Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.”
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Haydin onun için bir yapı yapın da onu ateşe atın." dediler
Saheeh InternationalThey said, "Construct for him a furnace and throw him into the burning fire
Ali BulaçDediler ki: “Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın.”
Elmalılı Hamdi YazırBöylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de kendilerini daha alçak düşürdük
Saheeh InternationalAnd they intended for him a plan, but We made them the most debased
Ali BulaçBöylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa Biz, onları alçaltılmışlar kıldık
Elmalılı Hamdi YazırBir de dedi ki: "Ben Rabbime gidiyorum, o bana yolunu gösterir
Saheeh InternationalAnd [then] he said, "Indeed, I will go to [where I am ordered by] my Lord; He will guide me
Ali Bulaç(İbrahim) Dedi ki: “Şüphesiz ben, Rabbime gidiciyim; O, beni hidayete erdirecektir.”
Elmalılı Hamdi YazırEy Rabbim! Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et
Saheeh InternationalMy Lord, grant me [a child] from among the righteous
Ali Bulaç“Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et.”
Elmalılı Hamdi YazırBiz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik
Saheeh InternationalSo We gave him good tidings of a forbearing boy
Ali BulaçBiz de onu halim bir çocukla müjdeledik
Elmalılı Hamdi YazırOğlu, yanında koşacak çağa gelince: "Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?" dedi. Çocuk da: "Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi
Saheeh InternationalAnd when he reached with him [the age of] exertion, he said, "O my son, indeed I have seen in a dream that I [must] sacrifice you, so see what you think." He said, "O my father, do as you are commanded. You will find me, if Allah wills, of the steadfast
Ali BulaçBöylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): “Oğlum” dedi. “Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun.” (Oğlu İsmail) Dedi ki: “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaAllah, beni sabredenlerden bulacaksın.”
Elmalılı Hamdi YazırNe zaman ki ikisi de bu şekilde Allah'a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı
Saheeh InternationalAnd when they had both submitted and he put him down upon his forehead
Ali BulaçSonunda ikisi de (Allah’ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail’i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı
Elmalılı Hamdi YazırBiz de ona şöyle seslendik: "Ey İbrahim
Saheeh InternationalWe called to him, "O Abraham
Ali BulaçBiz ona: “Ey İbrahim” diye seslendik
Elmalılı Hamdi YazırRüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
Saheeh InternationalYou have fulfilled the vision." Indeed, We thus reward the doers of good
Ali Bulaç“Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.”
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı." (dedik)
Saheeh InternationalIndeed, this was the clear trial
Ali BulaçDoğrusu bu, apaçık bir imtihandı
Elmalılı Hamdi YazırVe ona büyük bir kurbanlık fidye verdik
Saheeh InternationalAnd We ransomed him with a great sacrifice
Ali BulaçVe ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik
Elmalılı Hamdi YazırKendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık
Saheeh InternationalAnd We left for him [favorable mention] among later generations
Ali BulaçSonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık
Elmalılı Hamdi YazırSelam olsun İbrahim'e
Saheeh InternationalPeace upon Abraham
Ali Bulaçİbrahim’e selam olsun
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good
Ali BulaçBiz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o bizim mümin kullarımızdandı
Saheeh InternationalIndeed, he was of Our believing servants
Ali BulaçŞüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandır
Elmalılı Hamdi YazırOna bir de salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak'ı müjdeledik
Saheeh InternationalAnd We gave him good tidings of Isaac, a prophet from among the righteous
Ali BulaçBiz ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak’ı da müjdeledik
Elmalılı Hamdi YazırHem ona hem İshak'a bereketler verdik. Her ikisinin neslinden de hem iyilik yapanlar var, hem de açıkça kendi nefsine zulmedenler var
Saheeh InternationalAnd We blessed him and Isaac. But among their descendants is the doer of good and the clearly unjust to himself
Ali BulaçOna ve İshak’a bereketler verdik. İkisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan) da var, açıkça kendi nefsine zulmeden de
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki biz Musa ile Harun'a da nimetler verdik
Saheeh InternationalAnd We did certainly confer favor upon Moses and Aaron
Ali BulaçAndolsun, Biz Musa’ya ve Harun’a lütufta bulunduk
Elmalılı Hamdi YazırHem kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık
Saheeh InternationalAnd We saved them and their people from the great affliction
Ali BulaçOnları ve kavimlerini o büyük üzüntüden kurtardık
Elmalılı Hamdi YazırHem yardım ettik onlara da, galip gelenler onlar oldular
Saheeh InternationalAnd We supported them so it was they who overcame
Ali BulaçOnlara yardım ettik, böylece üstün gelenler oldular
Elmalılı Hamdi YazırHem kendilerine o belli kitabı (Tevrat'ı) verdik
Saheeh InternationalAnd We gave them the explicit Scripture
Ali BulaçVe ikisine anlatımı-açık kitabı verdik
Elmalılı Hamdi YazırKendilerini doğru yola çıkardık
Saheeh InternationalAnd We guided them on the straight path
Ali BulaçOnları dosdoğru yola yöneltip-ilettik
Elmalılı Hamdi YazırSonrakiler içinde onlara iyi bir nam bıraktık
Saheeh InternationalAnd We left for them [favorable mention] among later generations
Ali BulaçSonra gelenler arasında da ikisine (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık
Elmalılı Hamdi YazırSelam olsun, Musa ile Harun'a
Saheeh InternationalPeace upon Moses and Aaron
Ali BulaçMusa’ya ve Harun’a selam olsun
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good
Ali BulaçŞüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü onların ikisi de bizim mümin kullarımızdandı
Saheeh InternationalIndeed, they were of Our believing servants
Ali BulaçŞüphesiz ikisi, Bizim mü’min olan kullarımızdandılar
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir
Saheeh InternationalAnd indeed, Elias was from among the messengers
Ali BulaçGerçekten İlyas da, gönderilmiş (peygamber)lerdendi
Elmalılı Hamdi YazırHani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi
Saheeh InternationalWhen he said to his people, "Will you not fear Allah
Ali BulaçHani kendi kavmine demişti ki: “Siz korkup sakınmaz mısınız?”
Elmalılı Hamdi YazırHani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi
Saheeh InternationalDo you call upon Ba'l and leave the best of creators
Ali Bulaç“Siz Ba’le tapıp da Yaratıcıların en güzeli (olan Allah’ı) mı bırakıyorsunuz?”
Elmalılı Hamdi YazırHani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi
Saheeh InternationalAllah, your Lord and the Lord of your first forefathers
Ali Bulaç“Allah ki, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.”
Elmalılı Hamdi YazırFakat onlar, onu yalanladılar. Bu yüzden onlar mutlaka (cehennemde) hazır bulundurulacaklardır
Saheeh InternationalAnd they denied him, so indeed, they will be brought [for punishment]
Ali BulaçFakat onu yalanladılar; bundan dolayı gerçekten onlar, (azap için getirilip) hazır bulundurulacak olanlardır
Elmalılı Hamdi YazırAncak Allah'ın ihlaslı kulları müstesna
Saheeh InternationalExcept the chosen servants of Allah
Ali BulaçAncak, muhlis olan kullar başka
Elmalılı Hamdi YazırOna da sonrakiler içinde şunu bıraktık
Saheeh InternationalAnd We left for him [favorable mention] among later generations
Ali BulaçSonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık
Elmalılı Hamdi YazırSelam olsun İlyâsîn'e
Saheeh InternationalPeace upon Elias
Ali Bulaçİlyas’a selam olsun
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good
Ali BulaçŞüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o bizim mümin kullarımızdandı
Saheeh InternationalIndeed, he was of Our believing servants
Ali BulaçŞüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandı
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendir
Saheeh InternationalAnd indeed, Lot was among the messengers
Ali BulaçGerçekten Lût da gönderilmiş (elçi)lerdendi
Elmalılı Hamdi YazırHani biz onu ve ailesinin tamamını kurtarmıştık
Saheeh International[So mention] when We saved him and his family, all
Ali BulaçHani Biz onu ve ailesini topluca kurtarmıştık
Elmalılı Hamdi YazırAncak geride kalıp batanlar içinde kalan yaşlı bir kadın hariç
Saheeh InternationalExcept his wife among those who remained [with the evildoers]
Ali BulaçGeride bırakılanlar arasında bir yaşlı kadın dışında
Elmalılı Hamdi YazırSonra diğerlerini helak etmiştik
Saheeh InternationalThen We destroyed the others
Ali BulaçSonra geride kalanları yerle bir ettik
Elmalılı Hamdi YazırVe siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz
Saheeh InternationalAnd indeed, you pass by them in the morning
Ali BulaçSiz onların üstünden muhakkak geçip gidiyorsunuz; sabah vakti
Elmalılı Hamdi YazırVe siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz
Saheeh InternationalAnd at night. Then will you not use reason
Ali BulaçVe geceleyin. Yine de akıllanmayacak mısınız
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendir
Saheeh InternationalAnd indeed, Jonah was among the messengers
Ali BulaçŞüphesiz Yunus da gönderilmiş (elçi)lerdendi
Elmalılı Hamdi YazırHani o bir zaman dolu bir gemiye kaçmıştı
Saheeh International[Mention] when he ran away to the laden ship
Ali BulaçHani o, dolu bir gemiye kaçmıştı
Elmalılı Hamdi Yazır(Oradakilerle) kur'a çekmiş de kaydırılanlardan (yenilenlerden) olmuştu
Saheeh InternationalAnd he drew lots and was among the losers
Ali BulaçBöylece kur’aya katılmıştı da, kaybedenlerden olmuştu
Elmalılı Hamdi YazırDerken (denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. (Kendi nefsini) kınıyordu
Saheeh InternationalThen the fish swallowed him, while he was blameworthy
Ali BulaçDerken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı
Elmalılı Hamdi YazırEğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı
Saheeh InternationalAnd had he not been of those who exalt Allah
Ali BulaçEğer (Allah’ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı
Elmalılı Hamdi YazırEğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı
Saheeh InternationalHe would have remained inside its belly until the Day they are resurrected
Ali BulaçOnun karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı
Elmalılı Hamdi YazırBiz onu hasta bir halde bir alana çıkardık
Saheeh InternationalBut We threw him onto the open shore while he was ill
Ali BulaçSonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere (sahile) attık
Elmalılı Hamdi YazırÜzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik
Saheeh InternationalAnd We caused to grow over him a gourd vine
Ali BulaçVe üzerine, sık-geniş yaprakla (kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik
Elmalılı Hamdi YazırBiz onu (Yunus'u) yüz bin veya daha çok insana peygamber olarak gönderdik
Saheeh InternationalAnd We sent him to [his people of] a hundred thousand or more
Ali BulaçOnu yüzbin veya (sayısı) daha da artan (bir topluluk)a (peygamber olarak) gönderdik
Elmalılı Hamdi YazırO zaman ona iman ettiler de biz onları bir zamana kadar yaşattık
Saheeh InternationalAnd they believed, so We gave them enjoyment [of life] for a time
Ali BulaçSonunda ona iman ettiler, Biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi sor o seninkilere: Kızlar, Rabbinin de, oğlanlar onların mı
Saheeh InternationalSo inquire of them, [O Muhammad], "Does your Lord have daughters while they have sons
Ali BulaçŞimdi sen onlara sor: -Kızlar senin Rabbinin, erkek çocuklar onların mı
Elmalılı Hamdi YazırYoksa biz melekleri dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış
Saheeh InternationalOr did We create the angels as females while they were witnesses
Ali BulaçYoksa onlar, şahidlik etmekteyken Biz melekleri dişiler olarak mı yarattık
Elmalılı Hamdi YazırHa!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar
Saheeh InternationalUnquestionably, it is out of their [invented] falsehood that they say
Ali BulaçDikkat edin; gerçekten onlar, düzdükleri yalanlardan dolayı derler ki
Elmalılı Hamdi YazırHa!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar
Saheeh InternationalAllah has begotten," and indeed, they are liars
Ali Bulaç“Allah doğurdu.” Onlar, hiç şüphesiz, muhakkak yalan söyleyenlerdir
Elmalılı Hamdi Yazır(Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş
Saheeh InternationalHas He chosen daughters over sons
Ali Bulaç(Allah,) Kızları, erkek çocuklara tercih mi etmiş
Elmalılı Hamdi YazırSize ne oldu? Nasıl hükmediyorsunuz
Saheeh InternationalWhat is [wrong] with you? How do you make judgement
Ali BulaçSize ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırHiç düşünmüyor musunuz
Saheeh InternationalThen will you not be reminded
Ali BulaçHiç mi öğüt alıp-düşünmüyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırYoksa sizin için açık bir delil mi var
Saheeh InternationalOr do you have a clear authority
Ali BulaçYoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var
Elmalılı Hamdi YazırO halde, eğer doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı
Saheeh InternationalThen produce your scripture, if you should be truthful
Ali BulaçEğer doğru söylüyorsanız, öyleyse getirin kitabınızı
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, Allah ile cinler arasında bir neseb (hısımlık bağı) uydurdular. Oysa andolsun cinler bilirler ki, o yalancılar mutlaka cehenneme götürüleceklerdir
Saheeh InternationalAnd they have claimed between Him and the jinn a lineage, but the jinn have already known that they [who made such claims] will be brought to [punishment]
Ali BulaçOnlar, Kendisi'yle (Allah ile) cinler arasında bir soy-bağı kurdular. Oysa andolsun, cinler de onların gerçekten (azap için getirilip) hazır bulundurulacaklarını bilmişlerdir
Elmalılı Hamdi YazırAllah, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir
Saheeh InternationalExalted is Allah above what they describe
Ali BulaçOnların nitelendirdiklerinden Allah Yücedir
Elmalılı Hamdi YazırFakat Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka (onlar, Allah'ı böyle şirk ile vasıflamazlar)
Saheeh InternationalExcept the chosen servants of Allah [who do not share in that sin]
Ali BulaçAncak muhlis olan kullar başka
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız
Saheeh InternationalSo indeed, you [disbelievers] and whatever you worship
Ali BulaçArtık siz de, tapmakta olduklarınız da
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız
Saheeh InternationalYou cannot tempt [anyone] away from Him
Ali BulaçO’na karşı kimseyi fitneye sürükleyecek değilsiniz
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız
Saheeh InternationalExcept he who is to [enter and] burn in the Hellfire
Ali BulaçAncak kendisi çılgınca yanan ateşe girecek olan başka (onu sürüklersiniz)
Elmalılı Hamdi Yazır(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler
Saheeh International[The angels say], "There is not among us any except that he has a known position
Ali Bulaç(Melekler der ki:) “Bizden her birimiz için belli bir makam vardır.”
Elmalılı Hamdi Yazır(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler
Saheeh InternationalAnd indeed, we are those who line up [for prayer]
Ali Bulaç“Biziz, o saflar halinde dizilmiş olanlar, gerçekten biziz.”
Elmalılı Hamdi Yazır(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler
Saheeh InternationalAnd indeed, we are those who exalt Allah
Ali Bulaç“Biziz, o tesbih edenler de, gerçekten biziz.”
Elmalılı Hamdi Yazır(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk
Saheeh InternationalAnd indeed, the disbelievers used to say
Ali BulaçOnlar (putatapıcılar), her ne kadar şöyle diyor idiyseler de
Elmalılı Hamdi Yazır(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk
Saheeh InternationalIf we had a message from [those of] the former peoples
Ali Bulaç”Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı.”
Elmalılı Hamdi Yazır(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk
Saheeh InternationalWe would have been the chosen servants of Allah
Ali Bulaç“Gerçekten bizler de, Allah’ın muhlis olan kullarından olurduk.”
Elmalılı Hamdi YazırFakat şimdi onu inkâr ettiler. Ama ilerde bileceklerdir
Saheeh InternationalBut they disbelieved in it, so they are going to know
Ali BulaçFakat (kitap gelince) onu tanımayıp-küfrettiler; yakında bileceklerdir
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir
Saheeh InternationalAnd Our word has already preceded for Our servants, the messengers
Ali BulaçAndolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir
Saheeh International[That] indeed, they would be those given victory
Ali BulaçGerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir
Saheeh InternationalAnd [that] indeed, Our soldiers will be those who overcome
Ali BulaçVe hiç şüphesiz; Bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır
Elmalılı Hamdi YazırOnun için sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir
Saheeh InternationalSo, [O Muhammad], leave them for a time
Ali BulaçÖyleyse sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir
Elmalılı Hamdi YazırOnlara (inecek azabı) gözetle. Yakında onlar da göreceklerdir
Saheeh InternationalAnd see [what will befall] them, for they are going to see
Ali BulaçVe onları seyret; (azabı) yakında göreceklerdir
Elmalılı Hamdi YazırYa şimdi onlar, bizim azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar
Saheeh InternationalThen for Our punishment are they impatient
Ali BulaçŞimdi onlar, Bizim azabımızı mı acele istiyorlar
Elmalılı Hamdi YazırFakat (azabımız) onların sahasına indiği zaman, (o acı sonuçla) uyarılanların sabahı ne kötüdür
Saheeh InternationalBut when it descends in their territory, then evil is the morning of those who were warned
Ali BulaçFakat (azap) onların sahasına indiği zaman uyarılıp-korkutulanların sabahı ne kötü olur
Elmalılı Hamdi YazırYine sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir
Saheeh InternationalAnd leave them for a time
Ali BulaçSen bir süreye kadar onlardan yüz çevir
Elmalılı Hamdi Yazır(İnecek azabı) gözetle! Yakında onlar da göreceklerdir
Saheeh InternationalAnd see, for they are going to see
Ali BulaçVe seyret; (azabı) yakında göreceklerdir
Elmalılı Hamdi YazırSenin güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir
Saheeh InternationalExalted is your Lord, the Lord of might, above what they describe
Ali BulaçÜstünlük ve güç (izzet) sahibi olan senin Rabbin, onların nitelendirdiklerinden Yücedir
Elmalılı Hamdi YazırGönderilen bütün peygamberlere selam olsun
Saheeh InternationalAnd peace upon the messengers
Ali BulaçGönderilmiş (peygamber)lere selam olsun
Elmalılı Hamdi YazırHamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur
Saheeh InternationalAnd praise to Allah, Lord of the worlds
Ali BulaçVe alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun