37. As-Saaffaat سُورَةُ الصَّافَّاتِ
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun o saf bağlayıp duranlara
Saheeh InternationalBy those [angels] lined up in rows
Diyanet İşleri MealiSıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir
Elmalılı Hamdi YazırO haykırıp da sürenlere
Saheeh InternationalAnd those who drive [the clouds]
Diyanet İşleri MealiSıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir
Elmalılı Hamdi YazırVe o yolda zikir okuyanlara
Saheeh InternationalAnd those who recite the message
Diyanet İşleri MealiSıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir
Elmalılı Hamdi YazırKi sizin ilâhınız birdir
Saheeh InternationalIndeed, your God is One
Diyanet İşleri MealiSıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir
Elmalılı Hamdi YazırO, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir, bütün doğuların da Rabbidir
Saheeh InternationalLord of the heavens and the earth and that between them and Lord of the sunrises
Diyanet İşleri MealiSıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biz dünya göğünü (o yakın göğü) bir zinetle, yıldızlarla süsledik
Saheeh InternationalIndeed, We have adorned the nearest heaven with an adornment of stars
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz Biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik
Elmalılı Hamdi YazırOnu her inatçı şeytandan koruduk
Saheeh InternationalAnd as protection against every rebellious devil
Diyanet İşleri MealiOnu, inatçı her türlü şeytandan koruduk
Elmalılı Hamdi YazırOnlar yüksek (melekler) topluluğunu dinleyemezler. Her taraftan kovulup atılırlar
Saheeh International[So] they may not listen to the exalted assembly [of angels] and are pelted from every side
Diyanet İşleri MealiOnlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır
Elmalılı Hamdi YazırUzaklaştırılırlar. Onlara ardı arkası kesilmez bir azab vardır
Saheeh InternationalRepelled; and for them is a constant punishment
Diyanet İşleri MealiOnlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır
Elmalılı Hamdi YazırAncak kulak hırsızlığı yapanlar olur. Onu da yakıcı bir alev takip eder
Saheeh InternationalExcept one who snatches [some words] by theft, but they are pursued by a burning flame, piercing [in brightness]
Diyanet İşleri MealiHele bir tek söz kapan olsun; delici bir alev onun peşine düşüverir
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi onlara sor: "Yaradılışça kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı?" Gerçekten biz onları cıvık bir çamurdan yarattık
Saheeh InternationalThen inquire of them, [O Muhammad], "Are they a stronger [or more difficult] creation or those [others] We have created?" Indeed, We created men from sticky clay
Diyanet İşleri MealiAllah'a eş koşanlara sor: Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa Bizim yarattığımız gökleri yaratmak mı? Aslında Biz kendilerini özlü ve yapışkan çamurdan yaratmışızdır
Elmalılı Hamdi YazırFakat sen onlara şaşıyorsun, ama onlar (seninle) eğleniyorlar
Saheeh InternationalBut you wonder, while they mock
Diyanet İşleri MealiEvet; sen onlara şaşıyorsun, onlar da seni alaya alıyorlar
Elmalılı Hamdi YazırKendilerine hatırlatıldığında da düşünmüyorlar
Saheeh InternationalAnd when they are reminded, they remember not
Diyanet İşleri MealiOnlara öğüt verildiğinde öğüt dinlemezler
Elmalılı Hamdi YazırBir mucize gördükleri zaman da eğlenceye alıyorlar
Saheeh InternationalAnd when they see a sign, they ridicule
Diyanet İşleri MealiBir mucize gördüklerinde onu eğlenceye alırlar
Elmalılı Hamdi YazırVe diyorlar ki: "Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir
Saheeh InternationalAnd say, "This is not but obvious magic
Diyanet İşleri MealiBu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler
Elmalılı Hamdi YazırÖldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman mı biz tekrar dirilecekmişiz
Saheeh InternationalWhen we have died and become dust and bones, are we indeed to be resurrected
Diyanet İşleri MealiBu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler
Elmalılı Hamdi YazırÖnceki atalarımız da mı
Saheeh InternationalAnd our forefathers [as well]
Diyanet İşleri MealiBu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler
Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Evet, hem de sizler çok aşağılanmış olarak (dirileceksiniz)
Saheeh InternationalSay, "Yes, and you will be [rendered] contemptible
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Evet hem de zelil ve hakir olarak
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü O (sura üfürmek) zorlu bir kumandadan ibarettir ki, derhal onların gözleri açılıverir
Saheeh InternationalIt will be only one shout, and at once they will be observing
Diyanet İşleri MealiTek bir çığlık. Hemen bakıp kalırlar
Elmalılı Hamdi YazırEyvah bizlere! İşte bu hesap günüdür." derler
Saheeh InternationalThey will say, "O woe to us! This is the Day of Recompense
Diyanet İşleri MealiŞöyle derler: "Vay bize! İşte bu ceza günüdür
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlara): "İşte bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (iyi ve kötüyü) ayırt etme günüdür" denir
Saheeh International[They will be told], "This is the Day of Judgement which you used to deny
Diyanet İşleri MealiOnlara: "İşte bu, yalanladığınız hüküm günüdür" denir
Elmalılı Hamdi YazırToplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru
Saheeh International[The angels will be ordered], "Gather those who committed wrong, their kinds, and what they used to worship
Diyanet İşleri Mealiİlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun
Elmalılı Hamdi YazırToplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru
Saheeh InternationalOther than Allah, and guide them to the path of Hellfire
Diyanet İşleri Mealiİlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun
Elmalılı Hamdi YazırVe durdurun onları, çünkü sorguya çekilecekler
Saheeh InternationalAnd stop them; indeed, they are to be questioned
Diyanet İşleri MealiOnları durdurun; çünkü kendilerinden daha da sorulacaktır
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlara): "Ne oldu sizlere de yardımlaşmıyorsunuz?" (denilir)
Saheeh International[They will be asked], "What is [wrong] with you? Why do you not help each other
Diyanet İşleri MealiŞöyle sorulur: "Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırHayır, bugün onlar teslim olmuşlardır
Saheeh InternationalBut they, that Day, are in surrender
Diyanet İşleri MealiHayır; bugün onların hepsi teslim olmuşlardır
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, birbirine dönmüş soruşuyorlar
Saheeh InternationalAnd they will approach one another blaming each other
Diyanet İşleri MealiBirbirlerine dönüp soruşurlar
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Siz bize (uğurlu görünerek) sağdan gelir dururdunuz" derler
Saheeh InternationalThey will say, "Indeed, you used to come at us from the right
Diyanet İşleri Mealiİleri gelenlerine: "Doğrusu siz bize sureti hakdan görünürdünüz" derler
Elmalılı Hamdi Yazır(İleri gelenler de) derler ki: "Hayır, siz inanmamıştınız
Saheeh InternationalThe oppressors will say, "Rather, you [yourselves] were not believers
Diyanet İşleri MealiOnlar da şöyle derler: "Hayır; siz inanmış kimseler değildiniz
Elmalılı Hamdi YazırBizim de size karşı bir gücümüz yoktu. Fakat siz azmış bir kavimdiniz
Saheeh InternationalAnd we had over you no authority, but you were a transgressing people
Diyanet İşleri MealiBizim sizin üstünüzde bir nüfuzumuz yoktu. Bilakis, azmış bir millettiniz
Elmalılı Hamdi YazırOnun için üzerimize Rabbimizin azab sözü hak oldu. Şüphesiz azabımızı tadacağız
Saheeh InternationalSo the word of our Lord has come into effect upon us; indeed, we will taste [punishment]
Diyanet İşleri MealiBu sebeple, Rabbimizin sözü aleyhimizde gerçekleşti. şüphesiz azabı tadacağız
Elmalılı Hamdi YazırEvet biz, sizi kışkırttık. Çünkü biz azgındık
Saheeh InternationalAnd we led you to deviation; indeed, we were deviators
Diyanet İşleri MealiSizi biz azdırmıştık, çünkü kendimiz azgındık
Elmalılı Hamdi YazırO halde hepsi o gün azabda ortaktırlar
Saheeh InternationalSo indeed they, that Day, will be sharing in the punishment
Diyanet İşleri MealiO gün hepsi azabda birleşirler
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz günahkarlara böyle yaparız
Saheeh InternationalIndeed, that is how We deal with the criminals
Diyanet İşleri MealiDoğrusu suçlulara böyle yaparız
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü onlar, kendilerine: "Allah'tan başka ilâh yoktur" denildiği zaman kafa tutuyorlardı
Saheeh InternationalIndeed they, when it was said to them, "There is no deity but Allah," were arrogant
Diyanet İşleri MealiOnlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur" denildiği zaman şüphesiz büyüklenirler
Elmalılı Hamdi YazırVe: "Biz, hiçbir mecnun (deli) şair için ilâhlarımızı bırakır mıyız?" diyorlardı
Saheeh InternationalAnd were saying, "Are we to leave our gods for a mad poet
Diyanet İşleri MealiDeli bir şair yüzünden tanrılarımızı mı bırakalım?" derlerdi
Elmalılı Hamdi YazırHayır o, hak ile geldi ve bütün peygamberleri tasdik etti
Saheeh InternationalRather, the Prophet has come with the truth and confirmed the [previous] messengers
Diyanet İşleri MealiHayır; o, gerçeği getirmiş ve peygamberleri doğrulamıştı
Elmalılı Hamdi YazırElbette siz o acı azabı tadacaksınız
Saheeh InternationalIndeed, you [disbelievers] will be tasters of the painful punishment
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz siz can yakıcı azabı tadacaksınız
Elmalılı Hamdi YazırBununla beraber başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalandırılacaksınız
Saheeh InternationalAnd you will not be recompensed except for what you used to do
Diyanet İşleri MealiYaptığınızdan başka birşeyle cezalanmayacaksınız
Elmalılı Hamdi YazırSadece Allah'ın ihlaslı kulları müstesnadır
Saheeh InternationalBut not the chosen servants of Allah
Diyanet İşleri MealiAncak Allah'a içten bağlı kullar bunun dışındadır
Elmalılı Hamdi Yazırİşte onlar için belli bir rızık vardır
Saheeh InternationalThose will have a provision determined
Diyanet İşleri Mealiİşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur
Elmalılı Hamdi YazırMeyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir
Saheeh InternationalFruits; and they will be honored
Diyanet İşleri Mealiİşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur
Elmalılı Hamdi YazırMeyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir
Saheeh InternationalIn gardens of pleasure
Diyanet İşleri Mealiİşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlar) Karşılıklı tahtlar üzerindedirler
Saheeh InternationalOn thrones facing one another
Diyanet İşleri Mealiİşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur
Elmalılı Hamdi Yazırİçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır
Saheeh InternationalThere will be circulated among them a cup [of wine] from a flowing spring
Diyanet İşleri MealiBaş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur
Elmalılı Hamdi Yazırİçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır
Saheeh InternationalWhite and delicious to the drinkers
Diyanet İşleri MealiBaş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur
Elmalılı Hamdi YazırOnda ne bir zararlı sonuç vardır, ne de sarhoşluk verir
Saheeh InternationalNo bad effect is there in it, nor from it will they be intoxicated
Diyanet İşleri MealiBaş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur
Elmalılı Hamdi YazırYanlarında iri gözlü, bakışlarını kocalarından başkalarına çevirmeyen hanımlar vardır
Saheeh InternationalAnd with them will be women limiting [their] glances, with large, [beautiful] eyes
Diyanet İşleri MealiYanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır
Elmalılı Hamdi YazırSanki onlar örtülüp saklanmış yumurta gibidirler
Saheeh InternationalAs if they were [delicate] eggs, well-protected
Diyanet İşleri MealiYanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır
Elmalılı Hamdi YazırDerken birbirine dönüp sorarlar
Saheeh InternationalAnd they will approach one another, inquiring of each other
Diyanet İşleri MealiBirbirlerine dönüp sorarlar
Elmalılı Hamdi Yazırİçlerinden bir sözcü der ki: "Gerçekten benim bir arkadaşım vardı
Saheeh InternationalA speaker among them will say, "Indeed, I had a companion [on earth]
Diyanet İşleri Mealiİçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi
Elmalılı Hamdi YazırDerdi ki: "Sen gerçekten inananlardan mısın
Saheeh InternationalWho would say, 'Are you indeed of those who believe
Diyanet İşleri Mealiİçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi
Elmalılı Hamdi YazırÖldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman biz hakikaten cezalanacak mıyız
Saheeh InternationalThat when we have died and become dust and bones, we will indeed be recompensed
Diyanet İşleri Mealiİçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi
Elmalılı Hamdi YazırSiz onu tanır mısınız?" der
Saheeh InternationalHe will say, "Would you [care to] look
Diyanet İşleri MealiYanındakilere: "Siz onu bilir misiniz?" der
Elmalılı Hamdi YazırDerken bakınır ve onu cehennemin ta ortasında görür
Saheeh InternationalAnd he will look and see him in the midst of the Hellfire
Diyanet İşleri MealiBir bakar onu cehennemin ortasında görür
Elmalılı Hamdi YazırOna şöyle der: "Allah'a yemin ederim ki, doğrusu sen az daha beni helak edecektin
Saheeh InternationalHe will say, "By Allah, you almost ruined me
Diyanet İşleri MealiOna der ki: "Allah'a and olsun ki, az kalsın beni de mahvedecektin
Elmalılı Hamdi YazırRabbimin nimeti olmasaydı, ben de bu tutuklananlardan olacaktım
Saheeh InternationalIf not for the favor of my Lord, I would have been of those brought in [to Hell]
Diyanet İşleri MealiEğer Rabbimin lütfu olmasaydı ben de oraya götürülenlerden olurdum
Elmalılı Hamdi YazırNasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız
Saheeh InternationalThen, are we not to die
Diyanet İşleri MealiBirinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha
Elmalılı Hamdi YazırNasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız
Saheeh InternationalExcept for our first death, and we will not be punished
Diyanet İşleri MealiBirinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha
Elmalılı Hamdi Yazırİşte bu büyük kurtuluştur
Saheeh InternationalIndeed, this is the great attainment
Diyanet İşleri Mealiİşte büyük kurtuluş şüphesiz budur
Elmalılı Hamdi YazırÇalışanlar işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar
Saheeh InternationalFor the like of this let the workers [on earth] work
Diyanet İşleri MealiÇalışanlar bunun için çalışsın
Elmalılı Hamdi YazırNasıl, bu mu daha hayırlı konukluk için, yoksa zakkum ağacı mı
Saheeh InternationalIs Paradise a better accommodation or the tree of zaqqum
Diyanet İşleri MealiKonukluk olarak bu mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) yaptık
Saheeh InternationalIndeed, We have made it a torment for the wrongdoers
Diyanet İşleri MealiBiz o ağacı, zalimler için bir dert yaptık
Elmalılı Hamdi YazırO bir ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar
Saheeh InternationalIndeed, it is a tree issuing from the bottom of the Hellfire
Diyanet İşleri MealiO, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır
Elmalılı Hamdi YazırTomurcukları şeytanların başları gibidir
Saheeh InternationalIts emerging fruit as if it was heads of the devils
Diyanet İşleri MealiTomurcukları şeytan başı gibidir
Elmalılı Hamdi YazırMutlaka onlar, ondan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklardır
Saheeh InternationalAnd indeed, they will eat from it and fill with it their bellies
Diyanet İşleri Mealiİşte cehennemlikler bundan yerler, karınlarını onunla doldururlar
Elmalılı Hamdi YazırSonra üzerine onlar için kaynar bir içecek vardır
Saheeh InternationalThen indeed, they will have after it a mixture of scalding water
Diyanet İşleri MealiSonra, üzerine kaynar su katılmış içki şüphesiz onlar içindir
Elmalılı Hamdi YazırSonra da dönecekleri yer, şüphesiz cehennemdir
Saheeh InternationalThen indeed, their return will be to the Hellfire
Diyanet İşleri MealiDoğrusu sonra dönecekleri yer yine cehennemdir
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü onlar, atalarını sapıklıkta buldular
Saheeh InternationalIndeed they found their fathers astray
Diyanet İşleri MealiOnlar babalarını şüphesiz sapık kimseler olarak bulmuşlardı
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi de kendileri onların izlerinde koşturuyorlar
Saheeh InternationalSo they hastened [to follow] in their footsteps
Diyanet İşleri MealiÖyleyken yine de onların izlerinden kovalanırcasına koşturuyorlardı
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki, onlardan öncekilerin çoğu sapıklıkta idiler
Saheeh InternationalAnd there had already strayed before them most of the former peoples
Diyanet İşleri MealiOnlardan önce, evvelki ümmetlerin çoğu, and olsun ki sapıtmıştı
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biz onlara içlerinden uyarıcı peygamberler de gönderdik
Saheeh InternationalAnd We had already sent among them warners
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, içlerine uyarıcılar göndermiştik
Elmalılı Hamdi YazırSonra da bak o uyarılanların sonu nasıl oldu
Saheeh InternationalThen look how was the end of those who were warned
Diyanet İşleri MealiUyarıldığı halde yola gelmeyenlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak
Elmalılı Hamdi YazırAncak Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka
Saheeh InternationalBut not the chosen servants of Allah
Diyanet İşleri MealiAllah'ın, O'na içten bağlanan kulları bunun dışındadır
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki Nuh bize seslenip dua etmişti de biz de ne güzel kabul etmiştik
Saheeh InternationalAnd Noah had certainly called Us, and [We are] the best of responders
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Nuh Bize seslenmişti de duasına ne güzel icabet etmiştik
Elmalılı Hamdi YazırBiz hem onu, hem ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık
Saheeh InternationalAnd We saved him and his family from the great affliction
Diyanet İşleri MealiOnu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık
Elmalılı Hamdi YazırHem onun neslini bâki kalanlar kıldık
Saheeh InternationalAnd We made his descendants those remaining [on the earth]
Diyanet İşleri MealiAncak onun soyunu sürekli kıldık
Elmalılı Hamdi YazırHem de sonradan gelenler içinde güzel bir namını bıraktık
Saheeh InternationalAnd left for him [favorable mention] among later generations
Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık
Elmalılı Hamdi YazırBütün âlemler içinde Nuh'a selam olsun
Saheeh InternationalPeace upon Noah among the worlds
Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good
Diyanet İşleri Mealiİşte Biz iyi davrananları böyle mükafatlandırırız
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o bizim mümin kullarımızdandı
Saheeh InternationalIndeed, he was of Our believing servants
Diyanet İşleri MealiDoğrusu o, bizim inanmış kullarımızdandı
Elmalılı Hamdi YazırSonra diğerlerini suda boğduk
Saheeh InternationalThen We drowned the disbelievers
Diyanet İşleri MealiSonra, diğerlerini suda boğduk
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki İbrahim de onun kolundandı
Saheeh InternationalAnd indeed, among his kind was Abraham
Diyanet İşleri Mealiİbrahim de şüphesiz O'nun yolunda olanlardandı
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o, Rabbine tertemiz bir kalb ile gelmişti
Saheeh InternationalWhen he came to his Lord with a sound heart
Diyanet İşleri MealiNitekim Rabbine temiz bir kalple geldi
Elmalılı Hamdi YazırO babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz nelere tapıyorsunuz
Saheeh International[And] when he said to his father and his people, "What do you worship
Diyanet İşleri Mealiİbrahim babasına ve milletine şöyle demişti: "Nelere kulluk ediyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırYalancılık etmek için mi Allah'tan başka ilâhlar istiyorsunuz
Saheeh InternationalIs it falsehood [as] gods other than Allah you desire
Diyanet İşleri MealiAllah'ı bırakıp uydurma tanrılar mı istiyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırSiz âlemlerin Rabbini ne zannediyorsunuz
Saheeh InternationalThen what is your thought about the Lord of the worlds
Diyanet İşleri MealiAlemlerin Rabbi hakkındaki sanınız nedir
Elmalılı Hamdi YazırDerken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi
Saheeh InternationalAnd he cast a look at the stars
Diyanet İşleri Mealiİbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi
Elmalılı Hamdi YazırDerken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi
Saheeh InternationalAnd said, "Indeed, I am [about to be] ill
Diyanet İşleri Mealiİbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi
Elmalılı Hamdi YazırO zaman arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler
Saheeh InternationalSo they turned away from him, departing
Diyanet İşleri MealiOnu bırakıp gittiler
Elmalılı Hamdi YazırDerken bir kurnazlıkla onların ilâhlarına vardı da, "Buyursanıza, yemez misiniz?" dedi
Saheeh InternationalThen he turned to their gods and said, "Do you not eat
Diyanet İşleri MealiO da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi
Elmalılı Hamdi Yazır(Cevap vermediklerini görünce de): "Neyiniz var da konuşmuyorsunuz?" (dedi)
Saheeh InternationalWhat is [wrong] with you that you do not speak
Diyanet İşleri MealiO da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi
Elmalılı Hamdi YazırNihayet bir yolunu bulup onlara kuvvetli bir darbe indirdi
Saheeh InternationalAnd he turned upon them a blow with [his] right hand
Diyanet İşleri MealiSonunda, üzerlerine yürüyüp kuvvetle vurdu
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine birbirlerine girerek ona yürüdüler
Saheeh InternationalThen the people came toward him, hastening
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine putperestler koşarak ona geldiler
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim dedi ki: "A, siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz
Saheeh InternationalHe said, "Do you worship that which you [yourselves] carve
Diyanet İşleri Mealiİbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır
Elmalılı Hamdi YazırHalbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır
Saheeh InternationalWhile Allah created you and that which you do
Diyanet İşleri Mealiİbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Haydin onun için bir yapı yapın da onu ateşe atın." dediler
Saheeh InternationalThey said, "Construct for him a furnace and throw him into the burning fire
Diyanet İşleri MealiPutperestler: "Onun için bir yapı yapın da onu oradan ateşin içine atın" dediler
Elmalılı Hamdi YazırBöylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de kendilerini daha alçak düşürdük
Saheeh InternationalAnd they intended for him a plan, but We made them the most debased
Diyanet İşleri MealiOna düzen kurmak istediler, ama Biz onları altettik
Elmalılı Hamdi YazırBir de dedi ki: "Ben Rabbime gidiyorum, o bana yolunu gösterir
Saheeh InternationalAnd [then] he said, "Indeed, I will go to [where I am ordered by] my Lord; He will guide me
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Doğrusu ben Rabbim uğrunda sizi bırakıp gidiyorum; O beni doğru yola eriştirir" dedi
Elmalılı Hamdi YazırEy Rabbim! Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et
Saheeh InternationalMy Lord, grant me [a child] from among the righteous
Diyanet İşleri MealiRabbim! Bana iyilerden olacak bir çocuk ver" diye yalvardı
Elmalılı Hamdi YazırBiz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik
Saheeh InternationalSo We gave him good tidings of a forbearing boy
Diyanet İşleri MealiBiz de ona yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik
Elmalılı Hamdi YazırOğlu, yanında koşacak çağa gelince: "Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?" dedi. Çocuk da: "Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi
Saheeh InternationalAnd when he reached with him [the age of] exertion, he said, "O my son, indeed I have seen in a dream that I [must] sacrifice you, so see what you think." He said, "O my father, do as you are commanded. You will find me, if Allah wills, of the steadfast
Diyanet İşleri MealiÇocuk kendisinin yanısıra yürümeye başlayınca: "Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda iken seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?" dedi. "Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin" dedi
Elmalılı Hamdi YazırNe zaman ki ikisi de bu şekilde Allah'a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı
Saheeh InternationalAnd when they had both submitted and he put him down upon his forehead
Diyanet İşleri MealiBöylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik
Elmalılı Hamdi YazırBiz de ona şöyle seslendik: "Ey İbrahim
Saheeh InternationalWe called to him, "O Abraham
Diyanet İşleri MealiBöylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik
Elmalılı Hamdi YazırRüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
Saheeh InternationalYou have fulfilled the vision." Indeed, We thus reward the doers of good
Diyanet İşleri MealiBöylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı." (dedik)
Saheeh InternationalIndeed, this was the clear trial
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu apaçık bir deneme idi
Elmalılı Hamdi YazırVe ona büyük bir kurbanlık fidye verdik
Saheeh InternationalAnd We ransomed him with a great sacrifice
Diyanet İşleri MealiOna fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik
Elmalılı Hamdi YazırKendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık
Saheeh InternationalAnd We left for him [favorable mention] among later generations
Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık
Elmalılı Hamdi YazırSelam olsun İbrahim'e
Saheeh InternationalPeace upon Abraham
Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good
Diyanet İşleri Mealiİşte iyileri böylece mükafatlandırırız
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o bizim mümin kullarımızdandı
Saheeh InternationalIndeed, he was of Our believing servants
Diyanet İşleri MealiDoğrusu o, inanmış kullarımızdandı
Elmalılı Hamdi YazırOna bir de salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak'ı müjdeledik
Saheeh InternationalAnd We gave him good tidings of Isaac, a prophet from among the righteous
Diyanet İşleri MealiOna, iyilerden olan İshak'ı peygamber olarak müjdeledik
Elmalılı Hamdi YazırHem ona hem İshak'a bereketler verdik. Her ikisinin neslinden de hem iyilik yapanlar var, hem de açıkça kendi nefsine zulmedenler var
Saheeh InternationalAnd We blessed him and Isaac. But among their descendants is the doer of good and the clearly unjust to himself
Diyanet İşleri MealiKendisini ve İshak'ı mübarek kıldık; ikisinin soyundan iyi olan da vardır, açıktan açığa kendisine yazık eden de vardır
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki biz Musa ile Harun'a da nimetler verdik
Saheeh InternationalAnd We did certainly confer favor upon Moses and Aaron
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki Musa ve Harun'a da iyilikte bulunmuştuk
Elmalılı Hamdi YazırHem kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık
Saheeh InternationalAnd We saved them and their people from the great affliction
Diyanet İşleri Mealiİkisini ve milletlerini büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık
Elmalılı Hamdi YazırHem yardım ettik onlara da, galip gelenler onlar oldular
Saheeh InternationalAnd We supported them so it was they who overcame
Diyanet İşleri MealiOnlara yardım etmiştik de üstün gelmişlerdi
Elmalılı Hamdi YazırHem kendilerine o belli kitabı (Tevrat'ı) verdik
Saheeh InternationalAnd We gave them the explicit Scripture
Diyanet İşleri MealiHer ikisine de, apaçık anlaşılan bir Kitap vermiştik
Elmalılı Hamdi YazırKendilerini doğru yola çıkardık
Saheeh InternationalAnd We guided them on the straight path
Diyanet İşleri MealiHer ikisini de doğru yola eriştirmiştik
Elmalılı Hamdi YazırSonrakiler içinde onlara iyi bir nam bıraktık
Saheeh InternationalAnd We left for them [favorable mention] among later generations
Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık
Elmalılı Hamdi YazırSelam olsun, Musa ile Harun'a
Saheeh InternationalPeace upon Moses and Aaron
Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Biz, iyileri böylece mükafatlandırırız
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü onların ikisi de bizim mümin kullarımızdandı
Saheeh InternationalIndeed, they were of Our believing servants
Diyanet İşleri Mealiİkisi de şüphesiz inanmış kullarımızdandı
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir
Saheeh InternationalAnd indeed, Elias was from among the messengers
Diyanet İşleri MealiDoğrusu İlyas da peygamberlerdendir
Elmalılı Hamdi YazırHani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi
Saheeh InternationalWhen he said to his people, "Will you not fear Allah
Diyanet İşleri MealiMilletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti
Elmalılı Hamdi YazırHani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi
Saheeh InternationalDo you call upon Ba'l and leave the best of creators
Diyanet İşleri MealiMilletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti
Elmalılı Hamdi YazırHani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi
Saheeh InternationalAllah, your Lord and the Lord of your first forefathers
Diyanet İşleri MealiMilletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti
Elmalılı Hamdi YazırFakat onlar, onu yalanladılar. Bu yüzden onlar mutlaka (cehennemde) hazır bulundurulacaklardır
Saheeh InternationalAnd they denied him, so indeed, they will be brought [for punishment]
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi
Elmalılı Hamdi YazırAncak Allah'ın ihlaslı kulları müstesna
Saheeh InternationalExcept the chosen servants of Allah
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi
Elmalılı Hamdi YazırOna da sonrakiler içinde şunu bıraktık
Saheeh InternationalAnd We left for him [favorable mention] among later generations
Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık
Elmalılı Hamdi YazırSelam olsun İlyâsîn'e
Saheeh InternationalPeace upon Elias
Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Biz iyileri böylece mükafatlandırırız
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o bizim mümin kullarımızdandı
Saheeh InternationalIndeed, he was of Our believing servants
Diyanet İşleri MealiO, inanmış kullarımızdandı
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendir
Saheeh InternationalAnd indeed, Lot was among the messengers
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz Lut da peygamberlerdendir
Elmalılı Hamdi YazırHani biz onu ve ailesinin tamamını kurtarmıştık
Saheeh International[So mention] when We saved him and his family, all
Diyanet İşleri MealiGeridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık
Elmalılı Hamdi YazırAncak geride kalıp batanlar içinde kalan yaşlı bir kadın hariç
Saheeh InternationalExcept his wife among those who remained [with the evildoers]
Diyanet İşleri MealiGeridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık
Elmalılı Hamdi YazırSonra diğerlerini helak etmiştik
Saheeh InternationalThen We destroyed the others
Diyanet İşleri MealiSonra diğerlerini yok etmiştik
Elmalılı Hamdi YazırVe siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz
Saheeh InternationalAnd indeed, you pass by them in the morning
Diyanet İşleri MealiSabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz
Elmalılı Hamdi YazırVe siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz
Saheeh InternationalAnd at night. Then will you not use reason
Diyanet İşleri MealiSabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendir
Saheeh InternationalAnd indeed, Jonah was among the messengers
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Yunus da peygamberlerdendir
Elmalılı Hamdi YazırHani o bir zaman dolu bir gemiye kaçmıştı
Saheeh International[Mention] when he ran away to the laden ship
Diyanet İşleri MealiDolu bir gemiye kaçmıştı
Elmalılı Hamdi Yazır(Oradakilerle) kur'a çekmiş de kaydırılanlardan (yenilenlerden) olmuştu
Saheeh InternationalAnd he drew lots and was among the losers
Diyanet İşleri MealiGemide olanlarla karşılıklı kura çekmişti de yenilenlerden olmuştu, bu sebeple denize atılmıştı
Elmalılı Hamdi YazırDerken (denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. (Kendi nefsini) kınıyordu
Saheeh InternationalThen the fish swallowed him, while he was blameworthy
Diyanet İşleri MealiKendini kınarken onu bir balık yutmuştu
Elmalılı Hamdi YazırEğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı
Saheeh InternationalAnd had he not been of those who exalt Allah
Diyanet İşleri MealiEğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı
Elmalılı Hamdi YazırEğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı
Saheeh InternationalHe would have remained inside its belly until the Day they are resurrected
Diyanet İşleri MealiEğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı
Elmalılı Hamdi YazırBiz onu hasta bir halde bir alana çıkardık
Saheeh InternationalBut We threw him onto the open shore while he was ill
Diyanet İşleri MealiHalsiz bir halde iken kendisini sahile çıkardık
Elmalılı Hamdi YazırÜzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik
Saheeh InternationalAnd We caused to grow over him a gourd vine
Diyanet İşleri MealiOnun için, geniş yapraklı bir bitki yetiştirdik
Elmalılı Hamdi YazırBiz onu (Yunus'u) yüz bin veya daha çok insana peygamber olarak gönderdik
Saheeh InternationalAnd We sent him to [his people of] a hundred thousand or more
Diyanet İşleri MealiOnu, yüzbin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik
Elmalılı Hamdi YazırO zaman ona iman ettiler de biz onları bir zamana kadar yaşattık
Saheeh InternationalAnd they believed, so We gave them enjoyment [of life] for a time
Diyanet İşleri MealiSonunda ona inandılar, bunun üzerine Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi sor o seninkilere: Kızlar, Rabbinin de, oğlanlar onların mı
Saheeh InternationalSo inquire of them, [O Muhammad], "Does your Lord have daughters while they have sons
Diyanet İşleri MealiPutperestlere sor, kızlar senin Rabbinin de erkekler onların mı
Elmalılı Hamdi YazırYoksa biz melekleri dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış
Saheeh InternationalOr did We create the angels as females while they were witnesses
Diyanet İşleri MealiYoksa melekleri kız olarak yarattığımızda onlar hazır mı idiler
Elmalılı Hamdi YazırHa!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar
Saheeh InternationalUnquestionably, it is out of their [invented] falsehood that they say
Diyanet İşleri MealiDikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar
Elmalılı Hamdi YazırHa!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar
Saheeh InternationalAllah has begotten," and indeed, they are liars
Diyanet İşleri MealiDikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar
Elmalılı Hamdi Yazır(Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş
Saheeh InternationalHas He chosen daughters over sons
Diyanet İşleri MealiAllah kızları, oğullara tercih mi etmiş
Elmalılı Hamdi YazırSize ne oldu? Nasıl hükmediyorsunuz
Saheeh InternationalWhat is [wrong] with you? How do you make judgement
Diyanet İşleri MealiNe oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırHiç düşünmüyor musunuz
Saheeh InternationalThen will you not be reminded
Diyanet İşleri MealiHiç düşünmez misiniz
Elmalılı Hamdi YazırYoksa sizin için açık bir delil mi var
Saheeh InternationalOr do you have a clear authority
Diyanet İşleri MealiYoksa apaçık bir deliliniz mi var
Elmalılı Hamdi YazırO halde, eğer doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı
Saheeh InternationalThen produce your scripture, if you should be truthful
Diyanet İşleri MealiDoğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin bakalım
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, Allah ile cinler arasında bir neseb (hısımlık bağı) uydurdular. Oysa andolsun cinler bilirler ki, o yalancılar mutlaka cehenneme götürüleceklerdir
Saheeh InternationalAnd they have claimed between Him and the jinn a lineage, but the jinn have already known that they [who made such claims] will be brought to [punishment]
Diyanet İşleri MealiAllah'la cinler (melekler) arasında da bir soy bağı icadettiler. And olsun ki, cinler de, kendilerinin (bunu söyleyenlerin) hesap yerine götürüleceklerini bilirler
Elmalılı Hamdi YazırAllah, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir
Saheeh InternationalExalted is Allah above what they describe
Diyanet İşleri MealiAllah onların vasıflandırmalarından münezzehtir
Elmalılı Hamdi YazırFakat Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka (onlar, Allah'ı böyle şirk ile vasıflamazlar)
Saheeh InternationalExcept the chosen servants of Allah [who do not share in that sin]
Diyanet İşleri MealiAllah'ın içten bağlı kulları bunların dışındadır
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız
Saheeh InternationalSo indeed, you [disbelievers] and whatever you worship
Diyanet İşleri MealiSizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız
Saheeh InternationalYou cannot tempt [anyone] away from Him
Diyanet İşleri MealiSizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız
Saheeh InternationalExcept he who is to [enter and] burn in the Hellfire
Diyanet İşleri MealiSizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz
Elmalılı Hamdi Yazır(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler
Saheeh International[The angels say], "There is not among us any except that he has a known position
Diyanet İşleri MealiMelekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz
Elmalılı Hamdi Yazır(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler
Saheeh InternationalAnd indeed, we are those who line up [for prayer]
Diyanet İşleri MealiMelekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz
Elmalılı Hamdi Yazır(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler
Saheeh InternationalAnd indeed, we are those who exalt Allah
Diyanet İşleri MealiMelekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz
Elmalılı Hamdi Yazır(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk
Saheeh InternationalAnd indeed, the disbelievers used to say
Diyanet İşleri MealiPutperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi
Elmalılı Hamdi Yazır(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk
Saheeh InternationalIf we had a message from [those of] the former peoples
Diyanet İşleri MealiPutperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi
Elmalılı Hamdi Yazır(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk
Saheeh InternationalWe would have been the chosen servants of Allah
Diyanet İşleri MealiPutperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi
Elmalılı Hamdi YazırFakat şimdi onu inkâr ettiler. Ama ilerde bileceklerdir
Saheeh InternationalBut they disbelieved in it, so they are going to know
Diyanet İşleri MealiBöyleyken O'nu inkar ettiler. Ama bileceklerdir
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir
Saheeh InternationalAnd Our word has already preceded for Our servants, the messengers
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir
Saheeh International[That] indeed, they would be those given victory
Diyanet İşleri MealiOnlar şüphesiz yardım göreceklerdir
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir
Saheeh InternationalAnd [that] indeed, Our soldiers will be those who overcome
Diyanet İşleri MealiBizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir
Elmalılı Hamdi YazırOnun için sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir
Saheeh InternationalSo, [O Muhammad], leave them for a time
Diyanet İşleri MealiBir süreye kadar onlara aldırış etme
Elmalılı Hamdi YazırOnlara (inecek azabı) gözetle. Yakında onlar da göreceklerdir
Saheeh InternationalAnd see [what will befall] them, for they are going to see
Diyanet İşleri MealiOnlara inecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir
Elmalılı Hamdi YazırYa şimdi onlar, bizim azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar
Saheeh InternationalThen for Our punishment are they impatient
Diyanet İşleri MealiAzabımıza uğramakta acele mi ediyorlar
Elmalılı Hamdi YazırFakat (azabımız) onların sahasına indiği zaman, (o acı sonuçla) uyarılanların sabahı ne kötüdür
Saheeh InternationalBut when it descends in their territory, then evil is the morning of those who were warned
Diyanet İşleri MealiO azap, yurtlarına indiğinde, uyarılan fakat yola gelmeyenlerin sabahı ne kötü olur
Elmalılı Hamdi YazırYine sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir
Saheeh InternationalAnd leave them for a time
Diyanet İşleri MealiBir süreye kadar onlardan yüz çevir
Elmalılı Hamdi Yazır(İnecek azabı) gözetle! Yakında onlar da göreceklerdir
Saheeh InternationalAnd see, for they are going to see
Diyanet İşleri Mealiİnecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir
Elmalılı Hamdi YazırSenin güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir
Saheeh InternationalExalted is your Lord, the Lord of might, above what they describe
Diyanet İşleri MealiSenin güçlü olan Rabbin, onların vasıflandırmalarından münezzehtir
Elmalılı Hamdi YazırGönderilen bütün peygamberlere selam olsun
Saheeh InternationalAnd peace upon the messengers
Diyanet İşleri MealiVe selam, peygamberleredir
Elmalılı Hamdi YazırHamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur
Saheeh InternationalAnd praise to Allah, Lord of the worlds
Diyanet İşleri MealiHamd de Alemlerin Rabbi Allah'adır