37. As-Saaffaat سُورَةُ الصَّافَّاتِ
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun o saf bağlayıp duranlara
Yusuf AliBy those who range themselves in ranks
Ali BulaçSaflar halinde dizilenlere andolsun
Elmalılı Hamdi YazırO haykırıp da sürenlere
Yusuf AliAnd so are strong in repelling (evil)
Ali BulaçHaykırıp sürükleyenlere
Elmalılı Hamdi YazırVe o yolda zikir okuyanlara
Yusuf AliAnd thus proclaim the Message (of God)
Ali BulaçZikir okuyanlara
Elmalılı Hamdi YazırKi sizin ilâhınız birdir
Yusuf AliVerily, verily, your God is one
Ali BulaçTartışmasız, sizin İlahınız gerçekten birdir
Elmalılı Hamdi YazırO, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir, bütün doğuların da Rabbidir
Yusuf AliLord of the heavens and of the earth and all between them, and Lord of every point at the rising of the sun
Ali BulaçGöklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir, doğuların da Rabbidir
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biz dünya göğünü (o yakın göğü) bir zinetle, yıldızlarla süsledik
Yusuf AliWe have indeed decked the lower heaven with beauty (in) the stars
Ali BulaçŞüphesiz Biz dünya göğünü 'çekici bir süsle', yıldızlarla süsleyip-donattık
Elmalılı Hamdi YazırOnu her inatçı şeytandan koruduk
Yusuf Ali(For beauty) and for guard against all obstinate rebellious evil spirits
Ali BulaçVe itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk
Elmalılı Hamdi YazırOnlar yüksek (melekler) topluluğunu dinleyemezler. Her taraftan kovulup atılırlar
Yusuf Ali(So) they should not strain their ears in the direction of the Exalted Assembly but be cast away from every side
Ali BulaçKi onlar, Mele'i A'la'ya kulak verip dinleyemezler, her yandan kovulup atılırlar
Elmalılı Hamdi YazırUzaklaştırılırlar. Onlara ardı arkası kesilmez bir azab vardır
Yusuf AliRepulsed, for they are under a perpetual penalty
Ali BulaçUzaklaştırılırlar. Onlara kesintisiz bir azap vardır
Elmalılı Hamdi YazırAncak kulak hırsızlığı yapanlar olur. Onu da yakıcı bir alev takip eder
Yusuf AliExcept such as snatch away something by stealth, and they are pursued by a flaming fire, of piercing brightness
Ali BulaçAncak (sözü hırsızlama) çalıp-kapan olursa, artık onu da delip geçen 'yakıcı bir alev' izler (ve yok eder)
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi onlara sor: "Yaradılışça kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı?" Gerçekten biz onları cıvık bir çamurdan yarattık
Yusuf AliJust ask their opinion: are they the more difficult to create, or the (other) beings We have created? Them have We created out of a sticky clay
Ali BulaçŞimdi onlara sor: Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa Bizim yarattıklarımız mı? Doğrusu Biz onları, cıvık-yapışkan bir çamurdan yarattık
Elmalılı Hamdi YazırFakat sen onlara şaşıyorsun, ama onlar (seninle) eğleniyorlar
Yusuf AliTruly dost thou marvel, while they ridicule
Ali BulaçHayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar
Elmalılı Hamdi YazırKendilerine hatırlatıldığında da düşünmüyorlar
Yusuf AliAnd, when they are admonished, pay no heed
Ali BulaçKendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar
Elmalılı Hamdi YazırBir mucize gördükleri zaman da eğlenceye alıyorlar
Yusuf AliAnd, when they see a Sign, turn it to mockery
Ali BulaçBir ayet (mucize) gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar
Elmalılı Hamdi YazırVe diyorlar ki: "Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir
Yusuf AliAnd say, "This is nothing but evident sorcery
Ali BulaçBu, açıkça bir büyüden başkası değildir" dediler
Elmalılı Hamdi YazırÖldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman mı biz tekrar dirilecekmişiz
Yusuf AliWhat! when we die, and become dust and bones, shall we (then) be raised up (again)
Ali BulaçBiz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz
Elmalılı Hamdi YazırÖnceki atalarımız da mı
Yusuf AliAnd also our fathers of old
Ali BulaçVeya önceki atalarımız da mı
Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Evet, hem de sizler çok aşağılanmış olarak (dirileceksiniz)
Yusuf AliSay thou: "Yea, and ye shall then be humiliated (on account of your evil)
Ali BulaçDe ki: "Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz).”
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü O (sura üfürmek) zorlu bir kumandadan ibarettir ki, derhal onların gözleri açılıverir
Yusuf AliThen it will be a single (compelling) cry; and behold, they will begin to see
Ali Bulaçİşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir; artık kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp duruyorlar
Elmalılı Hamdi YazırEyvah bizlere! İşte bu hesap günüdür." derler
Yusuf AliThey will say, "Ah! Woe to us! This is the Day of Judgment
Ali BulaçDerler ki: "Eyvahlar bize; bu, din günüdür
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlara): "İşte bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (iyi ve kötüyü) ayırt etme günüdür" denir
Yusuf Ali(A voice will say,) "This is the Day of Sorting Out, whose truth ye (once) denied
Ali BulaçBu, sizin yalanladığınız (mü'mini kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür
Elmalılı Hamdi YazırToplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru
Yusuf AliBring ye up", it shall be said, "The wrong-doers and their wives, and the things they worshipped
Ali BulaçZulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını biraraya getirip toplayın
Elmalılı Hamdi YazırToplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru
Yusuf AliBesides God, and lead them to the Way to the (Fierce) Fire
Ali BulaçAllah'tan başka (taptıklarını); artık onları cehennemin yoluna yöneltip götürün
Elmalılı Hamdi YazırVe durdurun onları, çünkü sorguya çekilecekler
Yusuf AliBut stop them, for they must be asked
Ali BulaçVe onları durdurup-tutuklayın, çünkü sorguya çekileceklerdir
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlara): "Ne oldu sizlere de yardımlaşmıyorsunuz?" (denilir)
Yusuf AliWhat is the matter with you that ye help not each other
Ali Bulaç(Onlara seslenilir:) "Ne oluyor size, birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırHayır, bugün onlar teslim olmuşlardır
Yusuf AliNay, but that day they shall submit (to Judgment)
Ali BulaçHayır, bugün onlar teslim olmuşlardır
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, birbirine dönmüş soruşuyorlar
Yusuf AliAnd they will turn to one another, and question one another
Ali BulaçKimi kimine yönelmiş olarak birbirlerine soruyorlar
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Siz bize (uğurlu görünerek) sağdan gelir dururdunuz" derler
Yusuf AliThey will say: "It was ye who used to come to us from the right hand (of power and authority)
Ali BulaçGerçekten sizler bize sağdan (sağ duyudan ve haktan) yana gelip yanaşıyordunuz." derler
Elmalılı Hamdi Yazır(İleri gelenler de) derler ki: "Hayır, siz inanmamıştınız
Yusuf AliThey will reply: "Nay, ye yourselves had no Faith
Ali Bulaç(Diğerleri de:) "Hayır" derler. "Zaten sizler mü'min kimseler değildiniz
Elmalılı Hamdi YazırBizim de size karşı bir gücümüz yoktu. Fakat siz azmış bir kavimdiniz
Yusuf AliNor had we any authority over you. Nay, it was ye who were a people in obstinate rebellion
Ali BulaçBizim üzerinizde zorlayıcı hiçbir gücümüz yoktu; hayır siz (kendiniz) azgın bir kavimdiniz
Elmalılı Hamdi YazırOnun için üzerimize Rabbimizin azab sözü hak oldu. Şüphesiz azabımızı tadacağız
Yusuf AliSo now has been proved true, against us, the word of our Lord that we shall indeed (have to) taste (the punishment of our sins)
Ali BulaçBöylece Rabbimiz'in sözü (yıkım ve azap va'di) üzerimize hak oldu. Şüphesiz, (azabı) tadıcılarız
Elmalılı Hamdi YazırEvet biz, sizi kışkırttık. Çünkü biz azgındık
Yusuf AliWe led you astray: for truly we were ourselves astray
Ali BulaçEvet, sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik
Elmalılı Hamdi YazırO halde hepsi o gün azabda ortaktırlar
Yusuf AliTruly, that Day, they will (all) share in the Penalty
Ali BulaçArtık o gün onlar azapta ortaktırlar
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz günahkarlara böyle yaparız
Yusuf AliVerily that is how We shall deal with Sinners
Ali BulaçDoğrusu Biz, suçlu-günahkarlara böyle yaparız
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü onlar, kendilerine: "Allah'tan başka ilâh yoktur" denildiği zaman kafa tutuyorlardı
Yusuf AliFor they, when they were told that there is no god except God, would puff themselves up with Pride
Ali BulaçÇünkü onlara: "Allah'tan başka İlah yoktur" denildiği zaman, büyüklük taslarlardı
Elmalılı Hamdi YazırVe: "Biz, hiçbir mecnun (deli) şair için ilâhlarımızı bırakır mıyız?" diyorlardı
Yusuf AliAnd say: "What! shall we give up our gods for the sake of a Poet possessed
Ali BulaçVe derlerdi ki: "Biz, ünlenmiş bir şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz
Elmalılı Hamdi YazırHayır o, hak ile geldi ve bütün peygamberleri tasdik etti
Yusuf AliNay! he has come with the (very) Truth, and he confirms (the Message of) the apostles (before him)
Ali BulaçHayır, o, hakkı getirmiş ve gönderilen (elçi)leri de doğrulamıştı
Elmalılı Hamdi YazırElbette siz o acı azabı tadacaksınız
Yusuf AliYe shall indeed taste of the Grievous Penalty
Ali BulaçŞüphesiz, siz, acı azabı tadıcılarsınız
Elmalılı Hamdi YazırBununla beraber başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalandırılacaksınız
Yusuf AliBut it will be no more than the retribution of (the Evil) that ye have wrought
Ali BulaçYaptıklarınızdan başkasıyla cezalandırılmayacaksınız
Elmalılı Hamdi YazırSadece Allah'ın ihlaslı kulları müstesnadır
Yusuf AliBut the sincere (and devoted) Servants of God
Ali BulaçAncak muhlis olan kullar başka
Elmalılı Hamdi Yazırİşte onlar için belli bir rızık vardır
Yusuf AliFor them is a Sustenance determined
Ali Bulaçİşte onlar; onlar için bilinen bir rızık vardır
Elmalılı Hamdi YazırMeyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir
Yusuf AliFruits (Delights); and they (shall enjoy) honour and dignity
Ali BulaçÇeşitli-meyveler. Onlar ikram görenlerdir
Elmalılı Hamdi YazırMeyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir
Yusuf AliIn Gardens of Felicity
Ali BulaçNimetlerle donatılmış (naim) cennetlerde
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlar) Karşılıklı tahtlar üzerindedirler
Yusuf AliFacing each other on Thrones (of Dignity)
Ali BulaçBirbirlerine karşı, tahtlar üzerinde (otururlar)
Elmalılı Hamdi Yazırİçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır
Yusuf AliRound will be passed to them a Cup from a clear-flowing fountain
Ali BulaçKaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır
Elmalılı Hamdi Yazırİçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır
Yusuf AliCrystal-white, of a taste delicious to those who drink (thereof)
Ali BulaçBembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki)
Elmalılı Hamdi YazırOnda ne bir zararlı sonuç vardır, ne de sarhoşluk verir
Yusuf AliFree from headiness; nor will they suffer intoxication therefrom
Ali BulaçOnda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden geçip, akılları çelinir
Elmalılı Hamdi YazırYanlarında iri gözlü, bakışlarını kocalarından başkalarına çevirmeyen hanımlar vardır
Yusuf AliAnd besides them will be chaste women, restraining their glances, with big eyes (of wonder and beauty)
Ali BulaçVe yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır
Elmalılı Hamdi YazırSanki onlar örtülüp saklanmış yumurta gibidirler
Yusuf AliAs if they were (delicate) eggs closely guarded
Ali BulaçSanki onlar, saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz)
Elmalılı Hamdi YazırDerken birbirine dönüp sorarlar
Yusuf AliThen they will turn to one another and question one another
Ali BulaçBöyleyken, kimi kimine yönelmiş olarak, birbirlerine soruyorlar
Elmalılı Hamdi Yazırİçlerinden bir sözcü der ki: "Gerçekten benim bir arkadaşım vardı
Yusuf AliOne of them will start the talk and say: "I had an intimate companion (on the earth)
Ali BulaçBir sözcü der ki: "Benim bir yakınım vardı
Elmalılı Hamdi YazırDerdi ki: "Sen gerçekten inananlardan mısın
Yusuf AliWho used to say, 'what! art thou amongst those who bear witness to the Truth (of the Message)
Ali BulaçDerdi ki: Sen de gerçekten (dirilişi) doğrulayanlardan mısın
Elmalılı Hamdi YazırÖldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman biz hakikaten cezalanacak mıyız
Yusuf AliWhen we die and become dust and bones, shall we indeed receive rewards and punishments
Ali BulaçBizler öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya çekilecekmişiz
Elmalılı Hamdi YazırSiz onu tanır mısınız?" der
Yusuf Ali(A voice) said: "Would ye like to look down
Ali Bulaç(Konuşan yanındakilere) Der ki: "Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz
Elmalılı Hamdi YazırDerken bakınır ve onu cehennemin ta ortasında görür
Yusuf AliHe looked down and saw him in the midst of the Fire
Ali BulaçDerken, bakıverdi, onu 'çılgınca yanan ateşin' tam ortasında gördü
Elmalılı Hamdi YazırOna şöyle der: "Allah'a yemin ederim ki, doğrusu sen az daha beni helak edecektin
Yusuf AliHe said: "By God! thou wast little short of bringing me to perdition
Ali BulaçDedi ki: "Andolsun Allah'a, neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin
Elmalılı Hamdi YazırRabbimin nimeti olmasaydı, ben de bu tutuklananlardan olacaktım
Yusuf AliHad it not been for the Grace of my Lord, I should certainly have been among those brought (there)
Ali BulaçEğer Rabbimin nimeti olmasaydı, muhakkak ben de (azap yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım
Elmalılı Hamdi YazırNasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız
Yusuf AliIs it (the case) that we shall not die
Ali BulaçNasıl, biz ölecek olanlar değil miymişiz
Elmalılı Hamdi YazırNasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız
Yusuf AliExcept our first death, and that we shall not be punished
Ali BulaçYalnızca birinci ölümümüzden başka (öyle mi)? Ve biz azaba uğratılacak olanlar değil miymişiz
Elmalılı Hamdi Yazırİşte bu büyük kurtuluştur
Yusuf AliVerily this is the supreme achievement
Ali BulaçŞüphesiz, bu, asıl büyük 'kurtuluş ve mutluluğun' ta kendisidir
Elmalılı Hamdi YazırÇalışanlar işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar
Yusuf AliFor the like of this let all strive, who wish to strive
Ali BulaçBöylece çalışanlar da bunun bir benzeri için çalışmalıdır
Elmalılı Hamdi YazırNasıl, bu mu daha hayırlı konukluk için, yoksa zakkum ağacı mı
Yusuf AliIs that the better entertainment or the Tree of Zaqqum
Ali BulaçNasıl, böyle bir konaklanma mı daha hayırlı yoksa zakkum ağacı mı
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) yaptık
Yusuf AliFor We have truly made it (as) a trial for the wrong-doers
Ali BulaçDoğrusu Biz, onu kafirler için bir fitne (bir imtihan konusu) kıldık
Elmalılı Hamdi YazırO bir ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar
Yusuf AliFor it is a tree that springs out of the bottom of Hell-Fire
Ali BulaçŞüphesiz o, ‘çılgınca yanan ateşin’ dibinde bitip çıkar
Elmalılı Hamdi YazırTomurcukları şeytanların başları gibidir
Yusuf AliThe shoots of its fruit-stalks are like the heads of devils
Ali BulaçOnun tomurcukları, şeytanların başları gibidir
Elmalılı Hamdi YazırMutlaka onlar, ondan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklardır
Yusuf AliTruly they will eat thereof and fill their bellies therewith
Ali BulaçArtık gerçekten, ondan yiyecekler böylelikle karınlarını ondan dolduracaklar
Elmalılı Hamdi YazırSonra üzerine onlar için kaynar bir içecek vardır
Yusuf AliThen on top of that they will be given a mixture made of boiling water
Ali BulaçSonra kendileri için onun üzerinde kaynar su karıştırılmış bir içkileri de vardır
Elmalılı Hamdi YazırSonra da dönecekleri yer, şüphesiz cehennemdir
Yusuf AliThen shall their return be to the (Blazing) Fire
Ali BulaçSonra onların dönecekleri yer, elbette (yine) çılgınca yanan ateştir
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü onlar, atalarını sapıklıkta buldular
Yusuf AliTruly they found their fathers on the wrong Path
Ali BulaçÇünkü onlar, atalarını sapık kimseler olarak bulmuşlardı
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi de kendileri onların izlerinde koşturuyorlar
Yusuf AliSo they (too) were rushed down on their footsteps
Ali BulaçKendileri de onları izleri üzerinde koşturup-duruyorlardı
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki, onlardan öncekilerin çoğu sapıklıkta idiler
Yusuf AliAnd truly before them, many of the ancients went astray
Ali BulaçAndolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biz onlara içlerinden uyarıcı peygamberler de gönderdik
Yusuf AliBut We sent aforetime, among them, (apostles) to admonish them
Ali BulaçAndolsun, Biz onlara uyarıcılar göndermiştik
Elmalılı Hamdi YazırSonra da bak o uyarılanların sonu nasıl oldu
Yusuf AliThen see what was the end of those who were admonished (but heeded not)
Ali BulaçUyarılanların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak
Elmalılı Hamdi YazırAncak Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka
Yusuf AliExcept the sincere (and devoted) Servants of God
Ali BulaçAncak muhlis olan kullar başka
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki Nuh bize seslenip dua etmişti de biz de ne güzel kabul etmiştik
Yusuf Ali(In the days of old), Noah cried to Us, and We are the best to hear prayer
Ali BulaçAndolsun, Nuh Bize (dua edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik
Elmalılı Hamdi YazırBiz hem onu, hem ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık
Yusuf AliAnd We delivered him and his people from the Great Calamity
Ali BulaçOnu ve ailesini, o büyük üzüntüden kurtarmıştık
Elmalılı Hamdi YazırHem onun neslini bâki kalanlar kıldık
Yusuf AliAnd made his progeny to endure (on this earth)
Ali BulaçVe onun soyunu, (dünyada) onları da baki kıldık
Elmalılı Hamdi YazırHem de sonradan gelenler içinde güzel bir namını bıraktık
Yusuf AliAnd We left (this blessing) for him among generations to come in later times
Ali BulaçSonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık
Elmalılı Hamdi YazırBütün âlemler içinde Nuh'a selam olsun
Yusuf AliPeace and salutation to Noah among the nations
Ali BulaçAlemler içinde selam olsun Nuh’a
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
Yusuf AliThus indeed do we reward those who do right
Ali BulaçGerçekten Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o bizim mümin kullarımızdandı
Yusuf AliFor he was one of our believing Servants
Ali BulaçŞüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandı
Elmalılı Hamdi YazırSonra diğerlerini suda boğduk
Yusuf AliThen the rest we overwhelmed in the Flood
Ali BulaçSonra diğerlerini suda boğduk
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki İbrahim de onun kolundandı
Yusuf AliVerily among those who followed his Way was Abraham
Ali BulaçDoğrusu İbrahim de onun (soyunun) bir kolundandır
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o, Rabbine tertemiz bir kalb ile gelmişti
Yusuf AliBehold! he approached his Lord with a sound heart
Ali BulaçHani o, Rabbine arınmış (selim) bir kalp ile gelmişti
Elmalılı Hamdi YazırO babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz nelere tapıyorsunuz
Yusuf AliBehold! he said to his father and to his people, "What is that which ye worship
Ali BulaçHani babasına ve kavmine demişti ki: “Sizler neye tapıyorsunuz?”
Elmalılı Hamdi YazırYalancılık etmek için mi Allah'tan başka ilâhlar istiyorsunuz
Yusuf AliIs it a falsehood- gods other than God- that ye desire
Ali Bulaç“Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah’tan başka ilahlar istiyorsunuz?”
Elmalılı Hamdi YazırSiz âlemlerin Rabbini ne zannediyorsunuz
Yusuf AliThen what is your idea about the Lord of the worlds
Ali Bulaç“Alemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?”
Elmalılı Hamdi YazırDerken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi
Yusuf AliThen did he cast a glance at the Stars
Ali BulaçSonra yıldızlara bir göz attı
Elmalılı Hamdi YazırDerken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi
Yusuf AliAnd he said, "I am indeed sick (at heart)
Ali Bulaç“Ben, doğrusu hastayım” dedi
Elmalılı Hamdi YazırO zaman arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler
Yusuf AliSo they turned away from him, and departed
Ali BulaçBöylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar
Elmalılı Hamdi YazırDerken bir kurnazlıkla onların ilâhlarına vardı da, "Buyursanıza, yemez misiniz?" dedi
Yusuf AliThen did he turn to their gods and said, "will ye not eat (of the offerings before you)
Ali BulaçBunun üzerine onların ilahlarına sokulup: “Yemek yemiyor musunuz?” dedi
Elmalılı Hamdi Yazır(Cevap vermediklerini görünce de): "Neyiniz var da konuşmuyorsunuz?" (dedi)
Yusuf AliWhat is the matter with you that ye speak not (intelligently)
Ali Bulaç“Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?”
Elmalılı Hamdi YazırNihayet bir yolunu bulup onlara kuvvetli bir darbe indirdi
Yusuf AliThen did he turn upon them, striking (them) with the right hand
Ali BulaçDerken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine birbirlerine girerek ona yürüdüler
Yusuf AliThen came (the worshippers) with hurried steps, and faced (him)
Ali BulaçÇok geçmeden (halkı) birbirine girmiş durumda kendisine yönelip geldiler
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim dedi ki: "A, siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz
Yusuf AliHe said: "Worship ye that which ye have (yourselves) carved
Ali BulaçDedi ki: “Yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?”
Elmalılı Hamdi YazırHalbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır
Yusuf AliBut God has created you and your handwork
Ali Bulaç“Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.”
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Haydin onun için bir yapı yapın da onu ateşe atın." dediler
Yusuf AliThey said, "Build him a furnace, and throw him into the blazing fire
Ali BulaçDediler ki: “Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın.”
Elmalılı Hamdi YazırBöylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de kendilerini daha alçak düşürdük
Yusuf Ali(This failing), they then sought a stratagem against him, but We made them the ones most humiliated
Ali BulaçBöylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa Biz, onları alçaltılmışlar kıldık
Elmalılı Hamdi YazırBir de dedi ki: "Ben Rabbime gidiyorum, o bana yolunu gösterir
Yusuf AliHe said: "I will go to my Lord! He will surely guide me
Ali Bulaç(İbrahim) Dedi ki: “Şüphesiz ben, Rabbime gidiciyim; O, beni hidayete erdirecektir.”
Elmalılı Hamdi YazırEy Rabbim! Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et
Yusuf AliO my Lord! Grant me a righteous (son)
Ali Bulaç“Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et.”
Elmalılı Hamdi YazırBiz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik
Yusuf AliSo We gave him the good news of a boy ready to suffer and forbear
Ali BulaçBiz de onu halim bir çocukla müjdeledik
Elmalılı Hamdi YazırOğlu, yanında koşacak çağa gelince: "Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?" dedi. Çocuk da: "Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi
Yusuf AliThen, when (the son) reached (the age of) (serious) work with him, he said: "O my son! I see in vision that I offer thee in sacrifice: Now see what is thy view!" (The son) said: "O my father! Do as thou art commanded: thou will find me, if God so wills one practising Patience and Constancy
Ali BulaçBöylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): “Oğlum” dedi. “Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun.” (Oğlu İsmail) Dedi ki: “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaAllah, beni sabredenlerden bulacaksın.”
Elmalılı Hamdi YazırNe zaman ki ikisi de bu şekilde Allah'a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı
Yusuf AliSo when they had both submitted their wills (to God), and he had laid him prostrate on his forehead (for sacrifice)
Ali BulaçSonunda ikisi de (Allah’ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail’i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı
Elmalılı Hamdi YazırBiz de ona şöyle seslendik: "Ey İbrahim
Yusuf AliWe called out to him "O Abraham
Ali BulaçBiz ona: “Ey İbrahim” diye seslendik
Elmalılı Hamdi YazırRüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
Yusuf AliThou hast already fulfilled the vision!" - thus indeed do We reward those who do right
Ali Bulaç“Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.”
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı." (dedik)
Yusuf AliFor this was obviously a trial
Ali BulaçDoğrusu bu, apaçık bir imtihandı
Elmalılı Hamdi YazırVe ona büyük bir kurbanlık fidye verdik
Yusuf AliAnd We ransomed him with a momentous sacrifice
Ali BulaçVe ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik
Elmalılı Hamdi YazırKendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık
Yusuf AliAnd We left (this blessing) for him among generations (to come) in later times
Ali BulaçSonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık
Elmalılı Hamdi YazırSelam olsun İbrahim'e
Yusuf AliPeace and salutation to Abraham
Ali Bulaçİbrahim’e selam olsun
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
Yusuf AliThus indeed do We reward those who do right
Ali BulaçBiz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o bizim mümin kullarımızdandı
Yusuf AliFor he was one of our believing Servants
Ali BulaçŞüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandır
Elmalılı Hamdi YazırOna bir de salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak'ı müjdeledik
Yusuf AliAnd We gave him the good news of Isaac - a prophet,- one of the Righteous
Ali BulaçBiz ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak’ı da müjdeledik
Elmalılı Hamdi YazırHem ona hem İshak'a bereketler verdik. Her ikisinin neslinden de hem iyilik yapanlar var, hem de açıkça kendi nefsine zulmedenler var
Yusuf AliWe blessed him and Isaac: but of their progeny are (some) that do right, and (some) that obviously do wrong, to their own souls
Ali BulaçOna ve İshak’a bereketler verdik. İkisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan) da var, açıkça kendi nefsine zulmeden de
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki biz Musa ile Harun'a da nimetler verdik
Yusuf AliAgain (of old) We bestowed Our favour on Moses and Aaron
Ali BulaçAndolsun, Biz Musa’ya ve Harun’a lütufta bulunduk
Elmalılı Hamdi YazırHem kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık
Yusuf AliAnd We delivered them and their people from (their) Great Calamity
Ali BulaçOnları ve kavimlerini o büyük üzüntüden kurtardık
Elmalılı Hamdi YazırHem yardım ettik onlara da, galip gelenler onlar oldular
Yusuf AliAnd We helped them, so they overcame (their troubles)
Ali BulaçOnlara yardım ettik, böylece üstün gelenler oldular
Elmalılı Hamdi YazırHem kendilerine o belli kitabı (Tevrat'ı) verdik
Yusuf AliAnd We gave them the Book which helps to make things clear
Ali BulaçVe ikisine anlatımı-açık kitabı verdik
Elmalılı Hamdi YazırKendilerini doğru yola çıkardık
Yusuf AliAnd We guided them to the Straight Way
Ali BulaçOnları dosdoğru yola yöneltip-ilettik
Elmalılı Hamdi YazırSonrakiler içinde onlara iyi bir nam bıraktık
Yusuf AliAnd We left (this blessing) for them among generations (to come) in later times
Ali BulaçSonra gelenler arasında da ikisine (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık
Elmalılı Hamdi YazırSelam olsun, Musa ile Harun'a
Yusuf AliPeace and salutation to Moses and Aaron
Ali BulaçMusa’ya ve Harun’a selam olsun
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
Yusuf AliThus indeed do We reward those who do right
Ali BulaçŞüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü onların ikisi de bizim mümin kullarımızdandı
Yusuf AliFor they were two of our believing Servants
Ali BulaçŞüphesiz ikisi, Bizim mü’min olan kullarımızdandılar
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir
Yusuf AliSo also was Elias among those sent (by Us)
Ali BulaçGerçekten İlyas da, gönderilmiş (peygamber)lerdendi
Elmalılı Hamdi YazırHani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi
Yusuf AliBehold, he said to his people, "Will ye not fear (God)
Ali BulaçHani kendi kavmine demişti ki: “Siz korkup sakınmaz mısınız?”
Elmalılı Hamdi YazırHani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi
Yusuf AliWill ye call upon Baal and forsake the Best of Creators
Ali Bulaç“Siz Ba’le tapıp da Yaratıcıların en güzeli (olan Allah’ı) mı bırakıyorsunuz?”
Elmalılı Hamdi YazırHani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi
Yusuf AliGod, your Lord and Cherisher and the Lord and Cherisher of your fathers of old
Ali Bulaç“Allah ki, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.”
Elmalılı Hamdi YazırFakat onlar, onu yalanladılar. Bu yüzden onlar mutlaka (cehennemde) hazır bulundurulacaklardır
Yusuf AliBut they rejected him, and they will certainly be called up (for punishment)
Ali BulaçFakat onu yalanladılar; bundan dolayı gerçekten onlar, (azap için getirilip) hazır bulundurulacak olanlardır
Elmalılı Hamdi YazırAncak Allah'ın ihlaslı kulları müstesna
Yusuf AliExcept the sincere and devoted Servants of God (among them)
Ali BulaçAncak, muhlis olan kullar başka
Elmalılı Hamdi YazırOna da sonrakiler içinde şunu bıraktık
Yusuf AliAnd We left (this blessing) for him among generations (to come) in later times
Ali BulaçSonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık
Elmalılı Hamdi YazırSelam olsun İlyâsîn'e
Yusuf AliPeace and salutation to such as Elias
Ali Bulaçİlyas’a selam olsun
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
Yusuf AliThus indeed do We reward those who do right
Ali BulaçŞüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o bizim mümin kullarımızdandı
Yusuf AliFor he was one of our believing Servants
Ali BulaçŞüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandı
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendir
Yusuf AliSo also was Lut among those sent (by Us)
Ali BulaçGerçekten Lût da gönderilmiş (elçi)lerdendi
Elmalılı Hamdi YazırHani biz onu ve ailesinin tamamını kurtarmıştık
Yusuf AliBehold, We delivered him and his adherents, all
Ali BulaçHani Biz onu ve ailesini topluca kurtarmıştık
Elmalılı Hamdi YazırAncak geride kalıp batanlar içinde kalan yaşlı bir kadın hariç
Yusuf AliExcept an old woman who was among those who lagged behind
Ali BulaçGeride bırakılanlar arasında bir yaşlı kadın dışında
Elmalılı Hamdi YazırSonra diğerlerini helak etmiştik
Yusuf AliThen We destroyed the rest
Ali BulaçSonra geride kalanları yerle bir ettik
Elmalılı Hamdi YazırVe siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz
Yusuf AliVerily, ye pass by their (sites), by day
Ali BulaçSiz onların üstünden muhakkak geçip gidiyorsunuz; sabah vakti
Elmalılı Hamdi YazırVe siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz
Yusuf AliAnd by night: will ye not understand
Ali BulaçVe geceleyin. Yine de akıllanmayacak mısınız
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendir
Yusuf AliSo also was Jonah among those sent (by Us)
Ali BulaçŞüphesiz Yunus da gönderilmiş (elçi)lerdendi
Elmalılı Hamdi YazırHani o bir zaman dolu bir gemiye kaçmıştı
Yusuf AliWhen he ran away (like a slave from captivity) to the ship (fully) laden
Ali BulaçHani o, dolu bir gemiye kaçmıştı
Elmalılı Hamdi Yazır(Oradakilerle) kur'a çekmiş de kaydırılanlardan (yenilenlerden) olmuştu
Yusuf AliHe (agreed to) cast lots, and he was condemned
Ali BulaçBöylece kur’aya katılmıştı da, kaybedenlerden olmuştu
Elmalılı Hamdi YazırDerken (denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. (Kendi nefsini) kınıyordu
Yusuf AliThen the big Fish did swallow him, and he had done acts worthy of blame
Ali BulaçDerken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı
Elmalılı Hamdi YazırEğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı
Yusuf AliHad it not been that he (repented and) glorified God
Ali BulaçEğer (Allah’ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı
Elmalılı Hamdi YazırEğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı
Yusuf AliHe would certainly have remained inside the Fish till the Day of Resurrection
Ali BulaçOnun karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı
Elmalılı Hamdi YazırBiz onu hasta bir halde bir alana çıkardık
Yusuf AliBut We cast him forth on the naked shore in a state of sickness
Ali BulaçSonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere (sahile) attık
Elmalılı Hamdi YazırÜzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik
Yusuf AliAnd We caused to grow, over him, a spreading plant of the gourd kind
Ali BulaçVe üzerine, sık-geniş yaprakla (kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik
Elmalılı Hamdi YazırBiz onu (Yunus'u) yüz bin veya daha çok insana peygamber olarak gönderdik
Yusuf AliAnd We sent him (on a mission) to a hundred thousand (men) or more
Ali BulaçOnu yüzbin veya (sayısı) daha da artan (bir topluluk)a (peygamber olarak) gönderdik
Elmalılı Hamdi YazırO zaman ona iman ettiler de biz onları bir zamana kadar yaşattık
Yusuf AliAnd they believed; so We permitted them to enjoy (their life) for a while
Ali BulaçSonunda ona iman ettiler, Biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi sor o seninkilere: Kızlar, Rabbinin de, oğlanlar onların mı
Yusuf AliNow ask them their opinion: Is it that thy Lord has (only) daughters, and they have sons
Ali BulaçŞimdi sen onlara sor: -Kızlar senin Rabbinin, erkek çocuklar onların mı
Elmalılı Hamdi YazırYoksa biz melekleri dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış
Yusuf AliOr that We created the angels female, and they are witnesses (thereto)
Ali BulaçYoksa onlar, şahidlik etmekteyken Biz melekleri dişiler olarak mı yarattık
Elmalılı Hamdi YazırHa!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar
Yusuf AliIs it not that they say, from their own invention
Ali BulaçDikkat edin; gerçekten onlar, düzdükleri yalanlardan dolayı derler ki
Elmalılı Hamdi YazırHa!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar
Yusuf AliGod has begotten children"? but they are liars
Ali Bulaç“Allah doğurdu.” Onlar, hiç şüphesiz, muhakkak yalan söyleyenlerdir
Elmalılı Hamdi Yazır(Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş
Yusuf AliDid He (then) choose daughters rather than sons
Ali Bulaç(Allah,) Kızları, erkek çocuklara tercih mi etmiş
Elmalılı Hamdi YazırSize ne oldu? Nasıl hükmediyorsunuz
Yusuf AliWhat is the matter with you? How judge ye
Ali BulaçSize ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırHiç düşünmüyor musunuz
Yusuf AliWill ye not then receive admonition
Ali BulaçHiç mi öğüt alıp-düşünmüyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırYoksa sizin için açık bir delil mi var
Yusuf AliOr have ye an authority manifest
Ali BulaçYoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var
Elmalılı Hamdi YazırO halde, eğer doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı
Yusuf AliThen bring ye your Book (of authority) if ye be truthful
Ali BulaçEğer doğru söylüyorsanız, öyleyse getirin kitabınızı
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, Allah ile cinler arasında bir neseb (hısımlık bağı) uydurdular. Oysa andolsun cinler bilirler ki, o yalancılar mutlaka cehenneme götürüleceklerdir
Yusuf AliAnd they have invented a blood-relationship between Him and the Jinns: but the Jinns know (quite well) that they have indeed to appear (before his Judgment- Seat)
Ali BulaçOnlar, Kendisi'yle (Allah ile) cinler arasında bir soy-bağı kurdular. Oysa andolsun, cinler de onların gerçekten (azap için getirilip) hazır bulundurulacaklarını bilmişlerdir
Elmalılı Hamdi YazırAllah, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir
Yusuf AliGlory to God! (He is free) from the things they ascribe (to Him)
Ali BulaçOnların nitelendirdiklerinden Allah Yücedir
Elmalılı Hamdi YazırFakat Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka (onlar, Allah'ı böyle şirk ile vasıflamazlar)
Yusuf AliNot (so do) the Servants of God, sincere and devoted
Ali BulaçAncak muhlis olan kullar başka
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız
Yusuf AliFor, verily, neither ye nor those ye worship
Ali BulaçArtık siz de, tapmakta olduklarınız da
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız
Yusuf AliCan lead (any) into temptation concerning God
Ali BulaçO’na karşı kimseyi fitneye sürükleyecek değilsiniz
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız
Yusuf AliExcept such as are (themselves) going to the blazing Fire
Ali BulaçAncak kendisi çılgınca yanan ateşe girecek olan başka (onu sürüklersiniz)
Elmalılı Hamdi Yazır(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler
Yusuf Ali(Those ranged in ranks say): "Not one of us but has a place appointed
Ali Bulaç(Melekler der ki:) “Bizden her birimiz için belli bir makam vardır.”
Elmalılı Hamdi Yazır(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler
Yusuf AliAnd we are verily ranged in ranks (for service)
Ali Bulaç“Biziz, o saflar halinde dizilmiş olanlar, gerçekten biziz.”
Elmalılı Hamdi Yazır(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler
Yusuf AliAnd we are verily those who declare (God's) glory
Ali Bulaç“Biziz, o tesbih edenler de, gerçekten biziz.”
Elmalılı Hamdi Yazır(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk
Yusuf AliAnd there were those who said
Ali BulaçOnlar (putatapıcılar), her ne kadar şöyle diyor idiyseler de
Elmalılı Hamdi Yazır(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk
Yusuf AliIf only we had had before us a Message from those of old
Ali Bulaç”Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı.”
Elmalılı Hamdi Yazır(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk
Yusuf AliWe should certainly have been Servants of God, sincere (and devoted)
Ali Bulaç“Gerçekten bizler de, Allah’ın muhlis olan kullarından olurduk.”
Elmalılı Hamdi YazırFakat şimdi onu inkâr ettiler. Ama ilerde bileceklerdir
Yusuf AliBut (now that the Qur'an has come), they reject it: But soon will they know
Ali BulaçFakat (kitap gelince) onu tanımayıp-küfrettiler; yakında bileceklerdir
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir
Yusuf AliAlready has Our Word been passed before (this) to our Servants sent (by Us)
Ali BulaçAndolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir
Yusuf AliThat they would certainly be assisted
Ali BulaçGerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir
Yusuf AliAnd that Our forces,- they surely must conquer
Ali BulaçVe hiç şüphesiz; Bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır
Elmalılı Hamdi YazırOnun için sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir
Yusuf AliSo turn thou away from them for a little while
Ali BulaçÖyleyse sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir
Elmalılı Hamdi YazırOnlara (inecek azabı) gözetle. Yakında onlar da göreceklerdir
Yusuf AliAnd watch them (how they fare), and they soon shall see (how thou farest)
Ali BulaçVe onları seyret; (azabı) yakında göreceklerdir
Elmalılı Hamdi YazırYa şimdi onlar, bizim azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar
Yusuf AliDo they wish (indeed) to hurry on our Punishment
Ali BulaçŞimdi onlar, Bizim azabımızı mı acele istiyorlar
Elmalılı Hamdi YazırFakat (azabımız) onların sahasına indiği zaman, (o acı sonuçla) uyarılanların sabahı ne kötüdür
Yusuf AliBut when it descends into the open space before them, evil will be the morning for those who were warned (and heeded not)
Ali BulaçFakat (azap) onların sahasına indiği zaman uyarılıp-korkutulanların sabahı ne kötü olur
Elmalılı Hamdi YazırYine sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir
Yusuf AliSo turn thou away from them for a little while
Ali BulaçSen bir süreye kadar onlardan yüz çevir
Elmalılı Hamdi Yazır(İnecek azabı) gözetle! Yakında onlar da göreceklerdir
Yusuf AliAnd watch (how they fare) and they soon shall see (how thou farest)
Ali BulaçVe seyret; (azabı) yakında göreceklerdir
Elmalılı Hamdi YazırSenin güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir
Yusuf AliGlory to thy Lord, the Lord of Honour and Power! (He is free) from what they ascribe (to Him)
Ali BulaçÜstünlük ve güç (izzet) sahibi olan senin Rabbin, onların nitelendirdiklerinden Yücedir
Elmalılı Hamdi YazırGönderilen bütün peygamberlere selam olsun
Yusuf AliAnd Peace on the apostles
Ali BulaçGönderilmiş (peygamber)lere selam olsun
Elmalılı Hamdi YazırHamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur
Yusuf AliAnd Praise to God, the Lord and Cherisher of the Worlds
Ali BulaçVe alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun