37. As-Saaffaat سُورَةُ الصَّافَّاتِ
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun o saf bağlayıp duranlara
Yusuf AliBy those who range themselves in ranks
Süleyman AteşAndolsun o sıra sıra dizilenlere
Elmalılı Hamdi YazırO haykırıp da sürenlere
Yusuf AliAnd so are strong in repelling (evil)
Süleyman AteşBağırıp sürenlere
Elmalılı Hamdi YazırVe o yolda zikir okuyanlara
Yusuf AliAnd thus proclaim the Message (of God)
Süleyman AteşZikir okuyanlara
Elmalılı Hamdi YazırKi sizin ilâhınız birdir
Yusuf AliVerily, verily, your God is one
Süleyman AteşKi Tanrınız, birdir
Elmalılı Hamdi YazırO, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir, bütün doğuların da Rabbidir
Yusuf AliLord of the heavens and of the earth and all between them, and Lord of every point at the rising of the sun
Süleyman AteşGöklerin, yerin ve bunlar arasında bulunanların Rabbi, doğuların da Rabbidir
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biz dünya göğünü (o yakın göğü) bir zinetle, yıldızlarla süsledik
Yusuf AliWe have indeed decked the lower heaven with beauty (in) the stars
Süleyman AteşBiz en yakın göğü bir zinetle, yıldızlarla süsledik
Elmalılı Hamdi YazırOnu her inatçı şeytandan koruduk
Yusuf Ali(For beauty) and for guard against all obstinate rebellious evil spirits
Süleyman AteşVe (onu) ita'at dışına çıkan her türlü şeytandan koruduk
Elmalılı Hamdi YazırOnlar yüksek (melekler) topluluğunu dinleyemezler. Her taraftan kovulup atılırlar
Yusuf Ali(So) they should not strain their ears in the direction of the Exalted Assembly but be cast away from every side
Süleyman AteşO (şeyta)nlar mele-i A'layı (yüce melekler topluluğunu) dinleyemezler; her yandan kendilerine (ışınlar) atılır
Elmalılı Hamdi YazırUzaklaştırılırlar. Onlara ardı arkası kesilmez bir azab vardır
Yusuf AliRepulsed, for they are under a perpetual penalty
Süleyman AteşKovulurlar. Onlar için sürekli bir azab vardır
Elmalılı Hamdi YazırAncak kulak hırsızlığı yapanlar olur. Onu da yakıcı bir alev takip eder
Yusuf AliExcept such as snatch away something by stealth, and they are pursued by a flaming fire, of piercing brightness
Süleyman AteşYalnız (yüce topluluktan) bir söz kapan olursa, onu da delici bir şihab (ışın)izler
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi onlara sor: "Yaradılışça kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı?" Gerçekten biz onları cıvık bir çamurdan yarattık
Yusuf AliJust ask their opinion: are they the more difficult to create, or the (other) beings We have created? Them have We created out of a sticky clay
Süleyman AteşŞimdi onlara sor: Yaratılış bakımından kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı? Biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık
Elmalılı Hamdi YazırFakat sen onlara şaşıyorsun, ama onlar (seninle) eğleniyorlar
Yusuf AliTruly dost thou marvel, while they ridicule
Süleyman AteşHayır sen (bu muhteşem kudrete) hayran kaldın; onlarsa (seninle) alay ediyorlar
Elmalılı Hamdi YazırKendilerine hatırlatıldığında da düşünmüyorlar
Yusuf AliAnd, when they are admonished, pay no heed
Süleyman AteşKendilerine öğüt verilse öğüt almıyorlar
Elmalılı Hamdi YazırBir mucize gördükleri zaman da eğlenceye alıyorlar
Yusuf AliAnd, when they see a Sign, turn it to mockery
Süleyman AteşBir mu'cize görseler, alay ediyorlar
Elmalılı Hamdi YazırVe diyorlar ki: "Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir
Yusuf AliAnd say, "This is nothing but evident sorcery
Süleyman AteşBu apaçık bir büyüden başka bir şey değildir. diyorlar
Elmalılı Hamdi YazırÖldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman mı biz tekrar dirilecekmişiz
Yusuf AliWhat! when we die, and become dust and bones, shall we (then) be raised up (again)
Süleyman AteşYani biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz mi diriltilecek mişiz
Elmalılı Hamdi YazırÖnceki atalarımız da mı
Yusuf AliAnd also our fathers of old
Süleyman AteşEvvelki atalarımız da mı
Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Evet, hem de sizler çok aşağılanmış olarak (dirileceksiniz)
Yusuf AliSay thou: "Yea, and ye shall then be humiliated (on account of your evil)
Süleyman AteşDe ki: "Evet siz aşağılanarak (diriltileceksiniz)
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü O (sura üfürmek) zorlu bir kumandadan ibarettir ki, derhal onların gözleri açılıverir
Yusuf AliThen it will be a single (compelling) cry; and behold, they will begin to see
Süleyman AteşO (iş) sadece korkunç bir sesten ibarettir: Hemen onlar (diriltilmiş olarak) bakıyorlardır
Elmalılı Hamdi YazırEyvah bizlere! İşte bu hesap günüdür." derler
Yusuf AliThey will say, "Ah! Woe to us! This is the Day of Judgment
Süleyman AteşVah bize, bu ceza günüdür! dediler
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlara): "İşte bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (iyi ve kötüyü) ayırt etme günüdür" denir
Yusuf Ali(A voice will say,) "This is the Day of Sorting Out, whose truth ye (once) denied
Süleyman AteşBu, yalanlamakta olduğunuz hüküm günüdür
Elmalılı Hamdi YazırToplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru
Yusuf AliBring ye up", it shall be said, "The wrong-doers and their wives, and the things they worshipped
Süleyman Ateş(Yüce Allah meleklerine emreder): "Toplayın o zalimleri, onların eşlerini ve taptıklarını
Elmalılı Hamdi YazırToplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru
Yusuf AliBesides God, and lead them to the Way to the (Fierce) Fire
Süleyman AteşAllah'tan başka. Onları cehennemin yoluna götürün
Elmalılı Hamdi YazırVe durdurun onları, çünkü sorguya çekilecekler
Yusuf AliBut stop them, for they must be asked
Süleyman AteşDurdurun onları, çünkü onlar sorguya çekileceklerdir
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlara): "Ne oldu sizlere de yardımlaşmıyorsunuz?" (denilir)
Yusuf AliWhat is the matter with you that ye help not each other
Süleyman AteşSize ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırHayır, bugün onlar teslim olmuşlardır
Yusuf AliNay, but that day they shall submit (to Judgment)
Süleyman Ateş(Başları öne eğik, utançtan yüzleri kızarmış. Cevap verecek durumda değillerdir). Hayır, onlar o gün teslim olmuşlardır
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, birbirine dönmüş soruşuyorlar
Yusuf AliAnd they will turn to one another, and question one another
Süleyman AteşBirbirlerine döndüler, soruyorlar
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Siz bize (uğurlu görünerek) sağdan gelir dururdunuz" derler
Yusuf AliThey will say: "It was ye who used to come to us from the right hand (of power and authority)
Süleyman Ateş(Uyanlar, uydukları adamlara) Dediler ki: "Siz bize sağdan gelir(güvendiğimiz yandan bize sokulup vesvese verir)diniz
Elmalılı Hamdi Yazır(İleri gelenler de) derler ki: "Hayır, siz inanmamıştınız
Yusuf AliThey will reply: "Nay, ye yourselves had no Faith
Süleyman Ateş(Ötekiler de): "Hayır, dediler, zaten siz kendiniz inanan insanlar değildiniz
Elmalılı Hamdi YazırBizim de size karşı bir gücümüz yoktu. Fakat siz azmış bir kavimdiniz
Yusuf AliNor had we any authority over you. Nay, it was ye who were a people in obstinate rebellion
Süleyman AteşBizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Siz kendiniz azgın bir toplum idiniz
Elmalılı Hamdi YazırOnun için üzerimize Rabbimizin azab sözü hak oldu. Şüphesiz azabımızı tadacağız
Yusuf AliSo now has been proved true, against us, the word of our Lord that we shall indeed (have to) taste (the punishment of our sins)
Süleyman AteşArtık Rabbimizin sözü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezayı mutlaka) tadacağız
Elmalılı Hamdi YazırEvet biz, sizi kışkırttık. Çünkü biz azgındık
Yusuf AliWe led you astray: for truly we were ourselves astray
Süleyman AteşSizi azdırdık, çünkü biz kendimiz azmıştık(siz de bize uyunca azmış oldunuz)
Elmalılı Hamdi YazırO halde hepsi o gün azabda ortaktırlar
Yusuf AliTruly, that Day, they will (all) share in the Penalty
Süleyman AteşO gün onlar azab (çekme)de ortaktırlar
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz günahkarlara böyle yaparız
Yusuf AliVerily that is how We shall deal with Sinners
Süleyman Ateşİşte biz, suçlulara böyle yaparız
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü onlar, kendilerine: "Allah'tan başka ilâh yoktur" denildiği zaman kafa tutuyorlardı
Yusuf AliFor they, when they were told that there is no god except God, would puff themselves up with Pride
Süleyman AteşÇünkü onlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur!" dendiği zaman büyüklük taslarlardı
Elmalılı Hamdi YazırVe: "Biz, hiçbir mecnun (deli) şair için ilâhlarımızı bırakır mıyız?" diyorlardı
Yusuf AliAnd say: "What! shall we give up our gods for the sake of a Poet possessed
Süleyman AteşCinlenmiş bir şair için biz tanrılarımızı mı terk edeceğiz? derlerdi
Elmalılı Hamdi YazırHayır o, hak ile geldi ve bütün peygamberleri tasdik etti
Yusuf AliNay! he has come with the (very) Truth, and he confirms (the Message of) the apostles (before him)
Süleyman AteşHayır, o (ne şairdi, ne mecnun. O) gerçeği getirmiş ve elçileri de doğrulamıştı
Elmalılı Hamdi YazırElbette siz o acı azabı tadacaksınız
Yusuf AliYe shall indeed taste of the Grievous Penalty
Süleyman AteşSiz acı azabı tadacaksınız
Elmalılı Hamdi YazırBununla beraber başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalandırılacaksınız
Yusuf AliBut it will be no more than the retribution of (the Evil) that ye have wrought
Süleyman AteşSadece yaptığınız (işler)le cezalanıyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırSadece Allah'ın ihlaslı kulları müstesnadır
Yusuf AliBut the sincere (and devoted) Servants of God
Süleyman AteşAncak Allah'ın halis kulları bu cezanın dışındadır
Elmalılı Hamdi Yazırİşte onlar için belli bir rızık vardır
Yusuf AliFor them is a Sustenance determined
Süleyman AteşOnlar için bilinen bir rızık vardır
Elmalılı Hamdi YazırMeyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir
Yusuf AliFruits (Delights); and they (shall enjoy) honour and dignity
Süleyman Ateş(Türlü türlü) Meyvalar. Ve onlar ağırlanırlar
Elmalılı Hamdi YazırMeyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir
Yusuf AliIn Gardens of Felicity
Süleyman AteşNi'met cennetlerinde
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlar) Karşılıklı tahtlar üzerindedirler
Yusuf AliFacing each other on Thrones (of Dignity)
Süleyman AteşTahtlar üzerinde, karşılıklı otururlar
Elmalılı Hamdi Yazırİçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır
Yusuf AliRound will be passed to them a Cup from a clear-flowing fountain
Süleyman AteşÖnlerinde akan kaynaktan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır
Elmalılı Hamdi Yazırİçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır
Yusuf AliCrystal-white, of a taste delicious to those who drink (thereof)
Süleyman AteşBerrak, içenlere lezzet veren bir içki
Elmalılı Hamdi YazırOnda ne bir zararlı sonuç vardır, ne de sarhoşluk verir
Yusuf AliFree from headiness; nor will they suffer intoxication therefrom
Süleyman AteşOnda ne sersemletme var, ne onunla sarhoş olurlar
Elmalılı Hamdi YazırYanlarında iri gözlü, bakışlarını kocalarından başkalarına çevirmeyen hanımlar vardır
Yusuf AliAnd besides them will be chaste women, restraining their glances, with big eyes (of wonder and beauty)
Süleyman AteşYanlarında da, yalnız kendilerine göz dikmiş iri gözlü eşler vardır
Elmalılı Hamdi YazırSanki onlar örtülüp saklanmış yumurta gibidirler
Yusuf AliAs if they were (delicate) eggs closely guarded
Süleyman AteşSaklı yumurta gibi bembeyaz eşler
Elmalılı Hamdi YazırDerken birbirine dönüp sorarlar
Yusuf AliThen they will turn to one another and question one another
Süleyman AteşBunlar birbirine dönmüş soruyorlar
Elmalılı Hamdi Yazırİçlerinden bir sözcü der ki: "Gerçekten benim bir arkadaşım vardı
Yusuf AliOne of them will start the talk and say: "I had an intimate companion (on the earth)
Süleyman AteşOnlardan bir sözcü: "Benim, dedi, bir arkadaşım vardı
Elmalılı Hamdi YazırDerdi ki: "Sen gerçekten inananlardan mısın
Yusuf AliWho used to say, 'what! art thou amongst those who bear witness to the Truth (of the Message)
Süleyman AteşDerdi ki: 'Sen doğrulayanlardan mısın
Elmalılı Hamdi YazırÖldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman biz hakikaten cezalanacak mıyız
Yusuf AliWhen we die and become dust and bones, shall we indeed receive rewards and punishments
Süleyman AteşBiz ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz mi (diriltilip yaptığımız işlere göre) cezalanacağız
Elmalılı Hamdi YazırSiz onu tanır mısınız?" der
Yusuf Ali(A voice) said: "Would ye like to look down
Süleyman Ateş(Sonra yanındakilere): "Bakar mısınız?" dedi
Elmalılı Hamdi YazırDerken bakınır ve onu cehennemin ta ortasında görür
Yusuf AliHe looked down and saw him in the midst of the Fire
Süleyman AteşBaktı onu cehennemin ortasında gördü
Elmalılı Hamdi YazırOna şöyle der: "Allah'a yemin ederim ki, doğrusu sen az daha beni helak edecektin
Yusuf AliHe said: "By God! thou wast little short of bringing me to perdition
Süleyman AteşTallahi, dedi, sen az daha beni de alçaltacaktın
Elmalılı Hamdi YazırRabbimin nimeti olmasaydı, ben de bu tutuklananlardan olacaktım
Yusuf AliHad it not been for the Grace of my Lord, I should certainly have been among those brought (there)
Süleyman AteşRabbimin ni'meti olmasaydı, şimdi ben de (oraya) getirilenlerden olurdum
Elmalılı Hamdi YazırNasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız
Yusuf AliIs it (the case) that we shall not die
Süleyman AteşBiz bir daha ölmeyecek miyiz der
Elmalılı Hamdi YazırNasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız
Yusuf AliExcept our first death, and that we shall not be punished
Süleyman AteşYalnız ilk ölümümüz, başka ölüm yok ve biz azaba da uğratılmayacağız ha
Elmalılı Hamdi Yazırİşte bu büyük kurtuluştur
Yusuf AliVerily this is the supreme achievement
Süleyman AteşGerçekten büyük başarı ve mutluluk budur
Elmalılı Hamdi YazırÇalışanlar işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar
Yusuf AliFor the like of this let all strive, who wish to strive
Süleyman AteşÇalışanlar bunun için çalışsınlar
Elmalılı Hamdi YazırNasıl, bu mu daha hayırlı konukluk için, yoksa zakkum ağacı mı
Yusuf AliIs that the better entertainment or the Tree of Zaqqum
Süleyman Ateş(Nasıl) Ağırlanmak için bu mu hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) yaptık
Yusuf AliFor We have truly made it (as) a trial for the wrong-doers
Süleyman AteşBiz onu zalimler için bir fitne (sınav) yaptık
Elmalılı Hamdi YazırO bir ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar
Yusuf AliFor it is a tree that springs out of the bottom of Hell-Fire
Süleyman AteşO, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır
Elmalılı Hamdi YazırTomurcukları şeytanların başları gibidir
Yusuf AliThe shoots of its fruit-stalks are like the heads of devils
Süleyman AteşTomurcukları, şeytanların başları gibidir
Elmalılı Hamdi YazırMutlaka onlar, ondan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklardır
Yusuf AliTruly they will eat thereof and fill their bellies therewith
Süleyman AteşOnlar ondan yiyecekler ve karınlarını onunla dolduracaklardır
Elmalılı Hamdi YazırSonra üzerine onlar için kaynar bir içecek vardır
Yusuf AliThen on top of that they will be given a mixture made of boiling water
Süleyman AteşSonra onların, bunun üzerine kaynar su karıştırılmış bir içkileri vardır
Elmalılı Hamdi YazırSonra da dönecekleri yer, şüphesiz cehennemdir
Yusuf AliThen shall their return be to the (Blazing) Fire
Süleyman AteşSonra dönecekleri yer, elbette cehennemdir
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü onlar, atalarını sapıklıkta buldular
Yusuf AliTruly they found their fathers on the wrong Path
Süleyman AteşÇünkü onlar babalarını sapık kimseler buldular
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi de kendileri onların izlerinde koşturuyorlar
Yusuf AliSo they (too) were rushed down on their footsteps
Süleyman AteşKendileri de onların izlerinde koşturuyorlar
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki, onlardan öncekilerin çoğu sapıklıkta idiler
Yusuf AliAnd truly before them, many of the ancients went astray
Süleyman AteşAndolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biz onlara içlerinden uyarıcı peygamberler de gönderdik
Yusuf AliBut We sent aforetime, among them, (apostles) to admonish them
Süleyman AteşBiz onların içine de uyarıcılar göndermiştik
Elmalılı Hamdi YazırSonra da bak o uyarılanların sonu nasıl oldu
Yusuf AliThen see what was the end of those who were admonished (but heeded not)
Süleyman AteşBak, o uyarılanların sonu nice oldu
Elmalılı Hamdi YazırAncak Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka
Yusuf AliExcept the sincere (and devoted) Servants of God
Süleyman AteşAncak Allah'ın halis kulları o azabın dışında kaldılar
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki Nuh bize seslenip dua etmişti de biz de ne güzel kabul etmiştik
Yusuf Ali(In the days of old), Noah cried to Us, and We are the best to hear prayer
Süleyman AteşAndolsun Nuh bize yalvarmıştı da ne güzel kabul buyurmuştuk
Elmalılı Hamdi YazırBiz hem onu, hem ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık
Yusuf AliAnd We delivered him and his people from the Great Calamity
Süleyman AteşOnu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık
Elmalılı Hamdi YazırHem onun neslini bâki kalanlar kıldık
Yusuf AliAnd made his progeny to endure (on this earth)
Süleyman AteşYalnız onun zürriyetini kalıcılar yaptık (onlardan başka hepsini helak ettik)
Elmalılı Hamdi YazırHem de sonradan gelenler içinde güzel bir namını bıraktık
Yusuf AliAnd We left (this blessing) for him among generations to come in later times
Süleyman AteşSonra gelenler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık
Elmalılı Hamdi YazırBütün âlemler içinde Nuh'a selam olsun
Yusuf AliPeace and salutation to Noah among the nations
Süleyman AteşAlemler içinde Nuh'a selam olsun (bütün insanlar onu esenlikle anarlar)
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
Yusuf AliThus indeed do we reward those who do right
Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o bizim mümin kullarımızdandı
Yusuf AliFor he was one of our believing Servants
Süleyman AteşÇünkü o bizim, inanan kullarımızdandı
Elmalılı Hamdi YazırSonra diğerlerini suda boğduk
Yusuf AliThen the rest we overwhelmed in the Flood
Süleyman AteşSonra ötekilerini suda boğduk
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki İbrahim de onun kolundandı
Yusuf AliVerily among those who followed his Way was Abraham
Süleyman Ateşİbrahim de onun kolundan idi
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o, Rabbine tertemiz bir kalb ile gelmişti
Yusuf AliBehold! he approached his Lord with a sound heart
Süleyman AteşZira Rabbine tertemiz bir kalb getirmişti
Elmalılı Hamdi YazırO babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz nelere tapıyorsunuz
Yusuf AliBehold! he said to his father and to his people, "What is that which ye worship
Süleyman AteşBabasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti
Elmalılı Hamdi YazırYalancılık etmek için mi Allah'tan başka ilâhlar istiyorsunuz
Yusuf AliIs it a falsehood- gods other than God- that ye desire
Süleyman AteşAllah'tan başka uydurma tanrılar mı istiyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırSiz âlemlerin Rabbini ne zannediyorsunuz
Yusuf AliThen what is your idea about the Lord of the worlds
Süleyman AteşAlemlerin Rabbi hakkında zannınız nedir (ki O'na böyle ortaklar koştunuz)
Elmalılı Hamdi YazırDerken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi
Yusuf AliThen did he cast a glance at the Stars
Süleyman AteşYıldızlara bir göz attı
Elmalılı Hamdi YazırDerken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi
Yusuf AliAnd he said, "I am indeed sick (at heart)
Süleyman AteşBen hastayım, dedi
Elmalılı Hamdi YazırO zaman arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler
Yusuf AliSo they turned away from him, and departed
Süleyman AteşBunun üzerine arkalarını dönüp ondan kaçtılar
Elmalılı Hamdi YazırDerken bir kurnazlıkla onların ilâhlarına vardı da, "Buyursanıza, yemez misiniz?" dedi
Yusuf AliThen did he turn to their gods and said, "will ye not eat (of the offerings before you)
Süleyman AteşO da gizlice onların tanrılarına sokuldu: "Yemez misini?" dedi
Elmalılı Hamdi Yazır(Cevap vermediklerini görünce de): "Neyiniz var da konuşmuyorsunuz?" (dedi)
Yusuf AliWhat is the matter with you that ye speak not (intelligently)
Süleyman AteşNeyiniz var ki konuşmuyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırNihayet bir yolunu bulup onlara kuvvetli bir darbe indirdi
Yusuf AliThen did he turn upon them, striking (them) with the right hand
Süleyman AteşVe gizlice üzerlerine yürüyüp sağ eliyle onlara kuvvetli bir darbe indirdi
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine birbirlerine girerek ona yürüdüler
Yusuf AliThen came (the worshippers) with hurried steps, and faced (him)
Süleyman Ateş(Puta, tapanlar, döndüklerinde putlarını kırılmış görünce) Hemen koşarak ona gittiler
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim dedi ki: "A, siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz
Yusuf AliHe said: "Worship ye that which ye have (yourselves) carved
Süleyman Ateş(Elinizle) Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? dedi
Elmalılı Hamdi YazırHalbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır
Yusuf AliBut God has created you and your handwork
Süleyman AteşOysa sizi de, yaptığınız(bu şeyler)i de Allah yaratmıştır
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Haydin onun için bir yapı yapın da onu ateşe atın." dediler
Yusuf AliThey said, "Build him a furnace, and throw him into the blazing fire
Süleyman AteşOnun için bir bina yapın da onu (o binada) ateşe atın dediler
Elmalılı Hamdi YazırBöylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de kendilerini daha alçak düşürdük
Yusuf Ali(This failing), they then sought a stratagem against him, but We made them the ones most humiliated
Süleyman AteşOna bir tuzak kurmak istediler, biz de (onların tuzaklarını boşa çıkardık), onları alçak düşürdük
Elmalılı Hamdi YazırBir de dedi ki: "Ben Rabbime gidiyorum, o bana yolunu gösterir
Yusuf AliHe said: "I will go to my Lord! He will surely guide me
Süleyman Ateş(İbrahim) Dedi ki: "Ben Rabbime gideceğim, O, beni doğru yola iletecek
Elmalılı Hamdi YazırEy Rabbim! Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et
Yusuf AliO my Lord! Grant me a righteous (son)
Süleyman AteşRabbim, bana iyilerden (bir çocuk) lutfet
Elmalılı Hamdi YazırBiz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik
Yusuf AliSo We gave him the good news of a boy ready to suffer and forbear
Süleyman AteşOna halim bir erkek çocuk müjdeledik
Elmalılı Hamdi YazırOğlu, yanında koşacak çağa gelince: "Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?" dedi. Çocuk da: "Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi
Yusuf AliThen, when (the son) reached (the age of) (serious) work with him, he said: "O my son! I see in vision that I offer thee in sacrifice: Now see what is thy view!" (The son) said: "O my father! Do as thou art commanded: thou will find me, if God so wills one practising Patience and Constancy
Süleyman Ateş(Çocuk) Onun yanında koşma çağına erişince (İbrahim ona): "Yavrum, dedi, ben uykuda görüyorum ki ben seni kesiyorum; (düşün) bak, ne dersin?" (Çocuk): "Babacığım, sana emredileni yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın." dedi
Elmalılı Hamdi YazırNe zaman ki ikisi de bu şekilde Allah'a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı
Yusuf AliSo when they had both submitted their wills (to God), and he had laid him prostrate on his forehead (for sacrifice)
Süleyman Ateşİkisi de böylece (Allah'ın emrine) teslim olup (İbrahim, kurban etmek için) çocuğu alnı üzerine yıkınca
Elmalılı Hamdi YazırBiz de ona şöyle seslendik: "Ey İbrahim
Yusuf AliWe called out to him "O Abraham
Süleyman AteşBiz ona: "İbrahim!" diye ünledik
Elmalılı Hamdi YazırRüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
Yusuf AliThou hast already fulfilled the vision!" - thus indeed do We reward those who do right
Süleyman AteşSen rüyayı doğruladın, işte biz, güzel davrananları böyle mükafatlandırırız
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı." (dedik)
Yusuf AliFor this was obviously a trial
Süleyman AteşGerçekten bu, apaçık bir sınav idi
Elmalılı Hamdi YazırVe ona büyük bir kurbanlık fidye verdik
Yusuf AliAnd We ransomed him with a momentous sacrifice
Süleyman AteşVe fidye olarak ona büyük bir kurbanlık verdik
Elmalılı Hamdi YazırKendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık
Yusuf AliAnd We left (this blessing) for him among generations (to come) in later times
Süleyman AteşSonra gelenler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık
Elmalılı Hamdi YazırSelam olsun İbrahim'e
Yusuf AliPeace and salutation to Abraham
Süleyman Ateş(İleride gelecek nesiller): "İbrahim'e selam olsun!" (diyeceklerdi)
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
Yusuf AliThus indeed do We reward those who do right
Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o bizim mümin kullarımızdandı
Yusuf AliFor he was one of our believing Servants
Süleyman AteşÇünkü o bizim mü'min kullarımızdandı
Elmalılı Hamdi YazırOna bir de salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak'ı müjdeledik
Yusuf AliAnd We gave him the good news of Isaac - a prophet,- one of the Righteous
Süleyman AteşBiz ona İshak'ı, iyilerden bir peygamber olarak müjdeledik
Elmalılı Hamdi YazırHem ona hem İshak'a bereketler verdik. Her ikisinin neslinden de hem iyilik yapanlar var, hem de açıkça kendi nefsine zulmedenler var
Yusuf AliWe blessed him and Isaac: but of their progeny are (some) that do right, and (some) that obviously do wrong, to their own souls
Süleyman AteşKendisine de, İshak'a da bereketler verdik. Onların neslinden (gelenler arasında) iyi hareket eden de var, açıkça kendisine zulmeden de
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki biz Musa ile Harun'a da nimetler verdik
Yusuf AliAgain (of old) We bestowed Our favour on Moses and Aaron
Süleyman AteşAndolsun Musa'ya ve Harun'a da lutuflarda bulunduk
Elmalılı Hamdi YazırHem kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık
Yusuf AliAnd We delivered them and their people from (their) Great Calamity
Süleyman AteşOnları ve kavimlerini büyük sıkıntıdan kurtardık
Elmalılı Hamdi YazırHem yardım ettik onlara da, galip gelenler onlar oldular
Yusuf AliAnd We helped them, so they overcame (their troubles)
Süleyman AteşOnlara yardım ettik de üstün gelenler kendileri oldular
Elmalılı Hamdi YazırHem kendilerine o belli kitabı (Tevrat'ı) verdik
Yusuf AliAnd We gave them the Book which helps to make things clear
Süleyman AteşOnlara açık ifadeli Kitabı verdik
Elmalılı Hamdi YazırKendilerini doğru yola çıkardık
Yusuf AliAnd We guided them to the Straight Way
Süleyman AteşVe onları doğru yola ilettik
Elmalılı Hamdi YazırSonrakiler içinde onlara iyi bir nam bıraktık
Yusuf AliAnd We left (this blessing) for them among generations (to come) in later times
Süleyman AteşVe sonra gelenler arasında onlara (iyi bir ün) bıraktık
Elmalılı Hamdi YazırSelam olsun, Musa ile Harun'a
Yusuf AliPeace and salutation to Moses and Aaron
Süleyman Ateş(Hep): "Musa'ya ve Harun'a selam olsun!" (diyeceklerdi)
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
Yusuf AliThus indeed do We reward those who do right
Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü onların ikisi de bizim mümin kullarımızdandı
Yusuf AliFor they were two of our believing Servants
Süleyman AteşÇünkü ikisi de bizim inanan kullarımızdandı
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir
Yusuf AliSo also was Elias among those sent (by Us)
Süleyman Ateşİlyas da elçilerdendi
Elmalılı Hamdi YazırHani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi
Yusuf AliBehold, he said to his people, "Will ye not fear (God)
Süleyman AteşKavmine demişti ki: "(Allah'ın azabından) Korunmaz mısınız
Elmalılı Hamdi YazırHani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi
Yusuf AliWill ye call upon Baal and forsake the Best of Creators
Süleyman AteşBa'l'e yalvarıyorsunuz da, bırakıyor musunuz, yaratıcıların en güzelini
Elmalılı Hamdi YazırHani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi
Yusuf AliGod, your Lord and Cherisher and the Lord and Cherisher of your fathers of old
Süleyman AteşSizin Rabbiniz ve önceki atalarınızın Rabbi olan Allah'ı
Elmalılı Hamdi YazırFakat onlar, onu yalanladılar. Bu yüzden onlar mutlaka (cehennemde) hazır bulundurulacaklardır
Yusuf AliBut they rejected him, and they will certainly be called up (for punishment)
Süleyman AteşOnu yalanladılar, bundan dolayı onlar (azaba) getirileceklerdir
Elmalılı Hamdi YazırAncak Allah'ın ihlaslı kulları müstesna
Yusuf AliExcept the sincere and devoted Servants of God (among them)
Süleyman AteşYalnız Allah'ın halis kulları azab dışındadırlar
Elmalılı Hamdi YazırOna da sonrakiler içinde şunu bıraktık
Yusuf AliAnd We left (this blessing) for him among generations (to come) in later times
Süleyman AteşBiz, sonra gelenler arasında ona (İlyas'a da iyi bir ün) bıraktık
Elmalılı Hamdi YazırSelam olsun İlyâsîn'e
Yusuf AliPeace and salutation to such as Elias
Süleyman Ateşİlyas'a selam olsun
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
Yusuf AliThus indeed do We reward those who do right
Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o bizim mümin kullarımızdandı
Yusuf AliFor he was one of our believing Servants
Süleyman AteşÇünkü o bizim mü'min kullarımızdandı
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendir
Yusuf AliSo also was Lut among those sent (by Us)
Süleyman AteşLut da gönderilen elçilerdendi
Elmalılı Hamdi YazırHani biz onu ve ailesinin tamamını kurtarmıştık
Yusuf AliBehold, We delivered him and his adherents, all
Süleyman AteşOnu ve ailesini kurtardık
Elmalılı Hamdi YazırAncak geride kalıp batanlar içinde kalan yaşlı bir kadın hariç
Yusuf AliExcept an old woman who was among those who lagged behind
Süleyman AteşYalnız (azabda) kalacaklar arasında bulunan acuze bir kadın hariç
Elmalılı Hamdi YazırSonra diğerlerini helak etmiştik
Yusuf AliThen We destroyed the rest
Süleyman AteşSonra ötekileri kırdık (geçirdik)
Elmalılı Hamdi YazırVe siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz
Yusuf AliVerily, ye pass by their (sites), by day
Süleyman AteşSiz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz; sabahleyin
Elmalılı Hamdi YazırVe siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz
Yusuf AliAnd by night: will ye not understand
Süleyman AteşVe geceleyin. Düşünmüyor musunuz
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendir
Yusuf AliSo also was Jonah among those sent (by Us)
Süleyman AteşYunus da gönderilen elçilerdendi
Elmalılı Hamdi YazırHani o bir zaman dolu bir gemiye kaçmıştı
Yusuf AliWhen he ran away (like a slave from captivity) to the ship (fully) laden
Süleyman AteşDolu gemiye kaçmıştı
Elmalılı Hamdi Yazır(Oradakilerle) kur'a çekmiş de kaydırılanlardan (yenilenlerden) olmuştu
Yusuf AliHe (agreed to) cast lots, and he was condemned
Süleyman Ateş(Yükü fazla oluğundan gemi taşıyamamış, yolculardan birini denize atmak gerekmişti. Birini atmak üzere gemidekilerle) Kur'a çekti. (Yunus) Yenilenlerden oldu. (Kur'a kendisine isabet etti)
Elmalılı Hamdi YazırDerken (denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. (Kendi nefsini) kınıyordu
Yusuf AliThen the big Fish did swallow him, and he had done acts worthy of blame
Süleyman Ateş(Yunus, Rabbinden izinsiz olarak kavminden ayrıldığı için) Kendi kendisini kınarken (denize attılar) balık onu yuttu
Elmalılı Hamdi YazırEğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı
Yusuf AliHad it not been that he (repented and) glorified God
Süleyman AteşEğer tesbih edenlerden olmasaydı
Elmalılı Hamdi YazırEğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı
Yusuf AliHe would certainly have remained inside the Fish till the Day of Resurrection
Süleyman Ateş(İnsanların) Yeniden diriltilecekleri güne kadar balığın karnında kalırdı
Elmalılı Hamdi YazırBiz onu hasta bir halde bir alana çıkardık
Yusuf AliBut We cast him forth on the naked shore in a state of sickness
Süleyman Ateş(Ama balığın karnında bizi andı, tesbih etti, biz de) Onu hasta bir halde ağaçsız, çıplak bir yere attık
Elmalılı Hamdi YazırÜzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik
Yusuf AliAnd We caused to grow, over him, a spreading plant of the gourd kind
Süleyman AteşVe üzerine (gölge yapması için) Bir asma kabak ağacı bitirdik
Elmalılı Hamdi YazırBiz onu (Yunus'u) yüz bin veya daha çok insana peygamber olarak gönderdik
Yusuf AliAnd We sent him (on a mission) to a hundred thousand (men) or more
Süleyman AteşVe onu yüz bin insana, ya da daha fazla olanlara elçi gönderdik
Elmalılı Hamdi YazırO zaman ona iman ettiler de biz onları bir zamana kadar yaşattık
Yusuf AliAnd they believed; so We permitted them to enjoy (their life) for a while
Süleyman Ateşİnandılar, biz de onları bir süreye kadar geçindirdik
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi sor o seninkilere: Kızlar, Rabbinin de, oğlanlar onların mı
Yusuf AliNow ask them their opinion: Is it that thy Lord has (only) daughters, and they have sons
Süleyman AteşŞimdi onlara sor: Rabbine kızlar, onlara da oğlanlar mı
Elmalılı Hamdi YazırYoksa biz melekleri dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış
Yusuf AliOr that We created the angels female, and they are witnesses (thereto)
Süleyman AteşYoksa biz melekleri, onların gözleri önünde dişi mi yarattık (ki meleklerin dişi olduğunu söylüyorlar)
Elmalılı Hamdi YazırHa!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar
Yusuf AliIs it not that they say, from their own invention
Süleyman Ateşİyi bilin, onlar iftiraları yüzünden diyorlar ki
Elmalılı Hamdi YazırHa!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar
Yusuf AliGod has begotten children"? but they are liars
Süleyman AteşAllah doğurdu. Onlar elbette yalancıdırlar
Elmalılı Hamdi Yazır(Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş
Yusuf AliDid He (then) choose daughters rather than sons
Süleyman Ateş(Allah) Kızları seçip oğlanlara tercih mi etmiş
Elmalılı Hamdi YazırSize ne oldu? Nasıl hükmediyorsunuz
Yusuf AliWhat is the matter with you? How judge ye
Süleyman AteşSize ne oldu, nasıl hüküm veriyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırHiç düşünmüyor musunuz
Yusuf AliWill ye not then receive admonition
Süleyman AteşHiç mi düşünmüyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırYoksa sizin için açık bir delil mi var
Yusuf AliOr have ye an authority manifest
Süleyman AteşYoksa sizin, (meleklerin, Allah'ın kızları oldukları hakkında) açık bir deliliniz mi var
Elmalılı Hamdi YazırO halde, eğer doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı
Yusuf AliThen bring ye your Book (of authority) if ye be truthful
Süleyman AteşEğer doğru iseniz Kitabınızı getirin
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, Allah ile cinler arasında bir neseb (hısımlık bağı) uydurdular. Oysa andolsun cinler bilirler ki, o yalancılar mutlaka cehenneme götürüleceklerdir
Yusuf AliAnd they have invented a blood-relationship between Him and the Jinns: but the Jinns know (quite well) that they have indeed to appear (before his Judgment- Seat)
Süleyman AteşAllah ile cinler arasında bir nesep, (bir soy bağlantısı) uydurdular. Oysa cinler de kendilerinin (yüce divana) getirileceklerini bilmişlerdir
Elmalılı Hamdi YazırAllah, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir
Yusuf AliGlory to God! (He is free) from the things they ascribe (to Him)
Süleyman AteşHaşa Allah, onların taktıkları sıfatlardan (münezzehtir), yücedir
Elmalılı Hamdi YazırFakat Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka (onlar, Allah'ı böyle şirk ile vasıflamazlar)
Yusuf AliNot (so do) the Servants of God, sincere and devoted
Süleyman AteşFakat Allah'ın temiz kulları hariç (onlar azaba sokulmayacaklardır)
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız
Yusuf AliFor, verily, neither ye nor those ye worship
Süleyman Ateş(Ey inkarcılar) Ne siz, ne de taptıklarınız
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız
Yusuf AliCan lead (any) into temptation concerning God
Süleyman AteşKandırıp Allah'ın yolundan çıkaramazsınız
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız
Yusuf AliExcept such as are (themselves) going to the blazing Fire
Süleyman AteşCehenneme girecek olandan başkasını
Elmalılı Hamdi Yazır(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler
Yusuf Ali(Those ranged in ranks say): "Not one of us but has a place appointed
Süleyman AteşBizden herkesin belli bir makamı vardır
Elmalılı Hamdi Yazır(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler
Yusuf AliAnd we are verily ranged in ranks (for service)
Süleyman AteşBiziz, o saf saf dizilenler, biz
Elmalılı Hamdi Yazır(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler
Yusuf AliAnd we are verily those who declare (God's) glory
Süleyman AteşBiziz, o tesbih edenler, biz
Elmalılı Hamdi Yazır(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk
Yusuf AliAnd there were those who said
Süleyman AteşGerçi o(ortakkoşa)nlar şöyle diyorlardı
Elmalılı Hamdi Yazır(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk
Yusuf AliIf only we had had before us a Message from those of old
Süleyman AteşEğer yanımızda öncekiler(e gelen Kitap'lar)dan bir uyarı olsaydı
Elmalılı Hamdi Yazır(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk
Yusuf AliWe should certainly have been Servants of God, sincere (and devoted)
Süleyman AteşElbette biz, Allah'ın halis kulları olurduk
Elmalılı Hamdi YazırFakat şimdi onu inkâr ettiler. Ama ilerde bileceklerdir
Yusuf AliBut (now that the Qur'an has come), they reject it: But soon will they know
Süleyman AteşAma o uyarıyı inkar ettiler, yakında (inkar etmelerinin sonunun nasıl olacağını) bileceklerdir
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir
Yusuf AliAlready has Our Word been passed before (this) to our Servants sent (by Us)
Süleyman AteşGönderilen elçi kullarımıza şu sözümüz geçmişti
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir
Yusuf AliThat they would certainly be assisted
Süleyman AteşMutlaka zafere ulaştırılanlar kendileri olacaktır
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir
Yusuf AliAnd that Our forces,- they surely must conquer
Süleyman AteşVe galip gelenler, mutlaka bizim ordumuz olacaktır
Elmalılı Hamdi YazırOnun için sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir
Yusuf AliSo turn thou away from them for a little while
Süleyman AteşBir süreye kadar onlardan dön (onların sözlerine aldırış etme)
Elmalılı Hamdi YazırOnlara (inecek azabı) gözetle. Yakında onlar da göreceklerdir
Yusuf AliAnd watch them (how they fare), and they soon shall see (how thou farest)
Süleyman AteşOnları gözetle. Yakında (başlarına neler geleceğini) göreceklerdir
Elmalılı Hamdi YazırYa şimdi onlar, bizim azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar
Yusuf AliDo they wish (indeed) to hurry on our Punishment
Süleyman AteşBizim azabımızı mı acele istiyorlar
Elmalılı Hamdi YazırFakat (azabımız) onların sahasına indiği zaman, (o acı sonuçla) uyarılanların sabahı ne kötüdür
Yusuf AliBut when it descends into the open space before them, evil will be the morning for those who were warned (and heeded not)
Süleyman AteşFakat o azab yurtlarına indiği zaman uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur
Elmalılı Hamdi YazırYine sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir
Yusuf AliSo turn thou away from them for a little while
Süleyman AteşBir süreye kadar onları kendi hallerine bırak
Elmalılı Hamdi Yazır(İnecek azabı) gözetle! Yakında onlar da göreceklerdir
Yusuf AliAnd watch (how they fare) and they soon shall see (how thou farest)
Süleyman AteşVe (bekle de) gör, onlar da göreceklerdir
Elmalılı Hamdi YazırSenin güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir
Yusuf AliGlory to thy Lord, the Lord of Honour and Power! (He is free) from what they ascribe (to Him)
Süleyman AteşKudret ve şeref sahibi Rabbin, onların nitelendirmelerinden yücedir
Elmalılı Hamdi YazırGönderilen bütün peygamberlere selam olsun
Yusuf AliAnd Peace on the apostles
Süleyman AteşSelam, gönderilen elçilere
Elmalılı Hamdi YazırHamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur
Yusuf AliAnd Praise to God, the Lord and Cherisher of the Worlds
Süleyman AteşHamd, alemlerin Rabbi Allah'a