☪ Anlam Arayışı

37. As-Saaffaat سُورَةُ الصَّافَّاتِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
37:1
وَٱلصَّٰٓفَّٰتِ صَفࣰّ ا

Süleyman AteşAndolsun o sıra sıra dizilenlere

Saheeh InternationalBy those [angels] lined up in rows

Ali BulaçSaflar halinde dizilenlere andolsun

Diyanet İşleri MealiSıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir

37:2
فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجۡرࣰ ا

Süleyman AteşBağırıp sürenlere

Saheeh InternationalAnd those who drive [the clouds]

Ali BulaçHaykırıp sürükleyenlere

Diyanet İşleri MealiSıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir

37:3
فَٱلتَّٰلِيَٰتِ ذِكۡرًا

Süleyman AteşZikir okuyanlara

Saheeh InternationalAnd those who recite the message

Ali BulaçZikir okuyanlara

Diyanet İşleri MealiSıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir

37:4
إِنَّ إِلَٰهَكُمۡ لَوَٰحِدࣱ‏

Süleyman AteşKi Tanrınız, birdir

Saheeh InternationalIndeed, your God is One

Ali BulaçTartışmasız, sizin İlahınız gerçekten birdir

Diyanet İşleri MealiSıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir

37:5
رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَا وَرَبُّ ٱلۡمَشَٰرِقِ

Süleyman AteşGöklerin, yerin ve bunlar arasında bulunanların Rabbi, doğuların da Rabbidir

Saheeh InternationalLord of the heavens and the earth and that between them and Lord of the sunrises

Ali BulaçGöklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir, doğuların da Rabbidir

Diyanet İşleri MealiSıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir

37:6 📚 2
إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنۡيَا بِزِينَةٍ ٱلۡكَوَاكِبِ

Süleyman AteşBiz en yakın göğü bir zinetle, yıldızlarla süsledik

Saheeh InternationalIndeed, We have adorned the nearest heaven with an adornment of stars

Ali BulaçŞüphesiz Biz dünya göğünü 'çekici bir süsle', yıldızlarla süsleyip-donattık

Diyanet İşleri MealiŞüphesiz Biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik

37:7
وَحِفۡظࣰ ا مِّن كُلِّ شَيۡطَٰنࣲ مَّارِدࣲ‏

Süleyman AteşVe (onu) ita'at dışına çıkan her türlü şeytandan koruduk

Saheeh InternationalAnd as protection against every rebellious devil

Ali BulaçVe itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk

Diyanet İşleri MealiOnu, inatçı her türlü şeytandan koruduk

37:8 📚 1
لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلۡمَلَإِ ٱلۡأَعۡلَىٰ وَيُقۡذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبࣲ‏

Süleyman AteşO (şeyta)nlar mele-i A'layı (yüce melekler topluluğunu) dinleyemezler; her yandan kendilerine (ışınlar) atılır

Saheeh International[So] they may not listen to the exalted assembly [of angels] and are pelted from every side

Ali BulaçKi onlar, Mele'i A'la'ya kulak verip dinleyemezler, her yandan kovulup atılırlar

Diyanet İşleri MealiOnlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır

37:9
دُحُورࣰ اۖ وَلَهُمۡ عَذَابࣱ وَاصِبٌ

Süleyman AteşKovulurlar. Onlar için sürekli bir azab vardır

Saheeh InternationalRepelled; and for them is a constant punishment

Ali BulaçUzaklaştırılırlar. Onlara kesintisiz bir azap vardır

Diyanet İşleri MealiOnlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır

37:10 📚 1
إِلَّا مَنۡ خَطِفَ ٱلۡخَطۡفَةَ فَأَتۡبَعَهُۥ شِهَابࣱ ثَاقِبࣱ‏

Süleyman AteşYalnız (yüce topluluktan) bir söz kapan olursa, onu da delici bir şihab (ışın)izler

Saheeh InternationalExcept one who snatches [some words] by theft, but they are pursued by a burning flame, piercing [in brightness]

Ali BulaçAncak (sözü hırsızlama) çalıp-kapan olursa, artık onu da delip geçen 'yakıcı bir alev' izler (ve yok eder)

Diyanet İşleri MealiHele bir tek söz kapan olsun; delici bir alev onun peşine düşüverir

37:11 📚 2
فَٱسۡتَفۡتِهِمۡ أَهُمۡ أَشَدُّ خَلۡقًا أَم مَّنۡ خَلَقۡنَآۚ إِنَّا خَلَقۡنَٰهُم مِّن طِينࣲ لَّازِبِۭ

Süleyman AteşŞimdi onlara sor: Yaratılış bakımından kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı? Biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık

Saheeh InternationalThen inquire of them, [O Muhammad], "Are they a stronger [or more difficult] creation or those [others] We have created?" Indeed, We created men from sticky clay

Ali BulaçŞimdi onlara sor: Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa Bizim yarattıklarımız mı? Doğrusu Biz onları, cıvık-yapışkan bir çamurdan yarattık

Diyanet İşleri MealiAllah'a eş koşanlara sor: Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa Bizim yarattığımız gökleri yaratmak mı? Aslında Biz kendilerini özlü ve yapışkan çamurdan yaratmışızdır

37:12 📚 2
بَلۡ عَجِبۡتَ وَيَسۡخَرُونَ

Süleyman AteşHayır sen (bu muhteşem kudrete) hayran kaldın; onlarsa (seninle) alay ediyorlar

Saheeh InternationalBut you wonder, while they mock

Ali BulaçHayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar

Diyanet İşleri MealiEvet; sen onlara şaşıyorsun, onlar da seni alaya alıyorlar

37:13
وَإِذَا ذُكِّرُواْ لَا يَذۡكُرُونَ

Süleyman AteşKendilerine öğüt verilse öğüt almıyorlar

Saheeh InternationalAnd when they are reminded, they remember not

Ali BulaçKendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar

Diyanet İşleri MealiOnlara öğüt verildiğinde öğüt dinlemezler

37:14
وَإِذَا رَأَوۡاْ ءَايَةࣰ يَسۡتَسۡخِرُونَ

Süleyman AteşBir mu'cize görseler, alay ediyorlar

Saheeh InternationalAnd when they see a sign, they ridicule

Ali BulaçBir ayet (mucize) gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar

Diyanet İşleri MealiBir mucize gördüklerinde onu eğlenceye alırlar

37:15
وَقَالُوٓاْ إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا سِحۡرࣱ مُّبِينٌ

Süleyman AteşBu apaçık bir büyüden başka bir şey değildir. diyorlar

Saheeh InternationalAnd say, "This is not but obvious magic

Ali BulaçBu, açıkça bir büyüden başkası değildir" dediler

Diyanet İşleri MealiBu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler

37:16
أَءِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابࣰ ا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ

Süleyman AteşYani biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz mi diriltilecek mişiz

Saheeh InternationalWhen we have died and become dust and bones, are we indeed to be resurrected

Ali BulaçBiz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz

Diyanet İşleri MealiBu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler

37:17
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلۡأَوَّلُونَ

Süleyman AteşEvvelki atalarımız da mı

Saheeh InternationalAnd our forefathers [as well]

Ali BulaçVeya önceki atalarımız da mı

Diyanet İşleri MealiBu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler

37:18
قُلۡ نَعَمۡ وَأَنتُمۡ دَٰخِرُونَ

Süleyman AteşDe ki: "Evet siz aşağılanarak (diriltileceksiniz)

Saheeh InternationalSay, "Yes, and you will be [rendered] contemptible

Ali BulaçDe ki: "Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz).”

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Evet hem de zelil ve hakir olarak

37:19
فَإِنَّمَا هِيَ زَجۡرَةࣱ وَٰحِدَةࣱ فَإِذَا هُمۡ يَنظُرُونَ

Süleyman AteşO (iş) sadece korkunç bir sesten ibarettir: Hemen onlar (diriltilmiş olarak) bakıyorlardır

Saheeh InternationalIt will be only one shout, and at once they will be observing

Ali Bulaçİşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir; artık kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp duruyorlar

Diyanet İşleri MealiTek bir çığlık. Hemen bakıp kalırlar

37:20
وَقَالُواْ يَٰوَيۡلَنَا هَٰذَا يَوۡمُ ٱلدِّينِ

Süleyman AteşVah bize, bu ceza günüdür! dediler

Saheeh InternationalThey will say, "O woe to us! This is the Day of Recompense

Ali BulaçDerler ki: "Eyvahlar bize; bu, din günüdür

Diyanet İşleri MealiŞöyle derler: "Vay bize! İşte bu ceza günüdür

37:21
هَٰذَا يَوۡمُ ٱلۡفَصۡلِ ٱلَّذِي كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ

Süleyman AteşBu, yalanlamakta olduğunuz hüküm günüdür

Saheeh International[They will be told], "This is the Day of Judgement which you used to deny

Ali BulaçBu, sizin yalanladığınız (mü'mini kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür

Diyanet İşleri MealiOnlara: "İşte bu, yalanladığınız hüküm günüdür" denir

37:22
۞ٱحۡشُرُواْ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ وَأَزۡوَٰجَهُمۡ وَمَا كَانُواْ يَعۡبُدُونَ

Süleyman Ateş(Yüce Allah meleklerine emreder): "Toplayın o zalimleri, onların eşlerini ve taptıklarını

Saheeh International[The angels will be ordered], "Gather those who committed wrong, their kinds, and what they used to worship

Ali BulaçZulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını biraraya getirip toplayın

Diyanet İşleri Mealiİlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun

37:23
مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهۡدُوهُمۡ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلۡجَحِيمِ

Süleyman AteşAllah'tan başka. Onları cehennemin yoluna götürün

Saheeh InternationalOther than Allah, and guide them to the path of Hellfire

Ali BulaçAllah'tan başka (taptıklarını); artık onları cehennemin yoluna yöneltip götürün

Diyanet İşleri Mealiİlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun

37:24
وَقِفُوهُمۡۖ إِنَّهُم مَّسۡـُٔولُونَ

Süleyman AteşDurdurun onları, çünkü onlar sorguya çekileceklerdir

Saheeh InternationalAnd stop them; indeed, they are to be questioned

Ali BulaçVe onları durdurup-tutuklayın, çünkü sorguya çekileceklerdir

Diyanet İşleri MealiOnları durdurun; çünkü kendilerinden daha da sorulacaktır

37:25 📚 1
مَا لَكُمۡ لَا تَنَاصَرُونَ

Süleyman AteşSize ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz

Saheeh International[They will be asked], "What is [wrong] with you? Why do you not help each other

Ali Bulaç(Onlara seslenilir:) "Ne oluyor size, birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz

Diyanet İşleri MealiŞöyle sorulur: "Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz

37:26
بَلۡ هُمُ ٱلۡيَوۡمَ مُسۡتَسۡلِمُونَ

Süleyman Ateş(Başları öne eğik, utançtan yüzleri kızarmış. Cevap verecek durumda değillerdir). Hayır, onlar o gün teslim olmuşlardır

Saheeh InternationalBut they, that Day, are in surrender

Ali BulaçHayır, bugün onlar teslim olmuşlardır

Diyanet İşleri MealiHayır; bugün onların hepsi teslim olmuşlardır

37:27 📚 3
وَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲ يَتَسَآءَلُونَ

Süleyman AteşBirbirlerine döndüler, soruyorlar

Saheeh InternationalAnd they will approach one another blaming each other

Ali BulaçKimi kimine yönelmiş olarak birbirlerine soruyorlar

Diyanet İşleri MealiBirbirlerine dönüp soruşurlar

37:28
قَالُوٓاْ إِنَّكُمۡ كُنتُمۡ تَأۡتُونَنَا عَنِ ٱلۡيَمِينِ

Süleyman Ateş(Uyanlar, uydukları adamlara) Dediler ki: "Siz bize sağdan gelir(güvendiğimiz yandan bize sokulup vesvese verir)diniz

Saheeh InternationalThey will say, "Indeed, you used to come at us from the right

Ali BulaçGerçekten sizler bize sağdan (sağ duyudan ve haktan) yana gelip yanaşıyordunuz." derler

Diyanet İşleri Mealiİleri gelenlerine: "Doğrusu siz bize sureti hakdan görünürdünüz" derler

37:29
قَالُواْ بَل لَّمۡ تَكُونُواْ مُؤۡمِنِينَ

Süleyman Ateş(Ötekiler de): "Hayır, dediler, zaten siz kendiniz inanan insanlar değildiniz

Saheeh InternationalThe oppressors will say, "Rather, you [yourselves] were not believers

Ali Bulaç(Diğerleri de:) "Hayır" derler. "Zaten sizler mü'min kimseler değildiniz

Diyanet İşleri MealiOnlar da şöyle derler: "Hayır; siz inanmış kimseler değildiniz

37:30
وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيۡكُم مِّن سُلۡطَٰنِۭۖ بَلۡ كُنتُمۡ قَوۡمࣰ ا طَٰغِينَ

Süleyman AteşBizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Siz kendiniz azgın bir toplum idiniz

Saheeh InternationalAnd we had over you no authority, but you were a transgressing people

Ali BulaçBizim üzerinizde zorlayıcı hiçbir gücümüz yoktu; hayır siz (kendiniz) azgın bir kavimdiniz

Diyanet İşleri MealiBizim sizin üstünüzde bir nüfuzumuz yoktu. Bilakis, azmış bir millettiniz

37:31
فَحَقَّ عَلَيۡنَا قَوۡلُ رَبِّنَآۖ إِنَّا لَذَآئِقُونَ

Süleyman AteşArtık Rabbimizin sözü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezayı mutlaka) tadacağız

Saheeh InternationalSo the word of our Lord has come into effect upon us; indeed, we will taste [punishment]

Ali BulaçBöylece Rabbimiz'in sözü (yıkım ve azap va'di) üzerimize hak oldu. Şüphesiz, (azabı) tadıcılarız

Diyanet İşleri MealiBu sebeple, Rabbimizin sözü aleyhimizde gerçekleşti. şüphesiz azabı tadacağız

37:32
فَأَغۡوَيۡنَٰكُمۡ إِنَّا كُنَّا غَٰوِينَ

Süleyman AteşSizi azdırdık, çünkü biz kendimiz azmıştık(siz de bize uyunca azmış oldunuz)

Saheeh InternationalAnd we led you to deviation; indeed, we were deviators

Ali BulaçEvet, sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik

Diyanet İşleri MealiSizi biz azdırmıştık, çünkü kendimiz azgındık

37:33
فَإِنَّهُمۡ يَوۡمَئِذࣲ فِي ٱلۡعَذَابِ مُشۡتَرِكُونَ

Süleyman AteşO gün onlar azab (çekme)de ortaktırlar

Saheeh InternationalSo indeed they, that Day, will be sharing in the punishment

Ali BulaçArtık o gün onlar azapta ortaktırlar

Diyanet İşleri MealiO gün hepsi azabda birleşirler

37:34
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفۡعَلُ بِٱلۡمُجۡرِمِينَ

Süleyman Ateşİşte biz, suçlulara böyle yaparız

Saheeh InternationalIndeed, that is how We deal with the criminals

Ali BulaçDoğrusu Biz, suçlu-günahkarlara böyle yaparız

Diyanet İşleri MealiDoğrusu suçlulara böyle yaparız

37:35 📚 1
إِنَّهُمۡ كَانُوٓاْ إِذَا قِيلَ لَهُمۡ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسۡتَكۡبِرُونَ

Süleyman AteşÇünkü onlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur!" dendiği zaman büyüklük taslarlardı

Saheeh InternationalIndeed they, when it was said to them, "There is no deity but Allah," were arrogant

Ali BulaçÇünkü onlara: "Allah'tan başka İlah yoktur" denildiği zaman, büyüklük taslarlardı

Diyanet İşleri MealiOnlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur" denildiği zaman şüphesiz büyüklenirler

37:36
وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓاْ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرࣲ مَّجۡنُونِۭ

Süleyman AteşCinlenmiş bir şair için biz tanrılarımızı mı terk edeceğiz? derlerdi

Saheeh InternationalAnd were saying, "Are we to leave our gods for a mad poet

Ali BulaçVe derlerdi ki: "Biz, ünlenmiş bir şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz

Diyanet İşleri MealiDeli bir şair yüzünden tanrılarımızı mı bırakalım?" derlerdi

37:37
بَلۡ جَآءَ بِٱلۡحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Süleyman AteşHayır, o (ne şairdi, ne mecnun. O) gerçeği getirmiş ve elçileri de doğrulamıştı

Saheeh InternationalRather, the Prophet has come with the truth and confirmed the [previous] messengers

Ali BulaçHayır, o, hakkı getirmiş ve gönderilen (elçi)leri de doğrulamıştı

Diyanet İşleri MealiHayır; o, gerçeği getirmiş ve peygamberleri doğrulamıştı

37:38
إِنَّكُمۡ لَذَآئِقُواْ ٱلۡعَذَابِ ٱلۡأَلِيمِ

Süleyman AteşSiz acı azabı tadacaksınız

Saheeh InternationalIndeed, you [disbelievers] will be tasters of the painful punishment

Ali BulaçŞüphesiz, siz, acı azabı tadıcılarsınız

Diyanet İşleri MealiŞüphesiz siz can yakıcı azabı tadacaksınız

37:39
وَمَا تُجۡزَوۡنَ إِلَّا مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ

Süleyman AteşSadece yaptığınız (işler)le cezalanıyorsunuz

Saheeh InternationalAnd you will not be recompensed except for what you used to do

Ali BulaçYaptıklarınızdan başkasıyla cezalandırılmayacaksınız

Diyanet İşleri MealiYaptığınızdan başka birşeyle cezalanmayacaksınız

37:40 📚 1
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِينَ

Süleyman AteşAncak Allah'ın halis kulları bu cezanın dışındadır

Saheeh InternationalBut not the chosen servants of Allah

Ali BulaçAncak muhlis olan kullar başka

Diyanet İşleri MealiAncak Allah'a içten bağlı kullar bunun dışındadır

37:41
أُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ رِزۡقࣱ مَّعۡلُومࣱ‏

Süleyman AteşOnlar için bilinen bir rızık vardır

Saheeh InternationalThose will have a provision determined

Ali Bulaçİşte onlar; onlar için bilinen bir rızık vardır

Diyanet İşleri Mealiİşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur

37:42
فَوَٰكِهُ وَهُم مُّكۡرَمُونَ

Süleyman Ateş(Türlü türlü) Meyvalar. Ve onlar ağırlanırlar

Saheeh InternationalFruits; and they will be honored

Ali BulaçÇeşitli-meyveler. Onlar ikram görenlerdir

Diyanet İşleri Mealiİşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur

37:43
فِي جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

Süleyman AteşNi'met cennetlerinde

Saheeh InternationalIn gardens of pleasure

Ali BulaçNimetlerle donatılmış (naim) cennetlerde

Diyanet İşleri Mealiİşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur

37:44
عَلَىٰ سُرُرࣲ مُّتَقَٰبِلِينَ

Süleyman AteşTahtlar üzerinde, karşılıklı otururlar

Saheeh InternationalOn thrones facing one another

Ali BulaçBirbirlerine karşı, tahtlar üzerinde (otururlar)

Diyanet İşleri Mealiİşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur

37:45
يُطَافُ عَلَيۡهِم بِكَأۡسࣲ مِّن مَّعِينِۭ

Süleyman AteşÖnlerinde akan kaynaktan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır

Saheeh InternationalThere will be circulated among them a cup [of wine] from a flowing spring

Ali BulaçKaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır

Diyanet İşleri MealiBaş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur

37:46
بَيۡضَآءَ لَذَّةࣲ لِّلشَّٰرِبِينَ

Süleyman AteşBerrak, içenlere lezzet veren bir içki

Saheeh InternationalWhite and delicious to the drinkers

Ali BulaçBembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki)

Diyanet İşleri MealiBaş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur

37:47 📚 1
لَا فِيهَا غَوۡلࣱ وَلَا هُمۡ عَنۡهَا يُنزَفُونَ

Süleyman AteşOnda ne sersemletme var, ne onunla sarhoş olurlar

Saheeh InternationalNo bad effect is there in it, nor from it will they be intoxicated

Ali BulaçOnda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden geçip, akılları çelinir

Diyanet İşleri MealiBaş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur

37:48
وَعِندَهُمۡ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرۡفِ عِينࣱ‏

Süleyman AteşYanlarında da, yalnız kendilerine göz dikmiş iri gözlü eşler vardır

Saheeh InternationalAnd with them will be women limiting [their] glances, with large, [beautiful] eyes

Ali BulaçVe yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır

Diyanet İşleri MealiYanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır

37:49 📚 3
كَأَنَّهُنَّ بَيۡضࣱ مَّكۡنُونࣱ‏

Süleyman AteşSaklı yumurta gibi bembeyaz eşler

Saheeh InternationalAs if they were [delicate] eggs, well-protected

Ali BulaçSanki onlar, saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz)

Diyanet İşleri MealiYanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır

37:50
فَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲ يَتَسَآءَلُونَ

Süleyman AteşBunlar birbirine dönmüş soruyorlar

Saheeh InternationalAnd they will approach one another, inquiring of each other

Ali BulaçBöyleyken, kimi kimine yönelmiş olarak, birbirlerine soruyorlar

Diyanet İşleri MealiBirbirlerine dönüp sorarlar

37:51
قَالَ قَآئِلࣱ مِّنۡهُمۡ إِنِّي كَانَ لِي قَرِينࣱ‏

Süleyman AteşOnlardan bir sözcü: "Benim, dedi, bir arkadaşım vardı

Saheeh InternationalA speaker among them will say, "Indeed, I had a companion [on earth]

Ali BulaçBir sözcü der ki: "Benim bir yakınım vardı

Diyanet İşleri Mealiİçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi

37:52
يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلۡمُصَدِّقِينَ

Süleyman AteşDerdi ki: 'Sen doğrulayanlardan mısın

Saheeh InternationalWho would say, 'Are you indeed of those who believe

Ali BulaçDerdi ki: Sen de gerçekten (dirilişi) doğrulayanlardan mısın

Diyanet İşleri Mealiİçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi

37:53
أَءِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابࣰ ا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ

Süleyman AteşBiz ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz mi (diriltilip yaptığımız işlere göre) cezalanacağız

Saheeh InternationalThat when we have died and become dust and bones, we will indeed be recompensed

Ali BulaçBizler öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya çekilecekmişiz

Diyanet İşleri Mealiİçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi

37:54
قَالَ هَلۡ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ

Süleyman Ateş(Sonra yanındakilere): "Bakar mısınız?" dedi

Saheeh InternationalHe will say, "Would you [care to] look

Ali Bulaç(Konuşan yanındakilere) Der ki: "Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz

Diyanet İşleri MealiYanındakilere: "Siz onu bilir misiniz?" der

37:55
فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِي سَوَآءِ ٱلۡجَحِيمِ

Süleyman AteşBaktı onu cehennemin ortasında gördü

Saheeh InternationalAnd he will look and see him in the midst of the Hellfire

Ali BulaçDerken, bakıverdi, onu 'çılgınca yanan ateşin' tam ortasında gördü

Diyanet İşleri MealiBir bakar onu cehennemin ortasında görür

37:56
قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرۡدِينِ

Süleyman AteşTallahi, dedi, sen az daha beni de alçaltacaktın

Saheeh InternationalHe will say, "By Allah, you almost ruined me

Ali BulaçDedi ki: "Andolsun Allah'a, neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin

Diyanet İşleri MealiOna der ki: "Allah'a and olsun ki, az kalsın beni de mahvedecektin

37:57 📚 1
وَلَوۡلَا نِعۡمَةُ رَبِّي لَكُنتُ مِنَ ٱلۡمُحۡضَرِينَ

Süleyman AteşRabbimin ni'meti olmasaydı, şimdi ben de (oraya) getirilenlerden olurdum

Saheeh InternationalIf not for the favor of my Lord, I would have been of those brought in [to Hell]

Ali BulaçEğer Rabbimin nimeti olmasaydı, muhakkak ben de (azap yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım

Diyanet İşleri MealiEğer Rabbimin lütfu olmasaydı ben de oraya götürülenlerden olurdum

37:58
أَفَمَا نَحۡنُ بِمَيِّتِينَ

Süleyman AteşBiz bir daha ölmeyecek miyiz der

Saheeh InternationalThen, are we not to die

Ali BulaçNasıl, biz ölecek olanlar değil miymişiz

Diyanet İşleri MealiBirinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha

37:59
إِلَّا مَوۡتَتَنَا ٱلۡأُولَىٰ وَمَا نَحۡنُ بِمُعَذَّبِينَ

Süleyman AteşYalnız ilk ölümümüz, başka ölüm yok ve biz azaba da uğratılmayacağız ha

Saheeh InternationalExcept for our first death, and we will not be punished

Ali BulaçYalnızca birinci ölümümüzden başka (öyle mi)? Ve biz azaba uğratılacak olanlar değil miymişiz

Diyanet İşleri MealiBirinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha

37:60
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ

Süleyman AteşGerçekten büyük başarı ve mutluluk budur

Saheeh InternationalIndeed, this is the great attainment

Ali BulaçŞüphesiz, bu, asıl büyük 'kurtuluş ve mutluluğun' ta kendisidir

Diyanet İşleri Mealiİşte büyük kurtuluş şüphesiz budur

37:61
لِمِثۡلِ هَٰذَا فَلۡيَعۡمَلِ ٱلۡعَٰمِلُونَ

Süleyman AteşÇalışanlar bunun için çalışsınlar

Saheeh InternationalFor the like of this let the workers [on earth] work

Ali BulaçBöylece çalışanlar da bunun bir benzeri için çalışmalıdır

Diyanet İşleri MealiÇalışanlar bunun için çalışsın

37:62
أَذَٰلِكَ خَيۡرࣱ نُّزُلًا أَمۡ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ

Süleyman Ateş(Nasıl) Ağırlanmak için bu mu hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı

Saheeh InternationalIs Paradise a better accommodation or the tree of zaqqum

Ali BulaçNasıl, böyle bir konaklanma mı daha hayırlı yoksa zakkum ağacı mı

Diyanet İşleri MealiKonukluk olarak bu mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı

37:63
إِنَّا جَعَلۡنَٰهَا فِتۡنَةࣰ لِّلظَّٰلِمِينَ

Süleyman AteşBiz onu zalimler için bir fitne (sınav) yaptık

Saheeh InternationalIndeed, We have made it a torment for the wrongdoers

Ali BulaçDoğrusu Biz, onu kafirler için bir fitne (bir imtihan konusu) kıldık

Diyanet İşleri MealiBiz o ağacı, zalimler için bir dert yaptık

37:64 📚 1
إِنَّهَا شَجَرَةࣱ تَخۡرُجُ فِيٓ أَصۡلِ ٱلۡجَحِيمِ

Süleyman AteşO, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır

Saheeh InternationalIndeed, it is a tree issuing from the bottom of the Hellfire

Ali BulaçŞüphesiz o, ‘çılgınca yanan ateşin’ dibinde bitip çıkar

Diyanet İşleri MealiO, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır

37:65
طَلۡعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَٰطِينِ

Süleyman AteşTomurcukları, şeytanların başları gibidir

Saheeh InternationalIts emerging fruit as if it was heads of the devils

Ali BulaçOnun tomurcukları, şeytanların başları gibidir

Diyanet İşleri MealiTomurcukları şeytan başı gibidir

37:66
فَإِنَّهُمۡ لَأٓكِلُونَ مِنۡهَا فَمَالِـُٔونَ مِنۡهَا ٱلۡبُطُونَ

Süleyman AteşOnlar ondan yiyecekler ve karınlarını onunla dolduracaklardır

Saheeh InternationalAnd indeed, they will eat from it and fill with it their bellies

Ali BulaçArtık gerçekten, ondan yiyecekler böylelikle karınlarını ondan dolduracaklar

Diyanet İşleri Mealiİşte cehennemlikler bundan yerler, karınlarını onunla doldururlar

37:67
ثُمَّ إِنَّ لَهُمۡ عَلَيۡهَا لَشَوۡبࣰ ا مِّنۡ حَمِيمࣲ‏

Süleyman AteşSonra onların, bunun üzerine kaynar su karıştırılmış bir içkileri vardır

Saheeh InternationalThen indeed, they will have after it a mixture of scalding water

Ali BulaçSonra kendileri için onun üzerinde kaynar su karıştırılmış bir içkileri de vardır

Diyanet İşleri MealiSonra, üzerine kaynar su katılmış içki şüphesiz onlar içindir

37:68 📚 1
ثُمَّ إِنَّ مَرۡجِعَهُمۡ لَإِلَى ٱلۡجَحِيمِ

Süleyman AteşSonra dönecekleri yer, elbette cehennemdir

Saheeh InternationalThen indeed, their return will be to the Hellfire

Ali BulaçSonra onların dönecekleri yer, elbette (yine) çılgınca yanan ateştir

Diyanet İşleri MealiDoğrusu sonra dönecekleri yer yine cehennemdir

37:69
إِنَّهُمۡ أَلۡفَوۡاْ ءَابَآءَهُمۡ ضَآلِّينَ

Süleyman AteşÇünkü onlar babalarını sapık kimseler buldular

Saheeh InternationalIndeed they found their fathers astray

Ali BulaçÇünkü onlar, atalarını sapık kimseler olarak bulmuşlardı

Diyanet İşleri MealiOnlar babalarını şüphesiz sapık kimseler olarak bulmuşlardı

37:70
فَهُمۡ عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِمۡ يُهۡرَعُونَ

Süleyman AteşKendileri de onların izlerinde koşturuyorlar

Saheeh InternationalSo they hastened [to follow] in their footsteps

Ali BulaçKendileri de onları izleri üzerinde koşturup-duruyorlardı

Diyanet İşleri MealiÖyleyken yine de onların izlerinden kovalanırcasına koşturuyorlardı

37:71
وَلَقَدۡ ضَلَّ قَبۡلَهُمۡ أَكۡثَرُ ٱلۡأَوَّلِينَ

Süleyman AteşAndolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı

Saheeh InternationalAnd there had already strayed before them most of the former peoples

Ali BulaçAndolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı

Diyanet İşleri MealiOnlardan önce, evvelki ümmetlerin çoğu, and olsun ki sapıtmıştı

37:72 📚 1
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ

Süleyman AteşBiz onların içine de uyarıcılar göndermiştik

Saheeh InternationalAnd We had already sent among them warners

Ali BulaçAndolsun, Biz onlara uyarıcılar göndermiştik

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, içlerine uyarıcılar göndermiştik

37:73
فَٱنظُرۡ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلۡمُنذَرِينَ

Süleyman AteşBak, o uyarılanların sonu nice oldu

Saheeh InternationalThen look how was the end of those who were warned

Ali BulaçUyarılanların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak

Diyanet İşleri MealiUyarıldığı halde yola gelmeyenlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak

37:74 📚 1
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِينَ

Süleyman AteşAncak Allah'ın halis kulları o azabın dışında kaldılar

Saheeh InternationalBut not the chosen servants of Allah

Ali BulaçAncak muhlis olan kullar başka

Diyanet İşleri MealiAllah'ın, O'na içten bağlanan kulları bunun dışındadır

37:75
وَلَقَدۡ نَادَىٰنَا نُوحࣱ فَلَنِعۡمَ ٱلۡمُجِيبُونَ

Süleyman AteşAndolsun Nuh bize yalvarmıştı da ne güzel kabul buyurmuştuk

Saheeh InternationalAnd Noah had certainly called Us, and [We are] the best of responders

Ali BulaçAndolsun, Nuh Bize (dua edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Nuh Bize seslenmişti de duasına ne güzel icabet etmiştik

37:76
وَنَجَّيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥ مِنَ ٱلۡكَرۡبِ ٱلۡعَظِيمِ

Süleyman AteşOnu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık

Saheeh InternationalAnd We saved him and his family from the great affliction

Ali BulaçOnu ve ailesini, o büyük üzüntüden kurtarmıştık

Diyanet İşleri MealiOnu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık

37:77 📚 2
وَجَعَلۡنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلۡبَاقِينَ

Süleyman AteşYalnız onun zürriyetini kalıcılar yaptık (onlardan başka hepsini helak ettik)

Saheeh InternationalAnd We made his descendants those remaining [on the earth]

Ali BulaçVe onun soyunu, (dünyada) onları da baki kıldık

Diyanet İşleri MealiAncak onun soyunu sürekli kıldık

37:78 📚 2
وَتَرَكۡنَا عَلَيۡهِ فِي ٱلۡأٓخِرِينَ

Süleyman AteşSonra gelenler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık

Saheeh InternationalAnd left for him [favorable mention] among later generations

Ali BulaçSonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık

Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık

37:79
سَلَٰمٌ عَلَىٰ نُوحࣲ فِي ٱلۡعَٰلَمِينَ

Süleyman AteşAlemler içinde Nuh'a selam olsun (bütün insanlar onu esenlikle anarlar)

Saheeh InternationalPeace upon Noah among the worlds

Ali BulaçAlemler içinde selam olsun Nuh’a

Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık

37:80 📚 2
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ

Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız

Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good

Ali BulaçGerçekten Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz

Diyanet İşleri Mealiİşte Biz iyi davrananları böyle mükafatlandırırız

37:81
إِنَّهُۥ مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِينَ

Süleyman AteşÇünkü o bizim, inanan kullarımızdandı

Saheeh InternationalIndeed, he was of Our believing servants

Ali BulaçŞüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandı

Diyanet İşleri MealiDoğrusu o, bizim inanmış kullarımızdandı

37:82
ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا ٱلۡأٓخَرِينَ

Süleyman AteşSonra ötekilerini suda boğduk

Saheeh InternationalThen We drowned the disbelievers

Ali BulaçSonra diğerlerini suda boğduk

Diyanet İşleri MealiSonra, diğerlerini suda boğduk

37:83
۞وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبۡرَٰهِيمَ

Süleyman Ateşİbrahim de onun kolundan idi

Saheeh InternationalAnd indeed, among his kind was Abraham

Ali BulaçDoğrusu İbrahim de onun (soyunun) bir kolundandır

Diyanet İşleri Mealiİbrahim de şüphesiz O'nun yolunda olanlardandı

37:84 📚 1
إِذۡ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلۡبࣲ سَلِيمٍ

Süleyman AteşZira Rabbine tertemiz bir kalb getirmişti

Saheeh InternationalWhen he came to his Lord with a sound heart

Ali BulaçHani o, Rabbine arınmış (selim) bir kalp ile gelmişti

Diyanet İşleri MealiNitekim Rabbine temiz bir kalple geldi

37:85
إِذۡ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوۡمِهِۦ مَاذَا تَعۡبُدُونَ

Süleyman AteşBabasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti

Saheeh International[And] when he said to his father and his people, "What do you worship

Ali BulaçHani babasına ve kavmine demişti ki: “Sizler neye tapıyorsunuz?”

Diyanet İşleri Mealiİbrahim babasına ve milletine şöyle demişti: "Nelere kulluk ediyorsunuz

37:86
أَئِفۡكًا ءَالِهَةࣰ دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ

Süleyman AteşAllah'tan başka uydurma tanrılar mı istiyorsunuz

Saheeh InternationalIs it falsehood [as] gods other than Allah you desire

Ali Bulaç“Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah’tan başka ilahlar istiyorsunuz?”

Diyanet İşleri MealiAllah'ı bırakıp uydurma tanrılar mı istiyorsunuz

37:87
فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Süleyman AteşAlemlerin Rabbi hakkında zannınız nedir (ki O'na böyle ortaklar koştunuz)

Saheeh InternationalThen what is your thought about the Lord of the worlds

Ali Bulaç“Alemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?”

Diyanet İşleri MealiAlemlerin Rabbi hakkındaki sanınız nedir

37:88 📚 1
فَنَظَرَ نَظۡرَةࣰ فِي ٱلنُّجُومِ

Süleyman AteşYıldızlara bir göz attı

Saheeh InternationalAnd he cast a look at the stars

Ali BulaçSonra yıldızlara bir göz attı

Diyanet İşleri Mealiİbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi

37:89 📚 2
فَقَالَ إِنِّي سَقِيمࣱ‏

Süleyman AteşBen hastayım, dedi

Saheeh InternationalAnd said, "Indeed, I am [about to be] ill

Ali Bulaç“Ben, doğrusu hastayım” dedi

Diyanet İşleri Mealiİbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi

37:90
فَتَوَلَّوۡاْ عَنۡهُ مُدۡبِرِينَ

Süleyman AteşBunun üzerine arkalarını dönüp ondan kaçtılar

Saheeh InternationalSo they turned away from him, departing

Ali BulaçBöylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar

Diyanet İşleri MealiOnu bırakıp gittiler

37:91
فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمۡ فَقَالَ أَلَا تَأۡكُلُونَ

Süleyman AteşO da gizlice onların tanrılarına sokuldu: "Yemez misini?" dedi

Saheeh InternationalThen he turned to their gods and said, "Do you not eat

Ali BulaçBunun üzerine onların ilahlarına sokulup: “Yemek yemiyor musunuz?” dedi

Diyanet İşleri MealiO da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi

37:92 📚 1
مَا لَكُمۡ لَا تَنطِقُونَ

Süleyman AteşNeyiniz var ki konuşmuyorsunuz

Saheeh InternationalWhat is [wrong] with you that you do not speak

Ali Bulaç“Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?”

Diyanet İşleri MealiO da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi

37:93
فَرَاغَ عَلَيۡهِمۡ ضَرۡبَۢا بِٱلۡيَمِينِ

Süleyman AteşVe gizlice üzerlerine yürüyüp sağ eliyle onlara kuvvetli bir darbe indirdi

Saheeh InternationalAnd he turned upon them a blow with [his] right hand

Ali BulaçDerken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi

Diyanet İşleri MealiSonunda, üzerlerine yürüyüp kuvvetle vurdu

37:94
فَأَقۡبَلُوٓاْ إِلَيۡهِ يَزِفُّونَ

Süleyman Ateş(Puta, tapanlar, döndüklerinde putlarını kırılmış görünce) Hemen koşarak ona gittiler

Saheeh InternationalThen the people came toward him, hastening

Ali BulaçÇok geçmeden (halkı) birbirine girmiş durumda kendisine yönelip geldiler

Diyanet İşleri MealiBunun üzerine putperestler koşarak ona geldiler

37:95 📚 1
قَالَ أَتَعۡبُدُونَ مَا تَنۡحِتُونَ

Süleyman Ateş(Elinizle) Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? dedi

Saheeh InternationalHe said, "Do you worship that which you [yourselves] carve

Ali BulaçDedi ki: “Yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?”

Diyanet İşleri Mealiİbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır

37:96 📚 8
وَٱللَّهُ خَلَقَكُمۡ وَمَا تَعۡمَلُونَ

Süleyman AteşOysa sizi de, yaptığınız(bu şeyler)i de Allah yaratmıştır

Saheeh InternationalWhile Allah created you and that which you do

Ali Bulaç“Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.”

Diyanet İşleri Mealiİbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır

37:97
قَالُواْ ٱبۡنُواْ لَهُۥ بُنۡيَٰنࣰ ا فَأَلۡقُوهُ فِي ٱلۡجَحِيمِ

Süleyman AteşOnun için bir bina yapın da onu (o binada) ateşe atın dediler

Saheeh InternationalThey said, "Construct for him a furnace and throw him into the burning fire

Ali BulaçDediler ki: “Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın.”

Diyanet İşleri MealiPutperestler: "Onun için bir yapı yapın da onu oradan ateşin içine atın" dediler

37:98
فَأَرَادُواْ بِهِۦ كَيۡدࣰ ا فَجَعَلۡنَٰهُمُ ٱلۡأَسۡفَلِينَ

Süleyman AteşOna bir tuzak kurmak istediler, biz de (onların tuzaklarını boşa çıkardık), onları alçak düşürdük

Saheeh InternationalAnd they intended for him a plan, but We made them the most debased

Ali BulaçBöylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa Biz, onları alçaltılmışlar kıldık

Diyanet İşleri MealiOna düzen kurmak istediler, ama Biz onları altettik

37:99 📚 1
وَقَالَ إِنِّي ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّي سَيَهۡدِينِ

Süleyman Ateş(İbrahim) Dedi ki: "Ben Rabbime gideceğim, O, beni doğru yola iletecek

Saheeh InternationalAnd [then] he said, "Indeed, I will go to [where I am ordered by] my Lord; He will guide me

Ali Bulaç(İbrahim) Dedi ki: “Şüphesiz ben, Rabbime gidiciyim; O, beni hidayete erdirecektir.”

Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Doğrusu ben Rabbim uğrunda sizi bırakıp gidiyorum; O beni doğru yola eriştirir" dedi

37:100
رَبِّ هَبۡ لِي مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

Süleyman AteşRabbim, bana iyilerden (bir çocuk) lutfet

Saheeh InternationalMy Lord, grant me [a child] from among the righteous

Ali Bulaç“Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et.”

Diyanet İşleri MealiRabbim! Bana iyilerden olacak bir çocuk ver" diye yalvardı

37:101
فَبَشَّرۡنَٰهُ بِغُلَٰمٍ حَلِيمࣲ‏

Süleyman AteşOna halim bir erkek çocuk müjdeledik

Saheeh InternationalSo We gave him good tidings of a forbearing boy

Ali BulaçBiz de onu halim bir çocukla müjdeledik

Diyanet İşleri MealiBiz de ona yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik

37:102 📚 5
فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعۡيَ قَالَ يَٰبُنَيَّ إِنِّيٓ أَرَىٰ فِي ٱلۡمَنَامِ أَنِّيٓ أَذۡبَحُكَ فَٱنظُرۡ مَاذَا تَرَىٰۚ قَالَ يَٰٓأَبَتِ ٱفۡعَلۡ مَا تُؤۡمَرُۖ سَتَجِدُنِيٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّٰبِرِينَ

Süleyman Ateş(Çocuk) Onun yanında koşma çağına erişince (İbrahim ona): "Yavrum, dedi, ben uykuda görüyorum ki ben seni kesiyorum; (düşün) bak, ne dersin?" (Çocuk): "Babacığım, sana emredileni yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın." dedi

Saheeh InternationalAnd when he reached with him [the age of] exertion, he said, "O my son, indeed I have seen in a dream that I [must] sacrifice you, so see what you think." He said, "O my father, do as you are commanded. You will find me, if Allah wills, of the steadfast

Ali BulaçBöylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): “Oğlum” dedi. “Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun.” (Oğlu İsmail) Dedi ki: “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaAllah, beni sabredenlerden bulacaksın.”

Diyanet İşleri MealiÇocuk kendisinin yanısıra yürümeye başlayınca: "Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda iken seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?" dedi. "Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin" dedi

37:103 📚 3
فَلَمَّآ أَسۡلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلۡجَبِينِ

Süleyman Ateşİkisi de böylece (Allah'ın emrine) teslim olup (İbrahim, kurban etmek için) çocuğu alnı üzerine yıkınca

Saheeh InternationalAnd when they had both submitted and he put him down upon his forehead

Ali BulaçSonunda ikisi de (Allah’ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail’i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı

Diyanet İşleri MealiBöylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik

37:104
وَنَٰدَيۡنَٰهُ أَن يَٰٓإِبۡرَٰهِيمُ

Süleyman AteşBiz ona: "İbrahim!" diye ünledik

Saheeh InternationalWe called to him, "O Abraham

Ali BulaçBiz ona: “Ey İbrahim” diye seslendik

Diyanet İşleri MealiBöylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik

37:105
قَدۡ صَدَّقۡتَ ٱلرُّءۡيَآۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ

Süleyman AteşSen rüyayı doğruladın, işte biz, güzel davrananları böyle mükafatlandırırız

Saheeh InternationalYou have fulfilled the vision." Indeed, We thus reward the doers of good

Ali Bulaç“Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.”

Diyanet İşleri MealiBöylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik

37:106
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلۡبَلَٰٓؤُاْ ٱلۡمُبِينُ

Süleyman AteşGerçekten bu, apaçık bir sınav idi

Saheeh InternationalIndeed, this was the clear trial

Ali BulaçDoğrusu bu, apaçık bir imtihandı

Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu apaçık bir deneme idi

37:107
وَفَدَيۡنَٰهُ بِذِبۡحٍ عَظِيمࣲ‏

Süleyman AteşVe fidye olarak ona büyük bir kurbanlık verdik

Saheeh InternationalAnd We ransomed him with a great sacrifice

Ali BulaçVe ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik

Diyanet İşleri MealiOna fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik

37:108 📚 2
وَتَرَكۡنَا عَلَيۡهِ فِي ٱلۡأٓخِرِينَ

Süleyman AteşSonra gelenler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık

Saheeh InternationalAnd We left for him [favorable mention] among later generations

Ali BulaçSonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık

Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık

37:109
سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِبۡرَٰهِيمَ

Süleyman Ateş(İleride gelecek nesiller): "İbrahim'e selam olsun!" (diyeceklerdi)

Saheeh InternationalPeace upon Abraham

Ali Bulaçİbrahim’e selam olsun

Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık

37:110 📚 2
كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ

Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız

Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good

Ali BulaçBiz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz

Diyanet İşleri Mealiİşte iyileri böylece mükafatlandırırız

37:111
إِنَّهُۥ مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِينَ

Süleyman AteşÇünkü o bizim mü'min kullarımızdandı

Saheeh InternationalIndeed, he was of Our believing servants

Ali BulaçŞüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandır

Diyanet İşleri MealiDoğrusu o, inanmış kullarımızdandı

37:112
وَبَشَّرۡنَٰهُ بِإِسۡحَٰقَ نَبِيࣰّ ا مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

Süleyman AteşBiz ona İshak'ı, iyilerden bir peygamber olarak müjdeledik

Saheeh InternationalAnd We gave him good tidings of Isaac, a prophet from among the righteous

Ali BulaçBiz ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak’ı da müjdeledik

Diyanet İşleri MealiOna, iyilerden olan İshak'ı peygamber olarak müjdeledik

37:113
وَبَٰرَكۡنَا عَلَيۡهِ وَعَلَىٰٓ إِسۡحَٰقَۚ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحۡسِنࣱ وَظَالِمࣱ لِّنَفۡسِهِۦ مُبِينࣱ‏

Süleyman AteşKendisine de, İshak'a da bereketler verdik. Onların neslinden (gelenler arasında) iyi hareket eden de var, açıkça kendisine zulmeden de

Saheeh InternationalAnd We blessed him and Isaac. But among their descendants is the doer of good and the clearly unjust to himself

Ali BulaçOna ve İshak’a bereketler verdik. İkisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan) da var, açıkça kendi nefsine zulmeden de

Diyanet İşleri MealiKendisini ve İshak'ı mübarek kıldık; ikisinin soyundan iyi olan da vardır, açıktan açığa kendisine yazık eden de vardır

37:114
وَلَقَدۡ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ

Süleyman AteşAndolsun Musa'ya ve Harun'a da lutuflarda bulunduk

Saheeh InternationalAnd We did certainly confer favor upon Moses and Aaron

Ali BulaçAndolsun, Biz Musa’ya ve Harun’a lütufta bulunduk

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki Musa ve Harun'a da iyilikte bulunmuştuk

37:115
وَنَجَّيۡنَٰهُمَا وَقَوۡمَهُمَا مِنَ ٱلۡكَرۡبِ ٱلۡعَظِيمِ

Süleyman AteşOnları ve kavimlerini büyük sıkıntıdan kurtardık

Saheeh InternationalAnd We saved them and their people from the great affliction

Ali BulaçOnları ve kavimlerini o büyük üzüntüden kurtardık

Diyanet İşleri Mealiİkisini ve milletlerini büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık

37:116
وَنَصَرۡنَٰهُمۡ فَكَانُواْ هُمُ ٱلۡغَٰلِبِينَ

Süleyman AteşOnlara yardım ettik de üstün gelenler kendileri oldular

Saheeh InternationalAnd We supported them so it was they who overcame

Ali BulaçOnlara yardım ettik, böylece üstün gelenler oldular

Diyanet İşleri MealiOnlara yardım etmiştik de üstün gelmişlerdi

37:117
وَءَاتَيۡنَٰهُمَا ٱلۡكِتَٰبَ ٱلۡمُسۡتَبِينَ

Süleyman AteşOnlara açık ifadeli Kitabı verdik

Saheeh InternationalAnd We gave them the explicit Scripture

Ali BulaçVe ikisine anlatımı-açık kitabı verdik

Diyanet İşleri MealiHer ikisine de, apaçık anlaşılan bir Kitap vermiştik

37:118
وَهَدَيۡنَٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلۡمُسۡتَقِيمَ

Süleyman AteşVe onları doğru yola ilettik

Saheeh InternationalAnd We guided them on the straight path

Ali BulaçOnları dosdoğru yola yöneltip-ilettik

Diyanet İşleri MealiHer ikisini de doğru yola eriştirmiştik

37:119
وَتَرَكۡنَا عَلَيۡهِمَا فِي ٱلۡأٓخِرِينَ

Süleyman AteşVe sonra gelenler arasında onlara (iyi bir ün) bıraktık

Saheeh InternationalAnd We left for them [favorable mention] among later generations

Ali BulaçSonra gelenler arasında da ikisine (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık

Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık

37:120
سَلَٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ

Süleyman Ateş(Hep): "Musa'ya ve Harun'a selam olsun!" (diyeceklerdi)

Saheeh InternationalPeace upon Moses and Aaron

Ali BulaçMusa’ya ve Harun’a selam olsun

Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık

37:121 📚 2
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ

Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız

Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good

Ali BulaçŞüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz

Diyanet İşleri MealiDoğrusu Biz, iyileri böylece mükafatlandırırız

37:122
إِنَّهُمَا مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِينَ

Süleyman AteşÇünkü ikisi de bizim inanan kullarımızdandı

Saheeh InternationalIndeed, they were of Our believing servants

Ali BulaçŞüphesiz ikisi, Bizim mü’min olan kullarımızdandılar

Diyanet İşleri Mealiİkisi de şüphesiz inanmış kullarımızdandı

37:123
وَإِنَّ إِلۡيَاسَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Süleyman Ateşİlyas da elçilerdendi

Saheeh InternationalAnd indeed, Elias was from among the messengers

Ali BulaçGerçekten İlyas da, gönderilmiş (peygamber)lerdendi

Diyanet İşleri MealiDoğrusu İlyas da peygamberlerdendir

37:124
إِذۡ قَالَ لِقَوۡمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ

Süleyman AteşKavmine demişti ki: "(Allah'ın azabından) Korunmaz mısınız

Saheeh InternationalWhen he said to his people, "Will you not fear Allah

Ali BulaçHani kendi kavmine demişti ki: “Siz korkup sakınmaz mısınız?”

Diyanet İşleri MealiMilletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti

37:125
أَتَدۡعُونَ بَعۡلࣰ ا وَتَذَرُونَ أَحۡسَنَ ٱلۡخَٰلِقِينَ

Süleyman AteşBa'l'e yalvarıyorsunuz da, bırakıyor musunuz, yaratıcıların en güzelini

Saheeh InternationalDo you call upon Ba'l and leave the best of creators

Ali Bulaç“Siz Ba’le tapıp da Yaratıcıların en güzeli (olan Allah’ı) mı bırakıyorsunuz?”

Diyanet İşleri MealiMilletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti

37:126
ٱللَّهَ رَبَّكُمۡ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلۡأَوَّلِينَ

Süleyman AteşSizin Rabbiniz ve önceki atalarınızın Rabbi olan Allah'ı

Saheeh InternationalAllah, your Lord and the Lord of your first forefathers

Ali Bulaç“Allah ki, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.”

Diyanet İşleri MealiMilletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti

37:127
فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمۡ لَمُحۡضَرُونَ

Süleyman AteşOnu yalanladılar, bundan dolayı onlar (azaba) getirileceklerdir

Saheeh InternationalAnd they denied him, so indeed, they will be brought [for punishment]

Ali BulaçFakat onu yalanladılar; bundan dolayı gerçekten onlar, (azap için getirilip) hazır bulundurulacak olanlardır

Diyanet İşleri MealiBunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi

37:128 📚 1
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِينَ

Süleyman AteşYalnız Allah'ın halis kulları azab dışındadırlar

Saheeh InternationalExcept the chosen servants of Allah

Ali BulaçAncak, muhlis olan kullar başka

Diyanet İşleri MealiBunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi

37:129 📚 2
وَتَرَكۡنَا عَلَيۡهِ فِي ٱلۡأٓخِرِينَ

Süleyman AteşBiz, sonra gelenler arasında ona (İlyas'a da iyi bir ün) bıraktık

Saheeh InternationalAnd We left for him [favorable mention] among later generations

Ali BulaçSonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık

Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık

37:130
سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِلۡ يَاسِينَ

Süleyman Ateşİlyas'a selam olsun

Saheeh InternationalPeace upon Elias

Ali Bulaçİlyas’a selam olsun

Diyanet İşleri MealiSonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık

37:131 📚 2
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ

Süleyman Ateşİşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız

Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good

Ali BulaçŞüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz

Diyanet İşleri MealiDoğrusu Biz iyileri böylece mükafatlandırırız

37:132
إِنَّهُۥ مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِينَ

Süleyman AteşÇünkü o bizim mü'min kullarımızdandı

Saheeh InternationalIndeed, he was of Our believing servants

Ali BulaçŞüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandı

Diyanet İşleri MealiO, inanmış kullarımızdandı

37:133
وَإِنَّ لُوطࣰ ا لَّمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Süleyman AteşLut da gönderilen elçilerdendi

Saheeh InternationalAnd indeed, Lot was among the messengers

Ali BulaçGerçekten Lût da gönderilmiş (elçi)lerdendi

Diyanet İşleri MealiŞüphesiz Lut da peygamberlerdendir

37:134
إِذۡ نَجَّيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥٓ أَجۡمَعِينَ

Süleyman AteşOnu ve ailesini kurtardık

Saheeh International[So mention] when We saved him and his family, all

Ali BulaçHani Biz onu ve ailesini topluca kurtarmıştık

Diyanet İşleri MealiGeridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık

37:135
إِلَّا عَجُوزࣰ ا فِي ٱلۡغَٰبِرِينَ

Süleyman AteşYalnız (azabda) kalacaklar arasında bulunan acuze bir kadın hariç

Saheeh InternationalExcept his wife among those who remained [with the evildoers]

Ali BulaçGeride bırakılanlar arasında bir yaşlı kadın dışında

Diyanet İşleri MealiGeridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık

37:136
ثُمَّ دَمَّرۡنَا ٱلۡأٓخَرِينَ

Süleyman AteşSonra ötekileri kırdık (geçirdik)

Saheeh InternationalThen We destroyed the others

Ali BulaçSonra geride kalanları yerle bir ettik

Diyanet İşleri MealiSonra diğerlerini yok etmiştik

37:137 📚 3
وَإِنَّكُمۡ لَتَمُرُّونَ عَلَيۡهِم مُّصۡبِحِينَ

Süleyman AteşSiz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz; sabahleyin

Saheeh InternationalAnd indeed, you pass by them in the morning

Ali BulaçSiz onların üstünden muhakkak geçip gidiyorsunuz; sabah vakti

Diyanet İşleri MealiSabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz

37:138
وَبِٱلَّيۡلِۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ

Süleyman AteşVe geceleyin. Düşünmüyor musunuz

Saheeh InternationalAnd at night. Then will you not use reason

Ali BulaçVe geceleyin. Yine de akıllanmayacak mısınız

Diyanet İşleri MealiSabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz

37:139 📚 2
وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Süleyman AteşYunus da gönderilen elçilerdendi

Saheeh InternationalAnd indeed, Jonah was among the messengers

Ali BulaçŞüphesiz Yunus da gönderilmiş (elçi)lerdendi

Diyanet İşleri MealiDoğrusu Yunus da peygamberlerdendir

37:140 📚 2
إِذۡ أَبَقَ إِلَى ٱلۡفُلۡكِ ٱلۡمَشۡحُونِ

Süleyman AteşDolu gemiye kaçmıştı

Saheeh International[Mention] when he ran away to the laden ship

Ali BulaçHani o, dolu bir gemiye kaçmıştı

Diyanet İşleri MealiDolu bir gemiye kaçmıştı

37:141 📚 1
فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلۡمُدۡحَضِينَ

Süleyman Ateş(Yükü fazla oluğundan gemi taşıyamamış, yolculardan birini denize atmak gerekmişti. Birini atmak üzere gemidekilerle) Kur'a çekti. (Yunus) Yenilenlerden oldu. (Kur'a kendisine isabet etti)

Saheeh InternationalAnd he drew lots and was among the losers

Ali BulaçBöylece kur’aya katılmıştı da, kaybedenlerden olmuştu

Diyanet İşleri MealiGemide olanlarla karşılıklı kura çekmişti de yenilenlerden olmuştu, bu sebeple denize atılmıştı

37:142
فَٱلۡتَقَمَهُ ٱلۡحُوتُ وَهُوَ مُلِيمࣱ‏

Süleyman Ateş(Yunus, Rabbinden izinsiz olarak kavminden ayrıldığı için) Kendi kendisini kınarken (denize attılar) balık onu yuttu

Saheeh InternationalThen the fish swallowed him, while he was blameworthy

Ali BulaçDerken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı

Diyanet İşleri MealiKendini kınarken onu bir balık yutmuştu

37:143 📚 8
فَلَوۡلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلۡمُسَبِّحِينَ

Süleyman AteşEğer tesbih edenlerden olmasaydı

Saheeh InternationalAnd had he not been of those who exalt Allah

Ali BulaçEğer (Allah’ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı

Diyanet İşleri MealiEğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı

37:144 📚 2
لَلَبِثَ فِي بَطۡنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوۡمِ يُبۡعَثُونَ

Süleyman Ateş(İnsanların) Yeniden diriltilecekleri güne kadar balığın karnında kalırdı

Saheeh InternationalHe would have remained inside its belly until the Day they are resurrected

Ali BulaçOnun karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı

Diyanet İşleri MealiEğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı

37:145
۞فَنَبَذۡنَٰهُ بِٱلۡعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمࣱ‏

Süleyman Ateş(Ama balığın karnında bizi andı, tesbih etti, biz de) Onu hasta bir halde ağaçsız, çıplak bir yere attık

Saheeh InternationalBut We threw him onto the open shore while he was ill

Ali BulaçSonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere (sahile) attık

Diyanet İşleri MealiHalsiz bir halde iken kendisini sahile çıkardık

37:146
وَأَنۢبَتۡنَا عَلَيۡهِ شَجَرَةࣰ مِّن يَقۡطِينࣲ‏

Süleyman AteşVe üzerine (gölge yapması için) Bir asma kabak ağacı bitirdik

Saheeh InternationalAnd We caused to grow over him a gourd vine

Ali BulaçVe üzerine, sık-geniş yaprakla (kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik

Diyanet İşleri MealiOnun için, geniş yapraklı bir bitki yetiştirdik

37:147
وَأَرۡسَلۡنَٰهُ إِلَىٰ مِاْئَةِ أَلۡفٍ أَوۡ يَزِيدُونَ

Süleyman AteşVe onu yüz bin insana, ya da daha fazla olanlara elçi gönderdik

Saheeh InternationalAnd We sent him to [his people of] a hundred thousand or more

Ali BulaçOnu yüzbin veya (sayısı) daha da artan (bir topluluk)a (peygamber olarak) gönderdik

Diyanet İşleri MealiOnu, yüzbin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik

37:148
فَـَٔامَنُواْ فَمَتَّعۡنَٰهُمۡ إِلَىٰ حِينࣲ‏

Süleyman Ateşİnandılar, biz de onları bir süreye kadar geçindirdik

Saheeh InternationalAnd they believed, so We gave them enjoyment [of life] for a time

Ali BulaçSonunda ona iman ettiler, Biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık

Diyanet İşleri MealiSonunda ona inandılar, bunun üzerine Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik

37:149
فَٱسۡتَفۡتِهِمۡ أَلِرَبِّكَ ٱلۡبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلۡبَنُونَ

Süleyman AteşŞimdi onlara sor: Rabbine kızlar, onlara da oğlanlar mı

Saheeh InternationalSo inquire of them, [O Muhammad], "Does your Lord have daughters while they have sons

Ali BulaçŞimdi sen onlara sor: -Kızlar senin Rabbinin, erkek çocuklar onların mı

Diyanet İşleri MealiPutperestlere sor, kızlar senin Rabbinin de erkekler onların mı

37:150
أَمۡ خَلَقۡنَا ٱلۡمَلَٰٓئِكَةَ إِنَٰثࣰ ا وَهُمۡ شَٰهِدُونَ

Süleyman AteşYoksa biz melekleri, onların gözleri önünde dişi mi yarattık (ki meleklerin dişi olduğunu söylüyorlar)

Saheeh InternationalOr did We create the angels as females while they were witnesses

Ali BulaçYoksa onlar, şahidlik etmekteyken Biz melekleri dişiler olarak mı yarattık

Diyanet İşleri MealiYoksa melekleri kız olarak yarattığımızda onlar hazır mı idiler

37:151
أَلَآ إِنَّهُم مِّنۡ إِفۡكِهِمۡ لَيَقُولُونَ

Süleyman Ateşİyi bilin, onlar iftiraları yüzünden diyorlar ki

Saheeh InternationalUnquestionably, it is out of their [invented] falsehood that they say

Ali BulaçDikkat edin; gerçekten onlar, düzdükleri yalanlardan dolayı derler ki

Diyanet İşleri MealiDikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar

37:152
وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمۡ لَكَٰذِبُونَ

Süleyman AteşAllah doğurdu. Onlar elbette yalancıdırlar

Saheeh InternationalAllah has begotten," and indeed, they are liars

Ali Bulaç“Allah doğurdu.” Onlar, hiç şüphesiz, muhakkak yalan söyleyenlerdir

Diyanet İşleri MealiDikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar

37:153
أَصۡطَفَى ٱلۡبَنَاتِ عَلَى ٱلۡبَنِينَ

Süleyman Ateş(Allah) Kızları seçip oğlanlara tercih mi etmiş

Saheeh InternationalHas He chosen daughters over sons

Ali Bulaç(Allah,) Kızları, erkek çocuklara tercih mi etmiş

Diyanet İşleri MealiAllah kızları, oğullara tercih mi etmiş

37:154 📚 2
مَا لَكُمۡ كَيۡفَ تَحۡكُمُونَ

Süleyman AteşSize ne oldu, nasıl hüküm veriyorsunuz

Saheeh InternationalWhat is [wrong] with you? How do you make judgement

Ali BulaçSize ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz

Diyanet İşleri MealiNe oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz

37:155
أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

Süleyman AteşHiç mi düşünmüyorsunuz

Saheeh InternationalThen will you not be reminded

Ali BulaçHiç mi öğüt alıp-düşünmüyorsunuz

Diyanet İşleri MealiHiç düşünmez misiniz

37:156
أَمۡ لَكُمۡ سُلۡطَٰنࣱ مُّبِينࣱ‏

Süleyman AteşYoksa sizin, (meleklerin, Allah'ın kızları oldukları hakkında) açık bir deliliniz mi var

Saheeh InternationalOr do you have a clear authority

Ali BulaçYoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var

Diyanet İşleri MealiYoksa apaçık bir deliliniz mi var

37:157
فَأۡتُواْ بِكِتَٰبِكُمۡ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ

Süleyman AteşEğer doğru iseniz Kitabınızı getirin

Saheeh InternationalThen produce your scripture, if you should be truthful

Ali BulaçEğer doğru söylüyorsanız, öyleyse getirin kitabınızı

Diyanet İşleri MealiDoğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin bakalım

37:158
وَجَعَلُواْ بَيۡنَهُۥ وَبَيۡنَ ٱلۡجِنَّةِ نَسَبࣰ اۚ وَلَقَدۡ عَلِمَتِ ٱلۡجِنَّةُ إِنَّهُمۡ لَمُحۡضَرُونَ

Süleyman AteşAllah ile cinler arasında bir nesep, (bir soy bağlantısı) uydurdular. Oysa cinler de kendilerinin (yüce divana) getirileceklerini bilmişlerdir

Saheeh InternationalAnd they have claimed between Him and the jinn a lineage, but the jinn have already known that they [who made such claims] will be brought to [punishment]

Ali BulaçOnlar, Kendisi'yle (Allah ile) cinler arasında bir soy-bağı kurdular. Oysa andolsun, cinler de onların gerçekten (azap için getirilip) hazır bulundurulacaklarını bilmişlerdir

Diyanet İşleri MealiAllah'la cinler (melekler) arasında da bir soy bağı icadettiler. And olsun ki, cinler de, kendilerinin (bunu söyleyenlerin) hesap yerine götürüleceklerini bilirler

37:159
سُبۡحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ

Süleyman AteşHaşa Allah, onların taktıkları sıfatlardan (münezzehtir), yücedir

Saheeh InternationalExalted is Allah above what they describe

Ali BulaçOnların nitelendirdiklerinden Allah Yücedir

Diyanet İşleri MealiAllah onların vasıflandırmalarından münezzehtir

37:160 📚 1
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِينَ

Süleyman AteşFakat Allah'ın temiz kulları hariç (onlar azaba sokulmayacaklardır)

Saheeh InternationalExcept the chosen servants of Allah [who do not share in that sin]

Ali BulaçAncak muhlis olan kullar başka

Diyanet İşleri MealiAllah'ın içten bağlı kulları bunların dışındadır

37:161
فَإِنَّكُمۡ وَمَا تَعۡبُدُونَ

Süleyman Ateş(Ey inkarcılar) Ne siz, ne de taptıklarınız

Saheeh InternationalSo indeed, you [disbelievers] and whatever you worship

Ali BulaçArtık siz de, tapmakta olduklarınız da

Diyanet İşleri MealiSizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz

37:162
مَآ أَنتُمۡ عَلَيۡهِ بِفَٰتِنِينَ

Süleyman AteşKandırıp Allah'ın yolundan çıkaramazsınız

Saheeh InternationalYou cannot tempt [anyone] away from Him

Ali BulaçO’na karşı kimseyi fitneye sürükleyecek değilsiniz

Diyanet İşleri MealiSizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz

37:163
إِلَّا مَنۡ هُوَ صَالِ ٱلۡجَحِيمِ

Süleyman AteşCehenneme girecek olandan başkasını

Saheeh InternationalExcept he who is to [enter and] burn in the Hellfire

Ali BulaçAncak kendisi çılgınca yanan ateşe girecek olan başka (onu sürüklersiniz)

Diyanet İşleri MealiSizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz

37:164 📚 3
وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامࣱ مَّعۡلُومࣱ‏

Süleyman AteşBizden herkesin belli bir makamı vardır

Saheeh International[The angels say], "There is not among us any except that he has a known position

Ali Bulaç(Melekler der ki:) “Bizden her birimiz için belli bir makam vardır.”

Diyanet İşleri MealiMelekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz

37:165 📚 5
وَإِنَّا لَنَحۡنُ ٱلصَّآفُّونَ

Süleyman AteşBiziz, o saf saf dizilenler, biz

Saheeh InternationalAnd indeed, we are those who line up [for prayer]

Ali Bulaç“Biziz, o saflar halinde dizilmiş olanlar, gerçekten biziz.”

Diyanet İşleri MealiMelekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz

37:166 📚 4
وَإِنَّا لَنَحۡنُ ٱلۡمُسَبِّحُونَ

Süleyman AteşBiziz, o tesbih edenler, biz

Saheeh InternationalAnd indeed, we are those who exalt Allah

Ali Bulaç“Biziz, o tesbih edenler de, gerçekten biziz.”

Diyanet İşleri MealiMelekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz

37:167
وَإِن كَانُواْ لَيَقُولُونَ

Süleyman AteşGerçi o(ortakkoşa)nlar şöyle diyorlardı

Saheeh InternationalAnd indeed, the disbelievers used to say

Ali BulaçOnlar (putatapıcılar), her ne kadar şöyle diyor idiyseler de

Diyanet İşleri MealiPutperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi

37:168
لَوۡ أَنَّ عِندَنَا ذِكۡرࣰ ا مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ

Süleyman AteşEğer yanımızda öncekiler(e gelen Kitap'lar)dan bir uyarı olsaydı

Saheeh InternationalIf we had a message from [those of] the former peoples

Ali Bulaç”Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı.”

Diyanet İşleri MealiPutperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi

37:169
لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِينَ

Süleyman AteşElbette biz, Allah'ın halis kulları olurduk

Saheeh InternationalWe would have been the chosen servants of Allah

Ali Bulaç“Gerçekten bizler de, Allah’ın muhlis olan kullarından olurduk.”

Diyanet İşleri MealiPutperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi

37:170
فَكَفَرُواْ بِهِۦۖ فَسَوۡفَ يَعۡلَمُونَ

Süleyman AteşAma o uyarıyı inkar ettiler, yakında (inkar etmelerinin sonunun nasıl olacağını) bileceklerdir

Saheeh InternationalBut they disbelieved in it, so they are going to know

Ali BulaçFakat (kitap gelince) onu tanımayıp-küfrettiler; yakında bileceklerdir

Diyanet İşleri MealiBöyleyken O'nu inkar ettiler. Ama bileceklerdir

37:171 📚 1
وَلَقَدۡ سَبَقَتۡ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Süleyman AteşGönderilen elçi kullarımıza şu sözümüz geçmişti

Saheeh InternationalAnd Our word has already preceded for Our servants, the messengers

Ali BulaçAndolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir

37:172
إِنَّهُمۡ لَهُمُ ٱلۡمَنصُورُونَ

Süleyman AteşMutlaka zafere ulaştırılanlar kendileri olacaktır

Saheeh International[That] indeed, they would be those given victory

Ali BulaçGerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır

Diyanet İşleri MealiOnlar şüphesiz yardım göreceklerdir

37:173
وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلۡغَٰلِبُونَ

Süleyman AteşVe galip gelenler, mutlaka bizim ordumuz olacaktır

Saheeh InternationalAnd [that] indeed, Our soldiers will be those who overcome

Ali BulaçVe hiç şüphesiz; Bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır

Diyanet İşleri MealiBizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir

37:174
فَتَوَلَّ عَنۡهُمۡ حَتَّىٰ حِينࣲ‏

Süleyman AteşBir süreye kadar onlardan dön (onların sözlerine aldırış etme)

Saheeh InternationalSo, [O Muhammad], leave them for a time

Ali BulaçÖyleyse sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir

Diyanet İşleri MealiBir süreye kadar onlara aldırış etme

37:175
وَأَبۡصِرۡهُمۡ فَسَوۡفَ يُبۡصِرُونَ

Süleyman AteşOnları gözetle. Yakında (başlarına neler geleceğini) göreceklerdir

Saheeh InternationalAnd see [what will befall] them, for they are going to see

Ali BulaçVe onları seyret; (azabı) yakında göreceklerdir

Diyanet İşleri MealiOnlara inecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir

37:176
أَفَبِعَذَابِنَا يَسۡتَعۡجِلُونَ

Süleyman AteşBizim azabımızı mı acele istiyorlar

Saheeh InternationalThen for Our punishment are they impatient

Ali BulaçŞimdi onlar, Bizim azabımızı mı acele istiyorlar

Diyanet İşleri MealiAzabımıza uğramakta acele mi ediyorlar

37:177 📚 1
فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمۡ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلۡمُنذَرِينَ

Süleyman AteşFakat o azab yurtlarına indiği zaman uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur

Saheeh InternationalBut when it descends in their territory, then evil is the morning of those who were warned

Ali BulaçFakat (azap) onların sahasına indiği zaman uyarılıp-korkutulanların sabahı ne kötü olur

Diyanet İşleri MealiO azap, yurtlarına indiğinde, uyarılan fakat yola gelmeyenlerin sabahı ne kötü olur

37:178
وَتَوَلَّ عَنۡهُمۡ حَتَّىٰ حِينࣲ‏

Süleyman AteşBir süreye kadar onları kendi hallerine bırak

Saheeh InternationalAnd leave them for a time

Ali BulaçSen bir süreye kadar onlardan yüz çevir

Diyanet İşleri MealiBir süreye kadar onlardan yüz çevir

37:179
وَأَبۡصِرۡ فَسَوۡفَ يُبۡصِرُونَ

Süleyman AteşVe (bekle de) gör, onlar da göreceklerdir

Saheeh InternationalAnd see, for they are going to see

Ali BulaçVe seyret; (azabı) yakında göreceklerdir

Diyanet İşleri Mealiİnecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir

37:180
سُبۡحَٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلۡعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ

Süleyman AteşKudret ve şeref sahibi Rabbin, onların nitelendirmelerinden yücedir

Saheeh InternationalExalted is your Lord, the Lord of might, above what they describe

Ali BulaçÜstünlük ve güç (izzet) sahibi olan senin Rabbin, onların nitelendirdiklerinden Yücedir

Diyanet İşleri MealiSenin güçlü olan Rabbin, onların vasıflandırmalarından münezzehtir

37:181
وَسَلَٰمٌ عَلَى ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Süleyman AteşSelam, gönderilen elçilere

Saheeh InternationalAnd peace upon the messengers

Ali BulaçGönderilmiş (peygamber)lere selam olsun

Diyanet İşleri MealiVe selam, peygamberleredir

37:182
وَٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Süleyman AteşHamd, alemlerin Rabbi Allah'a

Saheeh InternationalAnd praise to Allah, Lord of the worlds

Ali BulaçVe alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun

Diyanet İşleri MealiHamd de Alemlerin Rabbi Allah'adır

← Önceki Sonraki →

37. As-Saaffaat Suresi | Anlam Arayışı