☪ Anlam Arayışı

41. Fussilat سُورَةُ فُصِّلَتۡ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
41:1
حمٓ
حمٓ
Hâ Mîm

Diyanet İşleri MealiHa, Mim

Yusuf AliHa Mim

41:2
تَنزِيلࣱ مِّنَ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
تَنزِيلٌۭ
indirilmiştir
مِّنَ
Rahmandan
ٱلرَّحْمَـٰنِ
the Most Gracious
ٱلرَّحِيمِ
Rahim(den)

Diyanet İşleri MealiBu Kitap, merhametli olan Allah katından indirilmedir; bilen bir millet için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere Arapça okunarak, ayetleri uzun uzun açıklanmıştır. Ama insanların çoğu yüz çevirmiştir, onlar işitmezler de: "Bizi çağırdığın şeye karşı kalblerimiz kapalıdır, kulaklarımızda ağırlık, bizimle senin aranda anlaşmamıza engel vardır; istediğini yap, biz de yapacağız" derler

Yusuf AliA Revelation from (God), Most Gracious, Most Merciful

41:3
كِتَٰبࣱ فُصِّلَتۡ ءَايَٰتُهُۥ قُرۡءَانًا عَرَبِيࣰّ ا لِّقَوۡمࣲ يَعۡلَمُونَ
كِتَـٰبٌۭ
bir Kitaptır
فُصِّلَتْ
açıklanmış
ءَايَـٰتُهُۥ
ayetleri
قُرْءَانًا
okunan
عَرَبِيًّۭا
Arapça
لِّقَوْمٍۢ
bir toplum için
يَعْلَمُونَ
bilen

Diyanet İşleri MealiBu Kitap, merhametli olan Allah katından indirilmedir; bilen bir millet için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere Arapça okunarak, ayetleri uzun uzun açıklanmıştır. Ama insanların çoğu yüz çevirmiştir, onlar işitmezler de: "Bizi çağırdığın şeye karşı kalblerimiz kapalıdır, kulaklarımızda ağırlık, bizimle senin aranda anlaşmamıza engel vardır; istediğini yap, biz de yapacağız" derler

Yusuf AliA Book, whereof the verses are explained in detail;- a Qur'an in Arabic, for people who understand

41:4
بَشِيرࣰ ا وَنَذِيرࣰ ا فَأَعۡرَضَ أَكۡثَرُهُمۡ فَهُمۡ لَا يَسۡمَعُونَ
بَشِيرًۭا
müjdeleyici olarak
وَنَذِيرًۭا
ve uyarıcı olarak
فَأَعْرَضَ
fakat yüz çevirmiştir
أَكْثَرُهُمْ
çokları
فَهُمْ
onlar
لَا
işitmezler
يَسْمَعُونَ
hear

Diyanet İşleri MealiBu Kitap, merhametli olan Allah katından indirilmedir; bilen bir millet için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere Arapça okunarak, ayetleri uzun uzun açıklanmıştır. Ama insanların çoğu yüz çevirmiştir, onlar işitmezler de: "Bizi çağırdığın şeye karşı kalblerimiz kapalıdır, kulaklarımızda ağırlık, bizimle senin aranda anlaşmamıza engel vardır; istediğini yap, biz de yapacağız" derler

Yusuf AliGiving good news and admonition: yet most of them turn away, and so they hear not

41:5 📚 2
وَقَالُواْ قُلُوبُنَا فِيٓ أَكِنَّةࣲ مِّمَّا تَدۡعُونَآ إِلَيۡهِ وَفِيٓ ءَاذَانِنَا وَقۡرࣱ وَمِنۢ بَيۡنِنَا وَبَيۡنِكَ حِجَابࣱ فَٱعۡمَلۡ إِنَّنَا عَٰمِلُونَ
وَقَالُوا۟
ve dediler ki
قُلُوبُنَا
kalblerimiz
فِىٓ
içinde var
أَكِنَّةٍۢ
kılıflar
مِّمَّا
şeye karşı
تَدْعُونَآ
bizi çağırdığın
إِلَيْهِ
kendisine
وَفِىٓ
ve var
ءَاذَانِنَا
kulaklarımızda
وَقْرٌۭ
bir ağırlık
وَمِنۢ
ve
بَيْنِنَا
bizim aramızda var
وَبَيْنِكَ
ve senin aranda
حِجَابٌۭ
bir perde
فَٱعْمَلْ
sen (istediğini) yap
إِنَّنَا
elbette biz de
عَـٰمِلُونَ
yapıyoruz

Diyanet İşleri MealiBu Kitap, merhametli olan Allah katından indirilmedir; bilen bir millet için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere Arapça okunarak, ayetleri uzun uzun açıklanmıştır. Ama insanların çoğu yüz çevirmiştir, onlar işitmezler de: "Bizi çağırdığın şeye karşı kalblerimiz kapalıdır, kulaklarımızda ağırlık, bizimle senin aranda anlaşmamıza engel vardır; istediğini yap, biz de yapacağız" derler

Yusuf AliThey say: "Our hearts are under veils, (concealed) from that to which thou dost invite us, and in our ears in a deafness, and between us and thee is a screen: so do thou (what thou wilt); for us, we shall do (what we will)

41:6 📚 2
قُلۡ إِنَّمَآ أَنَا۠ بَشَرࣱ مِّثۡلُكُمۡ يُوحَىٰٓ إِلَيَّ أَنَّمَآ إِلَٰهُكُمۡ إِلَٰهࣱ وَٰحِدࣱ فَٱسۡتَقِيمُوٓاْ إِلَيۡهِ وَٱسۡتَغۡفِرُوهُۗ وَوَيۡلࣱ لِّلۡمُشۡرِكِينَ
قُلْ
de ki
إِنَّمَآ
elbette
أَنَا۠
ben
بَشَرٌۭ
bir insanım
مِّثْلُكُمْ
sizin gibi
يُوحَىٰٓ
vahyediliyor
إِلَىَّ
bana
أَنَّمَآ
elbette
إِلَـٰهُكُمْ
tanrınızın
إِلَـٰهٌۭ
tanrı olduğu
وَٰحِدٌۭ
bir tek
فَٱسْتَقِيمُوٓا۟
artık doğrulun
إِلَيْهِ
O'na
وَٱسْتَغْفِرُوهُ ۗ
ve O'ndan mağfiret dileyin
وَوَيْلٌۭ
vay haline
لِّلْمُشْرِكِينَ
ortak koşanların

Diyanet İşleri MealiOnlara söyle: "Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana, tanrınızın tek bir Tanrı olduğu vahyolunuyor. Artık O'na yönelin, O'ndan bağışlanma dileyin; vay ortak koşanlara

Yusuf AliSay thou: "I am but a man like you: It is revealed to me by Inspiration, that your God is one God: so stand true to Him, and ask for His Forgiveness." And woe to those who join gods with God

41:7
ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَهُم بِٱلۡأٓخِرَةِ هُمۡ كَٰفِرُونَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
لَا
vermezler
يُؤْتُونَ
give
ٱلزَّكَوٰةَ
zekat
وَهُم
ve onlar
بِٱلْـَٔاخِرَةِ
ahireti
هُمْ
onlar
كَـٰفِرُونَ
inkar ederler

Diyanet İşleri MealiOnlar zekat vermezler; ahireti inkar edenler de yalnız onlardır

Yusuf AliThose who practise not regular Charity, and who even deny the Hereafter

41:8
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُمۡ أَجۡرٌ غَيۡرُ مَمۡنُونࣲ‏
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
iman eden(ler)
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
لَهُمْ
onlar için vardır
أَجْرٌ
bir mükafat
غَيْرُ
olmaksızın
مَمْنُونٍۢ
kesinti

Diyanet İşleri MealiDoğrusu inanıp yararlı iş işleyenlere, onlara kesintisiz bir ecir vardır

Yusuf AliFor those who believe and work deeds of righteousness is a reward that will never fail

41:9 📚 3
۞قُلۡ أَئِنَّكُمۡ لَتَكۡفُرُونَ بِٱلَّذِي خَلَقَ ٱلۡأَرۡضَ فِي يَوۡمَيۡنِ وَتَجۡعَلُونَ لَهُۥٓ أَندَادࣰ اۚ ذَٰلِكَ رَبُّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
۞ قُلْ
de ki
أَئِنَّكُمْ
siz mi?
لَتَكْفُرُونَ
inkar ediyorsunuz
بِٱلَّذِى
yaratanı
خَلَقَ
created
ٱلْأَرْضَ
arzı
فِى
içinde
يَوْمَيْنِ
iki gün
وَتَجْعَلُونَ
ve koşuyorsunuz
لَهُۥٓ
O'na
أَندَادًۭا ۚ
eşler
ذَٰلِكَ
O
رَبُّ
Rabbidir
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Diyanet İşleri MealiSiz yeri iki günde yaratanı mı inkar ediyor ve O'na eşler koşuyorsunuz! O, alemlerin Rabbidir" de

Yusuf AliSay: Is it that ye deny Him Who created the earth in two Days? And do ye join equals with Him? He is the Lord of (all) the Worlds

41:10
وَجَعَلَ فِيهَا رَوَٰسِيَ مِن فَوۡقِهَا وَبَٰرَكَ فِيهَا وَقَدَّرَ فِيهَآ أَقۡوَٰتَهَا فِيٓ أَرۡبَعَةِ أَيَّامࣲ سَوَآءࣰ لِّلسَّآئِلِينَ
وَجَعَلَ
ve yaptı
فِيهَا
orada (arzda)
رَوَٰسِىَ
ağır baskılar
مِن
üstünden
فَوْقِهَا
above it
وَبَـٰرَكَ
ve bereketler
فِيهَا
orada
وَقَدَّرَ
ve takdir etti
فِيهَآ
orada
أَقْوَٰتَهَا
gıdalarını
فِىٓ
içinde
أَرْبَعَةِ
dört
أَيَّامٍۢ
gün
سَوَآءًۭ
eşit olarak
لِّلسَّآئِلِينَ
arayıp soranlar için

Diyanet İşleri MealiYeryüzüne üstünden ağır baskılar (dağlar) yerleştirdi, onu bereketli kıldı; arayıp soranlar için gıdalarını tam (toplam) dört gün içinde yetiştirmesi kanununu koydu (takdir etti)

Yusuf AliHe set on the (earth), mountains standing firm, high above it, and bestowed blessings on the earth, and measure therein all things to give them nourishment in due proportion, in four Days, in accordance with (the needs of) those who seek (Sust enance)

41:11 📚 7
ثُمَّ ٱسۡتَوَىٰٓ إِلَى ٱلسَّمَآءِ وَهِيَ دُخَانࣱ فَقَالَ لَهَا وَلِلۡأَرۡضِ ٱئۡتِيَا طَوۡعًا أَوۡ كَرۡهࣰ ا قَالَتَآ أَتَيۡنَا طَآئِعِينَ
ثُمَّ
sonra
ٱسْتَوَىٰٓ
yöneldi
إِلَى
göğe
ٱلسَّمَآءِ
the heaven
وَهِىَ
ve o
دُخَانٌۭ
duman halinde olan
فَقَالَ
sonra dedi
لَهَا
ona
وَلِلْأَرْضِ
ve arza
ٱئْتِيَا
gelin
طَوْعًا
isteyerek
أَوْ
veya
كَرْهًۭا
istemeyerek
قَالَتَآ
dediler ki
أَتَيْنَا
geldik
طَآئِعِينَ
isteyerek

Diyanet İşleri MealiSonra, duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve yeryüzüne: "İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin" dedi. İkisi de: "İsteyerek geldik" dediler

Yusuf AliMoreover He comprehended in His design the sky, and it had been (as) smoke: He said to it and to the earth: "Come ye together, willingly or unwillingly." They said: "We do come (together), in willing obedience

41:12 📚 3
فَقَضَىٰهُنَّ سَبۡعَ سَمَٰوَاتࣲ فِي يَوۡمَيۡنِ وَأَوۡحَىٰ فِي كُلِّ سَمَآءٍ أَمۡرَهَاۚ وَزَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنۡيَا بِمَصَٰبِيحَ وَحِفۡظࣰ اۚ ذَٰلِكَ تَقۡدِيرُ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡعَلِيمِ
فَقَضَىٰهُنَّ
böylece onları yaptı
سَبْعَ
yedi
سَمَـٰوَاتٍۢ
gök
فِى
içinde
يَوْمَيْنِ
iki gün
وَأَوْحَىٰ
ve vahyetti
فِى
her
كُلِّ
each
سَمَآءٍ
göğe
أَمْرَهَا ۚ
emrini
وَزَيَّنَّا
ve biz donattık
ٱلسَّمَآءَ
semasını
ٱلدُّنْيَا
dünya
بِمَصَـٰبِيحَ
lambalarla
وَحِفْظًۭا ۚ
ve koruma ile
ذَٰلِكَ
işte bu
تَقْدِيرُ
takdiridir
ٱلْعَزِيزِ
güçlü olanın
ٱلْعَلِيمِ
bilenin

Diyanet İşleri MealiBöylece onları, iki gün içinde yedi göğe tamamladı ve her göğün işini kendisine bildirdi. Yakın göğü ışıklarla donattık ve bozulmaktan koruduk. İşte bu, bilen, güçlü olan Allah'ın kanunudur

Yusuf AliSo He completed them as seven firmaments in two Days, and He assigned to each heaven its duty and command. And We adorned the lower heaven with lights, and (provided it) with guard. Such is the Decree of (Him) the Exalted in Might, Full of Kno wledge

41:13
فَإِنۡ أَعۡرَضُواْ فَقُلۡ أَنذَرۡتُكُمۡ صَٰعِقَةࣰ مِّثۡلَ صَٰعِقَةِ عَادࣲ وَثَمُودَ
فَإِنْ
fakat eğer
أَعْرَضُوا۟
yüz çevirirlerse
فَقُلْ
de ki
أَنذَرْتُكُمْ
ben sizi uyardım
صَـٰعِقَةًۭ
bir yıldırıma karşı
مِّثْلَ
gibi
صَـٰعِقَةِ
başına düşen yıldırım
عَادٍۢ
Ad
وَثَمُودَ
ve Semud'un

Diyanet İşleri MealiEğer yüz çevirirlerse onlara de ki: "İşte sizi, Ad ve Semud'un başına gelen yıldırıma benzer bir azap ile uyardım

Yusuf AliBut if they turn away, say thou: "I have warned you of a stunning Punishment (as of thunder and lightning) like that which (overtook) the 'Ad and the Thamud

41:14
إِذۡ جَآءَتۡهُمُ ٱلرُّسُلُ مِنۢ بَيۡنِ أَيۡدِيهِمۡ وَمِنۡ خَلۡفِهِمۡ أَلَّا تَعۡبُدُوٓاْ إِلَّا ٱللَّهَۖ قَالُواْ لَوۡ شَآءَ رَبُّنَا لَأَنزَلَ مَلَٰٓئِكَةࣰ فَإِنَّا بِمَآ أُرۡسِلۡتُم بِهِۦ كَٰفِرُونَ
إِذْ
hani
جَآءَتْهُمُ
onlara gelmişti
ٱلرُّسُلُ
elçiler
مِنۢ
önlerinden
بَيْنِ
from before them
أَيْدِيهِمْ
from before them
وَمِنْ
ve
خَلْفِهِمْ
arkalarından
أَلَّا
sakın
تَعْبُدُوٓا۟
kulluk etmeyin
إِلَّا
başkasına
ٱللَّهَ ۖ
Allah'tan
قَالُوا۟
dediler
لَوْ
şayet
شَآءَ
dileseydi
رَبُّنَا
Rabbimiz
لَأَنزَلَ
elbette indirirdi
مَلَـٰٓئِكَةًۭ
melekler
فَإِنَّا
elbette biz
بِمَآ
şeyi (mesajı)
أُرْسِلْتُم
gönderildiğiniz
بِهِۦ
onunla
كَـٰفِرُونَ
tanımıyoruz

Diyanet İşleri MealiOnlara, önlerinden, artlarından, her yönden: "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin" diyen peygamberler gelmişti: "Eğer Rabbimiz böyle bir şey dileseydi melekler indirirdi. Doğrusu sizinle gönderileni inkar ederiz" demişlerdi

Yusuf AliBehold, the apostles came to them, from before them and behind them, (preaching): "Serve none but God." They said, "If our Lord had so pleased, He would certainly have sent down angels (to preach). Now we reject your mission (altogether)

41:15
فَأَمَّا عَادࣱ فَٱسۡتَكۡبَرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ بِغَيۡرِ ٱلۡحَقِّ وَقَالُواْ مَنۡ أَشَدُّ مِنَّا قُوَّةًۖ أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ أَنَّ ٱللَّهَ ٱلَّذِي خَلَقَهُمۡ هُوَ أَشَدُّ مِنۡهُمۡ قُوَّةࣰۖ وَكَانُواْ بِـَٔايَٰتِنَا يَجۡحَدُونَ
فَأَمَّا
fakat
عَادٌۭ
Ad (kavmi)
فَٱسْتَكْبَرُوا۟
büyüklük tasladılar
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the land
بِغَيْرِ
olmaksızın
ٱلْحَقِّ
hakkı
وَقَالُوا۟
ve dediler
مَنْ
kimdir?
أَشَدُّ
daha şiddetli
مِنَّا
bizden
قُوَّةً ۖ
kuvveti
أَوَلَمْ
görmediler mi?
يَرَوْا۟
they see
أَنَّ
elbette
ٱللَّهَ
Allah
ٱلَّذِى
o ki
خَلَقَهُمْ
onları yaratan
هُوَ
O
أَشَدُّ
daha güçlüdür
مِنْهُمْ
kendilerinden
قُوَّةًۭ ۖ
kuvvetçe
وَكَانُوا۟
ve devam ettiler
بِـَٔايَـٰتِنَا
bizim ayetlerimizi
يَجْحَدُونَ
inkara

Diyanet İşleri MealiAd milleti, yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamış, "Bizden daha kuvvetli kim vardır?" demişti. Onlar, kendilerini yaratan Allah'ın onlardan daha kuvvetli olduğunu görmüyorlardı değil mi? Ayetlerimizi bile bile inkar ediyorlardı

Yusuf AliNow the 'Ad behaved arrogantly through the land, against (all) truth and reason, and said: "Who is superior to us in strength?" What! did they not see that God, Who created them, was superior to them in strength? But they continued to reject Ou r Signs

41:16
فَأَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ رِيحࣰ ا صَرۡصَرࣰ ا فِيٓ أَيَّامࣲ نَّحِسَاتࣲ لِّنُذِيقَهُمۡ عَذَابَ ٱلۡخِزۡيِ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَاۖ وَلَعَذَابُ ٱلۡأٓخِرَةِ أَخۡزَىٰۖ وَهُمۡ لَا يُنصَرُونَ
فَأَرْسَلْنَا
biz de gönderdik
عَلَيْهِمْ
üzerlerine
رِيحًۭا
bir rüzgar
صَرْصَرًۭا
dondurucu
فِىٓ
günlerde
أَيَّامٍۢ
(the) days
نَّحِسَاتٍۢ
uğursuz
لِّنُذِيقَهُمْ
taddırmak için
عَذَابَ
azabını
ٱلْخِزْىِ
rezillik
فِى
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ
the life
ٱلدُّنْيَا ۖ
dünya
وَلَعَذَابُ
azabı ise
ٱلْـَٔاخِرَةِ
ahiret
أَخْزَىٰ ۖ
daha da kepaze edicidir
وَهُمْ
ve onlara
لَا
hiç
يُنصَرُونَ
yardım edilmeyecektir

Diyanet İşleri MealiRezillik azabını onlara dünya hayatında tattırmak için uğursuz günlerde üzerlerine dondurucu bir kasırga gönderdik. Ahiret azabı ise daha çok alçaltıcıdır ve onlar yardım da görmezler

Yusuf AliSo We sent against them a furious Wind through days of disaster, that We might give them a taste of a Penalty of humiliation in this life; but the Penalty of a Hereafter will be more humiliating still: and they will find no help

41:17
وَأَمَّا ثَمُودُ فَهَدَيۡنَٰهُمۡ فَٱسۡتَحَبُّواْ ٱلۡعَمَىٰ عَلَى ٱلۡهُدَىٰ فَأَخَذَتۡهُمۡ صَٰعِقَةُ ٱلۡعَذَابِ ٱلۡهُونِ بِمَا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ
وَأَمَّا
gelince
ثَمُودُ
Semud(kavmin)e
فَهَدَيْنَـٰهُمْ
onlara yol gösterdik
فَٱسْتَحَبُّوا۟
fakat onlar yeğlediler
ٱلْعَمَىٰ
körlüğü
عَلَى
doğru yolu bulmağa
ٱلْهُدَىٰ
the guidance
فَأَخَذَتْهُمْ
böylece onları yakaladı
صَـٰعِقَةُ
yıldırımı
ٱلْعَذَابِ
azab
ٱلْهُونِ
alçaltıcı
بِمَا
yüzünden
كَانُوا۟
oldukları
يَكْسِبُونَ
yapıyor(lar)

Diyanet İşleri MealiSemud milletine, doğru yolu göstermiştik, ama onlar körlüğü, doğru yolda gitmeye tercih ettiler. Kazandıklarının karşılığı olarak onları alçaltıcı azabın yıldırımı çarptı

Yusuf AliAs to the Thamud, We gave them Guidance, but they preferred blindness (of heart) to Guidance: so the stunning Punishment of humiliation seized them, because of what they had earned

41:18
وَنَجَّيۡنَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَكَانُواْ يَتَّقُونَ
وَنَجَّيْنَا
ve kurtardık
ٱلَّذِينَ
inananları
ءَامَنُوا۟
believed
وَكَانُوا۟
ve
يَتَّقُونَ
korunanları

Diyanet İşleri Mealiİnananları ve Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtardık

Yusuf AliBut We delivered those who believed and practised righteousness

41:19
وَيَوۡمَ يُحۡشَرُ أَعۡدَآءُ ٱللَّهِ إِلَى ٱلنَّارِ فَهُمۡ يُوزَعُونَ
وَيَوْمَ
ve (o) gün
يُحْشَرُ
toplanır
أَعْدَآءُ
düşmanları
ٱللَّهِ
Allah'ın
إِلَى
ateşe
ٱلنَّارِ
the Fire
فَهُمْ
onlar
يُوزَعُونَ
bir araya getirilirler

Diyanet İşleri MealiAllah'ın düşmanları o gün cehenneme sürülürler. Hepsi bir aradadırlar

Yusuf AliOn the Day that the enemies of God will be gathered together to the Fire, they will be marched in ranks

41:20
حَتَّىٰٓ إِذَا مَا جَآءُوهَا شَهِدَ عَلَيۡهِمۡ سَمۡعُهُمۡ وَأَبۡصَٰرُهُمۡ وَجُلُودُهُم بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
حَتَّىٰٓ
nihayet
إِذَا
zaman
مَا
oraya vardıkları
جَآءُوهَا
they come to it
شَهِدَ
şahidlik ettiler
عَلَيْهِمْ
aleyhlerine
سَمْعُهُمْ
kulakları
وَأَبْصَـٰرُهُمْ
ve gözleri
وَجُلُودُهُم
ve derileri
بِمَا
hakkında
كَانُوا۟
oldukları (işler)
يَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Diyanet İşleri MealiSonunda oraya varınca, kulakları, gözleri ve derileri, yaptıkları hakkında onların aleyhinde şahidlik ederler

Yusuf AliAt length, when they reach the (Fire), their hearing, their sight, and their skins will bear witness against them, as to (all) their deeds

41:21 📚 2
وَقَالُواْ لِجُلُودِهِمۡ لِمَ شَهِدتُّمۡ عَلَيۡنَاۖ قَالُوٓاْ أَنطَقَنَا ٱللَّهُ ٱلَّذِيٓ أَنطَقَ كُلَّ شَيۡءࣲۚ وَهُوَ خَلَقَكُمۡ أَوَّلَ مَرَّةࣲ وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ
وَقَالُوا۟
ve dediler
لِجُلُودِهِمْ
derilerine
لِمَ
niçin?
شَهِدتُّمْ
şahidlik ettiniz
عَلَيْنَا ۖ
aleyhimize
قَالُوٓا۟
dediler
أَنطَقَنَا
bizi konuşturdu
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِىٓ
konuşturan
أَنطَقَ
makes speak
كُلَّ
her
شَىْءٍۢ
şeyi
وَهُوَ
ve O
خَلَقَكُمْ
sizi yaratmıştı
أَوَّلَ
ilk
مَرَّةٍۢ
defa
وَإِلَيْهِ
işte O'na
تُرْجَعُونَ
döndürülüyorsunuz

Diyanet İşleri MealiDerilerine: "Aleyhimize niçin şahidlik ettiniz?" derler. "Bizi, her şeyi konuşturan Allah konuşturdu. Sizi önce yaratan O'dur ve O'na döndürülüyorsunuz" cevabını verirler

Yusuf AliThey will say to their skins: "Why bear ye witness against us?" They will say: "God hath given us speech,- (He) Who giveth speech to everything: He created you for the first time, and unto Him were ye to return

41:22
وَمَا كُنتُمۡ تَسۡتَتِرُونَ أَن يَشۡهَدَ عَلَيۡكُمۡ سَمۡعُكُمۡ وَلَآ أَبۡصَٰرُكُمۡ وَلَا جُلُودُكُمۡ وَلَٰكِن ظَنَنتُمۡ أَنَّ ٱللَّهَ لَا يَعۡلَمُ كَثِيرࣰ ا مِّمَّا تَعۡمَلُونَ
وَمَا
ve değildiniz
كُنتُمْ
siz
تَسْتَتِرُونَ
gizleniyor
أَن
şahidlik etmesinden
يَشْهَدَ
testify
عَلَيْكُمْ
aleyhinize
سَمْعُكُمْ
kulaklarınızın
وَلَآ
ve değildiniz
أَبْصَـٰرُكُمْ
gözlerinizin
وَلَا
ve değildiniz
جُلُودُكُمْ
derilerinizin
وَلَـٰكِن
fakat
ظَنَنتُمْ
sanıyordunuz ki
أَنَّ
elbette
ٱللَّهَ
Allah
لَا
bilmez
يَعْلَمُ
know
كَثِيرًۭا
çoğunu
مِّمَّا
yaptıklarınızın
تَعْمَلُونَ
you do

Diyanet İşleri MealiSiz, gözleriniz, kulaklarınız ve derilerinizin aleyhinize şahidlik edeceğinden korkarak kötü iş işlemekten çekinmiyordunuz. Hayır; Allah'ın, yaptıklarınızın çoğunu bilmediğini sanıyordunuz

Yusuf AliYe did not seek to hide yourselves, lest your hearing, your sight, and your skins should bear witness against you! But ye did think that God knew not many of the things that ye used to do

41:23
وَذَٰلِكُمۡ ظَنُّكُمُ ٱلَّذِي ظَنَنتُم بِرَبِّكُمۡ أَرۡدَىٰكُمۡ فَأَصۡبَحۡتُم مِّنَ ٱلۡخَٰسِرِينَ
وَذَٰلِكُمْ
ve işte bu
ظَنُّكُمُ
zannınız
ٱلَّذِى
zannettiğiniz
ظَنَنتُم
you assumed
بِرَبِّكُمْ
Rabbinize karşı
أَرْدَىٰكُمْ
sizi helak etti
فَأَصْبَحْتُم
ve oldunuz
مِّنَ
ziyana uğrayanlardan
ٱلْخَـٰسِرِينَ
the losers

Diyanet İşleri Mealiİşte Rabbinizi böyle sanmanız sizi mahvetti de hüsrana uğrayanlardan oldunuz

Yusuf AliBut this thought of yours which ye did entertain concerning your Lord, hath brought you to destruction, and (now) have ye become of those utterly lost

41:24
فَإِن يَصۡبِرُواْ فَٱلنَّارُ مَثۡوࣰ ى لَّهُمۡۖ وَإِن يَسۡتَعۡتِبُواْ فَمَا هُم مِّنَ ٱلۡمُعۡتَبِينَ
فَإِن
şimdi eğer
يَصْبِرُوا۟
dayanabilirlerse
فَٱلنَّارُ
ateştir
مَثْوًۭى
yeri
لَّهُمْ ۖ
onların
وَإِن
ve eğer
يَسْتَعْتِبُوا۟
affedilmek isterlerse
فَمَا
değildir
هُم
onlar
مِّنَ
den
ٱلْمُعْتَبِينَ
those who receive favor

Diyanet İşleri Mealiİster sabretsinler ister etmesinler, onların durağı ateştir. Hoş tutulmalarını isteseler de artık hoş tutulmazlar

Yusuf AliIf, then, they have patience, the Fire will be a home for them! and if they beg to be received into favour, into favour will they not (then) be received

41:25
۞وَقَيَّضۡنَا لَهُمۡ قُرَنَآءَ فَزَيَّنُواْ لَهُم مَّا بَيۡنَ أَيۡدِيهِمۡ وَمَا خَلۡفَهُمۡ وَحَقَّ عَلَيۡهِمُ ٱلۡقَوۡلُ فِيٓ أُمَمࣲ قَدۡ خَلَتۡ مِن قَبۡلِهِم مِّنَ ٱلۡجِنِّ وَٱلۡإِنسِۖ إِنَّهُمۡ كَانُواْ خَٰسِرِينَ
۞ وَقَيَّضْنَا
ve biz musallat ettik
لَهُمْ
onlara
قُرَنَآءَ
birtakım arkadaşlar
فَزَيَّنُوا۟
süslü gösterdiler
لَهُم
onlara
مَّا
bulunanı
بَيْنَ
onların önlerinde
أَيْدِيهِمْ
onların önlerinde
وَمَا
ve bulunanı
خَلْفَهُمْ
arkalarında
وَحَقَّ
ve gerekli oldu
عَلَيْهِمُ
kendilerine
ٱلْقَوْلُ
söz
فِىٓ
topluluklarına
أُمَمٍۢ
nations
قَدْ
gelip geçmiş olan
خَلَتْ
(that have) passed away
مِن
kendilerinden önce
قَبْلِهِم
before them
مِّنَ
cin(ler)den
ٱلْجِنِّ
the jinn
وَٱلْإِنسِ ۖ
ve insan(lardan)
إِنَّهُمْ
çünkü onlar
كَانُوا۟
idiler
خَـٰسِرِينَ
ziyanda

Diyanet İşleri MealiOnların yanına bir takım yardakçılar koyarız da geçmişlerini geleceklerini onlara güzel gösterirler. Verilen söz, gerek cinlerden ve gerekse insanlardan, gelip geçmiş ümmetler içinde, onların aleyhine gerçekleşmiştir. Doğrusu onlar hüsranda idiler

Yusuf AliAnd We have destined for them intimate companions (of like nature), who made alluring to them what was before them and behind them; and the sentence among the previous generations of Jinns and men, who have passed away, is proved against them; for they are utterly lost

41:26 📚 2
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَا تَسۡمَعُواْ لِهَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانِ وَٱلۡغَوۡاْ فِيهِ لَعَلَّكُمۡ تَغۡلِبُونَ
وَقَالَ
ve dediler ki
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
لَا
dinlemeyin
تَسْمَعُوا۟
listen
لِهَـٰذَا
bu
ٱلْقُرْءَانِ
Kur'an'ı
وَٱلْغَوْا۟
ve gürültü edin
فِيهِ
onda (okunduğunda)
لَعَلَّكُمْ
belki
تَغْلِبُونَ
ona galib gelirsiniz

Diyanet İşleri Mealiİnkar edenler: "Bu Kuran'ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın, belki bastırırsınız" dediler

Yusuf AliThe Unbelievers say: "Listen not to this Qur'an, but talk at random in the midst of its (reading), that ye may gain the upper hand

41:27
فَلَنُذِيقَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ عَذَابࣰ ا شَدِيدࣰ ا وَلَنَجۡزِيَنَّهُمۡ أَسۡوَأَ ٱلَّذِي كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
فَلَنُذِيقَنَّ
fakat taddıracağız
ٱلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوا۟
inkar eden(lere)
عَذَابًۭا
bir azab
شَدِيدًۭا
şiddetli
وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ
ve onları cezalandıracağız
أَسْوَأَ
en kötüsüyle
ٱلَّذِى
olduklarının
كَانُوا۟
they used to
يَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Diyanet İşleri Mealiİnkar edenlere çetin bir azap tattıracağız. İşledikleri en kötü işlere karşılık onların cezasını vereceğiz

Yusuf AliBut We will certainly give the Unbelievers a taste of a severe Penalty, and We will requite them for the worst of their deeds

41:28
ذَٰلِكَ جَزَآءُ أَعۡدَآءِ ٱللَّهِ ٱلنَّارُۖ لَهُمۡ فِيهَا دَارُ ٱلۡخُلۡدِ جَزَآءَۢ بِمَا كَانُواْ بِـَٔايَٰتِنَا يَجۡحَدُونَ
ذَٰلِكَ
bu
جَزَآءُ
cezası
أَعْدَآءِ
düşmanlarının
ٱللَّهِ
Allah
ٱلنَّارُ ۖ
ateştir
لَهُمْ
onlara vardır
فِيهَا
orada
دَارُ
yurdu
ٱلْخُلْدِ ۖ
sürekli kalma
جَزَآءًۢ
ceza olarak
بِمَا
sebebiyle
كَانُوا۟
ayetlerimizi
بِـَٔايَـٰتِنَا
of Our Verses
يَجْحَدُونَ
inkar etmeleri

Diyanet İşleri Mealiİşte böyle; Allah'ın düşmanlarının cezası ateştir. Ayetlerimizi bile bile inkar etmeleri karşılığı orası onların temelli kalacakları yerdir

Yusuf AliSuch is the requital of the enemies of God,- the Fire: therein will be for them the Eternal Home: a (fit) requital, for that they were wont to reject Our Sings

41:29
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ رَبَّنَآ أَرِنَا ٱلَّذَيۡنِ أَضَلَّانَا مِنَ ٱلۡجِنِّ وَٱلۡإِنسِ نَجۡعَلۡهُمَا تَحۡتَ أَقۡدَامِنَا لِيَكُونَا مِنَ ٱلۡأَسۡفَلِينَ
وَقَالَ
ve dediler ki
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
رَبَّنَآ
Rabbimiz
أَرِنَا
bize göster
ٱلَّذَيْنِ
bizi saptıran
أَضَلَّانَا
misled us
مِنَ
cin
ٱلْجِنِّ
the jinn
وَٱلْإِنسِ
ve insanları
نَجْعَلْهُمَا
onları alalım
تَحْتَ
altına
أَقْدَامِنَا
ayaklarımızın
لِيَكُونَا
olsunlar
مِنَ
alçaklardan
ٱلْأَسْفَلِينَ
the lowest

Diyanet İşleri Mealiİnkar edenler: "Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan, bizi saptıranları göster, onları ayaklarımızın altına alalım da en altta kalanlardan olsunlar" derler

Yusuf AliAnd the Unbelievers will say: "Our Lord! Show us those, among Jinns and men, who misled us: We shall crush them beneath our feet, so that they become the vilest (before all)

41:30 📚 20
إِنَّ ٱلَّذِينَ قَالُواْ رَبُّنَا ٱللَّهُ ثُمَّ ٱسۡتَقَٰمُواْ تَتَنَزَّلُ عَلَيۡهِمُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ أَلَّا تَخَافُواْ وَلَا تَحۡزَنُواْ وَأَبۡشِرُواْ بِٱلۡجَنَّةِ ٱلَّتِي كُنتُمۡ تُوعَدُونَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimselere
قَالُوا۟
diyen(lere)
رَبُّنَا
Rabbimiz
ٱللَّهُ
Allah'tır
ثُمَّ
sonra
ٱسْتَقَـٰمُوا۟
doğru olanlara
تَتَنَزَّلُ
iner
عَلَيْهِمُ
üzerine
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
melekler
أَلَّا
korkmayın
تَخَافُوا۟
fear
وَلَا
ve
تَحْزَنُوا۟
üzülmeyin
وَأَبْشِرُوا۟
fakat sevinin
بِٱلْجَنَّةِ
cennetle
ٱلَّتِى
öyle ki
كُنتُمْ
size söz verilen
تُوعَدُونَ
promised

Diyanet İşleri MealiRabbimiz Allah'tır" deyip sonra da doğrulukta devam edenler, onları, melekler, ölümleri anında: "Korkmayınız, üzülmeyiniz, size söz verilen cennetle sevinin, biz dünya hayatında da, ahirette de size dostuz. Burada, canlarınızın çektiği, umduğunuz şeyler, bağışlayan ve acıyan Allah katından bir ziyafet olarak size sunulur" diyerek inerler

Yusuf AliIn the case of those who say, "Our Lord is God", and, further, stand straight and steadfast, the angels descend on them (from time to time): "Fear ye not!" (they suggest), "Nor grieve! but receive the Glad Tidings of the Garden (of Bliss), the which ye were promised

41:31 📚 4
نَحۡنُ أَوۡلِيَآؤُكُمۡ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَفِي ٱلۡأٓخِرَةِۖ وَلَكُمۡ فِيهَا مَا تَشۡتَهِيٓ أَنفُسُكُمۡ وَلَكُمۡ فِيهَا مَا تَدَّعُونَ
نَحْنُ
biz
أَوْلِيَآؤُكُمْ
sizin dostlarınızız
فِى
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ
the life
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَفِى
ve
ٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ
ahirette
وَلَكُمْ
ve size vardır
فِيهَا
orada
مَا
her şey
تَشْتَهِىٓ
çektiği
أَنفُسُكُمْ
canlarınızın
وَلَكُمْ
ve size vardır
فِيهَا
orada
مَا
her şey
تَدَّعُونَ
istediğiniz

Diyanet İşleri MealiRabbimiz Allah'tır" deyip sonra da doğrulukta devam edenler, onları, melekler, ölümleri anında: "Korkmayınız, üzülmeyiniz, size söz verilen cennetle sevinin, biz dünya hayatında da, ahirette de size dostuz. Burada, canlarınızın çektiği, umduğunuz şeyler, bağışlayan ve acıyan Allah katından bir ziyafet olarak size sunulur" diyerek inerler

Yusuf AliWe are your protectors in this life and in the Hereafter: therein shall ye have all that your souls shall desire; therein shall ye have all that ye ask for

41:32
نُزُلࣰ ا مِّنۡ غَفُورࣲ رَّحِيمࣲ‏
نُزُلًۭا
ağırlamasıdır
مِّنْ
çok bağışlayanın
غَفُورٍۢ
(the) Oft-Forgiving
رَّحِيمٍۢ
çok esirgeyenin

Diyanet İşleri MealiRabbimiz Allah'tır" deyip sonra da doğrulukta devam edenler, onları, melekler, ölümleri anında: "Korkmayınız, üzülmeyiniz, size söz verilen cennetle sevinin, biz dünya hayatında da, ahirette de size dostuz. Burada, canlarınızın çektiği, umduğunuz şeyler, bağışlayan ve acıyan Allah katından bir ziyafet olarak size sunulur" diyerek inerler

Yusuf AliA hospitable gift from one Oft-Forgiving, Most Merciful

41:33
وَمَنۡ أَحۡسَنُ قَوۡلࣰ ا مِّمَّن دَعَآ إِلَى ٱللَّهِ وَعَمِلَ صَٰلِحࣰ ا وَقَالَ إِنَّنِي مِنَ ٱلۡمُسۡلِمِينَ
وَمَنْ
ve kim olabilir?
أَحْسَنُ
daha güzel
قَوْلًۭا
sözlü
مِّمَّن
kimseden
دَعَآ
çağıran
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
وَعَمِلَ
ve yapandan
صَـٰلِحًۭا
iyi iş
وَقَالَ
ve diyenden
إِنَّنِى
şüphesiz ben
مِنَ
müslümanlardanım
ٱلْمُسْلِمِينَ
those who submit

Diyanet İşleri MealiDoğrusu ben, kendini Allah'a verenlerdenim" diyen, yararlı iş işleyen ve Allah'a çağıran kimseden daha güzel sözlü kim vardır

Yusuf AliWho is better in speech than one who calls (men) to God, works righteousness, and says, "I am of those who bow in Islam

41:34 📚 7
وَلَا تَسۡتَوِي ٱلۡحَسَنَةُ وَلَا ٱلسَّيِّئَةُۚ ٱدۡفَعۡ بِٱلَّتِي هِيَ أَحۡسَنُ فَإِذَا ٱلَّذِي بَيۡنَكَ وَبَيۡنَهُۥ عَدَٰوَةࣱ كَأَنَّهُۥ وَلِيٌّ حَمِيمࣱ‏
وَلَا
ve değildir
تَسْتَوِى
eşit
ٱلْحَسَنَةُ
iyilik
وَلَا
ve ne de
ٱلسَّيِّئَةُ ۚ
kötülük
ٱدْفَعْ
sav (onu)
بِٱلَّتِى
olanla
هِىَ
[it]
أَحْسَنُ
en güzel
فَإِذَا
bir de bakarsın ki
ٱلَّذِى
seninle aranda
بَيْنَكَ
between you
وَبَيْنَهُۥ
onun arasında
عَدَٰوَةٌۭ
düşmanlık olan
كَأَنَّهُۥ
sanki
وَلِىٌّ
bir dosttur
حَمِيمٌۭ
sıcak

Diyanet İşleri Mealiİyilik ve fenalık bir değildir. Ey inanan kişi: Sen, fenalığı en güzel şekilde sav; o zaman, seninle arasında düşmanlık bulunan kişinin yakın bir dost gibi olduğunu görürsün

Yusuf AliNor can goodness and Evil be equal. Repel (Evil) with what is better: Then will he between whom and thee was hatred become as it were thy friend and intimate

41:35
وَمَا يُلَقَّىٰهَآ إِلَّا ٱلَّذِينَ صَبَرُواْ وَمَا يُلَقَّىٰهَآ إِلَّا ذُو حَظٍّ عَظِيمࣲ‏
وَمَا
buna kavuşturulmaz
يُلَقَّىٰهَآ
it is granted
إِلَّا
başkası
ٱلَّذِينَ
kimselerden
صَبَرُوا۟
sabreden(lerden)
وَمَا
ve
يُلَقَّىٰهَآ
buna kavuşturulmaz
إِلَّا
başkası
ذُو
olandan
حَظٍّ
şansı
عَظِيمٍۢ
büyük

Diyanet İşleri MealiBu, ancak sabredenlere vergidir; bu ancak o büyük hazzı tadanlara vergidir

Yusuf AliAnd no one will be granted such goodness except those who exercise patience and self-restraint,- none but persons of the greatest good fortune

41:36 📚 5
وَإِمَّا يَنزَغَنَّكَ مِنَ ٱلشَّيۡطَٰنِ نَزۡغࣱ فَٱسۡتَعِذۡ بِٱللَّهِۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ
وَإِمَّا
ve eğer
يَنزَغَنَّكَ
seni dürtecek olursa
مِنَ
şeytandan
ٱلشَّيْطَـٰنِ
the Shaitaan
نَزْغٌۭ
kötü bir düşünce
فَٱسْتَعِذْ
hemen sığın
بِٱللَّهِ ۖ
Allah'a
إِنَّهُۥ
çünkü O
هُوَ
O
ٱلسَّمِيعُ
işitendir
ٱلْعَلِيمُ
bilendir

Diyanet İşleri MealiŞeytan seni dürtecek olursa Allah'a sığın; doğrusu O, işitendir, bilendir

Yusuf AliAnd if (at any time) an incitement to discord is made to thee by the Evil One, seek refuge in God. He is the One Who hears and knows all things

41:37 📚 3
وَمِنۡ ءَايَٰتِهِ ٱلَّيۡلُ وَٱلنَّهَارُ وَٱلشَّمۡسُ وَٱلۡقَمَرُۚ لَا تَسۡجُدُواْ لِلشَّمۡسِ وَلَا لِلۡقَمَرِ وَٱسۡجُدُواْۤ لِلَّهِۤ ٱلَّذِي خَلَقَهُنَّ إِن كُنتُمۡ إِيَّاهُ تَعۡبُدُونَ
وَمِنْ
ve
ءَايَـٰتِهِ
O'nun ayetlerindendir
ٱلَّيْلُ
gece
وَٱلنَّهَارُ
ve gündüz
وَٱلشَّمْسُ
ve güneş
وَٱلْقَمَرُ ۚ
ve ay
لَا
secde etmeyin
تَسْجُدُوا۟
prostrate
لِلشَّمْسِ
güneşe
وَلَا
ne de
لِلْقَمَرِ
aya
وَٱسْجُدُوا۟
fakat secde edin
لِلَّهِ
Allah'a
ٱلَّذِى
onları yaratan
خَلَقَهُنَّ
created them
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
إِيَّاهُ
O'na
تَعْبُدُونَ
tapıyor(sanız)

Diyanet İşleri MealiGece ile gündüz, güneş ile ay Allah'ın varlığının belgelerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin; eğer Allah'a kulluk etmek istiyorsanız, bunları yaratana secde edin

Yusuf AliAmong His Sings are the Night and the Day, and the Sun and the Moon. Adore not the sun and the moon, but adore God, Who created them, if it is Him ye wish to serve

41:38 📚 2
فَإِنِ ٱسۡتَكۡبَرُواْ فَٱلَّذِينَ عِندَ رَبِّكَ يُسَبِّحُونَ لَهُۥ بِٱلَّيۡلِ وَٱلنَّهَارِ وَهُمۡ لَا يَسۡـَٔمُونَ۩
فَإِنِ
fakat eğer
ٱسْتَكْبَرُوا۟
büyüklük taslarlarsa
فَٱلَّذِينَ
yanında bulunanlar
عِندَ
(are) near
رَبِّكَ
Rabbinin
يُسَبِّحُونَ
tesbih ederler
لَهُۥ
O'nu
بِٱلَّيْلِ
gece
وَٱلنَّهَارِ
ve gündüz
وَهُمْ
ve onlar
لَا
hiç
يَسْـَٔمُونَ ۩
usanmazlar

Diyanet İşleri MealiEğer büyüklük taslarlarsa kendi aleyhlerinedir. Rabbinin katında bulunanlar hiç usanmadan, O'nu gece gündüz tesbih ederler

Yusuf AliBut is the (Unbelievers) are arrogant, (no matter): for in the presence of thy Lord are those who celebrate His praises by night and by day. And they never flag (nor feel themselves above it)

41:39 📚 3
وَمِنۡ ءَايَٰتِهِۦٓ أَنَّكَ تَرَى ٱلۡأَرۡضَ خَٰشِعَةࣰ فَإِذَآ أَنزَلۡنَا عَلَيۡهَا ٱلۡمَآءَ ٱهۡتَزَّتۡ وَرَبَتۡۚ إِنَّ ٱلَّذِيٓ أَحۡيَاهَا لَمُحۡيِ ٱلۡمَوۡتَىٰٓۚ إِنَّهُۥ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرٌ
وَمِنْ
biri de (şudur)
ءَايَـٰتِهِۦٓ
O'nun ayetlerinden
أَنَّكَ
sen
تَرَى
görürsün
ٱلْأَرْضَ
toprağı
خَـٰشِعَةًۭ
boynu bükük
فَإِذَآ
zaman
أَنزَلْنَا
döktüğümüz
عَلَيْهَا
onun üzerine
ٱلْمَآءَ
suyu
ٱهْتَزَّتْ
titreşir
وَرَبَتْ ۚ
ve kabarır
إِنَّ
elbette
ٱلَّذِىٓ
onu dirilten
أَحْيَاهَا
gives it life
لَمُحْىِ
diriltir
ٱلْمَوْتَىٰٓ ۚ
ölüleri de
إِنَّهُۥ
elbette O
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌ
kadirdir

Diyanet İşleri MealiKupkuru gördüğün yeryüzünün, Biz ona su indirdiğimiz zaman harekete geçmesi, kabarması, Allah'ın varlığının belgelerindendir. Ona can veren Allah şüphesiz ölüleri de diriltir. Doğrusu O her şeye kadir'dir

Yusuf AliAnd among His Signs in this: thou seest the earth barren and desolate; but when We send down rain to it, it is stirred to life and yields increase. Truly, He Who gives life to the (dead) earth can surely give life to (men) who are dead. For He has power over all things

41:40 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ يُلۡحِدُونَ فِيٓ ءَايَٰتِنَا لَا يَخۡفَوۡنَ عَلَيۡنَآۗ أَفَمَن يُلۡقَىٰ فِي ٱلنَّارِ خَيۡرٌ أَم مَّن يَأۡتِيٓ ءَامِنࣰ ا يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۚ ٱعۡمَلُواْ مَا شِئۡتُمۡ إِنَّهُۥ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرٌ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
doğruluktan sapanlar
يُلْحِدُونَ
distort
فِىٓ
hususunda
ءَايَـٰتِنَا
ayetlerimiz
لَا
gizli kalmazlar
يَخْفَوْنَ
hidden
عَلَيْنَآ ۗ
bize
أَفَمَن
kimse mi?
يُلْقَىٰ
atılan
فِى
içine
ٱلنَّارِ
ateşin
خَيْرٌ
daha iyidir
أَم
yoksa
مَّن
kimse (mi?)
يَأْتِىٓ
gelen
ءَامِنًۭا
güvenle
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ
kıyamet
ٱعْمَلُوا۟
yapın
مَا
ne
شِئْتُمْ ۖ
diliyorsanız
إِنَّهُۥ
elbette O
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınızı
بَصِيرٌ
görmektedir

Diyanet İşleri MealiAyetlerimizi inkar edenler Bize gizli değillerdir. Kıyamet gününde ateşe atılan mı, yoksa güven içinde gelen kimse mi daha iyidir? Dilediğinizi işleyin, doğrusu O, yaptıklarınızı gören'dir

Yusuf AliThose who pervert the Truth in Our Signs are not hidden from Us. Which is better?- he that is cast into the Fire, or he that comes safe through, on the Day of Judgment? Do what ye will: verily He seeth (clearly) all that ye do

41:41
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِٱلذِّكۡرِ لَمَّا جَآءَهُمۡۖ وَإِنَّهُۥ لَكِتَٰبٌ عَزِيزࣱ‏
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
onlar
كَفَرُوا۟
inkar ettiler
بِٱلذِّكْرِ
Zikr'i (Kur'an'ı)
لَمَّا
kendilerine gelen
جَآءَهُمْ ۖ
it comes to them
وَإِنَّهُۥ
halbuki o
لَكِتَـٰبٌ
bir Kitaptır
عَزِيزٌۭ
aziz

Diyanet İşleri MealiKitap kendilerine gelince, onlar, onu inkar etmişlerdir; oysa o, değerli bir Kitap'dır. Geçmişte ve gelecekte onu batıl kılacak yoktur. Hakim ve övülmeğe layık olan Allah katından indirilmedir

Yusuf AliThose who reject the Message when it comes to them (are not hidden from Us). And indeed it is a Book of exalted power

41:42 📚 11
لَّا يَأۡتِيهِ ٱلۡبَٰطِلُ مِنۢ بَيۡنِ يَدَيۡهِ وَلَا مِنۡ خَلۡفِهِۦۖ تَنزِيلࣱ مِّنۡ حَكِيمٍ حَمِيدࣲ‏
لَّا
ona gelmez
يَأْتِيهِ
comes to it
ٱلْبَـٰطِلُ
boşa çıkaracak bir söz
مِنۢ
önünden
بَيْنِ
before it
يَدَيْهِ
before it
وَلَا
ne de
مِنْ
arkasından
خَلْفِهِۦ ۖ
behind it
تَنزِيلٌۭ
indirilmiştir
مِّنْ
hüküm ve hikmet sahibinden
حَكِيمٍ
(the) All-Wise
حَمِيدٍۢ
çok övülenden

Diyanet İşleri MealiKitap kendilerine gelince, onlar, onu inkar etmişlerdir; oysa o, değerli bir Kitap'dır. Geçmişte ve gelecekte onu batıl kılacak yoktur. Hakim ve övülmeğe layık olan Allah katından indirilmedir

Yusuf AliNo falsehood can approach it from before or behind it: It is sent down by One Full of Wisdom, Worthy of all Praise

41:43
مَّا يُقَالُ لَكَ إِلَّا مَا قَدۡ قِيلَ لِلرُّسُلِ مِن قَبۡلِكَۚ إِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغۡفِرَةࣲ وَذُو عِقَابٍ أَلِيمࣲ‏
مَّا
değildir
يُقَالُ
söylenen
لَكَ
sana
إِلَّا
başka bir şey
مَا
olandan
قَدْ
söylenmiş
قِيلَ
was said
لِلرُّسُلِ
elçilere
مِن
senden önceki
قَبْلِكَ ۚ
before you
إِنَّ
kuşkusuz
رَبَّكَ
Rabbin
لَذُو
sahibi
مَغْفِرَةٍۢ
bağışlama
وَذُو
ve sahibidir
عِقَابٍ
azab
أَلِيمٍۢ
acı

Diyanet İşleri MealiSenin için söylenenler, senden önceki peygamberler için de söylenmişti. Doğrusu Rabbin hem bağışlayan ve hem de can yakıcı azap verendir

Yusuf AliNothing is said to thee that was not said to the apostles before thee: that thy lord has at his Command (all) forgiveness as well as a most Grievous Penalty

41:44
وَلَوۡ جَعَلۡنَٰهُ قُرۡءَانًا أَعۡجَمِيࣰّ ا لَّقَالُواْ لَوۡلَا فُصِّلَتۡ ءَايَٰتُهُۥٓۖ ءَا۬عۡجَمِيࣱّ وَعَرَبِيࣱّۗ قُلۡ هُوَ لِلَّذِينَ ءَامَنُواْ هُدࣰ ى وَشِفَآءࣱۚ وَٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ فِيٓ ءَاذَانِهِمۡ وَقۡرࣱ وَهُوَ عَلَيۡهِمۡ عَمًىۚ أُوْلَٰٓئِكَ يُنَادَوۡنَ مِن مَّكَانِۭ بَعِيدࣲ‏
وَلَوْ
ve eğer
جَعَلْنَـٰهُ
biz onu yapsaydık
قُرْءَانًا
bir Kur'an
أَعْجَمِيًّۭا
yabancı (dilde)
لَّقَالُوا۟
derlerdi ki
لَوْلَا
değil miydi?
فُصِّلَتْ
açıklanmalı
ءَايَـٰتُهُۥٓ ۖ
onun ayetleri
ءَا۬عْجَمِىٌّۭ
yabancı söz mü?
وَعَرَبِىٌّۭ ۗ
arab olana
قُلْ
de ki
هُوَ
o
لِلَّذِينَ
için
ءَامَنُوا۟
inananlar
هُدًۭى
bir yol göstericidir
وَشِفَآءٌۭ ۖ
ve (gönüllere) şifadır
وَٱلَّذِينَ
gelince
لَا
inanmayanlara
يُؤْمِنُونَ
believe
فِىٓ
vardır
ءَاذَانِهِمْ
onların kulaklarında
وَقْرٌۭ
bir ağırlık
وَهُوَ
ve o
عَلَيْهِمْ
onlara
عَمًى ۚ
bir körlüktür
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
يُنَادَوْنَ
çağırılıyorlar
مِن
bir yerden
مَّكَانٍۭ
a place
بَعِيدٍۢ
uzak

Diyanet İşleri MealiBiz bu Kuran'ı yabancı bir dil ile ortaya koysaydık: "Ayetleri uzun açıklanmalı değil miydi? Araba yabancı bir dille söylenir mi?" derlerdi. De ki: "Bu, inananlara doğruluk rehberi ve gönüllerine şifadır." İnanmayanların kulaklarında ağırlık vardır ve onlara kapalıdır; sanki bunlara uzak bir mesafeden sesleniliyor da anlamıyorlar

Yusuf AliHad We sent this as a Qur'an (in the language) other than Arabic, they would have said: "Why are not its verses explained in detail? What! (a Book) not in Arabic and (a Messenger an Arab?" Say: "It is a Guide and a Healing to those who believe ; and for those who believe not, there is a deafness in their ears, and it is blindness in their (eyes): They are (as it were) being called from a place far distant

41:45 📚 3
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡكِتَٰبَ فَٱخۡتُلِفَ فِيهِۚ وَلَوۡلَا كَلِمَةࣱ سَبَقَتۡ مِن رَّبِّكَ لَقُضِيَ بَيۡنَهُمۡۚ وَإِنَّهُمۡ لَفِي شَكࣲّ مِّنۡهُ مُرِيبࣲ‏
وَلَقَدْ
ve andolsun
ءَاتَيْنَا
biz vermiştik
مُوسَى
Musa'ya
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
فَٱخْتُلِفَ
fakat ayrılığa düşülmüştü
فِيهِ ۗ
onda
وَلَوْلَا
ve eğer olmasaydı
كَلِمَةٌۭ
bir söz
سَبَقَتْ
geçmiş
مِن
Rabbinden
رَّبِّكَ
your Lord
لَقُضِىَ
derhal hüküm verilirdi
بَيْنَهُمْ ۚ
aralarında
وَإِنَّهُمْ
fakat onlar
لَفِى
içindedirler
شَكٍّۢ
bir kuşku
مِّنْهُ
ondan
مُرِيبٍۢ
işkilli

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki Musa'ya Kitap vermiştik de onda ayrılığa düşmüşlerdi. Rabbinin verilmiş bir sözü olmasaydı, aralarında hükmedilmiş olurdu. Doğrusu onlar, onun hakkında şüphe ve endişe içindedirler

Yusuf AliWe certainly gave Moses the Book aforetime: but disputes arose therein. Had it not been for a Word that went forth before from thy Lord, (their differences) would have been settled between them: but they remained in suspicious disquieting doub t thereon

41:46 📚 1
مَّنۡ عَمِلَ صَٰلِحࣰ ا فَلِنَفۡسِهِۦۖ وَمَنۡ أَسَآءَ فَعَلَيۡهَاۗ وَمَا رَبُّكَ بِظَلَّٰمࣲ لِّلۡعَبِيدِ
مَّنْ
kim
عَمِلَ
yaparsa
صَـٰلِحًۭا
iyi iş
فَلِنَفْسِهِۦ ۖ
yararı kendisinedir;
وَمَنْ
ve kim
أَسَآءَ
kötülük yaparsa
فَعَلَيْهَا ۗ
zararı kendisinedir
وَمَا
ve değildir
رَبُّكَ
Rabbin
بِظَلَّـٰمٍۢ
zulmedici
لِّلْعَبِيدِ
kullara

Diyanet İşleri MealiKim yararlı iş işlerse kendi lehinedir; kim de kötülük işlerse kendi aleyhinedir. Rabbin, kullara karşı zalim değildir

Yusuf AliWhoever works righteousness benefits his own soul; whoever works evil, it is against his own soul: nor is thy Lord ever unjust (in the least) to His Servants

41:47 📚 3
۞إِلَيۡهِ يُرَدُّ عِلۡمُ ٱلسَّاعَةِۚ وَمَا تَخۡرُجُ مِن ثَمَرَٰتࣲ مِّنۡ أَكۡمَامِهَا وَمَا تَحۡمِلُ مِنۡ أُنثَىٰ وَلَا تَضَعُ إِلَّا بِعِلۡمِهِۦۚ وَيَوۡمَ يُنَادِيهِمۡ أَيۡنَ شُرَكَآءِي قَالُوٓاْ ءَاذَنَّٰكَ مَا مِنَّا مِن شَهِيدࣲ‏
۞ إِلَيْهِ
O'na
يُرَدُّ
döndürülür
عِلْمُ
bilgisi
ٱلسَّاعَةِ ۚ
sa'at (kıyamet)
وَمَا
ve
تَخْرُجُ
çıkmaz
مِن
meyvalar
ثَمَرَٰتٍۢ
fruits
مِّنْ
kabuklarından
أَكْمَامِهَا
their coverings
وَمَا
gebe kalmaz
تَحْمِلُ
bears
مِنْ
hiçbir
أُنثَىٰ
dişi
وَلَا
ve
تَضَعُ
doğurmaz
إِلَّا
olmadan
بِعِلْمِهِۦ ۚ
O'nun bilgisi
وَيَوْمَ
ve (o) gün
يُنَادِيهِمْ
onlara seslenildiği
أَيْنَ
nerede?
شُرَكَآءِى
ortaklarım
قَالُوٓا۟
demişlerdir
ءَاذَنَّـٰكَ
sana arz ederiz ki
مَا
yok
مِنَّا
bizden
مِن
hiçbir
شَهِيدٍۢ
gören

Diyanet İşleri MealiKıyametin ne zaman kopacağı bilgisi ona aittir. O'nun bilgisi dışında hiçbir ürün kabuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz. Onlara: "Bana koştuğunuz ortaklar nerede?" diye seslendiği gün: "Sana, buna dair bizden hiçbir şahit olmadığınıarzederiz" derler

Yusuf AliTo Him is referred the Knowledge of the Hour (of Judgment: He knows all): No date-fruit comes out of its sheath, nor does a female conceive (within her womb) nor bring forth the Day that (God) will propound to them the (question), "Where are t he partners (ye attributed to Me?" They will say, "We do assure thee not one of us can bear witness)

41:48
وَضَلَّ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يَدۡعُونَ مِن قَبۡلُۖ وَظَنُّواْ مَا لَهُم مِّن مَّحِيصࣲ‏
وَضَلَّ
ve sapıp gitmiştir
عَنْهُم
onlardan
مَّا
şeyler
كَانُوا۟
oldukları
يَدْعُونَ
yalvarıp duruyor(lar)
مِن
önceden
قَبْلُ ۖ
before
وَظَنُّوا۟
ve onlar anlamışlardır
مَا
olmadığını
لَهُم
kendileri için
مِّن
hiçbir
مَّحِيصٍۢ
kaçacak yer

Diyanet İşleri MealiÖnceden yalvarıp durdukları şeyler onlardan uzaklaşmıştır. Kendilerinin kaçacak yerleri olmadığını anlamışlardır

Yusuf AliThe (deities) they used to invoke aforetime will leave them in the lurch, and they will perceive that they have no way of escape

41:49
لَّا يَسۡـَٔمُ ٱلۡإِنسَٰنُ مِن دُعَآءِ ٱلۡخَيۡرِ وَإِن مَّسَّهُ ٱلشَّرُّ فَيَـُٔوسࣱ قَنُوطࣱ‏
لَّا
usanmaz
يَسْـَٔمُ
get tired
ٱلْإِنسَـٰنُ
insan
مِن
istemekten
دُعَآءِ
praying
ٱلْخَيْرِ
hayır (iyilik)
وَإِن
ama eğer
مَّسَّهُ
kendisine dokunursa
ٱلشَّرُّ
bir şer
فَيَـُٔوسٌۭ
hemen üzülür
قَنُوطٌۭ
ümitsiz olur

Diyanet İşleri Mealiİnsan, iyilik istemekten usanmaz da, kendisine bir kötülük gelince umutsuzluğa düşer, meyus olur

Yusuf AliMan does not weary of asking for good (things), but if ill touches him, he gives up all hope (and) is lost in despair

41:50 📚 2
وَلَئِنۡ أَذَقۡنَٰهُ رَحۡمَةࣰ مِّنَّا مِنۢ بَعۡدِ ضَرَّآءَ مَسَّتۡهُ لَيَقُولَنَّ هَٰذَا لِي وَمَآ أَظُنُّ ٱلسَّاعَةَ قَآئِمَةࣰ وَلَئِن رُّجِعۡتُ إِلَىٰ رَبِّيٓ إِنَّ لِي عِندَهُۥ لَلۡحُسۡنَىٰۚ فَلَنُنَبِّئَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِمَا عَمِلُواْ وَلَنُذِيقَنَّهُم مِّنۡ عَذَابٍ غَلِيظࣲ‏
وَلَئِنْ
ve eğer
أَذَقْنَـٰهُ
biz ona taddırırsak
رَحْمَةًۭ
bir rahmet
مِّنَّا
kendimizden
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
ضَرَّآءَ
bir zarardan
مَسَّتْهُ
ona dokunan
لَيَقُولَنَّ
elbette der ki
هَـٰذَا
bu
لِى
benim hakkımdır
وَمَآ
ve
أَظُنُّ
sanmıyorum
ٱلسَّاعَةَ
kıyametin
قَآئِمَةًۭ
kopacağını
وَلَئِن
eğer
رُّجِعْتُ
götürülmüş olsam bile
إِلَىٰ
Rabbime
رَبِّىٓ
my Lord
إِنَّ
muhakkak
لِى
benim için vardır
عِندَهُۥ
O'nun yanında
لَلْحُسْنَىٰ ۚ
daha güzel şeyler
فَلَنُنَبِّئَنَّ
biz mutlaka haber vereceğiz
ٱلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوا۟
inkar edenlere
بِمَا
yaptıklarını
عَمِلُوا۟
they did
وَلَنُذِيقَنَّهُم
ve mutlaka taddıracağız
مِّنْ
azabdan
عَذَابٍ
a punishment
غَلِيظٍۢ
kaba

Diyanet İşleri MealiBaşına gelen sıkıntıdan sonra, kendisine katımızdan bir rahmet tattırsak: "Bu benim hakkımdır; kıyametin kopacağını sanmıyorum. Rabbime döndürülürsem, O'nun katında and olsun ki, benim için daha güzel şeyler vardır" der. İnkar edenlere, işlediklerini, and olsun ki bildireceğiz. Onlara and olsun ki çetin bir azap tattıracağız

Yusuf AliWhen we give him a taste of some Mercy from Ourselves, after some adversity has touched him, he is sure to say, "This is due to my (merit): I think not that the Hour (of Judgment) will (ever) be established; but if I am brought back to my Lor d, I have (much) good (stored) in His sight!" But We will show the Unbelievers the truth of all that they did, and We shall give them the taste of a severe Penalty

41:51 📚 2
وَإِذَآ أَنۡعَمۡنَا عَلَى ٱلۡإِنسَٰنِ أَعۡرَضَ وَنَـَٔا بِجَانِبِهِۦ وَإِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ فَذُو دُعَآءٍ عَرِيضࣲ‏
وَإِذَآ
ne zaman ki
أَنْعَمْنَا
bir ni'met verdiğimizde
عَلَى
insana
ٱلْإِنسَـٰنِ
man
أَعْرَضَ
yüz çevirir
وَنَـَٔا
ve yan çizer
بِجَانِبِهِۦ
ve yan çizer
وَإِذَا
ve ne zaman ki
مَسَّهُ
ona dokunduğunda
ٱلشَّرُّ
bir şer
فَذُو
hemen
دُعَآءٍ
yalvarıp durur
عَرِيضٍۢ
bol bol

Diyanet İşleri Mealiİnsana nimet verdiğimiz zaman yüz çevirerek yan çizer; başına bir kötülük gelince uzun uzun yalvarır

Yusuf AliWhen We bestow favours on man, he turns away, and gets himself remote on his side (instead of coming to Us); and when evil seizes him, (he comes) full of prolonged prayer

41:52
قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ إِن كَانَ مِنۡ عِندِ ٱللَّهِ ثُمَّ كَفَرۡتُم بِهِۦ مَنۡ أَضَلُّ مِمَّنۡ هُوَ فِي شِقَاقِۭ بَعِيدࣲ‏
قُلْ
de ki
أَرَءَيْتُمْ
gördünüz mü ki
إِن
eğer (Kur'an)
كَانَ
ise
مِنْ
tarafından
عِندِ
from
ٱللَّهِ
Allah
ثُمَّ
sonra
كَفَرْتُم
siz de inkar etmişseniz
بِهِۦ
onu
مَنْ
kim olabilir?
أَضَلُّ
daha sapık
مِمَّنْ
kimseden
هُوَ
o
فِى
bir ayrılığa düşen
شِقَاقٍۭ
opposition
بَعِيدٍۢ
uzak

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Kuran Allah katından gelmiş olup da siz de onu inkar etmişseniz, söyleyin bana, derin bir çıkmazda bulunan kimseden daha sapık kim vardır

Yusuf AliSay: "See ye if the (Revelation) is (really) from God, and yet do ye reject it? Who is more astray than one who is in a schism far (from any purpose)

41:53 📚 10
سَنُرِيهِمۡ ءَايَٰتِنَا فِي ٱلۡأٓفَاقِ وَفِيٓ أَنفُسِهِمۡ حَتَّىٰ يَتَبَيَّنَ لَهُمۡ أَنَّهُ ٱلۡحَقُّۗ أَوَلَمۡ يَكۡفِ بِرَبِّكَ أَنَّهُۥ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ شَهِيدٌ
سَنُرِيهِمْ
biz onlara göstereceğiz
ءَايَـٰتِنَا
ayetlerimizi
فِى
ufuklarda
ٱلْـَٔافَاقِ
the horizons
وَفِىٓ
ve
أَنفُسِهِمْ
kendi canlarında
حَتَّىٰ
kadar
يَتَبَيَّنَ
iyice belli olana
لَهُمْ
onlara
أَنَّهُ
o(Kur'a)n'ın
ٱلْحَقُّ ۗ
gerçek olduğu
أَوَلَمْ
mi?
يَكْفِ
yetmez
بِرَبِّكَ
Rabbinin
أَنَّهُۥ
O'nun
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
شَهِيدٌ
şahit olması

Diyanet İşleri MealiOnun hak olduğu meydana çıkıncaya kadar varlığımızın belgelerini onlara hem dış dünyada ve hem de kendi içlerinde göstereceğiz. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi

Yusuf AliSoon will We show them our Signs in the (furthest) regions (of the earth), and in their own souls, until it becomes manifest to them that this is the Truth. Is it not enough that thy Lord doth witness all things

41:54 📚 2
أَلَآ إِنَّهُمۡ فِي مِرۡيَةࣲ مِّن لِّقَآءِ رَبِّهِمۡۗ أَلَآ إِنَّهُۥ بِكُلِّ شَيۡءࣲ مُّحِيطُۢ
أَلَآ
iyi bil ki
إِنَّهُمْ
onlar
فِى
içindedirler
مِرْيَةٍۢ
kuşku
مِّن
kavuşmaktan
لِّقَآءِ
(the) meeting
رَبِّهِمْ ۗ
Rablerine
أَلَآ
iyi bil ki
إِنَّهُۥ
O
بِكُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şeyi
مُّحِيطٌۢ
kuşatmıştır

Diyanet İşleri MealiDikkat edin; onlar Rablerine kavuşmaktan şüphededirler; dikkat edin; Allah şüphesiz her şeyi bilgisiyle kuşatandır

Yusuf AliAh indeed! Are they in doubt concerning the Meeting with their Lord? Ah indeed! It is He that doth encompass all things

← Önceki Sonraki →

41. Fussilat Suresi | Anlam Arayışı