51. Adh-Dhaariyat سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
Saheeh InternationalBy those [winds] scattering [dust] dispersing
Ali BulaçTozu dumana katıp savuran (rüzgar)lara
«والذاريات» الرياح تذرو التراب وغيره «ذروا» مصدر، ويُقال تذريه ذريا تهب به.
Saheeh InternationalAnd those [clouds] carrying a load [of water]
Ali BulaçDerken, ağır yük taşıyan (bulut)lara
«فالحاملات» السحب تحمل الماء «وقراً» ثقلا مفعول الحاملات
Saheeh InternationalAnd those [ships] sailing with ease
Ali BulaçSonra kolaylıkla akıp gidenlere
«فالجاريات» السفن تجري على وجه الماء «يُسرا» بسهولة مصدر في موضع الحال، أي ميسرة.
Saheeh InternationalAnd those [angels] apportioning [each] matter
Ali BulaçSonra iş(ler)i taksim edenlere andolsun
«فالمقسمات أمرا» الملائكة تقسم الأرزاق والأمطار وغيرها بين البلاد والعباد.
Saheeh InternationalIndeed, what you are promised is true
Ali BulaçSize va'dedilmekte olan, hiç tartışmasız doğrudur
«إنما توعدون» ما مصدرية، أي وعدهم بالبعث وغيره «لصادق» لوعد صادق.
Saheeh InternationalAnd indeed, the recompense is to occur
Ali BulaçŞüphesiz din (hesap ve ceza) da mutlaka gerçekleşecektir
«وإن الدين» الجزاء بعد الحساب «لواقع» لا محالة.
Saheeh InternationalBy the heaven containing pathways
Ali BulaçÖzen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış' göğe andolsun
«والسماء ذات الحبك» جمع حبيكة كطريقة وطريق أي صاحبة الطرق في الخلقة كالطريق في الرمل.
Saheeh InternationalIndeed, you are in differing speech
Ali BulaçSiz, gerçekten birbirini tutmaz bir söz (çelişkili ve aykırı görüşler) içindesiniz
«إنكم» يا أهل مكة في شأن النبي صلى الله عليه وسلم والقرآن «لفي قول مختلف» قيل شاعر ساحر كاهن شعر سحر كهانة.
Saheeh InternationalDeluded away from the Qur'an is he who is deluded
Ali BulaçOndan çevrilen çevrilir
«يؤفك عنه من أفك» صرف عن الهداية في علم الله تعالى.
Saheeh InternationalDestroyed are the falsifiers
Ali BulaçKahrolsun, o 'zan ve tahminle yalan söyleyenler
«قُتل الخراصون» لعن الكذابون أصحاب القول المختلف.
Saheeh InternationalWho are within a flood [of confusion] and heedless
Ali BulaçKi onlar, 'bilgisizliğin kuşatması' içinde habersizdirler
«الذين هم في غمرة» جهل يغمرهم «ساهون» غافلون عن أمر الآخرة.
Saheeh InternationalThey ask, "When is the Day of Recompense
Ali BulaçHesap ve ceza (din) günü ne zaman?" diye sorarlar
«يسألون» النبي استفهام استهزاء «أيان يوم الدين» أي متى مجيئه وجوابهم: يجيء.
Saheeh International[It is] the Day they will be tormented over the Fire
Ali BulaçO gün onlar, ateşin üstünde tutulup-eritilecekler
«يوم هم على النار يفتنون» أي يعذبون فيها ويقال لهم حين التعذيب.
Saheeh International[And will be told], "Taste your torment. This is that for which you were impatient
Ali BulaçTadın fitnenizi. Bu, sizin pek acele isteyip durduğunuz şeydir
«ذوقوا فتنتكم» تعذيبكم «هذا» التعذيب «الذي كنتم به تستعجلون» في الدنيا استهزاء.
Saheeh InternationalIndeed, the righteous will be among gardens and springs
Ali BulaçŞüphesiz muttaki olanlar, cennetlerde ve pınarlardadırlar
«إن المتقين في جنات» بساتين «وعيون» تجري فيها.
Saheeh InternationalAccepting what their Lord has given them. Indeed, they were before that doers of good
Ali BulaçRablerinin kendilerine verdiğini alanlar olarak. Çünkü onlar, bundan önce ihsanda (güzel davranışta) bulunanlardı
«آخذين» حال من الضمير في خبر إن «ما آتاهم» أعطاهم «ربهم» من الثواب «إنهم كانوا قبل ذلك» أي دخولهم الجنة «محسنين» في الدنيا.
Saheeh InternationalThey used to sleep but little of the night
Ali BulaçGece-boyunca da pek az uyurlardı
«كانوا قليلا من الليل ما يهجعون» ينامون، وما زائدة ويهجعون خبر كان وقليلا ظرف، أي ينامون في زمن يسير من الليل ويصلون أكثره.
Saheeh InternationalAnd in the hours before dawn they would ask forgiveness
Ali BulaçOnlar, seher vakitlerinde istiğfar ederlerdi
«وبالأسحار هم يستغفرون» يقولون: اللهم اغفر لنا.
Saheeh InternationalAnd from their properties was [given] the right of the [needy] petitioner and the deprived
Ali BulaçOnların mallarında dilenip-isteyen (ve iffetinden dolayı istemeyip de) yoksul olan için de bir hak vardı
«وفي أموالهم حق للسائل والمحروم» الذي لا يسأل لتعففه.
Saheeh InternationalAnd on the earth are signs for the certain [in faith]
Ali BulaçYeryüzünde kesin bir bilgiyle inanacak olanlar için ayetler vardır
«وفي الأرض» من الجبال والبحار والأشجار والثمار والنبات وغيرها «آيات» دلالات على قدرة الله سبحانه وتعالى ووحدانيته «للموقنين».
Saheeh InternationalAnd in yourselves. Then will you not see
Ali BulaçVe kendi nefislerinizde de. Yine de görmüyor musunuz
«وفي أنفسكم» آيات أيضا من مبدأ خلقكم إلى منتهاه، وما في تركيب خلقكم من العجائب «أفلا تبصرون» ذلك فتستدلون به على صانعه وقدرته.
Saheeh InternationalAnd in the heaven is your provision and whatever you are promised
Ali BulaçGökte rızkınız vardır ve size va'dolunmakta olan da
«وفي السماء رزقكم» أي المطر المسبب عنه النبات الذي هو رزق «وما توعدون» من المآب والثواب والعقاب أي مكتوب ذلك في السماء.
Saheeh InternationalThen by the Lord of the heaven and earth, indeed, it is truth - just as [sure as] it is that you are speaking
Ali Bulaçİşte, göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, şüphesiz, o (size va'dedilen) sizin (aranızda) konuştuklarınız kadar, elbette kesin bir gerçektir
«فورب السماء والأرض إنه» أي ما توعدون «لحق مثلُ ما أنكم تنطقون» برفع مثل صفة، وما مزيدة وبفتح اللام مركبة مع ما، المعنى: مثل نطقكم في حقيقته أي معلوميته عندكم ضرورة صدوره عنكم.
Saheeh InternationalHas there reached you the story of the honored guests of Abraham
Ali BulaçSana İbrahim'in ağırlanan konuklarının haberi geldi mi
«هل أتاك» خطاب للنبي صلى الله عليه وسلم «حديث ضيف إبراهيم المكرمين» وهم ملائكة اثنا عشر أو عشرة أو ثلاثة، منهم جبريل.
Saheeh InternationalWhen they entered upon him and said, "[We greet you with] peace." He answered, "[And upon you] peace, [you are] a people unknown
Ali BulaçHani, yanına girdiklerinde: "Selam" demişlerdi. O da: "Selam" demişti. "(Haklarında bilgim olmayan) Yabancı bir topluluk
«إذ» ظرف لحديث ضيف «دخلوا عليه فقالوا سلاما» أي هذا اللفظ «قال سلام» أي هذا اللفظ «قوم منكرون» لا نعرفهم قال ذلك في نفسه وهو خبر مبتدأ مقدر أي هؤلاء.
Saheeh InternationalThen he went to his family and came with a fat [roasted] calf
Ali BulaçHemen (onlara) sezdirmeden ailesine gidip, çok geçmeden semiz bir buzağı ile (geri) geldi
(فراغ) مال (إلى أهله) سرا (فجاء بعجل سمين) وفي سورة هود "" بعجل حنيذ "" أي مشوي.
Saheeh InternationalAnd placed it near them; he said, "Will you not eat
Ali BulaçDerken onlara yaklaştırıp (ikram etti); "Yemez misiniz?" dedi
«فقربه إليهم قال ألا تأكلون» عرض عليهم الأكل فلم يجيبوا.
Saheeh InternationalAnd he felt from them apprehension. They said, "Fear not," and gave him good tidings of a learned boy
Ali Bulaç(Onlar yemeyince) Bunun üzerine içine bir tür korku düştü. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir erkek çocuk müjdesini verdiler
«فأوجس» أضمر في نفسه «منهم خيفة قالوا لا تخف» إنا رسل ربك «وبشروه بغلام عليم» ذي علم كثير وهو إسحاق كما ذكر في هود.
Saheeh InternationalAnd his wife approached with a cry [of alarm] and struck her face and said, "[I am] a barren old woman
Ali BulaçBöylece karısı çığlıklar kopararak geldi ve yüzüne vurarak: "Kısır, yaşlı bir kadın (mı doğum yapacakmış)? dedi
«فأقبلت امراته» سارة «في صرَّة» صيحة حال، أي جاءت صائحة «فصكت وجهها» لطمته «وقالت عجوز عقيم» لم تلد قط وعمرها تسع وتسعون سنة وعمر إبراهيم مائة سنة، أو عمره مائة وعشرون سنة وعمرها تسعون سنة.
Saheeh InternationalThey said, "Thus has said your Lord; indeed, He is the Wise, the Knowing
Ali BulaçDediler ki: "Öyle. (Bunu) Senin Rabbin buyurdu. Çünkü O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir
«قالوا كذلك» أي مثل قولنا في البشارة «قال ربك إنه هو الحكيم» في صنعه «العليم» بخلقه.
Saheeh International[Abraham] said, "Then what is your business [here], O messengers
Ali Bulaç(İbrahim) dedi ki: "Şu halde sizin asıl isteğiniz nedir, ey elçiler
«قال فما خطبكم» شأنكم «أيها المرسلون».
Saheeh InternationalThey said, "Indeed, we have been sent to a people of criminals
Ali BulaçDoğrusu biz, suçlu-günahkar bir kavme gönderildik" dediler
«قالوا إنا أرسلنا إلى قوم مجرمين» كافرين هم قوم لوط.
Saheeh InternationalTo send down upon them stones of clay
Ali BulaçÜzerlerine çamurdan (iyice sertleşip kaskatı kesilmiş) taşlar yağdırmak için
«لنرسل عليهم حجارة من طين» مطبوخ بالنار.
Saheeh InternationalMarked in the presence of your Lord for the transgressors
Ali Bulaç(Ki bu taşların her biri,) Rabbinin Katında ölçüyü taşıranlar için (herkese ayrı ayrı) işaretlenmiştir
«مُسَوَّمة» معلمة عليها اسم من يْرمى بها «عند ربك» ظرف لها «للمسرفين» بإتيانهم الذكور مع كفرهم.
Saheeh InternationalSo We brought out whoever was in the cities of the believers
Ali BulaçBu arada, mü'minlerden orda kim varsa çıkardık
«فأخرجنا من كان فيها» أي قرى قوم لوط «من المؤمنين» لإهلاك الكافرين.
Saheeh InternationalAnd We found not within them other than a [single] house of Muslims
Ali BulaçNe var ki, orda Müslümanlardan olan bir evden başkasını bulmadık
«فما وجدنا فيها غير بيت من المسلمين» وهو لوط وابنتاه وصفوا بالإيمان والإسلام، أي هم مصدقون بقلوبهم عاملون بجوارحهم الطاعات.
Saheeh InternationalAnd We left therein a sign for those who fear the painful punishment
Ali BulaçVe orada, acı bir azaptan korkanlar için bir ayet bıraktık
«وتركنا فيها» بعد إهلاك الكافرين «آية» علامة على إهلاكهم «للذين يخافون العذاب الأليم» فلا يفعلون مثل فعلهم.
Saheeh InternationalAnd in Moses [was a sign], when We sent him to Pharaoh with clear authority
Ali BulaçMusa (olayın)da da (düşündürücü ayetler vardır). Hani Biz onu açık bir delille Firavun'a göndermiştik
«وفي موسى» معطوف على فيها، المعنى وجعلنا في قصة موسى آية «إذ أرسلناه إلى فرعون» ملتبسا «بسلطان مبين» بحجة واضحة.
Saheeh InternationalBut he turned away with his supporters and said," A magician or a madman
Ali BulaçFakat o, 'bütün kişisel ve askeri gücüyle' yüz çevirdi ve: "(Bu,) Ya bir büyücü veya bir delidir" dedi
«فتولى» أعرض عن الإيمان «بركنه» مع جنوده لأنهم له كالركن «وقال» لموسى هو «ساحر أو مجنون».
Saheeh InternationalSo We took him and his soldiers and cast them into the sea, and he was blameworthy
Ali BulaçBunun üzerine, Biz onu ve ordularını yakalayıp denize attık; (ki o,) 'kınanacak işler yapıyordu
«فأخذناه وجنوده فنبذناهم» طرحناهم «في اليم» البحر فغرقوا «وهو» أي فرعون «مُليم» آت بما يلام عليه من تكذيب الرسل ودعوى الربوبية.
Saheeh InternationalAnd in 'Aad [was a sign], when We sent against them the barren wind
Ali BulaçAd (kavmin)de de (ayetler vardır). Hani onların üzerine köklerini kesen (akim) bir rüzgar gönderdik
«وفي» إهلاك «عاد» آية «إذ أرسلنا عليهم الريح العقيم» هي التي لا خير فيها لأنها لا تحمل المطر ولا تلقح الشجر وهي الدبور.
Saheeh InternationalIt left nothing of what it came upon but that it made it like disintegrated ruins
Ali BulaçÜzerinden geçtiği hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka çürütüp-kül gibi dağıtıyordu
«ما تذر من شيء» نفس أو مال «أتت عليه إلا جعلته كالرميم» كالبالي المتفتت.
Saheeh InternationalAnd in Thamud, when it was said to them, "Enjoy yourselves for a time
Ali BulaçSemud (kavmin)de de (ayetler vardır). Hani onlara: "Belli bir süreye kadar yararlanın" denmişti
(وفي) إهلاك (ثمود) آية (إذ قيل لهم) بعد عقر الناقة (تمتعوا حتى حين) إلى انقضاء آجالكم كما في آية "" تمتعوا في داركم ثلاثة أيام "".
Saheeh InternationalBut they were insolent toward the command of their Lord, so the thunderbolt seized them while they were looking on
Ali BulaçAncak Rablerinin emrine baş kaldırdılar; böylece bakıp-dururlarken, onları yıldırım çarpıp-yakaladı
«فعتوْا» تكبروا «عن أمر ربهم» أي عن امتثاله «فأخذتهم الصاعقة» بعد مضي الثلاثة أيام أي الصيحة المهلكة «وهم ينظرون» أي بالنهار.
Saheeh InternationalAnd they were unable to arise, nor could they defend themselves
Ali BulaçArtık ne ayağa kalkmaya güç yetirebildiler, ne yardım bulabildiler
«فما استطاعوا من قيام» أي ما قدروا على النهوض حين نزول العذاب «وما كانوا منتصرين» على من أهلكهم.
Saheeh InternationalAnd [We destroyed] the people of Noah before; indeed, they were a people defiantly disobedient
Ali BulaçBundan önce Nuh kavmini de (yıkıma uğrattık). Çünkü onlar da fasık bir kavim idi
«وقوم نوح» بالجر عطف على ثمود أي وفى إهلاكهم بما في السماء والأرض آية, وبالنصب أي وأهلكنا قوم نوح «من قبل» أي قبل إهلاك هؤلاء المذكورين «إنهم كانوا قوما فاسقين».
Saheeh InternationalAnd the heaven We constructed with strength, and indeed, We are [its] expander
Ali BulaçBiz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz
«والسماء بنيناها بأيد» بقوة «وإنا لموسعون» قادرون يقال: أد الرجل يئيد قوي، وأوسع الرجل: صار ذا سعة وقوة.
Saheeh InternationalAnd the earth We have spread out, and excellent is the preparer
Ali BulaçYeri de Biz döşeyip-yaydık; ne güzel döşeyici(yiz)
«والأرض فرشناها» مهدناها «فنعم الماهدون» نحن «ومن كل شيء» متعلق بقوله خلقنا زوجين.
Saheeh InternationalAnd of all things We created two mates; perhaps you will remember
Ali BulaçVe Biz, herşeyi iki çift yarattık. Umulur ki, öğüt alıp-düşünürsünüz
«ومن كل شيء» متعلق بقوله: خلقنا «خلقنا زوجين» صنفين كالذكر والأنثى والسماء والأرض، والشمس والقمر، والسهل والجبل، والصيف والشتاء، والحلو والحامض والنور والظلمة «لعلكم تذكَّرون» بحذف إحدى التاءين من الأصل فتعلمون أن خالق الأزواج فرد فتعبدوه.
Saheeh InternationalSo flee to Allah. Indeed, I am to you from Him a clear warner
Ali BulaçÖyleyse, Allah'a doğru (yönelip, şirkten ve bozulmalardan) kaçın. Gerçekten Ben sizi, O'ndan yana açıkça uyarıyorum
«ففروا إلى الله» أي إلى ثوابه من عقابه بأن تطيعوه ولا تعصوه «إني لكم منه نذير مبين» بيِّن الإنذار.
Saheeh InternationalAnd do not make [as equal] with Allah another deity. Indeed, I am to you from Him a clear warner
Ali BulaçAllah ile beraber başka bir İlah(ı ortak) kılmayın. Gerçekten sizi, O'ndan yana açıkça uyarıyorum
«ولا تجعلوا مع الله إلها آخر إني لكم منه نذير مبين» يقدر قبل ففروا قل لهم.
Saheeh InternationalSimilarly, there came not to those before them any messenger except that they said, "A magician or a madman
Ali Bulaçİşte böyle; onlardan öncekiler de bir elçi gelmeyiversin, mutlaka: "Büyücü ve cinlenmiş" demişlerdir
«كذلك ما أتى الذين من قبلهم من رسول إلا قالوا» هو «ساحر أو مجنون» أي مثل تكذيبهم لك بقولهم إنك ساحر أو مجنون تكذيب الأمم قبلهم رسلهم بقولهم ذلك.
Saheeh InternationalDid they suggest it to them? Rather, they [themselves] are a transgressing people
Ali BulaçOnlar bunu (tarih boyunca) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Hayır; onlar, 'azgın ve taşkın (tağiy)' bir kavimdirler
«أتواصوْا» كلهم «به» استفهام بمعنى النفي «بل هم قوم طاغون» جمعهم على هذا القول طغيانهم.
Saheeh InternationalSo leave them, [O Muhammad], for you are not to be blamed
Ali BulaçÖyleyse sen, onlardan yüz çevir; artık kınanacak değilsin
«فتولَّ» أعرض «عنهم فما أنت بملوم» لأنك بلغتهم الرسالة.
Saheeh InternationalAnd remind, for indeed, the reminder benefits the believers
Ali BulaçSen öğüt verip-hatırlat; çünkü gerçekten öğütle-hatırlatma, mü'minlere yarar sağlar
«وذكر» عظ بالقرآن «فإن الذكرى تنفع المؤمنين» من علم اللهُ تعالى أنه يؤمن.
Saheeh InternationalAnd I did not create the jinn and mankind except to worship Me
Ali BulaçBen, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım
«وما خلقت الجن والإنس إلا ليعبدون» ولا ينافي ذلك عدم عبادة الكافرين، لأن الغاية لا يلزم وجودها كما في قولك: بريت هذا القلم لأكتب به، فإنك قد لا تكتب به.
Saheeh InternationalI do not want from them any provision, nor do I want them to feed Me
Ali BulaçBen, onlardan bir rızık istemiyorum ve onların beni doyurup-beslemelerini de istemiyorum
«ما أريد منهم من رزق» لي ولأنفسهم وغيرهم «وما أريد أن يطعمون» ولا أنفسهم ولا غيرهم.
Saheeh InternationalIndeed, it is Allah who is the [continual] Provider, the firm possessor of strength
Ali BulaçHiç şüphesiz, rızık veren O, metin kuvvet sahibi olan Allah'tır
«إن الله هو الرزاق ذو القوة المتين» الشديد.
Saheeh InternationalAnd indeed, for those who have wronged is a portion [of punishment] like the portion of their predecessors, so let them not impatiently urge Me
Ali BulaçArtık gerçekten, zulmedenler için, (geçmişteki) arkadaşlarının günahlarına benzer bir günah vardır. Şu halde acele etmesinler
«فإن للذين ظلموا» أنفسهم بالكفر من أهل مكة وغيرهم «ذنوبا» نصيبا من العذاب «مثل ذنوب» نصيب «أصحابهم» الهالكين قبلهم «فلا يستعجلون» بالعذاب إن أخرتهم إلى يوم القيامة.
Saheeh InternationalAnd woe to those who have disbelieved from their Day which they are promised
Ali BulaçKendilerine va'dedilen o (azap) günlerinden dolayı vay o inkar edenlere
«فويل» شدة عذاب «للذين كفروا من» في «يومهم الذي يوعدون» أي يوم القيامة.