51. Adh-Dhaariyat سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
Saheeh InternationalBy those [winds] scattering [dust] dispersing
Elmalılı Hamdi YazırO tozdurup savuranlara
Süleyman AteşSavurup kaldıranlara
Yusuf AliBy the (Winds) that scatter broadcast
Saheeh InternationalAnd those [clouds] carrying a load [of water]
Elmalılı Hamdi YazırDerken bir ağırlık taşıyanlara
Süleyman Ateş(Yağmur) Yüklü (bulut)lara
Yusuf AliAnd those that lift and bear away heavy weights
Saheeh InternationalAnd those [ships] sailing with ease
Elmalılı Hamdi YazırDerken bir kolaylıkla akanlara
Süleyman AteşKolayca akıp gidenlere
Yusuf AliAnd those that flow with ease and gentleness
Saheeh InternationalAnd those [angels] apportioning [each] matter
Elmalılı Hamdi YazırDerken bir emir taksim edenlere andolsun ki
Süleyman Ateşİş(ler)i taksim edenlere (rızıkları, yağmurları dağıtan güçlere) andolsun ki
Yusuf AliAnd those that distribute and apportion by Command
Saheeh InternationalIndeed, what you are promised is true
Elmalılı Hamdi YazırO size vaad edilen elbette doğrudur
Süleyman AteşSize va'dedilen, mutlaka doğrudur
Yusuf AliVerily that which ye are promised is true
Saheeh InternationalAnd indeed, the recompense is to occur
Elmalılı Hamdi YazırCeza ve hesap günü şüphesiz olacaktır
Süleyman AteşCeza muhakkak olacaktır
Yusuf AliAnd verily Judgment and Justice must indeed come to pass
Saheeh InternationalBy the heaven containing pathways
Elmalılı Hamdi YazırYollara sahip göğe andolsun ki
Süleyman Ateş(Çeşitli) yolları (yörüngeleri) bulunan göğe andolsun ki
Yusuf AliBy the Sky with (its) numerous Paths
Saheeh InternationalIndeed, you are in differing speech
Elmalılı Hamdi YazırSiz elbette çelişkili sözler içindesiniz
Süleyman AteşSiz, çeşitli söz(ler) içindesiniz
Yusuf AliTruly ye are in a doctrine discordant
Saheeh InternationalDeluded away from the Qur'an is he who is deluded
Elmalılı Hamdi YazırOndan çevrilen (imana) çevrilir
Süleyman AteşÇevrilen, ondan çevriliyor
Yusuf AliThrough which are deluded (away from the Truth) such as would be deluded
Saheeh InternationalDestroyed are the falsifiers
Elmalılı Hamdi YazırKahrolsun (o fikir adına) kendi tahminlerini ileri sürenler
Süleyman AteşO (çeşitli sözleri) atan yalancılar kahrolsun
Yusuf AliWoe to the falsehood-mongers
Saheeh InternationalWho are within a flood [of confusion] and heedless
Elmalılı Hamdi YazırOnlar bir sarhoşluk ve cehalet içinde şuursuzdurlar
Süleyman AteşOnlar aptallık içinde yanılıp durmaktadırlar
Yusuf AliThose who (flounder) heedless in a flood of confusion
Saheeh InternationalThey ask, "When is the Day of Recompense
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Hesap ve ceza günü ne zaman?" diye soruyorlar
Süleyman AteşCeza günü ne zaman? diye sorarlar
Yusuf AliThey ask, "When will be the Day of Judgment and Justice
Saheeh International[It is] the Day they will be tormented over the Fire
Elmalılı Hamdi YazırO gün, onların ateş üzerinde azap görecekleri gündür
Süleyman AteşO gün onlar ateş üzerinde yakılacaklardır
Yusuf Ali(It will be) a Day when they will be tried (and tested) over the Fire
Saheeh International[And will be told], "Taste your torment. This is that for which you were impatient
Elmalılı Hamdi YazırOnlara: "Tadın inkarınızın cezasını, işte sizin acele istediğiniz budur!" denecektir
Süleyman Ateş(Kendilerine): "Fitnenizi (fesadınızın cezasını) tadın! Acele isteyip durduğunuz şey budur işte!" (denilecek)
Yusuf AliTaste ye your trial! This is what ye used to ask to be hastened
Saheeh InternationalIndeed, the righteous will be among gardens and springs
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki takva sahipleri Rablerinin kendilerine verdiği sevabı almış olarak cennet bahçelerinde ve pınar başlarında bulunacaklardır. Çünkü onlar bundan önce iyilik yapıyorlardı
Süleyman AteşKorunanlar, cennetlerde, çeşme başlarındadırlar
Yusuf AliAs to the Righteous, they will be in the midst of Gardens and Springs
Saheeh InternationalAccepting what their Lord has given them. Indeed, they were before that doers of good
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki takva sahipleri Rablerinin kendilerine verdiği sevabı almış olarak cennet bahçelerinde ve pınar başlarında bulunacaklardır. Çünkü onlar bundan önce iyilik yapıyorlardı
Süleyman AteşRablerinin, kendilerine verdiğini alırlar. Çünkü onlar bundan önce güzel davranırlardı
Yusuf AliTaking joy in the things which their Lord gives them, because, before then, they lived a good life
Saheeh InternationalThey used to sleep but little of the night
Elmalılı Hamdi YazırOnlar geceleyin pek az uyurlardı
Süleyman AteşGeceleri pek az uyurlardı
Yusuf AliThey were in the habit of sleeping but little by night
Saheeh InternationalAnd in the hours before dawn they would ask forgiveness
Elmalılı Hamdi YazırOnlar seher vakitlerinde Allah'tan bağışlanma dilerlerdi
Süleyman AteşSeherlerde onlar istiğfar ederlerdi
Yusuf AliAnd in the hour of early dawn, they (were found) praying for Forgiveness
Saheeh InternationalAnd from their properties was [given] the right of the [needy] petitioner and the deprived
Elmalılı Hamdi YazırOnların mallarında isteyen ve istemeyen yoksullar için bir hak vardı
Süleyman AteşMallarında dilenci ve yoksul için hak vardı
Yusuf AliAnd in their wealth and possessions (was remembered) the right of the (needy,) him who asked, and him who (for some reason) was prevented (from asking)
Saheeh InternationalAnd on the earth are signs for the certain [in faith]
Elmalılı Hamdi YazırKesin olarak inananlar için, yeryüzünde ve kendi nefislerinde nice ibretler vardır. Hiç görmüyor musunuz
Süleyman AteşKesin inanacaklar için yerde nice ibretler vardır
Yusuf AliOn the earth are signs for those of assured Faith
Saheeh InternationalAnd in yourselves. Then will you not see
Elmalılı Hamdi YazırKesin olarak inananlar için, yeryüzünde ve kendi nefislerinde nice ibretler vardır. Hiç görmüyor musunuz
Süleyman AteşKendi canlarınızda da öyle. Görmüyor musunuz
Yusuf AliAs also in your own selves: Will ye not then see
Saheeh InternationalAnd in the heaven is your provision and whatever you are promised
Elmalılı Hamdi YazırSizin rızkınız da size vaad edilen sevap ve ceza da göktedir
Süleyman AteşGökte rızkınız da var, uyarıldığınız (azab)da var
Yusuf AliAnd in heaven is your Sustenance, as (also) that which ye are promised
Saheeh InternationalThen by the Lord of the heaven and earth, indeed, it is truth - just as [sure as] it is that you are speaking
Elmalılı Hamdi YazırGök ve yerin Rabbine andolsun ki size edilen o vaad, herhalde haktır. O tıpkı sizin konuşmanız gibi gerçektir
Süleyman AteşGöğün ve yerin Rabbine andolsun ki o, sizin konuştuğunuz gibi gerçektir
Yusuf AliThen, by the Lord of heaven and earth, this is the very Truth, as much as the fact that ye can speak intelligently to each other
Saheeh InternationalHas there reached you the story of the honored guests of Abraham
Elmalılı Hamdi YazırEy Muhammed! İbrahim'in şerefli misafirlerinin haberi sana geldi mi
Süleyman Ateşİbrahim'in ağırlanan konuklarının haberi sana geldi mi
Yusuf AliHas the story reached thee, of the honoured guests of Abraham
Saheeh InternationalWhen they entered upon him and said, "[We greet you with] peace." He answered, "[And upon you] peace, [you are] a people unknown
Elmalılı Hamdi YazırHani onlar İbrahim'in huzuruna girmişlerdi de "Selam sana!" demişlerdi. İbrahim: "Size de selam" demiş, ve içinden: "Bunlar tanınmamış bir topluluk!" diye geçirmişti
Süleyman AteşBir zaman onun yanına girmişler: "Selam" demişlerdi. "Selam, dedi, (siz) tanınmamış bir topluluk(sunuz)
Yusuf AliBehold, they entered his presence, and said: "Peace!" He said, "Peace!" (and thought, "These seem) unusual people
Saheeh InternationalThen he went to his family and came with a fat [roasted] calf
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim, sonra ailesine giderek semiz bir buzağı (eti) getirdi
Süleyman Ateş(Konuklarına yemek hazırlamak için) gizlice ailesinin yanına gitti, semiz bir buzağı getirdi
Yusuf AliThen he turned quickly to his household, brought out a fatted calf
Saheeh InternationalAnd placed it near them; he said, "Will you not eat
Elmalılı Hamdi YazırOnu önlerine sürerek: "Yemez misiniz?" dedi
Süleyman AteşOnu, önlerine yaklaştırdı, "Yemez misiniz?" dedi
Yusuf AliAnd placed it before them.. he said, "Will ye not eat
Saheeh InternationalAnd he felt from them apprehension. They said, "Fear not," and gave him good tidings of a learned boy
Elmalılı Hamdi YazırYemediklerini görünce onlardan içine bir korku düştü. Onlar İbrahim'e: "Korkma!" dediler ve onu çok bilgili bir oğul ile müjdelediler
Süleyman Ateş(Yemediklerini görünce) Onlardan içine bir korku düşürdü. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler
Yusuf Ali(When they did not eat), He conceived a fear of them. They said, "Fear not," and they gave him glad tidings of a son endowed with knowledge
Saheeh InternationalAnd his wife approached with a cry [of alarm] and struck her face and said, "[I am] a barren old woman
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine karısı (Sâre) bir çığlık atarak geldi ve elini yüzüne vurarak: "Ben kısır bir kocakarıyım, nasıl çocuğum olur?" dedi
Süleyman AteşKarısı (Sare) çığlık içinde geldi (hayretten elini) yüzüne vurarak: "(Ben) Kısır bir koca karı(yım, benden nasıl çocuk olur)?" dedi
Yusuf AliBut his wife came forward (laughing) aloud: she smote her forehead and said: "A barren old woman
Saheeh InternationalThey said, "Thus has said your Lord; indeed, He is the Wise, the Knowing
Elmalılı Hamdi YazırMisafir melekler: "Evet bu böyledir. Rabbin böyle buyurdu. Gerçekten O hüküm ve hikmet sahibidir. Herşeyi hakkıyla bilir." dediler
Süleyman AteşDediler ki: "Rabbin böyle dedi. O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir
Yusuf AliThey said, "Even so has thy Lord spoken: and He is full of Wisdom and Knowledge
Saheeh International[Abraham] said, "Then what is your business [here], O messengers
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim, kendisine misafir olarak gelen meleklere: "Acaba sizin asıl önemli işiniz nedir ey elçiler?" dedi
Süleyman Ateş(İbrahim): "O halde göreviniz nedir ey elçiler?" dedi
Yusuf Ali(Abraham) said: "And what, O ye Messengers, is your errand (now)
Saheeh InternationalThey said, "Indeed, we have been sent to a people of criminals
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Gerçekten biz günahkâr bir kavim (olan Lût kavmine) gönderildik
Süleyman AteşDediler: "Biz suçlu bir kavme gönderildik
Yusuf AliThey said, "We have been sent to a people (deep) in sin
Saheeh InternationalTo send down upon them stones of clay
Elmalılı Hamdi YazırOnların üzerine çamurdan pişirilmiş sert taşlar yağdıracağız
Süleyman AteşKi onların üzerine çamurdan taş(lar) salalım
Yusuf AliTo bring on, on them, (a shower of) stones of clay (brimstone)
Saheeh InternationalMarked in the presence of your Lord for the transgressors
Elmalılı Hamdi YazırO taşlardan herbirinin haddi aşanlardan kime isabet edeceği Rabbin katında işaretlenmiştir." dediler
Süleyman AteşRabbinin katında, haddi aşanlar için işaretlenmiş (taşlar)
Yusuf AliMarked as from thy Lord for those who trespass beyond bounds
Saheeh InternationalSo We brought out whoever was in the cities of the believers
Elmalılı Hamdi YazırNihayet biz müminlerden orada bulunan kimseleri çıkardık
Süleyman AteşOrada bulunan mü'minleri çıkardık
Yusuf AliThen We evacuated those of the Believers who were there
Saheeh InternationalAnd We found not within them other than a [single] house of Muslims
Elmalılı Hamdi YazırFakat biz orada müslümanlardan bir ev halkından başka kimseyi de bulamadık
Süleyman AteşZaten orada bir ev(halkın)dan başka müslüman da bulmadık
Yusuf AliBut We found not there any just (Muslim) persons except in one house
Saheeh InternationalAnd We left therein a sign for those who fear the painful punishment
Elmalılı Hamdi YazırBiz orada acı bir azabdan korkan kimseler için bir ibret nişanesi bıraktık
Süleyman AteşAcı azabdan korkanlar için orada bir ibret bıraktık
Yusuf AliAnd We left there a Sign for such as fear the Grievous Penalty
Saheeh InternationalAnd in Moses [was a sign], when We sent him to Pharaoh with clear authority
Elmalılı Hamdi YazırMusa'nın kıssasında da ibret vardır. Hani biz onu apaçık bir delille Firavun'a göndermiştik
Süleyman AteşMusa'da da (ibret alınacak şeyler vardır). Onu açık bir delil ile Fir'avn'e göndermiştik
Yusuf AliAnd in Moses (was another Sign): Behold, We sent him to Pharaoh, with authority manifest
Saheeh InternationalBut he turned away with his supporters and said," A magician or a madman
Elmalılı Hamdi YazırFiravun ise ordusuyla birlikte yüz çevirmiş, onun hakkında: "Bu bir sihirbazdır, ya da bir delidir." demişti
Süleyman Ateş(Fir'avn ona) Yanını çevirdi ve: "Bu, ya büyücü veya cinlidir" dedi
Yusuf AliBut (Pharaoh) turned back with his Chiefs, and said, "A sorcerer, or one possessed
Saheeh InternationalSo We took him and his soldiers and cast them into the sea, and he was blameworthy
Elmalılı Hamdi YazırNihayet biz onu ve ordularını yakalayıp hepsini denize attık. Firavun ise o sırada (inadından dolayı pişmanlık duyarak) kendi kendini kınıyordu
Süleyman AteşBiz de onu ve askerlerini yakaladık, onları denize attık. (O boğulurken pişmanlıkla) Kendi kendini kınıyordu
Yusuf AliSo We took him and his forces, and threw them into the sea; and his was the blame
Saheeh InternationalAnd in 'Aad [was a sign], when We sent against them the barren wind
Elmalılı Hamdi YazırÂd kavminin helâkinde de bir ibret vardır. Hani biz onların üzerine köklerini kesecek bir rüzgar göndermiştik
Süleyman AteşAd(kavmin)de de (ibret alınacak şeyler vardır). Onlara, köklerini kesen bir rüzgar gönderdik
Yusuf AliAnd in the 'Ad (people) (was another Sign): Behold, We sent against them the devastating Wind
Saheeh InternationalIt left nothing of what it came upon but that it made it like disintegrated ruins
Elmalılı Hamdi YazırO rüzgar üzerine uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül gibi dağıtıyordu
Süleyman AteşÜzerinden geçtiği hiçbir şeyi bırakmıyor, onu kül gibi ediyordu
Yusuf AliIt left nothing whatever that it came up against, but reduced it to ruin and rottenness
Saheeh InternationalAnd in Thamud, when it was said to them, "Enjoy yourselves for a time
Elmalılı Hamdi YazırSemud kavminin helâkinde de bir ibret vardır. Hani onlara: "Belirli bir süreye kadar dünyadan yararalanıp, geçinin!" denmişti
Süleyman AteşSemud(kavmin)de de (ibret alınacak şeyler vardır). Onlara: "Bir süreye kadar sefa sürün" denmişti
Yusuf AliAnd in the Thamud (was another Sign): Behold, they were told, "Enjoy (your brief day) for a little while
Saheeh InternationalBut they were insolent toward the command of their Lord, so the thunderbolt seized them while they were looking on
Elmalılı Hamdi YazırOnlarsa Rablerinin emrine karşı büyüklük tasladılar. Bunun üzerine kendilerini, bakıp dururlarken yıldırım yakalayıp, çarptı
Süleyman AteşRablerinin buyruğuna başkaldırdılar, bu yüzden onlar bakıp dururlarken, onları yıldırım yakaladı
Yusuf AliBut they insolently defied the Command of their Lord: So the stunning noise (of an earthquake) seized them, even while they were looking on
Saheeh InternationalAnd they were unable to arise, nor could they defend themselves
Elmalılı Hamdi YazırArtık onlar, ne kendi kendilerine ayağa kalkabildiler, ne de yardım gördüler
Süleyman Ateş(Yurtlarında çöküverdiler) Ne kalkabildiler, ne de (bu duruma) engel olabildiler
Yusuf AliThen they could not even stand (on their feet), nor could they help themselves
Saheeh InternationalAnd [We destroyed] the people of Noah before; indeed, they were a people defiantly disobedient
Elmalılı Hamdi YazırDaha önce de Nuh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar yoldan çıkmış fâsık bir kavimdiler
Süleyman AteşDaha önce de Nuh kavmini helak etmiştik. Çünkü onlar da yoldan çıkmış bir toplum idiler
Yusuf AliSo were the People of Noah before them for they wickedly transgressed
Saheeh InternationalAnd the heaven We constructed with strength, and indeed, We are [its] expander
Elmalılı Hamdi YazırBiz göğü kudretimizle bina ettik. Hiç şüphesiz biz, çok genişlik ve kudret sahibiyiz
Süleyman AteşGöğü sağlam yaptık, biz genişleticiyiz (kudretimiz geniştir, göğü öyle genişleten biziz)
Yusuf AliWith power and skill did We construct the Firmament: for it is We Who create the vastness of pace
Saheeh InternationalAnd the earth We have spread out, and excellent is the preparer
Elmalılı Hamdi YazırYeryüzünü de biz döşedik. Bakın biz onu ne güzel döşüyoruz
Süleyman AteşYeri biz döşedik, (biz) ne güzel döşeyiciyiz
Yusuf AliAnd We have spread out the (spacious) earth: How excellently We do spread out
Saheeh InternationalAnd of all things We created two mates; perhaps you will remember
Elmalılı Hamdi YazırBiz herşeyden iki çift yarattık. Umulur ki, iyice düşünürsünüz
Süleyman AteşHer şeyden iki çift (erkek-dişi) yarattık ki düşünüp öğüt alasınız
Yusuf AliAnd of every thing We have created pairs: That ye may receive instruction
Saheeh InternationalSo flee to Allah. Indeed, I am to you from Him a clear warner
Elmalılı Hamdi YazırEy Muhammed! de ki: "Öyleyse Allah'a koşun, gerçekten ben size O'nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım
Süleyman AteşO halde Allah'a kaçın, ben size O'nun tarafından görevlendirilmiş apaçık bir uyarıcıyım
Yusuf AliHasten ye then (at once) to God: I am from Him a Warner to you, clear and open
Saheeh InternationalAnd do not make [as equal] with Allah another deity. Indeed, I am to you from Him a clear warner
Elmalılı Hamdi YazırAllah'la beraber başka bir tanrı uydurmayın (O'na ortak koşmayın). Gerçekten ben size O'nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım
Süleyman AteşAllah ile beraber başka tanrılar uydurmayın. Ben size O'nun tarafından görevlendirilmiş apaçık bir uyarıcıyım
Yusuf AliAnd make not another an object of worship with God: I am from Him a Warner to you, clear and open
Saheeh InternationalSimilarly, there came not to those before them any messenger except that they said, "A magician or a madman
Elmalılı Hamdi YazırBöylece onlardan öncekilere de herhangi bir peygamber gelince, onun hakkında da mutlaka: "Bir sihirbazdır veya bir delidir." dediler
Süleyman Ateşİşte böyle, onlardan önce de ne kadar elçi geldiyse mutlaka: "Büyücü veya cinlenmiş" dediler
Yusuf AliSimilarly, no apostle came to the Peoples before them, but they said (of him) in like manner, "A sorcerer, or one possessed
Saheeh InternationalDid they suggest it to them? Rather, they [themselves] are a transgressing people
Elmalılı Hamdi YazırOnlar birbirlerine bunu mu tavsiye ettiler? Hayır onlar azgın bir kavimdir
Süleyman AteşBunu birbirlerine tavsiye mi ettiler (ki hep aynı şeyi söylüyorlar)? Doğrusu, onlar azgın bir topluluktur
Yusuf AliIs this the legacy they have transmitted, one to another? Nay, they are themselves a people transgressing beyond bounds
Saheeh InternationalSo leave them, [O Muhammad], for you are not to be blamed
Elmalılı Hamdi YazırEy Muhammed! Sen onlardan yüz çevir. Artık sen kınanacak değilsin
Süleyman AteşOnlardan yüz çevir, sen kınanacak değilsin
Yusuf AliSo turn away from them: not thine is the blame
Saheeh InternationalAnd remind, for indeed, the reminder benefits the believers
Elmalılı Hamdi YazırSen öğüt verip hatırlat. Çünkü, hatırlatmak müminlere fayda verir
Süleyman AteşAma yine de hatırlat, çünkü hatırlatmak inananlara yararlıdır
Yusuf AliBut teach (thy Message) for teaching benefits the Believers
Saheeh InternationalAnd I did not create the jinn and mankind except to worship Me
Elmalılı Hamdi YazırBen cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım
Süleyman AteşBen cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım
Yusuf AliI have only created Jinns and men, that they may serve Me
Saheeh InternationalI do not want from them any provision, nor do I want them to feed Me
Elmalılı Hamdi YazırBen onlardan herhangi bir rızık istemiyorum. Beni yedirmelerini de istemiyorum
Süleyman AteşBen onlardan rızık istemiyorum, beni beslemelerini de istemiyorum
Yusuf AliNo Sustenance do I require of them, nor do I require that they should feed Me
Saheeh InternationalIndeed, it is Allah who is the [continual] Provider, the firm possessor of strength
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki, rızık veren O sağlam kuvvet sahibi olan Allah'tır
Süleyman AteşŞüphesiz rızık veren, sağlam kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır
Yusuf AliFor God is He Who gives (all) Sustenance,- Lord of Power,- Steadfast (for ever)
Saheeh InternationalAnd indeed, for those who have wronged is a portion [of punishment] like the portion of their predecessors, so let them not impatiently urge Me
Elmalılı Hamdi YazırŞüphsiz ki, zulmedenlerin geçmiş arkadaşlarının payı gibi, dolgun bir azab payı vardır. Ama şimdi onu acele istemesinler
Süleyman AteşMuhakkak ki, bu zulmedenlerin de (geçmiş) arkadaşlarının payı gibi bir azab payı vardır, (ötekilerin başına gelen azab gibi bir azab bunların da başına gelecektir), acele etmesinler
Yusuf AliFor the Wrong-doers, their portion is like unto the portion of their fellows (of earlier generations): then let them not ask Me to hasten (that portion)
Saheeh InternationalAnd woe to those who have disbelieved from their Day which they are promised
Elmalılı Hamdi YazırKendilerine vaad edilen günlerinde uğrayacakaları azabdan dolayı vay inkâr edenlerin haline
Süleyman AteşUyarıldıkları günlerinden dolayı vay o kafirlerin haline
Yusuf AliWoe, then, to the Unbelievers, on account of that Day of theirs which they have been promised