☪ Anlam Arayışı

51. Adh-Dhaariyat سُورَةُ الذَّارِيَاتِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
51:1
وَٱلذَّٰرِيَٰتِ ذَرۡوࣰ ا

Saheeh InternationalBy those [winds] scattering [dust] dispersing

Süleyman AteşSavurup kaldıranlara

Ali BulaçTozu dumana katıp savuran (rüzgar)lara

51:2
فَٱلۡحَٰمِلَٰتِ وِقۡرࣰ ا

Saheeh InternationalAnd those [clouds] carrying a load [of water]

Süleyman Ateş(Yağmur) Yüklü (bulut)lara

Ali BulaçDerken, ağır yük taşıyan (bulut)lara

51:3
فَٱلۡجَٰرِيَٰتِ يُسۡرࣰ ا

Saheeh InternationalAnd those [ships] sailing with ease

Süleyman AteşKolayca akıp gidenlere

Ali BulaçSonra kolaylıkla akıp gidenlere

51:4
فَٱلۡمُقَسِّمَٰتِ أَمۡرًا

Saheeh InternationalAnd those [angels] apportioning [each] matter

Süleyman Ateşİş(ler)i taksim edenlere (rızıkları, yağmurları dağıtan güçlere) andolsun ki

Ali BulaçSonra iş(ler)i taksim edenlere andolsun

51:5 📚 1
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقࣱ‏

Saheeh InternationalIndeed, what you are promised is true

Süleyman AteşSize va'dedilen, mutlaka doğrudur

Ali BulaçSize va'dedilmekte olan, hiç tartışmasız doğrudur

51:6
وَإِنَّ ٱلدِّينَ لَوَٰقِعࣱ‏

Saheeh InternationalAnd indeed, the recompense is to occur

Süleyman AteşCeza muhakkak olacaktır

Ali BulaçŞüphesiz din (hesap ve ceza) da mutlaka gerçekleşecektir

51:7
وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلۡحُبُكِ

Saheeh InternationalBy the heaven containing pathways

Süleyman Ateş(Çeşitli) yolları (yörüngeleri) bulunan göğe andolsun ki

Ali BulaçÖzen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış' göğe andolsun

51:8
إِنَّكُمۡ لَفِي قَوۡلࣲ مُّخۡتَلِفࣲ‏

Saheeh InternationalIndeed, you are in differing speech

Süleyman AteşSiz, çeşitli söz(ler) içindesiniz

Ali BulaçSiz, gerçekten birbirini tutmaz bir söz (çelişkili ve aykırı görüşler) içindesiniz

51:9
يُؤۡفَكُ عَنۡهُ مَنۡ أُفِكَ

Saheeh InternationalDeluded away from the Qur'an is he who is deluded

Süleyman AteşÇevrilen, ondan çevriliyor

Ali BulaçOndan çevrilen çevrilir

51:10
قُتِلَ ٱلۡخَرَّٰصُونَ

Saheeh InternationalDestroyed are the falsifiers

Süleyman AteşO (çeşitli sözleri) atan yalancılar kahrolsun

Ali BulaçKahrolsun, o 'zan ve tahminle yalan söyleyenler

51:11
ٱلَّذِينَ هُمۡ فِي غَمۡرَةࣲ سَاهُونَ

Saheeh InternationalWho are within a flood [of confusion] and heedless

Süleyman AteşOnlar aptallık içinde yanılıp durmaktadırlar

Ali BulaçKi onlar, 'bilgisizliğin kuşatması' içinde habersizdirler

51:12
يَسۡـَٔلُونَ أَيَّانَ يَوۡمُ ٱلدِّينِ

Saheeh InternationalThey ask, "When is the Day of Recompense

Süleyman AteşCeza günü ne zaman? diye sorarlar

Ali BulaçHesap ve ceza (din) günü ne zaman?" diye sorarlar

51:13 📚 1
يَوۡمَ هُمۡ عَلَى ٱلنَّارِ يُفۡتَنُونَ

Saheeh International[It is] the Day they will be tormented over the Fire

Süleyman AteşO gün onlar ateş üzerinde yakılacaklardır

Ali BulaçO gün onlar, ateşin üstünde tutulup-eritilecekler

51:14
ذُوقُواْ فِتۡنَتَكُمۡ هَٰذَا ٱلَّذِي كُنتُم بِهِۦ تَسۡتَعۡجِلُونَ

Saheeh International[And will be told], "Taste your torment. This is that for which you were impatient

Süleyman Ateş(Kendilerine): "Fitnenizi (fesadınızın cezasını) tadın! Acele isteyip durduğunuz şey budur işte!" (denilecek)

Ali BulaçTadın fitnenizi. Bu, sizin pek acele isteyip durduğunuz şeydir

51:15
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي جَنَّٰتࣲ وَعُيُونٍ

Saheeh InternationalIndeed, the righteous will be among gardens and springs

Süleyman AteşKorunanlar, cennetlerde, çeşme başlarındadırlar

Ali BulaçŞüphesiz muttaki olanlar, cennetlerde ve pınarlardadırlar

51:16
ءَاخِذِينَ مَآ ءَاتَىٰهُمۡ رَبُّهُمۡۚ إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَبۡلَ ذَٰلِكَ مُحۡسِنِينَ

Saheeh InternationalAccepting what their Lord has given them. Indeed, they were before that doers of good

Süleyman AteşRablerinin, kendilerine verdiğini alırlar. Çünkü onlar bundan önce güzel davranırlardı

Ali BulaçRablerinin kendilerine verdiğini alanlar olarak. Çünkü onlar, bundan önce ihsanda (güzel davranışta) bulunanlardı

51:17
كَانُواْ قَلِيلࣰ ا مِّنَ ٱلَّيۡلِ مَا يَهۡجَعُونَ

Saheeh InternationalThey used to sleep but little of the night

Süleyman AteşGeceleri pek az uyurlardı

Ali BulaçGece-boyunca da pek az uyurlardı

51:18 📚 8
وَبِٱلۡأَسۡحَارِ هُمۡ يَسۡتَغۡفِرُونَ

Saheeh InternationalAnd in the hours before dawn they would ask forgiveness

Süleyman AteşSeherlerde onlar istiğfar ederlerdi

Ali BulaçOnlar, seher vakitlerinde istiğfar ederlerdi

51:19
وَفِيٓ أَمۡوَٰلِهِمۡ حَقࣱّ لِّلسَّآئِلِ وَٱلۡمَحۡرُومِ

Saheeh InternationalAnd from their properties was [given] the right of the [needy] petitioner and the deprived

Süleyman AteşMallarında dilenci ve yoksul için hak vardı

Ali BulaçOnların mallarında dilenip-isteyen (ve iffetinden dolayı istemeyip de) yoksul olan için de bir hak vardı

51:20
وَفِي ٱلۡأَرۡضِ ءَايَٰتࣱ لِّلۡمُوقِنِينَ

Saheeh InternationalAnd on the earth are signs for the certain [in faith]

Süleyman AteşKesin inanacaklar için yerde nice ibretler vardır

Ali BulaçYeryüzünde kesin bir bilgiyle inanacak olanlar için ayetler vardır

51:21 📚 11
وَفِيٓ أَنفُسِكُمۡۚ أَفَلَا تُبۡصِرُونَ

Saheeh InternationalAnd in yourselves. Then will you not see

Süleyman AteşKendi canlarınızda da öyle. Görmüyor musunuz

Ali BulaçVe kendi nefislerinizde de. Yine de görmüyor musunuz

51:22 📚 16
وَفِي ٱلسَّمَآءِ رِزۡقُكُمۡ وَمَا تُوعَدُونَ

Saheeh InternationalAnd in the heaven is your provision and whatever you are promised

Süleyman AteşGökte rızkınız da var, uyarıldığınız (azab)da var

Ali BulaçGökte rızkınız vardır ve size va'dolunmakta olan da

51:23 📚 5
فَوَرَبِّ ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِ إِنَّهُۥ لَحَقࣱّ مِّثۡلَ مَآ أَنَّكُمۡ تَنطِقُونَ

Saheeh InternationalThen by the Lord of the heaven and earth, indeed, it is truth - just as [sure as] it is that you are speaking

Süleyman AteşGöğün ve yerin Rabbine andolsun ki o, sizin konuştuğunuz gibi gerçektir

Ali Bulaçİşte, göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, şüphesiz, o (size va'dedilen) sizin (aranızda) konuştuklarınız kadar, elbette kesin bir gerçektir

51:24
هَلۡ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ضَيۡفِ إِبۡرَٰهِيمَ ٱلۡمُكۡرَمِينَ

Saheeh InternationalHas there reached you the story of the honored guests of Abraham

Süleyman Ateşİbrahim'in ağırlanan konuklarının haberi sana geldi mi

Ali BulaçSana İbrahim'in ağırlanan konuklarının haberi geldi mi

51:25
إِذۡ دَخَلُواْ عَلَيۡهِ فَقَالُواْ سَلَٰمࣰ اۖ قَالَ سَلَٰمࣱ قَوۡمࣱ مُّنكَرُونَ

Saheeh InternationalWhen they entered upon him and said, "[We greet you with] peace." He answered, "[And upon you] peace, [you are] a people unknown

Süleyman AteşBir zaman onun yanına girmişler: "Selam" demişlerdi. "Selam, dedi, (siz) tanınmamış bir topluluk(sunuz)

Ali BulaçHani, yanına girdiklerinde: "Selam" demişlerdi. O da: "Selam" demişti. "(Haklarında bilgim olmayan) Yabancı bir topluluk

51:26 📚 4
فَرَاغَ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِۦ فَجَآءَ بِعِجۡلࣲ سَمِينࣲ‏

Saheeh InternationalThen he went to his family and came with a fat [roasted] calf

Süleyman Ateş(Konuklarına yemek hazırlamak için) gizlice ailesinin yanına gitti, semiz bir buzağı getirdi

Ali BulaçHemen (onlara) sezdirmeden ailesine gidip, çok geçmeden semiz bir buzağı ile (geri) geldi

51:27 📚 1
فَقَرَّبَهُۥٓ إِلَيۡهِمۡ قَالَ أَلَا تَأۡكُلُونَ

Saheeh InternationalAnd placed it near them; he said, "Will you not eat

Süleyman AteşOnu, önlerine yaklaştırdı, "Yemez misiniz?" dedi

Ali BulaçDerken onlara yaklaştırıp (ikram etti); "Yemez misiniz?" dedi

51:28
فَأَوۡجَسَ مِنۡهُمۡ خِيفَةࣰۖ قَالُواْ لَا تَخَفۡۖ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَٰمٍ عَلِيمࣲ‏

Saheeh InternationalAnd he felt from them apprehension. They said, "Fear not," and gave him good tidings of a learned boy

Süleyman Ateş(Yemediklerini görünce) Onlardan içine bir korku düşürdü. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler

Ali Bulaç(Onlar yemeyince) Bunun üzerine içine bir tür korku düştü. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir erkek çocuk müjdesini verdiler

51:29
فَأَقۡبَلَتِ ٱمۡرَأَتُهُۥ فِي صَرَّةࣲ فَصَكَّتۡ وَجۡهَهَا وَقَالَتۡ عَجُوزٌ عَقِيمࣱ‏

Saheeh InternationalAnd his wife approached with a cry [of alarm] and struck her face and said, "[I am] a barren old woman

Süleyman AteşKarısı (Sare) çığlık içinde geldi (hayretten elini) yüzüne vurarak: "(Ben) Kısır bir koca karı(yım, benden nasıl çocuk olur)?" dedi

Ali BulaçBöylece karısı çığlıklar kopararak geldi ve yüzüne vurarak: "Kısır, yaşlı bir kadın (mı doğum yapacakmış)? dedi

51:30
قَالُواْ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡحَكِيمُ ٱلۡعَلِيمُ

Saheeh InternationalThey said, "Thus has said your Lord; indeed, He is the Wise, the Knowing

Süleyman AteşDediler ki: "Rabbin böyle dedi. O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir

Ali BulaçDediler ki: "Öyle. (Bunu) Senin Rabbin buyurdu. Çünkü O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir

51:31 📚 1
۞قَالَ فَمَا خَطۡبُكُمۡ أَيُّهَا ٱلۡمُرۡسَلُونَ

Saheeh International[Abraham] said, "Then what is your business [here], O messengers

Süleyman Ateş(İbrahim): "O halde göreviniz nedir ey elçiler?" dedi

Ali Bulaç(İbrahim) dedi ki: "Şu halde sizin asıl isteğiniz nedir, ey elçiler

51:32
قَالُوٓاْ إِنَّآ أُرۡسِلۡنَآ إِلَىٰ قَوۡمࣲ مُّجۡرِمِينَ

Saheeh InternationalThey said, "Indeed, we have been sent to a people of criminals

Süleyman AteşDediler: "Biz suçlu bir kavme gönderildik

Ali BulaçDoğrusu biz, suçlu-günahkar bir kavme gönderildik" dediler

51:33
لِنُرۡسِلَ عَلَيۡهِمۡ حِجَارَةࣰ مِّن طِينࣲ‏

Saheeh InternationalTo send down upon them stones of clay

Süleyman AteşKi onların üzerine çamurdan taş(lar) salalım

Ali BulaçÜzerlerine çamurdan (iyice sertleşip kaskatı kesilmiş) taşlar yağdırmak için

51:34
مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلۡمُسۡرِفِينَ

Saheeh InternationalMarked in the presence of your Lord for the transgressors

Süleyman AteşRabbinin katında, haddi aşanlar için işaretlenmiş (taşlar)

Ali Bulaç(Ki bu taşların her biri,) Rabbinin Katında ölçüyü taşıranlar için (herkese ayrı ayrı) işaretlenmiştir

51:35
فَأَخۡرَجۡنَا مَن كَانَ فِيهَا مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ

Saheeh InternationalSo We brought out whoever was in the cities of the believers

Süleyman AteşOrada bulunan mü'minleri çıkardık

Ali BulaçBu arada, mü'minlerden orda kim varsa çıkardık

51:36 📚 9
فَمَا وَجَدۡنَا فِيهَا غَيۡرَ بَيۡتࣲ مِّنَ ٱلۡمُسۡلِمِينَ

Saheeh InternationalAnd We found not within them other than a [single] house of Muslims

Süleyman AteşZaten orada bir ev(halkın)dan başka müslüman da bulmadık

Ali BulaçNe var ki, orda Müslümanlardan olan bir evden başkasını bulmadık

51:37
وَتَرَكۡنَا فِيهَآ ءَايَةࣰ لِّلَّذِينَ يَخَافُونَ ٱلۡعَذَابَ ٱلۡأَلِيمَ

Saheeh InternationalAnd We left therein a sign for those who fear the painful punishment

Süleyman AteşAcı azabdan korkanlar için orada bir ibret bıraktık

Ali BulaçVe orada, acı bir azaptan korkanlar için bir ayet bıraktık

51:38
وَفِي مُوسَىٰٓ إِذۡ أَرۡسَلۡنَٰهُ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ بِسُلۡطَٰنࣲ مُّبِينࣲ‏

Saheeh InternationalAnd in Moses [was a sign], when We sent him to Pharaoh with clear authority

Süleyman AteşMusa'da da (ibret alınacak şeyler vardır). Onu açık bir delil ile Fir'avn'e göndermiştik

Ali BulaçMusa (olayın)da da (düşündürücü ayetler vardır). Hani Biz onu açık bir delille Firavun'a göndermiştik

51:39
فَتَوَلَّىٰ بِرُكۡنِهِۦ وَقَالَ سَٰحِرٌ أَوۡ مَجۡنُونࣱ‏

Saheeh InternationalBut he turned away with his supporters and said," A magician or a madman

Süleyman Ateş(Fir'avn ona) Yanını çevirdi ve: "Bu, ya büyücü veya cinlidir" dedi

Ali BulaçFakat o, 'bütün kişisel ve askeri gücüyle' yüz çevirdi ve: "(Bu,) Ya bir büyücü veya bir delidir" dedi

51:40
فَأَخَذۡنَٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذۡنَٰهُمۡ فِي ٱلۡيَمِّ وَهُوَ مُلِيمࣱ‏

Saheeh InternationalSo We took him and his soldiers and cast them into the sea, and he was blameworthy

Süleyman AteşBiz de onu ve askerlerini yakaladık, onları denize attık. (O boğulurken pişmanlıkla) Kendi kendini kınıyordu

Ali BulaçBunun üzerine, Biz onu ve ordularını yakalayıp denize attık; (ki o,) 'kınanacak işler yapıyordu

51:41
وَفِي عَادٍ إِذۡ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمُ ٱلرِّيحَ ٱلۡعَقِيمَ

Saheeh InternationalAnd in 'Aad [was a sign], when We sent against them the barren wind

Süleyman AteşAd(kavmin)de de (ibret alınacak şeyler vardır). Onlara, köklerini kesen bir rüzgar gönderdik

Ali BulaçAd (kavmin)de de (ayetler vardır). Hani onların üzerine köklerini kesen (akim) bir rüzgar gönderdik

51:42
مَا تَذَرُ مِن شَيۡءٍ أَتَتۡ عَلَيۡهِ إِلَّا جَعَلَتۡهُ كَٱلرَّمِيمِ

Saheeh InternationalIt left nothing of what it came upon but that it made it like disintegrated ruins

Süleyman AteşÜzerinden geçtiği hiçbir şeyi bırakmıyor, onu kül gibi ediyordu

Ali BulaçÜzerinden geçtiği hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka çürütüp-kül gibi dağıtıyordu

51:43
وَفِي ثَمُودَ إِذۡ قِيلَ لَهُمۡ تَمَتَّعُواْ حَتَّىٰ حِينࣲ‏

Saheeh InternationalAnd in Thamud, when it was said to them, "Enjoy yourselves for a time

Süleyman AteşSemud(kavmin)de de (ibret alınacak şeyler vardır). Onlara: "Bir süreye kadar sefa sürün" denmişti

Ali BulaçSemud (kavmin)de de (ayetler vardır). Hani onlara: "Belli bir süreye kadar yararlanın" denmişti

51:44
فَعَتَوۡاْ عَنۡ أَمۡرِ رَبِّهِمۡ فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ وَهُمۡ يَنظُرُونَ

Saheeh InternationalBut they were insolent toward the command of their Lord, so the thunderbolt seized them while they were looking on

Süleyman AteşRablerinin buyruğuna başkaldırdılar, bu yüzden onlar bakıp dururlarken, onları yıldırım yakaladı

Ali BulaçAncak Rablerinin emrine baş kaldırdılar; böylece bakıp-dururlarken, onları yıldırım çarpıp-yakaladı

51:45
فَمَا ٱسۡتَطَٰعُواْ مِن قِيَامࣲ وَمَا كَانُواْ مُنتَصِرِينَ

Saheeh InternationalAnd they were unable to arise, nor could they defend themselves

Süleyman Ateş(Yurtlarında çöküverdiler) Ne kalkabildiler, ne de (bu duruma) engel olabildiler

Ali BulaçArtık ne ayağa kalkmaya güç yetirebildiler, ne yardım bulabildiler

51:46
وَقَوۡمَ نُوحࣲ مِّن قَبۡلُۖ إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَوۡمࣰ ا فَٰسِقِينَ

Saheeh InternationalAnd [We destroyed] the people of Noah before; indeed, they were a people defiantly disobedient

Süleyman AteşDaha önce de Nuh kavmini helak etmiştik. Çünkü onlar da yoldan çıkmış bir toplum idiler

Ali BulaçBundan önce Nuh kavmini de (yıkıma uğrattık). Çünkü onlar da fasık bir kavim idi

51:47
وَٱلسَّمَآءَ بَنَيۡنَٰهَا بِأَيۡيْدࣲ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ

Saheeh InternationalAnd the heaven We constructed with strength, and indeed, We are [its] expander

Süleyman AteşGöğü sağlam yaptık, biz genişleticiyiz (kudretimiz geniştir, göğü öyle genişleten biziz)

Ali BulaçBiz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz

51:48
وَٱلۡأَرۡضَ فَرَشۡنَٰهَا فَنِعۡمَ ٱلۡمَٰهِدُونَ

Saheeh InternationalAnd the earth We have spread out, and excellent is the preparer

Süleyman AteşYeri biz döşedik, (biz) ne güzel döşeyiciyiz

Ali BulaçYeri de Biz döşeyip-yaydık; ne güzel döşeyici(yiz)

51:49 📚 7
وَمِن كُلِّ شَيۡءٍ خَلَقۡنَا زَوۡجَيۡنِ لَعَلَّكُمۡ تَذَكَّرُونَ

Saheeh InternationalAnd of all things We created two mates; perhaps you will remember

Süleyman AteşHer şeyden iki çift (erkek-dişi) yarattık ki düşünüp öğüt alasınız

Ali BulaçVe Biz, herşeyi iki çift yarattık. Umulur ki, öğüt alıp-düşünürsünüz

51:50 📚 3
فَفِرُّوٓاْ إِلَى ٱللَّهِۖ إِنِّي لَكُم مِّنۡهُ نَذِيرࣱ مُّبِينࣱ‏

Saheeh InternationalSo flee to Allah. Indeed, I am to you from Him a clear warner

Süleyman AteşO halde Allah'a kaçın, ben size O'nun tarafından görevlendirilmiş apaçık bir uyarıcıyım

Ali BulaçÖyleyse, Allah'a doğru (yönelip, şirkten ve bozulmalardan) kaçın. Gerçekten Ben sizi, O'ndan yana açıkça uyarıyorum

51:51
وَلَا تَجۡعَلُواْ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَۖ إِنِّي لَكُم مِّنۡهُ نَذِيرࣱ مُّبِينࣱ‏

Saheeh InternationalAnd do not make [as equal] with Allah another deity. Indeed, I am to you from Him a clear warner

Süleyman AteşAllah ile beraber başka tanrılar uydurmayın. Ben size O'nun tarafından görevlendirilmiş apaçık bir uyarıcıyım

Ali BulaçAllah ile beraber başka bir İlah(ı ortak) kılmayın. Gerçekten sizi, O'ndan yana açıkça uyarıyorum

51:52 📚 1
كَذَٰلِكَ مَآ أَتَى ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا قَالُواْ سَاحِرٌ أَوۡ مَجۡنُونٌ

Saheeh InternationalSimilarly, there came not to those before them any messenger except that they said, "A magician or a madman

Süleyman Ateşİşte böyle, onlardan önce de ne kadar elçi geldiyse mutlaka: "Büyücü veya cinlenmiş" dediler

Ali Bulaçİşte böyle; onlardan öncekiler de bir elçi gelmeyiversin, mutlaka: "Büyücü ve cinlenmiş" demişlerdir

51:53
أَتَوَاصَوۡاْ بِهِۦۚ بَلۡ هُمۡ قَوۡمࣱ طَاغُونَ

Saheeh InternationalDid they suggest it to them? Rather, they [themselves] are a transgressing people

Süleyman AteşBunu birbirlerine tavsiye mi ettiler (ki hep aynı şeyi söylüyorlar)? Doğrusu, onlar azgın bir topluluktur

Ali BulaçOnlar bunu (tarih boyunca) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Hayır; onlar, 'azgın ve taşkın (tağiy)' bir kavimdirler

51:54
فَتَوَلَّ عَنۡهُمۡ فَمَآ أَنتَ بِمَلُومࣲ‏

Saheeh InternationalSo leave them, [O Muhammad], for you are not to be blamed

Süleyman AteşOnlardan yüz çevir, sen kınanacak değilsin

Ali BulaçÖyleyse sen, onlardan yüz çevir; artık kınanacak değilsin

51:55
وَذَكِّرۡ فَإِنَّ ٱلذِّكۡرَىٰ تَنفَعُ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ

Saheeh InternationalAnd remind, for indeed, the reminder benefits the believers

Süleyman AteşAma yine de hatırlat, çünkü hatırlatmak inananlara yararlıdır

Ali BulaçSen öğüt verip-hatırlat; çünkü gerçekten öğütle-hatırlatma, mü'minlere yarar sağlar

51:56 📚 22
وَمَا خَلَقۡتُ ٱلۡجِنَّ وَٱلۡإِنسَ إِلَّا لِيَعۡبُدُونِ

Saheeh InternationalAnd I did not create the jinn and mankind except to worship Me

Süleyman AteşBen cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım

Ali BulaçBen, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım

51:57 📚 5
مَآ أُرِيدُ مِنۡهُم مِّن رِّزۡقࣲ وَمَآ أُرِيدُ أَن يُطۡعِمُونِ

Saheeh InternationalI do not want from them any provision, nor do I want them to feed Me

Süleyman AteşBen onlardan rızık istemiyorum, beni beslemelerini de istemiyorum

Ali BulaçBen, onlardan bir rızık istemiyorum ve onların beni doyurup-beslemelerini de istemiyorum

51:58 📚 4
إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلرَّزَّاقُ ذُو ٱلۡقُوَّةِ ٱلۡمَتِينُ

Saheeh InternationalIndeed, it is Allah who is the [continual] Provider, the firm possessor of strength

Süleyman AteşŞüphesiz rızık veren, sağlam kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır

Ali BulaçHiç şüphesiz, rızık veren O, metin kuvvet sahibi olan Allah'tır

51:59
فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُواْ ذَنُوبࣰ ا مِّثۡلَ ذَنُوبِ أَصۡحَٰبِهِمۡ فَلَا يَسۡتَعۡجِلُونِ

Saheeh InternationalAnd indeed, for those who have wronged is a portion [of punishment] like the portion of their predecessors, so let them not impatiently urge Me

Süleyman AteşMuhakkak ki, bu zulmedenlerin de (geçmiş) arkadaşlarının payı gibi bir azab payı vardır, (ötekilerin başına gelen azab gibi bir azab bunların da başına gelecektir), acele etmesinler

Ali BulaçArtık gerçekten, zulmedenler için, (geçmişteki) arkadaşlarının günahlarına benzer bir günah vardır. Şu halde acele etmesinler

51:60
فَوَيۡلࣱ لِّلَّذِينَ كَفَرُواْ مِن يَوۡمِهِمُ ٱلَّذِي يُوعَدُونَ

Saheeh InternationalAnd woe to those who have disbelieved from their Day which they are promised

Süleyman AteşUyarıldıkları günlerinden dolayı vay o kafirlerin haline

Ali BulaçKendilerine va'dedilen o (azap) günlerinden dolayı vay o inkar edenlere

← Önceki Sonraki →

51. Adh-Dhaariyat Suresi | Anlam Arayışı