☪ Anlam Arayışı

51. Adh-Dhaariyat سُورَةُ الذَّارِيَاتِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
51:1
وَٱلذَّٰرِيَٰتِ ذَرۡوࣰ ا

Saheeh InternationalBy those [winds] scattering [dust] dispersing

Süleyman AteşSavurup kaldıranlara

Ali BulaçTozu dumana katıp savuran (rüzgar)lara

Yusuf AliBy the (Winds) that scatter broadcast

51:2
فَٱلۡحَٰمِلَٰتِ وِقۡرࣰ ا

Saheeh InternationalAnd those [clouds] carrying a load [of water]

Süleyman Ateş(Yağmur) Yüklü (bulut)lara

Ali BulaçDerken, ağır yük taşıyan (bulut)lara

Yusuf AliAnd those that lift and bear away heavy weights

51:3
فَٱلۡجَٰرِيَٰتِ يُسۡرࣰ ا

Saheeh InternationalAnd those [ships] sailing with ease

Süleyman AteşKolayca akıp gidenlere

Ali BulaçSonra kolaylıkla akıp gidenlere

Yusuf AliAnd those that flow with ease and gentleness

51:4
فَٱلۡمُقَسِّمَٰتِ أَمۡرًا

Saheeh InternationalAnd those [angels] apportioning [each] matter

Süleyman Ateşİş(ler)i taksim edenlere (rızıkları, yağmurları dağıtan güçlere) andolsun ki

Ali BulaçSonra iş(ler)i taksim edenlere andolsun

Yusuf AliAnd those that distribute and apportion by Command

51:5 📚 1
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقࣱ‏

Saheeh InternationalIndeed, what you are promised is true

Süleyman AteşSize va'dedilen, mutlaka doğrudur

Ali BulaçSize va'dedilmekte olan, hiç tartışmasız doğrudur

Yusuf AliVerily that which ye are promised is true

51:6
وَإِنَّ ٱلدِّينَ لَوَٰقِعࣱ‏

Saheeh InternationalAnd indeed, the recompense is to occur

Süleyman AteşCeza muhakkak olacaktır

Ali BulaçŞüphesiz din (hesap ve ceza) da mutlaka gerçekleşecektir

Yusuf AliAnd verily Judgment and Justice must indeed come to pass

51:7
وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلۡحُبُكِ

Saheeh InternationalBy the heaven containing pathways

Süleyman Ateş(Çeşitli) yolları (yörüngeleri) bulunan göğe andolsun ki

Ali BulaçÖzen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış' göğe andolsun

Yusuf AliBy the Sky with (its) numerous Paths

51:8
إِنَّكُمۡ لَفِي قَوۡلࣲ مُّخۡتَلِفࣲ‏

Saheeh InternationalIndeed, you are in differing speech

Süleyman AteşSiz, çeşitli söz(ler) içindesiniz

Ali BulaçSiz, gerçekten birbirini tutmaz bir söz (çelişkili ve aykırı görüşler) içindesiniz

Yusuf AliTruly ye are in a doctrine discordant

51:9
يُؤۡفَكُ عَنۡهُ مَنۡ أُفِكَ

Saheeh InternationalDeluded away from the Qur'an is he who is deluded

Süleyman AteşÇevrilen, ondan çevriliyor

Ali BulaçOndan çevrilen çevrilir

Yusuf AliThrough which are deluded (away from the Truth) such as would be deluded

51:10
قُتِلَ ٱلۡخَرَّٰصُونَ

Saheeh InternationalDestroyed are the falsifiers

Süleyman AteşO (çeşitli sözleri) atan yalancılar kahrolsun

Ali BulaçKahrolsun, o 'zan ve tahminle yalan söyleyenler

Yusuf AliWoe to the falsehood-mongers

51:11
ٱلَّذِينَ هُمۡ فِي غَمۡرَةࣲ سَاهُونَ

Saheeh InternationalWho are within a flood [of confusion] and heedless

Süleyman AteşOnlar aptallık içinde yanılıp durmaktadırlar

Ali BulaçKi onlar, 'bilgisizliğin kuşatması' içinde habersizdirler

Yusuf AliThose who (flounder) heedless in a flood of confusion

51:12
يَسۡـَٔلُونَ أَيَّانَ يَوۡمُ ٱلدِّينِ

Saheeh InternationalThey ask, "When is the Day of Recompense

Süleyman AteşCeza günü ne zaman? diye sorarlar

Ali BulaçHesap ve ceza (din) günü ne zaman?" diye sorarlar

Yusuf AliThey ask, "When will be the Day of Judgment and Justice

51:13 📚 1
يَوۡمَ هُمۡ عَلَى ٱلنَّارِ يُفۡتَنُونَ

Saheeh International[It is] the Day they will be tormented over the Fire

Süleyman AteşO gün onlar ateş üzerinde yakılacaklardır

Ali BulaçO gün onlar, ateşin üstünde tutulup-eritilecekler

Yusuf Ali(It will be) a Day when they will be tried (and tested) over the Fire

51:14
ذُوقُواْ فِتۡنَتَكُمۡ هَٰذَا ٱلَّذِي كُنتُم بِهِۦ تَسۡتَعۡجِلُونَ

Saheeh International[And will be told], "Taste your torment. This is that for which you were impatient

Süleyman Ateş(Kendilerine): "Fitnenizi (fesadınızın cezasını) tadın! Acele isteyip durduğunuz şey budur işte!" (denilecek)

Ali BulaçTadın fitnenizi. Bu, sizin pek acele isteyip durduğunuz şeydir

Yusuf AliTaste ye your trial! This is what ye used to ask to be hastened

51:15
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي جَنَّٰتࣲ وَعُيُونٍ

Saheeh InternationalIndeed, the righteous will be among gardens and springs

Süleyman AteşKorunanlar, cennetlerde, çeşme başlarındadırlar

Ali BulaçŞüphesiz muttaki olanlar, cennetlerde ve pınarlardadırlar

Yusuf AliAs to the Righteous, they will be in the midst of Gardens and Springs

51:16
ءَاخِذِينَ مَآ ءَاتَىٰهُمۡ رَبُّهُمۡۚ إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَبۡلَ ذَٰلِكَ مُحۡسِنِينَ

Saheeh InternationalAccepting what their Lord has given them. Indeed, they were before that doers of good

Süleyman AteşRablerinin, kendilerine verdiğini alırlar. Çünkü onlar bundan önce güzel davranırlardı

Ali BulaçRablerinin kendilerine verdiğini alanlar olarak. Çünkü onlar, bundan önce ihsanda (güzel davranışta) bulunanlardı

Yusuf AliTaking joy in the things which their Lord gives them, because, before then, they lived a good life

51:17
كَانُواْ قَلِيلࣰ ا مِّنَ ٱلَّيۡلِ مَا يَهۡجَعُونَ

Saheeh InternationalThey used to sleep but little of the night

Süleyman AteşGeceleri pek az uyurlardı

Ali BulaçGece-boyunca da pek az uyurlardı

Yusuf AliThey were in the habit of sleeping but little by night

51:18 📚 8
وَبِٱلۡأَسۡحَارِ هُمۡ يَسۡتَغۡفِرُونَ

Saheeh InternationalAnd in the hours before dawn they would ask forgiveness

Süleyman AteşSeherlerde onlar istiğfar ederlerdi

Ali BulaçOnlar, seher vakitlerinde istiğfar ederlerdi

Yusuf AliAnd in the hour of early dawn, they (were found) praying for Forgiveness

51:19
وَفِيٓ أَمۡوَٰلِهِمۡ حَقࣱّ لِّلسَّآئِلِ وَٱلۡمَحۡرُومِ

Saheeh InternationalAnd from their properties was [given] the right of the [needy] petitioner and the deprived

Süleyman AteşMallarında dilenci ve yoksul için hak vardı

Ali BulaçOnların mallarında dilenip-isteyen (ve iffetinden dolayı istemeyip de) yoksul olan için de bir hak vardı

Yusuf AliAnd in their wealth and possessions (was remembered) the right of the (needy,) him who asked, and him who (for some reason) was prevented (from asking)

51:20
وَفِي ٱلۡأَرۡضِ ءَايَٰتࣱ لِّلۡمُوقِنِينَ

Saheeh InternationalAnd on the earth are signs for the certain [in faith]

Süleyman AteşKesin inanacaklar için yerde nice ibretler vardır

Ali BulaçYeryüzünde kesin bir bilgiyle inanacak olanlar için ayetler vardır

Yusuf AliOn the earth are signs for those of assured Faith

51:21 📚 11
وَفِيٓ أَنفُسِكُمۡۚ أَفَلَا تُبۡصِرُونَ

Saheeh InternationalAnd in yourselves. Then will you not see

Süleyman AteşKendi canlarınızda da öyle. Görmüyor musunuz

Ali BulaçVe kendi nefislerinizde de. Yine de görmüyor musunuz

Yusuf AliAs also in your own selves: Will ye not then see

51:22 📚 16
وَفِي ٱلسَّمَآءِ رِزۡقُكُمۡ وَمَا تُوعَدُونَ

Saheeh InternationalAnd in the heaven is your provision and whatever you are promised

Süleyman AteşGökte rızkınız da var, uyarıldığınız (azab)da var

Ali BulaçGökte rızkınız vardır ve size va'dolunmakta olan da

Yusuf AliAnd in heaven is your Sustenance, as (also) that which ye are promised

51:23 📚 5
فَوَرَبِّ ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِ إِنَّهُۥ لَحَقࣱّ مِّثۡلَ مَآ أَنَّكُمۡ تَنطِقُونَ

Saheeh InternationalThen by the Lord of the heaven and earth, indeed, it is truth - just as [sure as] it is that you are speaking

Süleyman AteşGöğün ve yerin Rabbine andolsun ki o, sizin konuştuğunuz gibi gerçektir

Ali Bulaçİşte, göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, şüphesiz, o (size va'dedilen) sizin (aranızda) konuştuklarınız kadar, elbette kesin bir gerçektir

Yusuf AliThen, by the Lord of heaven and earth, this is the very Truth, as much as the fact that ye can speak intelligently to each other

51:24
هَلۡ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ضَيۡفِ إِبۡرَٰهِيمَ ٱلۡمُكۡرَمِينَ

Saheeh InternationalHas there reached you the story of the honored guests of Abraham

Süleyman Ateşİbrahim'in ağırlanan konuklarının haberi sana geldi mi

Ali BulaçSana İbrahim'in ağırlanan konuklarının haberi geldi mi

Yusuf AliHas the story reached thee, of the honoured guests of Abraham

51:25
إِذۡ دَخَلُواْ عَلَيۡهِ فَقَالُواْ سَلَٰمࣰ اۖ قَالَ سَلَٰمࣱ قَوۡمࣱ مُّنكَرُونَ

Saheeh InternationalWhen they entered upon him and said, "[We greet you with] peace." He answered, "[And upon you] peace, [you are] a people unknown

Süleyman AteşBir zaman onun yanına girmişler: "Selam" demişlerdi. "Selam, dedi, (siz) tanınmamış bir topluluk(sunuz)

Ali BulaçHani, yanına girdiklerinde: "Selam" demişlerdi. O da: "Selam" demişti. "(Haklarında bilgim olmayan) Yabancı bir topluluk

Yusuf AliBehold, they entered his presence, and said: "Peace!" He said, "Peace!" (and thought, "These seem) unusual people

51:26 📚 4
فَرَاغَ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِۦ فَجَآءَ بِعِجۡلࣲ سَمِينࣲ‏

Saheeh InternationalThen he went to his family and came with a fat [roasted] calf

Süleyman Ateş(Konuklarına yemek hazırlamak için) gizlice ailesinin yanına gitti, semiz bir buzağı getirdi

Ali BulaçHemen (onlara) sezdirmeden ailesine gidip, çok geçmeden semiz bir buzağı ile (geri) geldi

Yusuf AliThen he turned quickly to his household, brought out a fatted calf

51:27 📚 1
فَقَرَّبَهُۥٓ إِلَيۡهِمۡ قَالَ أَلَا تَأۡكُلُونَ

Saheeh InternationalAnd placed it near them; he said, "Will you not eat

Süleyman AteşOnu, önlerine yaklaştırdı, "Yemez misiniz?" dedi

Ali BulaçDerken onlara yaklaştırıp (ikram etti); "Yemez misiniz?" dedi

Yusuf AliAnd placed it before them.. he said, "Will ye not eat

51:28
فَأَوۡجَسَ مِنۡهُمۡ خِيفَةࣰۖ قَالُواْ لَا تَخَفۡۖ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَٰمٍ عَلِيمࣲ‏

Saheeh InternationalAnd he felt from them apprehension. They said, "Fear not," and gave him good tidings of a learned boy

Süleyman Ateş(Yemediklerini görünce) Onlardan içine bir korku düşürdü. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler

Ali Bulaç(Onlar yemeyince) Bunun üzerine içine bir tür korku düştü. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir erkek çocuk müjdesini verdiler

Yusuf Ali(When they did not eat), He conceived a fear of them. They said, "Fear not," and they gave him glad tidings of a son endowed with knowledge

51:29
فَأَقۡبَلَتِ ٱمۡرَأَتُهُۥ فِي صَرَّةࣲ فَصَكَّتۡ وَجۡهَهَا وَقَالَتۡ عَجُوزٌ عَقِيمࣱ‏

Saheeh InternationalAnd his wife approached with a cry [of alarm] and struck her face and said, "[I am] a barren old woman

Süleyman AteşKarısı (Sare) çığlık içinde geldi (hayretten elini) yüzüne vurarak: "(Ben) Kısır bir koca karı(yım, benden nasıl çocuk olur)?" dedi

Ali BulaçBöylece karısı çığlıklar kopararak geldi ve yüzüne vurarak: "Kısır, yaşlı bir kadın (mı doğum yapacakmış)? dedi

Yusuf AliBut his wife came forward (laughing) aloud: she smote her forehead and said: "A barren old woman

51:30
قَالُواْ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡحَكِيمُ ٱلۡعَلِيمُ

Saheeh InternationalThey said, "Thus has said your Lord; indeed, He is the Wise, the Knowing

Süleyman AteşDediler ki: "Rabbin böyle dedi. O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir

Ali BulaçDediler ki: "Öyle. (Bunu) Senin Rabbin buyurdu. Çünkü O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir

Yusuf AliThey said, "Even so has thy Lord spoken: and He is full of Wisdom and Knowledge

51:31 📚 1
۞قَالَ فَمَا خَطۡبُكُمۡ أَيُّهَا ٱلۡمُرۡسَلُونَ

Saheeh International[Abraham] said, "Then what is your business [here], O messengers

Süleyman Ateş(İbrahim): "O halde göreviniz nedir ey elçiler?" dedi

Ali Bulaç(İbrahim) dedi ki: "Şu halde sizin asıl isteğiniz nedir, ey elçiler

Yusuf Ali(Abraham) said: "And what, O ye Messengers, is your errand (now)

51:32
قَالُوٓاْ إِنَّآ أُرۡسِلۡنَآ إِلَىٰ قَوۡمࣲ مُّجۡرِمِينَ

Saheeh InternationalThey said, "Indeed, we have been sent to a people of criminals

Süleyman AteşDediler: "Biz suçlu bir kavme gönderildik

Ali BulaçDoğrusu biz, suçlu-günahkar bir kavme gönderildik" dediler

Yusuf AliThey said, "We have been sent to a people (deep) in sin

51:33
لِنُرۡسِلَ عَلَيۡهِمۡ حِجَارَةࣰ مِّن طِينࣲ‏

Saheeh InternationalTo send down upon them stones of clay

Süleyman AteşKi onların üzerine çamurdan taş(lar) salalım

Ali BulaçÜzerlerine çamurdan (iyice sertleşip kaskatı kesilmiş) taşlar yağdırmak için

Yusuf AliTo bring on, on them, (a shower of) stones of clay (brimstone)

51:34
مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلۡمُسۡرِفِينَ

Saheeh InternationalMarked in the presence of your Lord for the transgressors

Süleyman AteşRabbinin katında, haddi aşanlar için işaretlenmiş (taşlar)

Ali Bulaç(Ki bu taşların her biri,) Rabbinin Katında ölçüyü taşıranlar için (herkese ayrı ayrı) işaretlenmiştir

Yusuf AliMarked as from thy Lord for those who trespass beyond bounds

51:35
فَأَخۡرَجۡنَا مَن كَانَ فِيهَا مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ

Saheeh InternationalSo We brought out whoever was in the cities of the believers

Süleyman AteşOrada bulunan mü'minleri çıkardık

Ali BulaçBu arada, mü'minlerden orda kim varsa çıkardık

Yusuf AliThen We evacuated those of the Believers who were there

51:36 📚 9
فَمَا وَجَدۡنَا فِيهَا غَيۡرَ بَيۡتࣲ مِّنَ ٱلۡمُسۡلِمِينَ

Saheeh InternationalAnd We found not within them other than a [single] house of Muslims

Süleyman AteşZaten orada bir ev(halkın)dan başka müslüman da bulmadık

Ali BulaçNe var ki, orda Müslümanlardan olan bir evden başkasını bulmadık

Yusuf AliBut We found not there any just (Muslim) persons except in one house

51:37
وَتَرَكۡنَا فِيهَآ ءَايَةࣰ لِّلَّذِينَ يَخَافُونَ ٱلۡعَذَابَ ٱلۡأَلِيمَ

Saheeh InternationalAnd We left therein a sign for those who fear the painful punishment

Süleyman AteşAcı azabdan korkanlar için orada bir ibret bıraktık

Ali BulaçVe orada, acı bir azaptan korkanlar için bir ayet bıraktık

Yusuf AliAnd We left there a Sign for such as fear the Grievous Penalty

51:38
وَفِي مُوسَىٰٓ إِذۡ أَرۡسَلۡنَٰهُ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ بِسُلۡطَٰنࣲ مُّبِينࣲ‏

Saheeh InternationalAnd in Moses [was a sign], when We sent him to Pharaoh with clear authority

Süleyman AteşMusa'da da (ibret alınacak şeyler vardır). Onu açık bir delil ile Fir'avn'e göndermiştik

Ali BulaçMusa (olayın)da da (düşündürücü ayetler vardır). Hani Biz onu açık bir delille Firavun'a göndermiştik

Yusuf AliAnd in Moses (was another Sign): Behold, We sent him to Pharaoh, with authority manifest

51:39
فَتَوَلَّىٰ بِرُكۡنِهِۦ وَقَالَ سَٰحِرٌ أَوۡ مَجۡنُونࣱ‏

Saheeh InternationalBut he turned away with his supporters and said," A magician or a madman

Süleyman Ateş(Fir'avn ona) Yanını çevirdi ve: "Bu, ya büyücü veya cinlidir" dedi

Ali BulaçFakat o, 'bütün kişisel ve askeri gücüyle' yüz çevirdi ve: "(Bu,) Ya bir büyücü veya bir delidir" dedi

Yusuf AliBut (Pharaoh) turned back with his Chiefs, and said, "A sorcerer, or one possessed

51:40
فَأَخَذۡنَٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذۡنَٰهُمۡ فِي ٱلۡيَمِّ وَهُوَ مُلِيمࣱ‏

Saheeh InternationalSo We took him and his soldiers and cast them into the sea, and he was blameworthy

Süleyman AteşBiz de onu ve askerlerini yakaladık, onları denize attık. (O boğulurken pişmanlıkla) Kendi kendini kınıyordu

Ali BulaçBunun üzerine, Biz onu ve ordularını yakalayıp denize attık; (ki o,) 'kınanacak işler yapıyordu

Yusuf AliSo We took him and his forces, and threw them into the sea; and his was the blame

51:41
وَفِي عَادٍ إِذۡ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمُ ٱلرِّيحَ ٱلۡعَقِيمَ

Saheeh InternationalAnd in 'Aad [was a sign], when We sent against them the barren wind

Süleyman AteşAd(kavmin)de de (ibret alınacak şeyler vardır). Onlara, köklerini kesen bir rüzgar gönderdik

Ali BulaçAd (kavmin)de de (ayetler vardır). Hani onların üzerine köklerini kesen (akim) bir rüzgar gönderdik

Yusuf AliAnd in the 'Ad (people) (was another Sign): Behold, We sent against them the devastating Wind

51:42
مَا تَذَرُ مِن شَيۡءٍ أَتَتۡ عَلَيۡهِ إِلَّا جَعَلَتۡهُ كَٱلرَّمِيمِ

Saheeh InternationalIt left nothing of what it came upon but that it made it like disintegrated ruins

Süleyman AteşÜzerinden geçtiği hiçbir şeyi bırakmıyor, onu kül gibi ediyordu

Ali BulaçÜzerinden geçtiği hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka çürütüp-kül gibi dağıtıyordu

Yusuf AliIt left nothing whatever that it came up against, but reduced it to ruin and rottenness

51:43
وَفِي ثَمُودَ إِذۡ قِيلَ لَهُمۡ تَمَتَّعُواْ حَتَّىٰ حِينࣲ‏

Saheeh InternationalAnd in Thamud, when it was said to them, "Enjoy yourselves for a time

Süleyman AteşSemud(kavmin)de de (ibret alınacak şeyler vardır). Onlara: "Bir süreye kadar sefa sürün" denmişti

Ali BulaçSemud (kavmin)de de (ayetler vardır). Hani onlara: "Belli bir süreye kadar yararlanın" denmişti

Yusuf AliAnd in the Thamud (was another Sign): Behold, they were told, "Enjoy (your brief day) for a little while

51:44
فَعَتَوۡاْ عَنۡ أَمۡرِ رَبِّهِمۡ فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ وَهُمۡ يَنظُرُونَ

Saheeh InternationalBut they were insolent toward the command of their Lord, so the thunderbolt seized them while they were looking on

Süleyman AteşRablerinin buyruğuna başkaldırdılar, bu yüzden onlar bakıp dururlarken, onları yıldırım yakaladı

Ali BulaçAncak Rablerinin emrine baş kaldırdılar; böylece bakıp-dururlarken, onları yıldırım çarpıp-yakaladı

Yusuf AliBut they insolently defied the Command of their Lord: So the stunning noise (of an earthquake) seized them, even while they were looking on

51:45
فَمَا ٱسۡتَطَٰعُواْ مِن قِيَامࣲ وَمَا كَانُواْ مُنتَصِرِينَ

Saheeh InternationalAnd they were unable to arise, nor could they defend themselves

Süleyman Ateş(Yurtlarında çöküverdiler) Ne kalkabildiler, ne de (bu duruma) engel olabildiler

Ali BulaçArtık ne ayağa kalkmaya güç yetirebildiler, ne yardım bulabildiler

Yusuf AliThen they could not even stand (on their feet), nor could they help themselves

51:46
وَقَوۡمَ نُوحࣲ مِّن قَبۡلُۖ إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَوۡمࣰ ا فَٰسِقِينَ

Saheeh InternationalAnd [We destroyed] the people of Noah before; indeed, they were a people defiantly disobedient

Süleyman AteşDaha önce de Nuh kavmini helak etmiştik. Çünkü onlar da yoldan çıkmış bir toplum idiler

Ali BulaçBundan önce Nuh kavmini de (yıkıma uğrattık). Çünkü onlar da fasık bir kavim idi

Yusuf AliSo were the People of Noah before them for they wickedly transgressed

51:47
وَٱلسَّمَآءَ بَنَيۡنَٰهَا بِأَيۡيْدࣲ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ

Saheeh InternationalAnd the heaven We constructed with strength, and indeed, We are [its] expander

Süleyman AteşGöğü sağlam yaptık, biz genişleticiyiz (kudretimiz geniştir, göğü öyle genişleten biziz)

Ali BulaçBiz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz

Yusuf AliWith power and skill did We construct the Firmament: for it is We Who create the vastness of pace

51:48
وَٱلۡأَرۡضَ فَرَشۡنَٰهَا فَنِعۡمَ ٱلۡمَٰهِدُونَ

Saheeh InternationalAnd the earth We have spread out, and excellent is the preparer

Süleyman AteşYeri biz döşedik, (biz) ne güzel döşeyiciyiz

Ali BulaçYeri de Biz döşeyip-yaydık; ne güzel döşeyici(yiz)

Yusuf AliAnd We have spread out the (spacious) earth: How excellently We do spread out

51:49 📚 7
وَمِن كُلِّ شَيۡءٍ خَلَقۡنَا زَوۡجَيۡنِ لَعَلَّكُمۡ تَذَكَّرُونَ

Saheeh InternationalAnd of all things We created two mates; perhaps you will remember

Süleyman AteşHer şeyden iki çift (erkek-dişi) yarattık ki düşünüp öğüt alasınız

Ali BulaçVe Biz, herşeyi iki çift yarattık. Umulur ki, öğüt alıp-düşünürsünüz

Yusuf AliAnd of every thing We have created pairs: That ye may receive instruction

51:50 📚 3
فَفِرُّوٓاْ إِلَى ٱللَّهِۖ إِنِّي لَكُم مِّنۡهُ نَذِيرࣱ مُّبِينࣱ‏

Saheeh InternationalSo flee to Allah. Indeed, I am to you from Him a clear warner

Süleyman AteşO halde Allah'a kaçın, ben size O'nun tarafından görevlendirilmiş apaçık bir uyarıcıyım

Ali BulaçÖyleyse, Allah'a doğru (yönelip, şirkten ve bozulmalardan) kaçın. Gerçekten Ben sizi, O'ndan yana açıkça uyarıyorum

Yusuf AliHasten ye then (at once) to God: I am from Him a Warner to you, clear and open

51:51
وَلَا تَجۡعَلُواْ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَۖ إِنِّي لَكُم مِّنۡهُ نَذِيرࣱ مُّبِينࣱ‏

Saheeh InternationalAnd do not make [as equal] with Allah another deity. Indeed, I am to you from Him a clear warner

Süleyman AteşAllah ile beraber başka tanrılar uydurmayın. Ben size O'nun tarafından görevlendirilmiş apaçık bir uyarıcıyım

Ali BulaçAllah ile beraber başka bir İlah(ı ortak) kılmayın. Gerçekten sizi, O'ndan yana açıkça uyarıyorum

Yusuf AliAnd make not another an object of worship with God: I am from Him a Warner to you, clear and open

51:52 📚 1
كَذَٰلِكَ مَآ أَتَى ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا قَالُواْ سَاحِرٌ أَوۡ مَجۡنُونٌ

Saheeh InternationalSimilarly, there came not to those before them any messenger except that they said, "A magician or a madman

Süleyman Ateşİşte böyle, onlardan önce de ne kadar elçi geldiyse mutlaka: "Büyücü veya cinlenmiş" dediler

Ali Bulaçİşte böyle; onlardan öncekiler de bir elçi gelmeyiversin, mutlaka: "Büyücü ve cinlenmiş" demişlerdir

Yusuf AliSimilarly, no apostle came to the Peoples before them, but they said (of him) in like manner, "A sorcerer, or one possessed

51:53
أَتَوَاصَوۡاْ بِهِۦۚ بَلۡ هُمۡ قَوۡمࣱ طَاغُونَ

Saheeh InternationalDid they suggest it to them? Rather, they [themselves] are a transgressing people

Süleyman AteşBunu birbirlerine tavsiye mi ettiler (ki hep aynı şeyi söylüyorlar)? Doğrusu, onlar azgın bir topluluktur

Ali BulaçOnlar bunu (tarih boyunca) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Hayır; onlar, 'azgın ve taşkın (tağiy)' bir kavimdirler

Yusuf AliIs this the legacy they have transmitted, one to another? Nay, they are themselves a people transgressing beyond bounds

51:54
فَتَوَلَّ عَنۡهُمۡ فَمَآ أَنتَ بِمَلُومࣲ‏

Saheeh InternationalSo leave them, [O Muhammad], for you are not to be blamed

Süleyman AteşOnlardan yüz çevir, sen kınanacak değilsin

Ali BulaçÖyleyse sen, onlardan yüz çevir; artık kınanacak değilsin

Yusuf AliSo turn away from them: not thine is the blame

51:55
وَذَكِّرۡ فَإِنَّ ٱلذِّكۡرَىٰ تَنفَعُ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ

Saheeh InternationalAnd remind, for indeed, the reminder benefits the believers

Süleyman AteşAma yine de hatırlat, çünkü hatırlatmak inananlara yararlıdır

Ali BulaçSen öğüt verip-hatırlat; çünkü gerçekten öğütle-hatırlatma, mü'minlere yarar sağlar

Yusuf AliBut teach (thy Message) for teaching benefits the Believers

51:56 📚 22
وَمَا خَلَقۡتُ ٱلۡجِنَّ وَٱلۡإِنسَ إِلَّا لِيَعۡبُدُونِ

Saheeh InternationalAnd I did not create the jinn and mankind except to worship Me

Süleyman AteşBen cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım

Ali BulaçBen, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım

Yusuf AliI have only created Jinns and men, that they may serve Me

51:57 📚 5
مَآ أُرِيدُ مِنۡهُم مِّن رِّزۡقࣲ وَمَآ أُرِيدُ أَن يُطۡعِمُونِ

Saheeh InternationalI do not want from them any provision, nor do I want them to feed Me

Süleyman AteşBen onlardan rızık istemiyorum, beni beslemelerini de istemiyorum

Ali BulaçBen, onlardan bir rızık istemiyorum ve onların beni doyurup-beslemelerini de istemiyorum

Yusuf AliNo Sustenance do I require of them, nor do I require that they should feed Me

51:58 📚 4
إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلرَّزَّاقُ ذُو ٱلۡقُوَّةِ ٱلۡمَتِينُ

Saheeh InternationalIndeed, it is Allah who is the [continual] Provider, the firm possessor of strength

Süleyman AteşŞüphesiz rızık veren, sağlam kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır

Ali BulaçHiç şüphesiz, rızık veren O, metin kuvvet sahibi olan Allah'tır

Yusuf AliFor God is He Who gives (all) Sustenance,- Lord of Power,- Steadfast (for ever)

51:59
فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُواْ ذَنُوبࣰ ا مِّثۡلَ ذَنُوبِ أَصۡحَٰبِهِمۡ فَلَا يَسۡتَعۡجِلُونِ

Saheeh InternationalAnd indeed, for those who have wronged is a portion [of punishment] like the portion of their predecessors, so let them not impatiently urge Me

Süleyman AteşMuhakkak ki, bu zulmedenlerin de (geçmiş) arkadaşlarının payı gibi bir azab payı vardır, (ötekilerin başına gelen azab gibi bir azab bunların da başına gelecektir), acele etmesinler

Ali BulaçArtık gerçekten, zulmedenler için, (geçmişteki) arkadaşlarının günahlarına benzer bir günah vardır. Şu halde acele etmesinler

Yusuf AliFor the Wrong-doers, their portion is like unto the portion of their fellows (of earlier generations): then let them not ask Me to hasten (that portion)

51:60
فَوَيۡلࣱ لِّلَّذِينَ كَفَرُواْ مِن يَوۡمِهِمُ ٱلَّذِي يُوعَدُونَ

Saheeh InternationalAnd woe to those who have disbelieved from their Day which they are promised

Süleyman AteşUyarıldıkları günlerinden dolayı vay o kafirlerin haline

Ali BulaçKendilerine va'dedilen o (azap) günlerinden dolayı vay o inkar edenlere

Yusuf AliWoe, then, to the Unbelievers, on account of that Day of theirs which they have been promised

← Önceki Sonraki →

51. Adh-Dhaariyat Suresi | Anlam Arayışı