51. Adh-Dhaariyat سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
Ali BulaçTozu dumana katıp savuran (rüzgar)lara
Elmalılı Hamdi YazırO tozdurup savuranlara
Yusuf AliBy the (Winds) that scatter broadcast
Ali BulaçDerken, ağır yük taşıyan (bulut)lara
Elmalılı Hamdi YazırDerken bir ağırlık taşıyanlara
Yusuf AliAnd those that lift and bear away heavy weights
Ali BulaçSonra kolaylıkla akıp gidenlere
Elmalılı Hamdi YazırDerken bir kolaylıkla akanlara
Yusuf AliAnd those that flow with ease and gentleness
Ali BulaçSonra iş(ler)i taksim edenlere andolsun
Elmalılı Hamdi YazırDerken bir emir taksim edenlere andolsun ki
Yusuf AliAnd those that distribute and apportion by Command
Ali BulaçSize va'dedilmekte olan, hiç tartışmasız doğrudur
Elmalılı Hamdi YazırO size vaad edilen elbette doğrudur
Yusuf AliVerily that which ye are promised is true
Ali BulaçŞüphesiz din (hesap ve ceza) da mutlaka gerçekleşecektir
Elmalılı Hamdi YazırCeza ve hesap günü şüphesiz olacaktır
Yusuf AliAnd verily Judgment and Justice must indeed come to pass
Ali BulaçÖzen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış' göğe andolsun
Elmalılı Hamdi YazırYollara sahip göğe andolsun ki
Yusuf AliBy the Sky with (its) numerous Paths
Ali BulaçSiz, gerçekten birbirini tutmaz bir söz (çelişkili ve aykırı görüşler) içindesiniz
Elmalılı Hamdi YazırSiz elbette çelişkili sözler içindesiniz
Yusuf AliTruly ye are in a doctrine discordant
Ali BulaçOndan çevrilen çevrilir
Elmalılı Hamdi YazırOndan çevrilen (imana) çevrilir
Yusuf AliThrough which are deluded (away from the Truth) such as would be deluded
Ali BulaçKahrolsun, o 'zan ve tahminle yalan söyleyenler
Elmalılı Hamdi YazırKahrolsun (o fikir adına) kendi tahminlerini ileri sürenler
Yusuf AliWoe to the falsehood-mongers
Ali BulaçKi onlar, 'bilgisizliğin kuşatması' içinde habersizdirler
Elmalılı Hamdi YazırOnlar bir sarhoşluk ve cehalet içinde şuursuzdurlar
Yusuf AliThose who (flounder) heedless in a flood of confusion
Ali BulaçHesap ve ceza (din) günü ne zaman?" diye sorarlar
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Hesap ve ceza günü ne zaman?" diye soruyorlar
Yusuf AliThey ask, "When will be the Day of Judgment and Justice
Ali BulaçO gün onlar, ateşin üstünde tutulup-eritilecekler
Elmalılı Hamdi YazırO gün, onların ateş üzerinde azap görecekleri gündür
Yusuf Ali(It will be) a Day when they will be tried (and tested) over the Fire
Ali BulaçTadın fitnenizi. Bu, sizin pek acele isteyip durduğunuz şeydir
Elmalılı Hamdi YazırOnlara: "Tadın inkarınızın cezasını, işte sizin acele istediğiniz budur!" denecektir
Yusuf AliTaste ye your trial! This is what ye used to ask to be hastened
Ali BulaçŞüphesiz muttaki olanlar, cennetlerde ve pınarlardadırlar
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki takva sahipleri Rablerinin kendilerine verdiği sevabı almış olarak cennet bahçelerinde ve pınar başlarında bulunacaklardır. Çünkü onlar bundan önce iyilik yapıyorlardı
Yusuf AliAs to the Righteous, they will be in the midst of Gardens and Springs
Ali BulaçRablerinin kendilerine verdiğini alanlar olarak. Çünkü onlar, bundan önce ihsanda (güzel davranışta) bulunanlardı
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki takva sahipleri Rablerinin kendilerine verdiği sevabı almış olarak cennet bahçelerinde ve pınar başlarında bulunacaklardır. Çünkü onlar bundan önce iyilik yapıyorlardı
Yusuf AliTaking joy in the things which their Lord gives them, because, before then, they lived a good life
Ali BulaçGece-boyunca da pek az uyurlardı
Elmalılı Hamdi YazırOnlar geceleyin pek az uyurlardı
Yusuf AliThey were in the habit of sleeping but little by night
Ali BulaçOnlar, seher vakitlerinde istiğfar ederlerdi
Elmalılı Hamdi YazırOnlar seher vakitlerinde Allah'tan bağışlanma dilerlerdi
Yusuf AliAnd in the hour of early dawn, they (were found) praying for Forgiveness
Ali BulaçOnların mallarında dilenip-isteyen (ve iffetinden dolayı istemeyip de) yoksul olan için de bir hak vardı
Elmalılı Hamdi YazırOnların mallarında isteyen ve istemeyen yoksullar için bir hak vardı
Yusuf AliAnd in their wealth and possessions (was remembered) the right of the (needy,) him who asked, and him who (for some reason) was prevented (from asking)
Ali BulaçYeryüzünde kesin bir bilgiyle inanacak olanlar için ayetler vardır
Elmalılı Hamdi YazırKesin olarak inananlar için, yeryüzünde ve kendi nefislerinde nice ibretler vardır. Hiç görmüyor musunuz
Yusuf AliOn the earth are signs for those of assured Faith
Ali BulaçVe kendi nefislerinizde de. Yine de görmüyor musunuz
Elmalılı Hamdi YazırKesin olarak inananlar için, yeryüzünde ve kendi nefislerinde nice ibretler vardır. Hiç görmüyor musunuz
Yusuf AliAs also in your own selves: Will ye not then see
Ali BulaçGökte rızkınız vardır ve size va'dolunmakta olan da
Elmalılı Hamdi YazırSizin rızkınız da size vaad edilen sevap ve ceza da göktedir
Yusuf AliAnd in heaven is your Sustenance, as (also) that which ye are promised
Ali Bulaçİşte, göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, şüphesiz, o (size va'dedilen) sizin (aranızda) konuştuklarınız kadar, elbette kesin bir gerçektir
Elmalılı Hamdi YazırGök ve yerin Rabbine andolsun ki size edilen o vaad, herhalde haktır. O tıpkı sizin konuşmanız gibi gerçektir
Yusuf AliThen, by the Lord of heaven and earth, this is the very Truth, as much as the fact that ye can speak intelligently to each other
Ali BulaçSana İbrahim'in ağırlanan konuklarının haberi geldi mi
Elmalılı Hamdi YazırEy Muhammed! İbrahim'in şerefli misafirlerinin haberi sana geldi mi
Yusuf AliHas the story reached thee, of the honoured guests of Abraham
Ali BulaçHani, yanına girdiklerinde: "Selam" demişlerdi. O da: "Selam" demişti. "(Haklarında bilgim olmayan) Yabancı bir topluluk
Elmalılı Hamdi YazırHani onlar İbrahim'in huzuruna girmişlerdi de "Selam sana!" demişlerdi. İbrahim: "Size de selam" demiş, ve içinden: "Bunlar tanınmamış bir topluluk!" diye geçirmişti
Yusuf AliBehold, they entered his presence, and said: "Peace!" He said, "Peace!" (and thought, "These seem) unusual people
Ali BulaçHemen (onlara) sezdirmeden ailesine gidip, çok geçmeden semiz bir buzağı ile (geri) geldi
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim, sonra ailesine giderek semiz bir buzağı (eti) getirdi
Yusuf AliThen he turned quickly to his household, brought out a fatted calf
Ali BulaçDerken onlara yaklaştırıp (ikram etti); "Yemez misiniz?" dedi
Elmalılı Hamdi YazırOnu önlerine sürerek: "Yemez misiniz?" dedi
Yusuf AliAnd placed it before them.. he said, "Will ye not eat
Ali Bulaç(Onlar yemeyince) Bunun üzerine içine bir tür korku düştü. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir erkek çocuk müjdesini verdiler
Elmalılı Hamdi YazırYemediklerini görünce onlardan içine bir korku düştü. Onlar İbrahim'e: "Korkma!" dediler ve onu çok bilgili bir oğul ile müjdelediler
Yusuf Ali(When they did not eat), He conceived a fear of them. They said, "Fear not," and they gave him glad tidings of a son endowed with knowledge
Ali BulaçBöylece karısı çığlıklar kopararak geldi ve yüzüne vurarak: "Kısır, yaşlı bir kadın (mı doğum yapacakmış)? dedi
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine karısı (Sâre) bir çığlık atarak geldi ve elini yüzüne vurarak: "Ben kısır bir kocakarıyım, nasıl çocuğum olur?" dedi
Yusuf AliBut his wife came forward (laughing) aloud: she smote her forehead and said: "A barren old woman
Ali BulaçDediler ki: "Öyle. (Bunu) Senin Rabbin buyurdu. Çünkü O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir
Elmalılı Hamdi YazırMisafir melekler: "Evet bu böyledir. Rabbin böyle buyurdu. Gerçekten O hüküm ve hikmet sahibidir. Herşeyi hakkıyla bilir." dediler
Yusuf AliThey said, "Even so has thy Lord spoken: and He is full of Wisdom and Knowledge
Ali Bulaç(İbrahim) dedi ki: "Şu halde sizin asıl isteğiniz nedir, ey elçiler
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim, kendisine misafir olarak gelen meleklere: "Acaba sizin asıl önemli işiniz nedir ey elçiler?" dedi
Yusuf Ali(Abraham) said: "And what, O ye Messengers, is your errand (now)
Ali BulaçDoğrusu biz, suçlu-günahkar bir kavme gönderildik" dediler
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Gerçekten biz günahkâr bir kavim (olan Lût kavmine) gönderildik
Yusuf AliThey said, "We have been sent to a people (deep) in sin
Ali BulaçÜzerlerine çamurdan (iyice sertleşip kaskatı kesilmiş) taşlar yağdırmak için
Elmalılı Hamdi YazırOnların üzerine çamurdan pişirilmiş sert taşlar yağdıracağız
Yusuf AliTo bring on, on them, (a shower of) stones of clay (brimstone)
Ali Bulaç(Ki bu taşların her biri,) Rabbinin Katında ölçüyü taşıranlar için (herkese ayrı ayrı) işaretlenmiştir
Elmalılı Hamdi YazırO taşlardan herbirinin haddi aşanlardan kime isabet edeceği Rabbin katında işaretlenmiştir." dediler
Yusuf AliMarked as from thy Lord for those who trespass beyond bounds
Ali BulaçBu arada, mü'minlerden orda kim varsa çıkardık
Elmalılı Hamdi YazırNihayet biz müminlerden orada bulunan kimseleri çıkardık
Yusuf AliThen We evacuated those of the Believers who were there
Ali BulaçNe var ki, orda Müslümanlardan olan bir evden başkasını bulmadık
Elmalılı Hamdi YazırFakat biz orada müslümanlardan bir ev halkından başka kimseyi de bulamadık
Yusuf AliBut We found not there any just (Muslim) persons except in one house
Ali BulaçVe orada, acı bir azaptan korkanlar için bir ayet bıraktık
Elmalılı Hamdi YazırBiz orada acı bir azabdan korkan kimseler için bir ibret nişanesi bıraktık
Yusuf AliAnd We left there a Sign for such as fear the Grievous Penalty
Ali BulaçMusa (olayın)da da (düşündürücü ayetler vardır). Hani Biz onu açık bir delille Firavun'a göndermiştik
Elmalılı Hamdi YazırMusa'nın kıssasında da ibret vardır. Hani biz onu apaçık bir delille Firavun'a göndermiştik
Yusuf AliAnd in Moses (was another Sign): Behold, We sent him to Pharaoh, with authority manifest
Ali BulaçFakat o, 'bütün kişisel ve askeri gücüyle' yüz çevirdi ve: "(Bu,) Ya bir büyücü veya bir delidir" dedi
Elmalılı Hamdi YazırFiravun ise ordusuyla birlikte yüz çevirmiş, onun hakkında: "Bu bir sihirbazdır, ya da bir delidir." demişti
Yusuf AliBut (Pharaoh) turned back with his Chiefs, and said, "A sorcerer, or one possessed
Ali BulaçBunun üzerine, Biz onu ve ordularını yakalayıp denize attık; (ki o,) 'kınanacak işler yapıyordu
Elmalılı Hamdi YazırNihayet biz onu ve ordularını yakalayıp hepsini denize attık. Firavun ise o sırada (inadından dolayı pişmanlık duyarak) kendi kendini kınıyordu
Yusuf AliSo We took him and his forces, and threw them into the sea; and his was the blame
Ali BulaçAd (kavmin)de de (ayetler vardır). Hani onların üzerine köklerini kesen (akim) bir rüzgar gönderdik
Elmalılı Hamdi YazırÂd kavminin helâkinde de bir ibret vardır. Hani biz onların üzerine köklerini kesecek bir rüzgar göndermiştik
Yusuf AliAnd in the 'Ad (people) (was another Sign): Behold, We sent against them the devastating Wind
Ali BulaçÜzerinden geçtiği hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka çürütüp-kül gibi dağıtıyordu
Elmalılı Hamdi YazırO rüzgar üzerine uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül gibi dağıtıyordu
Yusuf AliIt left nothing whatever that it came up against, but reduced it to ruin and rottenness
Ali BulaçSemud (kavmin)de de (ayetler vardır). Hani onlara: "Belli bir süreye kadar yararlanın" denmişti
Elmalılı Hamdi YazırSemud kavminin helâkinde de bir ibret vardır. Hani onlara: "Belirli bir süreye kadar dünyadan yararalanıp, geçinin!" denmişti
Yusuf AliAnd in the Thamud (was another Sign): Behold, they were told, "Enjoy (your brief day) for a little while
Ali BulaçAncak Rablerinin emrine baş kaldırdılar; böylece bakıp-dururlarken, onları yıldırım çarpıp-yakaladı
Elmalılı Hamdi YazırOnlarsa Rablerinin emrine karşı büyüklük tasladılar. Bunun üzerine kendilerini, bakıp dururlarken yıldırım yakalayıp, çarptı
Yusuf AliBut they insolently defied the Command of their Lord: So the stunning noise (of an earthquake) seized them, even while they were looking on
Ali BulaçArtık ne ayağa kalkmaya güç yetirebildiler, ne yardım bulabildiler
Elmalılı Hamdi YazırArtık onlar, ne kendi kendilerine ayağa kalkabildiler, ne de yardım gördüler
Yusuf AliThen they could not even stand (on their feet), nor could they help themselves
Ali BulaçBundan önce Nuh kavmini de (yıkıma uğrattık). Çünkü onlar da fasık bir kavim idi
Elmalılı Hamdi YazırDaha önce de Nuh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar yoldan çıkmış fâsık bir kavimdiler
Yusuf AliSo were the People of Noah before them for they wickedly transgressed
Ali BulaçBiz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz
Elmalılı Hamdi YazırBiz göğü kudretimizle bina ettik. Hiç şüphesiz biz, çok genişlik ve kudret sahibiyiz
Yusuf AliWith power and skill did We construct the Firmament: for it is We Who create the vastness of pace
Ali BulaçYeri de Biz döşeyip-yaydık; ne güzel döşeyici(yiz)
Elmalılı Hamdi YazırYeryüzünü de biz döşedik. Bakın biz onu ne güzel döşüyoruz
Yusuf AliAnd We have spread out the (spacious) earth: How excellently We do spread out
Ali BulaçVe Biz, herşeyi iki çift yarattık. Umulur ki, öğüt alıp-düşünürsünüz
Elmalılı Hamdi YazırBiz herşeyden iki çift yarattık. Umulur ki, iyice düşünürsünüz
Yusuf AliAnd of every thing We have created pairs: That ye may receive instruction
Ali BulaçÖyleyse, Allah'a doğru (yönelip, şirkten ve bozulmalardan) kaçın. Gerçekten Ben sizi, O'ndan yana açıkça uyarıyorum
Elmalılı Hamdi YazırEy Muhammed! de ki: "Öyleyse Allah'a koşun, gerçekten ben size O'nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım
Yusuf AliHasten ye then (at once) to God: I am from Him a Warner to you, clear and open
Ali BulaçAllah ile beraber başka bir İlah(ı ortak) kılmayın. Gerçekten sizi, O'ndan yana açıkça uyarıyorum
Elmalılı Hamdi YazırAllah'la beraber başka bir tanrı uydurmayın (O'na ortak koşmayın). Gerçekten ben size O'nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım
Yusuf AliAnd make not another an object of worship with God: I am from Him a Warner to you, clear and open
Ali Bulaçİşte böyle; onlardan öncekiler de bir elçi gelmeyiversin, mutlaka: "Büyücü ve cinlenmiş" demişlerdir
Elmalılı Hamdi YazırBöylece onlardan öncekilere de herhangi bir peygamber gelince, onun hakkında da mutlaka: "Bir sihirbazdır veya bir delidir." dediler
Yusuf AliSimilarly, no apostle came to the Peoples before them, but they said (of him) in like manner, "A sorcerer, or one possessed
Ali BulaçOnlar bunu (tarih boyunca) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Hayır; onlar, 'azgın ve taşkın (tağiy)' bir kavimdirler
Elmalılı Hamdi YazırOnlar birbirlerine bunu mu tavsiye ettiler? Hayır onlar azgın bir kavimdir
Yusuf AliIs this the legacy they have transmitted, one to another? Nay, they are themselves a people transgressing beyond bounds
Ali BulaçÖyleyse sen, onlardan yüz çevir; artık kınanacak değilsin
Elmalılı Hamdi YazırEy Muhammed! Sen onlardan yüz çevir. Artık sen kınanacak değilsin
Yusuf AliSo turn away from them: not thine is the blame
Ali BulaçSen öğüt verip-hatırlat; çünkü gerçekten öğütle-hatırlatma, mü'minlere yarar sağlar
Elmalılı Hamdi YazırSen öğüt verip hatırlat. Çünkü, hatırlatmak müminlere fayda verir
Yusuf AliBut teach (thy Message) for teaching benefits the Believers
Ali BulaçBen, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım
Elmalılı Hamdi YazırBen cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım
Yusuf AliI have only created Jinns and men, that they may serve Me
Ali BulaçBen, onlardan bir rızık istemiyorum ve onların beni doyurup-beslemelerini de istemiyorum
Elmalılı Hamdi YazırBen onlardan herhangi bir rızık istemiyorum. Beni yedirmelerini de istemiyorum
Yusuf AliNo Sustenance do I require of them, nor do I require that they should feed Me
Ali BulaçHiç şüphesiz, rızık veren O, metin kuvvet sahibi olan Allah'tır
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki, rızık veren O sağlam kuvvet sahibi olan Allah'tır
Yusuf AliFor God is He Who gives (all) Sustenance,- Lord of Power,- Steadfast (for ever)
Ali BulaçArtık gerçekten, zulmedenler için, (geçmişteki) arkadaşlarının günahlarına benzer bir günah vardır. Şu halde acele etmesinler
Elmalılı Hamdi YazırŞüphsiz ki, zulmedenlerin geçmiş arkadaşlarının payı gibi, dolgun bir azab payı vardır. Ama şimdi onu acele istemesinler
Yusuf AliFor the Wrong-doers, their portion is like unto the portion of their fellows (of earlier generations): then let them not ask Me to hasten (that portion)
Ali BulaçKendilerine va'dedilen o (azap) günlerinden dolayı vay o inkar edenlere
Elmalılı Hamdi YazırKendilerine vaad edilen günlerinde uğrayacakaları azabdan dolayı vay inkâr edenlerin haline
Yusuf AliWoe, then, to the Unbelievers, on account of that Day of theirs which they have been promised