☪ Anlam Arayışı

51. Adh-Dhaariyat سُورَةُ الذَّارِيَاتِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
51:1
وَٱلذَّٰرِيَٰتِ ذَرۡوࣰ ا

Diyanet İşleri MealiEsip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir

Saheeh InternationalBy those [winds] scattering [dust] dispersing

Yusuf AliBy the (Winds) that scatter broadcast

Süleyman AteşSavurup kaldıranlara

51:2
فَٱلۡحَٰمِلَٰتِ وِقۡرࣰ ا

Diyanet İşleri MealiEsip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir

Saheeh InternationalAnd those [clouds] carrying a load [of water]

Yusuf AliAnd those that lift and bear away heavy weights

Süleyman Ateş(Yağmur) Yüklü (bulut)lara

51:3
فَٱلۡجَٰرِيَٰتِ يُسۡرࣰ ا

Diyanet İşleri MealiEsip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir

Saheeh InternationalAnd those [ships] sailing with ease

Yusuf AliAnd those that flow with ease and gentleness

Süleyman AteşKolayca akıp gidenlere

51:4
فَٱلۡمُقَسِّمَٰتِ أَمۡرًا

Diyanet İşleri MealiEsip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir

Saheeh InternationalAnd those [angels] apportioning [each] matter

Yusuf AliAnd those that distribute and apportion by Command

Süleyman Ateşİş(ler)i taksim edenlere (rızıkları, yağmurları dağıtan güçlere) andolsun ki

51:5 📚 1
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقࣱ‏

Diyanet İşleri MealiEsip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir

Saheeh InternationalIndeed, what you are promised is true

Yusuf AliVerily that which ye are promised is true

Süleyman AteşSize va'dedilen, mutlaka doğrudur

51:6
وَإِنَّ ٱلدِّينَ لَوَٰقِعࣱ‏

Diyanet İşleri MealiEsip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir

Saheeh InternationalAnd indeed, the recompense is to occur

Yusuf AliAnd verily Judgment and Justice must indeed come to pass

Süleyman AteşCeza muhakkak olacaktır

51:7
وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلۡحُبُكِ

Diyanet İşleri Mealiİçinde yörüngeler bulunan göğe and olsun ki, ey inkarcılar, siz, şüphesiz aykırı görüştesiniz

Saheeh InternationalBy the heaven containing pathways

Yusuf AliBy the Sky with (its) numerous Paths

Süleyman Ateş(Çeşitli) yolları (yörüngeleri) bulunan göğe andolsun ki

51:8
إِنَّكُمۡ لَفِي قَوۡلࣲ مُّخۡتَلِفࣲ‏

Diyanet İşleri Mealiİçinde yörüngeler bulunan göğe and olsun ki, ey inkarcılar, siz, şüphesiz aykırı görüştesiniz

Saheeh InternationalIndeed, you are in differing speech

Yusuf AliTruly ye are in a doctrine discordant

Süleyman AteşSiz, çeşitli söz(ler) içindesiniz

51:9
يُؤۡفَكُ عَنۡهُ مَنۡ أُفِكَ

Diyanet İşleri MealiBundan, dönebilecek kimseler döndürülür

Saheeh InternationalDeluded away from the Qur'an is he who is deluded

Yusuf AliThrough which are deluded (away from the Truth) such as would be deluded

Süleyman AteşÇevrilen, ondan çevriliyor

51:10
قُتِلَ ٱلۡخَرَّٰصُونَ

Diyanet İşleri MealiYalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın

Saheeh InternationalDestroyed are the falsifiers

Yusuf AliWoe to the falsehood-mongers

Süleyman AteşO (çeşitli sözleri) atan yalancılar kahrolsun

51:11
ٱلَّذِينَ هُمۡ فِي غَمۡرَةࣲ سَاهُونَ

Diyanet İşleri MealiYalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın

Saheeh InternationalWho are within a flood [of confusion] and heedless

Yusuf AliThose who (flounder) heedless in a flood of confusion

Süleyman AteşOnlar aptallık içinde yanılıp durmaktadırlar

51:12
يَسۡـَٔلُونَ أَيَّانَ يَوۡمُ ٱلدِّينِ

Diyanet İşleri Mealiİşlerin karşılık göreceği günün zamanını sorarlar

Saheeh InternationalThey ask, "When is the Day of Recompense

Yusuf AliThey ask, "When will be the Day of Judgment and Justice

Süleyman AteşCeza günü ne zaman? diye sorarlar

51:13 📚 1
يَوۡمَ هُمۡ عَلَى ٱلنَّارِ يُفۡتَنُونَ

Diyanet İşleri MealiO, kendilerinin ateşte azap görecekleri gündür

Saheeh International[It is] the Day they will be tormented over the Fire

Yusuf Ali(It will be) a Day when they will be tried (and tested) over the Fire

Süleyman AteşO gün onlar ateş üzerinde yakılacaklardır

51:14
ذُوقُواْ فِتۡنَتَكُمۡ هَٰذَا ٱلَّذِي كُنتُم بِهِۦ تَسۡتَعۡجِلُونَ

Diyanet İşleri MealiOnlara: "Azabınızı tadın; işte acele beklediğiniz bu idi" denir

Saheeh International[And will be told], "Taste your torment. This is that for which you were impatient

Yusuf AliTaste ye your trial! This is what ye used to ask to be hastened

Süleyman Ateş(Kendilerine): "Fitnenizi (fesadınızın cezasını) tadın! Acele isteyip durduğunuz şey budur işte!" (denilecek)

51:15
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي جَنَّٰتࣲ وَعُيُونٍ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar, bundan önce iyi davrananlardı

Saheeh InternationalIndeed, the righteous will be among gardens and springs

Yusuf AliAs to the Righteous, they will be in the midst of Gardens and Springs

Süleyman AteşKorunanlar, cennetlerde, çeşme başlarındadırlar

51:16
ءَاخِذِينَ مَآ ءَاتَىٰهُمۡ رَبُّهُمۡۚ إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَبۡلَ ذَٰلِكَ مُحۡسِنِينَ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar, bundan önce iyi davrananlardı

Saheeh InternationalAccepting what their Lord has given them. Indeed, they were before that doers of good

Yusuf AliTaking joy in the things which their Lord gives them, because, before then, they lived a good life

Süleyman AteşRablerinin, kendilerine verdiğini alırlar. Çünkü onlar bundan önce güzel davranırlardı

51:17
كَانُواْ قَلِيلࣰ ا مِّنَ ٱلَّيۡلِ مَا يَهۡجَعُونَ

Diyanet İşleri MealiOnlar, geceleri az uyuyanlardı

Saheeh InternationalThey used to sleep but little of the night

Yusuf AliThey were in the habit of sleeping but little by night

Süleyman AteşGeceleri pek az uyurlardı

51:18 📚 8
وَبِٱلۡأَسۡحَارِ هُمۡ يَسۡتَغۡفِرُونَ

Diyanet İşleri MealiSeher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi

Saheeh InternationalAnd in the hours before dawn they would ask forgiveness

Yusuf AliAnd in the hour of early dawn, they (were found) praying for Forgiveness

Süleyman AteşSeherlerde onlar istiğfar ederlerdi

51:19
وَفِيٓ أَمۡوَٰلِهِمۡ حَقࣱّ لِّلسَّآئِلِ وَٱلۡمَحۡرُومِ

Diyanet İşleri MealiOnların mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı, onu verirlerdi

Saheeh InternationalAnd from their properties was [given] the right of the [needy] petitioner and the deprived

Yusuf AliAnd in their wealth and possessions (was remembered) the right of the (needy,) him who asked, and him who (for some reason) was prevented (from asking)

Süleyman AteşMallarında dilenci ve yoksul için hak vardı

51:20
وَفِي ٱلۡأَرۡضِ ءَايَٰتࣱ لِّلۡمُوقِنِينَ

Diyanet İşleri MealiKesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz

Saheeh InternationalAnd on the earth are signs for the certain [in faith]

Yusuf AliOn the earth are signs for those of assured Faith

Süleyman AteşKesin inanacaklar için yerde nice ibretler vardır

51:21 📚 11
وَفِيٓ أَنفُسِكُمۡۚ أَفَلَا تُبۡصِرُونَ

Diyanet İşleri MealiKesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz

Saheeh InternationalAnd in yourselves. Then will you not see

Yusuf AliAs also in your own selves: Will ye not then see

Süleyman AteşKendi canlarınızda da öyle. Görmüyor musunuz

51:22 📚 16
وَفِي ٱلسَّمَآءِ رِزۡقُكُمۡ وَمَا تُوعَدُونَ

Diyanet İşleri MealiRızkınız da, size söz verilen azap da yukarıdan gelir

Saheeh InternationalAnd in the heaven is your provision and whatever you are promised

Yusuf AliAnd in heaven is your Sustenance, as (also) that which ye are promised

Süleyman AteşGökte rızkınız da var, uyarıldığınız (azab)da var

51:23 📚 5
فَوَرَبِّ ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِ إِنَّهُۥ لَحَقࣱّ مِّثۡلَ مَآ أَنَّكُمۡ تَنطِقُونَ

Diyanet İşleri MealiGöğün ve yerin Rabbine and olsun ki bu, sizin konuşmanız kadar kesin ve gerçektir

Saheeh InternationalThen by the Lord of the heaven and earth, indeed, it is truth - just as [sure as] it is that you are speaking

Yusuf AliThen, by the Lord of heaven and earth, this is the very Truth, as much as the fact that ye can speak intelligently to each other

Süleyman AteşGöğün ve yerin Rabbine andolsun ki o, sizin konuştuğunuz gibi gerçektir

51:24
هَلۡ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ضَيۡفِ إِبۡرَٰهِيمَ ٱلۡمُكۡرَمِينَ

Diyanet İşleri Mealiİbrahim'in ikram edilmiş konuklarının haberi sana geldi mi

Saheeh InternationalHas there reached you the story of the honored guests of Abraham

Yusuf AliHas the story reached thee, of the honoured guests of Abraham

Süleyman Ateşİbrahim'in ağırlanan konuklarının haberi sana geldi mi

51:25
إِذۡ دَخَلُواْ عَلَيۡهِ فَقَالُواْ سَلَٰمࣰ اۖ قَالَ سَلَٰمࣱ قَوۡمࣱ مُّنكَرُونَ

Diyanet İşleri MealiOnlar, İbrahim'in yanına girip: "Selam sana" demişlerdi, İbrahim de: "Selam size" demişti; içinden de, onların "tanınmamış bir topluluk" olduğunu geçirmişti

Saheeh InternationalWhen they entered upon him and said, "[We greet you with] peace." He answered, "[And upon you] peace, [you are] a people unknown

Yusuf AliBehold, they entered his presence, and said: "Peace!" He said, "Peace!" (and thought, "These seem) unusual people

Süleyman AteşBir zaman onun yanına girmişler: "Selam" demişlerdi. "Selam, dedi, (siz) tanınmamış bir topluluk(sunuz)

51:26 📚 4
فَرَاغَ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِۦ فَجَآءَ بِعِجۡلࣲ سَمِينࣲ‏

Diyanet İşleri MealiHemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti

Saheeh InternationalThen he went to his family and came with a fat [roasted] calf

Yusuf AliThen he turned quickly to his household, brought out a fatted calf

Süleyman Ateş(Konuklarına yemek hazırlamak için) gizlice ailesinin yanına gitti, semiz bir buzağı getirdi

51:27 📚 1
فَقَرَّبَهُۥٓ إِلَيۡهِمۡ قَالَ أَلَا تَأۡكُلُونَ

Diyanet İşleri MealiHemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti

Saheeh InternationalAnd placed it near them; he said, "Will you not eat

Yusuf AliAnd placed it before them.. he said, "Will ye not eat

Süleyman AteşOnu, önlerine yaklaştırdı, "Yemez misiniz?" dedi

51:28
فَأَوۡجَسَ مِنۡهُمۡ خِيفَةࣰۖ قَالُواْ لَا تَخَفۡۖ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَٰمٍ عَلِيمࣲ‏

Diyanet İşleri Meali(Yemediklerini görünce) onlardan endişeye düştü; "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğul sahibi olacağını müjdelediler

Saheeh InternationalAnd he felt from them apprehension. They said, "Fear not," and gave him good tidings of a learned boy

Yusuf Ali(When they did not eat), He conceived a fear of them. They said, "Fear not," and they gave him glad tidings of a son endowed with knowledge

Süleyman Ateş(Yemediklerini görünce) Onlardan içine bir korku düşürdü. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler

51:29
فَأَقۡبَلَتِ ٱمۡرَأَتُهُۥ فِي صَرَّةࣲ فَصَكَّتۡ وَجۡهَهَا وَقَالَتۡ عَجُوزٌ عَقِيمࣱ‏

Diyanet İşleri MealiBunun üzerine karısı hayretle seslenerek geldi, elleriyle yüzünü kapayarak: "kısır bir kocakarı!" dedi

Saheeh InternationalAnd his wife approached with a cry [of alarm] and struck her face and said, "[I am] a barren old woman

Yusuf AliBut his wife came forward (laughing) aloud: she smote her forehead and said: "A barren old woman

Süleyman AteşKarısı (Sare) çığlık içinde geldi (hayretten elini) yüzüne vurarak: "(Ben) Kısır bir koca karı(yım, benden nasıl çocuk olur)?" dedi

51:30
قَالُواْ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡحَكِيمُ ٱلۡعَلِيمُ

Diyanet İşleri MealiMelekler: "Bu böyledir, Rabbin söylemiştir; doğrusu O, Hakim olandır, bilendir" dediler

Saheeh InternationalThey said, "Thus has said your Lord; indeed, He is the Wise, the Knowing

Yusuf AliThey said, "Even so has thy Lord spoken: and He is full of Wisdom and Knowledge

Süleyman AteşDediler ki: "Rabbin böyle dedi. O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir

51:31 📚 1
۞قَالَ فَمَا خَطۡبُكُمۡ أَيُّهَا ٱلۡمُرۡسَلُونَ

Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Ey Elçiler! Göreviniz nedir?" dedi

Saheeh International[Abraham] said, "Then what is your business [here], O messengers

Yusuf Ali(Abraham) said: "And what, O ye Messengers, is your errand (now)

Süleyman Ateş(İbrahim): "O halde göreviniz nedir ey elçiler?" dedi

51:32
قَالُوٓاْ إِنَّآ أُرۡسِلۡنَآ إِلَىٰ قَوۡمࣲ مُّجۡرِمِينَ

Diyanet İşleri MealiElçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler

Saheeh InternationalThey said, "Indeed, we have been sent to a people of criminals

Yusuf AliThey said, "We have been sent to a people (deep) in sin

Süleyman AteşDediler: "Biz suçlu bir kavme gönderildik

51:33
لِنُرۡسِلَ عَلَيۡهِمۡ حِجَارَةࣰ مِّن طِينࣲ‏

Diyanet İşleri MealiElçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler

Saheeh InternationalTo send down upon them stones of clay

Yusuf AliTo bring on, on them, (a shower of) stones of clay (brimstone)

Süleyman AteşKi onların üzerine çamurdan taş(lar) salalım

51:34
مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلۡمُسۡرِفِينَ

Diyanet İşleri MealiElçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler

Saheeh InternationalMarked in the presence of your Lord for the transgressors

Yusuf AliMarked as from thy Lord for those who trespass beyond bounds

Süleyman AteşRabbinin katında, haddi aşanlar için işaretlenmiş (taşlar)

51:35
فَأَخۡرَجۡنَا مَن كَانَ فِيهَا مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ

Diyanet İşleri MealiBunun üzerine, suçlu milletin arasında bulunan müminleri çıkardık

Saheeh InternationalSo We brought out whoever was in the cities of the believers

Yusuf AliThen We evacuated those of the Believers who were there

Süleyman AteşOrada bulunan mü'minleri çıkardık

51:36 📚 9
فَمَا وَجَدۡنَا فِيهَا غَيۡرَ بَيۡتࣲ مِّنَ ٱلۡمُسۡلِمِينَ

Diyanet İşleri MealiZaten orada, kendini Allah'a vermiş sadece bir tek ev halkı bulduk

Saheeh InternationalAnd We found not within them other than a [single] house of Muslims

Yusuf AliBut We found not there any just (Muslim) persons except in one house

Süleyman AteşZaten orada bir ev(halkın)dan başka müslüman da bulmadık

51:37
وَتَرَكۡنَا فِيهَآ ءَايَةࣰ لِّلَّذِينَ يَخَافُونَ ٱلۡعَذَابَ ٱلۡأَلِيمَ

Diyanet İşleri MealiCan yakıcı azabdan korkanlar için, o beldede bir işaret, bir kalıntı bıraktık

Saheeh InternationalAnd We left therein a sign for those who fear the painful punishment

Yusuf AliAnd We left there a Sign for such as fear the Grievous Penalty

Süleyman AteşAcı azabdan korkanlar için orada bir ibret bıraktık

51:38
وَفِي مُوسَىٰٓ إِذۡ أَرۡسَلۡنَٰهُ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ بِسُلۡطَٰنࣲ مُّبِينࣲ‏

Diyanet İşleri MealiMusa'nın başından geçenlerde de ibret vardır: Onu apaçık delille Firavun'a gönderdik

Saheeh InternationalAnd in Moses [was a sign], when We sent him to Pharaoh with clear authority

Yusuf AliAnd in Moses (was another Sign): Behold, We sent him to Pharaoh, with authority manifest

Süleyman AteşMusa'da da (ibret alınacak şeyler vardır). Onu açık bir delil ile Fir'avn'e göndermiştik

51:39
فَتَوَلَّىٰ بِرُكۡنِهِۦ وَقَالَ سَٰحِرٌ أَوۡ مَجۡنُونࣱ‏

Diyanet İşleri MealiFiravun, erkaniyle birlikte hakdan yüz çevirdi; "sihirbazdır veya delidir" dedi

Saheeh InternationalBut he turned away with his supporters and said," A magician or a madman

Yusuf AliBut (Pharaoh) turned back with his Chiefs, and said, "A sorcerer, or one possessed

Süleyman Ateş(Fir'avn ona) Yanını çevirdi ve: "Bu, ya büyücü veya cinlidir" dedi

51:40
فَأَخَذۡنَٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذۡنَٰهُمۡ فِي ٱلۡيَمِّ وَهُوَ مُلِيمࣱ‏

Diyanet İşleri MealiSonunda onu ve ordularını yakalayıp denize attık. O, kınanmayı haketmişti

Saheeh InternationalSo We took him and his soldiers and cast them into the sea, and he was blameworthy

Yusuf AliSo We took him and his forces, and threw them into the sea; and his was the blame

Süleyman AteşBiz de onu ve askerlerini yakaladık, onları denize attık. (O boğulurken pişmanlıkla) Kendi kendini kınıyordu

51:41
وَفِي عَادٍ إِذۡ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمُ ٱلرِّيحَ ٱلۡعَقِيمَ

Diyanet İşleri MealiAd milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik

Saheeh InternationalAnd in 'Aad [was a sign], when We sent against them the barren wind

Yusuf AliAnd in the 'Ad (people) (was another Sign): Behold, We sent against them the devastating Wind

Süleyman AteşAd(kavmin)de de (ibret alınacak şeyler vardır). Onlara, köklerini kesen bir rüzgar gönderdik

51:42
مَا تَذَرُ مِن شَيۡءٍ أَتَتۡ عَلَيۡهِ إِلَّا جَعَلَتۡهُ كَٱلرَّمِيمِ

Diyanet İşleri MealiAd milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik

Saheeh InternationalIt left nothing of what it came upon but that it made it like disintegrated ruins

Yusuf AliIt left nothing whatever that it came up against, but reduced it to ruin and rottenness

Süleyman AteşÜzerinden geçtiği hiçbir şeyi bırakmıyor, onu kül gibi ediyordu

51:43
وَفِي ثَمُودَ إِذۡ قِيلَ لَهُمۡ تَمَتَّعُواْ حَتَّىٰ حِينࣲ‏

Diyanet İşleri MealiSemud milletinin başına gelende de ibret vardır: Onlara, "Bir süreye kadar zevklenin" denmişti

Saheeh InternationalAnd in Thamud, when it was said to them, "Enjoy yourselves for a time

Yusuf AliAnd in the Thamud (was another Sign): Behold, they were told, "Enjoy (your brief day) for a little while

Süleyman AteşSemud(kavmin)de de (ibret alınacak şeyler vardır). Onlara: "Bir süreye kadar sefa sürün" denmişti

51:44
فَعَتَوۡاْ عَنۡ أَمۡرِ رَبِّهِمۡ فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ وَهُمۡ يَنظُرُونَ

Diyanet İşleri MealiOnlar Rablerinin buyruğundan çıkmışlardı; bunun üzerine kendilerini gözleri göre göre yıldırım çarptı

Saheeh InternationalBut they were insolent toward the command of their Lord, so the thunderbolt seized them while they were looking on

Yusuf AliBut they insolently defied the Command of their Lord: So the stunning noise (of an earthquake) seized them, even while they were looking on

Süleyman AteşRablerinin buyruğuna başkaldırdılar, bu yüzden onlar bakıp dururlarken, onları yıldırım yakaladı

51:45
فَمَا ٱسۡتَطَٰعُواْ مِن قِيَامࣲ وَمَا كَانُواْ مُنتَصِرِينَ

Diyanet İşleri MealiAyağa kalkacak güçleri kalmadı, yardım da görmediler

Saheeh InternationalAnd they were unable to arise, nor could they defend themselves

Yusuf AliThen they could not even stand (on their feet), nor could they help themselves

Süleyman Ateş(Yurtlarında çöküverdiler) Ne kalkabildiler, ne de (bu duruma) engel olabildiler

51:46
وَقَوۡمَ نُوحࣲ مِّن قَبۡلُۖ إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَوۡمࣰ ا فَٰسِقِينَ

Diyanet İşleri MealiDaha önce de Nuh milletini cezalandırmıştık. Çünkü onlar da yoldan çıkmış bir milletti

Saheeh InternationalAnd [We destroyed] the people of Noah before; indeed, they were a people defiantly disobedient

Yusuf AliSo were the People of Noah before them for they wickedly transgressed

Süleyman AteşDaha önce de Nuh kavmini helak etmiştik. Çünkü onlar da yoldan çıkmış bir toplum idiler

51:47
وَٱلسَّمَآءَ بَنَيۡنَٰهَا بِأَيۡيْدࣲ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ

Diyanet İşleri MealiGöğü, gücümüzle Biz kurduk; şüphesiz biz onu genişleticiyiz

Saheeh InternationalAnd the heaven We constructed with strength, and indeed, We are [its] expander

Yusuf AliWith power and skill did We construct the Firmament: for it is We Who create the vastness of pace

Süleyman AteşGöğü sağlam yaptık, biz genişleticiyiz (kudretimiz geniştir, göğü öyle genişleten biziz)

51:48
وَٱلۡأَرۡضَ فَرَشۡنَٰهَا فَنِعۡمَ ٱلۡمَٰهِدُونَ

Diyanet İşleri MealiYeryüzünü biz yayıp döşedik: Ne güzel döşeyiciyiz

Saheeh InternationalAnd the earth We have spread out, and excellent is the preparer

Yusuf AliAnd We have spread out the (spacious) earth: How excellently We do spread out

Süleyman AteşYeri biz döşedik, (biz) ne güzel döşeyiciyiz

51:49 📚 7
وَمِن كُلِّ شَيۡءٍ خَلَقۡنَا زَوۡجَيۡنِ لَعَلَّكُمۡ تَذَكَّرُونَ

Diyanet İşleri Mealiİbret alasınız diye her şeyi çift çift yaratmışızdır

Saheeh InternationalAnd of all things We created two mates; perhaps you will remember

Yusuf AliAnd of every thing We have created pairs: That ye may receive instruction

Süleyman AteşHer şeyden iki çift (erkek-dişi) yarattık ki düşünüp öğüt alasınız

51:50 📚 3
فَفِرُّوٓاْ إِلَى ٱللَّهِۖ إِنِّي لَكُم مِّنۡهُ نَذِيرࣱ مُّبِينࣱ‏

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Öyleyse Allah'a koşusun; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım

Saheeh InternationalSo flee to Allah. Indeed, I am to you from Him a clear warner

Yusuf AliHasten ye then (at once) to God: I am from Him a Warner to you, clear and open

Süleyman AteşO halde Allah'a kaçın, ben size O'nun tarafından görevlendirilmiş apaçık bir uyarıcıyım

51:51
وَلَا تَجۡعَلُواْ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَۖ إِنِّي لَكُم مِّنۡهُ نَذِيرࣱ مُّبِينࣱ‏

Diyanet İşleri MealiAllah'ın yanında başkasını tanrı kılmayın; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım

Saheeh InternationalAnd do not make [as equal] with Allah another deity. Indeed, I am to you from Him a clear warner

Yusuf AliAnd make not another an object of worship with God: I am from Him a Warner to you, clear and open

Süleyman AteşAllah ile beraber başka tanrılar uydurmayın. Ben size O'nun tarafından görevlendirilmiş apaçık bir uyarıcıyım

51:52 📚 1
كَذَٰلِكَ مَآ أَتَى ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا قَالُواْ سَاحِرٌ أَوۡ مَجۡنُونٌ

Diyanet İşleri MealiOnlardan öncekilere, herhangi bir peygamber gelince: "sihirbazdır" veya "Delidir" derlerdi

Saheeh InternationalSimilarly, there came not to those before them any messenger except that they said, "A magician or a madman

Yusuf AliSimilarly, no apostle came to the Peoples before them, but they said (of him) in like manner, "A sorcerer, or one possessed

Süleyman Ateşİşte böyle, onlardan önce de ne kadar elçi geldiyse mutlaka: "Büyücü veya cinlenmiş" dediler

51:53
أَتَوَاصَوۡاْ بِهِۦۚ بَلۡ هُمۡ قَوۡمࣱ طَاغُونَ

Diyanet İşleri MealiÖncekiler sonrakilere böyle mi vasiyet ettiler? Hayır; bunlar azgın bir millettir

Saheeh InternationalDid they suggest it to them? Rather, they [themselves] are a transgressing people

Yusuf AliIs this the legacy they have transmitted, one to another? Nay, they are themselves a people transgressing beyond bounds

Süleyman AteşBunu birbirlerine tavsiye mi ettiler (ki hep aynı şeyi söylüyorlar)? Doğrusu, onlar azgın bir topluluktur

51:54
فَتَوَلَّ عَنۡهُمۡ فَمَآ أَنتَ بِمَلُومࣲ‏

Diyanet İşleri MealiOnlardan yüz çevir; sen kınanacak değilsin

Saheeh InternationalSo leave them, [O Muhammad], for you are not to be blamed

Yusuf AliSo turn away from them: not thine is the blame

Süleyman AteşOnlardan yüz çevir, sen kınanacak değilsin

51:55
وَذَكِّرۡ فَإِنَّ ٱلذِّكۡرَىٰ تَنفَعُ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ

Diyanet İşleri MealiÖğüt ver; doğrusu öğüt inananlara fayda verir

Saheeh InternationalAnd remind, for indeed, the reminder benefits the believers

Yusuf AliBut teach (thy Message) for teaching benefits the Believers

Süleyman AteşAma yine de hatırlat, çünkü hatırlatmak inananlara yararlıdır

51:56 📚 22
وَمَا خَلَقۡتُ ٱلۡجِنَّ وَٱلۡإِنسَ إِلَّا لِيَعۡبُدُونِ

Diyanet İşleri MealiCinleri ve insanları ancak Bana kulluk etmeleri için yaratmışımdır

Saheeh InternationalAnd I did not create the jinn and mankind except to worship Me

Yusuf AliI have only created Jinns and men, that they may serve Me

Süleyman AteşBen cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım

51:57 📚 5
مَآ أُرِيدُ مِنۡهُم مِّن رِّزۡقࣲ وَمَآ أُرِيدُ أَن يُطۡعِمُونِ

Diyanet İşleri MealiOnlardan bir rızık istemem; Beni doyurmalarını da istemem

Saheeh InternationalI do not want from them any provision, nor do I want them to feed Me

Yusuf AliNo Sustenance do I require of them, nor do I require that they should feed Me

Süleyman AteşBen onlardan rızık istemiyorum, beni beslemelerini de istemiyorum

51:58 📚 4
إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلرَّزَّاقُ ذُو ٱلۡقُوَّةِ ٱلۡمَتِينُ

Diyanet İşleri MealiŞüphesiz rızıklandıran da, güç ve kuvvet sahibi olan da Allah'tır

Saheeh InternationalIndeed, it is Allah who is the [continual] Provider, the firm possessor of strength

Yusuf AliFor God is He Who gives (all) Sustenance,- Lord of Power,- Steadfast (for ever)

Süleyman AteşŞüphesiz rızık veren, sağlam kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır

51:59
فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُواْ ذَنُوبࣰ ا مِّثۡلَ ذَنُوبِ أَصۡحَٰبِهِمۡ فَلَا يَسۡتَعۡجِلُونِ

Diyanet İşleri MealiZulmedenlerin, geçmiş arkadaşlarının suçlarına benzer suçları vardır; cezalarını Benden acele istemesinler

Saheeh InternationalAnd indeed, for those who have wronged is a portion [of punishment] like the portion of their predecessors, so let them not impatiently urge Me

Yusuf AliFor the Wrong-doers, their portion is like unto the portion of their fellows (of earlier generations): then let them not ask Me to hasten (that portion)

Süleyman AteşMuhakkak ki, bu zulmedenlerin de (geçmiş) arkadaşlarının payı gibi bir azab payı vardır, (ötekilerin başına gelen azab gibi bir azab bunların da başına gelecektir), acele etmesinler

51:60
فَوَيۡلࣱ لِّلَّذِينَ كَفَرُواْ مِن يَوۡمِهِمُ ٱلَّذِي يُوعَدُونَ

Diyanet İşleri MealiSöz verilen günün azabından vay o inkar edenlere

Saheeh InternationalAnd woe to those who have disbelieved from their Day which they are promised

Yusuf AliWoe, then, to the Unbelievers, on account of that Day of theirs which they have been promised

Süleyman AteşUyarıldıkları günlerinden dolayı vay o kafirlerin haline

← Önceki Sonraki →

51. Adh-Dhaariyat Suresi | Anlam Arayışı