51. Adh-Dhaariyat سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
Süleyman AteşSavurup kaldıranlara
Elmalılı Hamdi YazırO tozdurup savuranlara
Ali BulaçTozu dumana katıp savuran (rüzgar)lara
Süleyman Ateş(Yağmur) Yüklü (bulut)lara
Elmalılı Hamdi YazırDerken bir ağırlık taşıyanlara
Ali BulaçDerken, ağır yük taşıyan (bulut)lara
Süleyman AteşKolayca akıp gidenlere
Elmalılı Hamdi YazırDerken bir kolaylıkla akanlara
Ali BulaçSonra kolaylıkla akıp gidenlere
Süleyman Ateşİş(ler)i taksim edenlere (rızıkları, yağmurları dağıtan güçlere) andolsun ki
Elmalılı Hamdi YazırDerken bir emir taksim edenlere andolsun ki
Ali BulaçSonra iş(ler)i taksim edenlere andolsun
Süleyman AteşSize va'dedilen, mutlaka doğrudur
Elmalılı Hamdi YazırO size vaad edilen elbette doğrudur
Ali BulaçSize va'dedilmekte olan, hiç tartışmasız doğrudur
Süleyman AteşCeza muhakkak olacaktır
Elmalılı Hamdi YazırCeza ve hesap günü şüphesiz olacaktır
Ali BulaçŞüphesiz din (hesap ve ceza) da mutlaka gerçekleşecektir
Süleyman Ateş(Çeşitli) yolları (yörüngeleri) bulunan göğe andolsun ki
Elmalılı Hamdi YazırYollara sahip göğe andolsun ki
Ali BulaçÖzen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış' göğe andolsun
Süleyman AteşSiz, çeşitli söz(ler) içindesiniz
Elmalılı Hamdi YazırSiz elbette çelişkili sözler içindesiniz
Ali BulaçSiz, gerçekten birbirini tutmaz bir söz (çelişkili ve aykırı görüşler) içindesiniz
Süleyman AteşÇevrilen, ondan çevriliyor
Elmalılı Hamdi YazırOndan çevrilen (imana) çevrilir
Ali BulaçOndan çevrilen çevrilir
Süleyman AteşO (çeşitli sözleri) atan yalancılar kahrolsun
Elmalılı Hamdi YazırKahrolsun (o fikir adına) kendi tahminlerini ileri sürenler
Ali BulaçKahrolsun, o 'zan ve tahminle yalan söyleyenler
Süleyman AteşOnlar aptallık içinde yanılıp durmaktadırlar
Elmalılı Hamdi YazırOnlar bir sarhoşluk ve cehalet içinde şuursuzdurlar
Ali BulaçKi onlar, 'bilgisizliğin kuşatması' içinde habersizdirler
Süleyman AteşCeza günü ne zaman? diye sorarlar
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Hesap ve ceza günü ne zaman?" diye soruyorlar
Ali BulaçHesap ve ceza (din) günü ne zaman?" diye sorarlar
Süleyman AteşO gün onlar ateş üzerinde yakılacaklardır
Elmalılı Hamdi YazırO gün, onların ateş üzerinde azap görecekleri gündür
Ali BulaçO gün onlar, ateşin üstünde tutulup-eritilecekler
Süleyman Ateş(Kendilerine): "Fitnenizi (fesadınızın cezasını) tadın! Acele isteyip durduğunuz şey budur işte!" (denilecek)
Elmalılı Hamdi YazırOnlara: "Tadın inkarınızın cezasını, işte sizin acele istediğiniz budur!" denecektir
Ali BulaçTadın fitnenizi. Bu, sizin pek acele isteyip durduğunuz şeydir
Süleyman AteşKorunanlar, cennetlerde, çeşme başlarındadırlar
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki takva sahipleri Rablerinin kendilerine verdiği sevabı almış olarak cennet bahçelerinde ve pınar başlarında bulunacaklardır. Çünkü onlar bundan önce iyilik yapıyorlardı
Ali BulaçŞüphesiz muttaki olanlar, cennetlerde ve pınarlardadırlar
Süleyman AteşRablerinin, kendilerine verdiğini alırlar. Çünkü onlar bundan önce güzel davranırlardı
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki takva sahipleri Rablerinin kendilerine verdiği sevabı almış olarak cennet bahçelerinde ve pınar başlarında bulunacaklardır. Çünkü onlar bundan önce iyilik yapıyorlardı
Ali BulaçRablerinin kendilerine verdiğini alanlar olarak. Çünkü onlar, bundan önce ihsanda (güzel davranışta) bulunanlardı
Süleyman AteşGeceleri pek az uyurlardı
Elmalılı Hamdi YazırOnlar geceleyin pek az uyurlardı
Ali BulaçGece-boyunca da pek az uyurlardı
Süleyman AteşSeherlerde onlar istiğfar ederlerdi
Elmalılı Hamdi YazırOnlar seher vakitlerinde Allah'tan bağışlanma dilerlerdi
Ali BulaçOnlar, seher vakitlerinde istiğfar ederlerdi
Süleyman AteşMallarında dilenci ve yoksul için hak vardı
Elmalılı Hamdi YazırOnların mallarında isteyen ve istemeyen yoksullar için bir hak vardı
Ali BulaçOnların mallarında dilenip-isteyen (ve iffetinden dolayı istemeyip de) yoksul olan için de bir hak vardı
Süleyman AteşKesin inanacaklar için yerde nice ibretler vardır
Elmalılı Hamdi YazırKesin olarak inananlar için, yeryüzünde ve kendi nefislerinde nice ibretler vardır. Hiç görmüyor musunuz
Ali BulaçYeryüzünde kesin bir bilgiyle inanacak olanlar için ayetler vardır
Süleyman AteşKendi canlarınızda da öyle. Görmüyor musunuz
Elmalılı Hamdi YazırKesin olarak inananlar için, yeryüzünde ve kendi nefislerinde nice ibretler vardır. Hiç görmüyor musunuz
Ali BulaçVe kendi nefislerinizde de. Yine de görmüyor musunuz
Süleyman AteşGökte rızkınız da var, uyarıldığınız (azab)da var
Elmalılı Hamdi YazırSizin rızkınız da size vaad edilen sevap ve ceza da göktedir
Ali BulaçGökte rızkınız vardır ve size va'dolunmakta olan da
Süleyman AteşGöğün ve yerin Rabbine andolsun ki o, sizin konuştuğunuz gibi gerçektir
Elmalılı Hamdi YazırGök ve yerin Rabbine andolsun ki size edilen o vaad, herhalde haktır. O tıpkı sizin konuşmanız gibi gerçektir
Ali Bulaçİşte, göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, şüphesiz, o (size va'dedilen) sizin (aranızda) konuştuklarınız kadar, elbette kesin bir gerçektir
Süleyman Ateşİbrahim'in ağırlanan konuklarının haberi sana geldi mi
Elmalılı Hamdi YazırEy Muhammed! İbrahim'in şerefli misafirlerinin haberi sana geldi mi
Ali BulaçSana İbrahim'in ağırlanan konuklarının haberi geldi mi
Süleyman AteşBir zaman onun yanına girmişler: "Selam" demişlerdi. "Selam, dedi, (siz) tanınmamış bir topluluk(sunuz)
Elmalılı Hamdi YazırHani onlar İbrahim'in huzuruna girmişlerdi de "Selam sana!" demişlerdi. İbrahim: "Size de selam" demiş, ve içinden: "Bunlar tanınmamış bir topluluk!" diye geçirmişti
Ali BulaçHani, yanına girdiklerinde: "Selam" demişlerdi. O da: "Selam" demişti. "(Haklarında bilgim olmayan) Yabancı bir topluluk
Süleyman Ateş(Konuklarına yemek hazırlamak için) gizlice ailesinin yanına gitti, semiz bir buzağı getirdi
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim, sonra ailesine giderek semiz bir buzağı (eti) getirdi
Ali BulaçHemen (onlara) sezdirmeden ailesine gidip, çok geçmeden semiz bir buzağı ile (geri) geldi
Süleyman AteşOnu, önlerine yaklaştırdı, "Yemez misiniz?" dedi
Elmalılı Hamdi YazırOnu önlerine sürerek: "Yemez misiniz?" dedi
Ali BulaçDerken onlara yaklaştırıp (ikram etti); "Yemez misiniz?" dedi
Süleyman Ateş(Yemediklerini görünce) Onlardan içine bir korku düşürdü. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler
Elmalılı Hamdi YazırYemediklerini görünce onlardan içine bir korku düştü. Onlar İbrahim'e: "Korkma!" dediler ve onu çok bilgili bir oğul ile müjdelediler
Ali Bulaç(Onlar yemeyince) Bunun üzerine içine bir tür korku düştü. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir erkek çocuk müjdesini verdiler
Süleyman AteşKarısı (Sare) çığlık içinde geldi (hayretten elini) yüzüne vurarak: "(Ben) Kısır bir koca karı(yım, benden nasıl çocuk olur)?" dedi
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine karısı (Sâre) bir çığlık atarak geldi ve elini yüzüne vurarak: "Ben kısır bir kocakarıyım, nasıl çocuğum olur?" dedi
Ali BulaçBöylece karısı çığlıklar kopararak geldi ve yüzüne vurarak: "Kısır, yaşlı bir kadın (mı doğum yapacakmış)? dedi
Süleyman AteşDediler ki: "Rabbin böyle dedi. O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir
Elmalılı Hamdi YazırMisafir melekler: "Evet bu böyledir. Rabbin böyle buyurdu. Gerçekten O hüküm ve hikmet sahibidir. Herşeyi hakkıyla bilir." dediler
Ali BulaçDediler ki: "Öyle. (Bunu) Senin Rabbin buyurdu. Çünkü O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir
Süleyman Ateş(İbrahim): "O halde göreviniz nedir ey elçiler?" dedi
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim, kendisine misafir olarak gelen meleklere: "Acaba sizin asıl önemli işiniz nedir ey elçiler?" dedi
Ali Bulaç(İbrahim) dedi ki: "Şu halde sizin asıl isteğiniz nedir, ey elçiler
Süleyman AteşDediler: "Biz suçlu bir kavme gönderildik
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Gerçekten biz günahkâr bir kavim (olan Lût kavmine) gönderildik
Ali BulaçDoğrusu biz, suçlu-günahkar bir kavme gönderildik" dediler
Süleyman AteşKi onların üzerine çamurdan taş(lar) salalım
Elmalılı Hamdi YazırOnların üzerine çamurdan pişirilmiş sert taşlar yağdıracağız
Ali BulaçÜzerlerine çamurdan (iyice sertleşip kaskatı kesilmiş) taşlar yağdırmak için
Süleyman AteşRabbinin katında, haddi aşanlar için işaretlenmiş (taşlar)
Elmalılı Hamdi YazırO taşlardan herbirinin haddi aşanlardan kime isabet edeceği Rabbin katında işaretlenmiştir." dediler
Ali Bulaç(Ki bu taşların her biri,) Rabbinin Katında ölçüyü taşıranlar için (herkese ayrı ayrı) işaretlenmiştir
Süleyman AteşOrada bulunan mü'minleri çıkardık
Elmalılı Hamdi YazırNihayet biz müminlerden orada bulunan kimseleri çıkardık
Ali BulaçBu arada, mü'minlerden orda kim varsa çıkardık
Süleyman AteşZaten orada bir ev(halkın)dan başka müslüman da bulmadık
Elmalılı Hamdi YazırFakat biz orada müslümanlardan bir ev halkından başka kimseyi de bulamadık
Ali BulaçNe var ki, orda Müslümanlardan olan bir evden başkasını bulmadık
Süleyman AteşAcı azabdan korkanlar için orada bir ibret bıraktık
Elmalılı Hamdi YazırBiz orada acı bir azabdan korkan kimseler için bir ibret nişanesi bıraktık
Ali BulaçVe orada, acı bir azaptan korkanlar için bir ayet bıraktık
Süleyman AteşMusa'da da (ibret alınacak şeyler vardır). Onu açık bir delil ile Fir'avn'e göndermiştik
Elmalılı Hamdi YazırMusa'nın kıssasında da ibret vardır. Hani biz onu apaçık bir delille Firavun'a göndermiştik
Ali BulaçMusa (olayın)da da (düşündürücü ayetler vardır). Hani Biz onu açık bir delille Firavun'a göndermiştik
Süleyman Ateş(Fir'avn ona) Yanını çevirdi ve: "Bu, ya büyücü veya cinlidir" dedi
Elmalılı Hamdi YazırFiravun ise ordusuyla birlikte yüz çevirmiş, onun hakkında: "Bu bir sihirbazdır, ya da bir delidir." demişti
Ali BulaçFakat o, 'bütün kişisel ve askeri gücüyle' yüz çevirdi ve: "(Bu,) Ya bir büyücü veya bir delidir" dedi
Süleyman AteşBiz de onu ve askerlerini yakaladık, onları denize attık. (O boğulurken pişmanlıkla) Kendi kendini kınıyordu
Elmalılı Hamdi YazırNihayet biz onu ve ordularını yakalayıp hepsini denize attık. Firavun ise o sırada (inadından dolayı pişmanlık duyarak) kendi kendini kınıyordu
Ali BulaçBunun üzerine, Biz onu ve ordularını yakalayıp denize attık; (ki o,) 'kınanacak işler yapıyordu
Süleyman AteşAd(kavmin)de de (ibret alınacak şeyler vardır). Onlara, köklerini kesen bir rüzgar gönderdik
Elmalılı Hamdi YazırÂd kavminin helâkinde de bir ibret vardır. Hani biz onların üzerine köklerini kesecek bir rüzgar göndermiştik
Ali BulaçAd (kavmin)de de (ayetler vardır). Hani onların üzerine köklerini kesen (akim) bir rüzgar gönderdik
Süleyman AteşÜzerinden geçtiği hiçbir şeyi bırakmıyor, onu kül gibi ediyordu
Elmalılı Hamdi YazırO rüzgar üzerine uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül gibi dağıtıyordu
Ali BulaçÜzerinden geçtiği hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka çürütüp-kül gibi dağıtıyordu
Süleyman AteşSemud(kavmin)de de (ibret alınacak şeyler vardır). Onlara: "Bir süreye kadar sefa sürün" denmişti
Elmalılı Hamdi YazırSemud kavminin helâkinde de bir ibret vardır. Hani onlara: "Belirli bir süreye kadar dünyadan yararalanıp, geçinin!" denmişti
Ali BulaçSemud (kavmin)de de (ayetler vardır). Hani onlara: "Belli bir süreye kadar yararlanın" denmişti
Süleyman AteşRablerinin buyruğuna başkaldırdılar, bu yüzden onlar bakıp dururlarken, onları yıldırım yakaladı
Elmalılı Hamdi YazırOnlarsa Rablerinin emrine karşı büyüklük tasladılar. Bunun üzerine kendilerini, bakıp dururlarken yıldırım yakalayıp, çarptı
Ali BulaçAncak Rablerinin emrine baş kaldırdılar; böylece bakıp-dururlarken, onları yıldırım çarpıp-yakaladı
Süleyman Ateş(Yurtlarında çöküverdiler) Ne kalkabildiler, ne de (bu duruma) engel olabildiler
Elmalılı Hamdi YazırArtık onlar, ne kendi kendilerine ayağa kalkabildiler, ne de yardım gördüler
Ali BulaçArtık ne ayağa kalkmaya güç yetirebildiler, ne yardım bulabildiler
Süleyman AteşDaha önce de Nuh kavmini helak etmiştik. Çünkü onlar da yoldan çıkmış bir toplum idiler
Elmalılı Hamdi YazırDaha önce de Nuh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar yoldan çıkmış fâsık bir kavimdiler
Ali BulaçBundan önce Nuh kavmini de (yıkıma uğrattık). Çünkü onlar da fasık bir kavim idi
Süleyman AteşGöğü sağlam yaptık, biz genişleticiyiz (kudretimiz geniştir, göğü öyle genişleten biziz)
Elmalılı Hamdi YazırBiz göğü kudretimizle bina ettik. Hiç şüphesiz biz, çok genişlik ve kudret sahibiyiz
Ali BulaçBiz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz
Süleyman AteşYeri biz döşedik, (biz) ne güzel döşeyiciyiz
Elmalılı Hamdi YazırYeryüzünü de biz döşedik. Bakın biz onu ne güzel döşüyoruz
Ali BulaçYeri de Biz döşeyip-yaydık; ne güzel döşeyici(yiz)
Süleyman AteşHer şeyden iki çift (erkek-dişi) yarattık ki düşünüp öğüt alasınız
Elmalılı Hamdi YazırBiz herşeyden iki çift yarattık. Umulur ki, iyice düşünürsünüz
Ali BulaçVe Biz, herşeyi iki çift yarattık. Umulur ki, öğüt alıp-düşünürsünüz
Süleyman AteşO halde Allah'a kaçın, ben size O'nun tarafından görevlendirilmiş apaçık bir uyarıcıyım
Elmalılı Hamdi YazırEy Muhammed! de ki: "Öyleyse Allah'a koşun, gerçekten ben size O'nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım
Ali BulaçÖyleyse, Allah'a doğru (yönelip, şirkten ve bozulmalardan) kaçın. Gerçekten Ben sizi, O'ndan yana açıkça uyarıyorum
Süleyman AteşAllah ile beraber başka tanrılar uydurmayın. Ben size O'nun tarafından görevlendirilmiş apaçık bir uyarıcıyım
Elmalılı Hamdi YazırAllah'la beraber başka bir tanrı uydurmayın (O'na ortak koşmayın). Gerçekten ben size O'nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım
Ali BulaçAllah ile beraber başka bir İlah(ı ortak) kılmayın. Gerçekten sizi, O'ndan yana açıkça uyarıyorum
Süleyman Ateşİşte böyle, onlardan önce de ne kadar elçi geldiyse mutlaka: "Büyücü veya cinlenmiş" dediler
Elmalılı Hamdi YazırBöylece onlardan öncekilere de herhangi bir peygamber gelince, onun hakkında da mutlaka: "Bir sihirbazdır veya bir delidir." dediler
Ali Bulaçİşte böyle; onlardan öncekiler de bir elçi gelmeyiversin, mutlaka: "Büyücü ve cinlenmiş" demişlerdir
Süleyman AteşBunu birbirlerine tavsiye mi ettiler (ki hep aynı şeyi söylüyorlar)? Doğrusu, onlar azgın bir topluluktur
Elmalılı Hamdi YazırOnlar birbirlerine bunu mu tavsiye ettiler? Hayır onlar azgın bir kavimdir
Ali BulaçOnlar bunu (tarih boyunca) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Hayır; onlar, 'azgın ve taşkın (tağiy)' bir kavimdirler
Süleyman AteşOnlardan yüz çevir, sen kınanacak değilsin
Elmalılı Hamdi YazırEy Muhammed! Sen onlardan yüz çevir. Artık sen kınanacak değilsin
Ali BulaçÖyleyse sen, onlardan yüz çevir; artık kınanacak değilsin
Süleyman AteşAma yine de hatırlat, çünkü hatırlatmak inananlara yararlıdır
Elmalılı Hamdi YazırSen öğüt verip hatırlat. Çünkü, hatırlatmak müminlere fayda verir
Ali BulaçSen öğüt verip-hatırlat; çünkü gerçekten öğütle-hatırlatma, mü'minlere yarar sağlar
Süleyman AteşBen cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım
Elmalılı Hamdi YazırBen cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım
Ali BulaçBen, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım
Süleyman AteşBen onlardan rızık istemiyorum, beni beslemelerini de istemiyorum
Elmalılı Hamdi YazırBen onlardan herhangi bir rızık istemiyorum. Beni yedirmelerini de istemiyorum
Ali BulaçBen, onlardan bir rızık istemiyorum ve onların beni doyurup-beslemelerini de istemiyorum
Süleyman AteşŞüphesiz rızık veren, sağlam kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki, rızık veren O sağlam kuvvet sahibi olan Allah'tır
Ali BulaçHiç şüphesiz, rızık veren O, metin kuvvet sahibi olan Allah'tır
Süleyman AteşMuhakkak ki, bu zulmedenlerin de (geçmiş) arkadaşlarının payı gibi bir azab payı vardır, (ötekilerin başına gelen azab gibi bir azab bunların da başına gelecektir), acele etmesinler
Elmalılı Hamdi YazırŞüphsiz ki, zulmedenlerin geçmiş arkadaşlarının payı gibi, dolgun bir azab payı vardır. Ama şimdi onu acele istemesinler
Ali BulaçArtık gerçekten, zulmedenler için, (geçmişteki) arkadaşlarının günahlarına benzer bir günah vardır. Şu halde acele etmesinler
Süleyman AteşUyarıldıkları günlerinden dolayı vay o kafirlerin haline
Elmalılı Hamdi YazırKendilerine vaad edilen günlerinde uğrayacakaları azabdan dolayı vay inkâr edenlerin haline
Ali BulaçKendilerine va'dedilen o (azap) günlerinden dolayı vay o inkar edenlere