☪ Anlam Arayışı

56. Al-Waaqia سُورَةُ الوَاقِعَةِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
56:1 📚 1
إِذَا وَقَعَتِ ٱلۡوَاقِعَةُ

Diyanet İşleri MealiKıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır

Saheeh InternationalWhen the Occurrence occurs

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذا وقعت الواقعة» قامت القيامة.

56:2 📚 2
لَيۡسَ لِوَقۡعَتِهَا كَاذِبَةٌ

Diyanet İşleri MealiKıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır

Saheeh InternationalThere is, at its occurrence, no denial

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ليس لوقعتها كاذبة» نفس تكذب بأن تنفيها كما نفتها في الدنيا.

56:3
خَافِضَةࣱ رَّافِعَةٌ

Diyanet İşleri MealiKıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır

Saheeh InternationalIt will bring down [some] and raise up [others]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«خافضة رافعة» أي هي مظهرة لخفض أقوام بدخولهم النار ولرفع آخرين بدخولهم الجنة.

56:4
إِذَا رُجَّتِ ٱلۡأَرۡضُ رَجࣰّ ا

Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz

Saheeh InternationalWhen the earth is shaken with convulsion

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذا رجت الأرض رجا» حركت حركة شديدة.

56:5
وَبُسَّتِ ٱلۡجِبَالُ بَسࣰّ ا

Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz

Saheeh InternationalAnd the mountains are broken down, crumbling

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وبست الجبال بسا» فتتت.

56:6
فَكَانَتۡ هَبَآءࣰ مُّنۢبَثࣰّ ا

Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz

Saheeh InternationalAnd become dust dispersing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فكانت هباءً» غبارا «منبثا» منتشرا، وإذا الثانية بدل من الأولى.

56:7
وَكُنتُمۡ أَزۡوَٰجࣰ ا ثَلَٰثَةࣰ‏

Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz

Saheeh InternationalAnd you become [of] three kinds

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وكنتم» في القيامة «أزواجا» أصنافا «ثلاثة».

56:8
فَأَصۡحَٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ

Diyanet İşleri Mealiİyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara

Saheeh InternationalThen the companions of the right - what are the companions of the right

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأصحاب الميمنة» وهم الذين يؤتون كتبهم بإيمانهم مبتدأ خبره «ما أصحاب الميمنة» تعظيم لشأنهم بدخولهم الجنة.

56:9
وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ

Diyanet İşleri MealiKötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara

Saheeh InternationalAnd the companions of the left - what are the companions of the left

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأصحاب المشأمة» أي الشمال بأن يؤتى كل منهم كتابه بشماله «ما أصحاب المشأمة» تحقير لشأنهم بدخولهم النار.

56:10
وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلسَّٰبِقُونَ

Diyanet İşleri Mealiİyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır

Saheeh InternationalAnd the forerunners, the forerunners

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والسابقون» إلى الخير وهم الأنبياء مبتدأ «السابقون» تأكيد لتعظيم شأنهم.

56:11
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلۡمُقَرَّبُونَ

Diyanet İşleri MealiNaim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır

Saheeh InternationalThose are the ones brought near [to Allah]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أولئك المقربون».

56:12
فِي جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

Diyanet İşleri MealiNaim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır

Saheeh InternationalIn the Gardens of Pleasure

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«في جنات النعيم».

56:13 📚 7
ثُلَّةࣱ مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ

Diyanet İşleri MealiOnların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir

Saheeh InternationalA [large] company of the former peoples

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثلة من الأولين» مبتدأ، أي جماعة من الأمم الماضية.

56:14 📚 2
وَقَلِيلࣱ مِّنَ ٱلۡأٓخِرِينَ

Diyanet İşleri MealiOnların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir

Saheeh InternationalAnd a few of the later peoples

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقليل من الآخرين» من أمة محمد صلى الله عليه وسلم وهم السابقون من الأمم الماضية وهذه الأمة والخبر.

56:15 📚 1
عَلَىٰ سُرُرࣲ مَّوۡضُونَةࣲ‏

Diyanet İşleri MealiMücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar

Saheeh InternationalOn thrones woven [with ornament]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«على سرر موضونة» منسوجة بقضبان الذهب والجواهر.

56:16
مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيۡهَا مُتَقَٰبِلِينَ

Diyanet İşleri MealiMücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar

Saheeh InternationalReclining on them, facing each other

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«متكئين عليها متقابلين» حالان من الضمير في الخبر.

56:17
يَطُوفُ عَلَيۡهِمۡ وِلۡدَٰنࣱ مُّخَلَّدُونَ

Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar

Saheeh InternationalThere will circulate among them young boys made eternal

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يطوف عليهم» للخدمة «ولدان مخلدون» على شكل الأولاد لا يهرمون.

56:18 📚 1
بِأَكۡوَابࣲ وَأَبَارِيقَ وَكَأۡسࣲ مِّن مَّعِينࣲ‏

Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar

Saheeh InternationalWith vessels, pitchers and a cup [of wine] from a flowing spring

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«بأكواب» أقداح لا عرى لها «وأباريق» لها عرى وخراطيم «وكأس» إناء شرب الخمر «من معين» أي خمر جارية من منبع لا ينقطع أبدا.

56:19 📚 2
لَّا يُصَدَّعُونَ عَنۡهَا وَلَا يُنزِفُونَ

Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar

Saheeh InternationalNo headache will they have therefrom, nor will they be intoxicated

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا يصدعون عنها ولا ينزَِفون» بفتح الزاي وكسرها من نزف الشارب وأنزف، أي لا يحصل لهم منها صداع ولا ذهاب عقل بخلاف خمر الدنيا.

56:20
وَفَٰكِهَةࣲ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ

Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar

Saheeh InternationalAnd fruit of what they select

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وفاكهة مما يتخيرون».

56:21 📚 2
وَلَحۡمِ طَيۡرࣲ مِّمَّا يَشۡتَهُونَ

Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar

Saheeh InternationalAnd the meat of fowl, from whatever they desire

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولحم طير مما يشتهون و» لهم للاستمتاع.

56:22
وَحُورٌ عِينࣱ‏

Diyanet İşleri Mealiİşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar

Saheeh InternationalAnd [for them are] fair women with large, [beautiful] eyes

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وحور» نساء شديدات سواد العيون وبياضها «عين» ضخام العيون كسرت عينه بدل ضمها لمجانسة الياء ومفرده عيناء كحمراء وفي قراءة بجر حور عين.

56:23
كَأَمۡثَٰلِ ٱللُّؤۡلُوِٕ ٱلۡمَكۡنُونِ

Diyanet İşleri Mealiİşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar

Saheeh InternationalThe likenesses of pearls well-protected

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كأمثال اللؤلؤ المكنون» المصون.

56:24 📚 19
جَزَآءَۢ بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ

Diyanet İşleri Mealiİşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar

Saheeh InternationalAs reward for what they used to do

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«جزاءً» مفعول له أو مصدر والعامل المقدر أي جعلنا لهم ما ذكر للجزاء أو جزيناهم «بما كانوا يعملون».

56:25
لَا يَسۡمَعُونَ فِيهَا لَغۡوࣰ ا وَلَا تَأۡثِيمًا

Diyanet İşleri MealiSadece selama karşılık selam sözü işitirler

Saheeh InternationalThey will not hear therein ill speech or commission of sin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا يسمعون فيها» في الجنة «لغوا» فاحشا من الكلام «ولا تأثيما» ما يؤثم.

56:26
إِلَّا قِيلࣰ ا سَلَٰمࣰ ا سَلَٰمࣰ ا

Diyanet İşleri MealiDefterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara

Saheeh InternationalOnly a saying: "Peace, peace

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا» لكن «قيلا» قولا «سلاما» سلاما بدل من قيلا فإنهم يسمعونه.

56:27
وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡيَمِينِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡيَمِينِ

Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler

Saheeh InternationalThe companions of the right - what are the companions of the right

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأصحاب اليمين ما أصحاب اليمين».

56:28 📚 5
فِي سِدۡرࣲ مَّخۡضُودࣲ‏

Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler

Saheeh International[They will be] among lote trees with thorns removed

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«في سدر» شجر النبق «مخضود» لا شوك فيه.

56:29
وَطَلۡحࣲ مَّنضُودࣲ‏

Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler

Saheeh InternationalAnd [banana] trees layered [with fruit]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وطلح» شجر الموز «منضود» بالحمل من أسفله إلى أعلاه.

56:30
وَظِلࣲّ مَّمۡدُودࣲ‏

Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler

Saheeh InternationalAnd shade extended

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وظل ممدود» دائم.

56:31
وَمَآءࣲ مَّسۡكُوبࣲ‏

Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler

Saheeh InternationalAnd water poured out

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وماء مسكوب» جار دائما.

56:32
وَفَٰكِهَةࣲ كَثِيرَةࣲ‏

Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler

Saheeh InternationalAnd fruit, abundant [and varied]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وفاكهة كثيرة».

56:33 📚 8
لَّا مَقۡطُوعَةࣲ وَلَا مَمۡنُوعَةࣲ‏

Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler

Saheeh InternationalNeither limited [to season] nor forbidden

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا مقطوعة» في زمن «ولا ممنوعة» بثمن.

56:34
وَفُرُشࣲ مَّرۡفُوعَةٍ

Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler

Saheeh InternationalAnd [upon] beds raised high

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وفرش مرفوعة» على السرر.

56:35
إِنَّآ أَنشَأۡنَٰهُنَّ إِنشَآءࣰ‏

Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır

Saheeh InternationalIndeed, We have produced the women of Paradise in a [new] creation

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنا أنشأناهن إنشاءً» أي الحور العين من غير ولادة.

56:36
فَجَعَلۡنَٰهُنَّ أَبۡكَارًا

Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır

Saheeh InternationalAnd made them virgins

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فجعلناهن أبكارا» عذارى كلما أتاهن أزواجهن وجدوهن عذارى ولا وجع.

56:37
عُرُبًا أَتۡرَابࣰ ا

Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır

Saheeh InternationalDevoted [to their husbands] and of equal age

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«عرُْبا» بضم الراء وسكونها جمع عروب وهي المتحببة إلى زوجها عشقا له «أترابا» جمع ترب، أي مستويات في السن.

56:38
لِّأَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ

Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır

Saheeh InternationalFor the companions of the right [who are]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لأصحاب اليمين» صلة أنشأناهن أو جعلناهن وهم.

56:39 📚 7
ثُلَّةࣱ مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ

Diyanet İşleri MealiBunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir

Saheeh InternationalA company of the former peoples

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثلة من الأولين».

56:40 📚 5
وَثُلَّةࣱ مِّنَ ٱلۡأٓخِرِينَ

Diyanet İşleri MealiBunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir

Saheeh InternationalAnd a company of the later peoples

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وثلة من الآخرين».

56:41
وَأَصۡحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلشِّمَالِ

Diyanet İşleri MealiDefterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara

Saheeh InternationalAnd the companions of the left - what are the companions of the left

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأصحاب الشمال ما أصحاب الشمال».

56:42
فِي سَمُومࣲ وَحَمِيمࣲ‏

Diyanet İşleri Mealiİnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar

Saheeh International[They will be] in scorching fire and scalding water

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«في سموم» ريح جارة من النار تنفذ في المسام «وحميم» ماء شديد الحرارة.

56:43
وَظِلࣲّ مِّن يَحۡمُومࣲ‏

Diyanet İşleri Mealiİnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar

Saheeh InternationalAnd a shade of black smoke

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وظل من يحموم» دخان شديد السواد.

56:44
لَّا بَارِدࣲ وَلَا كَرِيمٍ

Diyanet İşleri Mealiİnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar

Saheeh InternationalNeither cool nor beneficial

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا بارد» كغيره من الظلال «ولا كريم» حسن المنظر.

56:45
إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَبۡلَ ذَٰلِكَ مُتۡرَفِينَ

Diyanet İşleri MealiÇünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı

Saheeh InternationalIndeed they were, before that, indulging in affluence

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنهم كانوا قبل ذلك» في الدنيا «مترفين» منعمين لا يتعبون في الطاعة.

56:46
وَكَانُواْ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلۡحِنثِ ٱلۡعَظِيمِ

Diyanet İşleri MealiÇünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı

Saheeh InternationalAnd they used to persist in the great violation

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وكانوا يصرون على الحنث» الذنب «العظيم» أي الشرك.

56:47
وَكَانُواْ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابࣰ ا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ

Diyanet İşleri MealiŞöyle söylerlerdi: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz

Saheeh InternationalAnd they used to say, "When we die and become dust and bones, are we indeed to be resurrected

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وكانوا يقولون أئذا متنا وكنا ترابا وعظاما أئنا لمبعوثون» في الهمزتين في الموضوعين التحقيق وتسهيل الثانية وإدخال ألف بينهما على الوجهين.

56:48
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلۡأَوَّلُونَ

Diyanet İşleri MealiÖnce gelip geçmiş babalarımız da mı

Saheeh InternationalAnd our forefathers [as well]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أو آباؤنا الأولون» بفتح الواو للعطف والهمزة للاستفهام وهو في ذلك وفيما قبله للاستبعاد وفي قراءة بسكون الواو عطفا بأو والمعطوف عليه محل إن واسمها.

56:49
قُلۡ إِنَّ ٱلۡأَوَّلِينَ وَٱلۡأٓخِرِينَ

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır

Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "Indeed, the former and the later peoples

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل إن الأولين والآخرين».

56:50
لَمَجۡمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوۡمࣲ مَّعۡلُومࣲ‏

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır

Saheeh InternationalAre to be gathered together for the appointment of a known Day

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لمجموعون إلى ميقات» لوقت «يوم معلوم» أي يوم القيامة.

56:51 📚 1
ثُمَّ إِنَّكُمۡ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلۡمُكَذِّبُونَ

Diyanet İşleri MealiSonra, siz ey sapıklar, yalanlayanlar

Saheeh InternationalThen indeed you, O those astray [who are] deniers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم إنكم أيها الضالون المكذبون».

56:52 📚 2
لَأٓكِلُونَ مِن شَجَرࣲ مِّن زَقُّومࣲ‏

Diyanet İşleri MealiDoğrusu bir zakkum ağacından yiyeceksiniz

Saheeh InternationalWill be eating from trees of zaqqum

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لآكلون من شجر من زقوم» بيان للشجر.

56:53
فَمَالِـُٔونَ مِنۡهَا ٱلۡبُطُونَ

Diyanet İşleri MealiKarınlarınızı onunla dolduracaksınız

Saheeh InternationalAnd filling with it your bellies

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فمالئون منها» من الشجر «البطون».

56:54
فَشَٰرِبُونَ عَلَيۡهِ مِنَ ٱلۡحَمِيمِ

Diyanet İşleri MealiOnun üzerine kaynar su içeceksiniz

Saheeh InternationalAnd drinking on top of it from scalding water

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فشاربون عليه» أي الزقوم المأكول «من الحميم».

56:55
فَشَٰرِبُونَ شُرۡبَ ٱلۡهِيمِ

Diyanet İşleri MealiHem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz

Saheeh InternationalAnd will drink as the drinking of thirsty camels

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فشاربون شَُرب» بفتح الشين وضمها مصدر «الهيم» الإبل العطاش جمع هيمان للذكر وهيمى للأنثى، كعطشان وعطشى.

56:56
هَٰذَا نُزُلُهُمۡ يَوۡمَ ٱلدِّينِ

Diyanet İşleri Mealiİşte onlara, ceza günü sunulacak konukluk budur

Saheeh InternationalThat is their accommodation on the Day of Recompense

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«هذا نزلهم» ما أعد لهم «يوم الدين» يوم القيامة.

56:57
نَحۡنُ خَلَقۡنَٰكُمۡ فَلَوۡلَا تُصَدِّقُونَ

Diyanet İşleri MealiSizi yaratan Biziz; hala tasdik etmez misiniz

Saheeh InternationalWe have created you, so why do you not believe

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«نحن خلقناكم» أوجدناكم من عدم «فلولا» هلا «تصدقون» بالبعث إذ القادر على الإنشاء قادر على الإعادة.

56:58
أَفَرَءَيۡتُم مَّا تُمۡنُونَ

Diyanet İşleri MealiSöyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız

Saheeh InternationalHave you seen that which you emit

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفرأيتم ما تمنون» تريقون من المني في أرحام النساء.

56:59
ءَأَنتُمۡ تَخۡلُقُونَهُۥٓ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡخَٰلِقُونَ

Diyanet İşleri MealiSöyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız

Saheeh InternationalIs it you who creates it, or are We the Creator

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أأنتم» بتحقيق الهمزتين وإبدال الثانية ألفا وتسهيلها وإدخال ألف بين المسهلة والأخرى وتركه في المواضع الأخرى «تخلقونه» أي المني بشرا «أم نحن الخالقون».

56:60 📚 1
نَحۡنُ قَدَّرۡنَا بَيۡنَكُمُ ٱلۡمَوۡتَ وَمَا نَحۡنُ بِمَسۡبُوقِينَ

Diyanet İşleri MealiÖlümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez

Saheeh InternationalWe have decreed death among you, and We are not to be outdone

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«نحن قدَّرنا» بالتشديد والتخفيف «بينكم الموت وما نحن بمسبوقين» بعاجزين.

56:61
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمۡثَٰلَكُمۡ وَنُنشِئَكُمۡ فِي مَا لَا تَعۡلَمُونَ

Diyanet İşleri MealiÖlümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez

Saheeh InternationalIn that We will change your likenesses and produce you in that [form] which you do not know

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«على» عن «أن نبدل» نجعل «أمثالكم» مكانكم «وننشئكم» نخلقكم «في مالا تعلمون» من الصور كالقردة والخنازير.

56:62 📚 1
وَلَقَدۡ عَلِمۡتُمُ ٱلنَّشۡأَةَ ٱلۡأُولَىٰ فَلَوۡلَا تَذَكَّرُونَ

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, ilk yaratmayı bilirsiniz, yine de düşünmez misiniz

Saheeh InternationalAnd you have already known the first creation, so will you not remember

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد علمتم النّشاءَةَ الأولى» وفي قراءة بسكون الشين «فلولا تذكرون» فيه إدغام التاء الثانية في الأصل في الذال.

56:63
أَفَرَءَيۡتُم مَّا تَحۡرُثُونَ

Diyanet İşleri MealiSöyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz

Saheeh InternationalAnd have you seen that [seed] which you sow

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفرأيتم ما تحرثون» تثيرون في الأرض وتلقون البذر فيها.

56:64
ءَأَنتُمۡ تَزۡرَعُونَهُۥٓ أَمۡ نَحۡنُ ٱلزَّٰرِعُونَ

Diyanet İşleri MealiSöyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz

Saheeh InternationalIs it you who makes it grow, or are We the grower

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أأنتم تزرعونه» تنبتونه «أم نحن الزارعون».

56:65
لَوۡ نَشَآءُ لَجَعَلۡنَٰهُ حُطَٰمࣰ ا فَظَلۡتُمۡ تَفَكَّهُونَ

Diyanet İşleri MealiDilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık

Saheeh InternationalIf We willed, We could make it [dry] debris, and you would remain in wonder

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لو نشاء لجعلناه حطاما» نباتا يابسا لا حب فيه «فظلتم» أصله ظللتم بكسر اللام حذفت تخفيفا أي أقمتم نهارا «تفكهون» حذفت منه إحدى التاءين في الأصل تعجبون من ذلك وتقولون.

56:66
إِنَّا لَمُغۡرَمُونَ

Diyanet İşleri MealiDilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık

Saheeh International[Saying], "Indeed, we are [now] in debt

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنا لمغرمون» نفقة زرعنا.

56:67 📚 1
بَلۡ نَحۡنُ مَحۡرُومُونَ

Diyanet İşleri MealiDilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık

Saheeh InternationalRather, we have been deprived

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«بل نحن محرومون» ممنوعون رزقنا.

56:68
أَفَرَءَيۡتُمُ ٱلۡمَآءَ ٱلَّذِي تَشۡرَبُونَ

Diyanet İşleri MealiSöyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz

Saheeh InternationalAnd have you seen the water that you drink

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفرأيتم الماء الذي تشربون».

56:69 📚 1
ءَأَنتُمۡ أَنزَلۡتُمُوهُ مِنَ ٱلۡمُزۡنِ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡمُنزِلُونَ

Diyanet İşleri MealiSöyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz

Saheeh InternationalIs it you who brought it down from the clouds, or is it We who bring it down

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أأنتم أنزلتموه من المزن» السحاب جمع مزنة «أم نحن المنزلون».

56:70
لَوۡ نَشَآءُ جَعَلۡنَٰهُ أُجَاجࣰ ا فَلَوۡلَا تَشۡكُرُونَ

Diyanet İşleri MealiDileseydik onu acılaştırırdık; hala şükretmez misiniz

Saheeh InternationalIf We willed, We could make it bitter, so why are you not grateful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لو نشاء جعلناه أجاجا» ملحا لا يمكن شربه «فلولا» هلا «تشكرون».

56:71
أَفَرَءَيۡتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِي تُورُونَ

Diyanet İşleri MealiSöyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz

Saheeh InternationalAnd have you seen the fire that you ignite

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفرأيتم النار التي تورون» تُخرجون من الشجر الأخضر.

56:72
ءَأَنتُمۡ أَنشَأۡتُمۡ شَجَرَتَهَآ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡمُنشِـُٔونَ

Diyanet İşleri MealiSöyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz

Saheeh InternationalIs it you who produced its tree, or are We the producer

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أأنتم أنشأتم شجرتها» كالمرخ والعفار والكلخ «أم نحن المنشئون».

56:73
نَحۡنُ جَعَلۡنَٰهَا تَذۡكِرَةࣰ وَمَتَٰعࣰ ا لِّلۡمُقۡوِينَ

Diyanet İşleri MealiBiz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar için yararlı kıldık

Saheeh InternationalWe have made it a reminder and provision for the travelers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«نحن جعلناها تذكرة» لنار جهنم «ومتاعا» بُلْغَة «للمقوين» للمسافرين من أقوى القوم: أي صاروا بالقوى بالقصر والمد أي القفر وهو مفازة لا نبات فيها ولا ماء.

56:74 📚 1
فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ

Diyanet İşleri MealiÖyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et

Saheeh InternationalSo exalt the name of your Lord, the Most Great

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فسبح» نزه «باسم» زائدة «ربك العظيم» الله.

56:75
۞فَلَآ أُقۡسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ

Diyanet İşleri MealiHayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz

Saheeh InternationalThen I swear by the setting of the stars

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلا أقسم» لا زائدة «بمواقع النجوم» بمساقطها لغروبها.

56:76 📚 4
وَإِنَّهُۥ لَقَسَمࣱ لَّوۡ تَعۡلَمُونَ عَظِيمٌ

Diyanet İşleri MealiHayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz

Saheeh InternationalAnd indeed, it is an oath - if you could know - [most] great

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإنه» أي القسم بها «لقسم لو تعلمون عظيم» لو كنتم من ذوي العلم لعلمتم عظم هذا القسم.

56:77
إِنَّهُۥ لَقُرۡءَانࣱ كَرِيمࣱ‏

Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir

Saheeh InternationalIndeed, it is a noble Qur'an

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنه» أي المتلو عليكم «لقرآن كريم».

56:78
فِي كِتَٰبࣲ مَّكۡنُونࣲ‏

Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir

Saheeh InternationalIn a Register well-protected

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«في كتاب» مكتوب «مكنون» مصون وهو المصحف.

56:79 📚 7
لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلۡمُطَهَّرُونَ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir

Saheeh InternationalNone touch it except the purified

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لايمسّه» خبر بمعنى النهي «إلا المطهرون» الذين طهروا أنفسهم من الأحداث.

56:80
تَنزِيلࣱ مِّن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir

Saheeh International[It is] a revelation from the Lord of the worlds

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«تنزيل» منزل «من رب العالمين».

56:81 📚 1
أَفَبِهَٰذَا ٱلۡحَدِيثِ أَنتُم مُّدۡهِنُونَ

Diyanet İşleri MealiSiz bu sözü mü hor görüyorsunuz

Saheeh InternationalThen is it to this statement that you are indifferent

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفبهذا الحديث» القرآن «أنتم مدهنون» متهاونون مكذبون.

56:82 📚 4
وَتَجۡعَلُونَ رِزۡقَكُمۡ أَنَّكُمۡ تُكَذِّبُونَ

Diyanet İşleri MealiRızkınıza şükredeceğiniz yere onu vereni mi yalanlıyorsunuz

Saheeh InternationalAnd make [the thanks for] your provision that you deny [the Provider]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وتجعلون رزقكم» من المطر، أي شكره «أنكم تكذبون» بسقيا الله حيث قلتم مطرنا بنوء كذا.

56:83 📚 2
فَلَوۡلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلۡحُلۡقُومَ

Diyanet İşleri MealiKişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz

Saheeh InternationalThen why, when the soul at death reaches the throat

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلولا» فهلا «إذا بلغت» الروح وقت النزع «الحلقوم» هو مجرى الطعام.

56:84
وَأَنتُمۡ حِينَئِذࣲ تَنظُرُونَ

Diyanet İşleri MealiKişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz

Saheeh InternationalAnd you are at that time looking on

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأنتم» يا حاضري الميت «حينئذ تنظرون» إليه.

56:85 📚 1
وَنَحۡنُ أَقۡرَبُ إِلَيۡهِ مِنكُمۡ وَلَٰكِن لَّا تُبۡصِرُونَ

Diyanet İşleri MealiKişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz

Saheeh InternationalAnd Our angels are nearer to him than you, but you do not see

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ونحن أقرب إليه منكم» بالعلم «ولكن لا تبصرون» من البصيرة، أي لا تعلمون ذلك.

56:86 📚 1
فَلَوۡلَآ إِن كُنتُمۡ غَيۡرَ مَدِينِينَ

Diyanet İşleri MealiSiz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize

Saheeh InternationalThen why do you not, if you are not to be recompensed

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلولا» فهلا «إن كنتم غير مدينين» مجزيين بأن تبعثوا، أي غير مبعوثين بزعمكم.

56:87
تَرۡجِعُونَهَآ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ

Diyanet İşleri MealiSiz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize

Saheeh InternationalBring it back, if you should be truthful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ترجعونها» تردون الروح إلى الجسد بعد بلوغ الحلقوم «إن كنتم صادقين» فيما زعمتم فلولا الثانية تأكيد للأولى وإذا ظرف لترجعون المتعلق به الشرطان والمعنى: هلا ترجعونها إن نفيتم البعث صادقين في نفيه، أي لينتفي عن محلها الموت كالبعث.

56:88 📚 7
فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُقَرَّبِينَ

Diyanet İşleri MealiEğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur

Saheeh InternationalAnd if the deceased was of those brought near to Allah

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأما إن كان» الميت «من المقربين».

56:89
فَرَوۡحࣱ وَرَيۡحَانࣱ وَجَنَّتُ نَعِيمࣲ‏

Diyanet İşleri MealiEğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur

Saheeh InternationalThen [for him is] rest and bounty and a garden of pleasure

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فروْح» أي فله استراحة «وريحان» رزق حسن «وجنة نعيم» وهل الجواب لأما أو لإن أو لهما؟ أقوال.

56:90
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ

Diyanet İşleri MealiEğer defteri sağdan verilenlerden ise

Saheeh InternationalAnd if he was of the companions of the right

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأما إن كان من أصحاب اليمين».

56:91
فَسَلَٰمࣱ لَّكَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ

Diyanet İşleri MealiEy sağcılardan olan kişi, sana selam olsun!" denir

Saheeh InternationalThen [the angels will say], "Peace for you; [you are] from the companions of the right

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فسلام لك» أي له السلامة من العذاب «من أصحاب اليمين» من جهة أنه منهم.

56:92 📚 1
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ

Diyanet İşleri MealiEğer, sapık yalancılardan ise

Saheeh InternationalBut if he was of the deniers [who were] astray

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأما إن كان من المكذبين الضالين».

56:93 📚 1
فَنُزُلࣱ مِّنۡ حَمِيمࣲ‏

Diyanet İşleri MealiOna kaynar sudan konukluk sunulur

Saheeh InternationalThen [for him is] accommodation of scalding water

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(فنزل من حميم) من إضافة الموصوف إلى صفته.

56:94
وَتَصۡلِيَةُ جَحِيمٍ

Diyanet İşleri MealiCehenneme sokulur

Saheeh InternationalAnd burning in Hellfire

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(وتصلية جحيم) من إضافة الموصوف إلى صفته.

56:95
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلۡيَقِينِ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu kesin gerçek budur

Saheeh InternationalIndeed, this is the true certainty

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن هذا لهو حق اليقين» من إضافة الموصوف إلى صفته.

56:96 📚 1
فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ

Diyanet İşleri MealiÖyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et

Saheeh InternationalSo exalt the name of your Lord, the Most Great

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فسبح باسم ربك العظيم» تقدم.

← Önceki Sonraki →

56. Al-Waaqia Suresi | Anlam Arayışı