☪ Anlam Arayışı

57. Al-Hadid سُورَةُ الحَدِيدِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
57:1
سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ
سَبَّحَ
tesbih etmiştir
لِلَّهِ
Allah'ı
مَا
her şey
فِى
bulunan
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerde
وَٱلْأَرْضِ ۖ
ve yerde
وَهُوَ
O
ٱلْعَزِيزُ
azizdir
ٱلْحَكِيمُ
hakimdir

Ali BulaçGöklerde ve yerde olanların tümü Allah'ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlü (aziz) olandır, hüküm ve hikmet sahibidir

Süleyman AteşGöklerde ve yerde bulunan her şey Allah'ı tesbih etmiştir. O, azizdir hakimdir

57:2 📚 4
لَهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ يُحۡيِۦ وَيُمِيتُۖ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرٌ
لَهُۥ
O'nundur
مُلْكُ
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۖ
ve yerin
يُحْىِۦ
yaşatır
وَيُمِيتُ ۖ
ve öldürür
وَهُوَ
ve O
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌ
kadirdir

Ali BulaçGöklerin ve yerin mülkü O'nundur. Diriltir ve öldürür. O, herşeye güç yetirendir

Süleyman AteşGöklerin ve yerin mülkü O'nundur. Yaşatır, öldürür, O her şeyi yapabilir

57:3
هُوَ ٱلۡأَوَّلُ وَٱلۡأٓخِرُ وَٱلظَّٰهِرُ وَٱلۡبَاطِنُۖ وَهُوَ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمٌ
هُوَ
O
ٱلْأَوَّلُ
ilktir
وَٱلْـَٔاخِرُ
ve sondur
وَٱلظَّـٰهِرُ
ve zahirdir
وَٱلْبَاطِنُ ۖ
ve batındır
وَهُوَ
ve O
بِكُلِّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عَلِيمٌ
bilendir

Ali BulaçO, Evveldir, Ahirdir, Zahirdir, Batındır. O, herşeyi bilendir

Süleyman AteşO, ilktir (kendisinden önce hiçbir varlık yoktur,) sondur (kendisinden sonra hiçbir varlık yoktur. Her şey yok olurken O kalacaktır,) zahirdir (delilleriyle varlığı gün gibi açıktır,) batındır (zatının hakikati gizlidir, akıllar O'nun özünü idrak edemez,) O, her şeyi bilendir

57:4 📚 13
هُوَ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامࣲ ثُمَّ ٱسۡتَوَىٰ عَلَى ٱلۡعَرۡشِۖ يَعۡلَمُ مَا يَلِجُ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَمَا يَخۡرُجُ مِنۡهَا وَمَا يَنزِلُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا يَعۡرُجُ فِيهَاۖ وَهُوَ مَعَكُمۡ أَيۡنَ مَا كُنتُمۡۚ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرࣱ‏
هُوَ
O'dur
ٱلَّذِى
yaratan
خَلَقَ
created
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
فِى
altı
سِتَّةِ
six
أَيَّامٍۢ
günde
ثُمَّ
sonra
ٱسْتَوَىٰ
oturan
عَلَى
üzerine
ٱلْعَرْشِ ۚ
Arş
يَعْلَمُ
bilir
مَا
şeyi
يَلِجُ
giren
فِى
yere
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَمَا
ve şeyi
يَخْرُجُ
çıkan
مِنْهَا
ondan
وَمَا
ve şeyi
يَنزِلُ
inen
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the heaven
وَمَا
ve şeyi
يَعْرُجُ
çıkan
فِيهَا ۖ
ona
وَهُوَ
ve O
مَعَكُمْ
sizinle beraberdir
أَيْنَ
nerede
مَا
olsanız
كُنتُمْ ۚ
you are
وَٱللَّهُ
Allah
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
بَصِيرٌۭ
görmektedir

Ali BulaçGökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istiva eden O'dur. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni ve ona çıkanı bilir. Her nerede iseniz, O sizinle beraberdir, Allah, yaptıklarınızı görendir

Süleyman AteşO'dur ki gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra Arş'a oturdu. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, ona çıkanı bilir. Nerede olsanız, O sizinle beraberdir, Allah yaptıklarınızı görmektedir

57:5
لَّهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرۡجَعُ ٱلۡأُمُورُ
لَّهُۥ
O'nundur
مُلْكُ
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۚ
ve yerin
وَإِلَى
ve
ٱللَّهِ
Allah'a
تُرْجَعُ
döndürülecektir
ٱلْأُمُورُ
bütün işler

Ali BulaçGöklerin ve yerin mülkü O'nundur. (Sonunda bütün) işler Allah'a döndürülür

Süleyman AteşGöklerin ve yerin mülkü O'nundur. Bütün işler Allah'a döndürülecektir

57:6
يُولِجُ ٱلَّيۡلَ فِي ٱلنَّهَارِ وَيُولِجُ ٱلنَّهَارَ فِي ٱلَّيۡلِۚ وَهُوَ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
يُولِجُ
sokar
ٱلَّيْلَ
geceyi
فِى
içine
ٱلنَّهَارِ
gündüzün
وَيُولِجُ
ve sokar
ٱلنَّهَارَ
gündüzü
فِى
içine
ٱلَّيْلِ ۚ
gecenin
وَهُوَ
ve O
عَلِيمٌۢ
bilir
بِذَاتِ
özünü
ٱلصُّدُورِ
göğüslerin

Ali BulaçGeceyi gündüze bağlayıp-katar, gündüzü de geceye bağlayıp-katar. O, göğüslerin özünde (saklı) olanı bilendir

Süleyman AteşGeceyi gündüzün içine sokar, gündüzü gecenin içine sokar. O, göğüslerin özünü bilir

57:7 📚 1
ءَامِنُواْ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَأَنفِقُواْ مِمَّا جَعَلَكُم مُّسۡتَخۡلَفِينَ فِيهِۖ فَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مِنكُمۡ وَأَنفَقُواْ لَهُمۡ أَجۡرࣱ كَبِيرࣱ‏
ءَامِنُوا۟
inanın
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَرَسُولِهِۦ
ve Elçisine
وَأَنفِقُوا۟
ve infak edin
مِمَّا
şeylerden
جَعَلَكُم
sizi kıldığı
مُّسْتَخْلَفِينَ
hakim
فِيهِ ۖ
onda
فَٱلَّذِينَ
kimselere
ءَامَنُوا۟
inanan(lara)
مِنكُمْ
sizden
وَأَنفَقُوا۟
ve infak edenlere
لَهُمْ
onlar için vardır
أَجْرٌۭ
mükafat
كَبِيرٌۭ
büyük

Ali BulaçAllah'a ve Resûlü’ne iman edin. "Sizi kendilerinde halifeler kılıp harcama yetkisi verdiği' şeylerden infak edin. Artık sizden kim iman edip infak ederse, onlara büyük bir ecir vardır

Süleyman AteşAllah'a ve Elçisine inanın ve (O'nun) sizi hakim kıldığı, sizin yönetiminize verdiği şeylerden (Allah için) harcayın. Sizden, inanan ve (hak rızasına) harcayanlar için büyük mükafat vardır

57:8
وَمَا لَكُمۡ لَا تُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلرَّسُولُ يَدۡعُوكُمۡ لِتُؤۡمِنُواْ بِرَبِّكُمۡ وَقَدۡ أَخَذَ مِيثَٰقَكُمۡ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ
وَمَا
ve ne?
لَكُمْ
oluyor size
لَا
güvenmiyorsunuz
تُؤْمِنُونَ
you believe
بِٱللَّهِ ۙ
Allah'a
وَٱلرَّسُولُ
ve elçi
يَدْعُوكُمْ
sizi çağırdığı (halde)
لِتُؤْمِنُوا۟
inanmağa
بِرَبِّكُمْ
Rabbinize
وَقَدْ
ve muhakkak
أَخَذَ
aldığı (halde)
مِيثَـٰقَكُمْ
sizin sağlam sözünüzü
إِن
eğer
كُنتُم
iseniz
مُّؤْمِنِينَ
inananlar

Ali BulaçSize ne oluyor ki, elçi sizi Rabbinize iman etmeye çağırıp-dururken Allah'a iman etmiyorsunuz? Oysa O, sizden kesin bir söz almıştı. Eğer mü'min iseniz (inanıp sözünüzü gerçekleştirin)

Süleyman AteşElçi sizi Rabbinize inanmağa (güvenmeğe) çağırdığı ve (bu konuda) sizden sağlam söz almış olduğu halde inananlar iseniz neden Allah'a güvenmiyorsunuz

57:9
هُوَ ٱلَّذِي يُنَزِّلُ عَلَىٰ عَبۡدِهِۦٓ ءَايَٰتِۭ بَيِّنَٰتࣲ لِّيُخۡرِجَكُم مِّنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ بِكُمۡ لَرَءُوفࣱ رَّحِيمࣱ‏
هُوَ
O'dur
ٱلَّذِى
indiren
يُنَزِّلُ
sends down
عَلَىٰ
üzerine
عَبْدِهِۦٓ
kulu
ءَايَـٰتٍۭ
ayetler
بَيِّنَـٰتٍۢ
açık açık
لِّيُخْرِجَكُم
sizi çıkarmak için
مِّنَ
karanlıklardan
ٱلظُّلُمَـٰتِ
the darkness[es]
إِلَى
aydınlığa
ٱلنُّورِ ۚ
the light
وَإِنَّ
ve şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِكُمْ
size karşı
لَرَءُوفٌۭ
çok şefkatlidir
رَّحِيمٌۭ
çok merhametlidir

Ali BulaçSizi karanlıklardan nura çıkarması için kuluna apaçık ayetler indiren O'dur. Şüphesiz Allah, size karşı elbette şefkatli olandır, esirgeyendir

Süleyman AteşSizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna açık açık ayetler indiren O'dur. Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir

57:10 📚 8
وَمَا لَكُمۡ أَلَّا تُنفِقُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلِلَّهِ مِيرَٰثُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ لَا يَسۡتَوِي مِنكُم مَّنۡ أَنفَقَ مِن قَبۡلِ ٱلۡفَتۡحِ وَقَٰتَلَۚ أُوْلَٰٓئِكَ أَعۡظَمُ دَرَجَةࣰ مِّنَ ٱلَّذِينَ أَنفَقُواْ مِنۢ بَعۡدُ وَقَٰتَلُواْۚ وَكُلࣰّ ا وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلۡحُسۡنَىٰۚ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرࣱ‏
وَمَا
ve ne?
لَكُمْ
oluyor size
أَلَّا
infak etmiyorsunuz
تُنفِقُوا۟
you spend
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
وَلِلَّهِ
zaten Allah'ındır
مِيرَٰثُ
mirası
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۚ
ve yerin
لَا
bir olmaz
يَسْتَوِى
are equal
مِنكُم
içinizden
مَّنْ
kimseler
أَنفَقَ
infak eden
مِن
önce
قَبْلِ
before
ٱلْفَتْحِ
fetihden
وَقَـٰتَلَ ۚ
ve savaşanlar
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onların
أَعْظَمُ
daha büyüktür
دَرَجَةًۭ
derecesi
مِّنَ
kimselerden
ٱلَّذِينَ
those who
أَنفَقُوا۟
infak eden(ler)
مِنۢ
sonradan
بَعْدُ
afterwards
وَقَـٰتَلُوا۟ ۚ
ve savaşanlar(dan)
وَكُلًّۭا
ve hepsine
وَعَدَ
va'detmiştir
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْحُسْنَىٰ ۚ
en güzel (sonucu)
وَٱللَّهُ
ve Allah
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
خَبِيرٌۭ
haber almaktadır

Ali BulaçSize ne oluyor ki, Allah yolunda infak etmiyorsunuz? Oysa göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. İçinizden, fetihten önce infak eden ve savaşanlar (başkasıyla) bir olmaz. İşte onlar, derece olarak sonradan infak eden ve savaşanlardan daha büyüktür. Allah, her birine en güzel olanı va'detmiştir. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır

Süleyman AteşNeden siz Allah yolunda harcamayasınız ki? Göklerin ve yerin mirası zaten Allah'ındır. Elbette içinizden (Mekke'nin) feth(in)den önce (Hak yolunda) harcayan ve savaşan(lar, ötekilerle) bir olmaz. Onların derecesi, sonradan infak eden ve savaşanlardan daha büyüktür. Bununla beraber Allah hepsine de (gerek fetihten önce, gerek fetihten sonra infak eden ve savaşan müslümanlara) en güzel sonucu va'detmiştir. Allah, yaptıklarınızı haber almaktadır

57:11 📚 6
مَّن ذَا ٱلَّذِي يُقۡرِضُ ٱللَّهَ قَرۡضًا حَسَنࣰ ا فَيُضَٰعِفَهُۥ لَهُۥ وَلَهُۥٓ أَجۡرࣱ كَرِيمࣱ‏
مَّن
kimdir?
ذَا
olan kimse
ٱلَّذِى
the one who
يُقْرِضُ
borç verecek
ٱللَّهَ
Allah'a
قَرْضًا
bir borç ile
حَسَنًۭا
güzel
فَيُضَـٰعِفَهُۥ
ki o kat kat artırsın
لَهُۥ
ona
وَلَهُۥٓ
ve onun için (versin)
أَجْرٌۭ
bir mükafat
كَرِيمٌۭ
değerli

Ali BulaçAllah'a güzel bir borç verecek olan kimdir? Artık Allah, bunu onun için kat kat arttırır. Onun için ‘kerim (üstün ve onurlu) bir ecir vardır

Süleyman AteşKimdir o, Allah'a güzel bir borç verecek olan ki, Allah da onun verdiğini kat kat artırsın ve onun için değerli bir mükafat da versin

57:12
يَوۡمَ تَرَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَٱلۡمُؤۡمِنَٰتِ يَسۡعَىٰ نُورُهُم بَيۡنَ أَيۡدِيهِمۡ وَبِأَيۡمَٰنِهِمۖ بُشۡرَىٰكُمُ ٱلۡيَوۡمَ جَنَّٰتࣱ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَاۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ
يَوْمَ
o gün
تَرَى
görürsün
ٱلْمُؤْمِنِينَ
inanan erkekleri
وَٱلْمُؤْمِنَـٰتِ
ve inanan kadınları
يَسْعَىٰ
koşar durumda
نُورُهُم
ışıkları
بَيْنَ
önlerinde
أَيْدِيهِمْ
önlerinde
وَبِأَيْمَـٰنِهِم
ve sağlarında
بُشْرَىٰكُمُ
müjdeniz
ٱلْيَوْمَ
bugün
جَنَّـٰتٌۭ
cennetlerdir
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ
ebedi kalacağınız
فِيهَا ۚ
içinde
ذَٰلِكَ
işte budur
هُوَ
o
ٱلْفَوْزُ
başarı
ٱلْعَظِيمُ
büyük

Ali BulaçO gün, mü'min erkekler ile mü'min kadınları, nurları önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. "Bugün sizin müjdeniz, içinde ebedi kalıcılar (olduğunuz), altından ırmaklar akan cennetlerdir." İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur

Süleyman AteşO gün inanan erkekleri ve inanan kadınları; ışıkları, önlerinde ve sağlarında koşar durumda görürsün. (Kendilerine): "Bugün müjdeniz, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacağınız cennetlerdir." (denilir). İşte büyük başarı budur

57:13 📚 4
يَوۡمَ يَقُولُ ٱلۡمُنَٰفِقُونَ وَٱلۡمُنَٰفِقَٰتُ لِلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱنظُرُونَا نَقۡتَبِسۡ مِن نُّورِكُمۡ قِيلَ ٱرۡجِعُواْ وَرَآءَكُمۡ فَٱلۡتَمِسُواْ نُورࣰ اۖ فَضُرِبَ بَيۡنَهُم بِسُورࣲ لَّهُۥ بَابُۢ بَاطِنُهُۥ فِيهِ ٱلرَّحۡمَةُ وَظَٰهِرُهُۥ مِن قِبَلِهِ ٱلۡعَذَابُ
يَوْمَ
o gün
يَقُولُ
derler ki
ٱلْمُنَـٰفِقُونَ
münafık erkekler
وَٱلْمُنَـٰفِقَـٰتُ
ve münafık kadınlar
لِلَّذِينَ
mü'minlere
ءَامَنُوا۟
believed
ٱنظُرُونَا
bize bakın
نَقْتَبِسْ
yararlanalım
مِن
sizin nurunuzdan
نُّورِكُمْ
your light
قِيلَ
denilir ki
ٱرْجِعُوا۟
dönün
وَرَآءَكُمْ
arkanıza
فَٱلْتَمِسُوا۟
ve arayın
نُورًۭا
nur
فَضُرِبَ
sonra çekilir
بَيْنَهُم
aralarına
بِسُورٍۢ
bir sur
لَّهُۥ
olan
بَابٌۢ
kapısı
بَاطِنُهُۥ
onun içinde
فِيهِ
vardır
ٱلرَّحْمَةُ
rahmet
وَظَـٰهِرُهُۥ
ve dış
مِن
yönünde
قِبَلِهِ
facing towards [it]
ٱلْعَذَابُ
azab

Ali BulaçO gün, münafık erkekler ile münafık kadınlar, iman edenlere derler ki: "(Ne olur) Bize bir bakın, sizin nurunuzdan birazcık alıp-yararlanalım." Onlara: "Arkanıza (dünyaya) dönün de bir nur arayıp-bulmaya çalışın" denilir. Derken aralarında kapısı olan bir sur çekilmiştir; onun iç yanında rahmet, dış yanında o yönden azap vardır

Süleyman AteşO gün münafık erkekler ve münafık kadınlar (cennete gitmekte olan) mü'minlere derler ki: "Bize bakın da sizin nurunuzdan yararlanalım." Onlara: "Arkanıza dönün de nur arayın!" denilir. Aralarına kapılı bir sur çekilir ki, onun içinde rahmet vardır, dış yönünde de azab

57:14 📚 4
يُنَادُونَهُمۡ أَلَمۡ نَكُن مَّعَكُمۡۖ قَالُواْ بَلَىٰ وَلَٰكِنَّكُمۡ فَتَنتُمۡ أَنفُسَكُمۡ وَتَرَبَّصۡتُمۡ وَٱرۡتَبۡتُمۡ وَغَرَّتۡكُمُ ٱلۡأَمَانِيُّ حَتَّىٰ جَآءَ أَمۡرُ ٱللَّهِ وَغَرَّكُم بِٱللَّهِ ٱلۡغَرُورُ
يُنَادُونَهُمْ
onlara seslenirler
أَلَمْ
değil miydik?
نَكُن
we
مَّعَكُمْ ۖ
sizinle beraber
قَالُوا۟
derler ki
بَلَىٰ
evet
وَلَـٰكِنَّكُمْ
ama siz
فَتَنتُمْ
kötülük ettiniz
أَنفُسَكُمْ
kendi canlarınıza
وَتَرَبَّصْتُمْ
ve beklediniz
وَٱرْتَبْتُمْ
ve kuşkulandınız
وَغَرَّتْكُمُ
ve sizi aldattı
ٱلْأَمَانِىُّ
kuruntular
حَتَّىٰ
kadar
جَآءَ
gelinceye
أَمْرُ
emri (ölüm)
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَغَرَّكُم
ve sizi aldattı
بِٱللَّهِ
Allah(ın affı) ile
ٱلْغَرُورُ
çok aldatıcı (şeytan)

Ali Bulaç(Münafıklar) Onlara seslenirler: "Biz sizlerle birlikte değil miydik?" Derler ki: "Evet, ancak siz kendinizi fitneye düşürdünüz, (Müslümanları acıların ve yıkımların sarmasını) gözetip-beklediniz, (Allah'a ve İslam'a karşı) kuşkulara kapıldınız. Sizleri kuruntular yanıltıp-aldattı. Sonunda Allah'ın emri (olan ölüm) geliverdi; ve o aldaltıcı da sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak, hatta masumca sizden görünerek) aldatmış oldu

Süleyman Ateş(Münafıklar) onlara seslenirler: "Biz de sizinle beraber değil miydik?" (Mü'minler) derler ki: "Evet ama, siz kendi canlarınıza kötülük ettiniz, beklediniz (hemen tevbe etmediniz) kuşkulandınız, kuruntular sizi aldattı. Allah'ın emri (ölüm) gelinceye kadar (böyle hareket ettiniz,) o çok aldatıcı (şeytan,) sizi Allah(ın affı) ile aldattı

57:15
فَٱلۡيَوۡمَ لَا يُؤۡخَذُ مِنكُمۡ فِدۡيَةࣱ وَلَا مِنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْۚ مَأۡوَىٰكُمُ ٱلنَّارُۖ هِيَ مَوۡلَىٰكُمۡۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمَصِيرُ
فَٱلْيَوْمَ
bugün artık
لَا
alınmaz
يُؤْخَذُ
will be accepted
مِنكُمْ
sizden
فِدْيَةٌۭ
fidye
وَلَا
ne de
مِنَ
kimselerden
ٱلَّذِينَ
those who
كَفَرُوا۟ ۚ
inkar eden(ler)
مَأْوَىٰكُمُ
varacağınız yer
ٱلنَّارُ ۖ
ateştir
هِىَ
odur
مَوْلَىٰكُمْ ۖ
sizin layığınız
وَبِئْسَ
ne kötü
ٱلْمَصِيرُ
gidilecek yerdir orası

Ali BulaçArtık bugün sizden herhangi bir fidye alınmaz ve inkar edenlerden de.. Barınma yeriniz ateştir, sizin veliniz (size yaraşan dost) odur; o ne kötü bir gidiş yeridir

Süleyman AteşBugün artık ne sizden, ne de inkar edenlerden fidye alınmaz, varacağınız yer ateştir. Sizin layığınız odur. Ne kötü gidilecek yerdir orası

57:16 📚 5
۞أَلَمۡ يَأۡنِ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَن تَخۡشَعَ قُلُوبُهُمۡ لِذِكۡرِ ٱللَّهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ ٱلۡحَقِّ وَلَا يَكُونُواْ كَٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ مِن قَبۡلُ فَطَالَ عَلَيۡهِمُ ٱلۡأَمَدُ فَقَسَتۡ قُلُوبُهُمۡۖ وَكَثِيرࣱ مِّنۡهُمۡ فَٰسِقُونَ
۞ أَلَمْ
vakti gelmedi mi?
يَأْنِ
come (the) time
لِلَّذِينَ
için
ءَامَنُوٓا۟
inananlar
أَن
saygı duymasının
تَخْشَعَ
become humble
قُلُوبُهُمْ
kalblerinin
لِذِكْرِ
zikrine
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَمَا
ve şeye
نَزَلَ
inananlar
مِنَ
haktan
ٱلْحَقِّ
the truth
وَلَا
ve
يَكُونُوا۟
olmasınlar
كَٱلَّذِينَ
kimseler gibi
أُوتُوا۟
verilen
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitap
مِن
bundan önce
قَبْلُ
before
فَطَالَ
ve geçen
عَلَيْهِمُ
üzerlerinden
ٱلْأَمَدُ
uzun zaman
فَقَسَتْ
ve katılaşan
قُلُوبُهُمْ ۖ
kalbleri
وَكَثِيرٌۭ
ve çoğu
مِّنْهُمْ
onların
فَـٰسِقُونَ
yoldan çıkmıştır

Ali Bulaçİman edenlerin, Allah'ın ve haktan inmiş olanın zikri için kalplerinin 'saygı ve korku ile yumuşaması' zamanı gelmedi mi? Onlar, bundan önce kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun bir süre geçmiş, böylece kalpleri de katılaşmış bulunanlar gibi olmasınlar. Onlardan çoğu fasık olanlardı

Süleyman Ateşİnananlar için hala vakit gelmedi mi ki kalbleri Allah'ın Zikrine ve inen hakka saygı duysun ve bundan önce kendilerine Kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun zaman geçmekle kalbleri katılaşmış, çoğu da yoldan çıkmış kimseler gibi olmasınlar

57:17
ٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ يُحۡيِ ٱلۡأَرۡضَ بَعۡدَ مَوۡتِهَاۚ قَدۡ بَيَّنَّا لَكُمُ ٱلۡأٓيَٰتِ لَعَلَّكُمۡ تَعۡقِلُونَ
ٱعْلَمُوٓا۟
biliniz ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يُحْىِ
diriltir
ٱلْأَرْضَ
yeri
بَعْدَ
sonra
مَوْتِهَا ۚ
ölümünden
قَدْ
andolsun
بَيَّنَّا
açıkladık
لَكُمُ
size
ٱلْـَٔايَـٰتِ
ayetleri;
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تَعْقِلُونَ
aklınızı kullanırsınız

Ali BulaçBilin ki gerçekten Allah, ölümünden sonra yeryüzüne hayat verir. Şüphesiz Biz, umulur ki aklınızı kullanırsınız diye size ayetleri açıkladık

Süleyman AteşBiliniz ki Allah yeri, ölümünden sonra diriltir. Belki aklınızı kullanırsınız diye size ayetleri açıkladık

57:18
إِنَّ ٱلۡمُصَّدِّقِينَ وَٱلۡمُصَّدِّقَٰتِ وَأَقۡرَضُواْ ٱللَّهَ قَرۡضًا حَسَنࣰ ا يُضَٰعَفُ لَهُمۡ وَلَهُمۡ أَجۡرࣱ كَرِيمࣱ‏
إِنَّ
şüphesiz
ٱلْمُصَّدِّقِينَ
sadaka veren erkekler
وَٱلْمُصَّدِّقَـٰتِ
ve sadaka veren kadınlar
وَأَقْرَضُوا۟
ve borç verenler
ٱللَّهَ
Allah'a
قَرْضًا
bir borçla
حَسَنًۭا
güzel
يُضَـٰعَفُ
kat kat yapılır
لَهُمْ
onlara
وَلَهُمْ
ve onlar için vardır
أَجْرٌۭ
bir mükafat
كَرِيمٌۭ
değerli

Ali BulaçGerçek şu ki, sadaka veren erkekler ile sadaka veren kadınlar ve Allah'a güzel bir borç verenler; onlar için kat kat arttırılır ve 'kerim (üstün ve onurlu)' olan ecir de onlarındır

Süleyman AteşSadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar ve Allah'a güzel borç verenler, işte onlara, (verdikleri), kat kat yapılır ve onlar için değerli bir mükafat da vardır

57:19 📚 2
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦٓ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلصِّدِّيقُونَۖ وَٱلشُّهَدَآءُ عِندَ رَبِّهِمۡ لَهُمۡ أَجۡرُهُمۡ وَنُورُهُمۡۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَكَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَآ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَحِيمِ
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
ءَامَنُوا۟
inananlar
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَرُسُلِهِۦٓ
ve elçilerine
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlardır
ٱلصِّدِّيقُونَ ۖ
sıddikler
وَٱلشُّهَدَآءُ
ve şehidler
عِندَ
yanında
رَبِّهِمْ
Rableri
لَهُمْ
onların vardır
أَجْرُهُمْ
mükafatları
وَنُورُهُمْ ۖ
ve nurları
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
وَكَذَّبُوا۟
ve yalanlayanlar
بِـَٔايَـٰتِنَآ
ayetlerimizi
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلْجَحِيمِ
cehennem

Ali BulaçAllah'a ve O'nun Resûlü’ne iman edenler; işte onlar Rableri Katında sıddîklar ve şehidler (veya şahid)lerdir. Onların ecirleri ve nurları vardır. İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar ise; işte onlar da cehennem halkıdır

Süleyman AteşAllah'a ve elçilerine inananlar (yok mu) işte Rableri yanında, sıddikler (çok doğru olanlar) ve şehidler onlardır. Onların mükafatları ve nurları vardır. İnkar edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlar(a gelince), onlar da cehennem halkıdır

57:20 📚 10
ٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّمَا ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَا لَعِبࣱ وَلَهۡوࣱ وَزِينَةࣱ وَتَفَاخُرُۢ بَيۡنَكُمۡ وَتَكَاثُرࣱ فِي ٱلۡأَمۡوَٰلِ وَٱلۡأَوۡلَٰدِۖ كَمَثَلِ غَيۡثٍ أَعۡجَبَ ٱلۡكُفَّارَ نَبَاتُهُۥ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرَىٰهُ مُصۡفَرࣰّ ا ثُمَّ يَكُونُ حُطَٰمࣰ اۖ وَفِي ٱلۡأٓخِرَةِ عَذَابࣱ شَدِيدࣱ وَمَغۡفِرَةࣱ مِّنَ ٱللَّهِ وَرِضۡوَٰنࣱۚ وَمَا ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَآ إِلَّا مَتَٰعُ ٱلۡغُرُورِ
ٱعْلَمُوٓا۟
bilin ki
أَنَّمَا
şüphesiz
ٱلْحَيَوٰةُ
hayatı
ٱلدُّنْيَا
dünya
لَعِبٌۭ
bir oyundur
وَلَهْوٌۭ
ve eğlencedir
وَزِينَةٌۭ
ve süstür
وَتَفَاخُرٌۢ
ve övünmedir
بَيْنَكُمْ
kendi aranızda
وَتَكَاثُرٌۭ
çoğaltma yarışıdır
فِى
malda
ٱلْأَمْوَٰلِ
the wealth
وَٱلْأَوْلَـٰدِ ۖ
ve evladda
كَمَثَلِ
tıpkı şuna benzer
غَيْثٍ
bir yağmura
أَعْجَبَ
hoşuna giden
ٱلْكُفَّارَ
ekincilerin
نَبَاتُهُۥ
bitirdiği ot
ثُمَّ
sonra
يَهِيجُ
kurur
فَتَرَىٰهُ
onu görürsün
مُصْفَرًّۭا
sapsarı
ثُمَّ
sonra
يَكُونُ
olur
حُطَـٰمًۭا ۖ
çerçöp
وَفِى
ise vardır
ٱلْـَٔاخِرَةِ
ahirette
عَذَابٌۭ
bir azab
شَدِيدٌۭ
çetin
وَمَغْفِرَةٌۭ
ve mağfiret
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
وَرِضْوَٰنٌۭ ۚ
ve rıza
وَمَا
ve değildir
ٱلْحَيَوٰةُ
hayatı
ٱلدُّنْيَآ
dünya
إِلَّا
başka bir şey
مَتَـٰعُ
bir zevkten
ٱلْغُرُورِ
aldatıcı

Ali BulaçBilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azap; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir

Süleyman AteşBilin ki dünya hayatı bir oyun, eğlence, süs, kendi aranızda övünme mal ve evlad çoğaltma yarışıdır. Tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot, ekincilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur. Ahirette ise çetin bir azab; Allah'tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir

57:21 📚 9
سَابِقُوٓاْ إِلَىٰ مَغۡفِرَةࣲ مِّن رَّبِّكُمۡ وَجَنَّةٍ عَرۡضُهَا كَعَرۡضِ ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِ أُعِدَّتۡ لِلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦۚ ذَٰلِكَ فَضۡلُ ٱللَّهِ يُؤۡتِيهِ مَن يَشَآءُۚ وَٱللَّهُ ذُو ٱلۡفَضۡلِ ٱلۡعَظِيمِ
سَابِقُوٓا۟
koşun
إِلَىٰ
bir mağfirete
مَغْفِرَةٍۢ
(the) forgiveness
مِّن
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ
your Lord
وَجَنَّةٍ
ve bir cennete
عَرْضُهَا
genişliği
كَعَرْضِ
genişliği gibi (olan)
ٱلسَّمَآءِ
gök
وَٱلْأَرْضِ
ile yerin
أُعِدَّتْ
hazırlanmış
لِلَّذِينَ
için
ءَامَنُوا۟
inananlar
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَرُسُلِهِۦ ۚ
ve elçilerine
ذَٰلِكَ
işte bu
فَضْلُ
lutfudur
ٱللَّهِ
Allah'ın
يُؤْتِيهِ
vereceği
مَن
kimseye
يَشَآءُ ۚ
dilediği
وَٱللَّهُ
ve Allah
ذُو
sahibidir
ٱلْفَضْلِ
lutuf
ٱلْعَظِيمِ
büyük

Ali BulaçRabbinizden olan bir mağfirete ve cennete (kavuşmak için) 'çaba gösterip-yarışın,' ki (o cennet) genişliği gök ile yerin genişliği gibi olup Allah'a ve Resûlü’ne iman edenler için hazırlanmıştır. İşte bu, Allah'ın fazlıdır ki, onu dilediğine verir. Allah büyük fazl sahibidir

Süleyman Ateş(O halde siz), Rabbinizden bir mağfirete ve genişliği, gökle yerin genişliği gibi olup Allah'a ve elçilerine inananlar için hazırlanmış bulunan bir cennete koşun. İşte bu, Allah'ın dilediğine vereceği lutfudur. Allah, büyük lutuf sahibidir

57:22 📚 5
مَآ أَصَابَ مِن مُّصِيبَةࣲ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَا فِيٓ أَنفُسِكُمۡ إِلَّا فِي كِتَٰبࣲ مِّن قَبۡلِ أَن نَّبۡرَأَهَآۚ إِنَّ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرࣱ‏
مَآ
yoktur
أَصَابَ
isabet eden
مِن
hiçbir
مُّصِيبَةٍۢ
musibet
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَلَا
ve ne de
فِىٓ
kendi canlarınızda
أَنفُسِكُمْ
yourselves
إِلَّا
olmayan
فِى
bir Kitapta
كِتَـٰبٍۢ
a Register
مِّن
önce
قَبْلِ
before
أَن
biz onu yaratmadan
نَّبْرَأَهَآ ۚ
We bring it into existence
إِنَّ
doğrusu
ذَٰلِكَ
bu
عَلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
يَسِيرٌۭ
kolaydır

Ali BulaçYeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre pek kolaydır

Süleyman AteşNe yerde ne de kendi canlarınızda meydana gelen hiçbir musibet (afet, hastalık) yoktur ki biz onu yaratmadan önce, bir Kitapta (yazılmış ezeli bilgimizde tesbit edilmiş) olmasın. Doğrusu bu, Allah'a kolaydır

57:23 📚 9
لِّكَيۡلَا تَأۡسَوۡاْ عَلَىٰ مَا فَاتَكُمۡ وَلَا تَفۡرَحُواْ بِمَآ ءَاتَىٰكُمۡۗ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخۡتَالࣲ فَخُورٍ
لِّكَيْلَا
için
تَأْسَوْا۟
üzülmemeniz
عَلَىٰ
üzerine
مَا
şey
فَاتَكُمْ
elinizden çıkan
وَلَا
ve
تَفْرَحُوا۟
şımarmamanız (için)
بِمَآ
şey ile
ءَاتَىٰكُمْ ۗ
size verdiği
وَٱللَّهُ
ve Allah
لَا
sevmez
يُحِبُّ
love
كُلَّ
hiçbirini
مُخْتَالٍۢ
kendini beğenenleri
فَخُورٍ
övünenleri

Ali BulaçÖyle ki, elinizden çıkana karşı üzüntü duymayasınız ve size (Allah'ın) verdikleri dolayısıyla sevinip-şımarmayasınız. Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez

Süleyman Ateş(Başınıza gelecek olayları, önceden bir Kitaba yazdık) Ki elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve (Allah'ın) size verdiğiyle sevinip şımarmayasınız. Çünkü Allah, kendini beğenip övünen kimseleri sevmez

57:24 📚 1
ٱلَّذِينَ يَبۡخَلُونَ وَيَأۡمُرُونَ ٱلنَّاسَ بِٱلۡبُخۡلِۗ وَمَن يَتَوَلَّ فَإِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡغَنِيُّ ٱلۡحَمِيدُ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
يَبْخَلُونَ
cimrilik ederler
وَيَأْمُرُونَ
ve emrederler
ٱلنَّاسَ
insanlara
بِٱلْبُخْلِ ۗ
cimriliği
وَمَن
ve kim
يَتَوَلَّ
yüz çevirirse
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
هُوَ
O
ٱلْغَنِىُّ
zengindir
ٱلْحَمِيدُ
övgüye layıktır

Ali BulaçKi onlar, cimrilik ederler ve insanlara cimriliği emr (tavsiye) ederler. Her kim yüz çevirirse, artık şüphesiz Allah, Ğaniy (hiçbir şeye muhtaç olmayan), Hamid (övülmeye layık olan) O'dur

Süleyman AteşOnlar cimrilik edip insanlara da cimriliği emrederler. Kim (Allah yolunda harcamaktan) yüz çevirirse (bilsin ki) Allah, zengindir, övgüye layıktır

57:25
لَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا رُسُلَنَا بِٱلۡبَيِّنَٰتِ وَأَنزَلۡنَا مَعَهُمُ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡمِيزَانَ لِيَقُومَ ٱلنَّاسُ بِٱلۡقِسۡطِۖ وَأَنزَلۡنَا ٱلۡحَدِيدَ فِيهِ بَأۡسࣱ شَدِيدࣱ وَمَنَٰفِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعۡلَمَ ٱللَّهُ مَن يَنصُرُهُۥ وَرُسُلَهُۥ بِٱلۡغَيۡبِۚ إِنَّ ٱللَّهَ قَوِيٌّ عَزِيزࣱ‏
لَقَدْ
andolsun
أَرْسَلْنَا
biz gönderdik
رُسُلَنَا
elçilerimizi
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
açık kanıtlarla
وَأَنزَلْنَا
ve indirdik
مَعَهُمُ
onlarla beraber
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
وَٱلْمِيزَانَ
ve ölçüyü
لِيَقُومَ
yerine getirsinler diye
ٱلنَّاسُ
insanlar
بِٱلْقِسْطِ ۖ
adaleti
وَأَنزَلْنَا
ve indirdik
ٱلْحَدِيدَ
demiri
فِيهِ
kendisinde bulunan
بَأْسٌۭ
bir kuvvet
شَدِيدٌۭ
büyük
وَمَنَـٰفِعُ
ve birçok yararlar
لِلنَّاسِ
insanlara
وَلِيَعْلَمَ
ve bilsin diye
ٱللَّهُ
Allah
مَن
kimin
يَنصُرُهُۥ
kendisine yardım edeceğini
وَرُسُلَهُۥ
ve elçilerine
بِٱلْغَيْبِ ۚ
gaybda
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
قَوِىٌّ
kuvvetlidir
عَزِيزٌۭ
daima üstündür

Ali BulaçAndolsun, Biz elçilerimizi apaçık belgelerle gönderdik ve insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye, onlarla birlikte kitabı ve mizanı indirdik. Ve kendisine çetin bir sertlik ve insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demiri de indirdik; öyle ki Allah, Kendisi'ne ve elçilerine gayb ile (görmedikleri halde) kimlerin yardım edeceğini bilsin (ortaya çıkarsın). Şüphesiz Allah, büyük kuvvet sahibidir, üstün olandır

Süleyman AteşAndolsun biz elçilerimizi açık kanıtlarla gönderdik ve onlarla beraber Kitabı ve (adalet) ölçü(sün)ü indirdik ki insanlar adaleti yerine getirsinler. Ve kendisinde büyük bir kuvvet ve insanlara birçok yararlar bulunan demiri indirdik ki Allah, kimin (ondan yararlanarak) gaybda (görmediği halde) kendisine ve elçilerine yardım edeceğini bilsin, (ortaya çıkarsın). Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür

57:26
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا نُوحࣰ ا وَإِبۡرَٰهِيمَ وَجَعَلۡنَا فِي ذُرِّيَّتِهِمَا ٱلنُّبُوَّةَ وَٱلۡكِتَٰبَۖ فَمِنۡهُم مُّهۡتَدࣲۖ وَكَثِيرࣱ مِّنۡهُمۡ فَٰسِقُونَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَرْسَلْنَا
gönderdik
نُوحًۭا
Nuh'u
وَإِبْرَٰهِيمَ
ve İbrahim'i
وَجَعَلْنَا
ve koyduk
فِى
arasına
ذُرِّيَّتِهِمَا
bunların zürriyetleri
ٱلنُّبُوَّةَ
peygamberliği
وَٱلْكِتَـٰبَ ۖ
ve Kitabı
فَمِنْهُم
onlardan vardır
مُّهْتَدٍۢ ۖ
doğru yolda olanlar
وَكَثِيرٌۭ
ama çoğu
مِّنْهُمْ
onlardan
فَـٰسِقُونَ
yoldan çıkmıştır

Ali BulaçAndolsun, Biz Nuh'u ve İbrahim'i (elçi olarak) gönderdik, peygamberliği ve kitabı onların soylarında kıldık. Öyle iken, içlerinde hidayeti kabul edenler vardır, onlardan birçoğu da fasık olanlardır

Süleyman AteşAndolsun, Nuh'u ve İbrahim'i elçi gönderdik, peygamberliği ve Kitabı bunların zürriyetleri arasına koyduk. Onlardan doğru yolda olanlar da vardır, ama onlardan çoğu yoldan çıkmıştır

57:27 📚 2
ثُمَّ قَفَّيۡنَا عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِم بِرُسُلِنَا وَقَفَّيۡنَا بِعِيسَى ٱبۡنِ مَرۡيَمَ وَءَاتَيۡنَٰهُ ٱلۡإِنجِيلَۖ وَجَعَلۡنَا فِي قُلُوبِ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُ رَأۡفَةࣰ وَرَحۡمَةࣰۚ وَرَهۡبَانِيَّةً ٱبۡتَدَعُوهَا مَا كَتَبۡنَٰهَا عَلَيۡهِمۡ إِلَّا ٱبۡتِغَآءَ رِضۡوَٰنِ ٱللَّهِ فَمَا رَعَوۡهَا حَقَّ رِعَايَتِهَاۖ فَـَٔاتَيۡنَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مِنۡهُمۡ أَجۡرَهُمۡۖ وَكَثِيرࣱ مِّنۡهُمۡ فَٰسِقُونَ
ثُمَّ
sonra
قَفَّيْنَا
ardarda gönderdik
عَلَىٰٓ
üzerine
ءَاثَـٰرِهِم
bunların izleri
بِرُسُلِنَا
elçilerimizi
وَقَفَّيْنَا
ve onların ardına kattık
بِعِيسَى
Îsa'yı
ٱبْنِ
oğlu
مَرْيَمَ
Meryem
وَءَاتَيْنَـٰهُ
ve ona verdik
ٱلْإِنجِيلَ
İncil'i
وَجَعَلْنَا
ve koyduk
فِى
içine
قُلُوبِ
kalbleri
ٱلَّذِينَ
ona uyanların
ٱتَّبَعُوهُ
followed him
رَأْفَةًۭ
şefkat
وَرَحْمَةًۭ
ve merhamet
وَرَهْبَانِيَّةً
ve ruhbanlığı
ٱبْتَدَعُوهَا
icadettikleri
مَا
biz yazmamıştık
كَتَبْنَـٰهَا
We prescribed it
عَلَيْهِمْ
onlara
إِلَّا
dışında bir şey
ٱبْتِغَآءَ
kazanmaları
رِضْوَٰنِ
rızasını
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَمَا
ama
رَعَوْهَا
ona uymadılar
حَقَّ
hakkıyla
رِعَايَتِهَا ۖ
riayet ederek
فَـَٔاتَيْنَا
biz de verdik
ٱلَّذِينَ
kimselere
ءَامَنُوا۟
iman eden(lere)
مِنْهُمْ
onlardan
أَجْرَهُمْ ۖ
mükafatlarını
وَكَثِيرٌۭ
fakat birçoğu
مِّنْهُمْ
onlardan
فَـٰسِقُونَ
yoldan çıkmıştır

Ali BulaçSonra onların izleri üzerinde elçilerimizi birbiri ardınca gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik; ona İncil'i verdik ve onu izleyenlerin kalplerinde bir şefkat ve merhamet kıldık. (Bir bid'at olarak) Türettikleri ruhbanlığı ise, Biz onlara yazmadık (emretmedik). Ancak Allah'ın rızasını aramak için (türettiler) ama buna da gerektiği gibi uymadılar. Bununla birlikte onlardan iman edenlere ecirlerini verdik, onlardan birçoğu da fasık olanlardır

Süleyman AteşSonra bunların peşinden ardarda elçilerimizi gönderdik. Meryem oğlu Îsa'yı da onların ardına kattık; ona İncil'i verdik ve ona uyanların kalblerine şefkat ve merhamet koyduk. İcadettikleri ruhbanlığı, biz onlara yazmamıştık, yalnız Allah'ın rızasını kazanmak için kendiliklerinden uyguladılar ama ona gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere mükafatlarını verdik. Fakat onlardan birçoğu da yoldan çıkmıştır

57:28
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَءَامِنُواْ بِرَسُولِهِۦ يُؤۡتِكُمۡ كِفۡلَيۡنِ مِن رَّحۡمَتِهِۦ وَيَجۡعَل لَّكُمۡ نُورࣰ ا تَمۡشُونَ بِهِۦ وَيَغۡفِرۡ لَكُمۡۚ وَٱللَّهُ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
ٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَءَامِنُوا۟
ve inanın
بِرَسُولِهِۦ
O'nun Elçisine
يُؤْتِكُمْ
size versin
كِفْلَيْنِ
iki pay
مِن
rahmetinden
رَّحْمَتِهِۦ
His Mercy
وَيَجْعَل
ve yaratsın
لَّكُمْ
sizin için
نُورًۭا
bir nur
تَمْشُونَ
yürüyeceğiniz
بِهِۦ
onda
وَيَغْفِرْ
ve bağışlasın
لَكُمْ ۚ
sizi
وَٱللَّهُ
ve Allah
غَفُورٌۭ
çok bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
çok esirgeyendir

Ali BulaçEy iman edenler, Allah'tan sakınıp-korkun ve O'nun elçisine iman edin, size Kendi rahmetinden iki kat (güzel karşılık) versin. Size kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur kılsın ve size mağfiret etsin. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir

Süleyman AteşEy inananlar, Allah'tan korkun, O'nun Elçisine inanın ki size rahmetinden iki pay versin, sizin için ışığında yürüyeceğiniz bir nur yaratsın ve sizi bağışlasın. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir

57:29
لِّئَلَّا يَعۡلَمَ أَهۡلُ ٱلۡكِتَٰبِ أَلَّا يَقۡدِرُونَ عَلَىٰ شَيۡءࣲ مِّن فَضۡلِ ٱللَّهِ وَأَنَّ ٱلۡفَضۡلَ بِيَدِ ٱللَّهِ يُؤۡتِيهِ مَن يَشَآءُۚ وَٱللَّهُ ذُو ٱلۡفَضۡلِ ٱلۡعَظِيمِ
لِّئَلَّا
diye
يَعْلَمَ
bilsinler
أَهْلُ
ehli
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitap
أَلَّا
malik olmadıklarını
يَقْدِرُونَ
they have power
عَلَىٰ
hiçbir
شَىْءٍۢ
şeye
مِّن
lutfundan
فَضْلِ
(the) Bounty
ٱللَّهِ ۙ
Allah'ın
وَأَنَّ
ve şüphesiz
ٱلْفَضْلَ
lutfun
بِيَدِ
elinde olduğunu
ٱللَّهِ
Allah'ın
يُؤْتِيهِ
onu vereceğini
مَن
kimseye
يَشَآءُ ۚ
dilediğine
وَٱللَّهُ
ve Allah
ذُو
sahibidir
ٱلْفَضْلِ
lutuf
ٱلْعَظِيمِ
büyük

Ali BulaçÖyle ki, Kitap Ehli (Yahudi ve Hıristiyanlar) Allah'ın fazlından hiçbir şeye 'güç yetirip-sahip olmadıklarını' ve fazlın muhakkak Allah'ın elinde olduğunu, onu dilediğine verdiğini bilip-öğrensin. Allah, büyük fazl (üstün lütuf ve ihsan) sahibidir

Süleyman AteşBöylece Kitap ehli, kendilerinin, Allah'ın lutfundan hiçbir şeye malik olmadıklarını, bütün lutfun, Allah'ın elinde olduğunu, onu dilediğine vereceğini bilmezlik etmesinler. Allah, büyük lutuf sahibidir

← Önceki Sonraki →

57. Al-Hadid Suresi | Anlam Arayışı