☪ Anlam Arayışı

66. At-Tahrim سُورَةُ التَّحۡرِيمِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
66:1 📚 9
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَآ أَحَلَّ ٱللَّهُ لَكَۖ تَبۡتَغِي مَرۡضَاتَ أَزۡوَٰجِكَۚ وَٱللَّهُ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلنَّبِىُّ
peygamber
لِمَ
niçin?
تُحَرِّمُ
haram kılıyorsun
مَآ
şeyi
أَحَلَّ
helal kıldığı
ٱللَّهُ
Allah'ın
لَكَ ۖ
sana
تَبْتَغِى
isteyerek
مَرْضَاتَ
hatırını
أَزْوَٰجِكَ ۚ
eşlerinin
وَٱللَّهُ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayadır
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir

Ali BulaçEy Peygamber, eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek, Allah'ın sana helal kıldıklarını niçin haram kılıyorsun? Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir

Süleyman AteşEy peygamber niçin, Allah'ın sana helal kıldığı şeyi, eşlerinin, hatırı için haram kılıyorsun? Allah bağışlayadır, esirgeyendir

66:2
قَدۡ فَرَضَ ٱللَّهُ لَكُمۡ تَحِلَّةَ أَيۡمَٰنِكُمۡۚ وَٱللَّهُ مَوۡلَىٰكُمۡۖ وَهُوَ ٱلۡعَلِيمُ ٱلۡحَكِيمُ
قَدْ
andolsun
فَرَضَ
meşru' kılmıştır
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمْ
size
تَحِلَّةَ
çözmeyi
أَيْمَـٰنِكُمْ ۚ
yeminlerinizi
وَٱللَّهُ
ve Allah
مَوْلَىٰكُمْ ۖ
sizin sahibinizdir
وَهُوَ
ve O
ٱلْعَلِيمُ
bilendir
ٱلْحَكِيمُ
hüküm ve hikmet sahibidir

Ali BulaçAllah, yeminlerinizin (keffaretle) çözülmesini size farz (veya meşru) kıldı. Allah, sizin mevlanız (sahibiniz, yardımcınız)dır. O, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir

Süleyman AteşAllah size, yeminlerinizi (keffaretle) çözmeyi meşru' kılmıştır. Allah sizin sahibinizdir. O bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir

66:3
وَإِذۡ أَسَرَّ ٱلنَّبِيُّ إِلَىٰ بَعۡضِ أَزۡوَٰجِهِۦ حَدِيثࣰ ا فَلَمَّا نَبَّأَتۡ بِهِۦ وَأَظۡهَرَهُ ٱللَّهُ عَلَيۡهِ عَرَّفَ بَعۡضَهُۥ وَأَعۡرَضَ عَنۢ بَعۡضࣲۖ فَلَمَّا نَبَّأَهَا بِهِۦ قَالَتۡ مَنۡ أَنۢبَأَكَ هَٰذَاۖ قَالَ نَبَّأَنِيَ ٱلۡعَلِيمُ ٱلۡخَبِيرُ
وَإِذْ
ve hani
أَسَرَّ
gizlice söylemişti
ٱلنَّبِىُّ
peygamber
إِلَىٰ
birine
بَعْضِ
one
أَزْوَٰجِهِۦ
eşlerinden
حَدِيثًۭا
bir söz
فَلَمَّا
ne zaman ki
نَبَّأَتْ
(eşi) haber verdi
بِهِۦ
onu (sözü)
وَأَظْهَرَهُ
ve onu muttali kıldı
ٱللَّهُ
Allah
عَلَيْهِ
ona (peypambere)
عَرَّفَ
bildirmişti
بَعْضَهُۥ
onun bir kısmını
وَأَعْرَضَ
ve vazgeçmişti
عَنۢ
bir kısmından da
بَعْضٍۢ ۖ
a part
فَلَمَّا
ne zaman ki
نَبَّأَهَا
eşine haber verince
بِهِۦ
bunu
قَالَتْ
(eşi) dedi
مَنْ
kim?
أَنۢبَأَكَ
sana söyledi
هَـٰذَا ۖ
bunu
قَالَ
dedi ki
نَبَّأَنِىَ
bana söyledi
ٱلْعَلِيمُ
bilen
ٱلْخَبِيرُ
haber alan

Ali BulaçHani Peygamber, eşlerinden bazılarına gizli bir söz söylemişti. Derken o (eşlerinden biri), bunu haber verip Allah da ona bunu açığa vurunca, O da (Peygamber) bir kısmını açıklamış bir kısmını (söylemekten) vazgeçmişti. Sonunda haberi verince (eşi) demişti ki: "Bunu sana kim haber verdi?" O da: "Bana bilen, (herşeyden) haberdar olan (Allah) haber verdi" demişti

Süleyman AteşPeygamber, eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi, o sözü (başkasına) haber verip, Allah da peygamberi, eşinin bu davranışına muttali kılınca (Peygamber, eşine) o(söylediği)nin bir kısmını bildirmiş (şunları şunları filana söyledin demiş), bir kısmından da vazgeçmişti. (Peygamber) Bunu eşine haber verince eşi: "Bunu sana kim söyledi?" dedi (Peygamber): "(Herşeyi) Bilen, haber alan (Allah) bana söyledi" dedi

66:4 📚 3
إِن تَتُوبَآ إِلَى ٱللَّهِ فَقَدۡ صَغَتۡ قُلُوبُكُمَاۖ وَإِن تَظَٰهَرَا عَلَيۡهِ فَإِنَّ ٱللَّهَ هُوَ مَوۡلَىٰهُ وَجِبۡرِيلُ وَصَٰلِحُ ٱلۡمُؤۡمِنِينَۖ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ بَعۡدَ ذَٰلِكَ ظَهِيرٌ
إِن
eğer
تَتُوبَآ
ikiniz tevbe ederseniz
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
فَقَدْ
dolayı
صَغَتْ
sapmış olmasından
قُلُوبُكُمَا ۖ
kalblerinizin
وَإِن
ve eğer
تَظَـٰهَرَا
birbirinize arka olursanız
عَلَيْهِ
ona karşı
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah'tır
هُوَ
O
مَوْلَىٰهُ
onun koruyucusu
وَجِبْرِيلُ
ve Cibril'dir
وَصَـٰلِحُ
ve iyileridir
ٱلْمُؤْمِنِينَ ۖ
mü'minlerin
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
ve melekler
بَعْدَ
sonra
ذَٰلِكَ
bundan
ظَهِيرٌ
ona arkadır

Ali BulaçEğer sizler (Peygamberin iki eşi) Allah'a tevbe ederseniz (ne güzel); çünkü kalpleriniz eğrilik gösterdi. Yok eğer ona karşı birbirinize destekçi olmaya kalkışırsanız, artık Allah, onun mevlasıdır; Cibril ve mü'minlerin salih olan(lar)ı da. Bunların arkasından melekler de onun destekçisidirler

Süleyman AteşEğer ikiniz, kalblerinizin sapmış olmasından dolayı Allah'a tevbe ederseniz (ne a'la). Ve eğer peygambere karşı birbirinize arka olursanız (bilin ki) onun koruyucusu ve yardımcısı Allah, Cibril ve mü'minlerin iyileridir. Ayrıca melekler de ona arkadır

66:5 📚 3
عَسَىٰ رَبُّهُۥٓ إِن طَلَّقَكُنَّ أَن يُبۡدِلَهُۥٓ أَزۡوَٰجًا خَيۡرࣰ ا مِّنكُنَّ مُسۡلِمَٰتࣲ مُّؤۡمِنَٰتࣲ قَٰنِتَٰتࣲ تَٰٓئِبَٰتٍ عَٰبِدَٰتࣲ سَٰٓئِحَٰتࣲ ثَيِّبَٰتࣲ وَأَبۡكَارࣰ ا
عَسَىٰ
belki de
رَبُّهُۥٓ
onun Rabbi
إِن
eğer
طَلَّقَكُنَّ
o sizi boşarsa
أَن
onu değiştirir
يُبْدِلَهُۥٓ
He will substitute for him
أَزْوَٰجًا
eşlerle
خَيْرًۭا
daha hayırlı
مِّنكُنَّ
sizden
مُسْلِمَـٰتٍۢ
(kendisini Allah'a) teslim eden
مُّؤْمِنَـٰتٍۢ
inanan
قَـٰنِتَـٰتٍۢ
gönülden ita'at eden
تَـٰٓئِبَـٰتٍ
tevbe eden
عَـٰبِدَٰتٍۢ
ibadet eden
سَـٰٓئِحَـٰتٍۢ
seyahat eden
ثَيِّبَـٰتٍۢ
dul
وَأَبْكَارًۭا
ve bakire

Ali BulaçBelki onun Rabbi, -eğer o sizi boşayacak olursa- ona yerinize sizlerden daha hayırlı Müslüman, mü'min, gönülden itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan dul ve bakire eşler' verir

Süleyman AteşO sizi boşarsa belki de Rabbi ona, sizden daha hayırlı, kendisini Allah'a teslim eden, inanan, gönülden ita'at eden, tevbe eden, ibadet eden seyahat eden dul ve bakire eşler verir

66:6 📚 8
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ قُوٓاْ أَنفُسَكُمۡ وَأَهۡلِيكُمۡ نَارࣰ ا وَقُودُهَا ٱلنَّاسُ وَٱلۡحِجَارَةُ عَلَيۡهَا مَلَٰٓئِكَةٌ غِلَاظࣱ شِدَادࣱ لَّا يَعۡصُونَ ٱللَّهَ مَآ أَمَرَهُمۡ وَيَفۡعَلُونَ مَا يُؤۡمَرُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
قُوٓا۟
koruyun
أَنفُسَكُمْ
kendinizi
وَأَهْلِيكُمْ
ve ailenizi
نَارًۭا
bir ateşten
وَقُودُهَا
onun yakıtı ise
ٱلنَّاسُ
insanlardır
وَٱلْحِجَارَةُ
ve taşlardır
عَلَيْهَا
onun başında
مَلَـٰٓئِكَةٌ
melekler vardır
غِلَاظٌۭ
gayet katı;
شِدَادٌۭ
şiddetli
لَّا
karşı gelmeyen
يَعْصُونَ
they disobey
ٱللَّهَ
Allah'ın
مَآ
şeye
أَمَرَهُمْ
kendilerine buyurduğu
وَيَفْعَلُونَ
ve yapan
مَا
şeyi
يُؤْمَرُونَ
emredildikleri

Ali BulaçEy iman edenler, kendinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır; üzerinde oldukça sert, güçlü melekler vardır. Allah kendilerine neyi emretmişse ona isyan etmezler ve emredildiklerini yerine getirirler

Süleyman AteşEy inananlar, kendinizi ve ailenizi bir ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır. Onun başında gayet katı, şiddetli, Allah'ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildikleri şeyi yapan melekler vardır

66:7
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَا تَعۡتَذِرُواْ ٱلۡيَوۡمَۖ إِنَّمَا تُجۡزَوۡنَ مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
لَا
özür dilemeyin
تَعْتَذِرُوا۟
make excuses
ٱلْيَوْمَ ۖ
bugün
إِنَّمَا
çünkü ancak
تُجْزَوْنَ
siz cezalandırılıyorsunuz
مَا
şeylerle
كُنتُمْ
olduğunuz
تَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Ali BulaçEy inkar edenler, bugün özür beyan etmeyin. Siz ancak yaptıklarınızla cezalandırılıyorsunuz

Süleyman Ateş(Oraya girenlere derler ki:) Ey nankörlük edenler, bugün özür dilemeyin. Çünkü siz, ancak yaptığınız şeylerle cezalandırılıyorsunuz

66:8 📚 7
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ تُوبُوٓاْ إِلَى ٱللَّهِ تَوۡبَةࣰ نَّصُوحًا عَسَىٰ رَبُّكُمۡ أَن يُكَفِّرَ عَنكُمۡ سَيِّـَٔاتِكُمۡ وَيُدۡخِلَكُمۡ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ يَوۡمَ لَا يُخۡزِي ٱللَّهُ ٱلنَّبِيَّ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَعَهُۥۖ نُورُهُمۡ يَسۡعَىٰ بَيۡنَ أَيۡدِيهِمۡ وَبِأَيۡمَٰنِهِمۡ يَقُولُونَ رَبَّنَآ أَتۡمِمۡ لَنَا نُورَنَا وَٱغۡفِرۡ لَنَآۖ إِنَّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
تُوبُوٓا۟
tevbe edin
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
تَوْبَةًۭ
tevbe ile
نَّصُوحًا
yürekten
عَسَىٰ
umulur ki
رَبُّكُمْ
Rabbiniz
أَن
örter
يُكَفِّرَ
remove
عَنكُمْ
sizden
سَيِّـَٔاتِكُمْ
kötülüklerinizi
وَيُدْخِلَكُمْ
sizi sokar
جَنَّـٰتٍۢ
cennetlere
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
يَوْمَ
günde
لَا
utandırmayacağı
يُخْزِى
will be disgraced
ٱللَّهُ
Allah'ın
ٱلنَّبِىَّ
peygamberi
وَٱلَّذِينَ
ve olanları
ءَامَنُوا۟
inanmış
مَعَهُۥ ۖ
onunla beraber
نُورُهُمْ
onların nuru
يَسْعَىٰ
koşar
بَيْنَ
önleriden
أَيْدِيهِمْ
önleriden
وَبِأَيْمَـٰنِهِمْ
ve sağ yanlarından
يَقُولُونَ
derler ki
رَبَّنَآ
Rabbimiz
أَتْمِمْ
tamamla
لَنَا
bize
نُورَنَا
nurumuzu
وَٱغْفِرْ
ve bağışla
لَنَآ ۖ
bizi
إِنَّكَ
doğrusu senin
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌۭ
gücün yeter

Ali BulaçEy iman edenler, Allah'a kesin (nasuh) bir tevbe ile tevbe edin. Olabilir ki, Allah sizin kötülüklerinizi örter ve altından ırmaklar akan cennetlere sokar. O gün Allah, Peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri küçük düşürmeyecektir. Nurları, önlerinde ve sağ yanlarında koşar-parıldar. Derler ki: "Rabbimiz nurumuzu tamamla, bizi bağışla. Şüphesiz Sen, herşeye güç yetirensin

Süleyman AteşEy inananlar, Allah'a yürekten tevbe edin. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter; Allah'ın, peygamberi ve onunla beraber inanmış olanları utandırmayacağı günde, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. (O gün) onların nuru, önleridenve sağ yanlarından koşar. Derler ki: "Rabbimiz, nurumuzu tamamla, bizi bağışla. Doğrusu, senin herşeye gücün yeter

66:9
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِيُّ جَٰهِدِ ٱلۡكُفَّارَ وَٱلۡمُنَٰفِقِينَ وَٱغۡلُظۡ عَلَيۡهِمۡۚ وَمَأۡوَىٰهُمۡ جَهَنَّمُۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمَصِيرُ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلنَّبِىُّ
Peygamber
جَـٰهِدِ
cihad et
ٱلْكُفَّارَ
kafirlerle
وَٱلْمُنَـٰفِقِينَ
ve münafıklarla
وَٱغْلُظْ
ve katı davran
عَلَيْهِمْ ۚ
onlara karşı
وَمَأْوَىٰهُمْ
onların varacağı yer
جَهَنَّمُ ۖ
cehennemdir
وَبِئْسَ
ne kötü
ٱلْمَصِيرُ
varılacak yerdir

Ali BulaçEy Peygamber, kafirlere ve münafıklara karşı cihad et ve onlara karşı 'sert ve caydırıcı' davran. Onların barınma yeri cehennemdir. Ne kötü bir dönüş yeridir o

Süleyman AteşEy Peygamber! kafirlerle ve iki yüzlülerle uğraş, onlara karşı katı davran. Onların varacağı yer cehennemdir. Ne kötü varılacak yerdir o

66:10 📚 1
ضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلࣰ ا لِّلَّذِينَ كَفَرُواْ ٱمۡرَأَتَ نُوحࣲ وَٱمۡرَأَتَ لُوطࣲۖ كَانَتَا تَحۡتَ عَبۡدَيۡنِ مِنۡ عِبَادِنَا صَٰلِحَيۡنِ فَخَانَتَاهُمَا فَلَمۡ يُغۡنِيَا عَنۡهُمَا مِنَ ٱللَّهِ شَيۡـࣰٔ ا وَقِيلَ ٱدۡخُلَا ٱلنَّارَ مَعَ ٱلدَّٰخِلِينَ
ضَرَبَ
anlattı
ٱللَّهُ
Allah
مَثَلًۭا
misal ile
لِّلَّذِينَ
kimseler için
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
ٱمْرَأَتَ
karısını
نُوحٍۢ
Nuh'un
وَٱمْرَأَتَ
ve karısını
لُوطٍۢ ۖ
Lut'un
كَانَتَا
bu ikisi idiler
تَحْتَ
(nikahı) altında
عَبْدَيْنِ
iki kulun
مِنْ
kullarımızdan
عِبَادِنَا
Our slaves
صَـٰلِحَيْنِ
salih
فَخَانَتَاهُمَا
fakat ihanet ettiler
فَلَمْ
(kocaları) savamadı
يُغْنِيَا
they availed
عَنْهُمَا
onlardan
مِنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
شَيْـًۭٔا
(hiçbir) şeyi
وَقِيلَ
ve denildi
ٱدْخُلَا
haydi girin
ٱلنَّارَ
ateşe
مَعَ
beraber
ٱلدَّٰخِلِينَ
girenlerle

Ali BulaçAllah, inkar edenlere, Nuh'un eşini ve Lut'un eşini örnek verdi. İkisi de, kullarımızdan salih olan iki kulumuzun nikahları altındaydı; ancak onlara ihanet ettiler. Bundan dolayı, (kocaları) kendilerine Allah'tan gelen hiçbir şeyle yarar sağlamadılar. İkisine de: "Ateşe diğer girenlerle birlikte girin" denildi

Süleyman AteşAllah inkar edenler hakkında Nuh'un karısı ile Lut'un karısını misal verdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki Salih kulun (nikahı) altında idiler, onlara hiyanet ettiler. Kocaları Allah'tan (gelen) hiçbir şeyi onlardan savamadı. (Onlara): "Haydi, girenlerle beraber siz de ateşe girin" denildi

66:11
وَضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلࣰ ا لِّلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱمۡرَأَتَ فِرۡعَوۡنَ إِذۡ قَالَتۡ رَبِّ ٱبۡنِ لِي عِندَكَ بَيۡتࣰ ا فِي ٱلۡجَنَّةِ وَنَجِّنِي مِن فِرۡعَوۡنَ وَعَمَلِهِۦ وَنَجِّنِي مِنَ ٱلۡقَوۡمِ ٱلظَّٰلِمِينَ
وَضَرَبَ
ve anlattı
ٱللَّهُ
Allah
مَثَلًۭا
misal ile
لِّلَّذِينَ
hakkında
ءَامَنُوا۟
inananlar
ٱمْرَأَتَ
karısını
فِرْعَوْنَ
Fir'avn'ın
إِذْ
hani
قَالَتْ
demişti
رَبِّ
Rabbim
ٱبْنِ
yap
لِى
bana
عِندَكَ
katında
بَيْتًۭا
bir ev
فِى
içinde
ٱلْجَنَّةِ
cennetin
وَنَجِّنِى
ve beni kurtar
مِن
Fir'avndan
فِرْعَوْنَ
Firaun
وَعَمَلِهِۦ
ve onun (kötü) işinden
وَنَجِّنِى
ve beni kurtar
مِنَ
topluluğundan
ٱلْقَوْمِ
the people
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimler

Ali BulaçAllah, iman edenlere de Firavun'un karısını örnek verdi. Hani demişti ki: "Rabbim bana Kendi Katında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar

Süleyman AteşAllah inananlar hakkında da Fir'avn'ın karısını misal verdi. O şöyle demişti: "Rabbim, bana katında, cennetin içinde bir ev yap, beni Fir'avn'dan ve onun (kötü) işinden kurtar. Ve beni şu zalimler topluluğundan kurtar

66:12
وَمَرۡيَمَ ٱبۡنَتَ عِمۡرَٰنَ ٱلَّتِيٓ أَحۡصَنَتۡ فَرۡجَهَا فَنَفَخۡنَا فِيهِ مِن رُّوحِنَا وَصَدَّقَتۡ بِكَلِمَٰتِ رَبِّهَا وَكُتُبِهِۦ وَكَانَتۡ مِنَ ٱلۡقَٰنِتِينَ
وَمَرْيَمَ
ve Meryem'i
ٱبْنَتَ
kızı
عِمْرَٰنَ
İmran'ın
ٱلَّتِىٓ
O
أَحْصَنَتْ
korumuştu
فَرْجَهَا
ırzını
فَنَفَخْنَا
biz de üflemiştik
فِيهِ
ona
مِن
ruhumuzdan
رُّوحِنَا
Our Spirit
وَصَدَّقَتْ
ve doğrulamıştı
بِكَلِمَـٰتِ
kelimelerini
رَبِّهَا
Rabbinin
وَكُتُبِهِۦ
ve Kitaplarını
وَكَانَتْ
ve olmuştu
مِنَ
gönülden ita'at edenlerden
ٱلْقَـٰنِتِينَ
the devoutly obedient

Ali Bulaçİmran'ın kızı Meryem'i de. Ki o kendi ırzını korumuştu. Böylece Biz ona ruhumuzdan üfledik. O da Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. O, (Rabbine) gönülden bağlı olanlardandı

Süleyman Ateş(Yine Allah) İmran'ın kızı Meryem'i de (misal verdi). O ırzını korumuştu, biz de on(un rahmin)e ruhumuzdan üflemiştik. O, Rabbinin kelimelerini ve Kitaplarını doğrulamış ve gönülden ita'at edenlerden olmuştu

← Önceki Sonraki →

66. At-Tahrim Suresi | Anlam Arayışı