☪ Anlam Arayışı

68. Al-Qalam سُورَةُ القَلَمِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri

● Med● Kalkale● Ğunne● İhfâ● İdğâm (ğunneli)● İdğâm (ğunnesiz)● İklâb● Okunmayan harf

Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
68:1 📚 3
نٓ‌ۚ وَٱلْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ
نٓ ۚ
Nun
وَٱلْقَلَمِ
kaleme andolsun
وَمَا
ve
يَسْطُرُونَ
yazdıklarına

Ali BulaçNun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun

Elmalılı Hamdi YazırNûn, Kaleme ve yazdıklarına andolsun

68:2 📚 4
مَآ أَنتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ
مَآ
değilsin
أَنتَ
sen
بِنِعْمَةِ
ni'metiyle
رَبِّكَ
Rabbinin
بِمَجْنُونٍۢ
cinlenmiş (deli)

Ali BulaçSen, Rabbinin nimetiyle bir mecnun değilsin

Elmalılı Hamdi YazırSen Rabbinin nimetiyle mecnun değilsin

68:3 📚 2
وَإِنَّ لَكَ لَأَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍ
وَإِنَّ
ve şüphesiz
لَكَ
senin için vardır
لَأَجْرًا
bir mükafat
غَيْرَ
olmayan
مَمْنُونٍۢ
kesintisi

Ali BulaçGerçekten senin için kesintisi olmayan bir ecir vardır

Elmalılı Hamdi YazırKuşkusuz senin için tükenmez bir ecir var

68:4 📚 18
وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ
وَإِنَّكَ
ve şüphesiz sen
لَعَلَىٰ
üzerindesin
خُلُقٍ
bir ahlak
عَظِيمٍۢ
büyük

Ali BulaçVe şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin

Elmalılı Hamdi YazırSen elbette yüce bir ahlak üzeresin

68:5
فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ
فَسَتُبْصِرُ
göreceksin
وَيُبْصِرُونَ
onlar da görecekler

Ali BulaçArtık yakında göreceksin ve onlar da görecekler

Elmalılı Hamdi YazırSen de göreceksin, onlar da görecek

68:6
بِأَييِّكُمُ ٱلْمَفْتُونُ
بِأَييِّكُمُ
hanginiz
ٱلْمَفْتُونُ
fitnelenmiştir

Ali BulaçSizden, hanginizin 'fitneye tutulup-çıldırdığını

Elmalılı Hamdi YazırHanginizde imiş o fitne ve cinnet

68:7 📚 1
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِٱلْمُهْتَدِينَ
إِنَّ
şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
هُوَ
O'dur
أَعْلَمُ
en iyi bilen
بِمَن
kim(ler)
ضَلَّ
sapmıştır
عَن
kendi yolundan
سَبِيلِهِۦ
His way
وَهُوَ
ve O'dur
أَعْلَمُ
en iyi bilen
بِٱلْمُهْتَدِينَ
doğru yoldadır

Ali BulaçElbette senin Rabbin, kimin Kendi yolundan şaşırıp-saptığını daha iyi bilendir; ve kimin hidayete erdiğini de daha iyi bilendir

Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu Rabbin, yolundan sapanı en iyi bilendir. Hidayete ereni de en iyi bilen O'dur

68:8 📚 1
فَلَا تُطِعِ ٱلْمُكَذِّبِينَ
فَلَا
öyleyse
تُطِعِ
ita'at etme
ٱلْمُكَذِّبِينَ
yalanlayanlara

Ali BulaçŞu halde yalanlayanlara itaat etme

Elmalılı Hamdi YazırO halde, yalanlayıcılara itaat etme

68:9 📚 1
وَدُّواْ لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ
وَدُّوا۟
istediler ki
لَوْ
keşke
تُدْهِنُ
sen yağcılık yapasın
فَيُدْهِنُونَ
onlar da yağcılık yapsınlar

Ali BulaçOnlar, senin kendilerine yaranmanı (uzlaşmanı) arzu ettiler; o zaman onlar da sana yaranıp-uzlaşacaklardı

Elmalılı Hamdi YazırOnlar istediler ki yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar

68:10 📚 1
وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَّهِينٍ
وَلَا
ve
تُطِعْ
ita'at etme
كُلَّ
hiçbirine
حَلَّافٍۢ
yemin edip duran
مَّهِينٍ
aşağılık

Ali BulaçŞunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran, aşağılık

Elmalılı Hamdi YazırŞunların hiçbirine boyun eğme: Yemin edip duran aşağılık

68:11 📚 6
هَمَّازٍ مَّشَّآءِۭ بِنَمِيمٍ
هَمَّازٍۢ
kötüleyip duran
مَّشَّآءٍۭ
götürüp getiren
بِنَمِيمٍۢ
söz

Ali BulaçAlabildiğine ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren (gizlilik içinde söz ve haber taşıyan)

Elmalılı Hamdi YazırDaima kusur arayıp kınayan, hep lâf götürüp getiren

68:12 📚 1
مَّنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ
مَّنَّاعٍۢ
engel olan
لِّلْخَيْرِ
hayra
مُعْتَدٍ
saldırgan
أَثِيمٍ
günahkar

Ali BulaçHayrı engelleyip sürdüren, saldırgan, olabildiğince günahkar

Elmalılı Hamdi YazırHayra engel olan, saldırgan, günahkâr

68:13 📚 4
عُتُلِّۭ بَعْدَ ذَٲلِكَ زَنِيمٍ
عُتُلٍّۭ
kaba
بَعْدَ
sonra da
ذَٰلِكَ
bundan
زَنِيمٍ
kötülükle damgalı

Ali BulaçZorba-saygısız, sonra da kulağı kesik

Elmalılı Hamdi YazırKaba ve haşin, sonra da kötülükle damgalı

68:14
أَن كَانَ ذَا مَالٍ وَبَنِينَ
أَن
diye
كَانَ
olmuş
ذَا
sahibi
مَالٍۢ
mal
وَبَنِينَ
ve oğullar

Ali BulaçMal (servet) ve çocuklar sahibi oldu diye

Elmalılı Hamdi YazırMal ve oğulları var diye (böyle davranır)

68:15
إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ءَايَـٰتُنَا قَالَ أَسَـٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ
إِذَا
zaman
تُتْلَىٰ
okunduğu
عَلَيْهِ
kendisine
ءَايَـٰتُنَا
ayetlerimiz
قَالَ
der
أَسَـٰطِيرُ
masallarıdır
ٱلْأَوَّلِينَ
eskilerin

Ali BulaçKendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: "(Bunlar) Eskilerin uydurma masallarıdır" diyen

Elmalılı Hamdi YazırKendisine âyetlerimiz okunduğunda: "Eskilerin masalları" der

68:16 📚 1
سَنَسِمُهُۥ عَلَى ٱلْخُرْطُومِ
سَنَسِمُهُۥ
biz onu damgalayacağız
عَلَى
üzerini
ٱلْخُرْطُومِ
burnunun

Ali BulaçYakında Biz onun hortumu (burnu) üzerine damga vuracağız

Elmalılı Hamdi YazırYakında biz onu hortumunun (burnunun) üzerinden damgalayacağız

68:17
إِنَّا بَلَوْنَـٰهُمْ كَمَا بَلَوْنَآ أَصْحَـٰبَ ٱلْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُواْ لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ
إِنَّا
elbette biz
بَلَوْنَـٰهُمْ
bunlara da bela verdik
كَمَا
gibi
بَلَوْنَآ
bela verdiğimiz
أَصْحَـٰبَ
sahiplerine
ٱلْجَنَّةِ
bahçe
إِذْ
hani
أَقْسَمُوا۟
onlar yemin etmişlerdi
لَيَصْرِمُنَّهَا
bahçeyi mutlaka devşireceklerine
مُصْبِحِينَ
sabah olunca

Ali BulaçGerçek şu ki, Biz o bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, bunlara da bela verdik. Hani onlar, sabah vakti (erkenden ve kimseye haber vermeden) onu (bahçeyi) mutlaka devşireceklerine dair and içmişlerdi

Elmalılı Hamdi YazırBiz onlara da belâ verdik, bahçe sahiplerine verdiğimiz gibi. Hani onlar sabah olunca bahçeyi mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi

68:18
وَلَا يَسْتَثْنُونَ
وَلَا
ve
يَسْتَثْنُونَ
istisna da etmiyorlardı

Ali Bulaç(Bu konuda) Hiçbir istisna yapmıyorlardı

Elmalılı Hamdi Yazırİstisna da etmiyorlardı ("inşaallah" demiyorlardı)

68:19
فَطَافَ عَلَيْهَا طَآئِفٌ مِّن رَّبِّكَ وَهُمْ نَآئِمُونَ
فَطَافَ
fakat sardı
عَلَيْهَا
onu
طَآئِفٌۭ
dolaşıcı bir bela
مِّن
Rabbinden
رَّبِّكَ
your Lord
وَهُمْ
ve onlar
نَآئِمُونَ
uyurlarken

Ali BulaçFakat onlar, uyuyorlarken, Rabbin tarafından dolaşıp-gelen bir bela' onun üstünü sarıp-kuşatıverdi

Elmalılı Hamdi YazırFakat onlar uyurken dolaşıcı bir belâ onu sardı da

68:20
فَأَصْبَحَتْ كَٱلصَّرِيمِ
فَأَصْبَحَتْ
(bahçe) kesiliverdi
كَٱلصَّرِيمِ
simsiyah

Ali BulaçSonunda (bahçe) kökünden kuruyup-kapkara kesildi

Elmalılı Hamdi YazırBahçe simsiyah kesiliverdi

68:21
فَتَنَادَوْاْ مُصْبِحِينَ
فَتَنَادَوْا۟
birbirlerine seslendiler
مُصْبِحِينَ
sabahleyin

Ali BulaçNihayet sabah vakti birbirlerine seslendiler

Elmalılı Hamdi YazırDerken sabahleyin birbirlerine seslendiler

68:22
أَنِ ٱغْدُواْ عَلَىٰ حَرْثِكُمْ إِن كُنتُمْ صَـٰرِمِينَ
أَنِ
diye
ٱغْدُوا۟
erkenden gidin
عَلَىٰ
ekininize
حَرْثِكُمْ
your crop
إِن
eğer
كُنتُمْ
devşirecekseniz
صَـٰرِمِينَ
pluck (the) fruit

Ali BulaçEğer ürününüzü devşirecekseniz erkence kalkıp-çıkın

Elmalılı Hamdi YazırHaydi, devşirecekseniz erkenden ekininize gidin" diye

68:23
فَٱنطَلَقُواْ وَهُمْ يَتَخَـٰفَتُونَ
فَٱنطَلَقُوا۟
derken yürüdüler
وَهُمْ
ve onlar
يَتَخَـٰفَتُونَ
fısıldaşıyorlardı

Ali BulaçDerken, aralarında fısıldaşarak çıkıp-gittiler

Elmalılı Hamdi YazırDerken fırladılar, aralarında fısıldaşıyorlardı

68:24
أَن لَّا يَدْخُلَنَّهَا ٱلْيَوْمَ عَلَيْكُم مِّسْكِينٌ
أَن
diye
لَّا
sakın sokulmasın
يَدْخُلَنَّهَا
will enter it
ٱلْيَوْمَ
bugün
عَلَيْكُم
yanınıza
مِّسْكِينٌۭ
hiçbir yoksul

Ali BulaçBugün sakın oraya hiçbir yoksul girip de karşınıza çıkmasın

Elmalılı Hamdi YazırSakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın" diyorlardı

68:25
وَغَدَوْاْ عَلَىٰ حَرْدٍ قَـٰدِرِينَ
وَغَدَوْا۟
ve erkenden gittiler
عَلَىٰ
engellemeye
حَرْدٍۢ
determination
قَـٰدِرِينَ
güçleri yettiği halde

Ali Bulaç(Yoksulları) Engellemeye güçleri yetebilirmiş gibi erkenden gittiler

Elmalılı Hamdi Yazır(Zanlarınca yoksulları) engellemeye güçleri yeterek erkenden gittiler

68:26
فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوٓاْ إِنَّا لَضَآلُّونَ
فَلَمَّا
fakat
رَأَوْهَا
bahçeyi görünce
قَالُوٓا۟
dediler
إِنَّا
elbette biz
لَضَآلُّونَ
biz (yolu) şaşırdık

Ali BulaçAma onu görünce: "Muhakkak biz (gideceğimiz yeri) şaşırmışız" dediler

Elmalılı Hamdi YazırFakat bahçeyi gördüklerinde: "Biz herhalde yanlış gelmişiz" dediler

68:27 📚 1
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
بَلْ
hayır
نَحْنُ
biz
مَحْرُومُونَ
mahrum bırakıldık

Ali BulaçHayır, biz (herşeyden ve bütün servetimizden) yoksun bırakıldık

Elmalılı Hamdi YazırYok, biz mahrum edilmişiz." (dediler)

68:28
قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ
قَالَ
dedi
أَوْسَطُهُمْ
orta yol üzere olanları
أَلَمْ
ben demedim mi?
أَقُل
I tell
لَّكُمْ
size
لَوْلَا
gerekmez miydi?
تُسَبِّحُونَ
tesbih etmeniz

Ali Bulaç(İçlerinde) Mutedil olan biri dedi ki: "Ben size dememiş miydim? (Allah'ı) Tesbih edip yüceltmeniz gerekmez miydi

Elmalılı Hamdi Yazırİçlerinde en makul olanı şöyle dedi: "Ben size Rabbinizi tesbih etsenize dememiş miydim

68:29
قَالُواْ سُبْحَـٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَـٰلِمِينَ
قَالُوا۟
dediler
سُبْحَـٰنَ
tesbih ederiz
رَبِّنَآ
Rabbimizi
إِنَّا
doğrusu biz
كُنَّا
zulmedenlermişiz
ظَـٰلِمِينَ
wrongdoers

Ali BulaçDediler ki: "Rabbimiz Seni tesbih eder, yüceltiriz; gerçekten bizler zalim imişiz

Elmalılı Hamdi YazırRabbimizi tesbih ederiz, doğrusu biz zalimler imişiz." (dediler)

68:30
فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَلَـٰوَمُونَ
فَأَقْبَلَ
dönüp başladılar
بَعْضُهُمْ
bir kısmı
عَلَىٰ
diğerini
بَعْضٍۢ
others
يَتَلَـٰوَمُونَ
kınamağa

Ali BulaçŞimdi birbirlerine karşı kendilerini kınamaya başladılar

Elmalılı Hamdi YazırArdından suçu birbirlerine yüklemeye başladılar

68:31
قَالُواْ يَـٰوَيْلَنَآ إِنَّا كُنَّا طَـٰغِينَ
قَالُوا۟
dediler
يَـٰوَيْلَنَآ
ey yazık bize
إِنَّا
elbette biz
كُنَّا
azgınlarmışız
طَـٰغِينَ
transgressors

Ali BulaçYazıklar bize, gerçekten bizler azgınmışız" dediler

Elmalılı Hamdi YazırYazıklar olsun bize, dediler, biz azgınlarmışız

68:32
عَسَىٰ رَبُّنَآ أَن يُبْدِلَنَا خَيْرًا مِّنْهَآ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا رَٲغِبُونَ
عَسَىٰ
belki
رَبُّنَآ
Rabbimiz
أَن
bize onun yerine verir
يُبْدِلَنَا
will substitute for us
خَيْرًۭا
daha iyisini
مِّنْهَآ
ondan
إِنَّآ
elbette biz
إِلَىٰ
Rabbimizi
رَبِّنَا
our Lord
رَٰغِبُونَ
arzulayanlarız

Ali BulaçBelki Rabbimiz, onun yerine daha hayırlısını verir; şüphesiz biz, yalnızca Rabbimiz'e rağbet eden kimseleriz

Elmalılı Hamdi YazırOla ki Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Biz Rabbimize yönelir, ondan umarız

68:33 📚 1
كَذَٲلِكَ ٱلْعَذَابُ‌ۖ وَلَعَذَابُ ٱلْأَخِرَةِ أَكْبَرُ‌ۚ لَوْ كَانُواْ يَعْلَمُونَ
كَذَٰلِكَ
işte böyledir
ٱلْعَذَابُ ۖ
azab
وَلَعَذَابُ
ve azabı ise
ٱلْـَٔاخِرَةِ
ahiret
أَكْبَرُ ۚ
daha büyüktür
لَوْ
keşke
كَانُوا۟
idi
يَعْلَمُونَ
bilseler

Ali Bulaçİşte azap böyledir. Ahiret azabı ise, muhakkak çok daha büyüktür; bir bilseler

Elmalılı Hamdi Yazırİşte azap böyledir. Elbette ahiret azabı daha büyüktür. Fakat bilselerdi

68:34
إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ
إِنَّ
şüphesiz
لِلْمُتَّقِينَ
muttakiler için vardır
عِندَ
katında
رَبِّهِمْ
Rableri
جَنَّـٰتِ
bahçeleri
ٱلنَّعِيمِ
ni'met

Ali BulaçDoğrusu, muttaki olanlar için Rableri Katında nimetlerle donatılmış cennetler vardır

Elmalılı Hamdi YazırKuşkusuz korunanlar için de, Rableri katında nimetleri bol bahçeler vardır

68:35 📚 3
أَفَنَجْعَلُ ٱلْمُسْلِمِينَ كَٱلْمُجْرِمِينَ
أَفَنَجْعَلُ
biz yapar mıyız?
ٱلْمُسْلِمِينَ
müslümanları
كَٱلْمُجْرِمِينَ
suçlular gibi

Ali BulaçÖyleyse, Müslümanları suçlu-günahkar olanlar gibi (eşit) kılar mıyız

Elmalılı Hamdi YazırÖyle ya, teslimiyet gösterenleri suçlular gibi tutar mıyız hiç

68:36 📚 2
مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
مَا
neyiniz var?
لَكُمْ
(is) for you
كَيْفَ
nasıl
تَحْكُمُونَ
hüküm veriyorsunuz

Ali BulaçSize ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz

Elmalılı Hamdi YazırNeyiniz var, nasıl hüküm veriyorsunuz

68:37
أَمْ لَكُمْ كِتَـٰبٌ فِيهِ تَدْرُسُونَ
أَمْ
yoksa
لَكُمْ
sizin var mı?
كِتَـٰبٌۭ
bir Kitabınız
فِيهِ
onda (mı?)
تَدْرُسُونَ
okuyorsunuz

Ali BulaçYoksa (elinizde) ders okumakta olduğunuz bir kitap mı var

Elmalılı Hamdi YazırYoksa size ait bir kitap var da onda mı okuyorsunuz

68:38
إِنَّ لَكُمْ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ
إِنَّ
şüphesiz
لَكُمْ
sizin için var
فِيهِ
onda
لَمَا
her şey
تَخَيَّرُونَ
istediğiniz

Ali Bulaçİçinde, neyi seçip-beğenirseniz, mutlaka sizin olacak diye

Elmalılı Hamdi YazırO kitapta, "beğendiğiniz her şey sizindir" diye mi yazılı

68:39
أَمْ لَكُمْ أَيْمَـٰنٌ عَلَيْنَا بَـٰلِغَةٌ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَـٰمَةِ‌ۙ إِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَ
أَمْ
yoksa
لَكُمْ
sizin -mı var?
أَيْمَـٰنٌ
oaths
عَلَيْنَا
üzerimizde
بَـٰلِغَةٌ
sürecek
إِلَىٰ
kadar
يَوْمِ
gününe
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۙ
kıyamet
إِنَّ
şüphesiz
لَكُمْ
sizindir
لَمَا
ne
تَحْكُمُونَ
hükmederseniz

Ali BulaçYoksa sizin için üzerimizde kıyamete kadar sürüp gidecek bir yemin mi var ki siz ne hüküm verirseniz o, mutlaka sizin kalacak, diye

Elmalılı Hamdi YazırYoksa, "ne hükmederseniz mutlaka sizindir" diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var

68:40
سَلْهُمْ أَيُّهُم بِذَٲلِكَ زَعِيمٌ
سَلْهُمْ
sor onlara
أَيُّهُم
onların hangisi?
بِذَٰلِكَ
buna
زَعِيمٌ
kefildir

Ali BulaçOnlara sor: "Hangisi bunun savunuculuğunu yapacak

Elmalılı Hamdi YazırSor bakalım onlara, içlerinden ona kefil hangisi

68:41
أَمْ لَهُمْ شُرَكَآءُ فَلْيَأْتُواْ بِشُرَكَآئِهِمْ إِن كَانُواْ صَـٰدِقِينَ
أَمْ
yoksa
لَهُمْ
kendilerinin -mı var?
شُرَكَآءُ
partners
فَلْيَأْتُوا۟
o halde çağırsınlar
بِشُرَكَآئِهِمْ
ortaklarını
إِن
eğer
كَانُوا۟
iseler
صَـٰدِقِينَ
doğrulardan

Ali BulaçYoksa onların ortakları mı var? Şu halde eğer doğru sözlü kimselerse, ortaklarını getirsinler

Elmalılı Hamdi YazırYoksa ortakları mı var onların? Doğru iseler ortaklarını getirsinler

68:42 📚 1
يَوْمَ يُكْشَفُ عَن سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ
يَوْمَ
gün
يُكْشَفُ
açılacağı sıvanacağı'
عَن
bacakların
سَاقٍۢ
the shin
وَيُدْعَوْنَ
ve da'vet edilecekleri
إِلَى
secdeye;
ٱلسُّجُودِ
prostrate
فَلَا
güçleri yetmez
يَسْتَطِيعُونَ
they will be able

Ali BulaçAyağın üstünden (örtünün) açılacağı ve onların secdeye çağrılacakları gün, artık güç yetiremezler

Elmalılı Hamdi YazırO gün işler zorlaşır ve secdeye davet edilirler. Fakat güç yetiremezler

68:43 📚 1
خَـٰشِعَةً أَبْصَـٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ‌ۖ وَقَدْ كَانُواْ يُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ وَهُمْ سَـٰلِمُونَ
خَـٰشِعَةً
korkuyla
أَبْصَـٰرُهُمْ
gözleri
تَرْهَقُهُمْ
onları kaplar
ذِلَّةٌۭ ۖ
bir zillet
وَقَدْ
halbuki
كَانُوا۟
da'vet edilirlerdi
يُدْعَوْنَ
called
إِلَى
secdeye
ٱلسُّجُودِ
prostrate
وَهُمْ
onlar
سَـٰلِمُونَ
sağlam iken

Ali BulaçGözleri 'korkudan ve dehşetten düşük', kendilerini de zillet sarıp-kuşatmış. Oysa onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi

Elmalılı Hamdi YazırGözleri düşük bir halde kendilerini bir zillet kaplar. Oysa onlar sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı

68:44
فَذَرْنِى وَمَن يُكَذِّبُ بِهَـٰذَا ٱلْحَدِيثِ‌ۖ سَنَسْتَدْرِجُهُم مِّنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ
فَذَرْنِى
bana bırak
وَمَن
kimseyi
يُكَذِّبُ
yalanlayan
بِهَـٰذَا
bu
ٱلْحَدِيثِ ۖ
sözü
سَنَسْتَدْرِجُهُم
onları derece derece yaklaştıracağız
مِّنْ
yerden
حَيْثُ
where
لَا
bilmedikleri
يَعْلَمُونَ
they know

Ali BulaçArtık bu sözü yalan sayanı sen Bana bırak. Biz onları, bilmeyecekleri bir yönden derece derece (azaba) yaklaştıracağız

Elmalılı Hamdi YazırBu sözü yalanlayanı bana bırak. Onları bilmedikleri yönden derece derece azaba yaklaştıracağız

68:45 📚 1
وَأُمْلِى لَهُمْ‌ۚ إِنَّ كَيْدِى مَتِينٌ
وَأُمْلِى
mühlet veriyorum
لَهُمْ ۚ
onlara
إِنَّ
doğrusu
كَيْدِى
benim tuzağım
مَتِينٌ
sağlamdır

Ali BulaçBen, onlara süre tanıyorum. Elbette Benim düzenim (cezalandırmam) sapasağlamdır

Elmalılı Hamdi YazırOnlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır

68:46
أَمْ تَسْــَٔلُهُمْ أَجْرًا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍ مُّثْقَلُونَ
أَمْ
yoksa
تَسْـَٔلُهُمْ
sen istiyorsun (da)
أَجْرًۭا
bir ücret (mi?)
فَهُم
onlardan
مِّن
borçtan (dolayı)
مَّغْرَمٍۢ
(the) debt
مُّثْقَلُونَ
ağır bir yük altındadırlar

Ali BulaçSen, onlardan bir ücret mi istiyorsun ki, onlar, haksız bir borçtan dolayı ağır bir yük altında kalmışlar

Elmalılı Hamdi YazırYoksa onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar

68:47
أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ
أَمْ
yoksa
عِندَهُمُ
yanlarında (mıdır?)
ٱلْغَيْبُ
gayb
فَهُمْ
onlar
يَكْتُبُونَ
yazıyorlar

Ali BulaçYoksa gayb (görünmeyenin bilgisi) onların yanında mıdır ki, kendileri yazıp duruyorlar

Elmalılı Hamdi YazırYoksa gayb onların yanlarında da onlar mı yazıyorlar

68:48 📚 5
فَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُن كَصَاحِبِ ٱلْحُوتِ إِذْ نَادَىٰ وَهُوَ مَكْظُومٌ
فَٱصْبِرْ
sen sabret
لِحُكْمِ
hükmüne
رَبِّكَ
Rabbinin
وَلَا
ve
تَكُن
olma
كَصَاحِبِ
sahibi gibi (Yunus)
ٱلْحُوتِ
balık
إِذْ
hani
نَادَىٰ
seslenmişti
وَهُوَ
ve o
مَكْظُومٌۭ
sıkıntıdan yutkunarak

Ali BulaçŞimdi sen, Rabbinin hükmüne sabret ve balık sahibi (Yunus) gibi olma; hani o, içi kahır dolu olarak (Rabbine) çağrıda bulunmuştu

Elmalılı Hamdi YazırRabbinin hükmüne sabret, balık sahibi gibi olma. Hani o öfkeye boğulmuş da nida etmişti

68:49 📚 2
لَّوْلَآ أَن تَدَٲرَكَهُۥ نِعْمَةٌ مِّن رَّبِّهِۦ لَنُبِذَ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ مَذْمُومٌ
لَّوْلَآ
eğer olmasaydı
أَن
ona yetişmesi
تَدَٰرَكَهُۥ
overtook him
نِعْمَةٌۭ
bir ni'metin
مِّن
Rabbinden
رَّبِّهِۦ
his Lord
لَنُبِذَ
elbette atılırdı
بِٱلْعَرَآءِ
çıplak bir yere
وَهُوَ
ve o
مَذْمُومٌۭ
kınananrak

Ali BulaçEğer Rabbinden bir nimet ona ulaşmasaydı, mutlaka yerilmiş ve çıplak bir durumda (karaya) atılmış olacaktı

Elmalılı Hamdi YazırRabbinden bir nimet yetişmiş olmasaydı, elbette kınanacak bir halde ıssız bir diyara atılacaktı

68:50
فَٱجْتَبَـٰهُ رَبُّهُۥ فَجَعَلَهُۥ مِنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ
فَٱجْتَبَـٰهُ
onun du'asını kabul etti
رَبُّهُۥ
Rabbi
فَجَعَلَهُۥ
ve onu yaptı
مِنَ
salihlerden
ٱلصَّـٰلِحِينَ
the righteous

Ali BulaçFakat Rabbi onu seçti ve onu salih olanlardan kıldı

Elmalılı Hamdi YazırFakat Rabbi onu seçti de iyilerden kıldı

68:51
وَإِن يَكَادُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَـٰرِهِمْ لَمَّا سَمِعُواْ ٱلذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُۥ لَمَجْنُونٌ
وَإِن
ve
يَكَادُ
neredeyse
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
لَيُزْلِقُونَكَ
seni devireceklerdi
بِأَبْصَـٰرِهِمْ
gözleriyle
لَمَّا
zaman
سَمِعُوا۟
işittikleri
ٱلذِّكْرَ
Zikr(Kur'an)'ı
وَيَقُولُونَ
ve diyorlardı
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
لَمَجْنُونٌۭ
mecnundur

Ali BulaçO inkar edenler, zikri (Kur'an'ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. "O, gerçekten bir delidir" diyorlar

Elmalılı Hamdi YazırO kafirler Kur'ân'ı işittikleri zaman neredeyse seni gözleri ile devireceklerdi. Bir de durmuşlar "o bir deli" diyorlar

68:52
وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَـٰلَمِينَ
وَمَا
halbuki değildir
هُوَ
o
إِلَّا
başka bir şey
ذِكْرٌۭ
uyarıdan
لِّلْعَـٰلَمِينَ
alemler için

Ali BulaçOysa o (Kur'an), alemlere bir zikr (öğüt, hatırlatma, hüküm ve üstün bir şeref)den başka bir şey değildir

Elmalılı Hamdi YazırHalbuki o âlemler için bir öğüttür

← Önceki Sonraki →

68. Al-Qalam Suresi | Anlam Arayışı