70. Al-Ma'aarij سُورَةُ المَعَارِجِ
Diyanet İşleri MealiBirisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor
Saheeh InternationalA supplicant asked for a punishment bound to happen
Diyanet İşleri MealiBirisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor
Saheeh InternationalTo the disbelievers; of it there is no preventer
Diyanet İşleri MealiBirisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor
Saheeh International[It is] from Allah, owner of the ways of ascent
Diyanet İşleri MealiMelekler ve Cebrail o derecelere, miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselirler
Saheeh InternationalThe angels and the Spirit will ascend to Him during a Day the extent of which is fifty thousand years
Diyanet İşleri MealiGüzel güzel sabret
Saheeh InternationalSo be patient with gracious patience
Diyanet İşleri MealiDoğrusu inkarcılar azabı uzak görüyorlar
Saheeh InternationalIndeed, they see it [as] distant
Diyanet İşleri MealiAma biz onu yakın görmekteyiz
Saheeh InternationalBut We see it [as] near
Diyanet İşleri MealiGök, o gün, erimiş maden gibi olur
Saheeh InternationalOn the Day the sky will be like murky oil
Diyanet İşleri MealiDağlar da atılmış pamuğa döner
Saheeh InternationalAnd the mountains will be like wool
Diyanet İşleri MealiHiç bir dost diğer bir dostunu sormaz
Saheeh InternationalAnd no friend will ask [anything of] a friend
Diyanet İşleri MealiOnlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister
Saheeh InternationalThey will be shown each other. The criminal will wish that he could be ransomed from the punishment of that Day by his children
Diyanet İşleri MealiOnlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister
Saheeh InternationalAnd his wife and his brother
Diyanet İşleri MealiOnlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister
Saheeh InternationalAnd his nearest kindred who shelter him
Diyanet İşleri MealiOnlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister
Saheeh InternationalAnd whoever is on earth entirely [so] then it could save him
Diyanet İşleri MealiHayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır
Saheeh InternationalNo! Indeed, it is the Flame [of Hell]
Diyanet İşleri MealiHayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır
Saheeh InternationalA remover of exteriors
Diyanet İşleri MealiHayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır
Saheeh InternationalIt invites he who turned his back [on truth] and went away [from obedience]
Diyanet İşleri MealiHayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır
Saheeh InternationalAnd collected [wealth] and hoarded
Diyanet İşleri Mealiİnsan gerçekten pek huysuz yaratılmıştır
Saheeh InternationalIndeed, mankind was created anxious
Diyanet İşleri MealiBaşına bir fenalık gelince feryat eder
Saheeh InternationalWhen evil touches him, impatient
Diyanet İşleri MealiBir iyiliğe uğrarsa onu herkesten meneder
Saheeh InternationalAnd when good touches him, withholding [of it]
Diyanet İşleri MealiAncak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir
Saheeh InternationalExcept the observers of prayer
Diyanet İşleri MealiAncak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir
Saheeh InternationalThose who are constant in their prayer
Diyanet İşleri MealiAncak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir
Saheeh InternationalAnd those within whose wealth is a known right
Diyanet İşleri MealiAncak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir
Saheeh InternationalFor the petitioner and the deprived
Diyanet İşleri MealiAncak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir
Saheeh InternationalAnd those who believe in the Day of Recompense
Diyanet İşleri MealiAncak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir
Saheeh InternationalAnd those who are fearful of the punishment of their Lord
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Rablerinin azabından kimse güvende değildir
Saheeh InternationalIndeed, the punishment of their Lord is not that from which one is safe
Diyanet İşleri MealiEşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten koruyanlar, doğrusu bunlar yerilmezler
Saheeh InternationalAnd those who guard their private parts
Diyanet İşleri MealiEşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten koruyanlar, doğrusu bunlar yerilmezler
Saheeh InternationalExcept from their wives or those their right hands possess, for indeed, they are not to be blamed
Diyanet İşleri MealiBu sınırları aşmak isteyenler, işte onlar, aşırı gidenlerdir
Saheeh InternationalBut whoever seeks beyond that, then they are the transgressors
Diyanet İşleri MealiEmanetlerini ve sözlerini yerine getirenler
Saheeh InternationalAnd those who are to their trusts and promises attentive
Diyanet İşleri MealiŞahidliklerini gereği gibi yapanlar
Saheeh InternationalAnd those who are in their testimonies upright
Diyanet İşleri MealiNamazlarına riayet edenler
Saheeh InternationalAnd those who [carefully] maintain their prayer
Diyanet İşleri Mealiİşte onlar, cennetlerde ikram olunacak kimselerdir
Saheeh InternationalThey will be in gardens, honored
Diyanet İşleri Mealiİnkar edenlere ne oluyor, sana doğru sağdan soldan topluluklar halinde koşuşuyorlar
Saheeh InternationalSo what is [the matter] with those who disbelieve, hastening [from] before you, [O Muhammad]
Diyanet İşleri Mealiİnkar edenlere ne oluyor, sana doğru sağdan soldan topluluklar halinde koşuşuyorlar
Saheeh International[To sit] on [your] right and [your] left in separate groups
Diyanet İşleri MealiOnlardan herbiri nimet bahçesine konulacağını mı umuyor
Saheeh InternationalDoes every person among them aspire to enter a garden of pleasure
Diyanet İşleri MealiHayır; doğrusu onları kendilerinin de bildikleri şeyden yaratmışızdır
Saheeh InternationalNo! Indeed, We have created them from that which they know
Diyanet İşleri MealiDoğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeğe Bizim gücümüz yeter ve kimse de önümüze geçemez
Saheeh InternationalSo I swear by the Lord of [all] risings and settings that indeed We are able
Diyanet İşleri MealiDoğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeğe Bizim gücümüz yeter ve kimse de önümüze geçemez
Saheeh InternationalTo replace them with better than them; and We are not to be outdone
Diyanet İşleri MealiOnları bırak; kendilerine söz verilen güne kavuşmalarına kadar dalıp oynasınlar
Saheeh InternationalSo leave them to converse vainly and amuse themselves until they meet their Day which they are promised
Diyanet İşleri MealiKabirlerden çabuk çabuk çıkacakları gün, gözleri dönmüş, yüzlerini zillet bürümüş olarak sanki dikili taşlara doğru koşarlar. İşte bu, onlara söz verilmiş olan gündür
Saheeh InternationalThe Day they will emerge from the graves rapidly as if they were, toward an erected idol, hastening
Diyanet İşleri MealiKabirlerden çabuk çabuk çıkacakları gün, gözleri dönmüş, yüzlerini zillet bürümüş olarak sanki dikili taşlara doğru koşarlar. İşte bu, onlara söz verilmiş olan gündür
Saheeh InternationalTheir eyes humbled, humiliation will cover them. That is the Day which they had been promised