☪ Anlam Arayışı

79. An-Naazi'aat سُورَةُ النَّازِعَاتِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
79:1
وَٱلنَّٰزِعَٰتِ غَرۡقࣰ ا
وَٱلنَّـٰزِعَـٰتِ
andolsun söküp çıkaranlara
غَرْقًۭا
şiddetle

Ali BulaçTa en derinden acıyla sökerek çıkaranlara andolsun

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والنازعات» الملائكة تنزع أرواح الكفار «غرقا» نزعا بشدة.

79:2
وَٱلنَّٰشِطَٰتِ نَشۡطࣰ ا
وَٱلنَّـٰشِطَـٰتِ
ve çekip alanlara
نَشْطًۭا
usulca

Ali BulaçYumuşacık çekip alanlara

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والناشطات نشطا» الملائكة تنشط أرواح المؤمنين، أي تسلها برفق.

79:3
وَٱلسَّٰبِحَٰتِ سَبۡحࣰ ا
وَٱلسَّـٰبِحَـٰتِ
yüzüp gidenlere
سَبْحًۭا
yüzerek

Ali BulaçYüzdükçe yüzerek gidenlere

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والسابحات سبحا» الملائكة تسبح من السماء بأمره تعالى، أي تنزل.

79:4
فَٱلسَّٰبِقَٰتِ سَبۡقࣰ ا
فَٱلسَّـٰبِقَـٰتِ
yarışıp geçenlere
سَبْقًۭا
yarışarak

Ali BulaçÖncü olarak yarışıp geçenlere

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فالسابقات سبقا» الملائكة تسبق بأرواح المؤمنين إلى الجنة.

79:5
فَٱلۡمُدَبِّرَٰتِ أَمۡرࣰ ا
فَٱلْمُدَبِّرَٰتِ
derken düzenleyenlere
أَمْرًۭا
işi

Ali BulaçDerken işi bir düzen içinde evirip çevirenlere

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فالمدبرات أمرا» الملائكة تدبر أمر الدنيا، أي تنزل بتدبيره، وجواب هذه الأقسام محذوف، أي لتبعثنَّ يا كفار مكة وهو عامل في.

79:6
يَوۡمَ تَرۡجُفُ ٱلرَّاجِفَةُ
يَوْمَ
o gün
تَرْجُفُ
sarsar
ٱلرَّاجِفَةُ
o sarsıntı

Ali BulaçO sarsıntının sarsacağı gün

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يوم ترجف الراجفة» النفخة الأولى بها يرجف كل شيء، أي يتزلزل فوصفت بما يحدث منها.

79:7
تَتۡبَعُهَا ٱلرَّادِفَةُ
تَتْبَعُهَا
takip eder
ٱلرَّادِفَةُ
ardından (başka gürültü)

Ali BulaçArkasından onu diğer bir sarsıntı izleyecek

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«تتبعها الرادفة» النفخة الثانية وبينهما أربعون سنة، والجملة حال من الراجفة، فاليوم واسع للنفختين وغيرهما فصح ظرفيته للبعث الواقع عقب الثانية.

79:8
قُلُوبࣱ يَوۡمَئِذࣲ وَاجِفَةٌ
قُلُوبٌۭ
yürekler
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
وَاجِفَةٌ
çarpar

Ali BulaçO gün yürekler (dehşet içinde) hoplayacak

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قلوب يومئذٍ واجفة» خائفة قلقة.

79:9
أَبۡصَٰرُهَا خَٰشِعَةࣱ‏
أَبْصَـٰرُهَا
gözleri
خَـٰشِعَةٌۭ
(korkudan) aşağı kayar

Ali BulaçGözler zillet içinde düşecek

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أبصارها خاشعة» ذليلة لهول ما ترى.

79:10
يَقُولُونَ أَءِنَّا لَمَرۡدُودُونَ فِي ٱلۡحَافِرَةِ
يَقُولُونَ
diyorlar ki
أَءِنَّا
biz yine
لَمَرْدُودُونَ
döndürülecek (miyiz?)
فِى
eski halimize
ٱلْحَافِرَةِ
the former state

Ali BulaçDerler ki: "Biz çukurda iken, gerçekten biz mi yeniden (diriltilip) döndürüleceğiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يقولون» أي أرباب القلوب والأبصار استهزاء وإنكارا للبعث «أئنا» بتحقيق الهمزتين وتسهيل الثانية وإدخال الف بينهما على الوجهين في الموضعين «لمردودون في الحافرة» أي أنرد بعد الموت إلى الحياة، والحافرة: اسم لأول الأمر، ومنه رجع فلان في حافرته: إذا رجع من حيث جاء.

79:11
أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمࣰ ا نَّخِرَةࣰ‏
أَءِذَا
sonra ha?
كُنَّا
biz olduktan
عِظَـٰمًۭا
kemikler
نَّخِرَةًۭ
çürümüş

Ali BulaçBiz çürüyüp dağılmış kemikler olduğumuz zaman mı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أئذا كنا عظاما نخرة» وفي قراءة ناخرة بالية متفتتة نحيا.

79:12
قَالُواْ تِلۡكَ إِذࣰ ا كَرَّةٌ خَاسِرَةࣱ‏
قَالُوا۟
dediler
تِلْكَ
bu
إِذًۭا
öyle ise
كَرَّةٌ
bir dönüştür
خَاسِرَةٌۭ
ziyanlı

Ali BulaçDerler ki: "Şu durumda, zararına bir dönüştür bu

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا تلك» أي رجعتنا إلى الحياة «إذا» إن صحت «كرة» رجعة «خاسرة» ذات خسران قال تعالى:

79:13
فَإِنَّمَا هِيَ زَجۡرَةࣱ وَٰحِدَةࣱ‏
فَإِنَّمَا
halbuki
هِىَ
O
زَجْرَةٌۭ
haykırıştır
وَٰحِدَةٌۭ
bir tek

Ali BulaçOysa bu, yalnızca tek bir haykırıştır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإنما هي» أي الرادفة التي يعقبها البعث «زجرة» نفخة «واحدة» فإذا نفخت.

79:14
فَإِذَا هُم بِٱلسَّاهِرَةِ
فَإِذَا
hemen
هُم
onlar
بِٱلسَّاهِرَةِ
uyanıklık alanındadırlar

Ali BulaçBir de bakarsın ki, onlar, yerin üstündedirler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإذا هم» أي كل الخلائق «بالساهرة» بوجه الأرض أحياءً بعدما كانوا ببطنها أمواتا.

79:15
هَلۡ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ
هَلْ
sana geldimi?
أَتَىٰكَ
(there) come to you
حَدِيثُ
haberi
مُوسَىٰٓ
Musa'nın

Ali BulaçMusa'nın haberi sana geldi mi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«هل أتاك» يا محمد «حديث موسى» عامل في.

79:16
إِذۡ نَادَىٰهُ رَبُّهُۥ بِٱلۡوَادِ ٱلۡمُقَدَّسِ طُوًى
إِذْ
hani
نَادَىٰهُ
ona seslenmişti
رَبُّهُۥ
Rabbi
بِٱلْوَادِ
vadi'de
ٱلْمُقَدَّسِ
kutsal
طُوًى
Tuva'da

Ali BulaçHani Rabbi ona, kutsal vadi Tuva'da seslenmişti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذ ناداه ربه بالوادِ المقدس طوىً» اسم الوادي بالتنوين وتركه، فقال:

79:17 📚 2
ٱذۡهَبۡ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ
ٱذْهَبْ
git
إِلَىٰ
Fir'avn'a
فِرْعَوْنَ
Firaun
إِنَّهُۥ
çünkü o
طَغَىٰ
azdı

Ali BulaçFiravun'a git; çünkü o, azdı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«اذهب إلى فرعون إنه طغى» تجاوز الحد في الكفر.

79:18 📚 1
فَقُلۡ هَل لَّكَ إِلَىٰٓ أَن تَزَكَّىٰ
فَقُلْ
de ki
هَل
istermisin?
لَّكَ
[for] you
إِلَىٰٓ
arınmayı
أَن
[that]
تَزَكَّىٰ
purify yourself

Ali BulaçOna de ki: “Temizlenmek ister misin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فقل هل لك» أدعوك «إلى أن تزكى» وفي قراءة بتشديد الزاي بإدغام التاء الثانية في الأصل فيها: تتطهر من الشرك بأن تشهد أن لا إله إلا الله.

79:19
وَأَهۡدِيَكَ إِلَىٰ رَبِّكَ فَتَخۡشَىٰ
وَأَهْدِيَكَ
ve seni ileteyim
إِلَىٰ
Rabbine
رَبِّكَ
your Lord
فَتَخْشَىٰ
O'ndan korkasın

Ali BulaçSeni Rabbine yönelteyim, böylece (O'ndan) korkmuş olursun

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأهديك إلى ربك» أدلك على معرفته ببرهان «فتخشى» فتخافه.

79:20
فَأَرَىٰهُ ٱلۡأٓيَةَ ٱلۡكُبۡرَىٰ
فَأَرَىٰهُ
sonra ona gösterdi
ٱلْـَٔايَةَ
mu'cizeyi
ٱلْكُبْرَىٰ
büyük

Ali Bulaç(Musa) Ona büyük mucizeyi gösterdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأراه الآية الكبرى» من آياته السبع وهي اليد أو العصا.

79:21
فَكَذَّبَ وَعَصَىٰ
فَكَذَّبَ
fakat o yalanladı
وَعَصَىٰ
ve karşı geldi

Ali BulaçFakat o, yalanladı ve isyan etti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فكذب» فرعون موسى «وعصى» الله تعالى.

79:22
ثُمَّ أَدۡبَرَ يَسۡعَىٰ
ثُمَّ
sonra
أَدْبَرَ
sırtını döndü
يَسْعَىٰ
çalışmağa koyuldu

Ali BulaçSonra (karşı yönde) çaba harcayıp sırtını döndü

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم أدبر» عن الإيمان «يسعى» في الأرض بالفساد.

79:23
فَحَشَرَ فَنَادَىٰ
فَحَشَرَ
topladı
فَنَادَىٰ
ve bağırdı

Ali BulaçSonunda (yardımcı güçlerini) topladı, seslendi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فحشر» جمع السحرة وجنده «فنادى».

79:24 📚 1
فَقَالَ أَنَا۠ رَبُّكُمُ ٱلۡأَعۡلَىٰ
فَقَالَ
ve dedi
أَنَا۠
ben
رَبُّكُمُ
sizi Rabbinizim
ٱلْأَعْلَىٰ
en yüce

Ali BulaçDedi ki: "Sizin en yüce Rabbiniz benim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فقال أنا ربكم الأعلى» لا رب فوقي.

79:25
فَأَخَذَهُ ٱللَّهُ نَكَالَ ٱلۡأٓخِرَةِ وَٱلۡأُولَىٰٓ
فَأَخَذَهُ
onu cezalandırdı
ٱللَّهُ
Allah
نَكَالَ
azabıyle
ٱلْـَٔاخِرَةِ
sonun
وَٱلْأُولَىٰٓ
ve ilkin

Ali BulaçBöylelikle Allah onu, ahiret ve dünya azabıyla yakaladı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(فأخذه الله) أهلكه بالغرق (نكال) عقوبة (الآخرة) أي هذه الكلمة (والأولى) أي قوله قبلها: "" ما علمت لكم من إله غيري "" وكان بينهما أربعون سنة.

79:26
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَعِبۡرَةࣰ لِّمَن يَخۡشَىٰٓ
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَعِبْرَةًۭ
elbette ibret(ler)
لِّمَن
kimseler için
يَخْشَىٰٓ
korkacak

Ali BulaçGerçekten bunda 'içi titreyerek korkacak' kimse için elbette bir ibret (ders) vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن في ذلك» المذكور «لعبرة لمن يخشى» الله تعالى.

79:27
ءَأَنتُمۡ أَشَدُّ خَلۡقًا أَمِ ٱلسَّمَآءُۚ بَنَىٰهَا
ءَأَنتُمْ
siz mi?
أَشَدُّ
daha çetinsiniz
خَلْقًا
yaratılışça
أَمِ
yoksa
ٱلسَّمَآءُ ۚ
gök (mü?)
بَنَىٰهَا
(Allah) onu yaptı

Ali BulaçYaratmak bakımından siz mi daha güçsünüz yoksa gök mü? (Allah) Onu bina etti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أأنتم» بتحقيق الهمزتين وإبدال الثانية ألفاً وتسهيلها وإدخال ألف بين المسهلة والأخرى وتركه، أي منكرو البعث «أشد خلقا أم السماء» أشد خلقا «بناها» بيان لكيفية خلقها.

79:28
رَفَعَ سَمۡكَهَا فَسَوَّىٰهَا
رَفَعَ
yükseltti
سَمْكَهَا
kalınlığını
فَسَوَّىٰهَا
onu düzenledi

Ali BulaçBoyunu yükseltti, ona belli bir düzen verdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«رفع سمكها» تفسير لكيفية البناء، أي جعل سمتها في جهة العلو رفيعا، وقيل سمكها سقفها «فسواها» جعلها مستوية بلا عيب.

79:29
وَأَغۡطَشَ لَيۡلَهَا وَأَخۡرَجَ ضُحَىٰهَا
وَأَغْطَشَ
örtüp kararttı
لَيْلَهَا
gecesini
وَأَخْرَجَ
ve açığa çıkardı
ضُحَىٰهَا
kuşluğunu

Ali BulaçGecesini kararttı, kuşluğunu açığa-çıkardı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأغطش ليلها» أظلمه «وأخرج ضحاها» أبرز نور شمسها وأضيف إليها الليل لأنه ظلها والشمس لأنها سراجها.

79:30
وَٱلۡأَرۡضَ بَعۡدَ ذَٰلِكَ دَحَىٰهَآ
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
بَعْدَ
sonra da
ذَٰلِكَ
bundan
دَحَىٰهَآ
yayıp yuvarlattı

Ali BulaçBundan sonra yeryüzünü serip döşedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والأرض بعد ذلك دحاها» بسطها وكانت مخلوقة قبل السماء من غير دحو.

79:31
أَخۡرَجَ مِنۡهَا مَآءَهَا وَمَرۡعَىٰهَا
أَخْرَجَ
çıkardı
مِنْهَا
ondan
مَآءَهَا
suyunu
وَمَرْعَىٰهَا
ve otlağını

Ali BulaçOndan da suyunu ve otlağını çıkardı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أخرج» حال بإضمار قد أي مخرجا «منها ماءها» بتفجير عيونها «ومرعاها» ما ترعاه النعم من الشجر والعشب وما يأكله الناس من الأقوات والثمار، وإطلاق المرعى عليه استعارة.

79:32
وَٱلۡجِبَالَ أَرۡسَىٰهَا
وَٱلْجِبَالَ
ve dağları
أَرْسَىٰهَا
oturttu

Ali BulaçDağlarını dikip-oturttu

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والجبال أرساها» أثبتها على وجه الأرض لتسكن.

79:33
مَتَٰعࣰ ا لَّكُمۡ وَلِأَنۡعَٰمِكُمۡ
مَتَـٰعًۭا
(bunlar) geçimidir
لَّكُمْ
sizin için
وَلِأَنْعَـٰمِكُمْ
ve hayvanlarınız için

Ali BulaçSize ve hayvanlarınıza bir yarar (meta) olmak üzere

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«متاعا» مفعول له لمقدر، أي فعل ذلك متعة أو مصدر أي تمتيعا «لكم ولأنعامكم» جمع نعم وهي الإبل والبقر والغنم.

79:34
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلطَّآمَّةُ ٱلۡكُبۡرَىٰ
فَإِذَا
zaman
جَآءَتِ
geldiği
ٱلطَّآمَّةُ
herşeyi bastıran o felaket
ٱلْكُبْرَىٰ
büyük

Ali BulaçAncak o, 'herşeyi batırıp gömen büyük-felaket’ (kıyamet) geldiği zaman

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإذا جاءت الطامة الكبرى» النفخة الثانية.

79:35
يَوۡمَ يَتَذَكَّرُ ٱلۡإِنسَٰنُ مَا سَعَىٰ
يَوْمَ
o gün
يَتَذَكَّرُ
hatırlar
ٱلْإِنسَـٰنُ
insan
مَا
neye
سَعَىٰ
çalıştığını

Ali BulaçO gün, insan, neye çaba harcadığını düşünüp-anlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يوم يتذكر الإنسان» بدل من إذا «ما سعى» في الدنيا من خير وشر.

79:36 📚 1
وَبُرِّزَتِ ٱلۡجَحِيمُ لِمَن يَرَىٰ
وَبُرِّزَتِ
ve ortaya çıkarılmıştır
ٱلْجَحِيمُ
cehennem
لِمَن
kimseler için
يَرَىٰ
gören

Ali BulaçGörebilenler için cehennem de sergilenmiştir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وبرزت» أظهرت «الجحيم» النار المحرقة «لمن يرى» لكل راءٍ وجواب إذا:

79:37 📚 4
فَأَمَّا مَن طَغَىٰ
فَأَمَّا
artık
مَن
kim
طَغَىٰ
azmışsa

Ali BulaçArtık kim taşkınlık edip-azarsa

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأما من طغى» كفر.

79:38
وَءَاثَرَ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا
وَءَاثَرَ
ve yeğlemişse
ٱلْحَيَوٰةَ
hayatını
ٱلدُّنْيَا
dünya

Ali BulaçVe dünya hayatını seçerse

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وآثر الحياة الدنيا» باتباع الشهوات.

79:39 📚 4
فَإِنَّ ٱلۡجَحِيمَ هِيَ ٱلۡمَأۡوَىٰ
فَإِنَّ
elbette
ٱلْجَحِيمَ
cehennemdir
هِىَ
onun
ٱلْمَأْوَىٰ
barınağı

Ali BulaçŞüphesiz cehennem, (onun için) bir barınma yeridir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإن الجحيم هي المأوى» مأواه.

79:40 📚 13
وَأَمَّا مَنۡ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ وَنَهَى ٱلنَّفۡسَ عَنِ ٱلۡهَوَىٰ
وَأَمَّا
ama
مَنْ
kim
خَافَ
korkmuşsa
مَقَامَ
divanında durmaktan
رَبِّهِۦ
Rabbinin
وَنَهَى
ve men'etmişse
ٱلنَّفْسَ
nefsi(ni)
عَنِ
0
ٱلْهَوَىٰ
kötü heves(ler)-

Ali BulaçKim Rabbinin makamından korkar ve nefsi heva (istek ve tutkular) dan sakındırırsa

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأما من خاف مقام ربه» قيامه بين يديه «ونهى النفس» الأمارة «عن الهوى» المردي باتباع الشهوات.

79:41 📚 15
فَإِنَّ ٱلۡجَنَّةَ هِيَ ٱلۡمَأۡوَىٰ
فَإِنَّ
cennettir
ٱلْجَنَّةَ
Paradise
هِىَ
onun
ٱلْمَأْوَىٰ
barınağı

Ali BulaçArtık şüphesiz cennet, (onun için) bir barınma yeridir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإن الجنة هي المأوى» وحاصل الجواب: فالعاصي في النار والمطيع في الجنة.

79:42
يَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرۡسَىٰهَا
يَسْـَٔلُونَكَ
sana soruyorlar
عَنِ
sa'atten
ٱلسَّاعَةِ
the Hour
أَيَّانَ
ne zaman?
مُرْسَىٰهَا
demir atacak

Ali BulaçO ne zaman demir atacak?" diye, sana kıyamet-saatini soruyorlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يسَألونك» أي كفار مكة «عن الساعة أيان مرساها» متى وقوعها وقيامها.

79:43
فِيمَ أَنتَ مِن ذِكۡرَىٰهَآ
فِيمَ
ne (bilirsin)?
أَنتَ
sen
مِن
onun söyleyesin
ذِكْرَىٰهَآ
(to) mention it

Ali BulaçOnunla ilgili bilgi vermekten yana, sende ne var ki…

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فيم» في أي شيء «أنت من ذكراها» أي ليس عندك علمها حتى تذكرها.

79:44
إِلَىٰ رَبِّكَ مُنتَهَىٰهَآ
إِلَىٰ
aittir
رَبِّكَ
Rabbine
مُنتَهَىٰهَآ
onun bilgisi

Ali BulaçEn sonunda o (ve onunla ilgili bilgi), Rabbine aittir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلى ربك منتهاها» منتهى علمها لا يعلمه غيره.

79:45
إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخۡشَىٰهَا
إِنَّمَآ
ancak
أَنتَ
sen
مُنذِرُ
uyarıcısın
مَن
olanları
يَخْشَىٰهَا
ondan korkacak

Ali BulaçSen, yalnızca ondan 'içi titreyerek korkanlar' için bir uyarıcısın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنما أنت منذر» إنما ينفع إنذارك «من يخشاها» يخافها.

79:46 📚 2
كَأَنَّهُمۡ يَوۡمَ يَرَوۡنَهَا لَمۡ يَلۡبَثُوٓاْ إِلَّا عَشِيَّةً أَوۡ ضُحَىٰهَا
كَأَنَّهُمْ
onlar sanki gibidir
يَوْمَ
gün
يَرَوْنَهَا
onu gördükleri
لَمْ
(dünyada) kalmamışlar
يَلْبَثُوٓا۟
they had remained
إِلَّا
başka
عَشِيَّةً
bir akşamdan
أَوْ
veya
ضُحَىٰهَا
onun kuşluk vaktinden

Ali BulaçOnu gördükleri gün, sanki, bir akşam veya bir kuşluk-vaktinden başkasını yaşamamış gibidirler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كأنهم يوم يرونها لم يلبثوا» في قبورهم «إلا عشية أو ضحاها» عشية يوم أو بكرته وصح إضافة الضحى إلى العشية لما بينهما من الملابسة إذ هما طرفا النهار، وحسن الإضافة وقوع الكلمة فاصلة.

← Önceki Sonraki →

79. An-Naazi'aat Suresi | Anlam Arayışı