88. Al-Ghaashiya سُورَةُ الغَاشِيَةِ
Yusuf AliHas the story reached thee of the overwhelming (Event)
Ali Bulaç(Her yanı yaygın olarak kuşatacak olan) Kıyametin haberi sana geldi mi
Diyanet İşleri MealiHer şeyi kaplayacak kıyametin haberi sana gelmedi mi
Yusuf AliSome faces, that Day, will be humiliated
Ali BulaçO gün, öyle yüzler vardır ki, 'zillet içinde aşağılanmıştır
Diyanet İşleri MealiO gün bir takım yüzler zillete bürünmüştür
Yusuf AliLabouring (hard), weary
Ali BulaçÇalışmış, boşuna yorulmuştur
Diyanet İşleri MealiZor işler altında bitkin düşmüştür
Yusuf AliThe while they enter the Blazing Fire
Ali BulaçKızgın bir ateşe yollanırlar
Diyanet İşleri MealiYakıcı ateşe yaslanırlar
Yusuf AliThe while they are given, to drink, of a boiling hot spring
Ali BulaçKaynar bir kaynaktan içirilirler
Diyanet İşleri MealiKızgın bir kaynaktan içirilirler
Yusuf AliNo food will there be for them but a bitter Dhari
Ali BulaçOnlar için (zehirli olan) dari' dikeninden başka bir yiyecek yoktur
Diyanet İşleri MealiSemirtmeyen, açlığı gidermeyen kötü kokulu (kuru) bir dikenden başka yiyecekleri yoktur
Yusuf AliWhich will neither nourish nor satisfy hunger
Ali BulaçNe doyurup-semirtir, ne açlıktan korur
Diyanet İşleri MealiSemirtmeyen, açlığı gidermeyen kötü kokulu (kuru) bir dikenden başka yiyecekleri yoktur
Yusuf Ali(Other) faces that Day will be joyful
Ali BulaçO gün, öyle yüzler de vardır ki, nimette (engin bir mutluluk içinde)dirler
Diyanet İşleri Mealiİnanmış olanların yüzleri, o gün, pırıl pırıldır
Yusuf AliPleased with their striving
Ali BulaçHarcadığı-çabadan dolayı hoşnuttur
Diyanet İşleri MealiYaptıklarından hoşnuddurlar
Yusuf AliIn a Garden on high
Ali BulaçYüksek bir cennettedir
Diyanet İşleri MealiYüksek bir cennettedirler
Yusuf AliWhere they shall hear no (word) of vanity
Ali BulaçOrda anlamsız bir söz işitmez
Diyanet İşleri MealiOrada boş söz işitmezler
Yusuf AliTherein will be a bubbling spring
Ali BulaçOrda 'durmaksızın akan' bir kaynak vardır
Diyanet İşleri MealiOrada akan kaynak vardır
Yusuf AliTherein will be Thrones (of dignity), raised on high
Ali BulaçOrda 'yükseklerde kurulmuş, tahtlar da vardır
Diyanet İşleri MealiOrada, yükseltilmiş tahtlar vardır
Yusuf AliGoblets placed (ready)
Ali BulaçKonulmuş (içecek dolu) kaplar
Diyanet İşleri MealiYerleştirilmiş kaseler
Yusuf AliAnd cushions set in rows
Ali BulaçDizi dizi yastıklar
Diyanet İşleri MealiSıra sıra yastıklar
Yusuf AliAnd rich carpets (all) spread out
Ali BulaçVe serilmiş yaygılar
Diyanet İşleri MealiSerilmiş, yumuşak tüylü halılar vardır
Yusuf AliDo they not look at the Camels, how they are made
Ali BulaçBakmıyorlar mı o deveye; nasıl yaratıldı
Diyanet İşleri MealiBu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı
Yusuf AliAnd at the Sky, how it is raised high
Ali BulaçGöğe, nasıl yükseltildi
Diyanet İşleri MealiBu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı
Yusuf AliAnd at the Mountains, how they are fixed firm
Ali BulaçDağlara; nasıl oturtulup-kuruldu
Diyanet İşleri MealiBu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı
Yusuf AliAnd at the Earth, how it is spread out
Ali BulaçYere; nasıl yayılıp-döşendi
Diyanet İşleri MealiBu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı
Yusuf AliTherefore do thou give admonition, for thou art one to admonish
Ali BulaçArtık sen, öğüt verip-hatırlat. Sen, yalnızca bir öğüt verici-bir hatırlatıcısın
Diyanet İşleri MealiSen öğüt ver! Esasen sen sadece bir öğütçüsün
Yusuf AliThou art not one to manage (men's) affairs
Ali BulaçOnlara 'zor ve baskı' kullanacak değilsin
Diyanet İşleri MealiSen, onlara zor kullanacak değilsin
Yusuf AliBut if any turn away and reject God
Ali BulaçAncak kim yüz çevirir ve inkar ederse
Diyanet İşleri MealiAma kim yüz çevirir, inkar ederse, Allah onu en büyük azaba uğratır
Yusuf AliGod will punish him with a mighty Punishment
Ali BulaçAllah, onu en büyük azap ile azaplandırır
Diyanet İşleri MealiAma kim yüz çevirir, inkar ederse, Allah onu en büyük azaba uğratır
Yusuf AliFor to Us will be their return
Ali BulaçŞüphesiz onların dönüşleri Bizedir
Diyanet İşleri MealiDoğrusu onların dönüşü Bize'dir
Yusuf AliThen it will be for Us to call them to account
Ali BulaçSonra onları hesaba çekmek de elbette Bize aittir
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz sonra hesaplarını görmek de Bize düşmektedir