88. Al-Ghaashiya سُورَةُ الغَاشِيَةِ
Süleyman Ateş(Şiddet ve dehşetiyle her şeyi) Sarıp kaplayacak olan(o felaket)in haberi sana geldi mi
Saheeh InternationalHas there reached you the report of the Overwhelming [event]
Ali Bulaç(Her yanı yaygın olarak kuşatacak olan) Kıyametin haberi sana geldi mi
Süleyman AteşYüzler var ki o gün öne düşüktür
Saheeh International[Some] faces, that Day, will be humbled
Ali BulaçO gün, öyle yüzler vardır ki, 'zillet içinde aşağılanmıştır
Süleyman AteşÇalışır, yorulur
Saheeh InternationalWorking [hard] and exhausted
Ali BulaçÇalışmış, boşuna yorulmuştur
Süleyman AteşKızgın ateşe girerler
Saheeh InternationalThey will [enter to] burn in an intensely hot Fire
Ali BulaçKızgın bir ateşe yollanırlar
Süleyman AteşKendilerine kaynamış bir gözeden (su) içirilir
Saheeh InternationalThey will be given drink from a boiling spring
Ali BulaçKaynar bir kaynaktan içirilirler
Süleyman AteşOnlar için kuru dikenden başka yiyecek de yoktur
Saheeh InternationalFor them there will be no food except from a poisonous, thorny plant
Ali BulaçOnlar için (zehirli olan) dari' dikeninden başka bir yiyecek yoktur
Süleyman AteşO da ne semirtir, ne de açlığı giderir
Saheeh InternationalWhich neither nourishes nor avails against hunger
Ali BulaçNe doyurup-semirtir, ne açlıktan korur
Süleyman AteşYüzler de var ki o gün ni'met içinde mutlu
Saheeh International[Other] faces, that Day, will show pleasure
Ali BulaçO gün, öyle yüzler de vardır ki, nimette (engin bir mutluluk içinde)dirler
Süleyman Ateşİşinden memnun
Saheeh InternationalWith their effort [they are] satisfied
Ali BulaçHarcadığı-çabadan dolayı hoşnuttur
Süleyman AteşYüksek bir bahçededir
Saheeh InternationalIn an elevated garden
Ali BulaçYüksek bir cennettedir
Süleyman AteşOrada boş söz işitmezler
Saheeh InternationalWherein they will hear no unsuitable speech
Ali BulaçOrda anlamsız bir söz işitmez
Süleyman AteşOrada akan bir kaynak vardır
Saheeh InternationalWithin it is a flowing spring
Ali BulaçOrda 'durmaksızın akan' bir kaynak vardır
Süleyman AteşOrada yükseltilmiş tahtlar
Saheeh InternationalWithin it are couches raised high
Ali BulaçOrda 'yükseklerde kurulmuş, tahtlar da vardır
Süleyman AteşKonulmuş kadehler
Saheeh InternationalAnd cups put in place
Ali BulaçKonulmuş (içecek dolu) kaplar
Süleyman AteşDizilmiş yastıklar
Saheeh InternationalAnd cushions lined up
Ali BulaçDizi dizi yastıklar
Süleyman AteşSerilmiş halılar vardır
Saheeh InternationalAnd carpets spread around
Ali BulaçVe serilmiş yaygılar
Süleyman AteşBakmıyorlar mı develere, nasıl yaratılmış
Saheeh InternationalThen do they not look at the camels - how they are created
Ali BulaçBakmıyorlar mı o deveye; nasıl yaratıldı
Süleyman AteşGöğe, nasıl yükseltilmiş
Saheeh InternationalAnd at the sky - how it is raised
Ali BulaçGöğe, nasıl yükseltildi
Süleyman AteşDağlara, nasıl dikilmiş
Saheeh InternationalAnd at the mountains - how they are erected
Ali BulaçDağlara; nasıl oturtulup-kuruldu
Süleyman AteşYere, nasıl yayılıp döşenmiş
Saheeh InternationalAnd at the earth - how it is spread out
Ali BulaçYere; nasıl yayılıp-döşendi
Süleyman AteşÖğüt ver, çünkü sen ancak öğüt verensin
Saheeh InternationalSo remind, [O Muhammad]; you are only a reminder
Ali BulaçArtık sen, öğüt verip-hatırlat. Sen, yalnızca bir öğüt verici-bir hatırlatıcısın
Süleyman AteşOnların üzerinde zorlayıcı değilsin
Saheeh InternationalYou are not over them a controller
Ali BulaçOnlara 'zor ve baskı' kullanacak değilsin
Süleyman AteşAncak kim yüz çevirir ve inanmazsa
Saheeh InternationalHowever, he who turns away and disbelieves
Ali BulaçAncak kim yüz çevirir ve inkar ederse
Süleyman AteşAllah ona en büyük azabı eder
Saheeh InternationalThen Allah will punish him with the greatest punishment
Ali BulaçAllah, onu en büyük azap ile azaplandırır
Süleyman AteşDönüşleri Bizedir
Saheeh InternationalIndeed, to Us is their return
Ali BulaçŞüphesiz onların dönüşleri Bizedir
Süleyman AteşSonra onların hesabını görmek Bize düşer
Saheeh InternationalThen indeed, upon Us is their account
Ali BulaçSonra onları hesaba çekmek de elbette Bize aittir