☪ Anlam Arayışı

8. Al-Anfaal سُورَةُ الأَنفَالِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
8:1 📚 5
يَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلۡأَنفَالِۖ قُلِ ٱلۡأَنفَالُ لِلَّهِ وَٱلرَّسُولِۖ فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَصۡلِحُواْ ذَاتَ بَيۡنِكُمۡۖ وَأَطِيعُواْ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥٓ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ
يَسْـَٔلُونَكَ
sana sorarlar
عَنِ
ganimetlerden
ٱلْأَنفَالِ ۖ
the spoils of war
قُلِ
de ki
ٱلْأَنفَالُ
ganimetler
لِلَّهِ
Allah'ındır
وَٱلرَّسُولِ ۖ
ve Elçi(si)nindir
فَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَأَصْلِحُوا۟
ve düzeltin
ذَاتَ
hali;
بَيْنِكُمْ ۖ
aranızdaki
وَأَطِيعُوا۟
ita'at edin
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥٓ
ve Elçisine
إِن
eğer
كُنتُم
siz (gerçekten) iseniz
مُّؤْمِنِينَ
inananlar

Elmalılı Hamdi YazırSana ganimetlerin bölüştürülmesini soruyorlar. De ki, ganimetlerin taksimi Allah'a ve Resulüne aittir. Onun için siz gerçekten mümin kimseler iseniz Allah'tan korkun da biribirinizle aranızı düzeltin. Allah'a ve Resulü'ne itaat edin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يسألونك» يا محمد «عن الأنفال» الغنائم لمن هي «قل» لهم «الأنفال لله» يجعلها حيث يشاء «والرسول» يقسِّمها بأمر الله فقسَّمها صلى الله عليه وسلم بينهم على السواء، رواه الحاكم في المستدرك «فاتقوا الله وأصلحوا ذات بينكم» أي حقيقة ما بينكم بالمودة وترك النزاع «وأطيعوا الله ورسوله إن كنتم مؤمنين» حقا.

8:2 📚 12
إِنَّمَا ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ٱلَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ ٱللَّهُ وَجِلَتۡ قُلُوبُهُمۡ وَإِذَا تُلِيَتۡ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتُهُۥ زَادَتۡهُمۡ إِيمَٰنࣰ ا وَعَلَىٰ رَبِّهِمۡ يَتَوَكَّلُونَ
إِنَّمَا
gerçekten
ٱلْمُؤْمِنُونَ
Mü'minler
ٱلَّذِينَ
o kimselerdir ki
إِذَا
zaman
ذُكِرَ
anıldığı
ٱللَّهُ
Allah
وَجِلَتْ
ürperir
قُلُوبُهُمْ
yürekleri
وَإِذَا
ve zaman
تُلِيَتْ
okunduğu
عَلَيْهِمْ
kendilerine
ءَايَـٰتُهُۥ
O'nun ayetleri
زَادَتْهُمْ
artırır
إِيمَـٰنًۭا
imanlarını
وَعَلَىٰ
ve
رَبِّهِمْ
Rablerine
يَتَوَكَّلُونَ
tevekkül ederler

Elmalılı Hamdi YazırGerçek müminler ancak o müminlerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, âyetleri okunduğu zaman imanlarını arttırır. Ve bunlar yalnızca Rablerine tevekkül ederler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنما المؤمنون» الكاملون الإيمان «الذين إذا ذكر الله» أي وعيده «وجلت» خافت «قلوبهم وإذا تليت عليهم آياته زادتهم إيمانا» تصديقا «وعلى ربهم يتوكلون» به يثقون لا بغيره.

8:3
ٱلَّذِينَ يُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَمِمَّا رَزَقۡنَٰهُمۡ يُنفِقُونَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
يُقِيمُونَ
kılarlar
ٱلصَّلَوٰةَ
namazlarını
وَمِمَّا
ve verdiğimiz rızıktan
رَزَقْنَـٰهُمْ
We have provided them
يُنفِقُونَ
(Allah için) harcarlar

Elmalılı Hamdi YazırOnlar ki, namazı gereği gibi kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yoluna harcarlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين يقيمون الصلاة» يأتون بها بحقوقها «ومما رزقناهم» أعطيناهم «ينفقون» في طاعة الله.

8:4
أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ حَقࣰّ اۚ لَّهُمۡ دَرَجَٰتٌ عِندَ رَبِّهِمۡ وَمَغۡفِرَةࣱ وَرِزۡقࣱ كَرِيمࣱ‏
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlardır
ٱلْمُؤْمِنُونَ
mü'minler
حَقًّۭا ۚ
gerçek
لَّهُمْ
onlara vardır
دَرَجَـٰتٌ
dereceler
عِندَ
katında
رَبِّهِمْ
Rablerinin
وَمَغْفِرَةٌۭ
ve bağışlanma
وَرِزْقٌۭ
ve rızık
كَرِيمٌۭ
tükenmez

Elmalılı Hamdi Yazırİşte gerçekten mümin olanlar onlardır. Onlara Rablerinin katında dereceler vardır, bağışlanma ve değerli rızık vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أولئك» الموصوفون بما ذكر «هم المؤمنون حقا» صدقا بلا شك «لهم درجاتٌ» منازل في الجنة «عند ربهم ومغفرة ورزق كريم» في الجنة.

8:5 📚 3
كَمَآ أَخۡرَجَكَ رَبُّكَ مِنۢ بَيۡتِكَ بِٱلۡحَقِّ وَإِنَّ فَرِيقࣰ ا مِّنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ لَكَٰرِهُونَ
كَمَآ
nitekim
أَخْرَجَكَ
seni çıkardığı zaman
رَبُّكَ
Rabbin
مِنۢ
evinden
بَيْتِكَ
your home
بِٱلْحَقِّ
hak uğruna
وَإِنَّ
gerçekten de
فَرِيقًۭا
bir kısmı
مِّنَ
mü'minlerden
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers
لَكَـٰرِهُونَ
bundan hoşlanmıyordu

Elmalılı Hamdi YazırNitekim Rabbin seni, hak uğruna savaşmak için evinden çıkarmıştı. Oysa müslümanların bir kısmı o zaman bundan hoşlanmamışlardı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كما أخرجك ربُّك من بيتك بالحق» متعلق بأخرج «وإن فريقا من المؤمنين لكارهون» الخروج والجملة حال من كاف أخرجك وكما خبر مبتدأ محذوف أي هذه الحال في كراهتهم لها مثل إخراجك في حال كراهتهم وقد كان خيرا لهم فكذلك أيضا وذلك أن أبا سفيان قدم بعير من الشام فخرج النبي صلى الله عليه وسلم وأصحابه ليغنموها فعلمت قريش فخرج أبو جهل ومقاتلوا مكة ليذبُّوا عنها وهم النفير وأخذ أبو سفيان بالعير طريق الساحل فنجت فقيل لأبي جهل ارجع فأبى وسار إلى بدر. فشاور النبيُّ صلى الله عليه وسلم أصحابه وقال إن الله وعدني إحدى الطائفتين فوافقوه على قتال النفير وكره بعضهم ذلك وقالوا لم نستعدَّ له كما قال تعالى.

8:6
يُجَٰدِلُونَكَ فِي ٱلۡحَقِّ بَعۡدَ مَا تَبَيَّنَ كَأَنَّمَا يُسَاقُونَ إِلَى ٱلۡمَوۡتِ وَهُمۡ يَنظُرُونَ
يُجَـٰدِلُونَكَ
seninle tartışıyorlardı
فِى
dair
ٱلْحَقِّ
hakka
بَعْدَ مَا
sonra
تَبَيَّنَ
ortaya çıktıktan
كَأَنَّمَا
gibi
يُسَاقُونَ
sürülüyorlarmış
إِلَى
ölüme
ٱلْمَوْتِ
[the] death
وَهُمْ
ve onlar
يَنظُرُونَ
gözleri göre göre

Elmalılı Hamdi YazırVe gerçek, gün gibi açığa çıktıktan sonra bile seninle münakaşaya devam etmişlerdi; sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlardı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يجادلونك في الحق» القتال «بعد ما تبيَّن» ظهر لهم «كأنما يُساقون إلى الموت وهم ينظرون» إليه عيانا في كراهتهم له.

8:7 📚 1
وَإِذۡ يَعِدُكُمُ ٱللَّهُ إِحۡدَى ٱلطَّآئِفَتَيۡنِ أَنَّهَا لَكُمۡ وَتَوَدُّونَ أَنَّ غَيۡرَ ذَاتِ ٱلشَّوۡكَةِ تَكُونُ لَكُمۡ وَيُرِيدُ ٱللَّهُ أَن يُحِقَّ ٱلۡحَقَّ بِكَلِمَٰتِهِۦ وَيَقۡطَعَ دَابِرَ ٱلۡكَٰفِرِينَ
وَإِذْ
o zaman
يَعِدُكُمُ
size va'dediyordu
ٱللَّهُ
Allah
إِحْدَى
birinin
ٱلطَّآئِفَتَيْنِ
iki topluluktan
أَنَّهَا
muhakkak
لَكُمْ
sizin olduğunu
وَتَوَدُّونَ
siz de istiyordunuz
أَنَّ
gerçekten
غَيْرَ
hali
ذَاتِ
that
ٱلشَّوْكَةِ
kuvvetsiz olanın
تَكُونُ
olmasını
لَكُمْ
sizin
وَيُرِيدُ
oysa istiyordu
ٱللَّهُ
Allah
أَن
gerçekleştirmek
يُحِقَّ
justify
ٱلْحَقَّ
hakkı
بِكَلِمَـٰتِهِۦ
sözleriyle
وَيَقْطَعَ
ve kesmek
دَابِرَ
ardını
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirlerin

Elmalılı Hamdi Yazırİşte o zaman Allah size iki taifeden (kervan veya kureyş ordusundan) birini vaad ediyordu ki, sizin olacaktı. Siz ise arzu ediyordunuz ki, şanı ve şerefi olmayan şey (kervan) sizin olsun. Halbuki Allah, âyetleriyle hakkı yerine oturtmak ve kâfirlerinarkasını kesmek istiyordu

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» اذكر «إذ يعدكم الله إحدى الطائفتين» العير أو النفير «أنها لكم وتودُّون» تريدون «أن غير ذات الشوكة» أي البأس والسلاح وهي العير «تكون لكم» لقلة عددها ومدَدها بخلاف النفير «ويريد الله أن يُحق الحق» يظهر «بكلماته» السابقة بظهور الإسلام «ويقطع دابر الكافرين» آخرهم بالاستئصال فأمركم بقتال النفير.

8:8
لِيُحِقَّ ٱلۡحَقَّ وَيُبۡطِلَ ٱلۡبَٰطِلَ وَلَوۡ كَرِهَ ٱلۡمُجۡرِمُونَ
لِيُحِقَّ
ta ki gerçekleştirsin
ٱلْحَقَّ
hakkı
وَيُبْطِلَ
ve ortadan kaldırsın
ٱلْبَـٰطِلَ
batılı
وَلَوْ
şayet
كَرِهَ
istemese (bile)
ٱلْمُجْرِمُونَ
suçlular

Elmalılı Hamdi YazırKi, hakkın hak olduğunu tanıtsın ve batılı büsbütün yok etsin, varsın o günahkârlar istemesin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ليُحق الحق ويبطل» يمحق «الباطل» الكفر «ولو كره المجرمون» المشركون ذلك.

8:9 📚 1
إِذۡ تَسۡتَغِيثُونَ رَبَّكُمۡ فَٱسۡتَجَابَ لَكُمۡ أَنِّي مُمِدُّكُم بِأَلۡفࣲ مِّنَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ مُرۡدِفِينَ
إِذْ
hani
تَسْتَغِيثُونَ
siz yardım istiyordunuz
رَبَّكُمْ
Rabbinizden
فَٱسْتَجَابَ
karşılık vermişti
لَكُمْ
size
أَنِّى
şüphesiz ben
مُمِدُّكُم
size yardım edeceğim
بِأَلْفٍۢ
bin
مِّنَ
ile
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ
melekler
مُرْدِفِينَ
birbiri ardınca

Elmalılı Hamdi YazırO vakit siz Rabbinizden yardım diliyordunuz. O da: "Ben işte ardarda bin melekle size yardım ediyorum" diye duanızı kabul buyurmuştu

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
اذكر «إذ تستغيثون ربَّكم» تطلبون منه الغوث بالنصر عليهم «فاستجاب لكم أني» أي بأني «مُمدُّكم» معينكم «بألف من الملائكة مردفين» متتابعين يردف بعضهم بعضا وعدهم بها أوَّلا ثم صارت ثلاثة آلاف ثم خمسة كما في آل عمران وقرئ بآلُف كأفُلس جمع.

8:10
وَمَا جَعَلَهُ ٱللَّهُ إِلَّا بُشۡرَىٰ وَلِتَطۡمَئِنَّ بِهِۦ قُلُوبُكُمۡۚ وَمَا ٱلنَّصۡرُ إِلَّا مِنۡ عِندِ ٱللَّهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
وَمَا
ve
جَعَلَهُ
bunu yapmadı
ٱللَّهُ
Allah
إِلَّا
ancak (yaptı)
بُشْرَىٰ
müjde olsun diye
وَلِتَطْمَئِنَّ
ve yatışsın diye
بِهِۦ
bununla
قُلُوبُكُمْ ۚ
kalbiniz
وَمَا
ve yoktur
ٱلنَّصْرُ
yardım
إِلَّا
başkaca
مِنْ
katından
عِندِ
[of]
ٱللَّهِ ۚ
Allah
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَزِيزٌ
daima üstün
حَكِيمٌ
hüküm ve hikmet sahibidir

Elmalılı Hamdi YazırBunu da Allah size sırf bir müjde olsun ve bununla kalbleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa zafer ancak Allah katındandır. Gerçekten Allah mutlak galiptir ve hikmet sahibidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما جعله الله» أي الإمداد «إلا بشرى ولتطمئن به قلوبكم وما النصر إلا من عند الله إن الله عزيز حكيم».

8:11 📚 2
إِذۡ يُغَشِّيكُمُ ٱلنُّعَاسَ أَمَنَةࣰ مِّنۡهُ وَيُنَزِّلُ عَلَيۡكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ لِّيُطَهِّرَكُم بِهِۦ وَيُذۡهِبَ عَنكُمۡ رِجۡزَ ٱلشَّيۡطَٰنِ وَلِيَرۡبِطَ عَلَىٰ قُلُوبِكُمۡ وَيُثَبِّتَ بِهِ ٱلۡأَقۡدَامَ
إِذْ
O zaman
يُغَشِّيكُمُ
sizi bürüyordu
ٱلنُّعَاسَ
hafif bir uyku
أَمَنَةًۭ
bir güven olmak üzere
مِّنْهُ
O'ndan (Allah'tan)
وَيُنَزِّلُ
ve indiriyordu
عَلَيْكُم
üzerinize
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مَآءًۭ
bir su
لِّيُطَهِّرَكُم
sizi temizlemek için
بِهِۦ
onunla
وَيُذْهِبَ
ve gidermek için
عَنكُمْ
sizden
رِجْزَ
pisliğini
ٱلشَّيْطَـٰنِ
şeytanın
وَلِيَرْبِطَ
ve (birbirine) bağlamak için
عَلَىٰ
üzerini
قُلُوبِكُمْ
kalblerinizin
وَيُثَبِّتَ
ve pekiştirmek için
بِهِ
onunla
ٱلْأَقْدَامَ
ayakları(nızı)

Elmalılı Hamdi YazırO sırada size, yine katından bir güven ve esenlik olmak üzere bir uyku sardırıyordu, sizi temizlemek, şeytanın vesvesesini sizden gidermek, yüreklerinize kuvvet vermek ve ayaklarınızı sağlam durdurmak için gökten üzerinize yağmur indiriyordu

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
اذكر «إذ يُغشِّيكم النعاس أمنة» أمنا مما حصل لكم من الخوف «منه» تعالى «وَيُنَزِّلُ عليكم من السماء ماء ليطهركم به» من الأحداث والجنابات «ويذهب عنكم رجز الشيطان» وسوسته إليكم بأنكم لو كنتم على الحق ما كنتم ظمأى محدثين والمشركون على الماء «وليربط» يحبس «على قلوبكم» باليقين والصبر «ويثبِّت به الأقدام» أن تسوخ في الرمل.

8:12
إِذۡ يُوحِي رَبُّكَ إِلَى ٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ أَنِّي مَعَكُمۡ فَثَبِّتُواْ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْۚ سَأُلۡقِي فِي قُلُوبِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ ٱلرُّعۡبَ فَٱضۡرِبُواْ فَوۡقَ ٱلۡأَعۡنَاقِ وَٱضۡرِبُواْ مِنۡهُمۡ كُلَّ بَنَانࣲ‏
إِذْ
hani
يُوحِى
vahyediyordu
رَبُّكَ
Rabbin
إِلَى
meleklere
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ
the Angels
أَنِّى
şüphesiz ben
مَعَكُمْ
sizinle beraberim
فَثَبِّتُوا۟
siz pekiştirin
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟ ۚ
inananları
سَأُلْقِى
ben salacağım
فِى
içine
قُلُوبِ
yüreklerine
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوا۟
inkar edenlerin
ٱلرُّعْبَ
korku
فَٱضْرِبُوا۟
vurun
فَوْقَ
üstüne
ٱلْأَعْنَاقِ
boyunların(ın)
وَٱضْرِبُوا۟
ve vurun
مِنْهُمْ
onların
كُلَّ
her
بَنَانٍۢ
parmağına

Elmalılı Hamdi Yazırİşte o anda Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu: Ben sizinle beraberim, müminlere sebat verin. Kâfirlerin yüreğine korku salacağım, hemen boyunlarının üstüne vurun, parmaklarına, parmaklarına vurun

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذ يوحي ربك إلى الملائكة» الذين أمد بهم المسلمين «أني» أي بأني «معكم» بالعون والنصر «فثبِّتوا الذين آمنوا» بالإعانة والتبشير «سألقي في قلوب الذين كفروا الرعب» الخوف «فاضربوا فوق الأعناق» أي الرءوس «واضربوا منهم كل بنان» أي أطراف اليدين والرجلين فكان الرجل يقصد ضرب رقبة الكافر فتسقط قبل أن يصل إليه سيفه ورماهم صلى الله عليه وسلم بقبضة من الحصى فلم يبق مشرك إلا دخل في عينيه منها شيء فهزموا.

8:13
ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ شَآقُّواْ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥۚ وَمَن يُشَاقِقِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ فَإِنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ
ذَٰلِكَ
böyle (olacak)
بِأَنَّهُمْ
çünkü onlar
شَآقُّوا۟
karşı geldiler
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ ۚ
ve Elçisine
وَمَن
kim
يُشَاقِقِ
karşı gelirse
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ
ve Elçisine
فَإِنَّ
muhakkak ki
ٱللَّهَ
Allah'ın
شَدِيدُ
çetin olur
ٱلْعِقَابِ
cezası

Elmalılı Hamdi YazırÇünkü onlar Allah'a ve Resulüne karşı geldiler. Kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse, bilsin ki Allah'ın azabı çok çetindir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ذلك» العذاب الواقع بهم «بأنهم شاقوا» خالفوا «الله ورسوله ومن يشاقق الله ورسوله فإن الله شديد العقاب» له.

8:14
ذَٰلِكُمۡ فَذُوقُوهُ وَأَنَّ لِلۡكَٰفِرِينَ عَذَابَ ٱلنَّارِ
ذَٰلِكُمْ
işte siz
فَذُوقُوهُ
şimdi tadın onu
وَأَنَّ
ve şüphesiz
لِلْكَـٰفِرِينَ
kafirler için vardır
عَذَابَ
azabı
ٱلنَّارِ
ateş

Elmalılı Hamdi Yazırİşte gördünüz ya, şimdilik siz bunu tadın, şu da kesindir ki, ahirette kâfirlere cehennem azabı vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ذلكم» العذاب «فذوقوه» أيها الكفار في الدنيا «وأن للكافرين» في الآخرة «عذاب النار».

8:15
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا لَقِيتُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ زَحۡفࣰ ا فَلَا تُوَلُّوهُمُ ٱلۡأَدۡبَارَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
إِذَا
ne zaman ki
لَقِيتُمُ
karşılaşırsanız
ٱلَّذِينَ
kimselerle
كَفَرُوا۟
inkar edenlerle
زَحْفًۭا
toplu halde
فَلَا
asla
تُوَلُّوهُمُ
onlara döndürmeyin
ٱلْأَدْبَارَ
arkalar(ınız)ı

Elmalılı Hamdi YazırEy iman edenler! Toplu olarak kâfirlerle karşılaştığınız zaman, onlara arkalarınızı dönmeyin (kaçmayın)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا إذا لقيتم الذين كفروا زحفا» أي مجتمعين كأنهم لكثرتهم يزحفون «فلا تولُّوهم الأدبار» منهزمين.

8:16
وَمَن يُوَلِّهِمۡ يَوۡمَئِذࣲ دُبُرَهُۥٓ إِلَّا مُتَحَرِّفࣰ ا لِّقِتَالٍ أَوۡ مُتَحَيِّزًا إِلَىٰ فِئَةࣲ فَقَدۡ بَآءَ بِغَضَبࣲ مِّنَ ٱللَّهِ وَمَأۡوَىٰهُ جَهَنَّمُۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمَصِيرُ
وَمَن
ve kim
يُوَلِّهِمْ
döner(kaçar)sa
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
دُبُرَهُۥٓ
arkasını
إِلَّا
dışında
مُتَحَرِّفًۭا
bir tarafa çekilmek
لِّقِتَالٍ
savaşmak için
أَوْ
ya da
مُتَحَيِّزًا
katılmak
إِلَىٰ
(başka) bir birliğe
فِئَةٍۢ
a group
فَقَدْ
muhakkak
بَآءَ
uğrar
بِغَضَبٍۢ
bir gazaba
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
وَمَأْوَىٰهُ
ve onun yeri
جَهَنَّمُ ۖ
cehennemdir
وَبِئْسَ
ve o ne kötü
ٱلْمَصِيرُ
varılacak bir yerdir

Elmalılı Hamdi YazırBöyle bir günde her kim onlara, tekrar dönüp çarpışmak için geri çekilmek veya diğer bir safta yeniden mevzilenmek hâlleri dışında, arkasını dönerse, muhakkak Allah'dan bir gazaba uğramış olur ve varacağı yer cehennemdir, orası da ne kötü bir akıbettir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن يولهم يومئذ» أي يوم لقائهم «دُبُرَهُ إلا متحرفا» منعطفا «لقتال» بأن يريهم الغرَّة مكيدة وهو يريد الكرَّة «أو متحيزا» منضما «إلى فئة» جماعة من المسلمين يستنجد بها «فقد باء» رجع «بغضب من الله ومأواه جنهم وبئس المصير» المرجع هي وهذا مخصوص بما لم يزد الكفار على الضعف.

8:17 📚 17
فَلَمۡ تَقۡتُلُوهُمۡ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ قَتَلَهُمۡۚ وَمَا رَمَيۡتَ إِذۡ رَمَيۡتَ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ رَمَىٰ وَلِيُبۡلِيَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ مِنۡهُ بَلَآءً حَسَنًاۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمࣱ‏
فَلَمْ
onları siz öldürmediniz
تَقْتُلُوهُمْ
you kill them
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱللَّهَ
Allah
قَتَلَهُمْ ۚ
onları öldürdü
وَمَا
sen atmadın
رَمَيْتَ
you threw
إِذْ
zaman
رَمَيْتَ
attığın
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱللَّهَ
Allah
رَمَىٰ ۚ
attı
وَلِيُبْلِىَ
sınamak için
ٱلْمُؤْمِنِينَ
Mü'minleri
مِنْهُ
kendinden
بَلَآءً
bir imtihanla
حَسَنًا ۚ
güzel
إِنَّ
doğrusu
ٱللَّهَ
Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌۭ
bilendir

Elmalılı Hamdi YazırSonra onları siz öldürmediniz, lâkin Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, lâkin Allah attı. Bu da müminlere güzel bir imtihan geçirtmek içindi. Allah işitendir, bilendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلم تقتلوهم» ببدر بقوتكم «ولكنَّ الله قتلهم» بنصره إيّاكم «وما رميت» يا محمد لأعين القوم «إذ رميت» بالحصى لأن كفا من الحصى لا يملأ عيون الجيش الكثير برمية بشر «ولكنَّ الله رمى» بإيصال ذلك إليهم فعل ذلك ليقهر الكافرين «وليبلي المؤمنين منه بلاءً» عطاء «حسنا» هو الغنيمة «إن الله سميع» لأقوالهم «عليم» بأحوالهم.

8:18
ذَٰلِكُمۡ وَأَنَّ ٱللَّهَ مُوهِنُ كَيۡدِ ٱلۡكَٰفِرِينَ
ذَٰلِكُمْ
işte size böyle yaptı
وَأَنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
مُوهِنُ
zayıflatır
كَيْدِ
tuzağını
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirlerin

Elmalılı Hamdi YazırGördünüz ya, Allah, kâfirlerin kurduğu tuzağı işte böyle boşa çıkarır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ذلكم» الإبلاء حق «وأن الله موهنُ» مضعف «كيد الكافرين».

8:19
إِن تَسۡتَفۡتِحُواْ فَقَدۡ جَآءَكُمُ ٱلۡفَتۡحُۖ وَإِن تَنتَهُواْ فَهُوَ خَيۡرࣱ لَّكُمۡۖ وَإِن تَعُودُواْ نَعُدۡ وَلَن تُغۡنِيَ عَنكُمۡ فِئَتُكُمۡ شَيۡـࣰٔ ا وَلَوۡ كَثُرَتۡ وَأَنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
إِن
eğer
تَسْتَفْتِحُوا۟
fetih istiyorsanız
فَقَدْ
işte
جَآءَكُمُ
size geldi
ٱلْفَتْحُ ۖ
fetih
وَإِن
eğer
تَنتَهُوا۟
vazgeçerseniz
فَهُوَ
bu
خَيْرٌۭ
iyidir
لَّكُمْ ۖ
sizin için
وَإِن
ama yine
تَعُودُوا۟
dönerseniz
نَعُدْ
biz de döneriz
وَلَن
sağlayamaz
تُغْنِىَ
will avail
عَنكُمْ
size
فِئَتُكُمْ
topluluğunuz
شَيْـًۭٔا
hiçbir şey (yarar)
وَلَوْ
şayet
كَثُرَتْ
çok da olsa
وَأَنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
مَعَ
beraberdir
ٱلْمُؤْمِنِينَ
inananlarla

Elmalılı Hamdi YazırFetih istiyorsanız, işte size fetih gelmiştir, eğer aşırı gitmez de son verirseniz, hakkınızda daha hayırlıdır. Yok eğer dönerseniz, biz de döneriz. O vakit askeriniz çok da olsa size hiç bir şekilde fayda vermez. İyi biliniz ki, Allah müminlerle beraberdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن تستفتحوا» أيها الكفار إن تطلبوا الفتح أي القضاء حيث قال أبو جهل منكم: اللهم أينا كان أقطع للرحمن وأتانا بما لا نعرف فأحنه الغداة أي أهلكه «فقد جاءكم الفتح» القضاء بهلاك من هو كذلك وهو أبو جهل ومن قتل معه دون النبي صلى الله عليه وسلم والمؤمنين «وإن تنتهوا» عن الكفر والحرب «فهو خير لكم وإن تعودوا» لقتال النبي صلى الله عليه وسلم «نعد» لنصره عليكم «ولن تغني» تدفع «عنكم فئتكم» جماعاتكم «شيئا ولو كثرت وإنَّ الله مع المؤمنين» بكسر إن استئنافا وفتحها على تقدير اللام.

8:20
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَطِيعُواْ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَلَا تَوَلَّوۡاْ عَنۡهُ وَأَنتُمۡ تَسۡمَعُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
أَطِيعُوا۟
ita'at edin
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ
ve Elçisine
وَلَا
ve asla
تَوَلَّوْا۟
dönmeyin
عَنْهُ
ondan
وَأَنتُمْ
ve siz
تَسْمَعُونَ
işittiğiniz halde

Elmalılı Hamdi YazırEy iman edenler, Allah'a ve Resulü'ne itaat edin. İşitip durduğunuz halde onun emirlerinden yüz çevirmeyin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا أطيعوا الله ورسوله ولا تولَّوْا» تعرضوا «عنه» بمخالفة أمره «وأنتم تسمعون» القرآن والمواعظ.

8:21 📚 1
وَلَا تَكُونُواْ كَٱلَّذِينَ قَالُواْ سَمِعۡنَا وَهُمۡ لَا يَسۡمَعُونَ
وَلَا
ve asla
تَكُونُوا۟
olmayın
كَٱلَّذِينَ
gibi
قَالُوا۟
diyenler
سَمِعْنَا
işittik
وَهُمْ
ve onlar
لَا
işitmedikleri halde
يَسْمَعُونَ
hear

Elmalılı Hamdi YazırVe işitmedikleri halde "işittik" diyenler gibi olmayın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تكونوا كالذين قالوا سمعنا وهم لا يسمعون» سماع تدبر واتعاظ وهم المنافقون أو المشركون.

8:22 📚 1
۞إِنَّ شَرَّ ٱلدَّوَآبِّ عِندَ ٱللَّهِ ٱلصُّمُّ ٱلۡبُكۡمُ ٱلَّذِينَ لَا يَعۡقِلُونَ
۞ إِنَّ
şüphesiz
شَرَّ
en kötüsü
ٱلدَّوَآبِّ
canlıların
عِندَ
katında
ٱللَّهِ
Allah
ٱلصُّمُّ
sağırlar
ٱلْبُكْمُ
ve dilsizlerdir
ٱلَّذِينَ
onlar ki
لَا
düşünmezler
يَعْقِلُونَ
use (their) intellect

Elmalılı Hamdi YazırÇünkü yeryüzünde dolaşan canlıların Allah katında en kötüsü anlamayan ve düşünmeyen sağırlarla dilsizlerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن شرَّ الدواب عند الله الصمٌّ» عن سماع الحق «البكم» عن النطق به «الذين لا يعقلونـ» ـه.

8:23 📚 1
وَلَوۡ عَلِمَ ٱللَّهُ فِيهِمۡ خَيۡرࣰ ا لَّأَسۡمَعَهُمۡۖ وَلَوۡ أَسۡمَعَهُمۡ لَتَوَلَّواْ وَّهُم مُّعۡرِضُونَ
وَلَوْ
şayet
عَلِمَ
bilseydi
ٱللَّهُ
Allah
فِيهِمْ
onlarda vardır
خَيْرًۭا
bir iyilik
لَّأَسْمَعَهُمْ ۖ
elbette onlara işittirirdi
وَلَوْ
şayet
أَسْمَعَهُمْ
onlara işittirseydi de
لَتَوَلَّوا۟
yine dönerlerdi
وَّهُم
onlar
مُّعْرِضُونَ
aldırmayarak

Elmalılı Hamdi YazırAllah onlarda hayır görseydi onlara işittirirdi, işittirseydi yine de aldırmaz arka dönerlerdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولو علم الله فيهم خيرا» صلاحا بسماع الحق «لأسمعهم» سماع تفهم «ولو أسمعهم» فرضا وقد علم أن لا خير فيهم «لتوَّلوا» عنه «وهم معرضون» عن قبوله عنادا وجحودا.

8:24 📚 9
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱسۡتَجِيبُواْ لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمۡ لِمَا يُحۡيِيكُمۡۖ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ يَحُولُ بَيۡنَ ٱلۡمَرۡءِ وَقَلۡبِهِۦ وَأَنَّهُۥٓ إِلَيۡهِ تُحۡشَرُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
ٱسْتَجِيبُوا۟
çağrısına koşun
لِلَّهِ
Allah'ın
وَلِلرَّسُولِ
ve Elçisinin
إِذَا
zaman
دَعَاكُمْ
sizi çağırdığı
لِمَا
şeylere
يُحْيِيكُمْ ۖ
sizi yaşatacak
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّ
muhakkak
ٱللَّهَ
Allah
يَحُولُ
girer
بَيْنَ
arasına
ٱلْمَرْءِ
kişi ile
وَقَلْبِهِۦ
onun kalbi
وَأَنَّهُۥٓ
ve siz
إِلَيْهِ
O'nun huzuruna
تُحْشَرُونَ
toplanacaksınız

Elmalılı Hamdi YazırEy iman edenler! Peygamber sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman, Allah'a ve Resul'e icabet edin. Ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Ve siz kesinkes O'nun huzurunda toplanacaksınız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا استجيبوا لله وللرسول» بالطاعة «إذا دعاكم لما يحييكم» من أمر الدين أنه سبب الحياة الأبدية «واعلموا أن الله يحول بين المرء وقلبه» فلا يستطيع أن يؤمن أو يكفر إلا بإرادته «وأنه إليه تُحشرون» فيجازيكم بأعمالكم.

8:25 📚 3
وَٱتَّقُواْ فِتۡنَةࣰ لَّا تُصِيبَنَّ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنكُمۡ خَآصَّةࣰۖ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ
وَٱتَّقُوا۟
sakının
فِتْنَةًۭ
fitneden
لَّا
erişmekle kalmaz
تُصِيبَنَّ
which will afflict
ٱلَّذِينَ
kimselere
ظَلَمُوا۟
haksızlık edenlere
مِنكُمْ
aranızdan
خَآصَّةًۭ ۖ
yalnızca
وَٱعْلَمُوٓا۟
bilin ki
أَنَّ
muhakkak
ٱللَّهَ
Allah'ın
شَدِيدُ
çetindir
ٱلْعِقَابِ
azabı

Elmalılı Hamdi YazırVe öyle bir fitneden sakının ki, içinizden yalnızca zulüm yapanlara dokunmakla kalmaz. Ve bilin ki, Allah'ın cezası şiddetlidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واتقوا فتنة» إن أصابتكم «لا تصيبنَّ الذين ظلموا منكم خاصة» بل تعمهم وغيرهم واتقاؤها بإنكار موجبها من المنكر «واعلموا أن الله شديد العقاب» لمن خالفه.

8:26 📚 2
وَٱذۡكُرُوٓاْ إِذۡ أَنتُمۡ قَلِيلࣱ مُّسۡتَضۡعَفُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ تَخَافُونَ أَن يَتَخَطَّفَكُمُ ٱلنَّاسُ فَـَٔاوَىٰكُمۡ وَأَيَّدَكُم بِنَصۡرِهِۦ وَرَزَقَكُم مِّنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ لَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ
وَٱذْكُرُوٓا۟
düşünün ki
إِذْ
bir zaman
أَنتُمْ
siz
قَلِيلٌۭ
az idiniz
مُّسْتَضْعَفُونَ
hırpalanıyordunuz
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
تَخَافُونَ
korkuyordunuz
أَن
sizi kapıp götürmesinden
يَتَخَطَّفَكُمُ
might do away with you
ٱلنَّاسُ
insanların
فَـَٔاوَىٰكُمْ
(Allah) sizi barındırdı
وَأَيَّدَكُم
ve sizi destekledi
بِنَصْرِهِۦ
yardımıyle
وَرَزَقَكُم
ve sizi besledi
مِّنَ
güzel şeylerle
ٱلطَّيِّبَـٰتِ
the good things
لَعَلَّكُمْ
belki
تَشْكُرُونَ
şükredersiniz

Elmalılı Hamdi YazırDüşünün ve hatırlayın o zamanları ki, hani bir vakitler siz yeryüzünde güçsüzdünüz, hor görülen bir azınlıktınız. İnsanların sizi hırpalamasından korkuyordunuz, öyle iken O, sizi barındırdı ve sizi yardımıyla destekleyip güçlendirdi ve şükretmeniz için temizlerinden rızık verdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واذكروا إذ أنتم قليل مستضعَفون في الأرض» أرض مكة «تخافون أن يتخطَّفكم الناس» يأخذكم الكفار بسرعة «فآواكم» إلى المدينة «وأيَّدكم» قوَّاكم «بنصره» يوم بدر بالملائكة «ورزقكم من الطيبات» الغنائم «لعلكم تشكرون» نعمه.

8:27
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَخُونُواْ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ وَتَخُونُوٓاْ أَمَٰنَٰتِكُمۡ وَأَنتُمۡ تَعۡلَمُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
hiyanet etmeyin
تَخُونُوا۟
betray
ٱللَّهَ
Allah'a
وَٱلرَّسُولَ
ve Elçisine
وَتَخُونُوٓا۟
hiyanet ederek
أَمَـٰنَـٰتِكُمْ
emanetlerinize
وَأَنتُمْ
ve siz
تَعْلَمُونَ
bildiğiniz halde

Elmalılı Hamdi YazırEy iman edenler! Allah'a ve Resul'e hainlik etmeyiniz ki, bile bile kendi emanetlerinize hıyanet etmiş olmayasınız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل في أبي لبابة مروان بن عبد المنذر وقد بعثه رسول الله صلى الله عليه وسلم إلى قريظة لينزلوا على حكمه فاستشاروه فأشار إليهم أنه الذبح لأن عياله وماله فيهم «يا أيها الذين آمنوا لا تخونوا الله والرسول و تخونوا أماناتكم» ما ائتمنتم عليه من الدين وغيره «وأنتم تعلمون».

8:28 📚 1
وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّمَآ أَمۡوَٰلُكُمۡ وَأَوۡلَٰدُكُمۡ فِتۡنَةࣱ وَأَنَّ ٱللَّهَ عِندَهُۥٓ أَجۡرٌ عَظِيمࣱ‏
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّمَآ
şüphesiz
أَمْوَٰلُكُمْ
mallarınız
وَأَوْلَـٰدُكُمْ
ve çocuklarınız
فِتْنَةٌۭ
birer fitne(sınav)dır
وَأَنَّ
ve süphesiz
ٱللَّهَ
Allah('a gelince)
عِندَهُۥٓ
o'nun yanındadır
أَجْرٌ
mükafat
عَظِيمٌۭ
büyük

Elmalılı Hamdi YazırVe iyi biliniz ki, mallarınız ve evlatlarınız birer imtihan aracından başka birşey değildir. Allah katında büyük ecir vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واعلموا أنما أموالكم وأولادُكم فتنهٌ» لكم صادة عن أمور الآخرة «وأن الله عنده أجر عظيم» فلا تفوِّتوه بمراعاة الأموال والأولاد والخيانة لأجلهم، ونزل في توبته.

8:29 📚 1
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِن تَتَّقُواْ ٱللَّهَ يَجۡعَل لَّكُمۡ فُرۡقَانࣰ ا وَيُكَفِّرۡ عَنكُمۡ سَيِّـَٔاتِكُمۡ وَيَغۡفِرۡ لَكُمۡۗ وَٱللَّهُ ذُو ٱلۡفَضۡلِ ٱلۡعَظِيمِ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
إِن
eğer
تَتَّقُوا۟
korkarsanız
ٱللَّهَ
Allah'tan
يَجْعَل
O verir
لَّكُمْ
size
فُرْقَانًۭا
iyi ile kötüyü ayırdedici bir anlayış
وَيُكَفِّرْ
ve örter
عَنكُمْ
sizin
سَيِّـَٔاتِكُمْ
kötülüklerinizi
وَيَغْفِرْ
ve bağışlar
لَكُمْ ۗ
sizi
وَٱللَّهُ
Allah
ذُو
sahibidir
ٱلْفَضْلِ
lutuf
ٱلْعَظِيمِ
büyük

Elmalılı Hamdi YazırEy iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız, O, size bir furkan (hakkı batıldan ayırdedecek bir anlayış) verir ve günahlarınızı örtbas eder, sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا إن تتقوا الله» بالإنابة وغيرها «يجعل لكم فرقانا» بينكم وبين ما تخافون فتنجون «ويكفِّر عنكم سيئآتكم ويغفر لكم» ذنوبكم «والله ذو الفضل العظيم».

8:30
وَإِذۡ يَمۡكُرُ بِكَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لِيُثۡبِتُوكَ أَوۡ يَقۡتُلُوكَ أَوۡ يُخۡرِجُوكَۚ وَيَمۡكُرُونَ وَيَمۡكُرُ ٱللَّهُۖ وَٱللَّهُ خَيۡرُ ٱلۡمَٰكِرِينَ
وَإِذْ
ve hani
يَمْكُرُ
tuzak kuruyorlardı
بِكَ
sana
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar edenler
لِيُثْبِتُوكَ
seni tutup bağlamaları için
أَوْ
veya
يَقْتُلُوكَ
öldürmeleri için
أَوْ
ya da
يُخْرِجُوكَ ۚ
sürmeleri için
وَيَمْكُرُونَ
onlar tuzak kurarlarken
وَيَمْكُرُ
tuzak kuruyordu
ٱللَّهُ ۖ
Allah da
وَٱللَّهُ
Allah
خَيْرُ
en iyisidir
ٱلْمَـٰكِرِينَ
tuzak kuranların

Elmalılı Hamdi YazırHani bir vakitler, o kâfirler, seni tutup bağlamak veya öldürmek veya sürüp çıkarmak için sana tuzak kuruyorlardı da, onlar tuzak kurarken Allah da karşılığında tuzak kuruyordu. Öyle ya, Allah tuzakların en hayırlısını kurar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» اذكر يا محمد «إذ يمكر بك الذين كفروا» وقد اجتمعوا للمشاورة في شأنك بدار الندوة «ليثبتوك» يوثقوك ويحبسوك «أو يقتلوك» كلهم قَتلَة رجل واحد «أو يخرجوك» من مكة «ويمكرون» بك «ويمكرُ الله» بهم بتدبير أمرك بأن أوحى إليك ما دبروه وأمرك بالخروج «والله خير الماكرين» أعلمهم به.

8:31 📚 1
وَإِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتُنَا قَالُواْ قَدۡ سَمِعۡنَا لَوۡ نَشَآءُ لَقُلۡنَا مِثۡلَ هَٰذَآ إِنۡ هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلۡأَوَّلِينَ
وَإِذَا
zaman
تُتْلَىٰ
okunduğu
عَلَيْهِمْ
onlara
ءَايَـٰتُنَا
ayetlerimiz
قَالُوا۟
dediler
قَدْ
muhakkak
سَمِعْنَا
İşittik
لَوْ
şayet
نَشَآءُ
istesek
لَقُلْنَا
biz de söyleriz
مِثْلَ
gibisini
هَـٰذَآ ۙ
bunun
إِنْ
bu
هَـٰذَآ
is this
إِلَّآ
ancak
أَسَـٰطِيرُ
masallarındandır
ٱلْأَوَّلِينَ
evvelkilerin

Elmalılı Hamdi YazırOnlara âyetlerimiz okunduğu zaman, "işittik, dilersek bunun gibisini biz de söyleriz, bu, eskilerin efsanelerinden başka bir şey değildir" diyorlardı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا تُتلى عليهم آياتنا» القرآن «قالوا قد سمعنا لو نشاء لقلنا مثل هذا» قاله النضر بن الحارث لأنه كان يأتي الحيرة يتجر فيشتري كتب أخبار الأعاجم ويحدث بها أهل مكة «إن» ما «هذا» القرآن «إلا أساطير» أكاذيب «الأولين».

8:32 📚 2
وَإِذۡ قَالُواْ ٱللَّهُمَّ إِن كَانَ هَٰذَا هُوَ ٱلۡحَقَّ مِنۡ عِندِكَ فَأَمۡطِرۡ عَلَيۡنَا حِجَارَةࣰ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ أَوِ ٱئۡتِنَا بِعَذَابٍ أَلِيمࣲ‏
وَإِذْ
ve hani
قَالُوا۟
demişlerdi
ٱللَّهُمَّ
Allah'ım
إِن
eğer
كَانَ
ise
هَـٰذَا
bu
هُوَ
(kişi)
ٱلْحَقَّ
bir gerçek
مِنْ
senin yanından gelmiş
عِندِكَ
from You
فَأَمْطِرْ
yağdır
عَلَيْنَا
başımıza
حِجَارَةًۭ
taş
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
أَوِ
yahut
ٱئْتِنَا
bize getir
بِعَذَابٍ
bir azab
أَلِيمٍۢ
acıklı

Elmalılı Hamdi YazırBir vakit de, "Ey Allah, eğer bu Senin katından gelmiş bir hak kitap ise, hiç durma üstümüze gökten taşlar yağdır veya bize daha acı bir azap ver" demişlerdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذ قالوا اللهم إن كان هذا» الذي يقرؤه محمد «هو الحقَّ» المنزل «من عندك فأمطر علينا حجارة من السماء أو ائتنا بعذاب أليم» مؤلم على إنكاره قاله النصر، وغيره استهزاءً وإيهاما أنه على بصيرة وجزم ببطلانه.

8:33 📚 11
وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُعَذِّبَهُمۡ وَأَنتَ فِيهِمۡۚ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ مُعَذِّبَهُمۡ وَهُمۡ يَسۡتَغۡفِرُونَ
وَمَا
oysa
كَانَ
değildi
ٱللَّهُ
Allah
لِيُعَذِّبَهُمْ
onlara azab edecek
وَأَنتَ
ve sen
فِيهِمْ ۚ
onların içinde bulundukça
وَمَا
ve
كَانَ
değildi
ٱللَّهُ
Allah
مُعَذِّبَهُمْ
onlara azab edecek
وَهُمْ
ve onlar
يَسْتَغْفِرُونَ
istiğfar ederlerken

Elmalılı Hamdi YazırHalbuki sen içlerinde iken Allah, onlara azab edecek değildi. İstiğfar ettikleri sürece de Allah onlara azab edecek değildir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
قال تعالى: «وما كان الله ليعذَّبهم» بما سألوه «وأنت فيهم» لأن العذاب إذا نزل عَمَّ ولم تعذَّب أمة إلا بعد خروج نبيها والمؤمنين منها «وما كان الله معذبَهم وهم يستغفرون» حيث يقولون في طوافهم: غفرانك، غفرانك. وقيل أهم المؤمنون المستضعفون فيهم كما قال تعالى: (لو تزيَّلوا لعذبنا الذين كفروا منهم عذابا أليما).

8:34
وَمَا لَهُمۡ أَلَّا يُعَذِّبَهُمُ ٱللَّهُ وَهُمۡ يَصُدُّونَ عَنِ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ وَمَا كَانُوٓاْ أَوۡلِيَآءَهُۥٓۚ إِنۡ أَوۡلِيَآؤُهُۥٓ إِلَّا ٱلۡمُتَّقُونَ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ
وَمَا
neden
لَهُمْ
onlara
أَلَّا
azabetmesin?
يُعَذِّبَهُمُ
(should) punish them
ٱللَّهُ
Allah
وَهُمْ
onlar
يَصُدُّونَ
geri çevirdikleri
عَنِ
Mescid-i
ٱلْمَسْجِدِ
Al-Masjid
ٱلْحَرَامِ
haramdan
وَمَا
ve
كَانُوٓا۟
olmadıkları halde
أَوْلِيَآءَهُۥٓ ۚ
onun velisi
إِنْ
onun velileri
أَوْلِيَآؤُهُۥٓ
its guardians
إِلَّا
sadece
ٱلْمُتَّقُونَ
korunanlardır
وَلَـٰكِنَّ
fakat
أَكْثَرَهُمْ
çokları
لَا
bilmezler
يَعْلَمُونَ
know

Elmalılı Hamdi YazırŞimdi ise Allah'ın kendilerine azab etmemesi için neleri var ki? Oysa Mescidi Haram'dan menediyorlar. Üstelik onun hizmetine ehil kişiler de değiller. Çünkü onun hizmetine ehil olanlar ancak müttakilerdir. Lâkin çoğu bunu bilmezler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومالهم أ» ن «لا يعذبهم الله» بالسيف بعد خروجك والمستضعفين وعلى القول الأول هي ناسخة لما قبلها وقد عذَّبهم الله ببدر وغيره «وهم يصدُّون» يمنعون النبي صلى الله عليه وسلم والمسلمين «عن المسجد الحرام» أن يطوفوا به «وما كانوا أولياءه» كما زعموا «إن» ما «أولياؤه إلا المتقون ولكن أكثرهم لا يعلمون» أن لا ولاية لهم عليه.

8:35
وَمَا كَانَ صَلَاتُهُمۡ عِندَ ٱلۡبَيۡتِ إِلَّا مُكَآءࣰ وَتَصۡدِيَةࣰۚ فَذُوقُواْ ٱلۡعَذَابَ بِمَا كُنتُمۡ تَكۡفُرُونَ
وَمَا
ve
كَانَ
değildir
صَلَاتُهُمْ
onların namazları
عِندَ
yanındaki
ٱلْبَيْتِ
Beyt(ullah)
إِلَّا
başka
مُكَآءًۭ
ıslık çalmadan
وَتَصْدِيَةًۭ ۚ
ve el çırpmadan
فَذُوقُوا۟
O halde tadın
ٱلْعَذَابَ
azabı
بِمَا
dolayı
كُنتُمْ
olmanızdan
تَكْفُرُونَ
inkar ediyor(lar)

Elmalılı Hamdi YazırKâbe huzurunda onların duaları ise ıslık çalıp el çırpmaktan başka birşey değildir. O halde inkârınızdan (ve nankörlüğünüzden) dolayı bu azabı tadın bakalım

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما كان صلاتُهم عند البيت إلا مُكاءً» صفيرا «وتصديةً» تصفيقا أي جعلوا ذلك موضع صلاتهم التي أمروا بها «فذوقوا العذاب» ببدر «بما كنتم تكفرون».

8:36
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ يُنفِقُونَ أَمۡوَٰلَهُمۡ لِيَصُدُّواْ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِۚ فَسَيُنفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيۡهِمۡ حَسۡرَةࣰ ثُمَّ يُغۡلَبُونَۗ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ إِلَىٰ جَهَنَّمَ يُحۡشَرُونَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
يُنفِقُونَ
harcarlar
أَمْوَٰلَهُمْ
mallarını
لِيَصُدُّوا۟
engel olmak için
عَن
yoluna
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ ۚ
Allah
فَسَيُنفِقُونَهَا
ve harcayacaklar
ثُمَّ
sonra (bu)
تَكُونُ
olacak
عَلَيْهِمْ
kendilerine
حَسْرَةًۭ
dert
ثُمَّ
nihayet
يُغْلَبُونَ ۗ
yenilecekler
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
كَفَرُوٓا۟
inkar eden(ler)
إِلَىٰ
cehenneme
جَهَنَّمَ
Hell
يُحْشَرُونَ
sürüleceklerdir

Elmalılı Hamdi YazırMallarını, Allah yolundan engellemek için sarfeden o kâfirler, hiç şüphesiz yine onu sarfedecekler. Varsın sarfetsinler, sonra o yüreklerine inen bir acı olacak, sonra da mağlup olacaklar. Zaten kâfirler toplanıp cehenneme gönderilecekler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الذين كفروا ينفقون أموالهم» في حرب النبي صلى الله عليه وسلم «ليصدوا عن سبيل الله فسينفقونها ثم تكون» في عاقبة الأمر «عليهم حسرة» ندامة لفواتها وفوات ما قصدوه «ثم يغلبون» في الدنيا «والذين كفروا» منهم «إلى جهنم» في الآخرة «يحشرون» يساقون.

8:37
لِيَمِيزَ ٱللَّهُ ٱلۡخَبِيثَ مِنَ ٱلطَّيِّبِ وَيَجۡعَلَ ٱلۡخَبِيثَ بَعۡضَهُۥ عَلَىٰ بَعۡضࣲ فَيَرۡكُمَهُۥ جَمِيعࣰ ا فَيَجۡعَلَهُۥ فِي جَهَنَّمَۚ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡخَٰسِرُونَ
لِيَمِيزَ
ayıklasın diye
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْخَبِيثَ
murdarı
مِنَ
temizden
ٱلطَّيِّبِ
the good
وَيَجْعَلَ
ve koyup
ٱلْخَبِيثَ
bütün murdarları
بَعْضَهُۥ
birini
عَلَىٰ
üzerine
بَعْضٍۢ
diğerinin
فَيَرْكُمَهُۥ
yığsın da
جَمِيعًۭا
hepsini
فَيَجْعَلَهُۥ
atsın
فِى
cehenneme
جَهَنَّمَ ۚ
Hell
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlardır
ٱلْخَـٰسِرُونَ
ziyana uğrayanlar

Elmalılı Hamdi YazırAllah, murdarı temizden ayırdetmek için ve bir de murdar kısmını birbiri üzerine bindirip hepsini bir araya getirmek ve topunu birden cehenneme koymak için böyle yapar. İşte bunlar o hüsran içinde kalanların ta kendileridir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ليميزَ» متعلق بتكون بالتخفيف والشديد أي يفصل «الله الخبيث» الكافر «من الطيب» المؤمن «ويجعل الخبيث بعضه على بعض فيَرْكُمَهُ جميعا» يجمعه متراكما بعضه على بعض «فيجعله في جهنَّم أولئك هم الخاسرون».

8:38 📚 15
قُل لِّلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ إِن يَنتَهُواْ يُغۡفَرۡ لَهُم مَّا قَدۡ سَلَفَ وَإِن يَعُودُواْ فَقَدۡ مَضَتۡ سُنَّتُ ٱلۡأَوَّلِينَ
قُل
söyle
لِّلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوٓا۟
inkar eden(lere)
إِن
eğer
يَنتَهُوا۟
vazgeçerlerse
يُغْفَرْ
bağışlanır
لَهُم
kendilerine
مَّا
olanlar
قَدْ
geçmiştekiler
سَلَفَ
(is) past
وَإِن
yok yine
يَعُودُوا۟
dönerlerse
فَقَدْ
elbette
مَضَتْ
geçerlidir
سُنَّتُ
kanunu
ٱلْأَوَّلِينَ
öncekilerin

Elmalılı Hamdi YazırO kâfirlere de ki: Eğer bu işe son verirlerse daha önce yaptıkları bağışlanacak. Yok yine karşı koymaya başlar, isyana dönerlerse, önceki ümmetlere uygulanan kurallar kendilerine de uygulanacak. (Artık o ilâhî uygulamayı beklesinler)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل للذين كفروا» كأبي سفيان وأصحابه «إن ينتهوا» عن الكفر وقتال النبي صلى الله عليه وسلم «يُغفر لهم ما قد سلف» من أعمالهم «وإن يعودوا» إلى قتال «فقد مضت سنَّةُ الأولين» أي سنتنا فيهم بالإهلاك فكذا نفعل بهم.

8:39 📚 6
وَقَٰتِلُوهُمۡ حَتَّىٰ لَا تَكُونَ فِتۡنَةࣱ وَيَكُونَ ٱلدِّينُ كُلُّهُۥ لِلَّهِۚ فَإِنِ ٱنتَهَوۡاْ فَإِنَّ ٱللَّهَ بِمَا يَعۡمَلُونَ بَصِيرࣱ‏
وَقَـٰتِلُوهُمْ
ve onlarla savaşın
حَتَّىٰ
kadar
لَا
kalmayıncaya
تَكُونَ
there is
فِتْنَةٌۭ
fitne
وَيَكُونَ
ve oluncaya (kadar)
ٱلدِّينُ
din
كُلُّهُۥ
tamamen
لِلَّهِ ۚ
Allah'ın
فَإِنِ
eğer
ٱنتَهَوْا۟
son verirlerse
فَإِنَّ
muhakkak ki
ٱللَّهَ
Allah
بِمَا
ne
يَعْمَلُونَ
yaptıklarını
بَصِيرٌۭ
görmektedir

Elmalılı Hamdi YazırOrtalıkta fitne kalmayıp, din tamamıyla Allah'ın dini oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse muhakkak ki, Allah yaptıklarını görür

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقاتلوهم حتى لا تكون» توجد «فتنةٌ» شرك «ويكون الدِّين كله لله» وحده ولا يعبد غيره «فإن انتهوا» عن الكفر «فإن الله بما يعملون بصير» فيجازيهم به.

8:40
وَإِن تَوَلَّوۡاْ فَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ مَوۡلَىٰكُمۡۚ نِعۡمَ ٱلۡمَوۡلَىٰ وَنِعۡمَ ٱلنَّصِيرُ
وَإِن
eğer
تَوَلَّوْا۟
dönerlerse
فَٱعْلَمُوٓا۟
bilin ki
أَنَّ
muhakkak
ٱللَّهَ
Allah
مَوْلَىٰكُمْ ۚ
sizin sahibinizdir
نِعْمَ
O ne güzel'
ٱلْمَوْلَىٰ
sahip
وَنِعْمَ
ve ne güzel
ٱلنَّصِيرُ
yardımcıdır

Elmalılı Hamdi YazırYok vazgeçmez de tekrar eskiye dönerlerse artık bilin ki, Allah sizin yardımcınızdır. O ne güzel mevla, ne güzel yardımcıdır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن تولَّوا» عن الإيمان «فاعلموا أن الله مولاكم» ناصركم ومتولي أموركم «نعم المولى» هو «ونعم النصير» أي الناصر لكم.

8:41 📚 17
۞وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّمَا غَنِمۡتُم مِّن شَيۡءࣲ فَأَنَّ لِلَّهِ خُمُسَهُۥ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡيَتَٰمَىٰ وَٱلۡمَسَٰكِينِ وَٱبۡنِ ٱلسَّبِيلِ إِن كُنتُمۡ ءَامَنتُم بِٱللَّهِ وَمَآ أَنزَلۡنَا عَلَىٰ عَبۡدِنَا يَوۡمَ ٱلۡفُرۡقَانِ يَوۡمَ ٱلۡتَقَى ٱلۡجَمۡعَانِۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرٌ
۞ وَٱعْلَمُوٓا۟
bilin ki
أَنَّمَا
aldığınız ganimetlerin
غَنِمْتُم
you obtain (as) spoils of war
مِّن
herbirinin
شَىْءٍۢ
anything
فَأَنَّ
muhakkak
لِلَّهِ
Allah'a aittir
خُمُسَهُۥ
beşte biri
وَلِلرَّسُولِ
ve Elçisine
وَلِذِى
ve akrabalara
ٱلْقُرْبَىٰ
near relatives
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ
ve yetimlere
وَٱلْمَسَـٰكِينِ
ve yoksullara
وَٱبْنِ
ve yolcu(lar)a
ٱلسَّبِيلِ
wayfarer
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
ءَامَنتُم
inanmış
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَمَآ
ve
أَنزَلْنَا
indirdiğimize
عَلَىٰ
kulumuza
عَبْدِنَا
Our slave
يَوْمَ
gününde
ٱلْفُرْقَانِ
ayrılma
يَوْمَ
günde
ٱلْتَقَى
karşılaştığı
ٱلْجَمْعَانِ ۗ
o iki topluluğun
وَٱللَّهُ
Allah
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌ
kadirdir

Elmalılı Hamdi YazırŞunu da biliniz ki, ganimet olarak aldığınız her hangi bir şeyden beşte biri mutlaka Allah içindir. O da peygambere ve ona yakınlığı olanlara, yetimlere, miskinlere ve yolda kalmışlara aittir. Eğer siz Allah'a iman etmiş, hak ile batılın ayrıldığı o gün, iki ordunun karşı karşıya geldiği o (Bedir) günü kulumuza indirdiğimiz âyetlere iman getirmiş iseniz bunu böyle biliniz. Ve biliniz ki, Allah, herşeye kâdirdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واعلموا أنما غنمتم» أخذتم من الكفار قهرا «من شيء فأن لله خمسه» يأمر فيه بما يشاء «وللرسول ولذي القربى» قرابة النبي صلى الله عليه وسلم من بني هاشم وبني المطلب «واليتامى» أطفال المسلمين الذين هلك آباؤهم وهم فقراء «والمساكين» ذوي الحاجة من المسلمين «وابن السبيل» المنقطع في سفره من المسلمين، أي يستحقه النبي صلى الله عليه وسلم والأصناف الأربعة على ما كان يقسمه من أن لكلٍ خُمسَ الخمس، والأخماس الأربعة الباقية للغانمين «إن كنتم آمنتم بالله» فاعملوا ذلك «وما» عطف على بالله «أنزلنا على عبدنا» محمد صلى الله عليه وسلم من الملائكة والآيات «يوم الفرقان» أي يوم بدر الفارق بين الحق والباطل «يوم التقى الجمعان» المسلمون والكفار «والله على كل شيء قدير» ومنه نصركم مع قلتكم وكثرتهم.

8:42 📚 1
إِذۡ أَنتُم بِٱلۡعُدۡوَةِ ٱلدُّنۡيَا وَهُم بِٱلۡعُدۡوَةِ ٱلۡقُصۡوَىٰ وَٱلرَّكۡبُ أَسۡفَلَ مِنكُمۡۚ وَلَوۡ تَوَاعَدتُّمۡ لَٱخۡتَلَفۡتُمۡ فِي ٱلۡمِيعَٰدِ وَلَٰكِن لِّيَقۡضِيَ ٱللَّهُ أَمۡرࣰ ا كَانَ مَفۡعُولࣰ ا لِّيَهۡلِكَ مَنۡ هَلَكَ عَنۢ بَيِّنَةࣲ وَيَحۡيَىٰ مَنۡ حَيَّ عَنۢ بَيِّنَةࣲۗ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَسَمِيعٌ عَلِيمٌ
إِذْ
o vakit
أَنتُم
siz
بِٱلْعُدْوَةِ
vadinin
ٱلدُّنْيَا
yakın kenarında idiniz
وَهُم
ve onlar da
بِٱلْعُدْوَةِ
vadinin
ٱلْقُصْوَىٰ
uzak kenarında idiler
وَٱلرَّكْبُ
ve kervan da
أَسْفَلَ
daha aşağıda idi
مِنكُمْ ۚ
sizden
وَلَوْ
ve eğer
تَوَاعَدتُّمْ
sözleşmiş olsaydınız dahi
لَٱخْتَلَفْتُمْ
buluşamazdınız
فِى
sözleştiğiniz vakitte
ٱلْمِيعَـٰدِ ۙ
the appointment
وَلَـٰكِن
fakat bu
لِّيَقْضِىَ
yerine getirmesi içindir
ٱللَّهُ
Allah'ın
أَمْرًۭا
bir işi
كَانَ
yapılması gereken
مَفْعُولًۭا
destined
لِّيَهْلِكَ
helak olsun diye
مَنْ
kimse
هَلَكَ
helak olan
عَنۢ
açık delille
بَيِّنَةٍۢ
a clear evidence
وَيَحْيَىٰ
ve yaşasın diye
مَنْ
kimse (de)
حَىَّ
yaşayan
عَنۢ
açık delille
بَيِّنَةٍۢ ۗ
a clear evidence
وَإِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
لَسَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌ
bilendir

Elmalılı Hamdi YazırO vakit siz vadinin yakın bir yamacında idiniz, onlarsa uzak yamacında idiler. Kervan da sizden daha aşağıda idi. Öyle ki, şayet onlarla sözleşmiş olsaydınız, öyle bir buluşma yeri için mutlaka anlaşmazlık çıkarırdınız. Fakat olması gereken (zafer)in olması için Allah böyle takdir etti. Tâ ki, helak olan apaçık bir delil gördükten sonra helak olsun, sağ kalanlar da yine apaçık bir delilden sonra yaşasın. Kesindir ki Allah, işitendir, bilendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذ» بدل من يوم «أنتم» كائنون «بالعُدوة الدنيا» القربى من المدينة وهى بضم العين وكسرها جانب الوادي «وهم بالعدوة القصوى» البعدى منها «والركب» العير كائنون بمكان «أسفل منكم» مما يلي البحر «ولو تواعدتم» أنتم والنفير للقتال «لاختلفتم في الميعاد ولكن» جمعكم بغير ميعاد «ليقضى الله أمرا كان مفعولا» في علمه وهو نصر الإسلام وَمَحْقُ الكفر فعل ذلك «ليهلك» يكفر «من هلك عن بينةٍ» أي بعد حجة ظاهرة قامت عليه وهي نصر المؤمنين مع قلتهم على الجيش الكثير «ويحيى» يؤمن «من حيَّ عن بينة وإن الله لسميع عليم».

8:43
إِذۡ يُرِيكَهُمُ ٱللَّهُ فِي مَنَامِكَ قَلِيلࣰ اۖ وَلَوۡ أَرَىٰكَهُمۡ كَثِيرࣰ ا لَّفَشِلۡتُمۡ وَلَتَنَٰزَعۡتُمۡ فِي ٱلۡأَمۡرِ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ سَلَّمَۚ إِنَّهُۥ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
إِذْ
hani
يُرِيكَهُمُ
sana onları gösteriyordu
ٱللَّهُ
Allah
فِى
uykunda
مَنَامِكَ
your dream
قَلِيلًۭا ۖ
az
وَلَوْ
ve eğer
أَرَىٰكَهُمْ
sana onları gösterseydi
كَثِيرًۭا
çok
لَّفَشِلْتُمْ
çekinirdiniz
وَلَتَنَـٰزَعْتُمْ
ve çekişirdiniz
فِى
(savaş) iş(in)de
ٱلْأَمْرِ
the matter
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱللَّهَ
Allah
سَلَّمَ ۗ
kurtardı
إِنَّهُۥ
doğrusu O
عَلِيمٌۢ
bilir
بِذَاتِ
özünü
ٱلصُّدُورِ
göğüslerin

Elmalılı Hamdi YazırHani o vakitler Allah sana uykunda (rüyanda) onları az gösteriyordu. Eğer Allah sana onları kalabalık gösterseydi korkacaktınız ve savaş konusunda anlaşmazlığa düşecektiniz. Fakat Allah böyle bir şeyden sizi uzak tuttu. Çünkü O, gönüllerde yatanı da bilir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
اذكر «إذ يريكهُم الله في منامك» أي نومك «قليلا» فأخبرت به أصحابك فسروا «ولو أراكهم كثيرا لفشلتم» جبنتم «ولتنازعتم» اختلفتم «في الأمر» أمر القتال «ولكن الله سلَّمـ» ـكم من الفشل والتنازع «إنه عليم بذات الصدور» بما في القلوب.

8:44
وَإِذۡ يُرِيكُمُوهُمۡ إِذِ ٱلۡتَقَيۡتُمۡ فِيٓ أَعۡيُنِكُمۡ قَلِيلࣰ ا وَيُقَلِّلُكُمۡ فِيٓ أَعۡيُنِهِمۡ لِيَقۡضِيَ ٱللَّهُ أَمۡرࣰ ا كَانَ مَفۡعُولࣰ اۗ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرۡجَعُ ٱلۡأُمُورُ
وَإِذْ
ta ki
يُرِيكُمُوهُمْ
onları gösteriyor
إِذِ
zaman
ٱلْتَقَيْتُمْ
karşılaştığınız
فِىٓ
sizin gözlerinize
أَعْيُنِكُمْ
your eyes
قَلِيلًۭا
az
وَيُقَلِّلُكُمْ
ve sizi de azaltıyordu
فِىٓ
onların gözlerinde
أَعْيُنِهِمْ
their eyes
لِيَقْضِىَ
yerine getirmesi için
ٱللَّهُ
Allah'ın
أَمْرًۭا
bir işi
كَانَ
yapılması gereken
مَفْعُولًۭا ۗ
(already) destined
وَإِلَى
ve
ٱللَّهِ
Allah'a
تُرْجَعُ
döndürülecektir
ٱلْأُمُورُ
(bütün) işler

Elmalılı Hamdi YazırVe işte onlarla karşılaştığınız vakit onları sizin gözünüze az gösteriyordu, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu. Çünkü Allah o mukadder olan işi yerine getirecekti. Bütün işler Allah'a döndürülür

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذ يريكموهم» أيها المؤمنون «إذ التقيتم في أعينكم قليلا» نحو سبعين أو مائة وهم ألف لتقدموا عليهم «ويقللكم في أعينهم» ليقدموا ولا يرجعوا عن قتالكم وهذا قبل التحام الحرب، فلما التحم أراهم إياهم مثليهم كما في آل عمران «ليقضيَ الله أمرا كان مفعولا وإلى الله ترجع» تصير «الأمور».

8:45
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا لَقِيتُمۡ فِئَةࣰ فَٱثۡبُتُواْ وَٱذۡكُرُواْ ٱللَّهَ كَثِيرࣰ ا لَّعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler;
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
إِذَا
zaman
لَقِيتُمْ
karşılaştığınız
فِئَةًۭ
bir toplulukla
فَٱثْبُتُوا۟
sebat edin
وَٱذْكُرُوا۟
ve anın
ٱللَّهَ
Allah'ı
كَثِيرًۭا
çok
لَّعَلَّكُمْ
belki
تُفْلِحُونَ
başarıya erişirsiniz

Elmalılı Hamdi YazırEy iman edenler, bir düşman topluluğu ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah'ı çokça zikredin ki, kurtuluşa eresiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا إذا لقيتم فئة» جماعة كافرة «فاثبتوا» لقتالهم ولا تنهزموا «واذكروا الله كثيرا» ادعوه بالنصر «لعلكم تفلحون» تفوزون.

8:46 📚 1
وَأَطِيعُواْ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَلَا تَنَٰزَعُواْ فَتَفۡشَلُواْ وَتَذۡهَبَ رِيحُكُمۡۖ وَٱصۡبِرُوٓاْۚ إِنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلصَّٰبِرِينَ
وَأَطِيعُوا۟
ve ita'at edin
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ
ve Elçisine
وَلَا
birbirinizle çekişmeyin
تَنَـٰزَعُوا۟
dispute
فَتَفْشَلُوا۟
yoksa korkuya kapılırsınız da
وَتَذْهَبَ
ve gider
رِيحُكُمْ ۖ
gücünüz (devletiniz)
وَٱصْبِرُوٓا۟ ۚ
ve sabredin
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
مَعَ
beraberdir
ٱلصَّـٰبِرِينَ
sabredenlerle

Elmalılı Hamdi YazırAyrıca Allah'a ve Resulü'ne itaat edin. Ve birbirinizle didişmeyin. Sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Sabırlı olun, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأطيعوا الله ورسوله ولا تنازعوا» تختلفوا فيما بينكم «فتفشلوا» تجبنوا «وتذهب ريحكم» قوتكم ودولتكم «واصبروا إن الله مع الصابرين» بالنصر والعون.

8:47 📚 2
وَلَا تَكُونُواْ كَٱلَّذِينَ خَرَجُواْ مِن دِيَٰرِهِم بَطَرࣰ ا وَرِئَآءَ ٱلنَّاسِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِۚ وَٱللَّهُ بِمَا يَعۡمَلُونَ مُحِيطࣱ‏
وَلَا
olmayın
تَكُونُوا۟
be
كَٱلَّذِينَ
gibi
خَرَجُوا۟
çıkan
مِن
yurtlarından
دِيَـٰرِهِم
their homes
بَطَرًۭا
çalım satarak
وَرِئَآءَ
ve gösteriş yaparak
ٱلنَّاسِ
insanlara
وَيَصُدُّونَ
ve men'edenler
عَن
yolundan
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ ۚ
Allah
وَٱللَّهُ
ve Allah
بِمَا
onların bütün yaptıklarını
يَعْمَلُونَ
they do
مُحِيطٌۭ
kuşatmıştı

Elmalılı Hamdi YazırÇalım atarak ve halka gösteriş yaparak yurtlarından çıkanlar ve Allah yoluna engel koyanlar gibi olmayın. Allah onların bütün yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تكونوا كالذين خرجوا من ديارهم» ليمنعوا غيرهم ولم يرجعوا بعد نجاتها «بطرا ورئاء الناس» حيث قالوا لا نرجع حتى نشرب الخمر وننحر الجزور وتضرب علينا القيان ببدر فيتسامع بذلك الناس «ويصدون» الناس «عن سبيل الله والله بما يعملون» بالياء والتاء «محيط» علما فيجازيهم به.

8:48
وَإِذۡ زَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيۡطَٰنُ أَعۡمَٰلَهُمۡ وَقَالَ لَا غَالِبَ لَكُمُ ٱلۡيَوۡمَ مِنَ ٱلنَّاسِ وَإِنِّي جَارࣱ لَّكُمۡۖ فَلَمَّا تَرَآءَتِ ٱلۡفِئَتَانِ نَكَصَ عَلَىٰ عَقِبَيۡهِ وَقَالَ إِنِّي بَرِيٓءࣱ مِّنكُمۡ إِنِّيٓ أَرَىٰ مَا لَا تَرَوۡنَ إِنِّيٓ أَخَافُ ٱللَّهَۚ وَٱللَّهُ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ
وَإِذْ
O zaman
زَيَّنَ
süslemiş
لَهُمُ
onlara
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
أَعْمَـٰلَهُمْ
yaptıkları işi
وَقَالَ
ve demişti
لَا
yoktur
غَالِبَ
yenecek kimse
لَكُمُ
sizi
ٱلْيَوْمَ
bugün
مِنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ
the people
وَإِنِّى
ve elbette ben
جَارٌۭ
yanınızdayım
لَّكُمْ ۖ
sizin
فَلَمَّا
fakat ne zaman
تَرَآءَتِ
birbirini görünce
ٱلْفِئَتَانِ
iki topluluk
نَكَصَ
(geriye) dönüp
عَلَىٰ
üzerine
عَقِبَيْهِ
iki ökçesi
وَقَالَ
ve dedi ki
إِنِّى
elbette ben
بَرِىٓءٌۭ
uzağım
مِّنكُمْ
sizden
إِنِّىٓ
elbette ben
أَرَىٰ
görüyorum
مَا
şeyleri
لَا
sizin görmediğinizi
تَرَوْنَ
you see
إِنِّىٓ
elbette ben
أَخَافُ
korkarım
ٱللَّهَ ۚ
Allah'tan
وَٱللَّهُ
zira Allah'ın
شَدِيدُ
çetindir
ٱلْعِقَابِ
cezası

Elmalılı Hamdi YazırŞeytan, onlara amellerini güzel gösterdiği zaman, "Bu gün insanlardan size galip gelecek yoktur, ben de size yardımcıyım." demişti. Fakat iki tarafın karşı karşıya geldiği görününce arkasını dönüp kaçtı ve şöyle dedi: "Ben sizden kesinlikle uzağım. Ben sizin göremeyeceğiniz şeyler görüyorum ve ben Allah'dan korkarım. Ayrıca Allah'ın azabı çok çetindir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» اذكر «إذ زيَّن لهم الشيطان» إبليس «أعمالهم» بأن شجعهم على لقاء المسلمين لما خافوا الخروج من أعدائهم بني بكر «وقال» لهم «لا غالب لكم اليوم من الناس وإني جار لكم» من كنانة وكان أتاهم في صورة سراقة بن مالك سيد تلك الناحية «فلما تراءت» التقت «الفئتان» المسلمة والكافرة ورأى الملائكة يده في يد الحارث بن هشام «نكص» رجع «على عقبيه» هاربا «وقال» لما قالوا له أتخذلنا على هذه الحال: «إني بريء منكم» من جواركم «إني أرى ما لا ترون» من الملائكة «إني أخاف الله» أن يهلكني «والله شديد العقاب».

8:49 📚 2
إِذۡ يَقُولُ ٱلۡمُنَٰفِقُونَ وَٱلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ غَرَّ هَٰٓؤُلَآءِ دِينُهُمۡۗ وَمَن يَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱللَّهِ فَإِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمࣱ‏
إِذْ
o vakit
يَقُولُ
diyorlardı
ٱلْمُنَـٰفِقُونَ
Münafıklar
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
فِى
bulunan
قُلُوبِهِم
kalblerinde
مَّرَضٌ
hastalık
غَرَّ
aldatmış
هَـٰٓؤُلَآءِ
bunları
دِينُهُمْ ۗ
dinleri
وَمَن
oysa kim
يَتَوَكَّلْ
dayanırsa
عَلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَزِيزٌ
daima galibtir
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir

Elmalılı Hamdi YazırO sırada münafıklar ve kalblerinde hastalık bulunanlar, (müslümanlar hakkında) "şu adamları dinleri aldattı" diyorlardı. Oysa her kim Allah'a tevekkül ederse bilsin ki, Allah galiptir, güçlüdür ve hikmet sahibidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذ يقول المنافقون والذين في قلوبهم مرض» ضعف اعتقاد «غرَّ هؤلاء» أي المسلمين «دينُهم» إذ خرجوا مع قتلهم يقاتلون الجمع الكثير توهما أنهم ينصرون بسببه قال تعال في جوابهم: «ومن يتوكل على الله» يثق به يغلب «فإن الله عزيز» غالب على أمره «حكيم» في صنعه.

8:50
وَلَوۡ تَرَىٰٓ إِذۡ يَتَوَفَّى ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ يَضۡرِبُونَ وُجُوهَهُمۡ وَأَدۡبَٰرَهُمۡ وَذُوقُواْ عَذَابَ ٱلۡحَرِيقِ
وَلَوْ
ve keşke
تَرَىٰٓ
görseydin
إِذْ
canlarını alırken
يَتَوَفَّى
take away souls
ٱلَّذِينَ
kimseleri
كَفَرُوا۟ ۙ
o inkar eden(leri)
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
Melekler
يَضْرِبُونَ
vuruyorlar
وُجُوهَهُمْ
yüzlerine
وَأَدْبَـٰرَهُمْ
ve kıçlarına
وَذُوقُوا۟
haydi tadın
عَذَابَ
azabını
ٱلْحَرِيقِ
yangın

Elmalılı Hamdi YazırMelekler, o kâfirlerin yüzlerine ve sırtlarına vura vura ve "Tadın bakalım cehennem azabını!" diye diye canlarını alırken hallerini bir görmeliydin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولو تَرى» يا محمد «إذ يتوفى» بالياء والتاء «الذين كفروا الملائكة يضربون» حال «وجوههم وأدبارهم» بمقامعَ من حديد «و» يقولون لهم «ذوقوا عذاب الحريق» أي النار وجواب لو: لرأيت أمرا عظيما.

8:51
ذَٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتۡ أَيۡدِيكُمۡ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَيۡسَ بِظَلَّٰمࣲ لِّلۡعَبِيدِ
ذَٰلِكَ
işte bu
بِمَا
yüzündendir
قَدَّمَتْ
yapıp öne sürdüğü işler
أَيْدِيكُمْ
ellerinizin
وَأَنَّ
yoksa şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَيْسَ
değildir
بِظَلَّـٰمٍۢ
zulmedici
لِّلْعَبِيدِ
kullara

Elmalılı Hamdi Yazırİşte bu, sizin kendi ellerinizle meydana getirdiğiniz bir sonuçtur. Hiç şüphesiz Allah, kullarına hiçbir şekilde zalim biri değildir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ذلك» التعذيب «بما قدَّمت أيديكم» عبَّر بها دون غيرها لأن أكثر الأفعال تزاول بها «وأن الله ليس بظلام» أي بذي ظلم «للعبيد» فيعذِّبهم بغير ذنب.

8:52
كَدَأۡبِ ءَالِ فِرۡعَوۡنَ وَٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۚ كَفَرُواْ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ فَأَخَذَهُمُ ٱللَّهُ بِذُنُوبِهِمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ قَوِيࣱّ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ
كَدَأْبِ
tıpkı gidişi gibidir
ءَالِ
ailesi
فِرْعَوْنَ ۙ
Fir'avn
وَٱلَّذِينَ
ve kimselerin
مِن
onlardan öncekilerin
قَبْلِهِمْ ۚ
before them
كَفَرُوا۟
(onlar da) inkar etmişlerdi
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَأَخَذَهُمُ
onları yakalamıştı
ٱللَّهُ
Allah
بِذُنُوبِهِمْ ۗ
günahlarıyla
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
قَوِىٌّۭ
güçlüdür
شَدِيدُ
çetindir
ٱلْعِقَابِ
cezası

Elmalılı Hamdi YazırTıpkı Firavun'un izinden gidenlerle onlardan öncekilerin gidişi gibi onlar da Allah'ın âyetlerini tanımadılar, Allah da kendilerini günahları yüzünden tutuklayıverdi. Çünkü Allah çok kuvvetli ve azabı çok çetin olandır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
دأبُ هؤلاء «كدأب» كعادة «آل فرعون والذين من قبلهم كفروا بآيات الله فأخذهم الله» بالعقاب «بذنوبهم» جملة كفروا وما بعدها مفسِّرة لما قبلها «إن الله قويٌ» على ما يريده «شديد العقاب».

8:53 📚 2
ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ لَمۡ يَكُ مُغَيِّرࣰ ا نِّعۡمَةً أَنۡعَمَهَا عَلَىٰ قَوۡمٍ حَتَّىٰ يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنفُسِهِمۡ وَأَنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمࣱ‏
ذَٰلِكَ
bu böyledir
بِأَنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
لَمْ
asla
يَكُ
değiştirmez
مُغَيِّرًۭا
One Who changes
نِّعْمَةً
ni'meti
أَنْعَمَهَا
onları nimetlendirdiği
عَلَىٰ
bir millet
قَوْمٍ
a people
حَتَّىٰ
sürece
يُغَيِّرُوا۟
değiştirmediği
مَا
bulunanı
بِأَنفُسِهِمْ ۙ
kendilerinde
وَأَنَّ
ve şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌۭ
bilendir

Elmalılı Hamdi YazırBu, Allah'ın bir kavme verdiği nimeti, onlar kendilerini değiştirmedikçe değiştirmemesinden dolayıdır. Gerçekten de Allah hakkiyle işiten, herşeyi bilendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ذلك» أي تعذيب الكفرة «بأن» أي بسبب أن «الله لم يكُ مغيِّرا نعمة أنعمها على قوم» مبدلا لها بالنقمة «حتَّى يغيِّروا ما بأنفسهم» يبدلوا نعمتهم كفرا كتبديل كفار مكة إطعامهم من جوع وأمنُهم من خوف وبعْث النبي صلى الله عليه وسلم إليهم بالكفر والصد عن سبيل الله وقتال المؤمنين «وأن الله سميع عليم».

8:54
كَدَأۡبِ ءَالِ فِرۡعَوۡنَ وَٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۚ كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِمۡ فَأَهۡلَكۡنَٰهُم بِذُنُوبِهِمۡ وَأَغۡرَقۡنَآ ءَالَ فِرۡعَوۡنَۚ وَكُلࣱّ كَانُواْ ظَٰلِمِينَ
كَدَأْبِ
(Evet) gidişi gibi
ءَالِ
ailesi
فِرْعَوْنَ ۙ
Fir'avn
وَٱلَّذِينَ
ve kimselerin
مِن
onlardan öncekilerin
قَبْلِهِمْ ۚ
before them
كَذَّبُوا۟
yalanlamışlardı
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
رَبِّهِمْ
Rablerinin
فَأَهْلَكْنَـٰهُم
biz de onları mahvetmiştik
بِذُنُوبِهِمْ
günahlarıyle
وَأَغْرَقْنَآ
ve boğmuştuk
ءَالَ
ailesini
فِرْعَوْنَ ۚ
Fir'avn
وَكُلٌّۭ
ve hepsi de
كَانُوا۟
zulmedicilerdi
ظَـٰلِمِينَ
wrongdoers

Elmalılı Hamdi YazırTıpkı Firavun'un izinden gidenlerle onlardan öncekilerin gidişi gibi, Rabblerinin âyetlerini yalanladılar. Biz de onları günahları yüzünden helâk ettik. Firavun ile arkasından gidenleri suda boğduk. Hepsi de zalim idiler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كدأب آل فرعون والذين من قبلهم كذَّبوا بآيات ربهم فأهلكناهم بذنوبهم وأغرقنا آل فرعون» قومه معه «وكلّ» من الأمم المكذبة «كانوا ظالمين».

8:55
إِنَّ شَرَّ ٱلدَّوَآبِّ عِندَ ٱللَّهِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فَهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ
إِنَّ
şüphesiz
شَرَّ
en kötüsü
ٱلدَّوَآبِّ
canlıların
عِندَ
göre
ٱللَّهِ
Allah'a
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
كَفَرُوا۟
kafirlerdir
فَهُمْ
artık onlar
لَا
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ
believe

Elmalılı Hamdi YazırAllah katında kımıldayıp debelenen canlıların en kötüsü, inkara saplanıp da bir türlü iman etmeyenlerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل في قريظة: «إن شرَّ الدواب عند الله الذين كفروا فهم لا يؤمنون».

8:56
ٱلَّذِينَ عَٰهَدتَّ مِنۡهُمۡ ثُمَّ يَنقُضُونَ عَهۡدَهُمۡ فِي كُلِّ مَرَّةࣲ وَهُمۡ لَا يَتَّقُونَ
ٱلَّذِينَ
kimseler
عَـٰهَدتَّ
sen andlaşma yaptığın
مِنْهُمْ
kendileriyle
ثُمَّ
sonra
يَنقُضُونَ
bozarlar
عَهْدَهُمْ
andlaşmalarını
فِى
her
كُلِّ
every
مَرَّةٍۢ
defasında
وَهُمْ
ve onlar
لَا
hiç
يَتَّقُونَ
çekinmeden

Elmalılı Hamdi YazırOnlar, kendileriyle antlaşma yaptığın halde her defasında antlaşmalarını bozarlar ve bundan hiç çekinmezler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين عاهدت منهم» ألا يعينوا المشركين «ثم ينقضون عهدهم في كل مرة» عاهدوا فيها «وهم لا يتقون» الله في غدرهم.

8:57
فَإِمَّا تَثۡقَفَنَّهُمۡ فِي ٱلۡحَرۡبِ فَشَرِّدۡ بِهِم مَّنۡ خَلۡفَهُمۡ لَعَلَّهُمۡ يَذَّكَّرُونَ
فَإِمَّا
bundan dolayı
تَثْقَفَنَّهُمْ
onları yakalarsan
فِى
savaşta
ٱلْحَرْبِ
the war
فَشَرِّدْ
dağıt
بِهِم
onları
مَّنْ
kimseleri de
خَلْفَهُمْ
arkalarında ki
لَعَلَّهُمْ
böylece
يَذَّكَّرُونَ
ibret alsınlar

Elmalılı Hamdi YazırBundan dolayı onları harpte yakalarsan, kendilerinden sonrakilere de gözdağı olacak şekilde ağır bir cezaya çarptır, belki ibret alırlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإما» فيه إدغام نون إن الشرطية في ما المزيدة «تثقفنَّهم» تجدنهم «في الحرب فشرِّد» فرق «بهم من خلفهم» من المحاربين بالتنكيل بهم والعقوبة «لعلَّهم» أي الذين خلفهم «يذَّكرون» يتعظون بهم.

8:58 📚 3
وَإِمَّا تَخَافَنَّ مِن قَوۡمٍ خِيَانَةࣰ فَٱنۢبِذۡ إِلَيۡهِمۡ عَلَىٰ سَوَآءٍۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ ٱلۡخَآئِنِينَ
وَإِمَّا
ve eğer
تَخَافَنَّ
korkarsan
مِن
bir kavmin
قَوْمٍ
a people
خِيَانَةًۭ
hiyanet etmesinden
فَٱنۢبِذْ
sen de davran
إِلَيْهِمْ
onlara
عَلَىٰ
aynı şekilde
سَوَآءٍ ۚ
equal (terms)
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
لَا
sevmez
يُحِبُّ
love
ٱلْخَآئِنِينَ
hainleri

Elmalılı Hamdi YazırEğer bir kavmin, sözleşmeye aykırı bir hainlik yapmasından korkarsan, savaştan önce aynı şekilde antlaşmayı bozduğunu kendilerine bildir. Çünkü Allah hainleri sevmez

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإما تخافن من قوم» عاهدوك «خيانة» في عهد بأمارةٍ تلوح لك «فانبذ» اطرح عهدهم «إليهم على سواء» حال أي مستويا أنت وهم في العلم بنقض العهد بأن تعلمهم به لئلا يتهموك بالغدر «إن الله لا يحب الخائنين».

8:59
وَلَا يَحۡسَبَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ سَبَقُوٓاْۚ إِنَّهُمۡ لَا يُعۡجِزُونَ
وَلَا
sanmasınlar
يَحْسَبَنَّ
think
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar edenler
سَبَقُوٓا۟ ۚ
kaçabileceklerini
إِنَّهُمْ
şüphesiz onlar
لَا
(bizi) aciz bırakamazlar
يُعْجِزُونَ
escape

Elmalılı Hamdi YazırO kâfirler ileri geçip kurtulduklarını sanmasınlar. Onlar kesinlikle (bizi) aciz bırakamazlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل فيمن أفلت يوم بدر «ولا تحسبنَّ» يا محمد «الذين كفروا سبقوا» الله أي فأتوه «إنهم لا يعجزون» لا يفوتونه وفي قراءة بالتحتانية فالمفعول الأول محذوف أي أنفسهم وفي أخرى بفتح إن على تقدير اللام.

8:60 📚 15
وَأَعِدُّواْ لَهُم مَّا ٱسۡتَطَعۡتُم مِّن قُوَّةࣲ وَمِن رِّبَاطِ ٱلۡخَيۡلِ تُرۡهِبُونَ بِهِۦ عَدُوَّ ٱللَّهِ وَعَدُوَّكُمۡ وَءَاخَرِينَ مِن دُونِهِمۡ لَا تَعۡلَمُونَهُمُ ٱللَّهُ يَعۡلَمُهُمۡۚ وَمَا تُنفِقُواْ مِن شَيۡءࣲ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ يُوَفَّ إِلَيۡكُمۡ وَأَنتُمۡ لَا تُظۡلَمُونَ
وَأَعِدُّوا۟
hazırlayın
لَهُم
onlara karşı
مَّا
gücünüz yettiği kadar
ٱسْتَطَعْتُم
you able (to)
مِّن
kuvvet
قُوَّةٍۢ
force
وَمِن
ve cihad için bağlanıp beslenen
رِّبَاطِ
tethered
ٱلْخَيْلِ
atlar
تُرْهِبُونَ
korkutursunuz
بِهِۦ
bununla
عَدُوَّ
düşmanını
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَعَدُوَّكُمْ
ve sizin düşmanınızı
وَءَاخَرِينَ
ve başkalarını
مِن
onların dışında
دُونِهِمْ
besides them
لَا
sizin bilmediğiniz
تَعْلَمُونَهُمُ
(do) you know them
ٱللَّهُ
Allah'ın
يَعْلَمُهُمْ ۚ
bildiği
وَمَا
ne ki
تُنفِقُوا۟
harcarsanız
مِن
herşeyden
شَىْءٍۢ
(any) thing
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
يُوَفَّ
tam olarak ödenir
إِلَيْكُمْ
size
وَأَنتُمْ
ve siz
لَا
hiç haksızlığa uğratılmazsınız
تُظْلَمُونَ
be wronged

Elmalılı Hamdi YazırSiz de gücünüzün yettiği kadar onlara karşı her çeşitten kuvvet biriktirin ve cihad için atlar hazırlayın ki, onlarla hem Allah'ın düşmanlarını, hem de kendi düşmanlarınızı, ayrıca Allah'ın bilip de sizin bilmediğiniz daha başkalarını korkutasınız. Allah yolunda her ne harcarsanız onun sevabı size eksiksiz ödenir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(وأعدوا لهم) لقتالهم (ما استطعتم من قوة) قال صلى الله عليه وسلم "" هي الرمي "" رواه مسلم (ومن رباط الخيل) مصدر بمعنى حبسها في سبيل الله (ترهبون) تخوفون (به عدو الله وعدوكم) أي كفار مكة (وآخرين من دونهم) أي غيرهم وهم المنافقون أو اليهود (لا تعلمونهم الله يعلمهم وما تنفقوا من شيء في سبيل الله يوف إليكم) جزاؤه (وأنتم لا تظلمون) تنقصون منه شيئا.

8:61
۞وَإِن جَنَحُواْ لِلسَّلۡمِ فَٱجۡنَحۡ لَهَا وَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱللَّهِۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ
۞ وَإِن
ve eğer
جَنَحُوا۟
onlar yanaşırlarsa
لِلسَّلْمِ
barışa
فَٱجْنَحْ
sen de yanaş
لَهَا
ona
وَتَوَكَّلْ
ve dayan
عَلَى
Allah'a
ٱللَّهِ ۚ
Allah
إِنَّهُۥ
çünkü
هُوَ
O
ٱلسَّمِيعُ
işitendir
ٱلْعَلِيمُ
bilendir

Elmalılı Hamdi YazırEğer onlar barıştan yana olurlarsa, sen de barıştan yana ol! Ve Allah'a güven. Çünkü işiten ve bilen O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن جنحوا» مالوا «للسَّلْم» بكسر السين وفتحها: الصلح «فاجنح لها» وعاهدهم، وقال ابن عباس: هذا منسوخ بآية السيف وقال مجاهد: مخصوص بأهل الكتاب إذ نزلت في بني قريظة «وتوكل على الله» ثق به «إنه هو السميع» للقول «العليم» بالفعل.

8:62
وَإِن يُرِيدُوٓاْ أَن يَخۡدَعُوكَ فَإِنَّ حَسۡبَكَ ٱللَّهُۚ هُوَ ٱلَّذِيٓ أَيَّدَكَ بِنَصۡرِهِۦ وَبِٱلۡمُؤۡمِنِينَ
وَإِن
eğer
يُرِيدُوٓا۟
isterlerse
أَن
sana hile yapmak
يَخْدَعُوكَ
deceive you
فَإِنَّ
şüphesiz
حَسْبَكَ
sana yeter
ٱللَّهُ ۚ
Allah
هُوَ
O
ٱلَّذِىٓ
ki
أَيَّدَكَ
seni destekledi
بِنَصْرِهِۦ
yardımıyle
وَبِٱلْمُؤْمِنِينَ
ve mü'minleri

Elmalılı Hamdi YazırEğer sana hile yapmak isterlerse, muhakkak ki sana Allah yeter. Seni yardımıyla ve müminlerle güçlendirecek olan O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن يريدوا أن يخدعوك» بالصلح ليستعدوا لك «فإن حسبك» كافيك «اللهُ هو الذي أيَّدك بنصره وبالمؤمنين».

8:63 📚 7
وَأَلَّفَ بَيۡنَ قُلُوبِهِمۡۚ لَوۡ أَنفَقۡتَ مَا فِي ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعࣰ ا مَّآ أَلَّفۡتَ بَيۡنَ قُلُوبِهِمۡ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ أَلَّفَ بَيۡنَهُمۡۚ إِنَّهُۥ عَزِيزٌ حَكِيمࣱ‏
وَأَلَّفَ
ve uzlaştırdı
بَيْنَ
arasını
قُلُوبِهِمْ ۚ
onların kalblerinin
لَوْ
şayet
أَنفَقْتَ
sen verseydin
مَا
bulunan
فِى
(is) in
ٱلْأَرْضِ
yeryüzünde
جَمِيعًۭا
herşeyi
مَّآ
yine de uzlaştıramazdın
أَلَّفْتَ
(could) you (have) put affection
بَيْنَ
arasını
قُلُوبِهِمْ
onların kalblerinin
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱللَّهَ
Allah
أَلَّفَ
uzlaştırdı
بَيْنَهُمْ ۚ
onların arasını
إِنَّهُۥ
çünkü O
عَزِيزٌ
daima üstündür
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir

Elmalılı Hamdi YazırMüminlerin kalplerini birbirlerine O ısındırdı. Yoksa yeryüzünde ne varsa sen hepsini harcasaydın yine de onların kalblerini (böylesine) ısındıramazdın. Lâkin Allah, kalplerini kaynaştırdı. Muhakkak ki, O azizdir, hakimdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وألَّف» جمع «بين قلوبهم» بعد الإحن «لو أنفقت ما في الأرض جميعا ما ألَّفت بين قلوبهم ولكنَّ الله ألف بينهم» بقدرته «إنه عزيز» غالب على أمره «حكيم» لا يخرج شيء عن حكمته.

8:64
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِيُّ حَسۡبُكَ ٱللَّهُ وَمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلنَّبِىُّ
peygamber
حَسْبُكَ
sana yeter
ٱللَّهُ
Allah
وَمَنِ
ve kimselere
ٱتَّبَعَكَ
sana tabi olanlara
مِنَ
mü'minlerden
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers

Elmalılı Hamdi YazırEy Peygamber! Sana Allah yetişir, arkandan gelen müminlerle beraber

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها النبي حسبُك اللهُ و» حسبك «من اتبعك من المؤمنين».

8:65 📚 3
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِيُّ حَرِّضِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ عَلَى ٱلۡقِتَالِۚ إِن يَكُن مِّنكُمۡ عِشۡرُونَ صَٰبِرُونَ يَغۡلِبُواْ مِاْئَتَيۡنِۚ وَإِن يَكُن مِّنكُم مِّاْئَةࣱ يَغۡلِبُوٓاْ أَلۡفࣰ ا مِّنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِأَنَّهُمۡ قَوۡمࣱ لَّا يَفۡقَهُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلنَّبِىُّ
peygamber
حَرِّضِ
teşvik et
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minleri
عَلَى
savaşa
ٱلْقِتَالِ ۚ
[the] fight
إِن
eğer
يَكُن
olursa
مِّنكُمْ
sizden
عِشْرُونَ
yirmi (kişi)
صَـٰبِرُونَ
sabreden
يَغْلِبُوا۟
yenerler
مِا۟ئَتَيْنِ ۚ
iki yüz(kafir)i
وَإِن
ve eğer
يَكُن
olursa
مِّنكُم
sizden
مِّا۟ئَةٌۭ
yüz (kişi)
يَغْلِبُوٓا۟
yenerler
أَلْفًۭا
bin (kişiyi)
مِّنَ
kimselerden
ٱلَّذِينَ
those who
كَفَرُوا۟
kafir(ler)
بِأَنَّهُمْ
çünkü onlar
قَوْمٌۭ
bir topluluktur
لَّا
anlamaz
يَفْقَهُونَ
understand

Elmalılı Hamdi YazırEy Peygamber! Müminleri cihada teşvik eyle. Eğer sizden sabredecek yirmi kişi olursa ikiyüze galip gelirler ve eğer sizden yüz kişi olursa kâfirlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar hakkı ve akıbeti düşünmeyen anlayışsız bir kavimdirler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها النبي حرِّض» حث «المؤمنين على القتال» للكفار «إن يكن منكم عشرون صابرون يغلبوا مائتين» منهم «وإنْ يكن» بالياء والتاء «منكم مائة يغلبوا ألفا من الذين كفروا بأنهم» أي بسبب أنهم «قوم لا يفقهون» وهذا خبر بمعنى الأمر أي ليقاتل العشرون منكم المائتين والمائة الألف ويثبتوا لهم ثم نُسخ لما كثروا بقوله.

8:66 📚 3
ٱلۡـَٰٔنَ خَفَّفَ ٱللَّهُ عَنكُمۡ وَعَلِمَ أَنَّ فِيكُمۡ ضَعۡفࣰ اۚ فَإِن يَكُن مِّنكُم مِّاْئَةࣱ صَابِرَةࣱ يَغۡلِبُواْ مِاْئَتَيۡنِۚ وَإِن يَكُن مِّنكُمۡ أَلۡفࣱ يَغۡلِبُوٓاْ أَلۡفَيۡنِ بِإِذۡنِ ٱللَّهِۗ وَٱللَّهُ مَعَ ٱلصَّٰبِرِينَ
ٱلْـَٔـٰنَ
şimdi
خَفَّفَ
hafifletti
ٱللَّهُ
Allah
عَنكُمْ
sizden
وَعَلِمَ
ve bildi
أَنَّ
sizde bulunduğunu
فِيكُمْ
in you
ضَعْفًۭا ۚ
zayıflık
فَإِن
bundan böyle
يَكُن
olsa
مِّنكُم
sizden
مِّا۟ئَةٌۭ
yüz (kişi)
صَابِرَةٌۭ
sabreden
يَغْلِبُوا۟
yenerler
مِا۟ئَتَيْنِ ۚ
iki yüz(kafir)i
وَإِن
ve eğer
يَكُن
olsa
مِّنكُمْ
sizden
أَلْفٌۭ
bin (kişi)
يَغْلِبُوٓا۟
yenerler
أَلْفَيْنِ
iki bin(kafir)i
بِإِذْنِ
izniyle
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ın
وَٱللَّهُ
Allah
مَعَ
beraberdir
ٱلصَّـٰبِرِينَ
sabredenlerle

Elmalılı Hamdi YazırŞimdi Allah sizden yükü hafifletti ve sizde bir zaaf olduğunu bildi. O halde sizden sabredecek yüz kişi olursa ikiyüz düşmana galip gelirler, sizden bin kişi olursa Allah'ın izniyle ikibin düşmana galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الآن خفف الله عنكم وعلم أن فيكم ضُعفا» بضم الضاد وفتحها عن قتال عشرة أمثالكم «فإن يكن» بالياء والتاء «منكم مائة صابرة يغلبوا مائتين» منهم «وإن يكن منكم ألف يغلبوا ألفين بإذن الله» بإرادته وهو خبر بمعنى الأمر أي لتقاتلوا مثليكم وتثبتوا لهم «والله مع الصابرين» بعونه.

8:67 📚 8
مَا كَانَ لِنَبِيٍّ أَن يَكُونَ لَهُۥٓ أَسۡرَىٰ حَتَّىٰ يُثۡخِنَ فِي ٱلۡأَرۡضِۚ تُرِيدُونَ عَرَضَ ٱلدُّنۡيَا وَٱللَّهُ يُرِيدُ ٱلۡأٓخِرَةَۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمࣱ‏
مَا
yakışmaz
كَانَ
is
لِنَبِىٍّ
hiçbir peygambere
أَن
olmak
يَكُونَ
(there) should be
لَهُۥٓ
sahibi
أَسْرَىٰ
esirler
حَتَّىٰ
kadar
يُثْخِنَ
ağır basıncaya
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ ۚ
the land
تُرِيدُونَ
siz istiyorsunuz
عَرَضَ
geçici malını
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَٱللَّهُ
Allah ise
يُرِيدُ
istiyor
ٱلْـَٔاخِرَةَ ۗ
ahireti
وَٱللَّهُ
Allah
عَزِيزٌ
daima üstün
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir

Elmalılı Hamdi YazırHiçbir peygamberin, yeryüzünde ağır basmadıkça (kesin zafere ulaşıp üstün gelmedikçe) esirleri olması layık değildir. Siz dünya malını istersiniz, oysa Allah ahireti kazanmanızı murad eder. Allah azizdir, hakimdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل لما أخذوا الفداء من أسرى بدر «ما كان لنبي أن تكون» بالتاء والياء «له أسرى حتى يثخن في الأرض» يبالغ في قتل الكفار «تريدون» أيها المؤمنون «عَرَض الدنيا» حطامها بأخذ الفداء «والله يريد» لكم «الآخرة» أي ثوابها بقتلهم «والله عزيز حكيم» وهذا منسوخ بقوله (فإما منّا بعد وإما فداءً).

8:68 📚 2
لَّوۡلَا كِتَٰبࣱ مِّنَ ٱللَّهِ سَبَقَ لَمَسَّكُمۡ فِيمَآ أَخَذۡتُمۡ عَذَابٌ عَظِيمࣱ‏
لَّوْلَا
eğer olmasaydı
كِتَـٰبٌۭ
bir yazı
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
سَبَقَ
geçmiş
لَمَسَّكُمْ
size mutlaka dokunurdu
فِيمَآ
dolayı
أَخَذْتُمْ
aldığınız fidyeden
عَذَابٌ
bir azab
عَظِيمٌۭ
büyük

Elmalılı Hamdi YazırEğer Allah'dan bir yazı (hüküm) bulunmasa idi aldığınız fidyeden dolayı size mutlaka büyük bir azab dokunurdu

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لولا كتاب من الله سبق» بإحلال الغنائم والأسرى لكم «لمسَّكم فيما أخذتم» من الفداء «عذاب عظيم».

8:69
فَكُلُواْ مِمَّا غَنِمۡتُمۡ حَلَٰلࣰ ا طَيِّبࣰ اۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
فَكُلُوا۟
artık yeyin
مِمَّا
aldığınız ganimetten
غَنِمْتُمْ
you got as war booty
حَلَـٰلًۭا
helal
طَيِّبًۭا ۚ
(ve) temiz olarak
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
ٱللَّهَ ۚ
Allah'tan
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir

Elmalılı Hamdi YazırArtık elde ettiğiniz ganimetten helâl ve hoş olarak yiyin ve Allah'a karşı gelmekten sakının. Muhakkak ki, Allah bağışlayıcıdır ve merhamet edicidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فكلوا مما غنمتم حلالا طيبا واتقوا الله إن الله غفور رحيم».

8:70 📚 1
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِيُّ قُل لِّمَن فِيٓ أَيۡدِيكُم مِّنَ ٱلۡأَسۡرَىٰٓ إِن يَعۡلَمِ ٱللَّهُ فِي قُلُوبِكُمۡ خَيۡرࣰ ا يُؤۡتِكُمۡ خَيۡرࣰ ا مِّمَّآ أُخِذَ مِنكُمۡ وَيَغۡفِرۡ لَكُمۡۚ وَٱللَّهُ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلنَّبِىُّ
peygamber
قُل
söyle
لِّمَن
kimselere
فِىٓ
bulunan
أَيْدِيكُم
ellerinizde
مِّنَ
esirlerden
ٱلْأَسْرَىٰٓ
the captives
إِن
eğer
يَعْلَمِ
bilirse
ٱللَّهُ
Allah
فِى
olduğunu
قُلُوبِكُمْ
sizin kalblerinizde
خَيْرًۭا
bir hayır
يُؤْتِكُمْ
size verir
خَيْرًۭا
daha hayırlısını
مِّمَّآ
(fidye)den
أُخِذَ
alınan
مِنكُمْ
sizden
وَيَغْفِرْ
ve bağışlar
لَكُمْ ۗ
sizi
وَٱللَّهُ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir

Elmalılı Hamdi YazırEy Peygamber, elinizdeki esirlere de ki: "Eğer Allah sizin kalblerinizde bir hayır bulursa, sizden alınandan daha hayırlısını size verir ve günahlarınızı bağışlar. Çünkü Allah bağışlayıcıdır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
يا أيها النبي قل لمن في أيديكم من الأسارى» وفي قراءة الأسرى «إن يعلم الله في قلوبكم خيرا» إيمانا وإخلاصا «يؤتكم خيرا مما أخذ منكم» من الفداء بأن يضعِّفه لكم في الدنيا ويثيبكم في الآخرة «ويغفر لكم» ذنوبكم «والله غفور رحيم».

8:71
وَإِن يُرِيدُواْ خِيَانَتَكَ فَقَدۡ خَانُواْ ٱللَّهَ مِن قَبۡلُ فَأَمۡكَنَ مِنۡهُمۡۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
وَإِن
eğer
يُرِيدُوا۟
isterlerse
خِيَانَتَكَ
sana hainlik yapmak
فَقَدْ
muhakkak
خَانُوا۟
hainlik yapmışlardı
ٱللَّهَ
Allah'a da
مِن
daha önce
قَبْلُ
before
فَأَمْكَنَ
bu yüzden imkan verdi
مِنْهُمْ ۗ
onlara karşı
وَٱللَّهُ
Allah
عَلِيمٌ
bilendir
حَكِيمٌ
yerli yerince yapandır

Elmalılı Hamdi YazırEğer sana hıyanet etmek isterlerse iyi bilsinler ki, bundan önce Allah'a hainlik ettiklerinden dolayı Allah onların ezilmelerine imkân verdi. Allah her şeyi hakkıyla bilen hüküm ve hikmet sahibidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن يريدوا» أي الأسرى «خيانتك» بما أظهروا من القول «فقد خانوا الله من قبل» قبل بدر بالكفر «فأمكن منهم» ببدر قتلا وأسرا فليتوقعوا مثل ذلك إن عادوا «والله عليم» بخلقه «حكيم» في صنعه.

8:72 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَهَاجَرُواْ وَجَٰهَدُواْ بِأَمۡوَٰلِهِمۡ وَأَنفُسِهِمۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱلَّذِينَ ءَاوَواْ وَّنَصَرُوٓاْ أُوْلَٰٓئِكَ بَعۡضُهُمۡ أَوۡلِيَآءُ بَعۡضࣲۚ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَلَمۡ يُهَاجِرُواْ مَا لَكُم مِّن وَلَٰيَتِهِم مِّن شَيۡءٍ حَتَّىٰ يُهَاجِرُواْۚ وَإِنِ ٱسۡتَنصَرُوكُمۡ فِي ٱلدِّينِ فَعَلَيۡكُمُ ٱلنَّصۡرُ إِلَّا عَلَىٰ قَوۡمِۭ بَيۡنَكُمۡ وَبَيۡنَهُم مِّيثَٰقࣱۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرࣱ‏
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
onlar ki
ءَامَنُوا۟
inandılar
وَهَاجَرُوا۟
ve hicret ettiler
وَجَـٰهَدُوا۟
ve savaştılar
بِأَمْوَٰلِهِمْ
mallarıyla
وَأَنفُسِهِمْ
ve canlarıyla
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
وَٱلَّذِينَ
ve onlar ki
ءَاوَوا۟
barındırdılar
وَّنَصَرُوٓا۟
ve yardım ettiler
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
بَعْضُهُمْ
bir kısmı
أَوْلِيَآءُ
velisidir
بَعْضٍۢ ۚ
bir kısmının
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
وَلَمْ
ve
يُهَاجِرُوا۟
hicret etmeyenler
مَا
yoktur
لَكُم
size
مِّن
onların velayetinden
وَلَـٰيَتِهِم
their protection
مِّن
bir şey
شَىْءٍ
(in) anything
حَتَّىٰ
kadar
يُهَاجِرُوا۟ ۚ
onlar hicret edinceye
وَإِنِ
fakat
ٱسْتَنصَرُوكُمْ
yardım isterlerse
فِى
dinde
ٱلدِّينِ
the religion
فَعَلَيْكُمُ
sizin üzerinize borçtur
ٱلنَّصْرُ
yardım etmeniz
إِلَّا
yalnız olmaz
عَلَىٰ
karşı
قَوْمٍۭ
bir topluma
بَيْنَكُمْ
aranızda
وَبَيْنَهُم
ve aralarında
مِّيثَـٰقٌۭ ۗ
andlaşma bulunan
وَٱللَّهُ
Allah
بِمَا
yaptıklarınızı
تَعْمَلُونَ
you do
بَصِيرٌۭ
görmektedir

Elmalılı Hamdi YazırGerçekten de iman edip hicret eden, mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad veren, onları barındırıp yardım edenler, işte bunlar birbirlerinin dostlarıdırlar. İman ettiği halde henüz hicret etmemiş olanlar, hicret edinceye kadar onlar üzerinde herhangi bir velayet hakkınız yoktur. Bununla beraber dinde sizden yardım isterlerse, sizinle arasında antlaşma bulunanlar aleyhine bir durum olmadıkça, onlara yardım etmeniz de üzerinize borçtur. Allah bütün yaptıklarınızı görüp duruyor

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الذين آمنوا وهاجروا وجاهدوا بأموالهم وأنفسهم في سبيل الله» وهم المهاجرون «والذين آوَوْا» النبي صلى الله عليه وسلم «ونصروا» وهم الأنصار «أولئك بعضهم أولياء بعض» في النصرة والإرث «والذين آمنوا ولم يُهاجروا مالكم من ولايَتِهِمْ» بكسر الواو وفتحها «من شيء» فلا إرث بينكم وبينهم ولا نصيب لهم في الغنيمة «حتى يهاجروا» وهذا منسوخ بآخر السورة «وإن استنصروكم في الدين فعليكم النصر» لهم على الكفار «إلا على قوم بينكم وبينهم ميثاق» عهد فلا تنصروهم عليهم وتنقضوا عهدهم «والله بما تعملون بصير».

8:73 📚 4
وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بَعۡضُهُمۡ أَوۡلِيَآءُ بَعۡضٍۚ إِلَّا تَفۡعَلُوهُ تَكُن فِتۡنَةࣱ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَفَسَادࣱ كَبِيرࣱ‏
وَٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
بَعْضُهُمْ
bazıları
أَوْلِيَآءُ
velisidirler
بَعْضٍ ۚ
diğerlerinin
إِلَّا
eğer bunu yapmazsanız
تَفْعَلُوهُ
you do it
تَكُن
olur
فِتْنَةٌۭ
fitne
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَفَسَادٌۭ
ve bir kargaşa
كَبِيرٌۭ
büyük

Elmalılı Hamdi YazırKâfirler de aslında birbirlerinin dostları ve yardımcılarıdırlar. Eğer siz de öyle yapmazsanız, yeryüzünde büyük bir fitne ve fesat çıkar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذين كفروا بعضهم أولياء بعض» في النصرة والإرث فلا إرث بينكم وبينهم «إلا تفعلوه» أي تولي المسلمين وقمع الكفار «تكن فتنة في الأرض وفساد كبير» بقوة الكفر وضعف الإسلام.

8:74
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَهَاجَرُواْ وَجَٰهَدُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱلَّذِينَ ءَاوَواْ وَّنَصَرُوٓاْ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ حَقࣰّ اۚ لَّهُم مَّغۡفِرَةࣱ وَرِزۡقࣱ كَرِيمࣱ‏
وَٱلَّذِينَ
onlar ki
ءَامَنُوا۟
inandılar
وَهَاجَرُوا۟
ve hicret ettiler
وَجَـٰهَدُوا۟
ve savaştılar
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
وَٱلَّذِينَ
ve onlar ki
ءَاوَوا۟
barındırdılar
وَّنَصَرُوٓا۟
ve yardım ettiler
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlardır
ٱلْمُؤْمِنُونَ
mü'minler
حَقًّۭا ۚ
gerçek
لَّهُم
onlar için vardır
مَّغْفِرَةٌۭ
bağışlanma
وَرِزْقٌۭ
ve rızık
كَرِيمٌۭ
bol

Elmalılı Hamdi YazırO kimseler ki, iman ettiler, hicret ettiler ve Allah yolunda cihada katıldılar, bir kısımları da onları barındırıp yer, yurt sahibi yaptılar ve yardıma koştular, işte bunlar hakkıyla mümin olanlardır. Bunlara bir mağfiret ve cömertçe bir rızık vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذين آمنوا وهاجروا وجاهدوا في سبيل الله والذين آوَوْا ونصروا أولئك هم المؤمنون حقا لهم مغفرة ورزق كريم» في الجنة.

8:75 📚 1
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مِنۢ بَعۡدُ وَهَاجَرُواْ وَجَٰهَدُواْ مَعَكُمۡ فَأُوْلَٰٓئِكَ مِنكُمۡۚ وَأُوْلُواْ ٱلۡأَرۡحَامِ بَعۡضُهُمۡ أَوۡلَىٰ بِبَعۡضࣲ فِي كِتَٰبِ ٱللَّهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمُۢ
وَٱلَّذِينَ
ve onlar ki
ءَامَنُوا۟
inandılar
مِنۢ
sonradan
بَعْدُ
afterwards
وَهَاجَرُوا۟
ve hicret ettiler
وَجَـٰهَدُوا۟
ve savaştılar
مَعَكُمْ
sizinle beraber
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
مِنكُمْ ۚ
sizdendir
وَأُو۟لُوا۟
ve sahipleri
ٱلْأَرْحَامِ
rahim (akrabalar)
بَعْضُهُمْ
birbirlerine
أَوْلَىٰ
daha yakındırlar
بِبَعْضٍۢ
birbirlerine
فِى
göre
كِتَـٰبِ
Kitabına
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ın
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِكُلِّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عَلِيمٌۢ
bilir

Elmalılı Hamdi YazırDaha sonradan hicret edip sizinle beraber savaşa katılanlar da sizdendirler. Bir de akraba olanlar, Allah'ın kitabına göre, birbirlerine daha yakındırlar. Şüphe yok ki, Allah her şeyi bilir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذين آمنوا من بعد» أي بعد السابقين إلى الإيمان والهجرة «وهاجروا وجاهدوا معكم فأولئك منكم» أيها المهاجرون والأنصار «وأولو الأرحام» ذوو القرابات «بعضهم أوْلى ببعض» في الإرث من التوارث في الإيمان والهجرة المذكورة في الآية السابقة «في كتاب الله» اللوح المحفوظ «إن الله بكل شيء عليم» ومنه حكمة الميراث.

← Önceki Sonraki →

8. Al-Anfaal Suresi | Anlam Arayışı