☪ Anlam Arayışı

8. Al-Anfaal سُورَةُ الأَنفَالِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
8:1 📚 5
يَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلۡأَنفَالِۖ قُلِ ٱلۡأَنفَالُ لِلَّهِ وَٱلرَّسُولِۖ فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَصۡلِحُواْ ذَاتَ بَيۡنِكُمۡۖ وَأَطِيعُواْ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥٓ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ
يَسْـَٔلُونَكَ
sana sorarlar
عَنِ
ganimetlerden
ٱلْأَنفَالِ ۖ
the spoils of war
قُلِ
de ki
ٱلْأَنفَالُ
ganimetler
لِلَّهِ
Allah'ındır
وَٱلرَّسُولِ ۖ
ve Elçi(si)nindir
فَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَأَصْلِحُوا۟
ve düzeltin
ذَاتَ
hali;
بَيْنِكُمْ ۖ
aranızdaki
وَأَطِيعُوا۟
ita'at edin
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥٓ
ve Elçisine
إِن
eğer
كُنتُم
siz (gerçekten) iseniz
مُّؤْمِنِينَ
inananlar

Süleyman AteşSana ganimetlerden sorarlar; de ki: "Ganimetler, Allah'ın ve Elçi(si)nindir. Siz, (gerçekten) inananlar iseniz, Allah'tan korkun, aranızı düzeltin, Allah'a ve Elçisine ita'at edin

Ali BulaçSana savaş-ganimetlerini sorarlar. De ki: "Ganimetler Allah'ın ve Resûlündür. Buna göre, eğer mü'min iseniz Allah'tan korkup-sakının, aranızı düzeltin ve Allah'a ve Resûlü’ne itaat edin

8:2 📚 12
إِنَّمَا ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ٱلَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ ٱللَّهُ وَجِلَتۡ قُلُوبُهُمۡ وَإِذَا تُلِيَتۡ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتُهُۥ زَادَتۡهُمۡ إِيمَٰنࣰ ا وَعَلَىٰ رَبِّهِمۡ يَتَوَكَّلُونَ
إِنَّمَا
gerçekten
ٱلْمُؤْمِنُونَ
Mü'minler
ٱلَّذِينَ
o kimselerdir ki
إِذَا
zaman
ذُكِرَ
anıldığı
ٱللَّهُ
Allah
وَجِلَتْ
ürperir
قُلُوبُهُمْ
yürekleri
وَإِذَا
ve zaman
تُلِيَتْ
okunduğu
عَلَيْهِمْ
kendilerine
ءَايَـٰتُهُۥ
O'nun ayetleri
زَادَتْهُمْ
artırır
إِيمَـٰنًۭا
imanlarını
وَعَلَىٰ
ve
رَبِّهِمْ
Rablerine
يَتَوَكَّلُونَ
tevekkül ederler

Süleyman AteşMü'minler o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, O'nun ayetleri kendilerine okunduğu zaman imanlarını artırır ve Rablerine tevekkül ederler

Ali BulaçMü'minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir. O'nun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler

8:3
ٱلَّذِينَ يُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَمِمَّا رَزَقۡنَٰهُمۡ يُنفِقُونَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
يُقِيمُونَ
kılarlar
ٱلصَّلَوٰةَ
namazlarını
وَمِمَّا
ve verdiğimiz rızıktan
رَزَقْنَـٰهُمْ
We have provided them
يُنفِقُونَ
(Allah için) harcarlar

Süleyman AteşNamazlarını kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah için) harcarlar

Ali BulaçOnlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler

8:4
أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ حَقࣰّ اۚ لَّهُمۡ دَرَجَٰتٌ عِندَ رَبِّهِمۡ وَمَغۡفِرَةࣱ وَرِزۡقࣱ كَرِيمࣱ‏
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlardır
ٱلْمُؤْمِنُونَ
mü'minler
حَقًّۭا ۚ
gerçek
لَّهُمْ
onlara vardır
دَرَجَـٰتٌ
dereceler
عِندَ
katında
رَبِّهِمْ
Rablerinin
وَمَغْفِرَةٌۭ
ve bağışlanma
وَرِزْقٌۭ
ve rızık
كَرِيمٌۭ
tükenmez

Süleyman Ateşİşte gerçek mü'minler onlardır. Onlara Rablerinin katında dereceler, bağışlanma ve tükenmez rızık var

Ali Bulaçİşte gerçek mü'minler bunlardır. Rableri Katında onlar için dereceler, bağışlanma ve üstün bir rızık vardır

8:5 📚 3
كَمَآ أَخۡرَجَكَ رَبُّكَ مِنۢ بَيۡتِكَ بِٱلۡحَقِّ وَإِنَّ فَرِيقࣰ ا مِّنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ لَكَٰرِهُونَ
كَمَآ
nitekim
أَخْرَجَكَ
seni çıkardığı zaman
رَبُّكَ
Rabbin
مِنۢ
evinden
بَيْتِكَ
your home
بِٱلْحَقِّ
hak uğruna
وَإِنَّ
gerçekten de
فَرِيقًۭا
bir kısmı
مِّنَ
mü'minlerden
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers
لَكَـٰرِهُونَ
bundan hoşlanmıyordu

Süleyman Ateş(Ganimetlerin bölüştürülmesinde bazı kimselerin hoşnutsuzluk göstermesi, daha önce, Bedir Savaşı'na çıkmanı hoş görmeyenlerin durumuna benzer). Nitekim hak uğruna (savaşa gitmek için) Rabbin seni, evinden çıkardığı zaman, mü'minlerden birtakımı, bundan hoşlanmıyordu

Ali BulaçRabbin seni evinden hak uğrunda (savaşa) çıkardığında mü'minlerden bir grup isteksizdi

8:6
يُجَٰدِلُونَكَ فِي ٱلۡحَقِّ بَعۡدَ مَا تَبَيَّنَ كَأَنَّمَا يُسَاقُونَ إِلَى ٱلۡمَوۡتِ وَهُمۡ يَنظُرُونَ
يُجَـٰدِلُونَكَ
seninle tartışıyorlardı
فِى
dair
ٱلْحَقِّ
hakka
بَعْدَ مَا
sonra
تَبَيَّنَ
ortaya çıktıktan
كَأَنَّمَا
gibi
يُسَاقُونَ
sürülüyorlarmış
إِلَى
ölüme
ٱلْمَوْتِ
[the] death
وَهُمْ
ve onlar
يَنظُرُونَ
gözleri göre göre

Süleyman AteşHak ortaya çıkmış iken sanki gözleri göre göre ölüme sürülüyorlarmış gibi seninle tartışıyorlardı

Ali Bulaç(Herşey) Açıkça ortaya çıktıktan sonra bile, sanki kendileri, göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, seninle hak konusunda tartışıp duruyorlardı

8:7 📚 1
وَإِذۡ يَعِدُكُمُ ٱللَّهُ إِحۡدَى ٱلطَّآئِفَتَيۡنِ أَنَّهَا لَكُمۡ وَتَوَدُّونَ أَنَّ غَيۡرَ ذَاتِ ٱلشَّوۡكَةِ تَكُونُ لَكُمۡ وَيُرِيدُ ٱللَّهُ أَن يُحِقَّ ٱلۡحَقَّ بِكَلِمَٰتِهِۦ وَيَقۡطَعَ دَابِرَ ٱلۡكَٰفِرِينَ
وَإِذْ
o zaman
يَعِدُكُمُ
size va'dediyordu
ٱللَّهُ
Allah
إِحْدَى
birinin
ٱلطَّآئِفَتَيْنِ
iki topluluktan
أَنَّهَا
muhakkak
لَكُمْ
sizin olduğunu
وَتَوَدُّونَ
siz de istiyordunuz
أَنَّ
gerçekten
غَيْرَ
hali
ذَاتِ
that
ٱلشَّوْكَةِ
kuvvetsiz olanın
تَكُونُ
olmasını
لَكُمْ
sizin
وَيُرِيدُ
oysa istiyordu
ٱللَّهُ
Allah
أَن
gerçekleştirmek
يُحِقَّ
justify
ٱلْحَقَّ
hakkı
بِكَلِمَـٰتِهِۦ
sözleriyle
وَيَقْطَعَ
ve kesmek
دَابِرَ
ardını
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirlerin

Süleyman AteşAllah size, iki topluluktan birinin sizin olduğunu va'dediyordu; siz de kuvvetsiz olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı gerçekleştirmek ve (kuvvetli olan takımı yok ederek) kafirlerin ardını kesmek istiyordu

Ali BulaçHani Allah, iki topluluktan birinin muhakkak sizin olacağını vadetmişti; siz de güçsüz olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkın ve inkar edenlerin arkasını kesmek (kökünü kurutmak) istiyordu

8:8
لِيُحِقَّ ٱلۡحَقَّ وَيُبۡطِلَ ٱلۡبَٰطِلَ وَلَوۡ كَرِهَ ٱلۡمُجۡرِمُونَ
لِيُحِقَّ
ta ki gerçekleştirsin
ٱلْحَقَّ
hakkı
وَيُبْطِلَ
ve ortadan kaldırsın
ٱلْبَـٰطِلَ
batılı
وَلَوْ
şayet
كَرِهَ
istemese (bile)
ٱلْمُجْرِمُونَ
suçlular

Süleyman AteşKi suçlular istemese de hakkı gerçekleştirsin, batılı da ortadan kaldırsın

Ali BulaçO, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı gerçekleştirmek ve batılı geçersiz kılmak için (böyle istiyordu)

8:9 📚 1
إِذۡ تَسۡتَغِيثُونَ رَبَّكُمۡ فَٱسۡتَجَابَ لَكُمۡ أَنِّي مُمِدُّكُم بِأَلۡفࣲ مِّنَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ مُرۡدِفِينَ
إِذْ
hani
تَسْتَغِيثُونَ
siz yardım istiyordunuz
رَبَّكُمْ
Rabbinizden
فَٱسْتَجَابَ
karşılık vermişti
لَكُمْ
size
أَنِّى
şüphesiz ben
مُمِدُّكُم
size yardım edeceğim
بِأَلْفٍۢ
bin
مِّنَ
ile
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ
melekler
مُرْدِفِينَ
birbiri ardınca

Süleyman AteşSiz Rabbinizden yardım istiyordunuz, O da: "Ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım edeceğim," diye duanızı kabul buyurmuştu

Ali BulaçSiz Rabbinizden yardım taleb ediyordunuz, O da: "Şüphesiz Ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım ediciyim" diye cevap vermişti

8:10
وَمَا جَعَلَهُ ٱللَّهُ إِلَّا بُشۡرَىٰ وَلِتَطۡمَئِنَّ بِهِۦ قُلُوبُكُمۡۚ وَمَا ٱلنَّصۡرُ إِلَّا مِنۡ عِندِ ٱللَّهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
وَمَا
ve
جَعَلَهُ
bunu yapmadı
ٱللَّهُ
Allah
إِلَّا
ancak (yaptı)
بُشْرَىٰ
müjde olsun diye
وَلِتَطْمَئِنَّ
ve yatışsın diye
بِهِۦ
bununla
قُلُوبُكُمْ ۚ
kalbiniz
وَمَا
ve yoktur
ٱلنَّصْرُ
yardım
إِلَّا
başkaca
مِنْ
katından
عِندِ
[of]
ٱللَّهِ ۚ
Allah
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَزِيزٌ
daima üstün
حَكِيمٌ
hüküm ve hikmet sahibidir

Süleyman AteşAllah bunu ancak müjde olsun (sevinesiniz) ve kalbiniz bununla yatışsın (güvene ve huzura kavuşsun) diye yapmıştı. Yardım, yalnız Allah katındandır. Allah daima üstün, hüküm ve hikmet sahibidir

Ali BulaçAllah, bunu, yalnızca bir müjde ve kalplerinizin tatmin bulması için yapmıştı; (yoksa) Allah'ın Katından başkasında nusret (zafer ve yardım) yoktur. Hiç şüphesiz Allah üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir

8:11 📚 2
إِذۡ يُغَشِّيكُمُ ٱلنُّعَاسَ أَمَنَةࣰ مِّنۡهُ وَيُنَزِّلُ عَلَيۡكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ لِّيُطَهِّرَكُم بِهِۦ وَيُذۡهِبَ عَنكُمۡ رِجۡزَ ٱلشَّيۡطَٰنِ وَلِيَرۡبِطَ عَلَىٰ قُلُوبِكُمۡ وَيُثَبِّتَ بِهِ ٱلۡأَقۡدَامَ
إِذْ
O zaman
يُغَشِّيكُمُ
sizi bürüyordu
ٱلنُّعَاسَ
hafif bir uyku
أَمَنَةًۭ
bir güven olmak üzere
مِّنْهُ
O'ndan (Allah'tan)
وَيُنَزِّلُ
ve indiriyordu
عَلَيْكُم
üzerinize
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مَآءًۭ
bir su
لِّيُطَهِّرَكُم
sizi temizlemek için
بِهِۦ
onunla
وَيُذْهِبَ
ve gidermek için
عَنكُمْ
sizden
رِجْزَ
pisliğini
ٱلشَّيْطَـٰنِ
şeytanın
وَلِيَرْبِطَ
ve (birbirine) bağlamak için
عَلَىٰ
üzerini
قُلُوبِكُمْ
kalblerinizin
وَيُثَبِّتَ
ve pekiştirmek için
بِهِ
onunla
ٱلْأَقْدَامَ
ayakları(nızı)

Süleyman AteşO zaman sizi, Allah'tan bir güven olmak üzere hafif bir uyku bürüyordu, üzerinize sizi temizlemek, şeytanın pisliğini (içinize attığı kötü düşünceleri) sizden gidermek, kalblerinizi (birbirine) bağlamak ve ayakları(nızı) pekiştirmek için üzerinize gökten bir su indiriyordu

Ali BulaçHani Kendisi'nden bir güvenlik olarak sizi bir uyuklama bürüyordu. Sizi kendisiyle tertemiz kılmak, sizden şeytanın pisliklerini gidermek, kalplerinizin üstünde (güven ve kararlılık duygusunu) pekiştirmek ve bununla ayaklarınızı (arz üzerinde) sağlamlaştırmak için size gökten su indiriyordu

8:12
إِذۡ يُوحِي رَبُّكَ إِلَى ٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ أَنِّي مَعَكُمۡ فَثَبِّتُواْ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْۚ سَأُلۡقِي فِي قُلُوبِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ ٱلرُّعۡبَ فَٱضۡرِبُواْ فَوۡقَ ٱلۡأَعۡنَاقِ وَٱضۡرِبُواْ مِنۡهُمۡ كُلَّ بَنَانࣲ‏
إِذْ
hani
يُوحِى
vahyediyordu
رَبُّكَ
Rabbin
إِلَى
meleklere
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ
the Angels
أَنِّى
şüphesiz ben
مَعَكُمْ
sizinle beraberim
فَثَبِّتُوا۟
siz pekiştirin
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟ ۚ
inananları
سَأُلْقِى
ben salacağım
فِى
içine
قُلُوبِ
yüreklerine
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوا۟
inkar edenlerin
ٱلرُّعْبَ
korku
فَٱضْرِبُوا۟
vurun
فَوْقَ
üstüne
ٱلْأَعْنَاقِ
boyunların(ın)
وَٱضْرِبُوا۟
ve vurun
مِنْهُمْ
onların
كُلَّ
her
بَنَانٍۢ
parmağına

Süleyman AteşRabbin meleklere vahyediyordu ki: "Ben sizinle beraberim, siz inananları pekiştirin; ben inkar edenlerin yüreklerine korku salacağım; vurun (onların) boyunların(ın) üstüne, vurun onların her parmağına

Ali BulaçRabbin meleklere vahyetmişti ki: "Şüphesiz Ben sizinleyim, iman edenlere sağlamlık katın, inkar edenlerin kalplerine amansız bir korku salacağım. Öyleyse (ey Müslümanlar,) vurun boyunlarının üstüne, vurun onların bütün parmaklarına

8:13
ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ شَآقُّواْ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥۚ وَمَن يُشَاقِقِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ فَإِنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ
ذَٰلِكَ
böyle (olacak)
بِأَنَّهُمْ
çünkü onlar
شَآقُّوا۟
karşı geldiler
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ ۚ
ve Elçisine
وَمَن
kim
يُشَاقِقِ
karşı gelirse
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ
ve Elçisine
فَإِنَّ
muhakkak ki
ٱللَّهَ
Allah'ın
شَدِيدُ
çetin olur
ٱلْعِقَابِ
cezası

Süleyman AteşBöyle (olacak), çünkü, onlar Allah'a ve Elçisine karşı geldiler. Kim Allah'a ve Elçisine karşı gelirse muhakkak ki, Allah'ın cezası çetin olur

Ali BulaçBu, elbette, onların Allah'a ve elçisine baş kaldırmaları dolayısıyladır. Kim Allah'a ve elçisine baş kaldırırsa, şüphesiz Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır

8:14
ذَٰلِكُمۡ فَذُوقُوهُ وَأَنَّ لِلۡكَٰفِرِينَ عَذَابَ ٱلنَّارِ
ذَٰلِكُمْ
işte siz
فَذُوقُوهُ
şimdi tadın onu
وَأَنَّ
ve şüphesiz
لِلْكَـٰفِرِينَ
kafirler için vardır
عَذَابَ
azabı
ٱلنَّارِ
ateş

Süleyman Ateşİşte siz şimdi tadın onu; (ayrıca) kafirler için ateş azabı da vardır

Ali Bulaçİşte bu sizin; tadın bunu. İnkara sapanlara bir de ateş azabı vardır

8:15
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا لَقِيتُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ زَحۡفࣰ ا فَلَا تُوَلُّوهُمُ ٱلۡأَدۡبَارَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
إِذَا
ne zaman ki
لَقِيتُمُ
karşılaşırsanız
ٱلَّذِينَ
kimselerle
كَفَرُوا۟
inkar edenlerle
زَحْفًۭا
toplu halde
فَلَا
asla
تُوَلُّوهُمُ
onlara döndürmeyin
ٱلْأَدْبَارَ
arkalar(ınız)ı

Süleyman AteşEy inananlar, inkar edenlerle toplu halde karşılaşırsanız, onlara arkalar(ınız)ı döndür(üp kaç)mayın

Ali BulaçEy iman edenler, toplu olarak kafirlerle karşılaştığınız zaman, onlara arka çevirmeyin (savaştan kaçmayın)

8:16
وَمَن يُوَلِّهِمۡ يَوۡمَئِذࣲ دُبُرَهُۥٓ إِلَّا مُتَحَرِّفࣰ ا لِّقِتَالٍ أَوۡ مُتَحَيِّزًا إِلَىٰ فِئَةࣲ فَقَدۡ بَآءَ بِغَضَبࣲ مِّنَ ٱللَّهِ وَمَأۡوَىٰهُ جَهَنَّمُۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمَصِيرُ
وَمَن
ve kim
يُوَلِّهِمْ
döner(kaçar)sa
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
دُبُرَهُۥٓ
arkasını
إِلَّا
dışında
مُتَحَرِّفًۭا
bir tarafa çekilmek
لِّقِتَالٍ
savaşmak için
أَوْ
ya da
مُتَحَيِّزًا
katılmak
إِلَىٰ
(başka) bir birliğe
فِئَةٍۢ
a group
فَقَدْ
muhakkak
بَآءَ
uğrar
بِغَضَبٍۢ
bir gazaba
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
وَمَأْوَىٰهُ
ve onun yeri
جَهَنَّمُ ۖ
cehennemdir
وَبِئْسَ
ve o ne kötü
ٱلْمَصِيرُ
varılacak bir yerdir

Süleyman AteşKim o gün savaşmak için bir tarafa çekilmek, ya da başka bir birliğe katılmak dışında arkasını döner(kaçar)sa o, Allah'tan bir gazaba uğrar, onun yeri cehennemdir, o ne kötü varılacak bir yerdir

Ali BulaçKim onlara böyle bir günde -yine savaşmak için bir yana çekilen ya da bir başka bölüğe katılmak için yer tutanın dışında- arkasını çevirirse, gerçekten o, Allah'tan bir gazaba uğramıştır ve onun barınma yeri cehennemdir. Ne kötü bir yataktır o

8:17 📚 17
فَلَمۡ تَقۡتُلُوهُمۡ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ قَتَلَهُمۡۚ وَمَا رَمَيۡتَ إِذۡ رَمَيۡتَ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ رَمَىٰ وَلِيُبۡلِيَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ مِنۡهُ بَلَآءً حَسَنًاۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمࣱ‏
فَلَمْ
onları siz öldürmediniz
تَقْتُلُوهُمْ
you kill them
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱللَّهَ
Allah
قَتَلَهُمْ ۚ
onları öldürdü
وَمَا
sen atmadın
رَمَيْتَ
you threw
إِذْ
zaman
رَمَيْتَ
attığın
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱللَّهَ
Allah
رَمَىٰ ۚ
attı
وَلِيُبْلِىَ
sınamak için
ٱلْمُؤْمِنِينَ
Mü'minleri
مِنْهُ
kendinden
بَلَآءً
bir imtihanla
حَسَنًا ۚ
güzel
إِنَّ
doğrusu
ٱللَّهَ
Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌۭ
bilendir

Süleyman Ateş(O gün) Onları siz öldürmediniz, fakat onları Allah öldürdü; (ey Muhammed), attığın zaman sen atmadın, fakat Allah attı. Mü'minleri güzel bir imtihanla sınamak için (bunu yaptı). Doğrusu Allah işitendir, bilendir

Ali BulaçOnları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Mü'minleri Kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı.) Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir

8:18
ذَٰلِكُمۡ وَأَنَّ ٱللَّهَ مُوهِنُ كَيۡدِ ٱلۡكَٰفِرِينَ
ذَٰلِكُمْ
işte size böyle yaptı
وَأَنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
مُوهِنُ
zayıflatır
كَيْدِ
tuzağını
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirlerin

Süleyman Ateşİşte size böyle yaptı. Çünkü Allah, kafirlerin tuzağını zayıflatır

Ali Bulaçİşte size böyle… Gerçekten Allah, kafirlerin hileli-düzenlerini boşa çıkarıcıdır

8:19
إِن تَسۡتَفۡتِحُواْ فَقَدۡ جَآءَكُمُ ٱلۡفَتۡحُۖ وَإِن تَنتَهُواْ فَهُوَ خَيۡرࣱ لَّكُمۡۖ وَإِن تَعُودُواْ نَعُدۡ وَلَن تُغۡنِيَ عَنكُمۡ فِئَتُكُمۡ شَيۡـࣰٔ ا وَلَوۡ كَثُرَتۡ وَأَنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
إِن
eğer
تَسْتَفْتِحُوا۟
fetih istiyorsanız
فَقَدْ
işte
جَآءَكُمُ
size geldi
ٱلْفَتْحُ ۖ
fetih
وَإِن
eğer
تَنتَهُوا۟
vazgeçerseniz
فَهُوَ
bu
خَيْرٌۭ
iyidir
لَّكُمْ ۖ
sizin için
وَإِن
ama yine
تَعُودُوا۟
dönerseniz
نَعُدْ
biz de döneriz
وَلَن
sağlayamaz
تُغْنِىَ
will avail
عَنكُمْ
size
فِئَتُكُمْ
topluluğunuz
شَيْـًۭٔا
hiçbir şey (yarar)
وَلَوْ
şayet
كَثُرَتْ
çok da olsa
وَأَنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
مَعَ
beraberdir
ٱلْمُؤْمِنِينَ
inananlarla

Süleyman AteşEğer fetih istiyorsanız işte size fetih geldi. Eğer (eski yaptıklarınızdan) vazgeçerseniz, bu sizin için iyidir. Ama yine (eski yaptıklarınıza) dönerseniz, biz de döneriz (size yardım etmekten vazgeçeriz). O zaman topluluğunuz çok da olsa, size hiçbir yarar sağlayamaz. Allah, inananlarla beraberdir

Ali BulaçEğer fetih istiyor idiyseniz (ey kafirler,) işte size fetih; ama eğer (inkardan ve eski yaptıklarınızdan) vazgeçerseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Yok, geri dönerseniz Biz de döneriz. Topluluğunuz çok da olsa, size bir şey sağlayamaz. Çünkü Allah mü'minlerle beraberdir

8:20
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَطِيعُواْ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَلَا تَوَلَّوۡاْ عَنۡهُ وَأَنتُمۡ تَسۡمَعُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
أَطِيعُوا۟
ita'at edin
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ
ve Elçisine
وَلَا
ve asla
تَوَلَّوْا۟
dönmeyin
عَنْهُ
ondan
وَأَنتُمْ
ve siz
تَسْمَعُونَ
işittiğiniz halde

Süleyman AteşEy inananlar, Allah'a ve Elçisine ita'at edin, işittiğiniz halde ondan dönmeyin

Ali BulaçEy iman edenler, Allah'a ve Resûlü’ne itaat edin. Siz de işitiyorken, ondan yüz çevirmeyin

8:21 📚 1
وَلَا تَكُونُواْ كَٱلَّذِينَ قَالُواْ سَمِعۡنَا وَهُمۡ لَا يَسۡمَعُونَ
وَلَا
ve asla
تَكُونُوا۟
olmayın
كَٱلَّذِينَ
gibi
قَالُوا۟
diyenler
سَمِعْنَا
işittik
وَهُمْ
ve onlar
لَا
işitmedikleri halde
يَسْمَعُونَ
hear

Süleyman Ateşİşitmedikleri halde "İşittik" diyenler gibi olmayın

Ali BulaçVe: "Biz işittik" dedikleri halde, gerçekte işitmeyenler gibi olmayın

8:22 📚 1
۞إِنَّ شَرَّ ٱلدَّوَآبِّ عِندَ ٱللَّهِ ٱلصُّمُّ ٱلۡبُكۡمُ ٱلَّذِينَ لَا يَعۡقِلُونَ
۞ إِنَّ
şüphesiz
شَرَّ
en kötüsü
ٱلدَّوَآبِّ
canlıların
عِندَ
katında
ٱللَّهِ
Allah
ٱلصُّمُّ
sağırlar
ٱلْبُكْمُ
ve dilsizlerdir
ٱلَّذِينَ
onlar ki
لَا
düşünmezler
يَعْقِلُونَ
use (their) intellect

Süleyman AteşAllah katında canlıların en kötüsü, düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir

Ali BulaçGerçek şu ki, Allah Katında, yerde debelenenlerin en kötüsü, (bir türlü) akıl erdirmez olan sağırlar ve dilsizlerdir

8:23 📚 1
وَلَوۡ عَلِمَ ٱللَّهُ فِيهِمۡ خَيۡرࣰ ا لَّأَسۡمَعَهُمۡۖ وَلَوۡ أَسۡمَعَهُمۡ لَتَوَلَّواْ وَّهُم مُّعۡرِضُونَ
وَلَوْ
şayet
عَلِمَ
bilseydi
ٱللَّهُ
Allah
فِيهِمْ
onlarda vardır
خَيْرًۭا
bir iyilik
لَّأَسْمَعَهُمْ ۖ
elbette onlara işittirirdi
وَلَوْ
şayet
أَسْمَعَهُمْ
onlara işittirseydi de
لَتَوَلَّوا۟
yine dönerlerdi
وَّهُم
onlar
مُّعْرِضُونَ
aldırmayarak

Süleyman AteşAllah onlarda bir iyilik olduğunu bilseydi, elbette onlara işittirirdi, onlara işittirseydi de yine aldırmayarak dönerlerdi

Ali BulaçEğer Allah, onlarda bir hayır görseydi muhakkak onlara işittirirdi. İşittirseydi bile, arka çevirenler olarak (yine) yüz çevirirlerdi

8:24 📚 9
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱسۡتَجِيبُواْ لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمۡ لِمَا يُحۡيِيكُمۡۖ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ يَحُولُ بَيۡنَ ٱلۡمَرۡءِ وَقَلۡبِهِۦ وَأَنَّهُۥٓ إِلَيۡهِ تُحۡشَرُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
ٱسْتَجِيبُوا۟
çağrısına koşun
لِلَّهِ
Allah'ın
وَلِلرَّسُولِ
ve Elçisinin
إِذَا
zaman
دَعَاكُمْ
sizi çağırdığı
لِمَا
şeylere
يُحْيِيكُمْ ۖ
sizi yaşatacak
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّ
muhakkak
ٱللَّهَ
Allah
يَحُولُ
girer
بَيْنَ
arasına
ٱلْمَرْءِ
kişi ile
وَقَلْبِهِۦ
onun kalbi
وَأَنَّهُۥٓ
ve siz
إِلَيْهِ
O'nun huzuruna
تُحْشَرُونَ
toplanacaksınız

Süleyman AteşEy inananlar (elçi), sizi yaşatacak şeylere çağırdığı zaman Allah'ın ve Elçisinin çağrısına koşun ve bilin ki, Allah, kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz, O'nun huzuruna toplanacaksınız

Ali BulaçEy iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah'a ve Resûlü’ne icabet edin. Ve bilin ki muhakkak Allah, kişi ile kalbi arasına girer ve siz gerçekten O'na götürülüp toplanacaksınız

8:25 📚 3
وَٱتَّقُواْ فِتۡنَةࣰ لَّا تُصِيبَنَّ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنكُمۡ خَآصَّةࣰۖ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ
وَٱتَّقُوا۟
sakının
فِتْنَةًۭ
fitneden
لَّا
erişmekle kalmaz
تُصِيبَنَّ
which will afflict
ٱلَّذِينَ
kimselere
ظَلَمُوا۟
haksızlık edenlere
مِنكُمْ
aranızdan
خَآصَّةًۭ ۖ
yalnızca
وَٱعْلَمُوٓا۟
bilin ki
أَنَّ
muhakkak
ٱللَّهَ
Allah'ın
شَدِيدُ
çetindir
ٱلْعِقَابِ
azabı

Süleyman Ateş(Öyle) Bir fitneden sakının ki, aranızdan yalnız haksızlık edenlere erişmekle kalmaz (hepinize erişir). Bilinki Allah'ın azabı çetindir

Ali BulaçVe sizlerden yalnızca zulmedenlere isabet etmekle kalmayan bir fitneden korkup-sakının. Bilin ki, gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır

8:26 📚 2
وَٱذۡكُرُوٓاْ إِذۡ أَنتُمۡ قَلِيلࣱ مُّسۡتَضۡعَفُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ تَخَافُونَ أَن يَتَخَطَّفَكُمُ ٱلنَّاسُ فَـَٔاوَىٰكُمۡ وَأَيَّدَكُم بِنَصۡرِهِۦ وَرَزَقَكُم مِّنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ لَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ
وَٱذْكُرُوٓا۟
düşünün ki
إِذْ
bir zaman
أَنتُمْ
siz
قَلِيلٌۭ
az idiniz
مُّسْتَضْعَفُونَ
hırpalanıyordunuz
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
تَخَافُونَ
korkuyordunuz
أَن
sizi kapıp götürmesinden
يَتَخَطَّفَكُمُ
might do away with you
ٱلنَّاسُ
insanların
فَـَٔاوَىٰكُمْ
(Allah) sizi barındırdı
وَأَيَّدَكُم
ve sizi destekledi
بِنَصْرِهِۦ
yardımıyle
وَرَزَقَكُم
ve sizi besledi
مِّنَ
güzel şeylerle
ٱلطَّيِّبَـٰتِ
the good things
لَعَلَّكُمْ
belki
تَشْكُرُونَ
şükredersiniz

Süleyman AteşDüşünün ki bir zaman siz az idiniz, yeryüzünde hırpalanıyordunuz. İnsanların sizi kapıp götürmesinden korkuyordunuz. Allah, sizi barındırdı, sizi yardımıyle destekledi, sizi güzel şeylerle besledi ki, şükredesiniz

Ali BulaçHatırlayın; hani sizler sayıca azdınız ve yeryüzünde zayıf bırakılmıştınız, insanların sizi kapıp-yakalamasından korkuyordunuz. İşte O, sizi (yerleşik kılıp) barındırandı, sizi yardımıyla destekledi ve size temiz şeylerden rızıklar verdi. Ki şükredesiniz

8:27
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَخُونُواْ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ وَتَخُونُوٓاْ أَمَٰنَٰتِكُمۡ وَأَنتُمۡ تَعۡلَمُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
hiyanet etmeyin
تَخُونُوا۟
betray
ٱللَّهَ
Allah'a
وَٱلرَّسُولَ
ve Elçisine
وَتَخُونُوٓا۟
hiyanet ederek
أَمَـٰنَـٰتِكُمْ
emanetlerinize
وَأَنتُمْ
ve siz
تَعْلَمُونَ
bildiğiniz halde

Süleyman AteşEy inananlar, bile bile emanetlerinize hiyanet etmek suretiyle Allah'a ve Elçisine hiyanet etmeyin

Ali BulaçEy iman edenler, Allah'a ve Resûlü’ne ihanet etmeyin, bile bile emanetlerinize de ihanet etmeyin

8:28 📚 1
وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّمَآ أَمۡوَٰلُكُمۡ وَأَوۡلَٰدُكُمۡ فِتۡنَةࣱ وَأَنَّ ٱللَّهَ عِندَهُۥٓ أَجۡرٌ عَظِيمࣱ‏
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّمَآ
şüphesiz
أَمْوَٰلُكُمْ
mallarınız
وَأَوْلَـٰدُكُمْ
ve çocuklarınız
فِتْنَةٌۭ
birer fitne(sınav)dır
وَأَنَّ
ve süphesiz
ٱللَّهَ
Allah('a gelince)
عِندَهُۥٓ
o'nun yanındadır
أَجْرٌ
mükafat
عَظِيمٌۭ
büyük

Süleyman AteşBilin ki mallarınız ve çocuklarınız birer fitne(sınav)dır. Allah'a gelince büyük mükafat, o'nun yanındadır

Ali BulaçBilin ki, mallarınız ve çocuklarınız ancak bir fitnedir (imtihan konusudur.) Allah yanında ise büyük bir mükafat vardır

8:29 📚 1
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِن تَتَّقُواْ ٱللَّهَ يَجۡعَل لَّكُمۡ فُرۡقَانࣰ ا وَيُكَفِّرۡ عَنكُمۡ سَيِّـَٔاتِكُمۡ وَيَغۡفِرۡ لَكُمۡۗ وَٱللَّهُ ذُو ٱلۡفَضۡلِ ٱلۡعَظِيمِ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
إِن
eğer
تَتَّقُوا۟
korkarsanız
ٱللَّهَ
Allah'tan
يَجْعَل
O verir
لَّكُمْ
size
فُرْقَانًۭا
iyi ile kötüyü ayırdedici bir anlayış
وَيُكَفِّرْ
ve örter
عَنكُمْ
sizin
سَيِّـَٔاتِكُمْ
kötülüklerinizi
وَيَغْفِرْ
ve bağışlar
لَكُمْ ۗ
sizi
وَٱللَّهُ
Allah
ذُو
sahibidir
ٱلْفَضْلِ
lutuf
ٱلْعَظِيمِ
büyük

Süleyman AteşEy inananlar, Allah'tan korkarsanız O size iyi ile kötüyü ayırdedici bir anlayış verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük lutuf sahibidir

Ali BulaçEy iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir

8:30
وَإِذۡ يَمۡكُرُ بِكَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لِيُثۡبِتُوكَ أَوۡ يَقۡتُلُوكَ أَوۡ يُخۡرِجُوكَۚ وَيَمۡكُرُونَ وَيَمۡكُرُ ٱللَّهُۖ وَٱللَّهُ خَيۡرُ ٱلۡمَٰكِرِينَ
وَإِذْ
ve hani
يَمْكُرُ
tuzak kuruyorlardı
بِكَ
sana
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar edenler
لِيُثْبِتُوكَ
seni tutup bağlamaları için
أَوْ
veya
يَقْتُلُوكَ
öldürmeleri için
أَوْ
ya da
يُخْرِجُوكَ ۚ
sürmeleri için
وَيَمْكُرُونَ
onlar tuzak kurarlarken
وَيَمْكُرُ
tuzak kuruyordu
ٱللَّهُ ۖ
Allah da
وَٱللَّهُ
Allah
خَيْرُ
en iyisidir
ٱلْمَـٰكِرِينَ
tuzak kuranların

Süleyman Ateşİnkar edenler seni tutup bağlamaları, öldürmeleri, ya da sürmeleri için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kurarlarken Allah da tuzak kuruyordu. Allah tuzak kuranların en iyisidir. (O, kendisine karşı tuzak kuranların tuzaklarını başlarına geçirir)

Ali BulaçHani o inkar edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır

8:31 📚 1
وَإِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتُنَا قَالُواْ قَدۡ سَمِعۡنَا لَوۡ نَشَآءُ لَقُلۡنَا مِثۡلَ هَٰذَآ إِنۡ هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلۡأَوَّلِينَ
وَإِذَا
zaman
تُتْلَىٰ
okunduğu
عَلَيْهِمْ
onlara
ءَايَـٰتُنَا
ayetlerimiz
قَالُوا۟
dediler
قَدْ
muhakkak
سَمِعْنَا
İşittik
لَوْ
şayet
نَشَآءُ
istesek
لَقُلْنَا
biz de söyleriz
مِثْلَ
gibisini
هَـٰذَآ ۙ
bunun
إِنْ
bu
هَـٰذَآ
is this
إِلَّآ
ancak
أَسَـٰطِيرُ
masallarındandır
ٱلْأَوَّلِينَ
evvelkilerin

Süleyman AteşOnlara ayetlerimiz okunduğu zaman "İşittik" dediler, "İstesek, biz de bunun gibisini söyleriz. Bu, evvelkilerin masallarından başka bir şey değildir

Ali BulaçAyetlerimiz onlara okunduğu zaman; "İşittik" dediler. "İstesek, biz de bunun bir benzerini söyleyebiliriz. Bu, eskilerin efsanelerinden başkası değildir

8:32 📚 2
وَإِذۡ قَالُواْ ٱللَّهُمَّ إِن كَانَ هَٰذَا هُوَ ٱلۡحَقَّ مِنۡ عِندِكَ فَأَمۡطِرۡ عَلَيۡنَا حِجَارَةࣰ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ أَوِ ٱئۡتِنَا بِعَذَابٍ أَلِيمࣲ‏
وَإِذْ
ve hani
قَالُوا۟
demişlerdi
ٱللَّهُمَّ
Allah'ım
إِن
eğer
كَانَ
ise
هَـٰذَا
bu
هُوَ
(kişi)
ٱلْحَقَّ
bir gerçek
مِنْ
senin yanından gelmiş
عِندِكَ
from You
فَأَمْطِرْ
yağdır
عَلَيْنَا
başımıza
حِجَارَةًۭ
taş
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
أَوِ
yahut
ٱئْتِنَا
bize getir
بِعَذَابٍ
bir azab
أَلِيمٍۢ
acıklı

Süleyman AteşVe: "Allah'ım, eğer bu, senin yanından gelmiş gerçekse başımıza gökten taş yağdır, yahut bize acı bir azab getir!" demişlerdi

Ali BulaçBir de: "Ey Allah'ımız, eğer bu (Kur'an) bir gerçek olarak Senin Katından ise, gökyüzünden üstümüze taş yağdır veya acı bir azap getir (bakalım)." demişlerdi

8:33 📚 11
وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُعَذِّبَهُمۡ وَأَنتَ فِيهِمۡۚ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ مُعَذِّبَهُمۡ وَهُمۡ يَسۡتَغۡفِرُونَ
وَمَا
oysa
كَانَ
değildi
ٱللَّهُ
Allah
لِيُعَذِّبَهُمْ
onlara azab edecek
وَأَنتَ
ve sen
فِيهِمْ ۚ
onların içinde bulundukça
وَمَا
ve
كَانَ
değildi
ٱللَّهُ
Allah
مُعَذِّبَهُمْ
onlara azab edecek
وَهُمْ
ve onlar
يَسْتَغْفِرُونَ
istiğfar ederlerken

Süleyman AteşOysa sen onların içinde bulundukça Allah, onlara azab edecek değildi ve onlar istiğfar ederlerken (içlerinde istiğfar edenler var iken) de Allah, onlara azab edecek değildi

Ali BulaçOysa sen içlerinde bulunduğun sürece, Allah onları azaplandıracak değildir. Ve onlar, bağışlanma dilemektelerken de, Allah onları azaplandıracak değildir

8:34
وَمَا لَهُمۡ أَلَّا يُعَذِّبَهُمُ ٱللَّهُ وَهُمۡ يَصُدُّونَ عَنِ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ وَمَا كَانُوٓاْ أَوۡلِيَآءَهُۥٓۚ إِنۡ أَوۡلِيَآؤُهُۥٓ إِلَّا ٱلۡمُتَّقُونَ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ
وَمَا
neden
لَهُمْ
onlara
أَلَّا
azabetmesin?
يُعَذِّبَهُمُ
(should) punish them
ٱللَّهُ
Allah
وَهُمْ
onlar
يَصُدُّونَ
geri çevirdikleri
عَنِ
Mescid-i
ٱلْمَسْجِدِ
Al-Masjid
ٱلْحَرَامِ
haramdan
وَمَا
ve
كَانُوٓا۟
olmadıkları halde
أَوْلِيَآءَهُۥٓ ۚ
onun velisi
إِنْ
onun velileri
أَوْلِيَآؤُهُۥٓ
its guardians
إِلَّا
sadece
ٱلْمُتَّقُونَ
korunanlardır
وَلَـٰكِنَّ
fakat
أَكْثَرَهُمْ
çokları
لَا
bilmezler
يَعْلَمُونَ
know

Süleyman AteşOnlar, (inananları) Mescid-i haramdan geri çevirdikleri ve onun velisi, (bakıcısı, koruyucusu) olmadıkları halde neden Allah onlara azabetmesin? Onun velileri, (bakıcıları, koruyucuları) sadece (günahlardan) korunanlardır. Fakat çokları bilmezler

Ali BulaçOnlar, Mescid-i Haram'dan (insanları) alıkoyarlarken ve onun (gerçek ve layık) koruyucuları değilken Allah, ne diye onları azaplandırmasın? Onun (asıl) koruyucularıyalnızca korkup-sakınanlardır. Ancak onların çoğu bilmezler

8:35
وَمَا كَانَ صَلَاتُهُمۡ عِندَ ٱلۡبَيۡتِ إِلَّا مُكَآءࣰ وَتَصۡدِيَةࣰۚ فَذُوقُواْ ٱلۡعَذَابَ بِمَا كُنتُمۡ تَكۡفُرُونَ
وَمَا
ve
كَانَ
değildir
صَلَاتُهُمْ
onların namazları
عِندَ
yanındaki
ٱلْبَيْتِ
Beyt(ullah)
إِلَّا
başka
مُكَآءًۭ
ıslık çalmadan
وَتَصْدِيَةًۭ ۚ
ve el çırpmadan
فَذُوقُوا۟
O halde tadın
ٱلْعَذَابَ
azabı
بِمَا
dolayı
كُنتُمْ
olmanızdan
تَكْفُرُونَ
inkar ediyor(lar)

Süleyman AteşOnların Beyt(ullah) yanındaki namazları da, ıslık çalmadan ve el çırpmadan ibarettir. "O halde inkarınızdan dolayı azabı tadın

Ali BulaçOnların Beyt(-i Şerif) önündeki duaları, ıslık çalmaktan ve el çırpmaktan başkası değildir. Artık inkar ettikleriniz dolayısıyla tadın azabı

8:36
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ يُنفِقُونَ أَمۡوَٰلَهُمۡ لِيَصُدُّواْ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِۚ فَسَيُنفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيۡهِمۡ حَسۡرَةࣰ ثُمَّ يُغۡلَبُونَۗ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ إِلَىٰ جَهَنَّمَ يُحۡشَرُونَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
يُنفِقُونَ
harcarlar
أَمْوَٰلَهُمْ
mallarını
لِيَصُدُّوا۟
engel olmak için
عَن
yoluna
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ ۚ
Allah
فَسَيُنفِقُونَهَا
ve harcayacaklar
ثُمَّ
sonra (bu)
تَكُونُ
olacak
عَلَيْهِمْ
kendilerine
حَسْرَةًۭ
dert
ثُمَّ
nihayet
يُغْلَبُونَ ۗ
yenilecekler
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
كَفَرُوٓا۟
inkar eden(ler)
إِلَىٰ
cehenneme
جَهَنَّمَ
Hell
يُحْشَرُونَ
sürüleceklerdir

Süleyman Ateşİnkar edenler, Allah yoluna engel olmak için mallarını harcarlar ve harcayacaklar da. Sonra bu, kendilerine dert olacak, nihayet yenilecekler ve inkar edenler cehenneme sürüleceklerdir

Ali BulaçGerçek şu ki, inkar edenler, (insanları) Allah'ın yolundan engellemek için mallarını harcarlar; bundan böyle de harcayacaklar. Sonra bu, onlara yürek acısı olacaktır, sonra bozguna uğratılacaklardır. İnkar edenler sonunda cehenneme sürülüp toplanacaklardır

8:37
لِيَمِيزَ ٱللَّهُ ٱلۡخَبِيثَ مِنَ ٱلطَّيِّبِ وَيَجۡعَلَ ٱلۡخَبِيثَ بَعۡضَهُۥ عَلَىٰ بَعۡضࣲ فَيَرۡكُمَهُۥ جَمِيعࣰ ا فَيَجۡعَلَهُۥ فِي جَهَنَّمَۚ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡخَٰسِرُونَ
لِيَمِيزَ
ayıklasın diye
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْخَبِيثَ
murdarı
مِنَ
temizden
ٱلطَّيِّبِ
the good
وَيَجْعَلَ
ve koyup
ٱلْخَبِيثَ
bütün murdarları
بَعْضَهُۥ
birini
عَلَىٰ
üzerine
بَعْضٍۢ
diğerinin
فَيَرْكُمَهُۥ
yığsın da
جَمِيعًۭا
hepsini
فَيَجْعَلَهُۥ
atsın
فِى
cehenneme
جَهَنَّمَ ۚ
Hell
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlardır
ٱلْخَـٰسِرُونَ
ziyana uğrayanlar

Süleyman Ateş(Sürüleceklerdir) Ki, Allah, murdarı temizden ayıklasın ve bütün murdarları birbiri üzerine koyup yığsın da hepsini cehenneme atsın. İşte ziyana uğrayanlar onlardır

Ali BulaçBu, Allah'ın murdar olanı temizden ayırt etmesi; murdarı, bir kısmını bir kısmı üzerinde kılıp tümünü biriktirerek cehenneme atması içindir. İşte bunlar hüsrana uğrayanlardır

8:38 📚 15
قُل لِّلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ إِن يَنتَهُواْ يُغۡفَرۡ لَهُم مَّا قَدۡ سَلَفَ وَإِن يَعُودُواْ فَقَدۡ مَضَتۡ سُنَّتُ ٱلۡأَوَّلِينَ
قُل
söyle
لِّلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوٓا۟
inkar eden(lere)
إِن
eğer
يَنتَهُوا۟
vazgeçerlerse
يُغْفَرْ
bağışlanır
لَهُم
kendilerine
مَّا
olanlar
قَدْ
geçmiştekiler
سَلَفَ
(is) past
وَإِن
yok yine
يَعُودُوا۟
dönerlerse
فَقَدْ
elbette
مَضَتْ
geçerlidir
سُنَّتُ
kanunu
ٱلْأَوَّلِينَ
öncekilerin

Süleyman Ateşİnkar edenlere söyle: "Eğer vazgeçerlerse, geçmişteki (günahları) kendilerine bağışlanır; yok yine (eski hallerine) dönerlerse, öncekilerin (başlarına gelen Allah) kanunu geçmiştir (bunların da başına gelecektir. Onu beklesinler)

Ali BulaçO inkar edenlere de ki: "Eğer vazgeçerlerse geçmişte (yaptıkları) şeyler bağışlanacaktır. Ama yine dönecek olurlarsa, önceki (toplumlara uygulanan) sünnet, muhakkak (onların başından da) geçmiş olacaktır

8:39 📚 6
وَقَٰتِلُوهُمۡ حَتَّىٰ لَا تَكُونَ فِتۡنَةࣱ وَيَكُونَ ٱلدِّينُ كُلُّهُۥ لِلَّهِۚ فَإِنِ ٱنتَهَوۡاْ فَإِنَّ ٱللَّهَ بِمَا يَعۡمَلُونَ بَصِيرࣱ‏
وَقَـٰتِلُوهُمْ
ve onlarla savaşın
حَتَّىٰ
kadar
لَا
kalmayıncaya
تَكُونَ
there is
فِتْنَةٌۭ
fitne
وَيَكُونَ
ve oluncaya (kadar)
ٱلدِّينُ
din
كُلُّهُۥ
tamamen
لِلَّهِ ۚ
Allah'ın
فَإِنِ
eğer
ٱنتَهَوْا۟
son verirlerse
فَإِنَّ
muhakkak ki
ٱللَّهَ
Allah
بِمَا
ne
يَعْمَلُونَ
yaptıklarını
بَصِيرٌۭ
görmektedir

Süleyman AteşFitne (baskı) kalmayıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın! Eğer (baskıya) son verirlerse muhakkak ki Allah, ne yaptıklarını görmektedir

Ali BulaçFitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet vazgeçecek olurlarsa, şüphesiz Allah, yaptıklarını görendir

8:40
وَإِن تَوَلَّوۡاْ فَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ مَوۡلَىٰكُمۡۚ نِعۡمَ ٱلۡمَوۡلَىٰ وَنِعۡمَ ٱلنَّصِيرُ
وَإِن
eğer
تَوَلَّوْا۟
dönerlerse
فَٱعْلَمُوٓا۟
bilin ki
أَنَّ
muhakkak
ٱللَّهَ
Allah
مَوْلَىٰكُمْ ۚ
sizin sahibinizdir
نِعْمَ
O ne güzel'
ٱلْمَوْلَىٰ
sahip
وَنِعْمَ
ve ne güzel
ٱلنَّصِيرُ
yardımcıdır

Süleyman AteşEğer dönerlerse, bilin ki Allah sizin sahibinizdir. O, ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır

Ali BulaçGeri dönerlerse, bilin ki gerçekten Allah, sizin mevlanızdır. O, ne güzel mevladır ve ne güzel yardımcıdır

8:41 📚 17
۞وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّمَا غَنِمۡتُم مِّن شَيۡءࣲ فَأَنَّ لِلَّهِ خُمُسَهُۥ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡيَتَٰمَىٰ وَٱلۡمَسَٰكِينِ وَٱبۡنِ ٱلسَّبِيلِ إِن كُنتُمۡ ءَامَنتُم بِٱللَّهِ وَمَآ أَنزَلۡنَا عَلَىٰ عَبۡدِنَا يَوۡمَ ٱلۡفُرۡقَانِ يَوۡمَ ٱلۡتَقَى ٱلۡجَمۡعَانِۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرٌ
۞ وَٱعْلَمُوٓا۟
bilin ki
أَنَّمَا
aldığınız ganimetlerin
غَنِمْتُم
you obtain (as) spoils of war
مِّن
herbirinin
شَىْءٍۢ
anything
فَأَنَّ
muhakkak
لِلَّهِ
Allah'a aittir
خُمُسَهُۥ
beşte biri
وَلِلرَّسُولِ
ve Elçisine
وَلِذِى
ve akrabalara
ٱلْقُرْبَىٰ
near relatives
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ
ve yetimlere
وَٱلْمَسَـٰكِينِ
ve yoksullara
وَٱبْنِ
ve yolcu(lar)a
ٱلسَّبِيلِ
wayfarer
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
ءَامَنتُم
inanmış
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَمَآ
ve
أَنزَلْنَا
indirdiğimize
عَلَىٰ
kulumuza
عَبْدِنَا
Our slave
يَوْمَ
gününde
ٱلْفُرْقَانِ
ayrılma
يَوْمَ
günde
ٱلْتَقَى
karşılaştığı
ٱلْجَمْعَانِ ۗ
o iki topluluğun
وَٱللَّهُ
Allah
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌ
kadirdir

Süleyman AteşEğer Allah'a ve (hak ile batılın) ayrılma gününde, o iki topluluğun karşılaştığı (Bedir) gün(ün)de kulumuz(Muhammed)e indirdiğimiz(ayetler)e inanmışsanız bilin ki aldığınız ganimetlerin beşte biri, Allah'a, Elçisine ve (Allah'ın Elçisi ile) akrabalığı bulunan(lar)a, yetimlere, yoksullara ve yolcu(lar)a aittir. Allah her şeye kadirdir

Ali BulaçBilin ki, 'ganimet olarak ele geçirdiğiniz' şeylerin beşte biri, muhakkak Allah'ın, Resûlün, yakınların, yetimlerin, yoksulların ve yolcunundur. Eğer Allah'a, hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün, iki ordunun karşı karşıya geldiği günde (Bedir'de) kulumuza indirdiğimize iman ediyorsanız (ganimeti böyle bölüşün). Allah, herşeye güç yetirendir

8:42 📚 1
إِذۡ أَنتُم بِٱلۡعُدۡوَةِ ٱلدُّنۡيَا وَهُم بِٱلۡعُدۡوَةِ ٱلۡقُصۡوَىٰ وَٱلرَّكۡبُ أَسۡفَلَ مِنكُمۡۚ وَلَوۡ تَوَاعَدتُّمۡ لَٱخۡتَلَفۡتُمۡ فِي ٱلۡمِيعَٰدِ وَلَٰكِن لِّيَقۡضِيَ ٱللَّهُ أَمۡرࣰ ا كَانَ مَفۡعُولࣰ ا لِّيَهۡلِكَ مَنۡ هَلَكَ عَنۢ بَيِّنَةࣲ وَيَحۡيَىٰ مَنۡ حَيَّ عَنۢ بَيِّنَةࣲۗ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَسَمِيعٌ عَلِيمٌ
إِذْ
o vakit
أَنتُم
siz
بِٱلْعُدْوَةِ
vadinin
ٱلدُّنْيَا
yakın kenarında idiniz
وَهُم
ve onlar da
بِٱلْعُدْوَةِ
vadinin
ٱلْقُصْوَىٰ
uzak kenarında idiler
وَٱلرَّكْبُ
ve kervan da
أَسْفَلَ
daha aşağıda idi
مِنكُمْ ۚ
sizden
وَلَوْ
ve eğer
تَوَاعَدتُّمْ
sözleşmiş olsaydınız dahi
لَٱخْتَلَفْتُمْ
buluşamazdınız
فِى
sözleştiğiniz vakitte
ٱلْمِيعَـٰدِ ۙ
the appointment
وَلَـٰكِن
fakat bu
لِّيَقْضِىَ
yerine getirmesi içindir
ٱللَّهُ
Allah'ın
أَمْرًۭا
bir işi
كَانَ
yapılması gereken
مَفْعُولًۭا
destined
لِّيَهْلِكَ
helak olsun diye
مَنْ
kimse
هَلَكَ
helak olan
عَنۢ
açık delille
بَيِّنَةٍۢ
a clear evidence
وَيَحْيَىٰ
ve yaşasın diye
مَنْ
kimse (de)
حَىَّ
yaşayan
عَنۢ
açık delille
بَيِّنَةٍۢ ۗ
a clear evidence
وَإِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
لَسَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌ
bilendir

Süleyman AteşO gün siz, vadinin yakın kenarında idiniz, onlar da uzak kenarında idiler. Kervan da sizden daha aşağıda idi. Eğer sözleşmiş olsaydınız dahi, sözleştiğiniz vakitte öyle buluşamazdınız. Fakat Allah, yapılması gereken bir işi yerine getirmek için (sizi böyle buluşturdu) ki helak olan, açık delille helak olsun; yaşayan da açık delille yaşasın. Çünkü Allah, işitendir, bilendir

Ali BulaçHani siz vadinin yakın kenarında, onlar uzak yamacındaydılar; kervan ise sizden daha aşağıdaydı. Eğer sözleşseydiniz, kaçınılmaz olarak sözleşme yeri (veya konusu) hakkında anlaşmazlığa düşerdiniz; ancak Allah, olacağı olan işi gerçekleştirmek için (böyle yaptı). Böylece, helak olacak kişi apaçık bir delilden sonra helak olsun, diri kalacak kişi apaçık bir delilden sonra hayatta kalsın. Şüphesiz Allah, gerçekten işitendir, bilendir

8:43
إِذۡ يُرِيكَهُمُ ٱللَّهُ فِي مَنَامِكَ قَلِيلࣰ اۖ وَلَوۡ أَرَىٰكَهُمۡ كَثِيرࣰ ا لَّفَشِلۡتُمۡ وَلَتَنَٰزَعۡتُمۡ فِي ٱلۡأَمۡرِ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ سَلَّمَۚ إِنَّهُۥ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
إِذْ
hani
يُرِيكَهُمُ
sana onları gösteriyordu
ٱللَّهُ
Allah
فِى
uykunda
مَنَامِكَ
your dream
قَلِيلًۭا ۖ
az
وَلَوْ
ve eğer
أَرَىٰكَهُمْ
sana onları gösterseydi
كَثِيرًۭا
çok
لَّفَشِلْتُمْ
çekinirdiniz
وَلَتَنَـٰزَعْتُمْ
ve çekişirdiniz
فِى
(savaş) iş(in)de
ٱلْأَمْرِ
the matter
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱللَّهَ
Allah
سَلَّمَ ۗ
kurtardı
إِنَّهُۥ
doğrusu O
عَلِيمٌۢ
bilir
بِذَاتِ
özünü
ٱلصُّدُورِ
göğüslerin

Süleyman AteşAllah, sana onları uykunda az gösteriyordu. Eğer sana onları çok gösterseydi, çekinirdiniz ve (savaş) iş(in)de çekişirdiniz. Fakat Allah, (sizi bundan) kurtardı. Doğrusu O, göğüslerin özünü bilir

Ali BulaçHani Allah, onları sana uykunda az gösteriyordu; eğer sana çok gösterseydi, gerçekten yılgınlığa kapılacaktınız ve iş konusunda gerçekten çekişmeye düşecektiniz. Ancak Allah esenlik (kurtuluş) bağışladı. Çünkü O, elbette sinelerin özünde saklı duranı bilendir

8:44
وَإِذۡ يُرِيكُمُوهُمۡ إِذِ ٱلۡتَقَيۡتُمۡ فِيٓ أَعۡيُنِكُمۡ قَلِيلࣰ ا وَيُقَلِّلُكُمۡ فِيٓ أَعۡيُنِهِمۡ لِيَقۡضِيَ ٱللَّهُ أَمۡرࣰ ا كَانَ مَفۡعُولࣰ اۗ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرۡجَعُ ٱلۡأُمُورُ
وَإِذْ
ta ki
يُرِيكُمُوهُمْ
onları gösteriyor
إِذِ
zaman
ٱلْتَقَيْتُمْ
karşılaştığınız
فِىٓ
sizin gözlerinize
أَعْيُنِكُمْ
your eyes
قَلِيلًۭا
az
وَيُقَلِّلُكُمْ
ve sizi de azaltıyordu
فِىٓ
onların gözlerinde
أَعْيُنِهِمْ
their eyes
لِيَقْضِىَ
yerine getirmesi için
ٱللَّهُ
Allah'ın
أَمْرًۭا
bir işi
كَانَ
yapılması gereken
مَفْعُولًۭا ۗ
(already) destined
وَإِلَى
ve
ٱللَّهِ
Allah'a
تُرْجَعُ
döndürülecektir
ٱلْأُمُورُ
(bütün) işler

Süleyman AteşKarşılaştığınız zaman onları sizin gözlerinize az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu ki yapılması gereken bir işi yerine getirsin. İşler, hep Allah'a döndürülecektir

Ali BulaçKarşı karşıya geldiğinizde, Allah, 'olacağı olan işi gerçekleştirmek' için, onları gözlerinizde az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu. Ve (bütün) işler Allah'a döndürülür

8:45
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا لَقِيتُمۡ فِئَةࣰ فَٱثۡبُتُواْ وَٱذۡكُرُواْ ٱللَّهَ كَثِيرࣰ ا لَّعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler;
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
إِذَا
zaman
لَقِيتُمْ
karşılaştığınız
فِئَةًۭ
bir toplulukla
فَٱثْبُتُوا۟
sebat edin
وَٱذْكُرُوا۟
ve anın
ٱللَّهَ
Allah'ı
كَثِيرًۭا
çok
لَّعَلَّكُمْ
belki
تُفْلِحُونَ
başarıya erişirsiniz

Süleyman AteşEy inananlar, bir toplulukla karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah'ı çok anın ki, başarıya erişesiniz

Ali BulaçEy iman edenler, bir toplulukla karşı karşıya geldiğiniz zaman, dayanıklılık gösterin ve Allah'ı çokça zikredin. Ki kurtuluş (felah) bulasınız

8:46 📚 1
وَأَطِيعُواْ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَلَا تَنَٰزَعُواْ فَتَفۡشَلُواْ وَتَذۡهَبَ رِيحُكُمۡۖ وَٱصۡبِرُوٓاْۚ إِنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلصَّٰبِرِينَ
وَأَطِيعُوا۟
ve ita'at edin
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ
ve Elçisine
وَلَا
birbirinizle çekişmeyin
تَنَـٰزَعُوا۟
dispute
فَتَفْشَلُوا۟
yoksa korkuya kapılırsınız da
وَتَذْهَبَ
ve gider
رِيحُكُمْ ۖ
gücünüz (devletiniz)
وَٱصْبِرُوٓا۟ ۚ
ve sabredin
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
مَعَ
beraberdir
ٱلصَّـٰبِرِينَ
sabredenlerle

Süleyman AteşAllah'a ve Elçisine ita'at edin, birbirinizle çekişmeyin, yoksa korkuya kapılırsınız, devletiniz gider. Sabredin, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir

Ali BulaçAllah'a ve Resûlü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir

8:47 📚 2
وَلَا تَكُونُواْ كَٱلَّذِينَ خَرَجُواْ مِن دِيَٰرِهِم بَطَرࣰ ا وَرِئَآءَ ٱلنَّاسِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِۚ وَٱللَّهُ بِمَا يَعۡمَلُونَ مُحِيطࣱ‏
وَلَا
olmayın
تَكُونُوا۟
be
كَٱلَّذِينَ
gibi
خَرَجُوا۟
çıkan
مِن
yurtlarından
دِيَـٰرِهِم
their homes
بَطَرًۭا
çalım satarak
وَرِئَآءَ
ve gösteriş yaparak
ٱلنَّاسِ
insanlara
وَيَصُدُّونَ
ve men'edenler
عَن
yolundan
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ ۚ
Allah
وَٱللَّهُ
ve Allah
بِمَا
onların bütün yaptıklarını
يَعْمَلُونَ
they do
مُحِيطٌۭ
kuşatmıştı

Süleyman AteşYurtlarından çalım satarak, insanlara gösteriş yaparak çıkan ve Allah yolundan men'edenler gibi olmayın. Allah, onların bütün yaptıklarını kuşatmıştır

Ali BulaçBir de yurtlarından refahtan şımarıp-azıtarak, insanlara gösteriş yaparak çıkanlar ve (halkı) Allah'ın yolundan alıkoyanlar gibi olmayın. Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatandır

8:48
وَإِذۡ زَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيۡطَٰنُ أَعۡمَٰلَهُمۡ وَقَالَ لَا غَالِبَ لَكُمُ ٱلۡيَوۡمَ مِنَ ٱلنَّاسِ وَإِنِّي جَارࣱ لَّكُمۡۖ فَلَمَّا تَرَآءَتِ ٱلۡفِئَتَانِ نَكَصَ عَلَىٰ عَقِبَيۡهِ وَقَالَ إِنِّي بَرِيٓءࣱ مِّنكُمۡ إِنِّيٓ أَرَىٰ مَا لَا تَرَوۡنَ إِنِّيٓ أَخَافُ ٱللَّهَۚ وَٱللَّهُ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ
وَإِذْ
O zaman
زَيَّنَ
süslemiş
لَهُمُ
onlara
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
أَعْمَـٰلَهُمْ
yaptıkları işi
وَقَالَ
ve demişti
لَا
yoktur
غَالِبَ
yenecek kimse
لَكُمُ
sizi
ٱلْيَوْمَ
bugün
مِنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ
the people
وَإِنِّى
ve elbette ben
جَارٌۭ
yanınızdayım
لَّكُمْ ۖ
sizin
فَلَمَّا
fakat ne zaman
تَرَآءَتِ
birbirini görünce
ٱلْفِئَتَانِ
iki topluluk
نَكَصَ
(geriye) dönüp
عَلَىٰ
üzerine
عَقِبَيْهِ
iki ökçesi
وَقَالَ
ve dedi ki
إِنِّى
elbette ben
بَرِىٓءٌۭ
uzağım
مِّنكُمْ
sizden
إِنِّىٓ
elbette ben
أَرَىٰ
görüyorum
مَا
şeyleri
لَا
sizin görmediğinizi
تَرَوْنَ
you see
إِنِّىٓ
elbette ben
أَخَافُ
korkarım
ٱللَّهَ ۚ
Allah'tan
وَٱللَّهُ
zira Allah'ın
شَدِيدُ
çetindir
ٱلْعِقَابِ
cezası

Süleyman AteşO zaman şeytan onlara yaptıkları işi süslemiş: "Bugün insanlardan sizi yenecek kimse yoktur, (korkmayın), ben sizin yanınızdayım!" demişti. Fakat iki topluluk birbirini görünce iki ökçesi üzerine (geriye) dönüp: "Ben sizden uzağım, ben sizin görmediğinizi görüyorum, ben Allah'tan korkarım, zira Allah'ın cezası çetindir!" demişti

Ali BulaçO zaman şeytan onlara amellerini çekici göstermiş ve onlara: "Bugün sizi insanlardan bozguna uğratacak kimse yoktur ve ben de sizin yardımcınızım" demişti. Ne zaman ki, iki topluluk birbirini görür oldu (karşılaştı) o, iki topuğu üstünde geri döndü ve: "Şüphesiz ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğinizi görüyorum, ben Allah'tan da korkuyorum" dedi. Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır

8:49 📚 2
إِذۡ يَقُولُ ٱلۡمُنَٰفِقُونَ وَٱلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ غَرَّ هَٰٓؤُلَآءِ دِينُهُمۡۗ وَمَن يَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱللَّهِ فَإِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمࣱ‏
إِذْ
o vakit
يَقُولُ
diyorlardı
ٱلْمُنَـٰفِقُونَ
Münafıklar
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
فِى
bulunan
قُلُوبِهِم
kalblerinde
مَّرَضٌ
hastalık
غَرَّ
aldatmış
هَـٰٓؤُلَآءِ
bunları
دِينُهُمْ ۗ
dinleri
وَمَن
oysa kim
يَتَوَكَّلْ
dayanırsa
عَلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَزِيزٌ
daima galibtir
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir

Süleyman AteşMünafıklar ve kalblerinde hastalık bulunanlar (sizin için): "Bunları dinleri aldatmış, (baksana başa çıkamayacakları bir kuvvetle savaşmağa kalkıyorlar)." diyorlardı. Oysa, kim Allah'a dayanırsa şüphesiz Allah, daima galib, hüküm ve hikmet sahibidir

Ali BulaçMünafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar şöyle diyorlardı: "Bunları (Müslümanları) dinleri aldattı." Oysa kim Allah'a tevekkül ederse, şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir

8:50
وَلَوۡ تَرَىٰٓ إِذۡ يَتَوَفَّى ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ يَضۡرِبُونَ وُجُوهَهُمۡ وَأَدۡبَٰرَهُمۡ وَذُوقُواْ عَذَابَ ٱلۡحَرِيقِ
وَلَوْ
ve keşke
تَرَىٰٓ
görseydin
إِذْ
canlarını alırken
يَتَوَفَّى
take away souls
ٱلَّذِينَ
kimseleri
كَفَرُوا۟ ۙ
o inkar eden(leri)
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
Melekler
يَضْرِبُونَ
vuruyorlar
وُجُوهَهُمْ
yüzlerine
وَأَدْبَـٰرَهُمْ
ve kıçlarına
وَذُوقُوا۟
haydi tadın
عَذَابَ
azabını
ٱلْحَرِيقِ
yangın

Süleyman AteşGörseydin o inkar edenleri: Melekler, onların canlarını alırken yüzlerine ve kıçlarına vuruyorlar: "Haydi, yangın azabını tadın!" (diyorlardı)

Ali BulaçMelekleri, onların yüzlerine ve arkalarına vurarak: "Yakıcı azabı tadın" diye o inkar edenlerin canlarını alırken görmelisin

8:51
ذَٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتۡ أَيۡدِيكُمۡ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَيۡسَ بِظَلَّٰمࣲ لِّلۡعَبِيدِ
ذَٰلِكَ
işte bu
بِمَا
yüzündendir
قَدَّمَتْ
yapıp öne sürdüğü işler
أَيْدِيكُمْ
ellerinizin
وَأَنَّ
yoksa şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَيْسَ
değildir
بِظَلَّـٰمٍۢ
zulmedici
لِّلْعَبِيدِ
kullara

Süleyman Ateşİşte bu, ellerinizin yapıp öne sürdüğü işler yüzündendir. Yoksa Allah, kullara zulmedici değildir

Ali BulaçBu, ellerinizin önceden takdim ettiği işler yüzündendir. Yoksa şüphesiz Allah kullara zulmedici değildir

8:52
كَدَأۡبِ ءَالِ فِرۡعَوۡنَ وَٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۚ كَفَرُواْ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ فَأَخَذَهُمُ ٱللَّهُ بِذُنُوبِهِمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ قَوِيࣱّ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ
كَدَأْبِ
tıpkı gidişi gibidir
ءَالِ
ailesi
فِرْعَوْنَ ۙ
Fir'avn
وَٱلَّذِينَ
ve kimselerin
مِن
onlardan öncekilerin
قَبْلِهِمْ ۚ
before them
كَفَرُوا۟
(onlar da) inkar etmişlerdi
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَأَخَذَهُمُ
onları yakalamıştı
ٱللَّهُ
Allah
بِذُنُوبِهِمْ ۗ
günahlarıyla
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
قَوِىٌّۭ
güçlüdür
شَدِيدُ
çetindir
ٱلْعِقَابِ
cezası

Süleyman Ateş(Bunlar da) tıpkı Fir'avn ailesi ve onlardan öncekilerin gidişi gibi(davrandılar. Onlar da): Allah'ın ayetlerini inkar etmişlerdi; Allah da onları, günahlarıyla yakalamıştı. Şüphesiz Allah güçlüdür, O'nun cezası çetindir

Ali BulaçFiravun ailesinin ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi Allah'ın ayetlerini inkar ettiler de, Allah da onları günahlarından dolayı yakalayıverdi. Şüphesiz, Allah, en büyük kuvvet sahibidir, sonuçlandırması pek şiddetlidir

8:53 📚 2
ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ لَمۡ يَكُ مُغَيِّرࣰ ا نِّعۡمَةً أَنۡعَمَهَا عَلَىٰ قَوۡمٍ حَتَّىٰ يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنفُسِهِمۡ وَأَنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمࣱ‏
ذَٰلِكَ
bu böyledir
بِأَنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
لَمْ
asla
يَكُ
değiştirmez
مُغَيِّرًۭا
One Who changes
نِّعْمَةً
ni'meti
أَنْعَمَهَا
onları nimetlendirdiği
عَلَىٰ
bir millet
قَوْمٍ
a people
حَتَّىٰ
sürece
يُغَيِّرُوا۟
değiştirmediği
مَا
bulunanı
بِأَنفُسِهِمْ ۙ
kendilerinde
وَأَنَّ
ve şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌۭ
bilendir

Süleyman AteşBu böyledir, çünkü bir millet kendilerinde bulunan(güzel meziyet)i değiştirmedikçe Allah onlara verdiği ni'meti değiştirmez. Allah işitendir, bilendir

Ali BulaçNedeni şu: Bir kavim (toplum), kendinde olanı değiştirinceye kadar Allah, ona nimet olarak bağışladığını değiştirici değildir. Allah şüphesiz işitendir, bilendir

8:54
كَدَأۡبِ ءَالِ فِرۡعَوۡنَ وَٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۚ كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِمۡ فَأَهۡلَكۡنَٰهُم بِذُنُوبِهِمۡ وَأَغۡرَقۡنَآ ءَالَ فِرۡعَوۡنَۚ وَكُلࣱّ كَانُواْ ظَٰلِمِينَ
كَدَأْبِ
(Evet) gidişi gibi
ءَالِ
ailesi
فِرْعَوْنَ ۙ
Fir'avn
وَٱلَّذِينَ
ve kimselerin
مِن
onlardan öncekilerin
قَبْلِهِمْ ۚ
before them
كَذَّبُوا۟
yalanlamışlardı
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
رَبِّهِمْ
Rablerinin
فَأَهْلَكْنَـٰهُم
biz de onları mahvetmiştik
بِذُنُوبِهِمْ
günahlarıyle
وَأَغْرَقْنَآ
ve boğmuştuk
ءَالَ
ailesini
فِرْعَوْنَ ۚ
Fir'avn
وَكُلٌّۭ
ve hepsi de
كَانُوا۟
zulmedicilerdi
ظَـٰلِمِينَ
wrongdoers

Süleyman Ateş(Evet) Fir'avn ailesi ve onlardan öncekilerin gidişi gibi: Rablerinin ayetlerini yalanlamışlardı; biz de onları günahlarıyle mahvetmiştik ve Fir'avn ailesini boğmuştuk. Hepsi de zulmedicilerdi

Ali BulaçFiravun ailesinin ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi. Onlar, Rablerinin ayetlerini yalanladılar; Biz de günahları dolayısıyla onları helak ettik. Firavun ordusunu suda boğduk. Onların tümü zulmeden kimselerdi

8:55
إِنَّ شَرَّ ٱلدَّوَآبِّ عِندَ ٱللَّهِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فَهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ
إِنَّ
şüphesiz
شَرَّ
en kötüsü
ٱلدَّوَآبِّ
canlıların
عِندَ
göre
ٱللَّهِ
Allah'a
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
كَفَرُوا۟
kafirlerdir
فَهُمْ
artık onlar
لَا
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ
believe

Süleyman AteşAllah'a göre canlıların en kötüsü, kafirlerdir; artık onlar inanmazlar

Ali BulaçAllah Katında canlıların en kötüsü, şüphesiz inkar edenlerdir. Onlar artık inanmazlar

8:56
ٱلَّذِينَ عَٰهَدتَّ مِنۡهُمۡ ثُمَّ يَنقُضُونَ عَهۡدَهُمۡ فِي كُلِّ مَرَّةࣲ وَهُمۡ لَا يَتَّقُونَ
ٱلَّذِينَ
kimseler
عَـٰهَدتَّ
sen andlaşma yaptığın
مِنْهُمْ
kendileriyle
ثُمَّ
sonra
يَنقُضُونَ
bozarlar
عَهْدَهُمْ
andlaşmalarını
فِى
her
كُلِّ
every
مَرَّةٍۢ
defasında
وَهُمْ
ve onlar
لَا
hiç
يَتَّقُونَ
çekinmeden

Süleyman AteşSen kendileriyle andlaşma yaptığın halde onlar, hiç çekinmeden, her defa andlaşmalarını bozarlar

Ali BulaçBunlar, içlerinden antlaşma yaptığın kimselerdir ki, sonra her defasında ahidlerini bozarlar. Onlar sakınmazlar

8:57
فَإِمَّا تَثۡقَفَنَّهُمۡ فِي ٱلۡحَرۡبِ فَشَرِّدۡ بِهِم مَّنۡ خَلۡفَهُمۡ لَعَلَّهُمۡ يَذَّكَّرُونَ
فَإِمَّا
bundan dolayı
تَثْقَفَنَّهُمْ
onları yakalarsan
فِى
savaşta
ٱلْحَرْبِ
the war
فَشَرِّدْ
dağıt
بِهِم
onları
مَّنْ
kimseleri de
خَلْفَهُمْ
arkalarında ki
لَعَلَّهُمْ
böylece
يَذَّكَّرُونَ
ibret alsınlar

Süleyman AteşSavaşta onları yakalarsan, onlar(a vereceğin ceza) ile arkalarında bulunan kimseleri de dağıt ki ibret alsınlar

Ali BulaçBundan dolayı, savaşta onları yakalarsan, öyle darmadağın et ki, onlarla arkalarından gelecek olanlar(ı caydır). Umulur ki ibret alırlar

8:58 📚 3
وَإِمَّا تَخَافَنَّ مِن قَوۡمٍ خِيَانَةࣰ فَٱنۢبِذۡ إِلَيۡهِمۡ عَلَىٰ سَوَآءٍۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ ٱلۡخَآئِنِينَ
وَإِمَّا
ve eğer
تَخَافَنَّ
korkarsan
مِن
bir kavmin
قَوْمٍ
a people
خِيَانَةًۭ
hiyanet etmesinden
فَٱنۢبِذْ
sen de davran
إِلَيْهِمْ
onlara
عَلَىٰ
aynı şekilde
سَوَآءٍ ۚ
equal (terms)
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
لَا
sevmez
يُحِبُّ
love
ٱلْخَآئِنِينَ
hainleri

Süleyman AteşBir kavmin, (andlaşmaya) hiyanet etmesinden korkarsan, sen de (onlarla yaptığın andlaşmayı) aynı şekilde onlara at; çünkü Allah; hainleri sevmez

Ali BulaçEğer bir kavmin ihanet edeceğinden kesin olarak korkarsan, sen de açık ve adil bir tutumla (onlarla olan anlaşma metnini ve diplomatik ilişkiyi) at. Gerçekten Allah, ihanet edenleri sevmez

8:59
وَلَا يَحۡسَبَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ سَبَقُوٓاْۚ إِنَّهُمۡ لَا يُعۡجِزُونَ
وَلَا
sanmasınlar
يَحْسَبَنَّ
think
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar edenler
سَبَقُوٓا۟ ۚ
kaçabileceklerini
إِنَّهُمْ
şüphesiz onlar
لَا
(bizi) aciz bırakamazlar
يُعْجِزُونَ
escape

Süleyman Ateşİnkar edenler (bizim elimizden kurtulup) geçtiklerini sanmasınlar. Onlar (bizi) aciz bırakamazlar

Ali Bulaçİnkar edenler, kaçıp-kurtulduklarını sanmasınlar; gerçek şu ki, onlar (Bizi) aciz bırakamazlar

8:60 📚 15
وَأَعِدُّواْ لَهُم مَّا ٱسۡتَطَعۡتُم مِّن قُوَّةࣲ وَمِن رِّبَاطِ ٱلۡخَيۡلِ تُرۡهِبُونَ بِهِۦ عَدُوَّ ٱللَّهِ وَعَدُوَّكُمۡ وَءَاخَرِينَ مِن دُونِهِمۡ لَا تَعۡلَمُونَهُمُ ٱللَّهُ يَعۡلَمُهُمۡۚ وَمَا تُنفِقُواْ مِن شَيۡءࣲ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ يُوَفَّ إِلَيۡكُمۡ وَأَنتُمۡ لَا تُظۡلَمُونَ
وَأَعِدُّوا۟
hazırlayın
لَهُم
onlara karşı
مَّا
gücünüz yettiği kadar
ٱسْتَطَعْتُم
you able (to)
مِّن
kuvvet
قُوَّةٍۢ
force
وَمِن
ve cihad için bağlanıp beslenen
رِّبَاطِ
tethered
ٱلْخَيْلِ
atlar
تُرْهِبُونَ
korkutursunuz
بِهِۦ
bununla
عَدُوَّ
düşmanını
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَعَدُوَّكُمْ
ve sizin düşmanınızı
وَءَاخَرِينَ
ve başkalarını
مِن
onların dışında
دُونِهِمْ
besides them
لَا
sizin bilmediğiniz
تَعْلَمُونَهُمُ
(do) you know them
ٱللَّهُ
Allah'ın
يَعْلَمُهُمْ ۚ
bildiği
وَمَا
ne ki
تُنفِقُوا۟
harcarsanız
مِن
herşeyden
شَىْءٍۢ
(any) thing
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
يُوَفَّ
tam olarak ödenir
إِلَيْكُمْ
size
وَأَنتُمْ
ve siz
لَا
hiç haksızlığa uğratılmazsınız
تُظْلَمُونَ
be wronged

Süleyman AteşOnlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın. Bununla Allah'ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah'ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız tam olarak size ödenir, hiç haksızlığa uğratılmazsınız

Ali BulaçOnlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın. Bununla, Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanınızı ve bunların dışında sizin bilmeyip Allah'ın bildiği diğer (düşmanları) korkutup-caydırasınız. Allah yolunda her ne infak ederseniz, size 'eksiksiz olarak ödenir' ve siz haksızlığa uğratılmazsınız

8:61
۞وَإِن جَنَحُواْ لِلسَّلۡمِ فَٱجۡنَحۡ لَهَا وَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱللَّهِۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ
۞ وَإِن
ve eğer
جَنَحُوا۟
onlar yanaşırlarsa
لِلسَّلْمِ
barışa
فَٱجْنَحْ
sen de yanaş
لَهَا
ona
وَتَوَكَّلْ
ve dayan
عَلَى
Allah'a
ٱللَّهِ ۚ
Allah
إِنَّهُۥ
çünkü
هُوَ
O
ٱلسَّمِيعُ
işitendir
ٱلْعَلِيمُ
bilendir

Süleyman AteşEğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah'a dayan, çünkü O, işitendir, bilendir

Ali BulaçEğer onlar barışa eğilim gösterirlerse, sen de ona eğilim göster ve Allah'a tevekkül et. Çünkü O, işitendir, bilendir

8:62
وَإِن يُرِيدُوٓاْ أَن يَخۡدَعُوكَ فَإِنَّ حَسۡبَكَ ٱللَّهُۚ هُوَ ٱلَّذِيٓ أَيَّدَكَ بِنَصۡرِهِۦ وَبِٱلۡمُؤۡمِنِينَ
وَإِن
eğer
يُرِيدُوٓا۟
isterlerse
أَن
sana hile yapmak
يَخْدَعُوكَ
deceive you
فَإِنَّ
şüphesiz
حَسْبَكَ
sana yeter
ٱللَّهُ ۚ
Allah
هُوَ
O
ٱلَّذِىٓ
ki
أَيَّدَكَ
seni destekledi
بِنَصْرِهِۦ
yardımıyle
وَبِٱلْمُؤْمِنِينَ
ve mü'minleri

Süleyman AteşEğer sana hile yapmak isterlerse (korkma) Allah sana yeter. O ki, yardımıyle seni ve mü'minleri destekledi

Ali BulaçOnlar, seni aldatmak isterlerse, şüphesiz Allah sana yeter. O, seni yardımıyla ve mü'minlerle destekledi

8:63 📚 7
وَأَلَّفَ بَيۡنَ قُلُوبِهِمۡۚ لَوۡ أَنفَقۡتَ مَا فِي ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعࣰ ا مَّآ أَلَّفۡتَ بَيۡنَ قُلُوبِهِمۡ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ أَلَّفَ بَيۡنَهُمۡۚ إِنَّهُۥ عَزِيزٌ حَكِيمࣱ‏
وَأَلَّفَ
ve uzlaştırdı
بَيْنَ
arasını
قُلُوبِهِمْ ۚ
onların kalblerinin
لَوْ
şayet
أَنفَقْتَ
sen verseydin
مَا
bulunan
فِى
(is) in
ٱلْأَرْضِ
yeryüzünde
جَمِيعًۭا
herşeyi
مَّآ
yine de uzlaştıramazdın
أَلَّفْتَ
(could) you (have) put affection
بَيْنَ
arasını
قُلُوبِهِمْ
onların kalblerinin
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱللَّهَ
Allah
أَلَّفَ
uzlaştırdı
بَيْنَهُمْ ۚ
onların arasını
إِنَّهُۥ
çünkü O
عَزِيزٌ
daima üstündür
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir

Süleyman AteşVe onların kalblerinin arasını uzlaştırdı. Sen yeryüzünde bulunan herşeyi verseydin, yine onların kalblerinin arasını uzlaştıramazdın; fakat Allah, onların arasını uzlaştırdı. Çünkü O, daima üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir

Ali BulaçVe onların kalplerini uzlaştırdı. Sen, yeryüzündekilerin tümünü harcasaydın bile, onların kalplerini uzlaştıramazdın. Ama Allah, aralarını bulup onları uzlaştırdı. Çünkü O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir

8:64
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِيُّ حَسۡبُكَ ٱللَّهُ وَمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلنَّبِىُّ
peygamber
حَسْبُكَ
sana yeter
ٱللَّهُ
Allah
وَمَنِ
ve kimselere
ٱتَّبَعَكَ
sana tabi olanlara
مِنَ
mü'minlerden
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers

Süleyman AteşEy peygamber, Allah sana ve sana tabi olan mü'minlere yeter

Ali BulaçEy Peygamber, sana ve seni izleyen mü'minlere Allah yeter

8:65 📚 3
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِيُّ حَرِّضِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ عَلَى ٱلۡقِتَالِۚ إِن يَكُن مِّنكُمۡ عِشۡرُونَ صَٰبِرُونَ يَغۡلِبُواْ مِاْئَتَيۡنِۚ وَإِن يَكُن مِّنكُم مِّاْئَةࣱ يَغۡلِبُوٓاْ أَلۡفࣰ ا مِّنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِأَنَّهُمۡ قَوۡمࣱ لَّا يَفۡقَهُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلنَّبِىُّ
peygamber
حَرِّضِ
teşvik et
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minleri
عَلَى
savaşa
ٱلْقِتَالِ ۚ
[the] fight
إِن
eğer
يَكُن
olursa
مِّنكُمْ
sizden
عِشْرُونَ
yirmi (kişi)
صَـٰبِرُونَ
sabreden
يَغْلِبُوا۟
yenerler
مِا۟ئَتَيْنِ ۚ
iki yüz(kafir)i
وَإِن
ve eğer
يَكُن
olursa
مِّنكُم
sizden
مِّا۟ئَةٌۭ
yüz (kişi)
يَغْلِبُوٓا۟
yenerler
أَلْفًۭا
bin (kişiyi)
مِّنَ
kimselerden
ٱلَّذِينَ
those who
كَفَرُوا۟
kafir(ler)
بِأَنَّهُمْ
çünkü onlar
قَوْمٌۭ
bir topluluktur
لَّا
anlamaz
يَفْقَهُونَ
understand

Süleyman AteşEy peygamber, mü'minleri savaşa teşvik et. Eğer sizden sabreden yirmi kişi olursa, iki yüz(kafir)i yenerler. Sizden yüz kişi olursa, kafirlerden bin kişiyi yenerler. Çünkü kafirler, anlamaz bir topluluktur

Ali BulaçEy Peygamber, mü'minleri savaşa karşı hazırlayıp-teşvik et. Eğer içinizde sabreden yirmi (kişi) bulunursa, iki yüz (kişiyi) mağlub edebilirler. Ve eğer içinizden yüz (sabırlı kişi) bulunursa, kafirlerden binini yener. Çünkü onlar (gerçeği) kavramayan bir topluluktur

8:66 📚 3
ٱلۡـَٰٔنَ خَفَّفَ ٱللَّهُ عَنكُمۡ وَعَلِمَ أَنَّ فِيكُمۡ ضَعۡفࣰ اۚ فَإِن يَكُن مِّنكُم مِّاْئَةࣱ صَابِرَةࣱ يَغۡلِبُواْ مِاْئَتَيۡنِۚ وَإِن يَكُن مِّنكُمۡ أَلۡفࣱ يَغۡلِبُوٓاْ أَلۡفَيۡنِ بِإِذۡنِ ٱللَّهِۗ وَٱللَّهُ مَعَ ٱلصَّٰبِرِينَ
ٱلْـَٔـٰنَ
şimdi
خَفَّفَ
hafifletti
ٱللَّهُ
Allah
عَنكُمْ
sizden
وَعَلِمَ
ve bildi
أَنَّ
sizde bulunduğunu
فِيكُمْ
in you
ضَعْفًۭا ۚ
zayıflık
فَإِن
bundan böyle
يَكُن
olsa
مِّنكُم
sizden
مِّا۟ئَةٌۭ
yüz (kişi)
صَابِرَةٌۭ
sabreden
يَغْلِبُوا۟
yenerler
مِا۟ئَتَيْنِ ۚ
iki yüz(kafir)i
وَإِن
ve eğer
يَكُن
olsa
مِّنكُمْ
sizden
أَلْفٌۭ
bin (kişi)
يَغْلِبُوٓا۟
yenerler
أَلْفَيْنِ
iki bin(kafir)i
بِإِذْنِ
izniyle
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ın
وَٱللَّهُ
Allah
مَعَ
beraberdir
ٱلصَّـٰبِرِينَ
sabredenlerle

Süleyman AteşŞimdi Allah sizden hafifletti, sizde zayıflık bulunduğunu bildi. Bundan böyle sizden sabreden yüz kişi olsa, iki yüz(kafir)i yenerler. Ve eğer sizden bin kişi olsa Allah'ın izniyle iki bin(kafir)i yenerler. Allah, sabredenlerle beraberdir

Ali BulaçŞimdi, Allah sizden (yükünüzü) hafifletti ve sizde bir za'f olduğunu bildi. Sizden yüz sabırlı (kişi) bulunursa, (onların) iki yüzünü bozguna uğratır; eğer sizden bin (kişi) olursa, Allah'ın izniyle (onların) iki binini yener. Allah, sabredenlerle beraberdir

8:67 📚 8
مَا كَانَ لِنَبِيٍّ أَن يَكُونَ لَهُۥٓ أَسۡرَىٰ حَتَّىٰ يُثۡخِنَ فِي ٱلۡأَرۡضِۚ تُرِيدُونَ عَرَضَ ٱلدُّنۡيَا وَٱللَّهُ يُرِيدُ ٱلۡأٓخِرَةَۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمࣱ‏
مَا
yakışmaz
كَانَ
is
لِنَبِىٍّ
hiçbir peygambere
أَن
olmak
يَكُونَ
(there) should be
لَهُۥٓ
sahibi
أَسْرَىٰ
esirler
حَتَّىٰ
kadar
يُثْخِنَ
ağır basıncaya
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ ۚ
the land
تُرِيدُونَ
siz istiyorsunuz
عَرَضَ
geçici malını
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَٱللَّهُ
Allah ise
يُرِيدُ
istiyor
ٱلْـَٔاخِرَةَ ۗ
ahireti
وَٱللَّهُ
Allah
عَزِيزٌ
daima üstün
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir

Süleyman AteşYeryüzünde ağır bas(ıp küfrün belini iyice kır)ıncaya kadar hiçbir peygambere esirler sahibi olmak yakışmaz. Siz, geçici dünya malını istiyorsunuz, Allah ise (sizin için) ahireti istiyor. Allah daima üstün, hüküm ve hikmet sahibidir

Ali BulaçHiçbir peygambere, yeryüzünde kesin bir zafer kazanıncaya kadar esir alması yakışmaz. Siz dünyanın geçici yararını istiyorsunuz. Oysa Allah (size) ahireti istemektedir. Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir

8:68 📚 2
لَّوۡلَا كِتَٰبࣱ مِّنَ ٱللَّهِ سَبَقَ لَمَسَّكُمۡ فِيمَآ أَخَذۡتُمۡ عَذَابٌ عَظِيمࣱ‏
لَّوْلَا
eğer olmasaydı
كِتَـٰبٌۭ
bir yazı
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
سَبَقَ
geçmiş
لَمَسَّكُمْ
size mutlaka dokunurdu
فِيمَآ
dolayı
أَخَذْتُمْ
aldığınız fidyeden
عَذَابٌ
bir azab
عَظِيمٌۭ
büyük

Süleyman AteşEğer Allah'tan, (yanılma ile verilen hükümlerden ötürü azabetmemek hakkında) bir yazı geçmemiş olsaydı, aldığınız fidyeden dolayı size mutlaka büyük bir azab dokunurdu

Ali BulaçEğer Allah'ın geçmişte bir yazması (söz vermesi) olmasaydı, aldıklarınıza karşılık size gerçekten büyük bir azap dokunurdu

8:69
فَكُلُواْ مِمَّا غَنِمۡتُمۡ حَلَٰلࣰ ا طَيِّبࣰ اۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
فَكُلُوا۟
artık yeyin
مِمَّا
aldığınız ganimetten
غَنِمْتُمْ
you got as war booty
حَلَـٰلًۭا
helal
طَيِّبًۭا ۚ
(ve) temiz olarak
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
ٱللَّهَ ۚ
Allah'tan
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir

Süleyman AteşArtık aldığınız ganimetten helal ve temiz olarak yeyin ve Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir

Ali BulaçArtık ganimet olarak elde ettiklerinizden helal ve temiz olarak yiyin ve Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir

8:70 📚 1
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِيُّ قُل لِّمَن فِيٓ أَيۡدِيكُم مِّنَ ٱلۡأَسۡرَىٰٓ إِن يَعۡلَمِ ٱللَّهُ فِي قُلُوبِكُمۡ خَيۡرࣰ ا يُؤۡتِكُمۡ خَيۡرࣰ ا مِّمَّآ أُخِذَ مِنكُمۡ وَيَغۡفِرۡ لَكُمۡۚ وَٱللَّهُ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلنَّبِىُّ
peygamber
قُل
söyle
لِّمَن
kimselere
فِىٓ
bulunan
أَيْدِيكُم
ellerinizde
مِّنَ
esirlerden
ٱلْأَسْرَىٰٓ
the captives
إِن
eğer
يَعْلَمِ
bilirse
ٱللَّهُ
Allah
فِى
olduğunu
قُلُوبِكُمْ
sizin kalblerinizde
خَيْرًۭا
bir hayır
يُؤْتِكُمْ
size verir
خَيْرًۭا
daha hayırlısını
مِّمَّآ
(fidye)den
أُخِذَ
alınan
مِنكُمْ
sizden
وَيَغْفِرْ
ve bağışlar
لَكُمْ ۗ
sizi
وَٱللَّهُ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir

Süleyman AteşEy peygamber, ellerinizde bulunan esirlere söyle: "Eğer Allah, sizin kalblerinizde bir hayır olduğunu bilirse, size, sizden alınan(fidye)den daha hayırlısını verir ve sizi bağışlar. Allah bağışlayandır, esirgeyendir

Ali BulaçEy peygamber, ellerinizdeki esirlere de ki: "Eğer Allah, sizin kalplerinizde bir hayır olduğunu bilirse (görürse) size sizden alınandan daha hayırlısını verir ve sizi bağışlar. Allah bağışlayandır, esirgeyendir

8:71
وَإِن يُرِيدُواْ خِيَانَتَكَ فَقَدۡ خَانُواْ ٱللَّهَ مِن قَبۡلُ فَأَمۡكَنَ مِنۡهُمۡۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
وَإِن
eğer
يُرِيدُوا۟
isterlerse
خِيَانَتَكَ
sana hainlik yapmak
فَقَدْ
muhakkak
خَانُوا۟
hainlik yapmışlardı
ٱللَّهَ
Allah'a da
مِن
daha önce
قَبْلُ
before
فَأَمْكَنَ
bu yüzden imkan verdi
مِنْهُمْ ۗ
onlara karşı
وَٱللَّهُ
Allah
عَلِيمٌ
bilendir
حَكِيمٌ
yerli yerince yapandır

Süleyman AteşEğer sana hainlik yapmak isterlerse, daha önce Allah'a da hainlik yapmışlardı. Bu yüzden (Allah) onlara karşı (sana) imkan verdi. Allah (herşeyi) bilendir, yerli yerince yapandır

Ali BulaçEğer sana ihanet etmek isterlerse, onlar daha önce Allah'a da ihanet etmişlerdi; böylece O da, "bozguna uğramaları (için) sana imkan vermişti.' Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir

8:72 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَهَاجَرُواْ وَجَٰهَدُواْ بِأَمۡوَٰلِهِمۡ وَأَنفُسِهِمۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱلَّذِينَ ءَاوَواْ وَّنَصَرُوٓاْ أُوْلَٰٓئِكَ بَعۡضُهُمۡ أَوۡلِيَآءُ بَعۡضࣲۚ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَلَمۡ يُهَاجِرُواْ مَا لَكُم مِّن وَلَٰيَتِهِم مِّن شَيۡءٍ حَتَّىٰ يُهَاجِرُواْۚ وَإِنِ ٱسۡتَنصَرُوكُمۡ فِي ٱلدِّينِ فَعَلَيۡكُمُ ٱلنَّصۡرُ إِلَّا عَلَىٰ قَوۡمِۭ بَيۡنَكُمۡ وَبَيۡنَهُم مِّيثَٰقࣱۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرࣱ‏
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
onlar ki
ءَامَنُوا۟
inandılar
وَهَاجَرُوا۟
ve hicret ettiler
وَجَـٰهَدُوا۟
ve savaştılar
بِأَمْوَٰلِهِمْ
mallarıyla
وَأَنفُسِهِمْ
ve canlarıyla
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
وَٱلَّذِينَ
ve onlar ki
ءَاوَوا۟
barındırdılar
وَّنَصَرُوٓا۟
ve yardım ettiler
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
بَعْضُهُمْ
bir kısmı
أَوْلِيَآءُ
velisidir
بَعْضٍۢ ۚ
bir kısmının
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
وَلَمْ
ve
يُهَاجِرُوا۟
hicret etmeyenler
مَا
yoktur
لَكُم
size
مِّن
onların velayetinden
وَلَـٰيَتِهِم
their protection
مِّن
bir şey
شَىْءٍ
(in) anything
حَتَّىٰ
kadar
يُهَاجِرُوا۟ ۚ
onlar hicret edinceye
وَإِنِ
fakat
ٱسْتَنصَرُوكُمْ
yardım isterlerse
فِى
dinde
ٱلدِّينِ
the religion
فَعَلَيْكُمُ
sizin üzerinize borçtur
ٱلنَّصْرُ
yardım etmeniz
إِلَّا
yalnız olmaz
عَلَىٰ
karşı
قَوْمٍۭ
bir topluma
بَيْنَكُمْ
aranızda
وَبَيْنَهُم
ve aralarında
مِّيثَـٰقٌۭ ۗ
andlaşma bulunan
وَٱللَّهُ
Allah
بِمَا
yaptıklarınızı
تَعْمَلُونَ
you do
بَصِيرٌۭ
görmektedir

Süleyman AteşOnlar ki inandılar, hicret ettiler, Allah yolunda mallariyle, canlariyle savaştılar ve onlar ki (yurtlarına göçenleri) barındırdılar ve yardım ettiler; işte onlar, birbirlerinin velisi(dostu, koruyucusu)durlar. İnanıp da hicret etmeyenlere gelince, onlar hicret edinceye kadar, onların velayetinden size bir şey yoktur (onları korumakla yükümlü değilsiniz). Fakat dinde yardım isterlerse (onlara) yardım etmeniz gerekir. Yalnız, aranızda andlaşma bulunan bir topluma karşı (yardım etmeniz) olmaz. Allah, yaptıklarınızı görmektedir

Ali BulaçGerçek şu ki, iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler, işte birbirlerinin velisi olanlar bunlardır. İman edip hicret etmeyenler, onlar hicret edinceye kadar, sizin onlara hiçbir şeyle velayetiniz yoktur. Ama din konusunda sizden yardım isterlerse, yardım üzerinizde bir yükümlülüktür. Ancak, sizlerle onlar arasında anlaşma bulunan bir topluluğun aleyhinde değil. Allah, yaptıklarınızı görendir

8:73 📚 4
وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بَعۡضُهُمۡ أَوۡلِيَآءُ بَعۡضٍۚ إِلَّا تَفۡعَلُوهُ تَكُن فِتۡنَةࣱ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَفَسَادࣱ كَبِيرࣱ‏
وَٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
بَعْضُهُمْ
bazıları
أَوْلِيَآءُ
velisidirler
بَعْضٍ ۚ
diğerlerinin
إِلَّا
eğer bunu yapmazsanız
تَفْعَلُوهُ
you do it
تَكُن
olur
فِتْنَةٌۭ
fitne
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَفَسَادٌۭ
ve bir kargaşa
كَبِيرٌۭ
büyük

Süleyman Ateşİnkar edenler, birbirlerinin velisidirler. Eğer bunu yapmazsanız (mü'minleri bırakıp kafirleri dost tutarsanız), yeryüzünde fitne ve büyük bir kargaşa olur

Ali Bulaçİnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur

8:74
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَهَاجَرُواْ وَجَٰهَدُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱلَّذِينَ ءَاوَواْ وَّنَصَرُوٓاْ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ حَقࣰّ اۚ لَّهُم مَّغۡفِرَةࣱ وَرِزۡقࣱ كَرِيمࣱ‏
وَٱلَّذِينَ
onlar ki
ءَامَنُوا۟
inandılar
وَهَاجَرُوا۟
ve hicret ettiler
وَجَـٰهَدُوا۟
ve savaştılar
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
وَٱلَّذِينَ
ve onlar ki
ءَاوَوا۟
barındırdılar
وَّنَصَرُوٓا۟
ve yardım ettiler
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlardır
ٱلْمُؤْمِنُونَ
mü'minler
حَقًّۭا ۚ
gerçek
لَّهُم
onlar için vardır
مَّغْفِرَةٌۭ
bağışlanma
وَرِزْقٌۭ
ve rızık
كَرِيمٌۭ
bol

Süleyman AteşOnlar ki, inandılar, hicret ettiler, Allah yolunda savaştılar ve onlar ki, (göçmenleri) barındırdılar ve (onlara) yardım ettiler, işte gerçek mü'minler onlardır. Onlar için bağış ve bol rızık vardır

Ali Bulaçİman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler, işte gerçek mü'min olanlar bunlardır. Onlar için bir bağışlanma ve üstün bir rızık vardır

8:75 📚 1
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مِنۢ بَعۡدُ وَهَاجَرُواْ وَجَٰهَدُواْ مَعَكُمۡ فَأُوْلَٰٓئِكَ مِنكُمۡۚ وَأُوْلُواْ ٱلۡأَرۡحَامِ بَعۡضُهُمۡ أَوۡلَىٰ بِبَعۡضࣲ فِي كِتَٰبِ ٱللَّهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمُۢ
وَٱلَّذِينَ
ve onlar ki
ءَامَنُوا۟
inandılar
مِنۢ
sonradan
بَعْدُ
afterwards
وَهَاجَرُوا۟
ve hicret ettiler
وَجَـٰهَدُوا۟
ve savaştılar
مَعَكُمْ
sizinle beraber
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
مِنكُمْ ۚ
sizdendir
وَأُو۟لُوا۟
ve sahipleri
ٱلْأَرْحَامِ
rahim (akrabalar)
بَعْضُهُمْ
birbirlerine
أَوْلَىٰ
daha yakındırlar
بِبَعْضٍۢ
birbirlerine
فِى
göre
كِتَـٰبِ
Kitabına
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ın
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِكُلِّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عَلِيمٌۢ
bilir

Süleyman AteşOnlar ki sonradan inandılar, hicret ettiler, sizinle beraber savaştılar, işte onlar da sizdendir. Rahim sahipleri (kan akrabası), Allah'ın Kitabına göre birbirlerine daha yakın dostturlar. Allah herşeyi bilir

Ali BulaçBundan sonra iman edip hicret edenler ve sizinle birlikte cihad edenler, işte onlar sizdendir. Akrabalar (mirasta) Allah'ın Kitabı’na göre, birbirlerine (mirasta) önceliklidir. Doğrusu Allah herşeyi bilendir

← Önceki Sonraki →

8. Al-Anfaal Suresi | Anlam Arayışı