☪ Anlam Arayışı

9. At-Tawba سُورَةُ التَّوۡبَةِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri

● Med● Kalkale● Ğunne● İhfâ● İdğâm (ğunneli)● İdğâm (ğunnesiz)● İklâb● Okunmayan harf

Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
9:1 📚 3
بَرَآءَةٌ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦٓ إِلَى ٱلَّذِينَ عَـٰهَدتُّم مِّنَ ٱلْمُشْرِكِينَ
بَرَآءَةٌۭ
ihtardır
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
وَرَسُولِهِۦٓ
ve Elçisinden
إِلَى
kimselere
ٱلَّذِينَ
those (with) whom
عَـٰهَدتُّم
andlaşma yaptığınız
مِّنَ
müşriklerden
ٱلْمُشْرِكِينَ
the polytheists

Diyanet İşleri MealiAllah'tan ve Peygamberinden, kendileriyle andlaşma yaptığınız müşriklere ihtardır: Yeryüzünde dört ay daha dolaşabilirsiniz. Allah'ı aciz bırakamayacağınızı, Allah'ın inkarcıları rezil edeceğini bilin

Saheeh International[This is a declaration of] disassociation, from Allah and His Messenger, to those with whom you had made a treaty among the polytheists

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
هذه «براءة من الله ورسوله» وأصله «إلى الذين عاهدتم من المشركين» عهدا مطلقا أو دون أربعة أشهر أو فوقها ونص العهد بما يذكر في قوله.

9:2
فَسِيحُواْ فِى ٱلْأَرْضِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَٱعْلَمُوٓاْ أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِى ٱللَّهِ‌ۙ وَأَنَّ ٱللَّهَ مُخْزِى ٱلْكَـٰفِرِينَ
فَسِيحُوا۟
dolaşın
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the land
أَرْبَعَةَ
dört
أَشْهُرٍۢ
ay
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّكُمْ
siz
غَيْرُ
değilsiniz
مُعْجِزِى
aciz bırakacak
ٱللَّهِ ۙ
Allah'ı
وَأَنَّ
ve şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
مُخْزِى
rezil perişan edecektir'
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirleri

Diyanet İşleri MealiAllah'tan ve Peygamberinden, kendileriyle andlaşma yaptığınız müşriklere ihtardır: Yeryüzünde dört ay daha dolaşabilirsiniz. Allah'ı aciz bırakamayacağınızı, Allah'ın inkarcıları rezil edeceğini bilin

Saheeh InternationalSo travel freely, [O disbelievers], throughout the land [during] four months but know that you cannot cause failure to Allah and that Allah will disgrace the disbelievers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فسيحوا» سيروا آمنين أيها المشركون «في الأرض أربعة أشهر» أولها شوال بدليل ما سيأتي ولا أمان لكم بعدها «واعلموا أنكم غيرُ معجزي الله» أي فائتي عذابه «وأنَّ الله مخزي الكافرين» مذلُّهم في الدنيا بالقتل والأخرى بالنار.

9:3 📚 2
وَأَذَٲنٌ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦٓ إِلَى ٱلنَّاسِ يَوْمَ ٱلْحَجِّ ٱلْأَكْبَرِ أَنَّ ٱللَّهَ بَرِىٓءٌ مِّنَ ٱلْمُشْرِكِينَ‌ۙ وَرَسُولُهُۥ‌ۚ فَإِن تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ‌ۖ وَإِن تَوَلَّيْتُمْ فَٱعْلَمُوٓاْ أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِى ٱللَّهِ‌ۗ وَبَشِّرِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
وَأَذَٰنٌۭ
ve duyurudur
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
from Allah
وَرَسُولِهِۦٓ
ve Elçisinden
إِلَى
insanlara
ٱلنَّاسِ
the people
يَوْمَ
günü
ٱلْحَجِّ
Hac
ٱلْأَكْبَرِ
en büyük
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بَرِىٓءٌۭ
uzaktır
مِّنَ
puta tapanlardan
ٱلْمُشْرِكِينَ ۙ
(to) the polytheists
وَرَسُولُهُۥ ۚ
ve Elçisi
فَإِن
eğer
تُبْتُمْ
tevbe ederseniz
فَهُوَ
bu
خَيْرٌۭ
daha iyidir
لَّكُمْ ۖ
sizin için
وَإِن
ve eğer
تَوَلَّيْتُمْ
dönerseniz
فَٱعْلَمُوٓا۟
bilin ki
أَنَّكُمْ
siz
غَيْرُ
değilsiniz
مُعْجِزِى
aciz bırakacak
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ı
وَبَشِّرِ
ve müjdele
ٱلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوا۟
inkar eden(lere)
بِعَذَابٍ
bir azabı
أَلِيمٍ
acı

Diyanet İşleri MealiAllah'ın ve Peygamberinin, ortak koşanlardan uzak olduğunu, büyük hac günü, Allah ve peygamberi insanlara ilan eder. Eğer tevbe ederseniz, bu sizin için daha hayırlı olur, yüz çevirirseniz, bilin ki siz Allah'ı aciz bırakamazsınız. İnkar edenlere can yakıcı azabı müjdele

Saheeh InternationalAnd [it is] an announcement from Allah and His Messenger to the people on the day of the greater pilgrimage that Allah is disassociated from the disbelievers, and [so is] His Messenger. So if you repent, that is best for you; but if you turn away - then know that you will not cause failure to Allah. And give tidings to those who disbelieve of a painful punishment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(وأذان) إعلام (من الله ورسوله إلى الناس يوم الحج الأكبر) يوم النحر (أن) أي بأن (الله برئ من المشركين) وعهودهم (ورسوله) برئ أيضا "" وقد بعث النبي صلى الله عليه وسلم عليا من السنة وهي سنة تسع فأذن يوم النحر بمنى بهذه الآيات وأن لا يحج بعد العام مشرك ولا يطوف بالبيت عريان "" رواه البخاري (فإن تبتم) من الكفر (فهو خير لكم وإن توليتم) عن الإيمان (فاعلموا أنكم غير معجزي الله وبشر) أخبر (الذين كفروا بعذاب أليم) مؤلم وهو القتل والأسر في الدنيا والنار في الآخرة.

9:4
إِلَّا ٱلَّذِينَ عَـٰهَدتُّم مِّنَ ٱلْمُشْرِكِينَ ثُمَّ لَمْ يَنقُصُوكُمْ شَيْــًٔا وَلَمْ يُظَـٰهِرُواْ عَلَيْكُمْ أَحَدًا فَأَتِمُّوٓاْ إِلَيْهِمْ عَهْدَهُمْ إِلَىٰ مُدَّتِهِمْ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُتَّقِينَ
إِلَّا
ancak hariç
ٱلَّذِينَ
kimseler
عَـٰهَدتُّم
andlaşma yaptığınız
مِّنَ
müşriklerden
ٱلْمُشْرِكِينَ
the polytheists
ثُمَّ
sonra
لَمْ
size eksik bırakmayan
يَنقُصُوكُمْ
they have failed you
شَيْـًۭٔا
hiçbir şeyi
وَلَمْ
ve
يُظَـٰهِرُوا۟
arka çıkmayanlar
عَلَيْكُمْ
size karşı
أَحَدًۭا
hiç kimseye
فَأَتِمُّوٓا۟
tamamlayın
إِلَيْهِمْ
onların
عَهْدَهُمْ
andlaşmalarını
إِلَىٰ
kadar
مُدَّتِهِمْ ۚ
tanıdığınız süreye
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يُحِبُّ
sever
ٱلْمُتَّقِينَ
korunanları

Diyanet İşleri MealiYalnız, andlaşma hükümlerinde size karşı bir eksiklik yapmayan ve aleyhinizde kimseye yardım etmeyen müşriklerle yaptığınız andlaşmaya sonuna kadar riayet edin. Allah sakınanları sever

Saheeh InternationalExcepted are those with whom you made a treaty among the polytheists and then they have not been deficient toward you in anything or supported anyone against you; so complete for them their treaty until their term [has ended]. Indeed, Allah loves the righteous [who fear Him]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا الذين عاهدتم من المشركين ثم لم ينقصوكم شيئا» من شروط العهد «ولم يظاهروا» يعاونوا «عليكم أحدا» من الكفار «فأتموا إليهم عهدهم إلى» انقضاء «مدتهم» التي عاهدتم عليها «إن الله يحب المتقين» بإتمام العهود.

9:5 📚 5
فَإِذَا ٱنسَلَخَ ٱلْأَشْهُرُ ٱلْحُرُمُ فَٱقْتُلُواْ ٱلْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدتُّمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَٱحْصُرُوهُمْ وَٱقْعُدُواْ لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍ‌ۚ فَإِن تَابُواْ وَأَقَامُواْ ٱلصَّلَوٲةَ وَءَاتَوُاْ ٱلزَّكَوٲةَ فَخَلُّواْ سَبِيلَهُمْ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
فَإِذَا
zaman
ٱنسَلَخَ
geçtiği
ٱلْأَشْهُرُ
aylar
ٱلْحُرُمُ
haram
فَٱقْتُلُوا۟
öldürün
ٱلْمُشْرِكِينَ
ortak koşanları
حَيْثُ
nerede
وَجَدتُّمُوهُمْ
bulursanız onları
وَخُذُوهُمْ
ve onları yakalayın
وَٱحْصُرُوهُمْ
ve hapsedin
وَٱقْعُدُوا۟
ve otur(up) bekleyin
لَهُمْ
onları
كُلَّ
her
مَرْصَدٍۢ ۚ
gözetleme yerinde
فَإِن
eğer
تَابُوا۟
tevbe ederlerse
وَأَقَامُوا۟
ve kılarlarsa
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتَوُا۟
ve verirlerse
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
فَخَلُّوا۟
serbest bırakın
سَبِيلَهُمْ ۚ
yollarını
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiHürmetli aylar çıkınca, puta tapanları bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayıp hapsedin; her gözetleme yerinde onları bekleyin. Eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse yollarını serbest bırakın. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder

Saheeh InternationalAnd when the sacred months have passed, then kill the polytheists wherever you find them and capture them and besiege them and sit in wait for them at every place of ambush. But if they should repent, establish prayer, and give zakah, let them [go] on their way. Indeed, Allah is Forgiving and Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإذا انسلخ» خرج «الأشهر الحرم» وهي آخر مدة التأجيل «فاقتلوا المشركين حيث وجدتموهم» في حل أو حرم «وخذوهم» بالأسر «واحصروهم» في القلاع والحصون حتى يضطروا إلى القتل أو الإسلام «واقعدوا لهم كلَّ مرصد» طريق يسلكونه ونصب كل على نزع الخافض «فإن تابوا» من الكفر «وأقاموا الصلاة وآتوا الزكاة فخلُّوا سبيلهم» ولا تتعرضوا لهم «إن الله غفور رحيم» لمن تاب.

9:6 📚 14
وَإِنْ أَحَدٌ مِّنَ ٱلْمُشْرِكِينَ ٱسْتَجَارَكَ فَأَجِرْهُ حَتَّىٰ يَسْمَعَ كَلَـٰمَ ٱللَّهِ ثُمَّ أَبْلِغْهُ مَأْمَنَهُۥ‌ۚ ذَٲلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَّا يَعْلَمُونَ
وَإِنْ
ve eğer
أَحَدٌۭ
birisi
مِّنَ
ortak koşanlardan
ٱلْمُشْرِكِينَ
the polytheists
ٱسْتَجَارَكَ
aman dilerse
فَأَجِرْهُ
onu yanına al
حَتَّىٰ
ta ki
يَسْمَعَ
işitsin
كَلَـٰمَ
sözünü
ٱللَّهِ
Allah'ın
ثُمَّ
sonra
أَبْلِغْهُ
onu ulaştır
مَأْمَنَهُۥ ۚ
güvenli bir yere
ذَٰلِكَ
böyle (yap)
بِأَنَّهُمْ
çünkü onlar
قَوْمٌۭ
bir topluluktur
لَّا
bilmez
يَعْلَمُونَ
(who) do not know

Diyanet İşleri MealiPuta tapanlardan biri sana sığınırsa, onu güvene al; ta ki Allah'ın sözünü dinlesin. Sonra onu güven içinde olacağı yere ulaştır. Çünkü onlar bilgisiz bir topluluktur

Saheeh InternationalAnd if any one of the polytheists seeks your protection, then grant him protection so that he may hear the words of Allah. Then deliver him to his place of safety. That is because they are a people who do not know

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن أحد من المشركين» مرفوع بفعل يفسره «استجارك» استأمنك من القتل «فأجره» أمِّنه «حتى يسمع كلام الله» القرآن «ثم أبلغه مأمنه» وهو دار قومه إن لم يؤمن لينظر في أمره «ذلك» المذكور «بأنهم قوم لا يعلمون» دين الله فلا بد لهم من سماع القرآن ليعلموا.

9:7 📚 1
كَيْفَ يَكُونُ لِلْمُشْرِكِينَ عَهْدٌ عِندَ ٱللَّهِ وَعِندَ رَسُولِهِۦٓ إِلَّا ٱلَّذِينَ عَـٰهَدتُّمْ عِندَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ‌ۖ فَمَا ٱسْتَقَـٰمُواْ لَكُمْ فَٱسْتَقِيمُواْ لَهُمْ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُتَّقِينَ
كَيْفَ
nasıl
يَكُونُ
olabilir
لِلْمُشْرِكِينَ
ortak koşanların
عَهْدٌ
andlaşması
عِندَ
yanında
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَعِندَ
ve yanında
رَسُولِهِۦٓ
Elçisinin
إِلَّا
ancak hariçtir
ٱلَّذِينَ
kimseler
عَـٰهَدتُّمْ
andlaştıklarınız
عِندَ
yanında
ٱلْمَسْجِدِ
Mescid-i
ٱلْحَرَامِ ۖ
Haram
فَمَا
onlar dürüst davrandıkça
ٱسْتَقَـٰمُوا۟
they are upright
لَكُمْ
size
فَٱسْتَقِيمُوا۟
siz de dürüst davranın
لَهُمْ ۚ
onlara
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
يُحِبُّ
sever
ٱلْمُتَّقِينَ
korunanları

Diyanet İşleri MealiMescidi Haram'ın yanında andlaştıklarınızın dışında, puta tapanların Allah katında ve Peygamberi önünde nasıl bir andlaşmaları olabilir. Size doğru davrandıkça siz de onlara doğru davranın. Allah, sözleşmelerini bozmaktan sakınanları sever

Saheeh InternationalHow can there be for the polytheists a treaty in the sight of Allah and with His Messenger, except for those with whom you made a treaty at al-Masjid al-Haram? So as long as they are upright toward you, be upright toward them. Indeed, Allah loves the righteous [who fear Him]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كيف» أي لا «يكون للمشركين عهد عند الله وعند رسوله» وهم كافرون بالله ورسوله غادرون «إلا الذين عاهدتم عند المسجد الحرام» يوم الحديبية وهم قريش المستثنون من قبل «فما استقاموا لكم» أقاموا على العهد ولم ينقضوه «فاستقيموا لهم» على الوفاء به وما شرطية «إن الله يحب المتقين» وقد استقام النبي صلى الله عليه وسلم على عهدهم حتى نقضوا بإعانة بني بكر على خزاعة.

9:8
كَيْفَ وَإِن يَظْهَرُواْ عَلَيْكُمْ لَا يَرْقُبُواْ فِيكُمْ إِلاًّ وَلَا ذِمَّةً‌ۚ يُرْضُونَكُم بِأَفْوَٲهِهِمْ وَتَأْبَىٰ قُلُوبُهُمْ وَأَكْثَرُهُمْ فَـٰسِقُونَ
كَيْفَ
nasıl?
وَإِن
eğer
يَظْهَرُوا۟
onlar galib gelselerdi
عَلَيْكُمْ
size
لَا
ne
يَرْقُبُوا۟
gözetirlerdi
فِيكُمْ
sizin hakkınızda
إِلًّۭا
bir yakınlık
وَلَا
ne de
ذِمَّةًۭ ۚ
bir andlaşma
يُرْضُونَكُم
sizi razı ederler
بِأَفْوَٰهِهِمْ
ağızlarıyla
وَتَأْبَىٰ
fakat (sizi) istemez
قُلُوبُهُمْ
kalbleri
وَأَكْثَرُهُمْ
ve çokları da
فَـٰسِقُونَ
yoldan çıkmışlardır

Diyanet İşleri MealiNasıl olabilir ki, size üstün gelselerdi ne bir yakınlık, ne de bir ahd gözetirlerdi. Kalpleriyle istemezlerken sizi ağızlarıyla hoşnut etmeye uğraşırlar; çokları fasıktırlar

Saheeh InternationalHow [can there be a treaty] while, if they gain dominance over you, they do not observe concerning you any pact of kinship or covenant of protection? They satisfy you with their mouths, but their hearts refuse [compliance], and most of them are defiantly disobedient

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كيف» يكون لهم عهد «وإن يظهروا عليكم» يظفروا بكم «لا يرقبوا» يراعوا «فيكم إلاّ» قرابة «ولا ذمة» عهدا بل يؤذوكم ما استطاعوا وجملة الشرط حال «يرضونكم بأفواههم» بكلامهم الحسن «وتأبى قلوبهم» الوفاء به «وأكثرهم فاسقون» ناقضون للعهد.

9:9
ٱشْتَرَوْاْ بِـَٔـايَـٰتِ ٱللَّهِ ثَمَنًا قَلِيلاً فَصَدُّواْ عَن سَبِيلِهِۦٓ‌ۚ إِنَّهُمْ سَآءَ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ
ٱشْتَرَوْا۟
sattılar;
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
ثَمَنًۭا
bir paraya
قَلِيلًۭا
azıcık
فَصَدُّوا۟
engel oldular
عَن
O'nun yolundan
سَبِيلِهِۦٓ ۚ
His way
إِنَّهُمْ
gerçekten
سَآءَ
ne kötüdür
مَا
şeyler
كَانُوا۟
oldukları
يَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Diyanet İşleri MealiAllah'ın ayetlerini az bir değere değişip, O'nun yolundan alıkoydular. Onların işledikleri gerçekten ne kötüdür

Saheeh InternationalThey have exchanged the signs of Allah for a small price and averted [people] from His way. Indeed, it was evil that they were doing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«اشترَوا بآيات الله» القرآن «ثمنا قليلا» من الدنيا أي تركوا اتباعها للشهوات والهوى «فصدُّوا عن سبيله» دينه «إنهم ساء» بئس «ما كانوا يعملونـ» ـه عملهم هذا.

9:10
لَا يَرْقُبُونَ فِى مُؤْمِنٍ إِلاًّ وَلَا ذِمَّةً‌ۚ وَأُوْلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُعْتَدُونَ
لَا
ne gözetirler
يَرْقُبُونَ
they respect (the ties)
فِى
karşı
مُؤْمِنٍ
bir mü'mine
إِلًّۭا
bir yakınlık
وَلَا
ne de
ذِمَّةًۭ ۚ
bir andlaşma
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
ve işte
هُمُ
onlardır
ٱلْمُعْتَدُونَ
saldırganlar

Diyanet İşleri MealiOnlar hiçbir müminin yakınlık veya ahdini gözetmezler. İşte aşırı gidenler bunlardır

Saheeh InternationalThey do not observe toward a believer any pact of kinship or covenant of protection. And it is they who are the transgressors

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا يرقُبون في مؤمن إلاّ ولا ذمَّة وأولئك هم المعتدون».

9:11
فَإِن تَابُواْ وَأَقَامُواْ ٱلصَّلَوٲةَ وَءَاتَوُاْ ٱلزَّكَوٲةَ فَإِخْوَٲنُكُمْ فِى ٱلدِّينِ‌ۗ وَنُفَصِّلُ ٱلْأَيَـٰتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
فَإِن
eğer
تَابُوا۟
tevbe ederlerse
وَأَقَامُوا۟
ve kılarlarsa
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتَوُا۟
ve verirlerse
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
فَإِخْوَٰنُكُمْ
sizin kardeşlerinizdirler
فِى
dinde
ٱلدِّينِ ۗ
[the] religion
وَنُفَصِّلُ
ve uzun uzun açıklıyoruz
ٱلْـَٔايَـٰتِ
ayetleri
لِقَوْمٍۢ
bir kavme
يَعْلَمُونَ
bilen

Diyanet İşleri MealiEğer tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse, sizin din kardeşiniz olurlar. Bilen kimseler için ayetleri uzun uzadıya açıklıyoruz

Saheeh InternationalBut if they repent, establish prayer, and give zakah, then they are your brothers in religion; and We detail the verses for a people who know

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإن تابوا وأقاموا الصلاة وآتوا الزكاة فإخوانكم» أي فهم إخوانكم «في الدين ونفصِّل» نبين «الآيات لقوم يعلمون» يتدبرون.

9:12 📚 1
وَإِن نَّكَثُوٓاْ أَيْمَـٰنَهُم مِّنۢ بَعْدِ عَهْدِهِمْ وَطَعَنُواْ فِى دِينِكُمْ فَقَـٰتِلُوٓاْ أَئِمَّةَ ٱلْكُفْرِ‌ۙ إِنَّهُمْ لَآ أَيْمَـٰنَ لَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَنتَهُونَ
وَإِن
ve eğer
نَّكَثُوٓا۟
bozarlarsa
أَيْمَـٰنَهُم
andlarını
مِّنۢ
sonra
بَعْدِ
after
عَهْدِهِمْ
andlaşma yaptıktan
وَطَعَنُوا۟
ve dil uzatırlarsa
فِى
dininize
دِينِكُمْ
your religion
فَقَـٰتِلُوٓا۟
savaşın
أَئِمَّةَ
önderleriyle
ٱلْكُفْرِ ۙ
küfrün
إِنَّهُمْ
çünkü
لَآ
yoktur
أَيْمَـٰنَ
andları
لَهُمْ
onların
لَعَلَّهُمْ
belki
يَنتَهُونَ
vazgeçerler

Diyanet İşleri MealiEğer andlaşmalarından sonra, yeminlerini bozarlar, dininize dil uzatırlarsa, inkarda önde gidenlerle savaşın, çünkü onların yeminleri sayılmaz, belki vazgeçerler

Saheeh InternationalAnd if they break their oaths after their treaty and defame your religion, then fight the leaders of disbelief, for indeed, there are no oaths [sacred] to them; [fight them that] they might cease

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن نكثوا» نقضوا «أيمانهم» مواثيقهم «من بعد عهدهم وطعنوا في دينكم» عابوه «فقاتلوا أئمة الكفر» رؤساءه، فيه وضع الظاهر موضع المضمر «إنهم لا أيمان» عهود «لهم» وفي قراءة بالكسر «لعلهم ينتهون» عن الكفر.

9:13
أَلَا تُقَـٰتِلُونَ قَوْمًا نَّكَثُوٓاْ أَيْمَـٰنَهُمْ وَهَمُّواْ بِإِخْرَاجِ ٱلرَّسُولِ وَهُم بَدَءُوكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ‌ۚ أَتَخْشَوْنَهُمْ‌ۚ فَٱللَّهُ أَحَقُّ أَن تَخْشَوْهُ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
أَلَا
savaşmayacak mısınız?
تُقَـٰتِلُونَ
you fight
قَوْمًۭا
bir kavimle
نَّكَثُوٓا۟
bozan
أَيْمَـٰنَهُمْ
andlarını
وَهَمُّوا۟
ve yeltenen
بِإِخْرَاجِ
çıkarmağa
ٱلرَّسُولِ
Elçiyi
وَهُم
ve kendileri
بَدَءُوكُمْ
siz(inle savaş)a başlamış olan
أَوَّلَ
ilk
مَرَّةٍ ۚ
kez
أَتَخْشَوْنَهُمْ ۚ
yoksa onlardan korkuyor musunuz?
فَٱللَّهُ
Allah'tır
أَحَقُّ
en layık olan
أَن
kendisinden korkmanıza
تَخْشَوْهُ
you should fear Him
إِن
eğer
كُنتُم
iseniz
مُّؤْمِنِينَ
gerçekten inananlar

Diyanet İşleri MealiYeminlerini bozan, Peygamberi sürgüne göndermeye azmeden bir toplumla savaşmanız gerekmez mi ki, önce onlar başlamışlardır? Onlardan korkar mısınız? Eğer inanıyorsanız bilin ki asıl korkmanız gereken Allah'tır

Saheeh InternationalWould you not fight a people who broke their oaths and determined to expel the Messenger, and they had begun [the attack upon] you the first time? Do you fear them? But Allah has more right that you should fear Him, if you are [truly] believers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألا» للتحضيض «تقاتلون قوما نكثوا» نقضوا «أيمانهم» عهودهم «وهمُّوا بإخراج الرسول» من مكة لما تشاوروا فيه بدار الندوة «وهم بدءوكم» بالقتال «أوَّل مرَّة» حيث قاتلوا خزاعة حلفاءكم مع بني بكر فما يمنعكم أن تقاتلوهم «أتخشونهم» أتخافونهم «فاللهُ أحق أن تخشوه» في ترك قتالهم «إن كنتم مؤمنين».

9:14 📚 1
قَـٰتِلُوهُمْ يُعَذِّبْهُمُ ٱللَّهُ بِأَيْدِيكُمْ وَيُخْزِهِمْ وَيَنصُرْكُمْ عَلَيْهِمْ وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُّؤْمِنِينَ
قَـٰتِلُوهُمْ
onlarla savaşın (ki)
يُعَذِّبْهُمُ
onlara azabetsin
ٱللَّهُ
Allah
بِأَيْدِيكُمْ
sizin ellerinizle
وَيُخْزِهِمْ
ve onları rezil etsin
وَيَنصُرْكُمْ
ve sizi üstün getirsin
عَلَيْهِمْ
onlara
وَيَشْفِ
ve şifa versin
صُدُورَ
göğüslerine
قَوْمٍۢ
toplumunun
مُّؤْمِنِينَ
inananlar

Diyanet İşleri MealiOnlarla savaşın ki Allah sizin elinizle onları azablandırsın, rezil etsin ve sizi üstün getirsin de müminlerin gönüllerini ferahlandırsın, kalblerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah Bilendir, Hakimdir

Saheeh InternationalFight them; Allah will punish them by your hands and will disgrace them and give you victory over them and satisfy the breasts of a believing people

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قاتلوهم يعذبهم الله» يقتلهم «بأيديكم ويخزهم» يذلهم بالأسر والقهر «وينصركم عليهم ويشف صدور قوم مؤمنين» بما فُعل بهم هم بنو خزاعة.

9:15
وَيُذْهِبْ غَيْظَ قُلُوبِهِمْ‌ۗ وَيَتُوبُ ٱللَّهُ عَلَىٰ مَن يَشَآءُ‌ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
وَيُذْهِبْ
ve gidersin
غَيْظَ
öfkesini
قُلُوبِهِمْ ۗ
yüreklerinin
وَيَتُوبُ
ve tevbesini kabul eder
ٱللَّهُ
Allah
عَلَىٰ
kişinin
مَن
whom
يَشَآءُ ۗ
dilediği
وَٱللَّهُ
ve Allah
عَلِيمٌ
bilendir
حَكِيمٌ
hüküm ve hikmet sahibidir

Diyanet İşleri MealiOnlarla savaşın ki Allah sizin elinizle onları azablandırsın, rezil etsin ve sizi üstün getirsin de müminlerin gönüllerini ferahlandırsın, kalblerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah Bilendir, Hakimdir

Saheeh InternationalAnd remove the fury in the believers' hearts. And Allah turns in forgiveness to whom He wills; and Allah is Knowing and Wise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويذُهب غيظ قلوبهم» كربها «ويتوب الله على من يشاء» بالرجوع إلى الإسلام كأبي سفيان «والله عليم حكيم».

9:16 📚 1
أَمْ حَسِبْتُمْ أَن تُتْرَكُواْ وَلَمَّا يَعْلَمِ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ جَـٰهَدُواْ مِنكُمْ وَلَمْ يَتَّخِذُواْ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلَا رَسُولِهِۦ وَلَا ٱلْمُؤْمِنِينَ وَلِيجَةً‌ۚ وَٱللَّهُ خَبِيرُۢ بِمَا تَعْمَلُونَ
أَمْ
yoksa
حَسِبْتُمْ
siz sandınız mı?
أَن
bırakılacağınızı
تُتْرَكُوا۟
you would be left
وَلَمَّا
bilmeden
يَعْلَمِ
Allah made evident
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِينَ
kimseleri
جَـٰهَدُوا۟
cihad eden(leri)
مِنكُمْ
içinizden
وَلَمْ
ve
يَتَّخِذُوا۟
edinmeyen(leri)
مِن
başkasını
دُونِ
besides Allah
ٱللَّهِ
Allah('tan)
وَلَا
ve
رَسُولِهِۦ
Elçisin(den)
وَلَا
ve
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minler(den)
وَلِيجَةًۭ ۚ
sırdaş
وَٱللَّهُ
ve Allah
خَبِيرٌۢ
haber almaktadır
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınızı

Diyanet İşleri MealiAllah, içinizden cihat edenleri; Allah'tan, peygamberinden ve inananlardan başka sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan sizi kendi halinize bırakacak mı zannediyorsunuz? Allah işlediklerinizden haberdardır

Saheeh InternationalDo you think that you will be left [as you are] while Allah has not yet made evident those among you who strive [for His cause] and do not take other than Allah, His Messenger and the believers as intimates? And Allah is Acquainted with what you do

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أم» بمعنى همزة الإنكار «حسبتم أن تُتركوا ولما» لم «يعلم الله» علم ظهور «الذين جاهدوا منكم» بإخلاص «ولم يتخذوا من دون الله ولا رسوله ولا المؤمنين وليجة» بطانة وأولياء، المعنى ولم يظهر المخلصون وهم الموصوفون بما ذكر من غيرهم «والله خبير بما تعملون».

9:17
مَا كَانَ لِلْمُشْرِكِينَ أَن يَعْمُرُواْ مَسَـٰجِدَ ٱللَّهِ شَـٰهِدِينَ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِم بِٱلْكُفْرِ‌ۚ أُوْلَـٰٓئِكَ حَبِطَتْ أَعْمَـٰلُهُمْ وَفِى ٱلنَّارِ هُمْ خَـٰلِدُونَ
مَا
yoktur
كَانَ
yoktur
لِلْمُشْرِكِينَ
müşrikler için
أَن
imar etmeleri
يَعْمُرُوا۟
they maintain
مَسَـٰجِدَ
mescidlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
شَـٰهِدِينَ
şahitler iken
عَلَىٰٓ
kendi nefislerinin
أَنفُسِهِم
themselves
بِٱلْكُفْرِ ۚ
küfrüne
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onların
حَبِطَتْ
boşa çıkmıştır
أَعْمَـٰلُهُمْ
yaptıkları işler
وَفِى
ve
ٱلنَّارِ
ateşte
هُمْ
onlar
خَـٰلِدُونَ
sürekli kalacaklardır

Diyanet İşleri MealiPuta tapanların kendilerinin inkarcı olduklarını itiraf edip dururken Allah'ın mescidlerini onarmaları gerekmez. Onların işledikleri boşa gitmiştir, cehennemde temelli kalacaklardır

Saheeh InternationalIt is not for the polytheists to maintain the mosques of Allah [while] witnessing against themselves with disbelief. [For] those, their deeds have become worthless, and in the Fire they will abide eternally

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ما كان للمشركين أن يعمُروا مَسْجِدَ الله» بالإفراد والجمع بدخوله والقعود فيه «شاهدين على أنفسهم بالكفر أولئك حبطت» بطلت «أعمالهم» لعدم شرطها «وفي النار هم خالدون».

9:18 📚 1
إِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَـٰجِدَ ٱللَّهِ مَنْ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْأَخِرِ وَأَقَامَ ٱلصَّلَوٲةَ وَءَاتَى ٱلزَّكَوٲةَ وَلَمْ يَخْشَ إِلَّا ٱللَّهَ‌ۖ فَعَسَىٰٓ أُوْلَـٰٓئِكَ أَن يَكُونُواْ مِنَ ٱلْمُهْتَدِينَ
إِنَّمَا
ancak
يَعْمُرُ
imar ederler
مَسَـٰجِدَ
mescidlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
مَنْ
kimseler
ءَامَنَ
inanan
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ
ahiret
وَأَقَامَ
ve kılan
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتَى
ve veren
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
وَلَمْ
ve
يَخْشَ
korkmayan
إِلَّا
başkasından
ٱللَّهَ ۖ
Allah'tan
فَعَسَىٰٓ
umulur
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onların
أَن
olmaları
يَكُونُوا۟
they are
مِنَ
doğru yolu bulanlardan
ٱلْمُهْتَدِينَ
the guided ones

Diyanet İşleri MealiAllah'ın mescidlerini sadece, Allah'a ve ahiret gününe inanan, namaz kılan, zekat veren ve ancak Allah'tan korkan kimseler onarır. İşte onlar doğru yolda bulunanlardan olabilirler

Saheeh InternationalThe mosques of Allah are only to be maintained by those who believe in Allah and the Last Day and establish prayer and give zakah and do not fear except Allah, for it is expected that those will be of the [rightly] guided

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنما يعمُر مساجد الله من آمن بالله واليوم الآخر وأقام الصلاة وآتى الزكاة ولم يخش» أحدا «إلا الله فعسى أولئك أن يكونوا من المهتدين».

9:19
۞ أَجَعَلْتُمْ سِقَايَةَ ٱلْحَآجِّ وَعِمَارَةَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ كَمَنْ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْأَخِرِ وَجَـٰهَدَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ‌ۚ لَا يَسْتَوُۥنَ عِندَ ٱللَّهِ‌ۗ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلظَّـٰلِمِينَ
۞ أَجَعَلْتُمْ
bir mi tuttunuz?
سِقَايَةَ
su vermeyi
ٱلْحَآجِّ
hacılara
وَعِمَارَةَ
ve imar etmeyi
ٱلْمَسْجِدِ
Mescid-i
ٱلْحَرَامِ
Haram'ı
كَمَنْ
kimse gibi
ءَامَنَ
inanan
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ
ahiret
وَجَـٰهَدَ
ve cihadeden
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ ۚ
Allah
لَا
olmaz(lar)
يَسْتَوُۥنَ
eşit
عِندَ
katında
ٱللَّهِ ۗ
Allah
وَٱللَّهُ
ve Allah
لَا
yol göstermez
يَهْدِى
guide
ٱلْقَوْمَ
topluluğuna
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimler

Diyanet İşleri MealiHacca gelenlere su vermeyi, Mescidi Haramı onarmayı, Allah'a ve ahiret gününe inananla, Allah yolunda cihat edenle bir mi tuttunuz? Allah katında bir olmazlar; Allah zulmeden milleti doğru yola eriştirmez

Saheeh InternationalHave you made the providing of water for the pilgrim and the maintenance of al-Masjid al-Haram equal to [the deeds of] one who believes in Allah and the Last Day and strives in the cause of Allah? They are not equal in the sight of Allah. And Allah does not guide the wrongdoing people

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أجعلتم سقاية الحاج وعمارة المسجد الحرام» أي أهل ذلك «كمن آمن بالله واليوم الآخر وجاهد في سبيل الله لا يستوون عند الله» في الفضل «والله لا يهدي القوم الظالمين» الكافرين، نزلت ردا على من قال ذلك وهو العباس أو غيره.

9:20
ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَهَاجَرُواْ وَجَـٰهَدُواْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ بِأَمْوَٲلِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ أَعْظَمُ دَرَجَةً عِندَ ٱللَّهِ‌ۚ وَأُوْلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْفَآئِزُونَ
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
وَهَاجَرُوا۟
ve hicret eden(ler)
وَجَـٰهَدُوا۟
ve cihad eden(ler)
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
بِأَمْوَٰلِهِمْ
mallarıyla
وَأَنفُسِهِمْ
ve canlarıyla
أَعْظَمُ
daha büyüktür
دَرَجَةً
dereceleri
عِندَ
katında
ٱللَّهِ ۚ
Allah
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
ve işte
هُمُ
onlardır
ٱلْفَآئِزُونَ
kurtuluşa erenler

Diyanet İşleri Mealiİnanan, hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihat eden kimselere Allah katında en büyük dereceler vardır. İşte kurtulanlar onlardır

Saheeh InternationalThe ones who have believed, emigrated and striven in the cause of Allah with their wealth and their lives are greater in rank in the sight of Allah. And it is those who are the attainers [of success]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين آمنوا وهاجروا وجاهدوا في سبيل الله بأموالهم وأنفسهم أعظم درجة» رتبة «عند الله» من غيرهم «وأولئك هم الفائزون» الظافرون بالخير.

9:21
يُبَشِّرُهُمْ رَبُّهُم بِرَحْمَةٍ مِّنْهُ وَرِضْوَٲنٍ وَجَنَّـٰتٍ لَّهُمْ فِيهَا نَعِيمٌ مُّقِيمٌ
يُبَشِّرُهُمْ
onları müjdeler
رَبُّهُم
Rableri
بِرَحْمَةٍۢ
bir rahmetle
مِّنْهُ
kendisinden
وَرِضْوَٰنٍۢ
ve rızasıyla
وَجَنَّـٰتٍۢ
ve cennetlerle
لَّهُمْ
bulunan
فِيهَا
içinde
نَعِيمٌۭ
nimetler
مُّقِيمٌ
tükenmeyen

Diyanet İşleri MealiRableri onlara katından bir rahmet, hoşnutluk ve içinde tükenmez nimetler bulunan cennetleri müjdeler. Doğrusu büyük ecir Allah katındadır

Saheeh InternationalTheir Lord gives them good tidings of mercy from Him and approval and of gardens for them wherein is enduring pleasure

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يبشرهم ربهم برحمة منه ورضوان وجنات لهم فيها نعيم مقيم» دائم.

9:22
خَـٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عِندَهُۥٓ أَجْرٌ عَظِيمٌ
خَـٰلِدِينَ
kalacaklardır
فِيهَآ
orada
أَبَدًا ۚ
ebedi
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عِندَهُۥٓ
katındandır
أَجْرٌ
mükafat
عَظِيمٌۭ
büyük

Diyanet İşleri MealiRableri onlara katından bir rahmet, hoşnutluk ve içinde tükenmez nimetler bulunan cennetleri müjdeler. Doğrusu büyük ecir Allah katındadır

Saheeh International[They will be] abiding therein forever. Indeed, Allah has with Him a great reward

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«خالدين» حال مقدرة «فيها أبدا إن الله عنده أجر عظيم».

9:23
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَتَّخِذُوٓاْ ءَابَآءَكُمْ وَإِخْوَٲنَكُمْ أَوْلِيَآءَ إِنِ ٱسْتَحَبُّواْ ٱلْكُفْرَ عَلَى ٱلْإِيمَـٰنِ‌ۚ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَأُوْلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّـٰلِمُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
edinmeyin
تَتَّخِذُوٓا۟
take
ءَابَآءَكُمْ
babalarınızı
وَإِخْوَٰنَكُمْ
ve kardeşlerinizi
أَوْلِيَآءَ
veliler
إِنِ
eğer
ٱسْتَحَبُّوا۟
seviyorlarsa
ٱلْكُفْرَ
küfrü
عَلَى
karşı
ٱلْإِيمَـٰنِ ۚ
imana
وَمَن
ve kim
يَتَوَلَّهُم
onları veli tanırsa
مِّنكُمْ
sizden
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlardır
ٱلظَّـٰلِمُونَ
zalimler

Diyanet İşleri MealiEy inananlar! Babalarınızı, kardeşlerinizi küfrü imana tercih ediyorlarsa dost edinmeyin. Sizden onları kim dost edinirse doğrusu kendine yazık etmiş olurlar

Saheeh InternationalO you who have believed, do not take your fathers or your brothers as allies if they have preferred disbelief over belief. And whoever does so among you - then it is those who are the wrongdoers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل فيمن ترك الهجرة لأجل أهله وتجارته: «يا أيها الذين آمنوا لا تتخذوا آباءكم وإخوانكم أولياء إن استحبوا» اختاروا «الكفر على الإيمان ومن يتولهم منكم فأولئك هم الظالمون».

9:24 📚 3
قُلْ إِن كَانَ ءَابَآؤُكُمْ وَأَبْنَآؤُكُمْ وَإِخْوَٲنُكُمْ وَأَزْوَٲجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَأَمْوَٲلٌ ٱقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَـٰرَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَـٰكِنُ تَرْضَوْنَهَآ أَحَبَّ إِلَيْكُم مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَجِهَادٍ فِى سَبِيلِهِۦ فَتَرَبَّصُواْ حَتَّىٰ يَأْتِىَ ٱللَّهُ بِأَمْرِهِۦ‌ۗ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلْفَـٰسِقِينَ
قُلْ
de ki
إِن
eğer
كَانَ
ise
ءَابَآؤُكُمْ
babalarınız
وَأَبْنَآؤُكُمْ
ve oğullarınız
وَإِخْوَٰنُكُمْ
ve kardeşleriniz
وَأَزْوَٰجُكُمْ
ve eşleriniz
وَعَشِيرَتُكُمْ
ve hısım akrabanız
وَأَمْوَٰلٌ
ve mallar
ٱقْتَرَفْتُمُوهَا
kazandığınız
وَتِجَـٰرَةٌۭ
ve ticaret(iniz)
تَخْشَوْنَ
korktuğunuz
كَسَادَهَا
düşmesinden
وَمَسَـٰكِنُ
ve konutlar
تَرْضَوْنَهَآ
hoşlandığınız
أَحَبَّ
daha sevgili (ise)
إِلَيْكُم
size
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
وَرَسُولِهِۦ
ve Elçisi(nden)
وَجِهَادٍۢ
ve cihad etmekten
فِى
O'nun yolunda
سَبِيلِهِۦ
His way
فَتَرَبَّصُوا۟
o halde gözetleyin
حَتَّىٰ
kadar
يَأْتِىَ
getirinceye
ٱللَّهُ
Allah
بِأَمْرِهِۦ ۗ
emrini
وَٱللَّهُ
ve Allah
لَا
(doğru) yola iletmez
يَهْدِى
guide
ٱلْقَوْمَ
topluluğu
ٱلْفَـٰسِقِينَ
yoldan çıkmış

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabanız, elde ettiğiniz mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz ticaret, hoşunuza giden evler sizce Allah'tan, Peygamberinden ve Allah yolunda savaşmaktan daha sevgili ise, Allah'ın buyruğu gelene kadar bekleyin. Allah fasık kimseleri doğru yola eriştirmez

Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "If your fathers, your sons, your brothers, your wives, your relatives, wealth which you have obtained, commerce wherein you fear decline, and dwellings with which you are pleased are more beloved to you than Allah and His Messenger and jihad in His cause, then wait until Allah executes His command. And Allah does not guide the defiantly disobedient people

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل إن كان آباؤكم وأبناؤكم وإخوانكم وأزواجكم وعشيرتكم» أقرباؤكم وفي قراءة عشيرتكم «وأموال اقترفتموها» اكتسبتموها «وتجارة تخشون كسادها» عدم نفادها «ومساكن ترضونها أحبَّ إليكم من الله ورسوله وجهادِ في سبيله» فقعدتم لأجله عن الهجرة والجهاد «فتربَّصوا» انتظروا «حتى يأتي الله بأمره» تهديد لهم «والله لا يهدي القوم الفاسقين».

9:25 📚 4
لَقَدْ نَصَرَكُمُ ٱللَّهُ فِى مَوَاطِنَ كَثِيرَةٍ‌ۙ وَيَوْمَ حُنَيْنٍ‌ۙ إِذْ أَعْجَبَتْكُمْ كَثْرَتُكُمْ فَلَمْ تُغْنِ عَنكُمْ شَيْــًٔا وَضَاقَتْ عَلَيْكُمُ ٱلْأَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ ثُمَّ وَلَّيْتُم مُّدْبِرِينَ
لَقَدْ
andolsun
نَصَرَكُمُ
size yardım etmişti
ٱللَّهُ
Allah
فِى
yerlerde
مَوَاطِنَ
regions
كَثِيرَةٍۢ ۙ
birçok
وَيَوْمَ
ve gününde
حُنَيْنٍ ۙ
Huneyn
إِذْ
hani
أَعْجَبَتْكُمْ
sizi böbürlendirmişti
كَثْرَتُكُمْ
çokluğunuz
فَلَمْ
fakat
تُغْنِ
sağlamamıştı
عَنكُمْ
size
شَيْـًۭٔا
hiçbir yarar
وَضَاقَتْ
ve dar gelmişti
عَلَيْكُمُ
başınıza
ٱلْأَرْضُ
yeryüzü
بِمَا
rağmen
رَحُبَتْ
bütün genişliğine
ثُمَّ
nihayet
وَلَّيْتُم
dönmüştünüz
مُّدْبِرِينَ
gerisin geri

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki Allah size birçok yerlerde, ve çokluğunuzun sizi böbürlendirdiği fakat bir faydası da olmadığı, yeryüzünün geniş olmasına rağmen size dar gelip de bozularak arkanıza döndüğünüz Huneyn gününde yardım etmişti

Saheeh InternationalAllah has already given you victory in many regions and [even] on the day of Hunayn, when your great number pleased you, but it did not avail you at all, and the earth was confining for you with its vastness; then you turned back, fleeing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لقد نصركم الله في مواطن» للحرب «كثيرة» كبدر وقريظة والنضير «و» اذكر «يوم حنين» واد بين مكة والطائف أي يوم قتالكم فيه هوازن وذلك في شوّال سنة ثمان «إذ» بدل من يوم «أعجبتكم كثرتكم» فقلتم لن نُغلب اليوم من قلة وكانوا اثني عشر ألفا والكفار أربعة آلاف «فلم تغن عنكم شيئا وضاقت عليكم الأرض بما رحبت» ما مصدرية أي مع رحبها أي سعتها فلم تجدوا مكانا تطمئنون إليه لشدة ما لحقكم من الخوف «ثم وليتم مدبرين» منهزمين وثبت النبي صلى الله عليه وسلم على بغلته البيضاء وليس معه غير العباس وأبو سفيان آخذ بركابه.

9:26
ثُمَّ أَنزَلَ ٱللَّهُ سَكِينَتَهُۥ عَلَىٰ رَسُولِهِۦ وَعَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ وَأَنزَلَ جُنُودًا لَّمْ تَرَوْهَا وَعَذَّبَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ‌ۚ وَذَٲلِكَ جَزَآءُ ٱلْكَـٰفِرِينَ
ثُمَّ
sonra
أَنزَلَ
indirdi
ٱللَّهُ
Allah
سَكِينَتَهُۥ
sekinetini
عَلَىٰ
üzerine
رَسُولِهِۦ
Elçisinin
وَعَلَى
ve üzerine
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minlerin
وَأَنزَلَ
ve indirdi
جُنُودًۭا
askerler
لَّمْ
sizin görmediğiniz
تَرَوْهَا
which you did not see
وَعَذَّبَ
ve azab etti
ٱلَّذِينَ
olanlara
كَفَرُوا۟ ۚ
kafirlere
وَذَٰلِكَ
işte budur
جَزَآءُ
cezası
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirlerin

Diyanet İşleri MealiBozgundan sonra Allah, Peygamberine, müminlere güvenlik verdi ve görmediğiniz askerler indirdi; inkar edenleri azaba uğrattı. İnkarcıların cezası budur

Saheeh InternationalThen Allah sent down His tranquillity upon His Messenger and upon the believers and sent down soldiers angels whom you did not see and punished those who disbelieved. And that is the recompense of the disbelievers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم أنزل الله سكينته» طمأنينته «على رسوله وعلى المؤمنين» فردوا إلى النبي صلى الله عليه وسلم لما ناداهم العباس بإذنه وقاتلوا «وأنزل جنودا لم تروها» ملائكة «وعذَّب الذين كفروا» بالقتل والأسر «وذلك جزاء الكافرين».

9:27 📚 1
ثُمَّ يَتُوبُ ٱللَّهُ مِنۢ بَعْدِ ذَٲلِكَ عَلَىٰ مَن يَشَآءُ‌ۗ وَٱللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
ثُمَّ
sonra
يَتُوبُ
tevbesini kabul eder
ٱللَّهُ
Allah
مِنۢ
ardından
بَعْدِ
after
ذَٰلِكَ
bunun
عَلَىٰ
kimsenin
مَن
whom
يَشَآءُ ۗ
dilediği
وَٱللَّهُ
ve Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiAllah bundan sonra da dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah bağışlar ve merhamet eder

Saheeh InternationalThen Allah will accept repentance after that for whom He wills; and Allah is Forgiving and Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم يتوب الله من بعد ذلك على من يشاء» منهم بالإسلام «والله غفور رحيم».

9:28 📚 5
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِنَّمَا ٱلْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ فَلَا يَقْرَبُواْ ٱلْمَسْجِدَ ٱلْحَرَامَ بَعْدَ عَامِهِمْ هَـٰذَا‌ۚ وَإِنْ خِفْتُمْ عَيْلَةً فَسَوْفَ يُغْنِيكُمُ ٱللَّهُ مِن فَضْلِهِۦٓ إِن شَآءَ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
إِنَّمَا
şüphesiz
ٱلْمُشْرِكُونَ
ortak koşanlar
نَجَسٌۭ
pisliktir
فَلَا
artık
يَقْرَبُوا۟
yaklaşmasınlar
ٱلْمَسْجِدَ
Mescid-i
ٱلْحَرَامَ
Haram'a
بَعْدَ
sonra
عَامِهِمْ
yıllarından
هَـٰذَا ۚ
bu
وَإِنْ
ve eğer
خِفْتُمْ
korkarsanız
عَيْلَةًۭ
yoksulluğa düşmekten
فَسَوْفَ
yakında
يُغْنِيكُمُ
sizi zengin edecektir
ٱللَّهُ
Allah
مِن
kendi lutfundan
فَضْلِهِۦٓ
His Bounty
إِن
eğer
شَآءَ ۚ
dilerse
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَلِيمٌ
bilendir
حَكِيمٌۭ
hikmet sahibidir

Diyanet İşleri MealiEy inananlar! Doğrusu puta tapanlar pistirler, bu sebeple, bu yıllardan sonra Mescidi Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer fakirlikten korkarsanız, bilin ki Allah dilerse sizi bol nimetiyle zenginleştirecektir. Allah şüphesiz bilendir, hakimdir

Saheeh InternationalO you who have believed, indeed the polytheists are unclean, so let them not approach al-Masjid al-Haram after this, their [final] year. And if you fear privation, Allah will enrich you from His bounty if He wills. Indeed, Allah is Knowing and Wise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا إنما المشركون نجس» قذر لخبث باطنهم «فلا يقربوا المسجد الحرام» أي لا يدخلوا الحرم «بعد عامهم هذا» عام تسع من الهجرة «وإن خفتم عَيْلةٌ» فقرا بانقطاع تجارتهم عنكم «فسوف يغنيكم الله من فضله إن شاء» وقد أغناهم بالفتوح والجزية «إن الله عليم حكيم».

9:29 📚 16
قَـٰتِلُواْ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَلَا بِٱلْيَوْمِ ٱلْأَخِرِ وَلَا يُحَرِّمُونَ مَا حَرَّمَ ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥ وَلَا يَدِينُونَ دِينَ ٱلْحَقِّ مِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلْكِتَـٰبَ حَتَّىٰ يُعْطُواْ ٱلْجِزْيَةَ عَن يَدٍ وَهُمْ صَـٰغِرُونَ
قَـٰتِلُوا۟
savaşın
ٱلَّذِينَ
kimselerle
لَا
inanmayan
يُؤْمِنُونَ
believe
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَلَا
ve
بِٱلْيَوْمِ
gününe
ٱلْـَٔاخِرِ
ahiret
وَلَا
ve
يُحَرِّمُونَ
haram saymayanlarla
مَا
ne ki
حَرَّمَ
haram kıldı
ٱللَّهُ
Allah
وَرَسُولُهُۥ
ve Elçisi
وَلَا
ve din edinmeyenlerle
يَدِينُونَ
they acknowledge
دِينَ
dini
ٱلْحَقِّ
gerçek
مِنَ
kendilerine
ٱلَّذِينَ
those who
أُوتُوا۟
verilenlerden
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitap
حَتَّىٰ
zamana kadar
يُعْطُوا۟
verecekleri
ٱلْجِزْيَةَ
cizye
عَن
elleriyle
يَدٍۢ
willingly
وَهُمْ
onlar
صَـٰغِرُونَ
küçülerek (boyun eğerek)

Diyanet İşleri MealiKitap verilenlerden, Allah'a, ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Peygamberinin haram kıldığını haram saymayan, hak dinini din edinmeyenlerle, boyunlarını büküp kendi elleriyle cizye verene kadar savaşın

Saheeh InternationalFight those who do not believe in Allah or in the Last Day and who do not consider unlawful what Allah and His Messenger have made unlawful and who do not adopt the religion of truth from those who were given the Scripture - [fight] until they give the jizyah willingly while they are humbled

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قاتلوا الذين لا يؤمنون بالله ولا باليوم الآخر» وإلا لآمنوا بالنبي صلى الله عليه وسلم «ولا يحرِّمون ما حرَّم الله ورسوله» كالخمر «ولا يدينون دين الحق» الثابت الناسخ لغيره من الأديان وهو دين الإسلام

9:30
وَقَالَتِ ٱلْيَهُودُ عُزَيْرٌ ٱبْنُ ٱللَّهِ وَقَالَتِ ٱلنَّصَـٰرَى ٱلْمَسِيحُ ٱبْنُ ٱللَّهِ‌ۖ ذَٲلِكَ قَوْلُهُم بِأَفْوَٲهِهِمْ‌ۖ يُضَـٰهِــُٔونَ قَوْلَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِن قَبْلُ‌ۚ قَـٰتَلَهُمُ ٱللَّهُ‌ۚ أَنَّىٰ يُؤْفَكُونَ
وَقَالَتِ
ve dediler ki
ٱلْيَهُودُ
Yahudiler
عُزَيْرٌ
Uzeyr
ٱبْنُ
oğludur
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَقَالَتِ
ve dediler
ٱلنَّصَـٰرَى
Hıristiyanlar
ٱلْمَسِيحُ
Mesih
ٱبْنُ
oğludur
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ın
ذَٰلِكَ
bu
قَوْلُهُم
onların sözleridir
بِأَفْوَٰهِهِمْ ۖ
ağızlarıyla (geveledikleri)
يُضَـٰهِـُٔونَ
benzetiyorlar
قَوْلَ
sözlerine
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوا۟
inkar edenlerin
مِن
önceden
قَبْلُ ۚ
before
قَـٰتَلَهُمُ
onları kahretsin
ٱللَّهُ ۚ
Allah
أَنَّىٰ
nasıl da
يُؤْفَكُونَ
çevriliyorlar

Diyanet İşleri MealiYahudiler, "Üzeyr Allah'ın oğludur" dediler; Hıristiyanlar, "Mesih Allah'ın oğludur" dediler. Bu, daha önce inkar edenlerin sözlerine benzeterek ağızlarında geveledikleri sözdür. Allah onları yok etsin, nasıl da uyduruyorlar

Saheeh InternationalThe Jews say, "Ezra is the son of Allah "; and the Christians say, "The Messiah is the son of Allah." That is their statement from their mouths; they imitate the saying of those who disbelieved [before them]. May Allah destroy them; how are they deluded

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقالت اليهود عُزَيْرٌ ابن الله وقالت النصارى المسيح» عيسى «ابن الله ذلك قولهم بأفواههم» لا مستند لهم عليه بل «يضاهئون» يشابهون به «قول الذين كفروا من قبل» من آبائهم تقليدا لهم «قاتلهم» لعنهم «الله أنَّى» كيف «يُؤفكون» يُصرفون عن الحق مع قيام الدليل.

9:31 📚 1
ٱتَّخَذُوٓاْ أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَـٰنَهُمْ أَرْبَابًا مِّن دُونِ ٱللَّهِ وَٱلْمَسِيحَ ٱبْنَ مَرْيَمَ وَمَآ أُمِرُوٓاْ إِلَّا لِيَعْبُدُوٓاْ إِلَـٰهًا وَٲحِدًا‌ۖ لَّآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ‌ۚ سُبْحَـٰنَهُۥ عَمَّا يُشْرِكُونَ
ٱتَّخَذُوٓا۟
edindiler
أَحْبَارَهُمْ
hahamlarını
وَرُهْبَـٰنَهُمْ
ve rahiplerini
أَرْبَابًۭا
rabler
مِّن
ayrı
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
وَٱلْمَسِيحَ
ve Mesih'i de
ٱبْنَ
oğlu
مَرْيَمَ
Meryem
وَمَآ
oysa emredilmemişti
أُمِرُوٓا۟
they were commanded
إِلَّا
dışında
لِيَعْبُدُوٓا۟
ibadet etmeleri
إِلَـٰهًۭا
bir ilaha
وَٰحِدًۭا ۖ
tek olan
لَّآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ ۚ
O'ndan
سُبْحَـٰنَهُۥ
O münezzehtir
عَمَّا
şeylerden
يُشْرِكُونَ
ortak koştukları

Diyanet İşleri MealiOnlar Allah'ı bırakıp hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu Mesih'i rableri olarak kabul ettiler. Oysa tek Tanrı'dan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuşlardı. Ondan başka tanrı yoktur. Allah, koştukları eşlerden münezzehtir

Saheeh InternationalThey have taken their scholars and monks as lords besides Allah, and [also] the Messiah, the son of Mary. And they were not commanded except to worship one God; there is no deity except Him. Exalted is He above whatever they associate with Him

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«اتَّخذوا أحبارهم» علماء اليهود «ورهبانهم» عبَّاد النصارى «أربابا من دون الله» حيث اتبعوهم في تحليل ما حرم الله وتحريم ما أحل «والمسيح بن مريم وما أمروا» في التوراة والإنجيل «إلا ليعبدوا» أي بأن يعبدوا «إلها واحدا لا إله إلا هو سبحانه» تنزيها له «عما يشركون».

9:32 📚 1
يُرِيدُونَ أَن يُطْفِــُٔواْ نُورَ ٱللَّهِ بِأَفْوَٲهِهِمْ وَيَأْبَى ٱللَّهُ إِلَّآ أَن يُتِمَّ نُورَهُۥ وَلَوْ كَرِهَ ٱلْكَـٰفِرُونَ
يُرِيدُونَ
istiyorlar
أَن
söndürmek
يُطْفِـُٔوا۟
extinguish
نُورَ
nurunu
ٱللَّهِ
Allah'ın
بِأَفْوَٰهِهِمْ
ağızlariyle
وَيَأْبَى
halbuki istemez
ٱللَّهُ
Allah
إِلَّآ
başkasını
أَن
tamamlamaktan
يُتِمَّ
perfect
نُورَهُۥ
nurunu
وَلَوْ
şayet
كَرِهَ
hoşlanmasa da
ٱلْكَـٰفِرُونَ
kafirler

Diyanet İşleri MealiAllah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Kafirler istemese de Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır

Saheeh InternationalThey want to extinguish the light of Allah with their mouths, but Allah refuses except to perfect His light, although the disbelievers dislike it

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يريدون أن يطفئوا نور الله» شرعه وبراهينه «بأفواههم» بأقوالهم فيه «ويأبى الله إلا أن يتم» يظهر «نوره ولو كره الكافرون» ذلك.

9:33 📚 9
هُوَ ٱلَّذِىٓ أَرْسَلَ رَسُولَهُۥ بِٱلْهُدَىٰ وَدِينِ ٱلْحَقِّ لِيُظْهِرَهُۥ عَلَى ٱلدِّينِ كُلِّهِۦ وَلَوْ كَرِهَ ٱلْمُشْرِكُونَ
هُوَ
O
ٱلَّذِىٓ
ki
أَرْسَلَ
gönderdi
رَسُولَهُۥ
Elçisini
بِٱلْهُدَىٰ
hidayetle
وَدِينِ
ve din ile
ٱلْحَقِّ
hak
لِيُظْهِرَهُۥ
onu çıkarsın diye
عَلَى
üstüne
ٱلدِّينِ
din(ler)in
كُلِّهِۦ
bütün
وَلَوْ
şeayet
كَرِهَ
hoşlanmasa da
ٱلْمُشْرِكُونَ
ortak koşanlar

Diyanet İşleri MealiPuta tapanlar hoşlanmasa da, dinini bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini doğru yol ve hak dinle gönderen Allah'tır

Saheeh InternationalIt is He who has sent His Messenger with guidance and the religion of truth to manifest it over all religion, although they who associate others with Allah dislike it

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«هو الذي أرسل رسوله» محمدا صلى الله عليه وسلم «بالهدى ودين الحق ليُظهره» يعليه «على الدين كله» جميع الأديان المخالفة له «ولو كره المشركون» ذلك.

9:34 📚 7
۞ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِنَّ كَثِيرًا مِّنَ ٱلْأَحْبَارِ وَٱلرُّهْبَانِ لَيَأْكُلُونَ أَمْوَٲلَ ٱلنَّاسِ بِٱلْبَـٰطِلِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ‌ۗ وَٱلَّذِينَ يَكْنِزُونَ ٱلذَّهَبَ وَٱلْفِضَّةَ وَلَا يُنفِقُونَهَا فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ فَبَشِّرْهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
۞ يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inananlar
إِنَّ
şüphesiz
كَثِيرًۭا
birçoğu
مِّنَ
hahamlardan
ٱلْأَحْبَارِ
the rabbis
وَٱلرُّهْبَانِ
ve rahipler(den)
لَيَأْكُلُونَ
yerler
أَمْوَٰلَ
mallarını
ٱلنَّاسِ
insanların
بِٱلْبَـٰطِلِ
haksızlıkla
وَيَصُدُّونَ
ve çevirirler
عَن
yolundan
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ ۗ
Allah
وَٱلَّذِينَ
kimseler
يَكْنِزُونَ
yığan
ٱلذَّهَبَ
altın
وَٱلْفِضَّةَ
ve gümüşü
وَلَا
ve
يُنفِقُونَهَا
onları harcamayanlar
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
فَبَشِّرْهُم
işte onlara müjdele
بِعَذَابٍ
bir azabı
أَلِيمٍۢ
acıklı

Diyanet İşleri MealiEy inananlar! Hahamlar ve rahiplerin çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler. Allah yolundan alıkoyarlar. Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda sarf etmeyenlere can yakıcı bir azabı müjdele

Saheeh InternationalO you who have believed, indeed many of the scholars and the monks devour the wealth of people unjustly and avert [them] from the way of Allah. And those who hoard gold and silver and spend it not in the way of Allah - give them tidings of a painful punishment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا إن كثيرا من الأحبار والرهبان ليأكلون» يأخذون «أموال الناس بالباطل» كالرشا في الحكم «ويصدون» الناس «عن سبيل الله» دينه «والذين» مبتدأ «يكنزون الذهب والفضة ولا ينفقونها» أي الكنوز «في سبيل الله» أي لا يأدون منها حقه من الزكاة والخير «فبشرهم» أخبرهم «بعذاب أليم» مؤلم.

9:35 📚 1
يَوْمَ يُحْمَىٰ عَلَيْهَا فِى نَارِ جَهَنَّمَ فَتُكْوَىٰ بِهَا جِبَاهُهُمْ وَجُنُوبُهُمْ وَظُهُورُهُمْ‌ۖ هَـٰذَا مَا كَنَزْتُمْ لِأَنفُسِكُمْ فَذُوقُواْ مَا كُنتُمْ تَكْنِزُونَ
يَوْمَ
O gün
يُحْمَىٰ
kızdırılır
عَلَيْهَا
üzerleri
فِى
içinde
نَارِ
ateşi
جَهَنَّمَ
cehennem
فَتُكْوَىٰ
dağlanır
بِهَا
bunlarla
جِبَاهُهُمْ
onların alınları
وَجُنُوبُهُمْ
ve yanları
وَظُهُورُهُمْ ۖ
ve sırtları
هَـٰذَا
(işte) budur
مَا
şeyler
كَنَزْتُمْ
yığdıklarınız
لِأَنفُسِكُمْ
nefisleriniz için
فَذُوقُوا۟
o halde tadın
مَا
şeyleri
كُنتُمْ
olduğunuz
تَكْنِزُونَ
yığıyor(lar)

Diyanet İşleri MealiBunlar cehennem ateşinde kızdırıldığı gün, alınları, böğürleri ve sırtları onlarla dağlanacak, "Bu, kendiniz için biriktirdiğinizdir; biriktirdiğinizi tadın" denecek

Saheeh InternationalThe Day when it will be heated in the fire of Hell and seared therewith will be their foreheads, their flanks, and their backs, [it will be said], "This is what you hoarded for yourselves, so taste what you used to hoard

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يوم يحمى عليها في نار جهنم فتكوى» تحرق «بها جباههم وجنوبهم وظهورهم» وتوسع جلودهم حتى توضع عليها كلها ويقال لهم «هذا ما كنزتم لأنفسكم فذوقوا ما كنتم تكنزون» أي جزاءه.

9:36 📚 8
إِنَّ عِدَّةَ ٱلشُّهُورِ عِندَ ٱللَّهِ ٱثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فِى كِتَـٰبِ ٱللَّهِ يَوْمَ خَلَقَ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلْأَرْضَ مِنْهَآ أَرْبَعَةٌ حُرُمٌ‌ۚ ذَٲلِكَ ٱلدِّينُ ٱلْقَيِّمُ‌ۚ فَلَا تَظْلِمُواْ فِيهِنَّ أَنفُسَكُمْ‌ۚ وَقَـٰتِلُواْ ٱلْمُشْرِكِينَ كَآفَّةً كَمَا يُقَـٰتِلُونَكُمْ كَآفَّةً‌ۚ وَٱعْلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلْمُتَّقِينَ
إِنَّ
şüphesiz
عِدَّةَ
sayısı
ٱلشُّهُورِ
ayların
عِندَ
katında
ٱللَّهِ
Allah'ın
ٱثْنَا
(on) iki
عَشَرَ
on (iki)
شَهْرًۭا
aydır
فِى
kitabında
كِتَـٰبِ
(the) ordinance
ٱللَّهِ
Allah'ın
يَوْمَ
günden beri
خَلَقَ
yarattığı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
مِنْهَآ
bunlardan
أَرْبَعَةٌ
dördü
حُرُمٌۭ ۚ
haram(ay)lardır
ذَٰلِكَ
işte budur
ٱلدِّينُ
din
ٱلْقَيِّمُ ۚ
doğru
فَلَا
zulmetmeyin
تَظْلِمُوا۟
wrong
فِيهِنَّ
(o aylar) içinde
أَنفُسَكُمْ ۚ
kendinize
وَقَـٰتِلُوا۟
ve savaşın
ٱلْمُشْرِكِينَ
ortak koşanlarla
كَآفَّةًۭ
topyekun
كَمَا
nasıl
يُقَـٰتِلُونَكُمْ
sizinle savaşıyorlarsa
كَآفَّةًۭ ۚ
topyekun
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
مَعَ
beraberdir
ٱلْمُتَّقِينَ
korunanlarla

Diyanet İşleri MealiAllah'ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah'a göre ayların sayısı onikidir. Bunlardan dördü hürmetli aydır. Bu dosdoğru bir nizamdır. Öyleyse o aylar içinde kendinize yazık etmeyin, topyekun sizinle savaşan putperestlerle siz de topyekun savaşın, Allah'ın sakınanlarla beraber olduğunu bilin

Saheeh InternationalIndeed, the number of months with Allah is twelve [lunar] months in the register of Allah [from] the day He created the heavens and the earth; of these, four are sacred. That is the correct religion, so do not wrong yourselves during them. And fight against the disbelievers collectively as they fight against you collectively. And know that Allah is with the righteous [who fear Him]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن عدة الشهور» المعتد بها للسنة «عند الله اثنا عشر شهرا في كتاب الله» اللوح المحفوظ «يوم خلق السماوات والأرض منها» أي الشهور «أربعة حرم» محرَّمة ذو القعدة وذو الحجة والمحرم ورجب «ذلك» أي تحريمها «الدين القيم» المستقيم «فلا تظلموا فيهن» أي الأشهر الحرم «أنفسكم» بالمعاصي فإنها فيها أعظم وزرا وقيل في الأشهر كلها «وقاتلوا المشركين كافة» جميعا في كل الشهور «كما يقاتلونكم كافة واعلموا أن الله مع المتقين» بالعون والنصر.

9:37 📚 1
إِنَّمَا ٱلنَّسِىٓءُ زِيَادَةٌ فِى ٱلْكُفْرِ‌ۖ يُضَلُّ بِهِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ يُحِلُّونَهُۥ عَامًا وَيُحَرِّمُونَهُۥ عَامًا لِّيُوَاطِــُٔواْ عِدَّةَ مَا حَرَّمَ ٱللَّهُ فَيُحِلُّواْ مَا حَرَّمَ ٱللَّهُ‌ۚ زُيِّنَ لَهُمْ سُوٓءُ أَعْمَـٰلِهِمْ‌ۗ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلْكَـٰفِرِينَ
إِنَّمَا
şüphesiz
ٱلنَّسِىٓءُ
ertelemek
زِيَادَةٌۭ
daha ileri gitmektir
فِى
küfürde
ٱلْكُفْرِ ۖ
the disbelief
يُضَلُّ
saptırılır
بِهِ
onunla
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
يُحِلُّونَهُۥ
onu helal sayarlar
عَامًۭا
bir yıl
وَيُحَرِّمُونَهُۥ
ve haram sayarlar
عَامًۭا
bir yıl
لِّيُوَاطِـُٔوا۟
denk gelsin diye
عِدَّةَ
sayısı
مَا
haram kıldığının
حَرَّمَ
Allah has made unlawful
ٱللَّهُ
Allah'ın
فَيُحِلُّوا۟
helal yapsınlar
مَا
haram kıldığını
حَرَّمَ
Allah has made unlawful
ٱللَّهُ ۚ
Allah'ın
زُيِّنَ
süslü gösterildi
لَهُمْ
kendilerine
سُوٓءُ
kötülüğü
أَعْمَـٰلِهِمْ ۗ
yaptıkları işin
وَٱللَّهُ
ve Allah
لَا
yol göstermez
يَهْدِى
guide
ٱلْقَوْمَ
toplumuna
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirler

Diyanet İşleri MealiSapıtmak için hürmetli ayların yerlerini değiştirip geciktirmek, küfürde gerçekten ileri gitmekdir. İnkar edenler Allah'ın haram kıldığı ayların sayısına uydurmak için, onu bir yıl haram, bir yıl helal sayıyor, böylece Allah'ın haram kıldığını helalkılıyorlar. Kötü işleri kendilerine güzel göründü. Allah inkar eden toplumu doğru yola eriştirmez

Saheeh InternationalIndeed, the postponing [of restriction within sacred months] is an increase in disbelief by which those who have disbelieved are led [further] astray. They make it lawful one year and unlawful another year to correspond to the number made unlawful by Allah and [thus] make lawful what Allah has made unlawful. Made pleasing to them is the evil of their deeds; and Allah does not guide the disbelieving people

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنما النسيء» أي التأخير لحرمة شهر إلى آخر كما كانت الجاهلية تفعله من تأخير حرمة المحرم إذا هلَّ وهم في القتال إلى صفر «زيادة في الكفر» لكفرهم بحكم الله فيه «يُضَلٌ» بضم الياء وفتحها «به الذين كفروا يحلونه» أي النسيء «عاما ويحرمونه عاما ليواطئوا» يوافقوا بتحليل شهر وتحريم آخر بدله «عدة» عدد «ما حرم الله» من الأشهر فلا يزيدوا على تحريم أربعة ولا ينقصوا ولا ينظروا إلى أعيانها «فيحلوا ما حرم الله زُيِّن لهم سوء أعمالهم» فظنوه حسنا «والله لا يهدي القوم الكافرين».

9:38 📚 9
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَا لَكُمْ إِذَا قِيلَ لَكُمُ ٱنفِرُواْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ ٱثَّاقَلْتُمْ إِلَى ٱلْأَرْضِ‌ۚ أَرَضِيتُم بِٱلْحَيَوٲةِ ٱلدُّنْيَا مِنَ ٱلْأَخِرَةِ‌ۚ فَمَا مَتَـٰعُ ٱلْحَيَوٲةِ ٱلدُّنْيَا فِى ٱلْأَخِرَةِ إِلَّا قَلِيلٌ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
مَا
ne oldu ki?
لَكُمْ
size
إِذَا
zaman
قِيلَ
dendiği
لَكُمُ
size
ٱنفِرُوا۟
savaşa çıkın
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
ٱثَّاقَلْتُمْ
çakılıp kaldınız
إِلَى
yere
ٱلْأَرْضِ ۚ
the earth
أَرَضِيتُم
razı mı oldunuz?
بِٱلْحَيَوٰةِ
hayatına
ٱلدُّنْيَا
dünya
مِنَ
karşılık
ٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ
ahirete
فَمَا
ama
مَتَـٰعُ
geçimi
ٱلْحَيَوٰةِ
hayatının
ٱلدُّنْيَا
dünya
فِى
göre
ٱلْـَٔاخِرَةِ
ahirete
إِلَّا
pek
قَلِيلٌ
azdır

Diyanet İşleri MealiEy inananlar! Size ne oldu ki, "Allah yolunda, savaşa çıkın" dendiği zaman yere çöküp kaldınız? Oysa dünya hayatının geçimi ahirete göre pek az bir şeydir

Saheeh InternationalO you who have believed, what is [the matter] with you that, when you are told to go forth in the cause of Allah, you adhere heavily to the earth? Are you satisfied with the life of this world rather than the Hereafter? But what is the enjoyment of worldly life compared to the Hereafter except a [very] little

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل لما دعا النبي صلى الله عليه وسلم الناس إلى غزوة تبوك وكانوا في عسرة وشدة حر فشق عليهم «يا أيها الذين آمنوا مالكم إذا قيل لكم انفروا في سبيل الله اثاقلتم» بإدغام التاء في الأصل في المثلثة واجتلاب همزة الوصل أي تباطأتم وملتم عن الجهاد «إلى الأرض» والقعود فيها والاستفهام للتوبيخ «أرضيتم بالحياة الدنيا» ولذاتها «من الآخرة» أي بدل نعيمها «فما متاع الحياة الدنيا في» جنب متاع «الآخرة إلا قليل» حقير.

9:39
إِلَّا تَنفِرُواْ يُعَذِّبْكُمْ عَذَابًا أَلِيمًا وَيَسْتَبْدِلْ قَوْمًا غَيْرَكُمْ وَلَا تَضُرُّوهُ شَيْــًٔا‌ۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
إِلَّا
eğer
تَنفِرُوا۟
topluca (savaşa) çıkmazsanız
يُعَذِّبْكُمْ
size azabeder
عَذَابًا
bir azapla
أَلِيمًۭا
acıklı
وَيَسْتَبْدِلْ
ve yerinize getirir
قَوْمًا
bir topluluk
غَيْرَكُمْ
sizden başka
وَلَا
O'na zarar veremezsiniz
تَضُرُّوهُ
you can harm Him
شَيْـًۭٔا ۗ
hiçbir
وَٱللَّهُ
ve Allah
عَلَىٰ
her
كُلِّ
every
شَىْءٍۢ
şeyi
قَدِيرٌ
yapabilendir

Diyanet İşleri MealiÇıkmazsanız Allah size can yakıcı azabla azabeder ve yerinize başka bir millet getirir. O'na bir şey de yapamazsınız. Allah her şeye kadirdir

Saheeh InternationalIf you do not go forth, He will punish you with a painful punishment and will replace you with another people, and you will not harm Him at all. And Allah is over all things competent

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلاّ» بإدغام لا في نون إن الشرطية في الموضعين «تنفروا» تخرجوا مع النبي صلى الله عليه وسلم للجهاد «يعذبكم عذابا أليما» مؤلماً «ويستبدل قوما غيركم» أي يأت بهم بدلكم «ولا تضروه» أي الله أو النبيَّ صلى الله عليه وسلم «شيئا» بترك نصره فإن الله ناصر دينه «والله على كل شيء قدير» ومنه نصر دينه ونبيه.

9:40 📚 7
إِلَّا تَنصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ ٱللَّهُ إِذْ أَخْرَجَهُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ ثَانِىَ ٱثْنَيْنِ إِذْ هُمَا فِى ٱلْغَارِ إِذْ يَقُولُ لِصَـٰحِبِهِۦ لَا تَحْزَنْ إِنَّ ٱللَّهَ مَعَنَا‌ۖ فَأَنزَلَ ٱللَّهُ سَكِينَتَهُۥ عَلَيْهِ وَأَيَّدَهُۥ بِجُنُودٍ لَّمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ ٱلسُّفْلَىٰ‌ۗ وَكَلِمَةُ ٱللَّهِ هِىَ ٱلْعُلْيَا‌ۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
إِلَّا
eğer
تَنصُرُوهُ
siz ona yardım etmezseniz
فَقَدْ
iyi bilin ki
نَصَرَهُ
ona yardım etmişti
ٱللَّهُ
Allah
إِذْ
hani
أَخْرَجَهُ
(Mekke'den) çıkardıklarında
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
ثَانِىَ
ikincisiydi
ٱثْنَيْنِ
iki kişiden
إِذْ
iken
هُمَا
ikisi
فِى
mağarada
ٱلْغَارِ
the cave
إِذْ
hani
يَقُولُ
diyordu
لِصَـٰحِبِهِۦ
arkadaşına
لَا
üzülme
تَحْزَنْ
grieve
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
مَعَنَا ۖ
bizimle beraberdir
فَأَنزَلَ
(İşte o zaman) indirdi
ٱللَّهُ
Allah
سَكِينَتَهُۥ
sekinesini
عَلَيْهِ
onun üzerine
وَأَيَّدَهُۥ
ve onu destekledi
بِجُنُودٍۢ
askerlerle
لَّمْ
sizin görmediğiniz
تَرَوْهَا
which you did not see
وَجَعَلَ
ve kıldı
كَلِمَةَ
sözünü
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوا۟
inanmayan(ların)
ٱلسُّفْلَىٰ ۗ
alçak
وَكَلِمَةُ
ve sözü ise
ٱللَّهِ
Allah'ın
هِىَ
o
ٱلْعُلْيَا ۗ
yüce olandır
وَٱللَّهُ
ve Allah
عَزِيزٌ
daima üstündür
حَكِيمٌ
hüküm ve hikmet sahibidir

Diyanet İşleri MealiOna (Muhammed'e) yardım etmezseniz, bilin ki, inkar edenler onu Mekke'den çıkardıklarında mağarada bulunan iki kişiden biri olarak Allah ona yardım etmişti. Arkadaşına (Ebu Bekir'e) "Üzülme, Allah bizimledir" diyordu; Allah da ona güven vermiş, görmediğiniz askerlerle onu desteklemiş, inkar edenlerin sözünü alçaltmıştı. Ancak Allah'ın sözü yücedir. Allah güçlüdür, hakimdir

Saheeh InternationalIf you do not aid the Prophet - Allah has already aided him when those who disbelieved had driven him out [of Makkah] as one of two, when they were in the cave and he said to his companion, "Do not grieve; indeed Allah is with us." And Allah sent down his tranquillity upon him and supported him with angels you did not see and made the word of those who disbelieved the lowest, while the word of Allah - that is the highest. And Allah is Exalted in Might and Wise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلاّ تنصروه» أي النبيَّ صلى الله عليه وسلم «فقد نصره الله إذ» حين «أخرجه الذين كفروا» من مكة أي الجؤوه إلى الخروج لما أرادوا قتله أو حبسه أو نفيه بدار الندوة «ثاني اثنين» حال أي أحد اثنين والآخر أبو بكر - المعنى نصره الله في مثل تلك الحالة فلا يخذله في غيرها - «إذ» بدل من إذ قبله «هما في الغار» نقب في جبل ثور «إذ» بدل ثان «يقول لصاحبه» أبي بكر وقد قال له لما رأى أقدام المشركين لو نظر أحدهم تحت قدميه لأبصرنا «لا تحزن إن الله معنا» بنصره «فأنزل الله سكينته» طمأنينته «عليه» قيل على النبي * وقيل على أبي بكر «وأيَّده» أي النبي صلى الله عليه وسلم «بجنود لم تروها» ملائكة في الغار ومواطن قتاله «وجعل كلمة الذين كفروا» أي دعوة الشرك «السفلى» المغلوبة «وكلمة الله» أي كلمة الشهادة «هي العليا» الظاهرة الغالبة «والله عزيز» في ملكه «حكيم» في صنعه.

9:41
ٱنفِرُواْ خِفَافًا وَثِقَالاً وَجَـٰهِدُواْ بِأَمْوَٲلِكُمْ وَأَنفُسِكُمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ‌ۚ ذَٲلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
ٱنفِرُوا۟
savaşa çıkın
خِفَافًۭا
(gerek) hafif olarak
وَثِقَالًۭا
(gerek) ağır olarak
وَجَـٰهِدُوا۟
ve cihad edin
بِأَمْوَٰلِكُمْ
mallarınızla
وَأَنفُسِكُمْ
ve canlarınızla
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ ۚ
Allah
ذَٰلِكُمْ
bu
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
لَّكُمْ
sizin için
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
تَعْلَمُونَ
biliyor

Diyanet İşleri Mealiİsteyen, istemeyen, hepiniz savaşa çıkın. Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla cihat edin. Bilirseniz bu sizin için hayırlıdır

Saheeh InternationalGo forth, whether light or heavy, and strive with your wealth and your lives in the cause of Allah. That is better for you, if you only knew

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«انفِروا خفافا وثقالا» نشاطا وغير نشاط، وقيل أقوياء وضعفاء، أو أغنياء وفقراء، وهي منسوخة بآية (ليس على الضعفاء) «وجاهدوا بأموالكم وأنفسكم في سبيل الله ذلكم خير لكم إن كنتم تعلمون» أنه خير لكم فلا تثاقلوا.

9:42
لَوْ كَانَ عَرَضًا قَرِيبًا وَسَفَرًا قَاصِدًا لَّٱتَّبَعُوكَ وَلَـٰكِنۢ بَعُدَتْ عَلَيْهِمُ ٱلشُّقَّةُ‌ۚ وَسَيَحْلِفُونَ بِٱللَّهِ لَوِ ٱسْتَطَعْنَا لَخَرَجْنَا مَعَكُمْ يُهْلِكُونَ أَنفُسَهُمْ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّهُمْ لَكَـٰذِبُونَ
لَوْ
eğer
كَانَ
olsaydı
عَرَضًۭا
bir menfaat
قَرِيبًۭا
yakın
وَسَفَرًۭا
ve bir yolculuk
قَاصِدًۭا
orta
لَّٱتَّبَعُوكَ
elbette sana tabi olurlardı
وَلَـٰكِنۢ
fakat
بَعُدَتْ
uzak geldi
عَلَيْهِمُ
kendilerine
ٱلشُّقَّةُ ۚ
aşılacak mesafe
وَسَيَحْلِفُونَ
bir de yemin edecekler
بِٱللَّهِ
Allah'a
لَوِ
eğer (diye)
ٱسْتَطَعْنَا
gücümüz yetseydi
لَخَرَجْنَا
çıkardık
مَعَكُمْ
sizinle beraber
يُهْلِكُونَ
mahvediyorlar
أَنفُسَهُمْ
kendilerini
وَٱللَّهُ
ve Allah
يَعْلَمُ
biliyor;
إِنَّهُمْ
onların
لَكَـٰذِبُونَ
yalancı olduklarını

Diyanet İşleri MealiKolay bir kazanç, normal bir yolculuk olsaydı sana uyarlardı, fakat çıkılacak yol onlara uzak geldi, kendilerini helak ederek, "Gücümüz yetseydi sizinle beraber çıkardık" diye Allah'a yemin edeceklerdir. Allah, onların yalancı olduğunu elbette biliyor

Saheeh InternationalHad it been an easy gain and a moderate trip, the hypocrites would have followed you, but distant to them was the journey. And they will swear by Allah, "If we were able, we would have gone forth with you," destroying themselves [through false oaths], and Allah knows that indeed they are liars

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل في المنافقين الذين تخلفوا «لو كان» ما دعوتهم إليه «عرضا» متاعا من الدنيا «قريبا» سهل المأخذ «وسفرا قاصدا» وسطا «لاتَّبعوك» طلبا للغنيمة «ولكن بعدت عليهم الشُّقَّةُ» المسافة فتخلفوا «وسيحلفون بالله» إذا رجعتم إليهم «لو استطعنا» الخروج «لخرجنا معكم يهلكون أنفسهم» بالحلف الكاذب «والله يعلم إنهم لكاذبون» في قولهم ذلك.

9:43 📚 7
عَفَا ٱللَّهُ عَنكَ لِمَ أَذِنتَ لَهُمْ حَتَّىٰ يَتَبَيَّنَ لَكَ ٱلَّذِينَ صَدَقُواْ وَتَعْلَمَ ٱلْكَـٰذِبِينَ
عَفَا
affetsin
ٱللَّهُ
Allah
عَنكَ
seni
لِمَ
niçin
أَذِنتَ
izin verdin
لَهُمْ
onlara
حَتَّىٰ
kadar
يَتَبَيَّنَ
iyice belli olana
لَكَ
sana
ٱلَّذِينَ
kimseler
صَدَقُوا۟
doğru söyleyen(ler)
وَتَعْلَمَ
ve öğreninceye
ٱلْكَـٰذِبِينَ
yalan söyleyenler

Diyanet İşleri MealiAllah seni affetsin; doğrular sana belli olup, yalancıları bilmeden önce, niçin onlara izin verdin

Saheeh InternationalMay Allah pardon you, [O Muhammad]; why did you give them permission [to remain behind]? [You should not have] until it was evident to you who were truthful and you knew [who were] the liars

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
وكان صلى الله عليه وسلم أذن لجماعة في التخلف باجتهاد منه، فنزل عتابا له وقدم العفو تطمينا لقلبه «عفا الله عنك لِمَ أذنت لهم» في التخلف وهلا تركتهم «حتى يتبين لك الذين صدقوا» في العذر «وتعلم الكاذبين» فيه.

9:44
لَا يَسْتَــْٔذِنُكَ ٱلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْأَخِرِ أَن يُجَـٰهِدُواْ بِأَمْوَٲلِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ‌ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِٱلْمُتَّقِينَ
لَا
senden izin istemezler
يَسْتَـْٔذِنُكَ
(Would) not ask your permission
ٱلَّذِينَ
kimseler
يُؤْمِنُونَ
inanan(lar)
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ
ahiret
أَن
cihadetmek için
يُجَـٰهِدُوا۟
they strive
بِأَمْوَٰلِهِمْ
mallariyle
وَأَنفُسِهِمْ ۗ
ve canlariyle
وَٱللَّهُ
ve Allah
عَلِيمٌۢ
bilir
بِٱلْمُتَّقِينَ
korunanları

Diyanet İşleri MealiAllah'a ve ahiret gününe inananlar, mallariyle, canlariyle savaşmak istediklerinden ötürü geri kalmak için senden izin istemezler. Allah sakınanları bilir

Saheeh InternationalThose who believe in Allah and the Last Day would not ask permission of you to be excused from striving with their wealth and their lives. And Allah is Knowing of those who fear Him

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا يستأذنك الذين يؤمنون بالله واليوم الآخر» في التخُّلف عن «أن يجاهدوا بأموالهم وأنفسهم والله عليم بالمتقين».

9:45
إِنَّمَا يَسْتَــْٔذِنُكَ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْأَخِرِ وَٱرْتَابَتْ قُلُوبُهُمْ فَهُمْ فِى رَيْبِهِمْ يَتَرَدَّدُونَ
إِنَّمَا
ancak
يَسْتَـْٔذِنُكَ
senden izin isterler
ٱلَّذِينَ
kimseler
لَا
inanmayan
يُؤْمِنُونَ
believe
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ
ahiret
وَٱرْتَابَتْ
ve kuşkuya düşen
قُلُوبُهُمْ
kalbleri
فَهُمْ
kendileri
فِى
içinde
رَيْبِهِمْ
şüpheleri
يَتَرَدَّدُونَ
bocalayıp duranlar

Diyanet İşleri MealiAncak Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, kalbleri şüpheye düşüp şüphelerinde bocalayan kimseler senden izin isterler

Saheeh InternationalOnly those would ask permission of you who do not believe in Allah and the Last Day and whose hearts have doubted, and they, in their doubt, are hesitating

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنما يستأذنك» في التخلُّف «الذين لا يؤمنون بالله واليوم الآخر وارتابت» شكت «قلوبهم» في الدين «فهم في ريبهم يترددون» يتحيرون.

9:46 📚 1
۞ وَلَوْ أَرَادُواْ ٱلْخُرُوجَ لَأَعَدُّواْ لَهُۥ عُدَّةً وَلَـٰكِن كَرِهَ ٱللَّهُ ٱنۢبِعَاثَهُمْ فَثَبَّطَهُمْ وَقِيلَ ٱقْعُدُواْ مَعَ ٱلْقَـٰعِدِينَ
۞ وَلَوْ
ve eğer
أَرَادُوا۟
isteselerdi
ٱلْخُرُوجَ
çıkmak
لَأَعَدُّوا۟
yaparladı
لَهُۥ
onun için
عُدَّةًۭ
bir hazırlık
وَلَـٰكِن
fakat
كَرِهَ
hoşlanmadı
ٱللَّهُ
Allah
ٱنۢبِعَاثَهُمْ
davranışlarından
فَثَبَّطَهُمْ
ve onları durdurdu
وَقِيلَ
ve denildi
ٱقْعُدُوا۟
oturun
مَعَ
beraber
ٱلْقَـٰعِدِينَ
oturanlarla

Diyanet İşleri MealiEğer savaşa çıkmak isteselerdi bir hazırlık yaparlardı. Ama Allah davranışlarını beğenmedi de onları alıkoydu. "Acizlerle beraber oturun" denildi

Saheeh InternationalAnd if they had intended to go forth, they would have prepared for it [some] preparation. But Allah disliked their being sent, so He kept them back, and they were told, "Remain [behind] with those who remain

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولو أرادوا الخروج» معك «لأعدوا له عدة» أهبة من الآلة والزاد «ولكن كره الله انبعاثهم» أي لم يرد خروجهم «فثبطهم» كسَّلهم «وقيل» لهم «اقعدوا مع القاعدين» المرضى والنساء والصبيان، أي قدر الله تعالى ذلك.

9:47
لَوْ خَرَجُواْ فِيكُم مَّا زَادُوكُمْ إِلَّا خَبَالاً وَلَأَوْضَعُواْ خِلَـٰلَكُمْ يَبْغُونَكُمُ ٱلْفِتْنَةَ وَفِيكُمْ سَمَّـٰعُونَ لَهُمْ‌ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِٱلظَّـٰلِمِينَ
لَوْ
eğer
خَرَجُوا۟
çıkmış olsalardı
فِيكُم
sizin içinizde
مَّا
size bir katkıları olmazdı
زَادُوكُمْ
they (would) have increased you
إِلَّا
başka
خَبَالًۭا
bozgunculuktan
وَلَأَوْضَعُوا۟
ve hemen sokulurlardı
خِلَـٰلَكُمْ
aranıza
يَبْغُونَكُمُ
sizi düşürmek için
ٱلْفِتْنَةَ
fitneye
وَفِيكُمْ
ve içinizde de vardı
سَمَّـٰعُونَ
kulak verenler
لَهُمْ ۗ
onlara
وَٱللَّهُ
Allah
عَلِيمٌۢ
bilir
بِٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimleri

Diyanet İşleri MealiAranızda savaşa çıkmış olsalardı, ancak sizi bozmağa çalışırlar ve fitneye düşürmek için aranıza sokulurlardı. İçinizde onlara kulak verenler var. Allah kendilerine yazık edenleri bilir

Saheeh InternationalHad they gone forth with you, they would not have increased you except in confusion, and they would have been active among you, seeking [to cause] you fitnah. And among you are avid listeners to them. And Allah is Knowing of the wrongdoers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لو خرجوا فيكم ما زادوكم إلا خبالا» فسادا بتخذيل المؤمنين «ولأوضعوا خلالكم» أي أسرعوا بينكم بالمشي بالنميمة «يبغونكم» يطلبون لكم «الفتنة» بإلقاء العداوة «وفيكم سماعون لهم» ما يقولون سماع قبول «والله عليم بالظالمين».

9:48
لَقَدِ ٱبْتَغَوُاْ ٱلْفِتْنَةَ مِن قَبْلُ وَقَلَّبُواْ لَكَ ٱلْأُمُورَ حَتَّىٰ جَآءَ ٱلْحَقُّ وَظَهَرَ أَمْرُ ٱللَّهِ وَهُمْ كَـٰرِهُونَ
لَقَدِ
andolsun ki
ٱبْتَغَوُا۟
istediler
ٱلْفِتْنَةَ
fitne çıkarmak
مِن
önceden de
قَبْلُ
before
وَقَلَّبُوا۟
ve ters çevirdiler
لَكَ
sana
ٱلْأُمُورَ
nice işleri
حَتَّىٰ
nihayet
جَآءَ
geldi
ٱلْحَقُّ
hak
وَظَهَرَ
galebe çaldı
أَمْرُ
emri
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَهُمْ
ve onlar
كَـٰرِهُونَ
istemedikleri halde

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, daha önce de fitne koparmak istemişlerdi. Sana karşı bir takım işler çeviriyorlardı, sonunda onlar istemedikleri halde hak ortaya çıktı, Allah'ın emri üstün geldi

Saheeh InternationalThey had already desired dissension before and had upset matters for you until the truth came and the ordinance of Allah appeared, while they were averse

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لقد ابتغوا» لك «الفتنة من قبل» أول ما قدمت المدينة «وقلَّبوا لك الأمور» أي أحالوا الفكر في كيدك وإبطال دينك «حتى جاء الحق» النصر «وظهر» عَزَّ «أمر الله» دينه «وهم كارهون» له فدخلوا فيه ظاهرا.

9:49 📚 1
وَمِنْهُم مَّن يَقُولُ ٱئْذَن لِّى وَلَا تَفْتِنِّىٓ‌ۚ أَلَا فِى ٱلْفِتْنَةِ سَقَطُواْ‌ۗ وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحِيطَةُۢ بِٱلْكَـٰفِرِينَ
وَمِنْهُم
ve içlerinden
مَّن
kimseler
يَقُولُ
derler
ٱئْذَن
izin ver
لِّى
bana
وَلَا
ve
تَفْتِنِّىٓ ۚ
beni fitneye düşürme
أَلَا
iyi bilinki
فِى
onlar zaten fitneye
ٱلْفِتْنَةِ
the trial
سَقَطُوا۟ ۗ
düşmüşlerdir
وَإِنَّ
ve şüphesiz
جَهَنَّمَ
cehennem
لَمُحِيطَةٌۢ
kuşatacaktır
بِٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirleri

Diyanet İşleri MealiOnlardan, "Bana izin ver, beni fitneye düşürme" diyen vardır. Bilin ki onlar zaten fitneye düşmüşlerdi. Cehennem, inkar edenleri şüphesiz kuşatacaktır

Saheeh InternationalAnd among them is he who says, "Permit me [to remain at home] and do not put me to trial." Unquestionably, into trial they have fallen. And indeed, Hell will encompass the disbelievers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومنهم من يقول ائذن لي» في التخلف «ولا تفتنِّي» وهو الجد بن قيس قال له النبي صلى الله عليه وسلم هل لك في جلاد بني الأصفر؟ فقال: إني مغرّم بالنساء وأخشى إن رأيت ُ نساء بني الأصفر ألا أصبر عنهن فأُفتتن، قال تعالى: «ألا في الفتنة سقطوا» بالتخلُّف، وقرئ سقط «وإن جهنم لمحيطة بالكافرين» لا محيص لهم عنها.

9:50
إِن تُصِبْكَ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ‌ۖ وَإِن تُصِبْكَ مُصِيبَةٌ يَقُولُواْ قَدْ أَخَذْنَآ أَمْرَنَا مِن قَبْلُ وَيَتَوَلَّواْ وَّهُمْ فَرِحُونَ
إِن
eğer
تُصِبْكَ
sana ulaşsa
حَسَنَةٌۭ
bir iyilik
تَسُؤْهُمْ ۖ
onların hoşuna gitmez
وَإِن
ve eğer
تُصِبْكَ
sana ulaşsa
مُصِيبَةٌۭ
bir kötülük
يَقُولُوا۟
derler
قَدْ
muhakkak
أَخَذْنَآ
biz almıştık
أَمْرَنَا
tedbirimizi
مِن
önceden
قَبْلُ
before
وَيَتَوَلَّوا۟
döner(gider)ler
وَّهُمْ
ve onlar
فَرِحُونَ
sevinirler

Diyanet İşleri MealiSana bir iyilik gelince onların fenasına gider; bir kötülük gelse, "Biz önceden ihtiyatlı davrandık" derler, sevinerek dönüp giderler

Saheeh InternationalIf good befalls you, it distresses them; but if disaster strikes you, they say, "We took our matter [in hand] before," and turn away while they are rejoicing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن تصبك حسنة» كنصر وغنيمة «تسؤهم وإن تصبك مصيبة» شدة «يقولوا قد أخذنا أمرنا» بالحزم حين تخلفنا «من قبل» قبل هذه المعصية «ويتولَّوا وهم فرحون» بما أصابك.

9:51 📚 1
قُل لَّن يُصِيبَنَآ إِلَّا مَا كَتَبَ ٱللَّهُ لَنَا هُوَ مَوْلَـٰنَا‌ۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ ٱلْمُؤْمِنُونَ
قُل
de ki
لَّن
bize
يُصِيبَنَآ
ulaşmaz
إِلَّا
başkası
مَا
şeyden
كَتَبَ
yazdığı
ٱللَّهُ
Allah'ın
لَنَا
bizim için
هُوَ
O'dur
مَوْلَىٰنَا ۚ
bizim sahibimiz
وَعَلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
فَلْيَتَوَكَّلِ
dayansınlar
ٱلْمُؤْمِنُونَ
inananlar

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Allah'ın bize yazdığından başkası başımıza gelmez. O bizim Mevlamızdır, inananlar Allah'a güvensin

Saheeh InternationalSay, "Never will we be struck except by what Allah has decreed for us; He is our protector." And upon Allah let the believers rely

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل» لهم «لن يصيبنا إلا ما كتب الله لنا» إصابته «هو مولانا» ناصرنا ومتولي أمورنا «وعلى الله فيتوكل المؤمنون».

9:52
قُلْ هَلْ تَرَبَّصُونَ بِنَآ إِلَّآ إِحْدَى ٱلْحُسْنَيَيْنِ‌ۖ وَنَحْنُ نَتَرَبَّصُ بِكُمْ أَن يُصِيبَكُمُ ٱللَّهُ بِعَذَابٍ مِّنْ عِندِهِۦٓ أَوْ بِأَيْدِينَا‌ۖ فَتَرَبَّصُوٓاْ إِنَّا مَعَكُم مُّتَرَبِّصُونَ
قُلْ
de ki
هَلْ
gözetiyor musunuz?
تَرَبَّصُونَ
you await
بِنَآ
bizim için
إِلَّآ
yalnız
إِحْدَى
birini
ٱلْحُسْنَيَيْنِ ۖ
iki iyilikten
وَنَحْنُ
ama biz
نَتَرَبَّصُ
gözetiyoruz
بِكُمْ
size
أَن
ulaştırmasını
يُصِيبَكُمُ
Allah will afflict you
ٱللَّهُ
Allah'ın
بِعَذَابٍۢ
bir azab
مِّنْ
kendi tarafından
عِندِهِۦٓ
[near] Him
أَوْ
veya
بِأَيْدِينَا ۖ
bizim ellerimizle
فَتَرَبَّصُوٓا۟
haydi gözetin
إِنَّا
biz de
مَعَكُم
sizinle beraber
مُّتَرَبِّصُونَ
gözetenleriz

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Bize iki iyiden, gazilik ve şehidlikten başka bir şeyin gelmesini mi bekliyorsunuz? Oysa biz Allah'ın kendi katından veya elimizle, sizi bir azaba uğratmasını bekliyoruz. Bekleyiniz, doğrusu biz de sizinle birlikte beklemekteyiz

Saheeh InternationalSay, "Do you await for us except one of the two best things while we await for you that Allah will afflict you with punishment from Himself or at our hands? So wait; indeed we, along with you, are waiting

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل هل تربصون» فيه حذف إحدى التاءين من الأصل أي تنتظرون أن يقع «بنا إلا إحدى» العاقبتين «الحسنيين» تثنية حسنى تأنيث أحسن: النصر أو الشهادة «ونحن نتربص» ننتظر «بكم أن يصيبكم الله بعذاب من عنده» بقارعة من السماء «أو بأيدينا» بأن يؤذن لنا في قتالكم «فتربصوا» بنا ذلك «إنا معكم متربِّصون» عاقبتكم.

9:53
قُلْ أَنفِقُواْ طَوْعًا أَوْ كَرْهًا لَّن يُتَقَبَّلَ مِنكُمْ‌ۖ إِنَّكُمْ كُنتُمْ قَوْمًا فَـٰسِقِينَ
قُلْ
de ki
أَنفِقُوا۟
sadaka verin
طَوْعًا
gönüllü
أَوْ
veya
كَرْهًۭا
gönülsüz
لَّن
kabul edilmeyecektir
يُتَقَبَّلَ
will be accepted
مِنكُمْ ۖ
sizden
إِنَّكُمْ
çünkü siz
كُنتُمْ
oldunuz
قَوْمًۭا
bir kavim
فَـٰسِقِينَ
yoldan çıkan

Diyanet İşleri MealiDe ki: "İstekli yahut isteksiz olarak verin, nasıl olsa kabul edilmeyecektir. Siz şüphesiz fasık bir topluluksunuz

Saheeh InternationalSay, "Spend willingly or unwillingly; never will it be accepted from you. Indeed, you have been a defiantly disobedient people

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل أنفقوا» في طاعة الله «طوعا أو كرها لن يتقبل منكم» ما أنفقتموه «إنكم كننتم قوما فاسقين» والأمر هنا بمعنى الخبر.

9:54 📚 1
وَمَا مَنَعَهُمْ أَن تُقْبَلَ مِنْهُمْ نَفَقَـٰتُهُمْ إِلَّآ أَنَّهُمْ كَفَرُواْ بِٱللَّهِ وَبِرَسُولِهِۦ وَلَا يَأْتُونَ ٱلصَّلَوٲةَ إِلَّا وَهُمْ كُسَالَىٰ وَلَا يُنفِقُونَ إِلَّا وَهُمْ كَـٰرِهُونَ
وَمَا
ve
مَنَعَهُمْ
engel olan
أَن
kabul edilmesine
تُقْبَلَ
is accepted
مِنْهُمْ
kendilerinden
نَفَقَـٰتُهُمْ
sadakalarının
إِلَّآ
sadece şudur
أَنَّهُمْ
onların
كَفَرُوا۟
inkar etmeleridir
بِٱللَّهِ
Allah'ı
وَبِرَسُولِهِۦ
ve elçisini
وَلَا
ve
يَأْتُونَ
gelmemeleridir
ٱلصَّلَوٰةَ
namaza
إِلَّا
dışında
وَهُمْ
onlar
كُسَالَىٰ
üşene üşene
وَلَا
ve
يُنفِقُونَ
sadaka vermemeleri
إِلَّا
dışında
وَهُمْ
onlar
كَـٰرِهُونَ
istemeye istemeye

Diyanet İşleri MealiVerdiklerinin kabul olunmasına engel olan, Allah'ı ve Peygamberini inkar etmeleri, namaza tembel tembel gelmeleri, istemeye istemeye vermeleridir

Saheeh InternationalAnd what prevents their expenditures from being accepted from them but that they have disbelieved in Allah and in His Messenger and that they come not to prayer except while they are lazy and that they do not spend except while they are unwilling

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما منعهم أن تُقبل» بالياء والتاء «منهم نفقاتهم إلا أنهم» فاعل وأن تقبل مفعول «كفروا بالله وبرسوله ولا يأتون الصلاة إلا وهم كسالى» متثاقلون «ولا ينفقون إلا وهم كارهون» النفقة لأنهم يعدونها مغرما.

9:55 📚 2
فَلَا تُعْجِبْكَ أَمْوَٲلُهُمْ وَلَآ أَوْلَـٰدُهُمْ‌ۚ إِنَّمَا يُرِيدُ ٱللَّهُ لِيُعَذِّبَهُم بِهَا فِى ٱلْحَيَوٲةِ ٱلدُّنْيَا وَتَزْهَقَ أَنفُسُهُمْ وَهُمْ كَـٰفِرُونَ
فَلَا
seni imrendirmesin
تُعْجِبْكَ
impress you
أَمْوَٰلُهُمْ
onların malları
وَلَآ
ne de
أَوْلَـٰدُهُمْ ۚ
evladları
إِنَّمَا
şüphesiz
يُرِيدُ
istiyor
ٱللَّهُ
Allah
لِيُعَذِّبَهُم
onlara azabetmeyi
بِهَا
bunlarla
فِى
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ
the life
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَتَزْهَقَ
ve çıkmasını
أَنفُسُهُمْ
canlarının
وَهُمْ
ve onlar
كَـٰفِرُونَ
kafir olarak

Diyanet İşleri MealiArtık onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Allah bunlarla onlara dünya hayatında azabetmek ve canlarının inkarcı olarak çıkmasını ister

Saheeh InternationalSo let not their wealth or their children impress you. Allah only intends to punish them through them in worldly life and that their souls should depart [at death] while they are disbelievers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلا تعجبْك أموالهم ولا أولادهم» أي لا تستحسن نعمنا عليهم فهي استدراج «إنَّمَا يريد الله ليعذبهم» أي أن يعذبهم «بها في الحياة الدنيا» بما يلقون في جمعها من المشقة وفيها من المصائب «وتزهَق» تخرج «أنفسهم وهم كافرون» فيعذبهم في الآخرة أشد العذاب.

9:56 📚 1
وَيَحْلِفُونَ بِٱللَّهِ إِنَّهُمْ لَمِنكُمْ وَمَا هُم مِّنكُمْ وَلَـٰكِنَّهُمْ قَوْمٌ يَفْرَقُونَ
وَيَحْلِفُونَ
ve yemin ediyorlar
بِٱللَّهِ
Allah'a
إِنَّهُمْ
muhakkak onlar
لَمِنكُمْ
sizden olduklarına
وَمَا
oysa değiller
هُم
onlar
مِّنكُمْ
sizden
وَلَـٰكِنَّهُمْ
fakat onlar
قَوْمٌۭ
bir topluluktur
يَفْرَقُونَ
korkak

Diyanet İşleri MealiSizden olmadıkları halde, sizinle beraber olduklarına Allah'a yemin ederler. Oysa onlar korkak bir topluluktur

Saheeh InternationalAnd they swear by Allah that they are from among you while they are not from among you; but they are a people who are afraid

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويحلفون بالله إنهم لمنكم» أي مؤمنون «وما هم منكم ولكنهم قوم يفرقون» يخافون أن تفعلوا بهم كالمشركين فيحلفون تقية.

9:57
لَوْ يَجِدُونَ مَلْجَــًٔا أَوْ مَغَـٰرَٲتٍ أَوْ مُدَّخَلاً لَّوَلَّوْاْ إِلَيْهِ وَهُمْ يَجْمَحُونَ
لَوْ
eğer
يَجِدُونَ
bulsalardı
مَلْجَـًٔا
sığınacak bir yer
أَوْ
yahut
مَغَـٰرَٰتٍ
mağaralar
أَوْ
ya da
مُدَّخَلًۭا
sokulacak bir delik
لَّوَلَّوْا۟
koşarlardı
إِلَيْهِ
oraya doğru
وَهُمْ
ve onlar
يَجْمَحُونَ
hemen

Diyanet İşleri MealiBir sığınak veya mağara yahut girecek bir yer bulmuş olsalardı, çarçabuk oraya yönelirlerdi

Saheeh InternationalIf they could find a refuge or some caves or any place to enter [and hide], they would turn to it while they run heedlessly

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لو يجدون ملجأً» يلجأون إليه «أو مغارات» سراديب «أو مُدَّخَلا» موضعاً يدخلونه «لَوَلَّوْا إليه وهم يجمحون» يسرعون في دخوله والانصراف عنكم إسراعا لا يرده شيء كالفرس الجموح.

9:58 📚 2
وَمِنْهُم مَّن يَلْمِزُكَ فِى ٱلصَّدَقَـٰتِ فَإِنْ أُعْطُواْ مِنْهَا رَضُواْ وَإِن لَّمْ يُعْطَوْاْ مِنْهَآ إِذَا هُمْ يَسْخَطُونَ
وَمِنْهُم
ve onlardan
مَّن
kimi de
يَلْمِزُكَ
sana dil uzatır
فِى
hakkında
ٱلصَّدَقَـٰتِ
sadakalar
فَإِنْ
eğer
أُعْطُوا۟
kendilerine pay verilse
مِنْهَا
onlardan
رَضُوا۟
hoşlanırlar
وَإِن
ve eğer
لَّمْ
kendilerine pay verilmezse
يُعْطَوْا۟
they are given
مِنْهَآ
onlardan
إِذَا
hemen
هُمْ
onlar
يَسْخَطُونَ
kızarlar

Diyanet İşleri MealiSadakalar hakkında sana dil uzatanlar vardır. Onlara verilirse hoşnut olurlar, verilmezse, hemen öfkeleniverirler

Saheeh InternationalAnd among them are some who criticize you concerning the [distribution of] charities. If they are given from them, they approve; but if they are not given from them, at once they become angry

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومنهم من يلمزك» يعيبك «في» قَسْم «الصدقات فإن أُعطوا منها رضوا وإن لم يُعْطوْا منها إذا هم يسخطون».

9:59
وَلَوْ أَنَّهُمْ رَضُواْ مَآ ءَاتَـٰهُمُ ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥ وَقَالُواْ حَسْبُنَا ٱللَّهُ سَيُؤْتِينَا ٱللَّهُ مِن فَضْلِهِۦ وَرَسُولُهُۥٓ إِنَّآ إِلَى ٱللَّهِ رَٲغِبُونَ
وَلَوْ
ve şayet
أَنَّهُمْ
onlar
رَضُوا۟
razı olsalardı
مَآ
şeye
ءَاتَىٰهُمُ
kendilerine verdiğine
ٱللَّهُ
Allah'ın
وَرَسُولُهُۥ
ve Elçisinin
وَقَالُوا۟
ve deselerdi
حَسْبُنَا
bize yeter
ٱللَّهُ
Allah
سَيُؤْتِينَا
yakında bize verecek
ٱللَّهُ
Allah
مِن
bol lutfundan
فَضْلِهِۦ
His Bounty
وَرَسُولُهُۥٓ
ve Elçisi de
إِنَّآ
biz sadece
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
رَٰغِبُونَ
rağbet ederiz

Diyanet İşleri MealiEğer onlar, Allah ve Peygamberinin kendilerine vermiş oldukları şeylere razı olsalar ve "Allah bize yeter, O ve Peygamberi bol nimetinden bize verecektir; doğrusu biz Allah'a gönül bağlayanlardanız" deselerdi daha hayırlı olurdu

Saheeh InternationalIf only they had been satisfied with what Allah and His Messenger gave them and said, "Sufficient for us is Allah; Allah will give us of His bounty, and [so will] His Messenger; indeed, we are desirous toward Allah," [it would have been better for them]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولو أنهم رضوا ما آتاهم الله ورسوله» من الغنائم ونحوها «وقالوا حسبنا» كافينا «الله سيؤتينا الله من فضله ورسوله» من غنيمة أخرى ما يكفينا «إنا إلى الله راغبون» أن يغنينا وجواب لو لكان خيرا لهم.

9:60 📚 1
۞ إِنَّمَا ٱلصَّدَقَـٰتُ لِلْفُقَرَآءِ وَٱلْمَسَـٰكِينِ وَٱلْعَـٰمِلِينَ عَلَيْهَا وَٱلْمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِى ٱلرِّقَابِ وَٱلْغَـٰرِمِينَ وَفِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱبْنِ ٱلسَّبِيلِ‌ۖ فَرِيضَةً مِّنَ ٱللَّهِ‌ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
۞ إِنَّمَا
şüphesiz ancak
ٱلصَّدَقَـٰتُ
sadakalar (zekatlar)
لِلْفُقَرَآءِ
fakirlere mahsustur
وَٱلْمَسَـٰكِينِ
ve düşkünlere
وَٱلْعَـٰمِلِينَ
ve çalışan memurlara
عَلَيْهَا
onlar üzerinde
وَٱلْمُؤَلَّفَةِ
ve ısındırılacak olanlara
قُلُوبُهُمْ
kalbleri
وَفِى
ve kölelere
ٱلرِّقَابِ
the (freeing of) the necks
وَٱلْغَـٰرِمِينَ
ve borçlulara
وَفِى
ve yoluna
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
وَٱبْنِ
ve oğluna (yolcuya)
ٱلسَّبِيلِ ۖ
yol (yolcuya)
فَرِيضَةًۭ
bir farz olarak
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ ۗ
Allah
وَٱللَّهُ
ve Allah
عَلِيمٌ
bilendir
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir

Diyanet İşleri MealiZekatlar; Allah'tan bir farz olarak yoksullara, düşkünlere, onu toplayan memurlara, kalbleri Müslümanlığa ısındırılacaklara verilir; kölelerin, borçluların, Allah yolunda olanların ve yolda kalanların uğrunda sarfedilir. Allah bilendir, hakimdir

Saheeh InternationalZakah expenditures are only for the poor and for the needy and for those employed to collect [zakah] and for bringing hearts together [for Islam] and for freeing captives [or slaves] and for those in debt and for the cause of Allah and for the [stranded] traveler - an obligation [imposed] by Allah. And Allah is Knowing and Wise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنما الصدقات» الزكوات مصروفة «للفقراء» الذين لا يجدون ما يقع موقعا من كفايتهم «والمساكين» الذين لا يجدون ما يكفيهم «والعاملين عليها» أي الصدقات من جاب وقاسم وكاتب وحاشر «والمؤلفة قلوبهم» ليسلموا أو يثبت إسلامهم أو يسلم نظراؤهم أو يذبوا عن المسلمين أقسام، الأول والأخير لا يعطيان اليوم عند الشافعي رضي الله تعالى عنه لعز الإسلام بخلاف الآخرين فيعطيان على الأصح «وفي» فك «الرقاب» أي المكاتبين «والغارمين» أهل الدَّين إن استدانوا لغير معصية أو تابوا وليس لهم وفاء أو لإصلاح ذات البين ولو أغنياء «وفي سبيل الله» أي القائمين بالجهاد ممن لا فيء لهم ولو أغنياء «وابن السبيل» المنقطع في سفره «فريضة» نصب بفعله المقدر «من الله والله عليم» بخلقه «حكيم» في صنعه فلا يجوز صرفها لغير هؤلاء ولا منع صنف منهم إذا وجد فيقسمها الإمام عليهم على السواء وله تفضيل بعض آحاد الصنف على بعض، وأفادت اللام وجوب استغراق أفراده لكن لا يجب على صاحب المال إذا قسم لعسره بل يكفي إعطاء ثلاثة من كل صنف ولا يكفي دونها كما أفادته صيغة الجمع وبيَّنت السنة أن شرط المعطى منها الإسلام وأن لا يكون هاشميا ولا مطلبيا.

9:61 📚 1
وَمِنْهُمُ ٱلَّذِينَ يُؤْذُونَ ٱلنَّبِىَّ وَيَقُولُونَ هُوَ أُذُنٌ‌ۚ قُلْ أُذُنُ خَيْرٍ لَّكُمْ يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَيُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِينَ وَرَحْمَةٌ لِّلَّذِينَ ءَامَنُواْ مِنكُمْ‌ۚ وَٱلَّذِينَ يُؤْذُونَ رَسُولَ ٱللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
وَمِنْهُمُ
içlerinden bazıları
ٱلَّذِينَ
onlar ki
يُؤْذُونَ
incitirler
ٱلنَّبِىَّ
Peygamberi
وَيَقُولُونَ
ve derler
هُوَ
O
أُذُنٌۭ ۚ
bir kulaktır
قُلْ
de ki
أُذُنُ
kulağıdır
خَيْرٍۢ
hayır
لَّكُمْ
sizin için
يُؤْمِنُ
inanır
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَيُؤْمِنُ
ve inanır
لِلْمُؤْمِنِينَ
mü'minlere
وَرَحْمَةٌۭ
ve bir rahmettir
لِّلَّذِينَ
kimseler için
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
مِنكُمْ ۚ
sizden
وَٱلَّذِينَ
ve kimselere
يُؤْذُونَ
incitenlere
رَسُولَ
Elçisini
ٱللَّهِ
Allah'ın
لَهُمْ
vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۭ
acıklı

Diyanet İşleri Mealiİkiyüzlülerin içinde "O her şeye kulak kesiliyor" diyerek Peygamberi incitenler vardır. De ki: "O kulak, Allah'a inanan ve müminlere inanan, sizin için hayırlı olan, içinizden inanan kimselere rahmet olan bir kulaktır." Allah'ın Peygamberini incitenlere can yakıcı azab vardır

Saheeh InternationalAnd among them are those who abuse the Prophet and say, "He is an ear." Say, "[It is] an ear of goodness for you that believes in Allah and believes the believers and [is] a mercy to those who believe among you." And those who abuse the Messenger of Allah - for them is a painful punishment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومنهم» أي المنافقين «الذين يؤذون النبي» بعيبه وبنقل حديثه «ويقولن» إذا نُهوا عن ذلك لئلا يبلغه «هو أُذُنُ» أي يسمع كل قيل ويقبله فإذا حلفنا له أنَّا لم نقل صدَّقنا «قل» هو «أُذُن» مستمع «خيرٍ لكم» لا مستمع شر «يؤمن بالله ويؤمن» يصدق «للمؤمنين» فيما أخبروه به لا لغيرهم واللام زائدة للفرق بين إيمان التسليم وغيره «ورحمةٌ» بالرفع عطفا على أذن والجر عطفا على خير «للذين آمنوا منكم والذين يؤذون رسول الله لهم عذاب أليم».

9:62
يَحْلِفُونَ بِٱللَّهِ لَكُمْ لِيُرْضُوكُمْ وَٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥٓ أَحَقُّ أَن يُرْضُوهُ إِن كَانُواْ مُؤْمِنِينَ
يَحْلِفُونَ
yemin ederler
بِٱللَّهِ
Allah'a
لَكُمْ
size (gelip)
لِيُرْضُوكُمْ
gönlünüzü hoş etmek için
وَٱللَّهُ
ve Allah'ı
وَرَسُولُهُۥٓ
ve Resulünü
أَحَقُّ
daha uygundu
أَن
hoşnud etmeleri
يُرْضُوهُ
they should please Him
إِن
halbuki
كَانُوا۟
olsalardı
مُؤْمِنِينَ
inanmış

Diyanet İşleri MealiSizi hoşnut etmek için Allah'a yemin ederler. Eğer inanıyorlarsa Allah'ı ve Peygamberini hoşnut etmeleri daha gereklidir

Saheeh InternationalThey swear by Allah to you [Muslims] to satisfy you. But Allah and His Messenger are more worthy for them to satisfy, if they should be believers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يحلفون بالله لكم» أيها المؤمنين فيما بلغكم عنهم من أذى الرسول أنهم ما آذوه «ليرضوكم والله ورسوله أحقُّ أن يرضوه» بالطاعة «إن كانوا مؤمنين» حقا وتوحيد الضمير لتلازم الرضاءين أو خبر الله ورسوله محذوف.

9:63 📚 5
أَلَمْ يَعْلَمُوٓاْ أَنَّهُۥ مَن يُحَادِدِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ فَأَنَّ لَهُۥ نَارَ جَهَنَّمَ خَـٰلِدًا فِيهَا‌ۚ ذَٲلِكَ ٱلْخِزْىُ ٱلْعَظِيمُ
أَلَمْ
bilmediler mi ki
يَعْلَمُوٓا۟
they know
أَنَّهُۥ
muhakkak
مَن
kim
يُحَادِدِ
karşı koymağa kalkarsa
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ
ve Elçisine
فَأَنَّ
gerçekten
لَهُۥ
onun için vardır
نَارَ
ateşi
جَهَنَّمَ
cehennem
خَـٰلِدًۭا
sürekli kalacağı
فِيهَا ۚ
içinde
ذَٰلِكَ
işte budur
ٱلْخِزْىُ
rezillik
ٱلْعَظِيمُ
büyük

Diyanet İşleri MealiAllah'a ve Peygamberine karşı koymağa kalkışana, ebedi kalacağı cehennem ateşi bulunduğunu bilmezler mi? Büyük rezillik budur

Saheeh InternationalDo they not know that whoever opposes Allah and His Messenger - that for him is the fire of Hell, wherein he will abide eternally? That is the great disgrace

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألم يعلموا» بـ «أنه» أي الشأن «من يحادد» يشاقق «الله ورسولَه فأن له نار جهنم» جزاء «خالدا فيها ذلك الخزي العظيم».

9:64
يَحْذَرُ ٱلْمُنَـٰفِقُونَ أَن تُنَزَّلَ عَلَيْهِمْ سُورَةٌ تُنَبِّئُهُم بِمَا فِى قُلُوبِهِمْ‌ۚ قُلِ ٱسْتَهْزِءُوٓاْ إِنَّ ٱللَّهَ مُخْرِجٌ مَّا تَحْذَرُونَ
يَحْذَرُ
çekiniyorlar
ٱلْمُنَـٰفِقُونَ
münafıklar
أَن
indirileceğinden
تُنَزَّلَ
be revealed
عَلَيْهِمْ
kendileri hakkında
سُورَةٌۭ
bir surenin
تُنَبِّئُهُم
haber verecek
بِمَا
olanı
فِى
içinde
قُلُوبِهِمْ ۚ
kalbleri
قُلِ
de ki
ٱسْتَهْزِءُوٓا۟
siz alay edin
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
مُخْرِجٌۭ
ortaya çıkaracaktır
مَّا
şeyi
تَحْذَرُونَ
çekindiğiniz

Diyanet İşleri Mealiİkiyüzlüler, kalblerinde olanı haber verecek bir surenin inmesinden çekiniyorlar. De ki: "Alay edin bakalım, Allah çekindiğiniz şeyi ortaya koyacaktır

Saheeh InternationalThey hypocrites are apprehensive lest a surah be revealed about them, informing them of what is in their hearts. Say, "Mock [as you wish]; indeed, Allah will expose that which you fear

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يحذر» يخاف «المنافقون أن تنزل عليهم» أي المؤمنين «سورة تنبئهم بما في قلوبهم» من النفاق وهم مع ذلك يستهزئون «قل استهزؤا» أمر تهديد «إن الله مخرج» مظهر «ما تحذرون» إخراجه من نفاقكم.

9:65 📚 3
وَلَئِن سَأَلْتَهُمْ لَيَقُولُنَّ إِنَّمَا كُنَّا نَخُوضُ وَنَلْعَبُ‌ۚ قُلْ أَبِٱللَّهِ وَءَايَـٰتِهِۦ وَرَسُولِهِۦ كُنتُمْ تَسْتَهْزِءُونَ
وَلَئِن
ve eğer
سَأَلْتَهُمْ
onlara sorsan
لَيَقُولُنَّ
derler ki
إِنَّمَا
sadece
كُنَّا
biz
نَخُوضُ
lafa dalmıştık
وَنَلْعَبُ ۚ
ve şakalaşıyorduk
قُلْ
de ki
أَبِٱللَّهِ
Allah ile mi?
وَءَايَـٰتِهِۦ
ve O'nun ayetleriyle
وَرَسُولِهِۦ
ve O'nun Elçisi ile
كُنتُمْ
siz
تَسْتَهْزِءُونَ
alay ediyordunuz

Diyanet İşleri MealiOnlara soracak olursan, "Biz and olsun ki, eğlenip oynuyorduk" diyecekler; De ki: "Allah'la, ayetleriyle, Peygamberiyle mi alay ediyordunuz

Saheeh InternationalAnd if you ask them, they will surely say, "We were only conversing and playing." Say, "Is it Allah and His verses and His Messenger that you were mocking

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولئن» لام قسم «سألتهم» عن استهزائهم بك وبالقرآن وهم سائرون معك إلى تبوك «ليقولن» معتذرين «إنما كنا نخوض ونلعب» في الحديث لنقطع به الطريق ولم نقصد ذلك «قل» لهم «أبالله وآياته ورسوله كنتم تستهزئون».

9:66
لَا تَعْتَذِرُواْ قَدْ كَفَرْتُم بَعْدَ إِيمَـٰنِكُمْ‌ۚ إِن نَّعْفُ عَن طَآئِفَةٍ مِّنكُمْ نُعَذِّبْ طَآئِفَةَۢ بِأَنَّهُمْ كَانُواْ مُجْرِمِينَ
لَا
hiç özür dilemeyin
تَعْتَذِرُوا۟
make excuse
قَدْ
andolsun
كَفَرْتُم
siz inkar ettiniz
بَعْدَ
sonra
إِيمَـٰنِكُمْ ۚ
inandıktan
إِن
eğer
نَّعْفُ
affetsek bile
عَن
bir kısmını
طَآئِفَةٍۢ
a party
مِّنكُمْ
sizden
نُعَذِّبْ
azab edeceğiz
طَآئِفَةًۢ
bir kısmına da
بِأَنَّهُمْ
dolayı
كَانُوا۟
suç işlediklerinden
مُجْرِمِينَ
criminals

Diyanet İşleri MealiÖzür beyan etmeyin, inandıktan sonra inkar ettiniz. İçinizden bir topluluğu affetsek bile, suçlarından ötürü bir topluluğa da azab ederiz

Saheeh InternationalMake no excuse; you have disbelieved after your belief. If We pardon one faction of you - We will punish another faction because they were criminals

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا تعتذروا» عنه «قد كفرتم بعد إيمانكم» أي ظهر كفركم بعد إظهار الإيمان «إن يُعْفَ» بالياء مبنيا للمفعول والنون مبنيا للفاعل «عن طائفة منكم» بإخلاصها وتوبتها كجحش بن حمير «تُعَذَّبْ» بالتاء والنون «طائفةٌٌ بأنهم كانوا مجرمين» مصرّين على النفاق والاستهزاء.

9:67 📚 2
ٱلْمُنَـٰفِقُونَ وَٱلْمُنَـٰفِقَـٰتُ بَعْضُهُم مِّنۢ بَعْضٍ‌ۚ يَأْمُرُونَ بِٱلْمُنكَرِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ ٱلْمَعْرُوفِ وَيَقْبِضُونَ أَيْدِيَهُمْ‌ۚ نَسُواْ ٱللَّهَ فَنَسِيَهُمْ‌ۗ إِنَّ ٱلْمُنَـٰفِقِينَ هُمُ ٱلْفَـٰسِقُونَ
ٱلْمُنَـٰفِقُونَ
münafık erkekler
وَٱلْمُنَـٰفِقَـٰتُ
ve münafık kadınlar
بَعْضُهُم
onların bir kısmı
مِّنۢ
diğerlerindendir
بَعْضٍۢ ۚ
others
يَأْمُرُونَ
emrederler
بِٱلْمُنكَرِ
kötülüğü
وَيَنْهَوْنَ
ve menederler
عَنِ
iyilikten
ٱلْمَعْرُوفِ
(is) the right
وَيَقْبِضُونَ
ve sıkı tutarlar
أَيْدِيَهُمْ ۚ
ellerini
نَسُوا۟
unuttular
ٱللَّهَ
Allah'ı
فَنَسِيَهُمْ ۗ
O da onları unuttu
إِنَّ
gerçekten
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ
Münafıklar
هُمُ
işte onlardır
ٱلْفَـٰسِقُونَ
yoldan çıkanlar

Diyanet İşleri Mealiİkiyüzlü erkek ve kadınlar da birbirlerindendir: Kötülüğü emreder, iyiliğe engel olurlar; elleri de sıkıdır; Allah'ı unuttular, bu yüzden Allah da onları unuttu. Doğrusu ikiyüzlüler fasıktırlar

Saheeh InternationalThe hypocrite men and hypocrite women are of one another. They enjoin what is wrong and forbid what is right and close their hands. They have forgotten Allah, so He has forgotten them [accordingly]. Indeed, the hypocrites - it is they who are the defiantly disobedient

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«المنافقون والمنافقات بعضهم من بعض» أي متشابهون في الدين كأبعاض الشيء الواحد «يأمرون بالمنكر» الكفر والمعاصي «وينهَون عن المعروف» الإيمان والطاعة «ويقبضون أيديهم» من الإنفاق في الطاعة «نسوا الله» تركوا طاعته «فنسيهم» تركهم من لطفه «إن المنافقين هم الفاسقون».

9:68
وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلْمُنَـٰفِقِينَ وَٱلْمُنَـٰفِقَـٰتِ وَٱلْكُفَّارَ نَارَ جَهَنَّمَ خَـٰلِدِينَ فِيهَا‌ۚ هِىَ حَسْبُهُمْ‌ۚ وَلَعَنَهُمُ ٱللَّهُ‌ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ مُّقِيمٌ
وَعَدَ
va'detmiştir
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ
münafık erkeklere
وَٱلْمُنَـٰفِقَـٰتِ
ve münafık kadınlara
وَٱلْكُفَّارَ
ve kafirlere
نَارَ
ateşini
جَهَنَّمَ
cehennem
خَـٰلِدِينَ
ebedi kalacakları
فِيهَا ۚ
içinde
هِىَ
O
حَسْبُهُمْ ۚ
onlara yeter
وَلَعَنَهُمُ
ve onları la'netlemiştir
ٱللَّهُ ۖ
Allah
وَلَهُمْ
ve onlar için vardır
عَذَابٌۭ
bir azab
مُّقِيمٌۭ
sürekli

Diyanet İşleri MealiAllah, ikiyüzlü erkek ve kadınlara ve inkarcılara, ebedi kalacakları cehennem ateşini hazırlamıştır. O, onlara yeter. Allah onları lanetlemiştir (rahmetinden uzak kılmıştır). Onlara devamlı azab vardır

Saheeh InternationalAllah has promised the hypocrite men and hypocrite women and the disbelievers the fire of Hell, wherein they will abide eternally. It is sufficient for them. And Allah has cursed them, and for them is an enduring punishment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وعد الله المنافقين والمنافقات والكفار نار جهنم خالدين فيها هي حسبهم» جزاءً وعقابا «ولعنهم الله» أبعدهم عن رحمته «ولهم عذاب مقيم» دائم.

9:69
كَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ كَانُوٓاْ أَشَدَّ مِنكُمْ قُوَّةً وَأَكْثَرَ أَمْوَٲلاً وَأَوْلَـٰدًا فَٱسْتَمْتَعُواْ بِخَلَـٰقِهِمْ فَٱسْتَمْتَعْتُم بِخَلَـٰقِكُمْ كَمَا ٱسْتَمْتَعَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِكُم بِخَلَـٰقِهِمْ وَخُضْتُمْ كَٱلَّذِى خَاضُوٓاْ‌ۚ أُوْلَـٰٓئِكَ حَبِطَتْ أَعْمَـٰلُهُمْ فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْأَخِرَةِ‌ۖ وَأُوْلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْخَـٰسِرُونَ
كَٱلَّذِينَ
gibi
مِن
sizden öncekiler
قَبْلِكُمْ
before you
كَانُوٓا۟
idiler
أَشَدَّ
daha yaman
مِنكُمْ
sizden
قُوَّةًۭ
kuvvetçe
وَأَكْثَرَ
ve daha çok
أَمْوَٰلًۭا
mal
وَأَوْلَـٰدًۭا
ve evladça
فَٱسْتَمْتَعُوا۟
onlar zevklerine baktılar
بِخَلَـٰقِهِمْ
kendi paylarına düşenle
فَٱسْتَمْتَعْتُم
zevkinize baktınız
بِخَلَـٰقِكُمْ
payınıza düşenle
كَمَا
gibi
ٱسْتَمْتَعَ
zevklerine baktıkları
ٱلَّذِينَ
kimselerin
مِن
sizden öncekilerin
قَبْلِكُم
before you
بِخَلَـٰقِهِمْ
kendi paylarına düşenle
وَخُضْتُمْ
ve siz de daldınız
كَٱلَّذِى
gibi
خَاضُوٓا۟ ۚ
dalanlar
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
حَبِطَتْ
boşa gidenlerdir
أَعْمَـٰلُهُمْ
yaptıkları
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا
the world
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ
ve ahirette
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
ve işte
هُمُ
onlardır
ٱلْخَـٰسِرُونَ
ziyana uğrayanlar

Diyanet İşleri MealiEy ikiyüzlüler! Siz, sizden önce daha kuvvetli, malları ve çocukları daha çok olup, hisselerince bunlardan faydalanan kimseler gibisiniz. Sizden öncekiler, hisselerince faydalandıkları gibi siz de hissenizce faydalandınız ve onların batıla daldıklarıgibi siz de daldınız. İşte bunlar dünyada ve ahirette işleri boşa çıkanlardır, işte bunlar mahvolanlardır

Saheeh International[You disbelievers are] like those before you; they were stronger than you in power and more abundant in wealth and children. They enjoyed their portion [of worldly enjoyment], and you have enjoyed your portion as those before you enjoyed their portion, and you have engaged [in vanities] like that in which they engaged. [It is] those whose deeds have become worthless in this world and in the Hereafter, and it is they who are the losers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
أنتم أيها المنافقون «كالذين من قبلكم كانوا أشد منكم قوة وأكثر أموالا وأولادا فاستمتعوا» تمتعوا «بخلاقهم» نصيبهم من الدنيا «فاستمتعتم» أيها المنافقون «بخلاقكم كما استمتع الذين من قبلكم بخلاقهم وخضتم» في الباطل والطعن في النبي صلى الله عليه وسلم «كالذي خاضوا» أي كخوضهم «أولئك حبطت أعمالهم في الدنيا والآخرة وأولئك هم الخاسرون».

9:70
أَلَمْ يَأْتِهِمْ نَبَأُ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَقَوْمِ إِبْرَٲهِيمَ وَأَصْحَـٰبِ مَدْيَنَ وَٱلْمُؤْتَفِكَـٰتِ‌ۚ أَتَتْهُمْ رُسُلُهُم بِٱلْبَيِّنَـٰتِ‌ۖ فَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلَـٰكِن كَانُوٓاْ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
أَلَمْ
onlara gelmedi mi?
يَأْتِهِمْ
come to them
نَبَأُ
haberi
ٱلَّذِينَ
kimselerin
مِن
kendilerinden öncekilerin
قَبْلِهِمْ
(were) before them
قَوْمِ
kavminin
نُوحٍۢ
Nuh
وَعَادٍۢ
ve Ad
وَثَمُودَ
ve Semud
وَقَوْمِ
ve kavminin
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim
وَأَصْحَـٰبِ
ve halkının
مَدْيَنَ
Medyen
وَٱلْمُؤْتَفِكَـٰتِ ۚ
ve yerlebir olanların
أَتَتْهُمْ
onlara getirmişti
رُسُلُهُم
elçileri
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ ۖ
açık deliller
فَمَا
değildi
كَانَ
was
ٱللَّهُ
Allah
لِيَظْلِمَهُمْ
onlara zulmediyor
وَلَـٰكِن
fakat
كَانُوٓا۟
onlar
أَنفُسَهُمْ
kendi kendilerine
يَظْلِمُونَ
zulmediyorlardı

Diyanet İşleri MealiKendilerinden önce olan Nuh, Ad, Semud milletlerinin, İbrahim milletinin, Medyen ve altüst olmuş şehirler halkının haberleri onlara gelmedi mi? Peygamberleri onlara belgeler getirmişlerdi. Allah onlara zulmetmemiş, onlar kendilerine yazık etmişlerdir

Saheeh InternationalHas there not reached them the news of those before them - the people of Noah and [the tribes of] 'Aad and Thamud and the people of Abraham and the companions of Madyan and the towns overturned? Their messengers came to them with clear proofs. And Allah would never have wronged them, but they were wronging themselves

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألم يأتهم نبأ» خبر «الذين من قبلهم قوم نوح وعاد» قوم هود «وثمود» قوم صالح «وقوم إبراهيم وأصحاب مدين» قوم شعيب «والمؤتفكات» قرى قوم لوط أي أهلها «أتتهم رسلهم بالبيِّنات» بالمعجزات فكذبوهم فأُهلكوا «فما كان الله ليظلمهم» بأن يعذبهم بغير ذنب «ولكن كانوا أنفسهم يظلمون» بارتكاب الذنب.

9:71 📚 6
وَٱلْمُؤْمِنُونَ وَٱلْمُؤْمِنَـٰتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَآءُ بَعْضٍ‌ۚ يَأْمُرُونَ بِٱلْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ ٱلْمُنكَرِ وَيُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٲةَ وَيُؤْتُونَ ٱلزَّكَوٲةَ وَيُطِيعُونَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥٓ‌ۚ أُوْلَـٰٓئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ ٱللَّهُ‌ۗ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
وَٱلْمُؤْمِنُونَ
inanan erkekler
وَٱلْمُؤْمِنَـٰتُ
ve inanan kadınlar
بَعْضُهُمْ
kimisinin
أَوْلِيَآءُ
velisidirler
بَعْضٍۢ ۚ
kimisi
يَأْمُرُونَ
emrederler
بِٱلْمَعْرُوفِ
iyiliği
وَيَنْهَوْنَ
ve men'ederler
عَنِ
kötülükten
ٱلْمُنكَرِ
the wrong
وَيُقِيمُونَ
ve kılarlar
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَيُؤْتُونَ
ve verirler
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
وَيُطِيعُونَ
ve ita'at ederler
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥٓ ۚ
ve Elçisine
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
سَيَرْحَمُهُمُ
onlara rahmet edecektir
ٱللَّهُ ۗ
Alah
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَزِيزٌ
daima üstündür
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmetsahibidir

Diyanet İşleri MealiMümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir; iyiyi emreder kötülükten alıkorlar; namaz kılarlar, zekat verirler, Allah'a ve Peygamberine itaat ederler. İşte Allah bunlara rahmet edecektir. Allah şüphesiz güçlüdür, hakimdir

Saheeh InternationalThe believing men and believing women are allies of one another. They enjoin what is right and forbid what is wrong and establish prayer and give zakah and obey Allah and His Messenger. Those - Allah will have mercy upon them. Indeed, Allah is Exalted in Might and Wise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والمؤمنون والمؤمنات بعضهم أولياء بعض يأمرون بالمعروف وينهون عن المنكر ويقيمون الصلاة ويؤتون الزكاة ويطيعون الله ورسوله أولئك سيرحمهم الله إن الله عزيز» لا يعجزه شيء عن إنجاز وعده ووعيده «حكيم» لا يضع شيئا إلا في محله.

9:72 📚 1
وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَـٰتِ جَنَّـٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ خَـٰلِدِينَ فِيهَا وَمَسَـٰكِنَ طَيِّبَةً فِى جَنَّـٰتِ عَدْنٍ‌ۚ وَرِضْوَٲنٌ مِّنَ ٱللَّهِ أَكْبَرُ‌ۚ ذَٲلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
وَعَدَ
va'detmiştir
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْمُؤْمِنِينَ
inanan erkeklere
وَٱلْمُؤْمِنَـٰتِ
ve inanan kadınlara
جَنَّـٰتٍۢ
cennetler
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ
ebedi kalacakları
فِيهَا
içinde
وَمَسَـٰكِنَ
ve meskenler
طَيِّبَةًۭ
güzel
فِى
içinde
جَنَّـٰتِ
cennetleri
عَدْنٍۢ ۚ
Adn
وَرِضْوَٰنٌۭ
ve razı olması
مِّنَ
Allah'ın
ٱللَّهِ
Allah
أَكْبَرُ ۚ
hepsinden büyüktür
ذَٰلِكَ
işte
هُوَ
budur
ٱلْفَوْزُ
başarı
ٱلْعَظِيمُ
büyük

Diyanet İşleri MealiAllah mümin erkeklere ve mümin kadınlara, temelli kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetler, Adn cennetlerinde hoş meskenler vadetmiştir. Allah'ın hoşnut olması en büyük şeydir. İşte büyük kurtuluş budur

Saheeh InternationalAllah has promised the believing men and believing women gardens beneath which rivers flow, wherein they abide eternally, and pleasant dwellings in gardens of perpetual residence; but approval from Allah is greater. It is that which is the great attainment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وعد الله المؤمنين والمؤمنات جنات تجري من تحتها الأنهار خالدين فيها ومساكن طيبة في جنات عدن» إقامة «ورضوانُُ من الله أكبر» أعظم من ذلك كله «ذلك هو الفوز العظيم».

9:73
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِىُّ جَـٰهِدِ ٱلْكُفَّارَ وَٱلْمُنَـٰفِقِينَ وَٱغْلُظْ عَلَيْهِمْ‌ۚ وَمَأْوَٮٰهُمْ جَهَنَّمُ‌ۖ وَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلنَّبِىُّ
peygamber
جَـٰهِدِ
cihadet
ٱلْكُفَّارَ
kafirlerle
وَٱلْمُنَـٰفِقِينَ
ve münafıklarla
وَٱغْلُظْ
ve sert davran
عَلَيْهِمْ ۚ
onlara
وَمَأْوَىٰهُمْ
ve onların varacakları yer
جَهَنَّمُ ۖ
cehennemdir
وَبِئْسَ
ne kötü
ٱلْمَصِيرُ
bir gidiş yeridir

Diyanet İşleri MealiEy Peygamber! İnkarcılarla, ikiyüzlülerle savaş; onlara karşı sert davran. Varacakları yer cehennemdir, ne kötü dönüştür

Saheeh InternationalO Prophet, fight against the disbelievers and the hypocrites and be harsh upon them. And their refuge is Hell, and wretched is the destination

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها النبيُّ جاهد الكفَّار» بالسيف «والمنافقين» باللسان والحجة «وأغلظ عليهم» بالانتهار والمقت «ومأواهم جهنم وبئس المصير» المرجع هي.

9:74 📚 6
يَحْلِفُونَ بِٱللَّهِ مَا قَالُواْ وَلَقَدْ قَالُواْ كَلِمَةَ ٱلْكُفْرِ وَكَفَرُواْ بَعْدَ إِسْلَـٰمِهِمْ وَهَمُّواْ بِمَا لَمْ يَنَالُواْ‌ۚ وَمَا نَقَمُوٓاْ إِلَّآ أَنْ أَغْنَـٰهُمُ ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥ مِن فَضْلِهِۦ‌ۚ فَإِن يَتُوبُواْ يَكُ خَيْرًا لَّهُمْ‌ۖ وَإِن يَتَوَلَّوْاْ يُعَذِّبْهُمُ ٱللَّهُ عَذَابًا أَلِيمًا فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْأَخِرَةِ‌ۚ وَمَا لَهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ مِن وَلِىٍّ وَلَا نَصِيرٍ
يَحْلِفُونَ
yemin ediyorlar
بِٱللَّهِ
Allah'a
مَا
söylemediklerine
قَالُوا۟
(that) they said nothing
وَلَقَدْ
halbuki
قَالُوا۟
söylediler
كَلِمَةَ
(o) sözü
ٱلْكُفْرِ
küfür
وَكَفَرُوا۟
ve inkar ettiler
بَعْدَ
sonra
إِسْلَـٰمِهِمْ
İslam olduktan
وَهَمُّوا۟
ve yeltendiler
بِمَا
bir şeye
لَمْ
başaramadıkları
يَنَالُوا۟ ۚ
they could attain
وَمَا
ve öc almağa kalktılar
نَقَمُوٓا۟
they were resentful
إِلَّآ
sırf
أَنْ
diye
أَغْنَىٰهُمُ
kendilerini zengin etti
ٱللَّهُ
Allah
وَرَسُولُهُۥ
ve Elçisi
مِن
lutfiyle
فَضْلِهِۦ ۚ
His Bounty
فَإِن
eğer
يَتُوبُوا۟
tevbe ederlerse
يَكُ
olur
خَيْرًۭا
daha iyi
لَّهُمْ ۖ
kendileri için
وَإِن
yok eğer
يَتَوَلَّوْا۟
dönerlerse
يُعَذِّبْهُمُ
onlara azabedecektir
ٱللَّهُ
Allah
عَذَابًا
bir azapla
أَلِيمًۭا
acıklı
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا
the world
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ
ve ahirette
وَمَا
yoktur
لَهُمْ
onların
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
مِن
hiçbir
وَلِىٍّۢ
velisi
وَلَا
ne de
نَصِيرٍۢ
yardımcısı

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, müslüman olduktan sonra inkar edip küfür sözünü söylemişler iken, söylemedik diye Allah'a yemin ettiler, başaramayacakları bir şeye giriştiler; Allah ve Peygamberi bol nimetinden onları zenginleştirdi ve öç almaya kalktılar. Eğer tevbe ederlerse iyiliklerine olur; şayet yüz çevirirlerse, Allah onları dünya ve ahirette can yakıcı azaba uğratır. Yeryüzünde bir dost ve yardımcıları yoktur

Saheeh InternationalThey swear by Allah that they did not say [anything against the Prophet] while they had said the word of disbelief and disbelieved after their [pretense of] Islam and planned that which they were not to attain. And they were not resentful except [for the fact] that Allah and His Messenger had enriched them of His bounty. So if they repent, it is better for them; but if they turn away, Allah will punish them with a painful punishment in this world and the Hereafter. And there will not be for them on earth any protector or helper

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يحلفون» أي المنافقون «بالله ما قالوا» ما بلغك عنهم من السب «ولقد قالوا كلمة الكفر وكفروا بعد إسلامهم» أظهروا الكفر بعد إظهار الإسلام «وهمَّوا بما لم ينالوا» من الفتك بالنبي ليلة العقبة عند عوده من تبوك وهم بضعة عشر رجلا فضرب عمار بن ياسر وجوه الرواحل لما غشوه فردوا «وما نقموا» أنكروا «إلا أن أغناهم الله ورسوله من فضله» بالغنائم بعد شدة حاجتهم المعنى: لم ينلهم منه إلا هذا وليس مما ينقم «فإن يتوبوا» عن النفاق ويؤمنوا بك «يكُ خيرا لهم وإن يتولوْا» عن الإيمان «يعذبهم الله عذابا أليما في الدنيا» بالقتل «والآخرة» بالنار «ومالهم في الأرض من ولي» يحفظهم منه «ولا نصير» يمنعهم.

9:75
۞ وَمِنْهُم مَّنْ عَـٰهَدَ ٱللَّهَ لَئِنْ ءَاتَـٰنَا مِن فَضْلِهِۦ لَنَصَّدَّقَنَّ وَلَنَكُونَنَّ مِنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ
۞ وَمِنْهُم
ve onlardan
مَّنْ
kimileri
عَـٰهَدَ
and içtiler
ٱللَّهَ
Allah'a
لَئِنْ
eğer
ءَاتَىٰنَا
bize verirse
مِن
lutfundan
فَضْلِهِۦ
His bounty
لَنَصَّدَّقَنَّ
elbette sadaka vereceğiz
وَلَنَكُونَنَّ
ve olacağız
مِنَ
yararlı insanlardan
ٱلصَّـٰلِحِينَ
the righteous

Diyanet İşleri MealiAralarında: "Allah bize bol nimetinden verecek olursa, and olsun ki sadaka vereceğiz ve iyilerden olacağız" diye O'na and verenler vardır

Saheeh InternationalAnd among them are those who made a covenant with Allah, [saying], "If He should give us from His bounty, we will surely spend in charity, and we will surely be among the righteous

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومنهم من عاهد الله لئن آتانا من فضله لنصًّدقن» فيه إدغام التاء في الأصل في الصاد «ولنكونن من الصالحين» وهو ثعلبة بن حاطب سأل النبي صلى الله عليه وسلم أن يدعو له أن يرزقه الله مالا ويؤدي منه كل ذي حق حقه فدعا له فوسع عليه فانقطع عن الجمعة والجماعة ومنع الزكاة كما قال تعالى.

9:76 📚 3
فَلَمَّآ ءَاتَـٰهُم مِّن فَضْلِهِۦ بَخِلُواْ بِهِۦ وَتَوَلَّواْ وَّهُم مُّعْرِضُونَ
فَلَمَّآ
ne zaman ki
ءَاتَىٰهُم
onlara verdi
مِّن
lutfundan
فَضْلِهِۦ
His Bounty
بَخِلُوا۟
cimrilik ettiler
بِهِۦ
O'na
وَتَوَلَّوا۟
ve döndüler
وَّهُم
onlar
مُّعْرِضُونَ
yüz çevirerek

Diyanet İşleri MealiAllah onlara bol nimetinden verince, cimrilik ettiler, yüz çevirdiler. Zaten dönektirler

Saheeh InternationalBut when he gave them from His bounty, they were stingy with it and turned away while they refused

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلما آتاهم من فضله بخلوا به وتولَّوْا» عن طاعة الله «وهم معرضون».

9:77 📚 3
فَأَعْقَبَهُمْ نِفَاقًا فِى قُلُوبِهِمْ إِلَىٰ يَوْمِ يَلْقَوْنَهُۥ بِمَآ أَخْلَفُواْ ٱللَّهَ مَا وَعَدُوهُ وَبِمَا كَانُواْ يَكْذِبُونَ
فَأَعْقَبَهُمْ
sokmuştur
نِفَاقًۭا
iki yüzlülük
فِى
içine
قُلُوبِهِمْ
onların kalblerine
إِلَىٰ
kadar
يَوْمِ
güne
يَلْقَوْنَهُۥ
kendisiyle karşılaşacakları
بِمَآ
dolayı
أَخْلَفُوا۟
döndüklerinden
ٱللَّهَ
Allah
مَا
nedeniyle
وَعَدُوهُ
verdikleri sözden
وَبِمَا
ve dolayı
كَانُوا۟
olduklarından
يَكْذِبُونَ
yalan söylüyor(lar)

Diyanet İşleri MealiAllah'a verdikleri sözden caydıkları ve yalancı oldukları için O'nunla karşılaşacakları güne kadar Allah kalblerine nifak soktu

Saheeh InternationalSo He penalized them with hypocrisy in their hearts until the Day they will meet Him - because they failed Allah in what they promised Him and because they [habitually] used to lie

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأعقبهم» أي فصير عاقبتهم «نفاقا» ثابتا «في قلوبهم إلى يوم يلقونه» أي الله وهو يوم القيامة «بما أخلفوا الله ما وعدوه وبما كانوا يكذبون» فيه فجاء بعد ذلك إلى النبي صلى الله عليه وسلم بزكاته فقال إن الله منعني أن أقبل منك، فجعل يحثو التراب على رأسه ثم جاء إلى أبي بكر فلم يقبلها ثم إلى عمر فلم يقبلها ثم إلى عثمان فلم يقبلها ومات في زمانه.

9:78
أَلَمْ يَعْلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ سِرَّهُمْ وَنَجْوَٮٰهُمْ وَأَنَّ ٱللَّهَ عَلَّـٰمُ ٱلْغُيُوبِ
أَلَمْ
bilmediler mi ki
يَعْلَمُوٓا۟
they know
أَنَّ
muhakkak
ٱللَّهَ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
سِرَّهُمْ
onların sırlarını
وَنَجْوَىٰهُمْ
ve gizli konuşmalarını
وَأَنَّ
ve muhakkak
ٱللَّهَ
Allah
عَلَّـٰمُ
bilendir
ٱلْغُيُوبِ
gizlileri

Diyanet İşleri Mealiİkiyüzlüler, Allah'ın onların sırlarını ve gizli toplantılarını bildiğini, Allah'ın görünmeyenleri bilen olduğunu bilmiyorlar mıydı

Saheeh InternationalDid they not know that Allah knows their secrets and their private conversations and that Allah is the Knower of the unseen

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألم يعلموا» أي المنافقون «أن الله يعلم سرهم» ما أسروه في أنفسهم «ونجواهم» ما تناجوا به بينهم «وأنّ الله علام الغيوب» ما غاب عن العيان ولما نزلت آية الصدقة جاء رجل فتصدق بشيء كثير فقال المنافقون: مُراءٍ وجاء رجل فتصدق بصاع فقالوا: إنّ الله غني عن صدقة هذا فنزل.

9:79 📚 1
ٱلَّذِينَ يَلْمِزُونَ ٱلْمُطَّوِّعِينَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ فِى ٱلصَّدَقَـٰتِ وَٱلَّذِينَ لَا يَجِدُونَ إِلَّا جُهْدَهُمْ فَيَسْخَرُونَ مِنْهُمْ‌ۙ سَخِرَ ٱللَّهُ مِنْهُمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَلْمِزُونَ
çekiştiren
ٱلْمُطَّوِّعِينَ
gönülden verenleri
مِنَ
mü'minlerden
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers
فِى
hususunda
ٱلصَّدَقَـٰتِ
sadakalar
وَٱلَّذِينَ
ve kimseleri
لَا
bulamayan(ları)
يَجِدُونَ
find
إِلَّا
yettiğinden başkasını
جُهْدَهُمْ
güçlerinin
فَيَسْخَرُونَ
alay edenler
مِنْهُمْ ۙ
onlarla
سَخِرَ
alay etmiştir
ٱللَّهُ
Allah
مِنْهُمْ
onlarla
وَلَهُمْ
ve onlar için vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌ
acıklı

Diyanet İşleri MealiSadaka vermekte gönülden davranan müminlere dil uzatan ve ancak ellerinden geldiği kadar verebilenlerle alay eden kimselere bu davranışlarının cezasını Allah verir; onlara can yakıcı azab vardır

Saheeh InternationalThose who criticize the contributors among the believers concerning [their] charities and [criticize] the ones who find nothing [to spend] except their effort, so they ridicule them - Allah will ridicule them, and they will have a painful punishment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين» مبتدأ «يلمزون» يعيبون «المطوعين» المتنفلين «من المؤمنين في الصدقات والذين لا يجدون إلا جهدهم» طاقتهم فيأتون به «فيسخرون منهم» والخبر «سخر الله منهم» جازاهم على سخريتهم «ولهم عذاب أليم».

9:80 📚 4
ٱسْتَغْفِرْ لَهُمْ أَوْ لَا تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ إِن تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ سَبْعِينَ مَرَّةً فَلَن يَغْفِرَ ٱللَّهُ لَهُمْ‌ۚ ذَٲلِكَ بِأَنَّهُمْ كَفَرُواْ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ‌ۗ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلْفَـٰسِقِينَ
ٱسْتَغْفِرْ
(ister) af dile
لَهُمْ
onlar için
أَوْ
veya
لَا
(ister) dileme
تَسْتَغْفِرْ
ask forgiveness
لَهُمْ
onlar için
إِن
şayet
تَسْتَغْفِرْ
af dilesen
لَهُمْ
onlar için
سَبْعِينَ
yetmiş
مَرَّةًۭ
defa
فَلَن
asla
يَغْفِرَ
affetmez
ٱللَّهُ
Allah
لَهُمْ ۚ
onları
ذَٰلِكَ
böyledir
بِأَنَّهُمْ
çünkü onlar
كَفَرُوا۟
inkar ettiler
بِٱللَّهِ
Allah'ı
وَرَسُولِهِۦ ۗ
ve Elçisini
وَٱللَّهُ
ve Allah
لَا
yola iletmez
يَهْدِى
guide
ٱلْقَوْمَ
kavmi
ٱلْفَـٰسِقِينَ
yoldan çıkan

Diyanet İşleri MealiOnların ister bağışlanmasını dile, ister dileme, birdir. Onlara yetmiş defa bağışlanma dilesen Allah onları bağışlamayacaktır. Bu, Allah'ı ve Peygamberini inkar etmelerinden ötürüdür. Allah fasık topluluğu doğru yola eriştirmez

Saheeh InternationalAsk forgiveness for them, [O Muhammad], or do not ask forgiveness for them. If you should ask forgiveness for them seventy times - never will Allah forgive them. That is because they disbelieved in Allah and His Messenger, and Allah does not guide the defiantly disobedient people

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(استغفر) يا محمد (لهم أو لا تستغفر لهم) تخيير له في الاستغفار وتركه قال صلى الله عليه وسلم: "" إني خيرت فاخترت يعني الاستغفار "" رواه البخاري (إن تستغفر لهم سبعين مرة فلن يغفر الله لهم) قيل المراد بالسبعين المبالغة في كثرة الاستغفار وفي البخاري حديث "" لو أعلم أني لو زدت على السبعين غفر لزدت عليها "" وقيل المراد العدد المخصوص لحديثه أيضاً "" وسأزيد على السبعين "" فبين له حسم المغفرة بآية [سواء عليهم استغفرت لهم أم لم تستغفر لهم] (ذلك بأنهم كفروا بالله ورسوله والله لا يهدي القوم الفاسقين).

9:81
فَرِحَ ٱلْمُخَلَّفُونَ بِمَقْعَدِهِمْ خِلَـٰفَ رَسُولِ ٱللَّهِ وَكَرِهُوٓاْ أَن يُجَـٰهِدُواْ بِأَمْوَٲلِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَقَالُواْ لَا تَنفِرُواْ فِى ٱلْحَرِّ‌ۗ قُلْ نَارُ جَهَنَّمَ أَشَدُّ حَرًّا‌ۚ لَّوْ كَانُواْ يَفْقَهُونَ
فَرِحَ
sevindiler
ٱلْمُخَلَّفُونَ
muhalefet ederek;
بِمَقْعَدِهِمْ
oturup kalmalarına
خِلَـٰفَ
geride kalanlar
رَسُولِ
Peygamberine
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَكَرِهُوٓا۟
ve hoşlanmadılar
أَن
cihadetmekten
يُجَـٰهِدُوا۟
strive
بِأَمْوَٰلِهِمْ
mallarıyle
وَأَنفُسِهِمْ
ve canlarıyle
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
وَقَالُوا۟
ve dediler
لَا
sefere çıkmayın
تَنفِرُوا۟
go forth
فِى
sıcakta
ٱلْحَرِّ ۗ
the heat
قُلْ
de ki
نَارُ
ateşi
جَهَنَّمَ
cehennemin
أَشَدُّ
daha
حَرًّۭا ۚ
sıcaktır
لَّوْ
keşke
كَانُوا۟
olsalardı
يَفْقَهُونَ
anlıyor(lar)

Diyanet İşleri MealiAllah'ın Peygamberinin hilafına geri kalanlar, oturup kalmalarına sevindiler. Allah yolunda mallariyle ve canlariyle cihat hoşlarına gitmedi. "Sıcakta savaşa çıkmayın" dediler. De ki: "Cehennem ateşi daha sıcaktır." Keşke bilseydiler

Saheeh InternationalThose who remained behind rejoiced in their staying [at home] after [the departure of] the Messenger of Allah and disliked to strive with their wealth and their lives in the cause of Allah and said, "Do not go forth in the heat." Say, "The fire of Hell is more intensive in heat" - if they would but understand

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فرح المخلَّفون» عن تبوك «بمقعدهم» أي بقعودهم «خلاف» أي بعد «رسول الله وكرهوا أن يجاهدوا بأموالهم وأنفسهم في سبيل الله وقالوا» أي قال بعضهم لبعض «لا تنفروا» تخرجوا إلى الجهاد «في الحر قل نار جهنم أشدُّ حرا» من تبوك فالأولى أن يتقوها بترك التخلف «لو كانوا يفقهون» يعلمون ذلك ما تخلفوا.

9:82
فَلْيَضْحَكُواْ قَلِيلاً وَلْيَبْكُواْ كَثِيرًا جَزَآءَۢ بِمَا كَانُواْ يَكْسِبُونَ
فَلْيَضْحَكُوا۟
artık gülsünler
قَلِيلًۭا
az
وَلْيَبْكُوا۟
ve ağlasınlar
كَثِيرًۭا
çok
جَزَآءًۢ
karşılık
بِمَا
şeylere
كَانُوا۟
oldukları
يَكْسِبُونَ
kazanıyor(lar)

Diyanet İşleri MealiYaptıklarının cezası olarak, bundan böyle az gülsünler, çok ağlasınlar

Saheeh InternationalSo let them laugh a little and [then] weep much as recompense for what they used to earn

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فليضحكوا قليلا» في الدنيا «وليبكوا» في الآخرة «كثيرا جزاءً بما كانوا يكسبون» خبر عن حالهم بصيغة الأمر.

9:83
فَإِن رَّجَعَكَ ٱللَّهُ إِلَىٰ طَآئِفَةٍ مِّنْهُمْ فَٱسْتَــْٔذَنُوكَ لِلْخُرُوجِ فَقُل لَّن تَخْرُجُواْ مَعِىَ أَبَدًا وَلَن تُقَـٰتِلُواْ مَعِىَ عَدُوًّا‌ۖ إِنَّكُمْ رَضِيتُم بِٱلْقُعُودِ أَوَّلَ مَرَّةٍ فَٱقْعُدُواْ مَعَ ٱلْخَـٰلِفِينَ
فَإِن
eğer
رَّجَعَكَ
seni döndürürse
ٱللَّهُ
Allah
إِلَىٰ
bir topluluğa
طَآئِفَةٍۢ
a group
مِّنْهُمْ
onlardan
فَٱسْتَـْٔذَنُوكَ
senden izin isterlerse
لِلْخُرُوجِ
çıkmak için
فَقُل
de ki
لَّن
çıkmayacaksınız
تَخْرُجُوا۟
will you come out
مَعِىَ
benimle
أَبَدًۭا
asla
وَلَن
ve asla
تُقَـٰتِلُوا۟
savaşmayacaksınız
مَعِىَ
benimle beraber
عَدُوًّا ۖ
düşmanla
إِنَّكُمْ
şüphesiz siz
رَضِيتُم
razı olmuştunuz
بِٱلْقُعُودِ
oturmağa
أَوَّلَ
ilk
مَرَّةٍۢ
önce
فَٱقْعُدُوا۟
öyle ise oturun
مَعَ
beraber
ٱلْخَـٰلِفِينَ
geri kalanlarla

Diyanet İşleri MealiAllah seni geri döndürüp, onlardan bir toplulukla karşılaştırdığı zaman, senden savaşa çıkmak için izin isterlerse, de ki: "Benimle asla çıkamayacaksınız, benim yanımda hiçbir düşmanla savaşmıyacaksınız; çünkü baştan, oturup kalmaya razı oldunuz. Artık geri kalanlarla beraber oturun

Saheeh InternationalIf Allah should return you to a faction of them [after the expedition] and then they ask your permission to go out [to battle], say, "You will not go out with me, ever, and you will never fight with me an enemy. Indeed, you were satisfied with sitting [at home] the first time, so sit [now] with those who stay behind

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإنْ رجعك» ردك «الله» من تبوك «إلى طائفة منهم» ممن تخلف بالمدينة من المنافقين «فاستأذنوك للخروج» معك إلى غزوة أُخرى «فقل» لهم «لن تخرجوا معي أبدا ولن تقاتلوا معي عدوا إنكم رضيتم بالقعود أول مرة فاقعدوا مع الخالفين» المتخلفين عن الغزو من النساء والصبيان وغيرهم.

9:84 📚 4
وَلَا تُصَلِّ عَلَىٰٓ أَحَدٍ مِّنْهُم مَّاتَ أَبَدًا وَلَا تَقُمْ عَلَىٰ قَبْرِهِۦٓ‌ۖ إِنَّهُمْ كَفَرُواْ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَمَاتُواْ وَهُمْ فَـٰسِقُونَ
وَلَا
ve
تُصَلِّ
namaz kılma
عَلَىٰٓ
üzerine
أَحَدٍۢ
birinin
مِّنْهُم
onlardan
مَّاتَ
ölen
أَبَدًۭا
asla
وَلَا
ve
تَقُمْ
durma
عَلَىٰ
başında
قَبْرِهِۦٓ ۖ
onun kabri
إِنَّهُمْ
çünkü onlar
كَفَرُوا۟
inkar ettiler
بِٱللَّهِ
Allah'ı
وَرَسُولِهِۦ
ve Elçisini
وَمَاتُوا۟
ve öldüler
وَهُمْ
onlar
فَـٰسِقُونَ
yoldan çıkmış olarak

Diyanet İşleri MealiOnlardan ölen kimsenin namazını sakın kılma, mezarı başında da durma! Çünkü onlar Allah'ı ve peygamberini inkar ettiler, fasık olarak öldüler

Saheeh InternationalAnd do not pray [the funeral prayer, O Muhammad], over any of them who has died - ever - or stand at his grave. Indeed, they disbelieved in Allah and His Messenger and died while they were defiantly disobedient

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ولما صلى النبي صلى الله عليه وسلم على ابن أبيّ نزل «ولا تُصلِّ على أحد منهم مات أبدا ولا تقم على قبره» لدفن أو زيارة «إنهم كفروا بالله ورسوله وماتوا وهم فاسقون» كافرون.

9:85 📚 1
وَلَا تُعْجِبْكَ أَمْوَٲلُهُمْ وَأَوْلَـٰدُهُمْ‌ۚ إِنَّمَا يُرِيدُ ٱللَّهُ أَن يُعَذِّبَهُم بِهَا فِى ٱلدُّنْيَا وَتَزْهَقَ أَنفُسُهُمْ وَهُمْ كَـٰفِرُونَ
وَلَا
ve
تُعْجِبْكَ
seni imrendirmesin
أَمْوَٰلُهُمْ
onların malları
وَأَوْلَـٰدُهُمْ ۚ
ve evladları
إِنَّمَا
şüphesiz
يُرِيدُ
istiyor
ٱللَّهُ
Allah
أَن
onlara azabetmeyi
يُعَذِّبَهُم
punish them
بِهَا
bunlarla
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا
the world
وَتَزْهَقَ
ve çıkmasını
أَنفُسُهُمْ
canlarının
وَهُمْ
onlar
كَـٰفِرُونَ
kafir olarak

Diyanet İşleri MealiMalları ve çocukları seni hayrete düşürmesin; Allah bunlarla onlara dünyada azabetmek ve canlarının inkarcı olarak çıkmasını ister

Saheeh InternationalAnd let not their wealth and their children impress you. Allah only intends to punish them through them in this world and that their souls should depart [at death] while they are disbelievers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تعجبك أموالهم وأولادهم إنما يريد الله أن يعذبهم بها في الدنيا وتزهق» تخرج «أنفسهم وهم كافرون».

9:86
وَإِذَآ أُنزِلَتْ سُورَةٌ أَنْ ءَامِنُواْ بِٱللَّهِ وَجَـٰهِدُواْ مَعَ رَسُولِهِ ٱسْتَــْٔذَنَكَ أُوْلُواْ ٱلطَّوْلِ مِنْهُمْ وَقَالُواْ ذَرْنَا نَكُن مَّعَ ٱلْقَـٰعِدِينَ
وَإِذَآ
zaman
أُنزِلَتْ
indirildiği
سُورَةٌ
bir sure
أَنْ
diye
ءَامِنُوا۟
inanın
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَجَـٰهِدُوا۟
ve cihadedin
مَعَ
beraber
رَسُولِهِ
Elçisiyle
ٱسْتَـْٔذَنَكَ
senden izin istediler
أُو۟لُوا۟
sahibi olanlar
ٱلطَّوْلِ
servet
مِنْهُمْ
içlerinden
وَقَالُوا۟
ve dediler
ذَرْنَا
bizi bırak
نَكُن
olalım
مَّعَ
beraber
ٱلْقَـٰعِدِينَ
oturanlarla

Diyanet İşleri MealiAllah'a inanın ve Peygamberinin yanında savaşın" diye bir sure inmiş olsa, onların gücü yetenleri sizden izin isterler ve "Bizi bırak oturanlarla beraber kalalım" derler

Saheeh InternationalAnd when a surah was revealed [enjoining them] to believe in Allah and to fight with His Messenger, those of wealth among them asked your permission [to stay back] and said, "Leave us to be with them who sit [at home]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا أُنزلت سورة» أي طائفة من القرآن «أن» أي بأن «آمنوا بالله وجاهدوا مع رسوله استأذنك أولوا الطَّوْل» ذوو الغنى «منهم وقالوا ذرنا نكن مع القاعدين».

9:87 📚 2
رَضُواْ بِأَن يَكُونُواْ مَعَ ٱلْخَوَالِفِ وَطُبِعَ عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَفْقَهُونَ
رَضُوا۟
razı oldular
بِأَن
olmaya
يَكُونُوا۟
be
مَعَ
beraber
ٱلْخَوَالِفِ
geride kalan kadınlarla
وَطُبِعَ
ve mühürlendi
عَلَىٰ
üzeri
قُلُوبِهِمْ
kalbleri
فَهُمْ
artık onlar
لَا
anlamazlar
يَفْقَهُونَ
understand

Diyanet İşleri MealiGeri kalan kadınlarla beraber bulunmaya razı oldular. Kalbleri kapanmıştır, bu yüzden anlamazlar

Saheeh InternationalThey were satisfied to be with those who stay behind, and their hearts were sealed over, so they do not understand

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«رضوا بأن يكونوا مع الخوالف» جمع خالفة أي النساء اللاتي تخلَّفن في البيوت «وطبع على قلوبهم فهم لا يفقهون» الخير.

9:88
لَـٰكِنِ ٱلرَّسُولُ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَعَهُۥ جَـٰهَدُواْ بِأَمْوَٲلِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ‌ۚ وَأُوْلَـٰٓئِكَ لَهُمُ ٱلْخَيْرَٲتُ‌ۖ وَأُوْلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ
لَـٰكِنِ
fakat
ٱلرَّسُولُ
Elçi
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
مَعَهُۥ
onunla beraber
جَـٰهَدُوا۟
cihadettiler
بِأَمْوَٰلِهِمْ
mallarıyla
وَأَنفُسِهِمْ ۚ
ve canlarıyla
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
لَهُمُ
onlarındır
ٱلْخَيْرَٰتُ ۖ
bütün hayırlar
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
ve işte
هُمُ
onlardır
ٱلْمُفْلِحُونَ
başarıya erenler

Diyanet İşleri MealiAma Peygamber ve onunla beraber bulunan müminler, mallariyle ve canlariyle savaştılar. İşte iyilikler onlaradır, saadete erişenler de onlardır

Saheeh InternationalBut the Messenger and those who believed with him fought with their wealth and their lives. Those will have [all that is] good, and it is those who are the successful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لكن الرسولُ والذين آمنوا معه جاهدوا بأموالهم وأنفسهم وأولئك لهم الخيرات» في الدنيا والآخرة «وأولئك هم المفلحون» أي الفائزون.

9:89
أَعَدَّ ٱللَّهُ لَهُمْ جَنَّـٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ خَـٰلِدِينَ فِيهَا‌ۚ ذَٲلِكَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
أَعَدَّ
hazırlamıştır
ٱللَّهُ
Allah
لَهُمْ
onlar için
جَنَّـٰتٍۢ
cennetler
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ
ebedi kalacakları
فِيهَا ۚ
içlerinde
ذَٰلِكَ
işte budur
ٱلْفَوْزُ
başarı
ٱلْعَظِيمُ
büyük

Diyanet İşleri MealiAllah onlara temelli kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. Büyük kurtuluş budur

Saheeh InternationalAllah has prepared for them gardens beneath which rivers flow, wherein they will abide eternally. That is the great attainment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أعد الله لهم جنات تجري من تحتها الأنهار خالدين فيها ذلك الفوز العظيم».

9:90
وَجَآءَ ٱلْمُعَذِّرُونَ مِنَ ٱلْأَعْرَابِ لِيُؤْذَنَ لَهُمْ وَقَعَدَ ٱلَّذِينَ كَذَبُواْ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ‌ۚ سَيُصِيبُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِنْهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
وَجَآءَ
ve geldiler
ٱلْمُعَذِّرُونَ
özür bahane eden
مِنَ
bedevi Araplar
ٱلْأَعْرَابِ
the bedouins
لِيُؤْذَنَ
izin verilmesi için
لَهُمْ
kendilerine
وَقَعَدَ
ve oturdular
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَذَبُوا۟
yalan söyleyen(ler)
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ ۚ
ve Elçisine
سَيُصِيبُ
erişecektir
ٱلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوا۟
inkar eden(lere)
مِنْهُمْ
onlardan
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۭ
acıklı

Diyanet İşleri MealiBedevilerden, izin almak üzere, özür beyan eden kimseler geldiler. Allah'a ve Peygamberine yalan söyleyenler ise, özür bile beyan etmeksizin geri kaldılar. Onlardan kafir olanlar can yakıcı azaba uğrayacaktır

Saheeh InternationalAnd those with excuses among the bedouins came to be permitted [to remain], and they who had lied to Allah and His Messenger sat [at home]. There will strike those who disbelieved among them a painful punishment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وجاء المعذِّرون» بإدغام التاء في الأصل في الدال أي المعتذرون بمعنى المعذورين وقرئ به «من الأعراب» إلى النبي صلى الله عليه وسلم «ليؤذن لهم» في القعود لعذرهم فأذن لهم «وقعد الذين كذبوا الله ورسوله» في ادعاء الإيمان من منافقي الأعراب عن المجيء للاعتذار «سيصيب الذين كفروا منهم عذاب أليم».

9:91 📚 5
لَّيْسَ عَلَى ٱلضُّعَفَآءِ وَلَا عَلَى ٱلْمَرْضَىٰ وَلَا عَلَى ٱلَّذِينَ لَا يَجِدُونَ مَا يُنفِقُونَ حَرَجٌ إِذَا نَصَحُواْ لِلَّهِ وَرَسُولِهِۦ‌ۚ مَا عَلَى ٱلْمُحْسِنِينَ مِن سَبِيلٍ‌ۚ وَٱللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
لَّيْسَ
yoktur
عَلَى
üzerine
ٱلضُّعَفَآءِ
zayıflar
وَلَا
ve yoktur
عَلَى
üzerine
ٱلْمَرْضَىٰ
hastalar
وَلَا
ve yoktur
عَلَى
üzerine
ٱلَّذِينَ
kimseler
لَا
bulamayan(lar)
يَجِدُونَ
they find
مَا
bir şey
يُنفِقُونَ
harcayacak
حَرَجٌ
bir günah
إِذَا
takdirde
نَصَحُوا۟
öğüt verdikleri
لِلَّهِ
Allah için
وَرَسُولِهِۦ ۚ
ve Elçisi için
مَا
yoktur
عَلَى
aleyhine
ٱلْمُحْسِنِينَ
iyilik edenlerin
مِن
hiçbir
سَبِيلٍۢ ۚ
yol
وَٱللَّهُ
ve Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiGüçsüzlere, hastalara ve sarfedecek bir şeyi bulunmayanlara, Allah ve Peygamberine bağlı kaldıkları müddetçe sorumluluk yoktur. İyi davrananlara sorumluluk olmaz. Allah bağışlayandır, merhamet edendir

Saheeh InternationalThere is not upon the weak or upon the ill or upon those who do not find anything to spend any discomfort when they are sincere to Allah and His Messenger. There is not upon the doers of good any cause [for blame]. And Allah is Forgiving and Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ليس على الضعفاء» كالشيوخ «ولا على المرضى» كالعمي والزمنى «ولا على الذين لا يجدون ما ينفقون» في الجهاد «حرج» إثم في التخلف عنه «إذا نصحوا لله ورسوله» في حال قعودهم بعدم الإرجاف والتثبيط والطاعة «ما على المحسنين» بذلك «من سبيل» طريق بالمؤاخذة «والله غفور» لهم «رحيم» بهم في التوسعة في ذلك.

9:92 📚 13
وَلَا عَلَى ٱلَّذِينَ إِذَا مَآ أَتَوْكَ لِتَحْمِلَهُمْ قُلْتَ لَآ أَجِدُ مَآ أَحْمِلُكُمْ عَلَيْهِ تَوَلَّواْ وَّأَعْيُنُهُمْ تَفِيضُ مِنَ ٱلدَّمْعِ حَزَنًا أَلَّا يَجِدُواْ مَا يُنفِقُونَ
وَلَا
ve yoktur (sorumluluk)
عَلَى
kimselere
ٱلَّذِينَ
those who
إِذَا
zaman
مَآ
sana geldikleri
أَتَوْكَ
they came to you
لِتَحْمِلَهُمْ
binek için
قُلْتَ
sen deyince
لَآ
bulamıyorum
أَجِدُ
I find
مَآ
bir şey
أَحْمِلُكُمْ
sizi bindirecek
عَلَيْهِ
üzerine
تَوَلَّوا۟
dönen
وَّأَعْيُنُهُمْ
ve gözlerinden
تَفِيضُ
akarak
مِنَ
yaş
ٱلدَّمْعِ
(with) the tears
حَزَنًا
üzüntüden
أَلَّا
dolayı
يَجِدُوا۟
bulamadıklarından
مَا
bir şey
يُنفِقُونَ
infak edecek

Diyanet İşleri MealiBinek vermen için sana geldiklerinde, "Size binek bulamıyorum" dediğin zaman, sarfedecek bir şey bulamadıkları için üzüntüden gözyaşı dökerek geri dönenlere de sorumluluk yoktur

Saheeh InternationalNor [is there blame] upon those who, when they came to you that you might give them mounts, you said, "I can find nothing for you to ride upon." They turned back while their eyes overflowed with tears out of grief that they could not find something to spend [for the cause of Allah]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا على الذين إذا ما أتوك لتحملهم» معك إلى الغزو وهم سبعة من الأنصار وقيل بنو مقرن «قلتَ لا أجد ما أحملكم عليه» حال «تولَّوا» جواب إذا أي انصرفوا «وأعينهم تفيض» تسيل «من» للبيان «الدمع حزنا» لأجل «ألا يجدوا ما ينفقون» في الجهاد.

9:93 📚 2
۞ إِنَّمَا ٱلسَّبِيلُ عَلَى ٱلَّذِينَ يَسْتَــْٔذِنُونَكَ وَهُمْ أَغْنِيَآءُ‌ۚ رَضُواْ بِأَن يَكُونُواْ مَعَ ٱلْخَوَالِفِ وَطَبَعَ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
۞ إِنَّمَا
ancak
ٱلسَّبِيلُ
(kınanmasına) yol vardır
عَلَى
kimselerin
ٱلَّذِينَ
those who
يَسْتَـْٔذِنُونَكَ
senden izin isteyen
وَهُمْ
onlar
أَغْنِيَآءُ ۚ
zengin oldukları halde
رَضُوا۟
onlar razı oldular
بِأَن
olmağa
يَكُونُوا۟
be
مَعَ
beraber
ٱلْخَوَالِفِ
geri kalan kadınlarla
وَطَبَعَ
ve mühürledi
ٱللَّهُ
Allah
عَلَىٰ
üzerini
قُلُوبِهِمْ
onların kalbleri
فَهُمْ
artık onlar
لَا
bilmezler
يَعْلَمُونَ
know

Diyanet İşleri MealiSorumluluk ancak, zengin oldukları halde senden izin isteyen, geride kalan kadınlarla bulunmaya razı olanlara ve Allah kalblerini mühürlemiş olduğu için bilmeyenleredir

Saheeh InternationalThe cause [for blame] is only upon those who ask permission of you while they are rich. They are satisfied to be with those who stay behind, and Allah has sealed over their hearts, so they do not know

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنما السَّبيل على الذين يستأذنوك» في التخلُّف «وهم أغنياء رضوا بأن يكونوا مع الخوالف وطبع الله على قلوبهم فهم لا يعلمون» تقدم مثله.

9:94 📚 1
يَعْتَذِرُونَ إِلَيْكُمْ إِذَا رَجَعْتُمْ إِلَيْهِمْ‌ۚ قُل لَّا تَعْتَذِرُواْ لَن نُّؤْمِنَ لَكُمْ قَدْ نَبَّأَنَا ٱللَّهُ مِنْ أَخْبَارِكُمْ‌ۚ وَسَيَرَى ٱللَّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُۥ ثُمَّ تُرَدُّونَ إِلَىٰ عَـٰلِمِ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَـٰدَةِ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
يَعْتَذِرُونَ
özür dilerler
إِلَيْكُمْ
sizden
إِذَا
zaman
رَجَعْتُمْ
geri dönüp geldiğiniz
إِلَيْهِمْ ۚ
onların yanına
قُل
de ki
لَّا
hiç
تَعْتَذِرُوا۟
özür dilemeyin
لَن
asla
نُّؤْمِنَ
inanmayız
لَكُمْ
size
قَدْ
muhakkak
نَبَّأَنَا
bize bildirdi
ٱللَّهُ
Allah
مِنْ
sizin haberlerinizi
أَخْبَارِكُمْ ۚ
your news
وَسَيَرَى
ve görecektir
ٱللَّهُ
Allah
عَمَلَكُمْ
yaptığınızı
وَرَسُولُهُۥ
ve Elçisi de
ثُمَّ
sonra
تُرَدُّونَ
döndürüleceksiniz
إِلَىٰ
bilene
عَـٰلِمِ
(the) Knower
ٱلْغَيْبِ
görülmeyeni
وَٱلشَّهَـٰدَةِ
ve görüleni
فَيُنَبِّئُكُم
O size haber verecek
بِمَا
ne
كُنتُمْ
varsa
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız

Diyanet İşleri MealiSavaştan döndüğünüzde size özür beyan ederler. Onlara de ki: "özür beyan etmeyin, size inanmayacağız, Allah haberlerinizi bize bildirmiştir. Allah da, Peygamberi de işleyeceklerinizi görecektir. Sonunda, görülmeyeni ve görüneni bilen Allah'a geri çevrileceksiniz. O, işlediklerinizi size haber verecektir

Saheeh InternationalThey will make excuses to you when you have returned to them. Say, "Make no excuse - never will we believe you. Allah has already informed us of your news. And Allah will observe your deeds, and [so will] His Messenger; then you will be taken back to the Knower of the unseen and the witnessed, and He will inform you of what you used to do

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يعتذرون إليكم» في التخلف «إذا رجعتم إليهم» من الغزو «قل» لهم «لا تعتذروا لن نؤمن لكم» نصدقكم «قد نبأنا الله من أخباركم» أي أخبرنا بأحوالكم «وسيرى الله عملَكم ورسوله ثم تُردون» بالبعث «إلى عالم الغيب والشهادة» أي الله «فينبئكم بما كنتم تعملون» فيجازيكم عليه.

9:95 📚 4
سَيَحْلِفُونَ بِٱللَّهِ لَكُمْ إِذَا ٱنقَلَبْتُمْ إِلَيْهِمْ لِتُعْرِضُواْ عَنْهُمْ‌ۖ فَأَعْرِضُواْ عَنْهُمْ‌ۖ إِنَّهُمْ رِجْسٌ‌ۖ وَمَأْوَٮٰهُمْ جَهَنَّمُ جَزَآءَۢ بِمَا كَانُواْ يَكْسِبُونَ
سَيَحْلِفُونَ
yemin edecekler
بِٱللَّهِ
Allah'a
لَكُمْ
siz
إِذَا
zaman
ٱنقَلَبْتُمْ
yanlarına geldiğiniz
إِلَيْهِمْ
onların
لِتُعْرِضُوا۟
vazgeçmeniz için
عَنْهُمْ ۖ
kendilerinden
فَأَعْرِضُوا۟
vazgeçin
عَنْهُمْ ۖ
onlardan
إِنَّهُمْ
çünkü onlar
رِجْسٌۭ ۖ
murdardır
وَمَأْوَىٰهُمْ
ve varacakları yer
جَهَنَّمُ
cehennemdir
جَزَآءًۢ
cezası olarak
بِمَا
şeylerin
كَانُوا۟
kazandıkları
يَكْسِبُونَ
earn

Diyanet İşleri MealiDöndüğünüzde kendilerine çıkışmamanız için, Allah'a yemin edeceklerdir. Siz onlardan yüz çevirin; çünkü pistirler. Yaptıklarının karşılığı olarak varacakları yer cehennemdir

Saheeh InternationalThey will swear by Allah to you when you return to them that you would leave them alone. So leave them alone; indeed they are evil; and their refuge is Hell as recompense for what they had been earning

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«سيحلفون بالله لكم إذا انقلبتم» رجعتم «إليهم» من تبوك أنهم معذورون في التخلف «لتعرضوا عنهم» بترك المعاتبة «فأعرضوا عنهم إنهم رجس» قذر لخبث باطنهم «ومأواهم جهنم جزاءً بما كانوا يكسبون».

9:96 📚 1
يَحْلِفُونَ لَكُمْ لِتَرْضَوْاْ عَنْهُمْ‌ۖ فَإِن تَرْضَوْاْ عَنْهُمْ فَإِنَّ ٱللَّهَ لَا يَرْضَىٰ عَنِ ٱلْقَوْمِ ٱلْفَـٰسِقِينَ
يَحْلِفُونَ
yemin ediyorlar
لَكُمْ
size
لِتَرْضَوْا۟
razı olmanız için
عَنْهُمْ ۖ
kendilerinden
فَإِن
eğer
تَرْضَوْا۟
siz razı olsanız bile
عَنْهُمْ
onlardan
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
razı olmaz
يَرْضَىٰ
(is) not pleased
عَنِ
topluluktan
ٱلْقَوْمِ
the people
ٱلْفَـٰسِقِينَ
yoldan çıkan

Diyanet İşleri MealiKendilerinden hoşnut olasınız diye, size and verirler. Siz onlardan hoşnut olsanız bile, Allah, yoldan çıkmış kimselerden razı olmaz

Saheeh InternationalThey swear to you so that you might be satisfied with them. But if you should be satisfied with them - indeed, Allah is not satisfied with a defiantly disobedient people

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يحلفون لكم لترضوا عنهم فإن ترضوا عنهم فإنّ الله لا يرضى عن القوم الفاسقين» أي عنهم

9:97
ٱلْأَعْرَابُ أَشَدُّ كُفْرًا وَنِفَاقًا وَأَجْدَرُ أَلَّا يَعْلَمُواْ حُدُودَ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ عَلَىٰ رَسُولِهِۦ‌ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
ٱلْأَعْرَابُ
bedevi Araplar
أَشَدُّ
daha yamandır
كُفْرًۭا
küfürde
وَنِفَاقًۭا
ve iki yüzlülükte
وَأَجْدَرُ
ve daha müsaittirler
أَلَّا
tanımamaya
يَعْلَمُوا۟
they know
حُدُودَ
sınırlarını
مَآ
şeylerin
أَنزَلَ
indirdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
عَلَىٰ
Elçisine
رَسُولِهِۦ ۗ
His Messenger
وَٱللَّهُ
ve Allah
عَلِيمٌ
bilendir
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir

Diyanet İşleri MealiBedevilerin küfür ve nifakları her yönden, daha ileridir. Allah'ın, Peygamberine indirdiğinin sınırlarını bilmemek, onlara daha layıktır. Allah bilendir, hakimdir

Saheeh InternationalThe bedouins are stronger in disbelief and hypocrisy and more likely not to know the limits of what [laws] Allah has revealed to His Messenger. And Allah is Knowing and Wise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الأعراب» أهل البدو «أشدُّ كفرا ونفاقا» من أهل المدن لجفائهم وغلظ طباعهم وبعدهم عن سماع القرآن «وأجدر» أولى «أ» ن أي بأن «لا يعلموا حدود ما أنزل الله على رسوله» من الأحكام والشرائع «والله عليم» بخلقه «حكيم» في صنعه بهم.

9:98
وَمِنَ ٱلْأَعْرَابِ مَن يَتَّخِذُ مَا يُنفِقُ مَغْرَمًا وَيَتَرَبَّصُ بِكُمُ ٱلدَّوَآئِرَ‌ۚ عَلَيْهِمْ دَآئِرَةُ ٱلسَّوْءِ‌ۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
وَمِنَ
ve
ٱلْأَعْرَابِ
bedevi Araplardan
مَن
kimi var ki
يَتَّخِذُ
sayar
مَا
şeyi
يُنفِقُ
verdiği
مَغْرَمًۭا
angarya
وَيَتَرَبَّصُ
ve gözetler
بِكُمُ
size
ٱلدَّوَآئِرَ ۚ
belalar gelmesini
عَلَيْهِمْ
onların
دَآئِرَةُ
bela başına gelsin
ٱلسَّوْءِ ۗ
kötü
وَٱللَّهُ
Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌۭ
bilendir

Diyanet İşleri MealiBedevilerden, Allah yolunda sarfettiklerini angarya sayanlar ve sizin başınıza belalar gelmesini bekleyenler vardır. Belalar onlara olsun; Allah işitir ve bilir

Saheeh InternationalAnd among the bedouins are some who consider what they spend as a loss and await for you turns of misfortune. Upon them will be a misfortune of evil. And Allah is Hearing and Knowing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن الأعراب من يتخذ ما ينفق» في سبيل الله «مَغرما» غرامة وخسرانا لأنه لا يرجو ثوابه بل ينفقه خوفا وهم بنو أسد وغطفان «ويتربص» ينتظر «بكم الدوائر» دوائر الزمان أن تنقلب عليكم فيتلخص «عليهم دائرة السُّوء» بالضم والفتح، أي يدور العذاب والهلاك عليهم لا عليكم «والله سميع» لأقوال عباده «عليم» بأفعالهم.

9:99
وَمِنَ ٱلْأَعْرَابِ مَن يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْأَخِرِ وَيَتَّخِذُ مَا يُنفِقُ قُرُبَـٰتٍ عِندَ ٱللَّهِ وَصَلَوَٲتِ ٱلرَّسُولِ‌ۚ أَلَآ إِنَّهَا قُرْبَةٌ لَّهُمْ‌ۚ سَيُدْخِلُهُمُ ٱللَّهُ فِى رَحْمَتِهِۦٓ‌ۗ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
وَمِنَ
bedevi Araplardan
ٱلْأَعْرَابِ
the bedouins
مَن
kimi de var ki
يُؤْمِنُ
inanır
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ
ahiret
وَيَتَّخِذُ
ve vesile sayar
مَا
şeyi
يُنفِقُ
verdiği
قُرُبَـٰتٍ
yakınlaşmaya
عِندَ
katında
ٱللَّهِ
Allah
وَصَلَوَٰتِ
ve du'alarını almaya
ٱلرَّسُولِ ۚ
Elçinin
أَلَآ
iyi bilin ki
إِنَّهَا
gerçekten o
قُرْبَةٌۭ
yakınlık vesilesidir
لَّهُمْ ۚ
kendileri için
سَيُدْخِلُهُمُ
onları sokacaktır
ٱللَّهُ
Allah
فِى
içine
رَحْمَتِهِۦٓ ۗ
rahmetinin
إِنَّ
muhakkak ki
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiBedevilerden, Allah'a ve ahiret gününe inanan, sarfettiğini, Allah katında ibadet ve Peygamberin dualarına nail olmağa vesile sayanlar da vardır. Bilin ki, verdikleri onlar için ibadettir. Allah, onlara rahmet edecektir. Allah şüphesiz bağışlar ve merhamet eder

Saheeh InternationalBut among the bedouins are some who believe in Allah and the Last Day and consider what they spend as means of nearness to Allah and of [obtaining] invocations of the Messenger. Unquestionably, it is a means of nearness for them. Allah will admit them to His mercy. Indeed, Allah is Forgiving and Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن الأعراب من يؤمن بالله واليوم الآخر» كجهينة ومزينة «ويتخذ ما ينفق» في سبيل الله «قربات» تقربه «عند الله و» وسيلة إلى «صلوات» دعوات «الرسول» له «ألا إنها» أي نفقتهم «قُرُبةٌ» بضم الراء وسكونها «لهم» عنده «سيدخلهم الله في رحمته» جنته «إن الله غفور» لأهل طاعته «رحيم» بهم.

9:100 📚 2
وَٱلسَّـٰبِقُونَ ٱلْأَوَّلُونَ مِنَ ٱلْمُهَـٰجِرِينَ وَٱلْأَنصَارِ وَٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُم بِإِحْسَـٰنٍ رَّضِىَ ٱللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُواْ عَنْهُ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَنَّـٰتٍ تَجْرِى تَحْتَهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ خَـٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا‌ۚ ذَٲلِكَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
وَٱلسَّـٰبِقُونَ
öne geçenlerden
ٱلْأَوَّلُونَ
ilk olanlar
مِنَ
Muhacirlerden
ٱلْمُهَـٰجِرِينَ
the emigrants
وَٱلْأَنصَارِ
ve Ensardan
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
ٱتَّبَعُوهُم
ona tabi olan(lar)
بِإِحْسَـٰنٍۢ
güzelce
رَّضِىَ
razı olmuştur
ٱللَّهُ
Allah
عَنْهُمْ
onlardan
وَرَضُوا۟
onlar da razı olmuşlardır
عَنْهُ
O'ndan
وَأَعَدَّ
ve hazırlamıştır
لَهُمْ
onlara
جَنَّـٰتٍۢ
cennetler
تَجْرِى
akan
تَحْتَهَا
altlarından
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ
kalacakları
فِيهَآ
içinde
أَبَدًۭا ۚ
ebedi
ذَٰلِكَ
işte budur
ٱلْفَوْزُ
kurtuluş
ٱلْعَظِيمُ
büyük

Diyanet İşleri Mealiİyilik yarışında önceliği kazanan Muhacirler ve Ensar ile, onlara güzelce uyanlardan Allah hoşnut olmuştur, onlar da Allah'tan hoşnuddurlar. Allah onlara, içinde temelli ve ebedi kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır; işte büyük kurtuluş budur

Saheeh InternationalAnd the first forerunners [in the faith] among the Muhajireen and the Ansar and those who followed them with good conduct - Allah is pleased with them and they are pleased with Him, and He has prepared for them gardens beneath which rivers flow, wherein they will abide forever. That is the great attainment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والسابقون الأولون من المهاجرين والأنصار» وهم من شهد بدرا أو جميع الصحابة «والذين اتبعوهم» إلى يوم القيامة «بإحسان» في العمل «رضي الله عنهم» بطاعته «ورضوا عنه» بثوابه «وأعد لهم جنات تجري تحتها الأنهار» وفي قراءة بزيادة من «خالدين فيها أبدا ذلك الفوز العظيم».

9:101 📚 1
وَمِمَّنْ حَوْلَكُم مِّنَ ٱلْأَعْرَابِ مُنَـٰفِقُونَ‌ۖ وَمِنْ أَهْلِ ٱلْمَدِينَةِ‌ۖ مَرَدُواْ عَلَى ٱلنِّفَاقِ لَا تَعْلَمُهُمْ‌ۖ نَحْنُ نَعْلَمُهُمْ‌ۚ سَنُعَذِّبُهُم مَّرَّتَيْنِ ثُمَّ يُرَدُّونَ إِلَىٰ عَذَابٍ عَظِيمٍ
وَمِمَّنْ
ve vardır
حَوْلَكُم
çevrenizdeki
مِّنَ
bedevi Araplardan
ٱلْأَعْرَابِ
the bedouins
مُنَـٰفِقُونَ ۖ
münafıklar
وَمِنْ
ve
أَهْلِ
halkından
ٱلْمَدِينَةِ ۖ
Medine
مَرَدُوا۟
iyice alışmış
عَلَى
iki yüzlülüğe
ٱلنِّفَاقِ
the hypocrisy
لَا
sen onları bilmezsin
تَعْلَمُهُمْ ۖ
you know them
نَحْنُ
biz
نَعْلَمُهُمْ ۚ
onları biliriz
سَنُعَذِّبُهُم
onlara azabedeceğiz
مَّرَّتَيْنِ
iki kere
ثُمَّ
sonra da
يُرَدُّونَ
onlar itileceklerdir
إِلَىٰ
azaba
عَذَابٍ
a punishment
عَظِيمٍۢ
büyük

Diyanet İşleri MealiÇevrenizdeki Bedeviler içinde ikiyüzlüler ve Medine'liler içinde de ikiyüzlülükte direnenler vardır. Onları siz değil, ancak Biz biliriz. Kendilerine iki defa azabedeceğiz; onlar sonra da büyük bir azaba uğratılırlar

Saheeh InternationalAnd among those around you of the bedouins are hypocrites, and [also] from the people of Madinah. They have become accustomed to hypocrisy. You, [O Muhammad], do not know them, [but] We know them. We will punish them twice [in this world]; then they will be returned to a great punishment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وممن حولكم» يا أهل المدينة «من الأعراب منافقون» كأسلم وأشجع وغفار «ومن أهل المدينة» منافقون أيضا «مردوا على النفاق» لُّجوا فيه واستمروا «لا تعلمهم نحن نعلمهم سنعذبهم مرتين» بالفضيحة أو القتل في الدنيا وعذاب القبر «ثم يردون» في الآخرة «إلى عذاب عظيم» هو النار.

9:102 📚 1
وَءَاخَرُونَ ٱعْتَرَفُواْ بِذُنُوبِهِمْ خَلَطُواْ عَمَلاً صَـٰلِحًا وَءَاخَرَ سَيِّئًا عَسَى ٱللَّهُ أَن يَتُوبَ عَلَيْهِمْ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
وَءَاخَرُونَ
ve başka bir kısmı da
ٱعْتَرَفُوا۟
itiraf ettiler
بِذُنُوبِهِمْ
günahlarını
خَلَطُوا۟
birbirine karıştırdılar
عَمَلًۭا
ameli
صَـٰلِحًۭا
iyi
وَءَاخَرَ
diğer
سَيِّئًا
kötüsüyle
عَسَى
belki
ٱللَّهُ
Allah
أَن
tevbesini kabul eder
يَتُوبَ
will turn (in mercy)
عَلَيْهِمْ ۚ
onların
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌ
esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiSavaştan geri kalanların bir kısmı da, suçlarını itiraf ettiler. Onlar iyi işi kötüyle karıştırmışlardı. Allah'ın onların tevbesini kabul etmesi umulur; çünkü O bağışlayandır, merhamet edendir

Saheeh InternationalAnd [there are] others who have acknowledged their sins. They had mixed a righteous deed with another that was bad. Perhaps Allah will turn to them in forgiveness. Indeed, Allah is Forgiving and Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» قوم «آخرون» مبتدأ «اعترفوا بذنوبهم» من التخلف نعته والخبر «خلطوا عملا صالحا» وهو جهادهم قبل ذلك أو اعترافهم بذنوبهم أو غير ذلك «وآخر سيئا» وهو تخلفهم «عسى الله أن يتوب عليهم إن الله غفور رحيم» نزلت في أبي لبابة وجماعة أوثقوا أنفسهم في سواري المسجد لما بلغهم ما نزل في المتخلفين وحلفوا لا يحلهم إلا النبي صلى الله عليه وسلم فحلُّهم لما نزلت.

9:103 📚 7
خُذْ مِنْ أَمْوَٲلِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِم بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِمْ‌ۖ إِنَّ صَلَوٲتَكَ سَكَنٌ لَّهُمْ‌ۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
خُذْ
al
مِنْ
onların mallarından
أَمْوَٰلِهِمْ
their wealth
صَدَقَةًۭ
bir sadaka
تُطَهِّرُهُمْ
kendilerini temizleyeceğin
وَتُزَكِّيهِم
ve yücelteceğin
بِهَا
onunla
وَصَلِّ
ve du'a et
عَلَيْهِمْ ۖ
onlara
إِنَّ
çünkü
صَلَوٰتَكَ
senin du'an
سَكَنٌۭ
huzur verir
لَّهُمْ ۗ
onlara
وَٱللَّهُ
ve Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌ
bilendir

Diyanet İşleri MealiMallarının bir kısmını, kendilerini temizleyip arıtacak sadaka olarak al, onlara dua et; senin duan onlar için bir güvendir. Allah işitir ve bilir

Saheeh InternationalTake, [O, Muhammad], from their wealth a charity by which you purify them and cause them increase, and invoke [Allah 's blessings] upon them. Indeed, your invocations are reassurance for them. And Allah is Hearing and Knowing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«خذ من أموالهم صدقة تطهرهم وتزكيهم بها» من ذنوبهم فأخذ ثلث أموالهم وتصدق بها «وصل عليهم» أي ادع لهم «إن صلاتك سكن» رحمة «لهم» وقيل طمأنينة بقبول توبتهم «والله سميع عليم».

9:104 📚 2
أَلَمْ يَعْلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ هُوَ يَقْبَلُ ٱلتَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِۦ وَيَأْخُذُ ٱلصَّدَقَـٰتِ وَأَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ
أَلَمْ
bilmediler mi ki
يَعْلَمُوٓا۟
they know
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah'tır
هُوَ
O
يَقْبَلُ
kabul eden
ٱلتَّوْبَةَ
tevbeyi
عَنْ
kullarından
عِبَادِهِۦ
His slaves
وَيَأْخُذُ
ve alan
ٱلصَّدَقَـٰتِ
sadakaları
وَأَنَّ
ve şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
هُوَ
O
ٱلتَّوَّابُ
tevbeyi çok kabul edendir
ٱلرَّحِيمُ
çok esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiAllah'ın, kullarının tevbesini kabul ettiğini, sadakalar aldığını, Allah'ın tevbeleri kabul ve merhamet eden olduğunu bilmiyorlar mı

Saheeh InternationalDo they not know that it is Allah who accepts repentance from His servants and receives charities and that it is Allah who is the Accepting of repentance, the Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألم يعلموا أن الله هو يقبل التوبة عن عباده ويأخذ» يقبل «الصدقات وأن الله هو التواب» على عباده بقبول توبتهم «الرحيم» بهم، والاستفهام للتقرير، والقصد به هو تهييجهم إلى التوبة والصدقة.

9:105 📚 1
وَقُلِ ٱعْمَلُواْ فَسَيَرَى ٱللَّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُۥ وَٱلْمُؤْمِنُونَ‌ۖ وَسَتُرَدُّونَ إِلَىٰ عَـٰلِمِ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَـٰدَةِ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
وَقُلِ
ve de ki
ٱعْمَلُوا۟
yapın (yapacağınızı)
فَسَيَرَى
görecek
ٱللَّهُ
Allah
عَمَلَكُمْ
yaptığınız işleri
وَرَسُولُهُۥ
ve Elçisi de
وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۖ
ve mü'minler de
وَسَتُرَدُّونَ
sonra döndürüleceksiniz
إِلَىٰ
bilene
عَـٰلِمِ
(the) Knower
ٱلْغَيْبِ
görülmeyeni
وَٱلشَّهَـٰدَةِ
ve görüleni
فَيُنَبِّئُكُم
O size haber verecek
بِمَا
şeyleri
كُنتُمْ
olduğunuz
تَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Diyanet İşleri MealiDe ki: "İstediğinizi işleyin; Allah, Peygamberi ve müminler işlediklerinizi görecektir. Hepiniz, görülmeyeni ve görüleni bilen Allah'a döndürüleceksiniz. O size, işlediklerinizi bildirecektir

Saheeh InternationalAnd say, "Do [as you will], for Allah will see your deeds, and [so, will] His Messenger and the believers. And you will be returned to the Knower of the unseen and the witnessed, and He will inform you of what you used to do

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقل» لهم أو للناس «اعملوا» ما شئتم «فسيرى الله عملكم ورسوله والمؤمنون وستردون» بالبعث «إلى عالم الغيب والشهادة» أي الله «فينبئكم بما كنتم تعملون» فيجازيكم به.

9:106 📚 1
وَءَاخَرُونَ مُرْجَوْنَ لِأَمْرِ ٱللَّهِ إِمَّا يُعَذِّبُهُمْ وَإِمَّا يَتُوبُ عَلَيْهِمْ‌ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
وَءَاخَرُونَ
ve başkaları da var ki
مُرْجَوْنَ
bırakılmışlardır
لِأَمْرِ
emrine
ٱللَّهِ
Allah'ın
إِمَّا
ya
يُعَذِّبُهُمْ
onlara azabeder
وَإِمَّا
ya da
يَتُوبُ
affeder
عَلَيْهِمْ ۗ
onları
وَٱللَّهُ
Allah
عَلِيمٌ
bilendir
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir

Diyanet İşleri MealiSavaştan geri kalanların bir kısmının işi de Allah'ın buyruğuna kalmıştır. Allah onlara ya azabeder, ya da tevbelerini kabul eder. O bilendir, hakimdir

Saheeh InternationalAnd [there are] others deferred until the command of Allah - whether He will punish them or whether He will forgive them. And Allah is Knowing and Wise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وآخرون» من المتخلفين «مُرْجَؤُن» بالهمز وتركه: مؤخرون عن التوبة «لأمر الله» فيهم بما يشاء «إما يعذبهم» بأن يميتهم بلا توبة «وإما يتوب عليهم والله عليم» بخلقه «حكيم» في صنعه بهم، وهم الثلاثة الآتون بعد: مرارة بن الربيع وكعب بن مالك وهلال بن أمية، تخلفوا كسلا وميلا إلى الدعة، لا نفاقا ولم يعتذروا إلى النبي صلى الله عليه وسلم كغيرهم فوقف أمرهم خمسين ليلة وهجرهم الناس حتى نزلت توبتهم بعد.

9:107
وَٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُواْ مَسْجِدًا ضِرَارًا وَكُفْرًا وَتَفْرِيقَۢا بَيْنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ وَإِرْصَادًا لِّمَنْ حَارَبَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ مِن قَبْلُ‌ۚ وَلَيَحْلِفُنَّ إِنْ أَرَدْنَآ إِلَّا ٱلْحُسْنَىٰ‌ۖ وَٱللَّهُ يَشْهَدُ إِنَّهُمْ لَكَـٰذِبُونَ
وَٱلَّذِينَ
edinenler var
ٱتَّخَذُوا۟
take
مَسْجِدًۭا
bir mescid
ضِرَارًۭا
zarar vermek (için)
وَكُفْرًۭا
ve nankörlük etmek (için)
وَتَفْرِيقًۢا
ve ayrılık sokmak (için)
بَيْنَ
arasını
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minlerin
وَإِرْصَادًۭا
ve gözetlemek (için)
لِّمَنْ
kimseyi
حَارَبَ
savaşan
ٱللَّهَ
Allah
وَرَسُولَهُۥ
ve Elçisiyle
مِن
önceden
قَبْلُ ۚ
before
وَلَيَحْلِفُنَّ
ve yemin edecekler
إِنْ
biz istemedik
أَرَدْنَآ
we wish
إِلَّا
başkasını
ٱلْحُسْنَىٰ ۖ
iyilik(ten)
وَٱللَّهُ
oysa Allah
يَشْهَدُ
şahidtir
إِنَّهُمْ
onların
لَكَـٰذِبُونَ
yalan söylediklerine

Diyanet İşleri MealiZarar vermek, inkar etmek, müminlerin arasını ayırmak, Allah ve Peygamber'ine karşı savaşanlara daha önceden gözcülük yapmak üzere bir mescid kurup: "Biz sadece iyilik yapmak istedik" diye yemin edenlerin yalancı olduklarına şüphesiz ki Allah şahiddir

Saheeh InternationalAnd [there are] those [hypocrites] who took for themselves a mosque for causing harm and disbelief and division among the believers and as a station for whoever had warred against Allah and His Messenger before. And they will surely swear, "We intended only the best." And Allah testifies that indeed they are liars

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» منهم «الذين اتخذوا مسجدا» وهم اثنا عشر من المنافقين «ضرارا» مضارة لأهل مسجد قباء «وكفرا» لأنهم بنوه بأمر أبي عامر الراهب ليكون معقلا له يقدم فيه من يأتي من عنده وكان ذهب ليأتي بجنود من قيصر لقتال النبي صلى الله عليه وسلم «وتفريقا بين المؤمنين» الذين يصلون بقباء بصلاة بعضهم في مسجدهم «وإرصادا» ترقبا «لمن حارب الله ورسوله من قبل» أي قبل بنائه، وهو أبو عامر المذكور «وليحلفن إن» ما «أردنا» ببنائه «إلا» الفعلة «الحسنى» من الرفق بالمسكين في المطر والحر والتوسعة على المسلمين «والله يشهد إنهم لكاذبون» في ذلك، وكانوا سألوا النبي صلى الله عليه وسلم أن يصلي فيه فنزل.

9:108 📚 6
لَا تَقُمْ فِيهِ أَبَدًا‌ۚ لَّمَسْجِدٌ أُسِّسَ عَلَى ٱلتَّقْوَىٰ مِنْ أَوَّلِ يَوْمٍ أَحَقُّ أَن تَقُومَ فِيهِ‌ۚ فِيهِ رِجَالٌ يُحِبُّونَ أَن يَتَطَهَّرُواْ‌ۚ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلْمُطَّهِّرِينَ
لَا
namaza durma
تَقُمْ
stand
فِيهِ
orada
أَبَدًۭا ۚ
asla
لَّمَسْجِدٌ
mescid (ise)
أُسِّسَ
kurulan
عَلَى
üzere
ٱلتَّقْوَىٰ
takva
مِنْ
ilk
أَوَّلِ
(the) first
يَوْمٍ
günden
أَحَقُّ
elbette daha uygundur
أَن
(namaza) durmana
تَقُومَ
you stand
فِيهِ ۚ
içinde
فِيهِ
onda vardır
رِجَالٌۭ
erkekler
يُحِبُّونَ
seven
أَن
temizlenmeyi
يَتَطَهَّرُوا۟ ۚ
purify themselves
وَٱللَّهُ
ve Allah
يُحِبُّ
sever
ٱلْمُطَّهِّرِينَ
temizlenenleri

Diyanet İşleri MealiO mescide hiç girme! İlk gününden beri Allah'a karşı gelmekten sakınmak için kurulan mescidde bulunman daha uygundur. Orada, arınmak isteyen insanlar vardır. Allah, arınmak isteyenleri sever

Saheeh InternationalDo not stand [for prayer] within it - ever. A mosque founded on righteousness from the first day is more worthy for you to stand in. Within it are men who love to purify themselves; and Allah loves those who purify themselves

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(لا تقم) تصل (فيه أبدا) فأرسل جماعة هدموه وحرقوه وجعلوا مكانه كناسة تلقى فيها الجيف (لمسجد أسس) بنيت قواعده (على التقوى من أول يوم) وضع يوم حللت بدار الهجرة، وهو مسجد قباء كما في البخاري (أحق) منه (أن) أي بأن (تقوم) تصلي (فيه، فيه رجال) هم الأنصار (يحبون أن يتطهروا والله يحب المطهرين) أي يثيبهم، فيه إدغام التاء في الأصل في الطاء، روي ابن خزيمة في صحيحه عن عويمر بن ساعدة: "" أنه صلى الله عليه وسلم أتاهم في مسجد قباء فقال: إن الله تعالى قد أحسن عليكم الثناء في الطهور في قصة مسجدكم فما هذا الطهور الذي تطهرون به؟ قالوا: والله يا رسول الله ما نعلم شيئا إلا أنه كان لنا جيران من اليهود وكانوا يغسلون أدبارهم من الغائط فغسلنا كما غسلوا "" وفي حديث رواه البزار فقالوا نتبع الحجارة بالماء "" فقال هو ذاك فعليكموه "".

9:109 📚 1
أَفَمَنْ أَسَّسَ بُنْيَـٰنَهُۥ عَلَىٰ تَقْوَىٰ مِنَ ٱللَّهِ وَرِضْوَٲنٍ خَيْرٌ أَم مَّنْ أَسَّسَ بُنْيَـٰنَهُۥ عَلَىٰ شَفَا جُرُفٍ هَارٍ فَٱنْهَارَ بِهِۦ فِى نَارِ جَهَنَّمَ‌ۗ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلظَّـٰلِمِينَ
أَفَمَنْ
kimse mi?
أَسَّسَ
kuran
بُنْيَـٰنَهُۥ
yapısını
عَلَىٰ
üzerine
تَقْوَىٰ
korku
مِنَ
Allah'tan
ٱللَّهِ
Allah
وَرِضْوَٰنٍ
ve rıza
خَيْرٌ
hayırlıdır
أَم
yoksa
مَّنْ
kimse mi?
أَسَّسَ
kuran
بُنْيَـٰنَهُۥ
yapısını
عَلَىٰ
kenarına
شَفَا
edge
جُرُفٍ
bir uçurum
هَارٍۢ
çökecek
فَٱنْهَارَ
ve yuvarlanan
بِهِۦ
onunla birlikte
فِى
ateşine
نَارِ
(the) Fire
جَهَنَّمَ ۗ
cehennem
وَٱللَّهُ
ve Allah
لَا
doğru yola iletmez
يَهْدِى
guide
ٱلْقَوْمَ
topluluğunu
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimler

Diyanet İşleri MealiYapısını, Allah'tan sakınmak ve Onun hoşnudluğuna ermek için yapan kimse mi daha hayırlıdır; yoksa, yapısını kayacak bir yar kıyısına yapıp da onunla beraber cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden kimselere doğru yolu göstermez

Saheeh InternationalThen is one who laid the foundation of his building on righteousness [with fear] from Allah and [seeking] His approval better or one who laid the foundation of his building on the edge of a bank about to collapse, so it collapsed with him into the fire of Hell? And Allah does not guide the wrongdoing people

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفمن أسَّس بنيانه على تقوى» مخافة «من الله» رجاء «ورضوان» منه «خيرٌ أم من أسَّس بنيانه على شفا» طرف «جُرُفِ» بضم الراء وسكونها، جانب «هارِ» مشرف على السقوط «فانهار به» سقط مع بانيه «في نار جهنم» خير تمثيل لبناء على ضد التقوى بما يؤول إليه، والاستفهام للتقرير، أي الأول خير وهو مثال مسجد قباء، والثاني مثال مسجد الضرار «والله لا يهدي القوم الظالمين».

9:110
لَا يَزَالُ بُنْيَـٰنُهُمُ ٱلَّذِى بَنَوْاْ رِيبَةً فِى قُلُوبِهِمْ إِلَّآ أَن تَقَطَّعَ قُلُوبُهُمْ‌ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
لَا
ileri gitmez
يَزَالُ
(will) cease
بُنْيَـٰنُهُمُ
binaları
ٱلَّذِى
inşa ettikleri
بَنَوْا۟
they built
رِيبَةًۭ
bir kuşku olmaktan
فِى
yüreklerinde
قُلُوبِهِمْ
their hearts
إِلَّآ
dışında
أَن
parçalanması
تَقَطَّعَ
(are) cut into pieces
قُلُوبُهُمْ ۗ
kalbleri
وَٱللَّهُ
Allah
عَلِيمٌ
bilendir
حَكِيمٌ
hüküm ve hikmet sahibidir

Diyanet İşleri MealiYaptıkları bina, kalblerinde şüphe ve ızdırap kaynağı olmakta kalbleri paralanana kadar devam edecektir. Allah bilendir, hakimdir

Saheeh InternationalTheir building which they built will not cease to be a [cause of] skepticism in their hearts until their hearts are stopped. And Allah is Knowing and Wise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا يزال بنيانهم الذي بنوا ريبة» شكا «في قلوبهم إلاً أن تقطَّع» تنفصل «قلوبهم» بأن يموتوا «والله عليم» بخلقه «حكيم» في صنعه بهم.

9:111 📚 6
۞ إِنَّ ٱللَّهَ ٱشْتَرَىٰ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ أَنفُسَهُمْ وَأَمْوَٲلَهُم بِأَنَّ لَهُمُ ٱلْجَنَّةَ‌ۚ يُقَـٰتِلُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ‌ۖ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِى ٱلتَّوْرَٮٰةِ وَٱلْإِنجِيلِ وَٱلْقُرْءَانِ‌ۚ وَمَنْ أَوْفَىٰ بِعَهْدِهِۦ مِنَ ٱللَّهِ‌ۚ فَٱسْتَبْشِرُواْ بِبَيْعِكُمُ ٱلَّذِى بَايَعْتُم بِهِۦ‌ۚ وَذَٲلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
۞ إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
ٱشْتَرَىٰ
satın almıştır
مِنَ
mü'minlerden
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers
أَنفُسَهُمْ
canlarını
وَأَمْوَٰلَهُم
ve mallarını
بِأَنَّ
kendilerinin olmak üzere
لَهُمُ
for them
ٱلْجَنَّةَ ۚ
cennet
يُقَـٰتِلُونَ
savaşırlar
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
فَيَقْتُلُونَ
öldürürler
وَيُقْتَلُونَ ۖ
ve öldürülürler
وَعْدًا
bir sözdür
عَلَيْهِ
üstlendiği
حَقًّۭا
gerçek
فِى
Tevrat'ta
ٱلتَّوْرَىٰةِ
the Taurat
وَٱلْإِنجِيلِ
ve İncil'de
وَٱلْقُرْءَانِ ۚ
ve Kur'an'da
وَمَنْ
ve kim
أَوْفَىٰ
daha çok durabilir
بِعَهْدِهِۦ
sözünde
مِنَ
Allah'tan
ٱللَّهِ ۚ
Allah
فَٱسْتَبْشِرُوا۟
o halde sevinin
بِبَيْعِكُمُ
alışverişinizden
ٱلَّذِى
yaptığınız
بَايَعْتُم
you have contracted
بِهِۦ ۚ
O'nunla
وَذَٰلِكَ
ve işte
هُوَ
o
ٱلْفَوْزُ
başarıdır
ٱلْعَظِيمُ
büyük

Diyanet İşleri MealiAllah şüphesiz, Allah yolunda savaşıp, öldüren ve öldürülen müminlerin canlarını ve mallarını Tevrat, İncil ve Kuran'da söz verilmiş bir hak olarak cennete karşılık satın almıştır. Verdiği sözü Allah'tan daha çok tutan kim vardır? Öyleyse, yaptığınız alışverişe sevinin; bu büyük başarıdır

Saheeh InternationalIndeed, Allah has purchased from the believers their lives and their properties [in exchange] for that they will have Paradise. They fight in the cause of Allah, so they kill and are killed. [It is] a true promise [binding] upon Him in the Torah and the Gospel and the Qur'an. And who is truer to his covenant than Allah? So rejoice in your transaction which you have contracted. And it is that which is the great attainment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الله اشترى من المؤمنين أنفسهم وأموالهم» بأن يبذلوها في طاعته كالجهاد «بأن لهم الجنة يقاتلون في سبيل الله فيَقتلون ويُقتلون» جملة استئناف بيان للشراء، وفي قراءة بتقديم المبني للمفعول، أي فيقتل بعضهم ويقاتل الباقي «وعدا عليه حقا» مصدران منصوبان بفعلهما المحذوف «في التوراة والإنجيل والقرآن ومن أوفي بعهده من الله» أي لا أحد أوفى منه «فاستبشروا» فيه التفات عن الغيبة «ببيعكم الذي بايعتم به وذلك» البيع «هو الفوز العظيم» المنيل غاية المطلوب.

9:112
ٱلتَّـٰٓئِبُونَ ٱلْعَـٰبِدُونَ ٱلْحَـٰمِدُونَ ٱلسَّـٰٓئِحُونَ ٱلرَّٲكِعُونَ ٱلسَّـٰجِدُونَ ٱلْأَمِرُونَ بِٱلْمَعْرُوفِ وَٱلنَّاهُونَ عَنِ ٱلْمُنكَرِ وَٱلْحَـٰفِظُونَ لِحُدُودِ ٱللَّهِ‌ۗ وَبَشِّرِ ٱلْمُؤْمِنِينَ
ٱلتَّـٰٓئِبُونَ
tevbe edenler
ٱلْعَـٰبِدُونَ
ibadet edenler
ٱلْحَـٰمِدُونَ
hamdedenler
ٱلسَّـٰٓئِحُونَ
seyahat edenler
ٱلرَّٰكِعُونَ
rüku edenler
ٱلسَّـٰجِدُونَ
secde edenler
ٱلْـَٔامِرُونَ
emredip
بِٱلْمَعْرُوفِ
iyiliği
وَٱلنَّاهُونَ
ve men'edenler
عَنِ
kötülükten
ٱلْمُنكَرِ
the wrong
وَٱلْحَـٰفِظُونَ
ve koruyanlar
لِحُدُودِ
sınırlarını
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ın
وَبَشِّرِ
ve müjdele
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minleri

Diyanet İşleri MealiAllah'a tevbe eden, kullukta bulunan, O'nu öven, O'nun uğrunda gezen, rüku ve secde eden, uygun olanı buyurup fenalığı yasak eden ve Allah'ın yasalarını koruyan müminlere de müjdele

Saheeh International[Such believers are] the repentant, the worshippers, the praisers [of Allah], the travelers [for His cause], those who bow and prostrate [in prayer], those who enjoin what is right and forbid what is wrong, and those who observe the limits [set by] Allah. And give good tidings to the believers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«التائبون» رفع على المدح بتقدير مبتدأ من الشرك والنفاق «العابدون» المخلصون العبادة لله «الحامدون» له على كل حال «السائحون» الصائمون «الراكعون الساجدون» أي المصلون «الآمرون بالمعروف والناهون عن المنكر والحافظون لحدود الله» لأحكامه بالعمل بها «وبشر المؤمنين» بالجنة.

9:113 📚 1
مَا كَانَ لِلنَّبِىِّ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَن يَسْتَغْفِرُواْ لِلْمُشْرِكِينَ وَلَوْ كَانُوٓاْ أُوْلِى قُرْبَىٰ مِنۢ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُمْ أَصْحَـٰبُ ٱلْجَحِيمِ
مَا
yoktur
كَانَ
(it) is
لِلنَّبِىِّ
peygamber için
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler için
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
أَن
mağfiret dilemek
يَسْتَغْفِرُوا۟
they ask forgiveness
لِلْمُشْرِكِينَ
ortak koşanlar için
وَلَوْ
ve şayet
كَانُوٓا۟
olsalar
أُو۟لِى
akraba bile
قُرْبَىٰ
sonra
مِنۢ
after
بَعْدِ
after
مَا
belli olduktan
تَبَيَّنَ
has become clear
لَهُمْ
onların
أَنَّهُمْ
muhakkak
أَصْحَـٰبُ
halkı oldukları
ٱلْجَحِيمِ
cehennem

Diyanet İşleri MealiCehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra, akraba bile olsalar, puta tapanlar için mağfiret dilemek Peygamber'e ve müminlere yaraşmaz

Saheeh InternationalIt is not for the Prophet and those who have believed to ask forgiveness for the polytheists, even if they were relatives, after it has become clear to them that they are companions of Hellfire

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ونزل في استغفاره صلى الله عليه وسلم لعمه أبي طالب واستغفار بعض الصحابة لأبويه المشركين (ما كان للنبي والذين آمنوا أن يستغفروا للمشركين ولو كانوا أولي قربى) ذوي قرابة (من بعد ما تبين لهم أنهم أصحاب الجحيم) النار، بأن ماتوا على الكفر.

9:114 📚 2
وَمَا كَانَ ٱسْتِغْفَارُ إِبْرَٲهِيمَ لِأَبِيهِ إِلَّا عَن مَّوْعِدَةٍ وَعَدَهَآ إِيَّاهُ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُۥٓ أَنَّهُۥ عَدُوٌّ لِّلَّهِ تَبَرَّأَ مِنْهُ‌ۚ إِنَّ إِبْرَٲهِيمَ لَأَوَّٲهٌ حَلِيمٌ
وَمَا
ve
كَانَ
değildir
ٱسْتِغْفَارُ
mağfiret dilemesi
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim'in
لِأَبِيهِ
babası için
إِلَّا
başka bir şey
عَن
bir sözden
مَّوْعِدَةٍۢ
(of) a promise
وَعَدَهَآ
verdiği
إِيَّاهُ
ona
فَلَمَّا
fakat
تَبَيَّنَ
belli olunca
لَهُۥٓ
kendisine
أَنَّهُۥ
onun
عَدُوٌّۭ
düşmanı olduğu
لِّلَّهِ
Allah'a
تَبَرَّأَ
uzak durdu
مِنْهُ ۚ
ondan
إِنَّ
gerçekten
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim
لَأَوَّٰهٌ
çok içli idi
حَلِيمٌۭ
yumuşak huylu idi

Diyanet İşleri Mealiİbrahim'in, babası için mağfiret dilemesi, sadece ona verdiği bir sözden ötürü idi

Saheeh InternationalAnd the request of forgiveness of Abraham for his father was only because of a promise he had made to him. But when it became apparent to Abraham that his father was an enemy to Allah, he disassociated himself from him. Indeed was Abraham compassionate and patient

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(وما كان استغفار إبراهيم لأبيه إلا عن موعدة وعدها إياه) بقوله "" سأستغفر لك ربي "" رجاء أن يسلم (فلما تبين له أنه عدو لله) بموته على الكفر (تبرأ منه) وترك الاستغفار له (إن إبراهيم لأواه) كثير التضرع والدعاء (حليم) صبور على الأذى.

9:115
وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُضِلَّ قَوْمَۢا بَعْدَ إِذْ هَدَٮٰهُمْ حَتَّىٰ يُبَيِّنَ لَهُم مَّا يَتَّقُونَ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ
وَمَا
değildir
كَانَ
is
ٱللَّهُ
Allah
لِيُضِلَّ
onları saptıracak
قَوْمًۢا
bir kavmi
بَعْدَ
sonra
إِذْ
doğru yola ilettikten
هَدَىٰهُمْ
He has guided them
حَتَّىٰ
kadar
يُبَيِّنَ
açıklayıncaya
لَهُم
kendilerine
مَّا
şeyleri
يَتَّقُونَ ۚ
sakınacakları
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِكُلِّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عَلِيمٌ
bilendir

Diyanet İşleri MealiAllah, bir milleti doğru yola eriştirdikten sonra, sakınacakları şeyleri onlara açıklamadıkça, sapıklığa düşürmez. Allah şüphesiz her şeyi bilir

Saheeh InternationalAnd Allah would not let a people stray after He has guided them until He makes clear to them what they should avoid. Indeed, Allah is Knowing of all things

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما كان الله ليضل قوما بعد إذ هداهم» للإسلام «حتى يبين لهم ما يتقون» من العمل فلا يتقوه فيستحقوا الإضلال «إن الله بكل شيء عليم» ومنه مستحق الإضلال والهداية.

9:116 📚 1
إِنَّ ٱللَّهَ لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلْأَرْضِ‌ۖ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ‌ۚ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِن وَلِىٍّ وَلَا نَصِيرٍ
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَهُۥ
O'nundur
مُلْكُ
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۖ
ve yerin
يُحْىِۦ
yaşatandır;
وَيُمِيتُ ۚ
ve öldürendir
وَمَا
ve yoktur
لَكُم
sizin
مِّن
başka
دُونِ
besides Allah
ٱللَّهِ
Allah'tan
مِن
hiçbir
وَلِىٍّۢ
dost
وَلَا
ne de
نَصِيرٍۢ
yardımcınız

Diyanet İşleri MealiGöklerin ve yerin hükümranlığı elbette Allah'ındır; dirilten ve öldüren O'dur. Allah'tan başka dost ve yardımcınız yoktur

Saheeh InternationalIndeed, to Allah belongs the dominion of the heavens and the earth; He gives life and causes death. And you have not besides Allah any protector or any helper

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الله له مُلك السماوات والأرض يحيي ويميت وما لكم» أيها الناس «من دون الله» أي غيره «من ولي» يحفظكم منه «ولا نصير» يمنعكم عن ضرره.

9:117 📚 1
لَّقَد تَّابَ ٱللَّهُ عَلَى ٱلنَّبِىِّ وَٱلْمُهَـٰجِرِينَ وَٱلْأَنصَارِ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُ فِى سَاعَةِ ٱلْعُسْرَةِ مِنۢ بَعْدِ مَا كَادَ يَزِيغُ قُلُوبُ فَرِيقٍ مِّنْهُمْ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ‌ۚ إِنَّهُۥ بِهِمْ رَءُوفٌ رَّحِيمٌ
لَّقَد
andolsun
تَّابَ
affetti
ٱللَّهُ
Allah
عَلَى
Peygamberi
ٱلنَّبِىِّ
the Prophet
وَٱلْمُهَـٰجِرِينَ
ve Muhacirleri
وَٱلْأَنصَارِ
ve Ensarı
ٱلَّذِينَ
ona uyan
ٱتَّبَعُوهُ
followed him
فِى
sa'atinde
سَاعَةِ
(the) hour
ٱلْعُسْرَةِ
güçlük
مِنۢ
O zaman
بَعْدِ
after
مَا
iken
كَادَ
neredeyse
يَزِيغُ
kaymağa yüz tutmuş
قُلُوبُ
kalbleri
فَرِيقٍۢ
bir kısmının
مِّنْهُمْ
içlerinden
ثُمَّ
yine de
تَابَ
tevbesini kabul etti
عَلَيْهِمْ ۚ
onların
إِنَّهُۥ
çünkü O
بِهِمْ
onlara karşı
رَءُوفٌۭ
çok şefkatli
رَّحِيمٌۭ
çok merhametlidir

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Allah, sıkıntılı bir zamanda bir kısmının kalbleri kaymak üzere iken Peygamber'e uyan Muhacirlerle Ensarın ve Peygamberin tevbelerini kabul etti. Tevbelerini, onlara karşı şefkatli ve merhametli olduğu için kabul etmiştir

Saheeh InternationalAllah has already forgiven the Prophet and the Muhajireen and the Ansar who followed him in the hour of difficulty after the hearts of a party of them had almost inclined [to doubt], and then He forgave them. Indeed, He was to them Kind and Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لقد تاب الله» أي أدام توبته «على النبي والمهاجرين والأنصار الذين اتبعوه في ساعة العُسرة» أي وقتها، وهي حالهم في غزوة تبوك كان الرجلان يقتسمان تمرة والعشرة يعتقبون البعير الواحد، واشتد الحر حتى شربوا الفرث «من بعد ما كاد تزيغ» بالتاء والياء تميل «قلوب فريق منهم» عن اتباعه إلى التخلف لما هم فيه من الشدة «ثم تاب عليهم» بالثبات «إنه بهم رؤوف رحيم».

9:118 📚 10
وَعَلَى ٱلثَّلَـٰثَةِ ٱلَّذِينَ خُلِّفُواْ حَتَّىٰٓ إِذَا ضَاقَتْ عَلَيْهِمُ ٱلْأَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ وَضَاقَتْ عَلَيْهِمْ أَنفُسُهُمْ وَظَنُّوٓاْ أَن لَّا مَلْجَأَ مِنَ ٱللَّهِ إِلَّآ إِلَيْهِ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ لِيَتُوبُوٓاْ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ
وَعَلَى
ve
ٱلثَّلَـٰثَةِ
üçünün (kişinin)
ٱلَّذِينَ
geri bırakılan
خُلِّفُوا۟
were left behind
حَتَّىٰٓ
hatta
إِذَا
dar gelmişti
ضَاقَتْ
(was) straitened
عَلَيْهِمُ
başlarına
ٱلْأَرْضُ
dünya
بِمَا
rağmen
رَحُبَتْ
genişliğine
وَضَاقَتْ
ve sıkıldıkça sıkılmış
عَلَيْهِمْ
onların
أَنفُسُهُمْ
canları
وَظَنُّوٓا۟
ve anlamışlardı
أَن
olmadığını
لَّا
(there is) no
مَلْجَأَ
bir çare
مِنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
إِلَّآ
başka
إِلَيْهِ
yine kendisinden
ثُمَّ
sonra
تَابَ
tevbesini kabul buyurdu
عَلَيْهِمْ
onların
لِيَتُوبُوٓا۟ ۚ
tevbe etsinler
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
هُوَ
O
ٱلتَّوَّابُ
tevbeyi çok kabul eden
ٱلرَّحِيمُ
çok esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiBütün genişliğine rağmen yer onlara dar gelerek nefisleri kendilerini sıkıştırıp, Allah'tan başka sığınacak kimse olmadığını anlayan, savaştan geri kalmış üç kişinin tevbesini de kabul etti. Allah, tevbe ettikleri için onların tevbesini kabul etmiştir. Çünkü O tevbeleri kabul eden, merhametli olandır

Saheeh InternationalAnd [He also forgave] the three who were left behind [and regretted their error] to the point that the earth closed in on them in spite of its vastness and their souls confined them and they were certain that there is no refuge from Allah except in Him. Then He turned to them so they could repent. Indeed, Allah is the Accepting of repentance, the Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» تاب «على الثلاثة الذين خُلِّفوا» عن التوبة عليهم بقرينة «حتى إذا ضاقت عليهم الأرض بما رحُبت» أي مع رحبها، أي سعتها فلا يجدون مكانا يطمئنون إليه «وضاقت عليهم أنفسهم» قلوبهم للغمِّ والوحشة بتأخير توبتهم فلا يسعها سرور ولا أنس «وظنُّوا» أيقنوا «أن» مخففة «لا ملجأ من الله إلاّ إليه ثم تاب عليهم» وفقهم للتوبة «ليتوبوا إن الله هو التواب الرحيم».

9:119
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَكُونُواْ مَعَ ٱلصَّـٰدِقِينَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
ٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَكُونُوا۟
ve olun
مَعَ
beraber
ٱلصَّـٰدِقِينَ
doğrularla

Diyanet İşleri MealiEy inananlar! Allah'tan sakının ve doğrularla beraber olun

Saheeh InternationalO you who have believed, fear Allah and be with those who are true

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا اتقوا الله» بترك معاصيه «وكونوا مع الصادقين» في الإيمان والعهود بأن تلزموا الصدق.

9:120 📚 6
مَا كَانَ لِأَهْلِ ٱلْمَدِينَةِ وَمَنْ حَوْلَهُم مِّنَ ٱلْأَعْرَابِ أَن يَتَخَلَّفُواْ عَن رَّسُولِ ٱللَّهِ وَلَا يَرْغَبُواْ بِأَنفُسِهِمْ عَن نَّفْسِهِۦ‌ۚ ذَٲلِكَ بِأَنَّهُمْ لَا يُصِيبُهُمْ ظَمَأٌ وَلَا نَصَبٌ وَلَا مَخْمَصَةٌ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلَا يَطَــُٔونَ مَوْطِئًا يَغِيظُ ٱلْكُفَّارَ وَلَا يَنَالُونَ مِنْ عَدُوٍّ نَّيْلاً إِلَّا كُتِبَ لَهُم بِهِۦ عَمَلٌ صَـٰلِحٌ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ ٱلْمُحْسِنِينَ
مَا
onlara yakışmaz
كَانَ
it was
لِأَهْلِ
halkının
ٱلْمَدِينَةِ
Medine
وَمَنْ
ve kimselerin
حَوْلَهُم
onların çevresinden
مِّنَ
bedevi Araplardan
ٱلْأَعْرَابِ
the bedouins
أَن
geri kalmaları
يَتَخَلَّفُوا۟
they remain behind
عَن
Elçisinden
رَّسُولِ
the Messenger
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَلَا
ve
يَرْغَبُوا۟
kaygısına düşmeleri
بِأَنفُسِهِمْ
kendi canlarının
عَن
onun canından önce
نَّفْسِهِۦ ۚ
his life
ذَٰلِكَ
böyledir
بِأَنَّهُمْ
çünkü
لَا
yoktur ki
يُصِيبُهُمْ
onların çekmeleri
ظَمَأٌۭ
bir susuzluk
وَلَا
ve yoktur ki
نَصَبٌۭ
bir yorgunluk
وَلَا
ve yoktur ki
مَخْمَصَةٌۭ
bir açlık
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
وَلَا
ve yoktur ki
يَطَـُٔونَ
ayak basmaları
مَوْطِئًۭا
bir yere
يَغِيظُ
öfkelendirecek
ٱلْكُفَّارَ
kâfirleri
وَلَا
ve yoktur ki
يَنَالُونَ
sağlamaları
مِنْ
düşman karşısında
عَدُوٍّۢ
an enemy
نَّيْلًا
bir başarı
إِلَّا
mutlaka
كُتِبَ
yazıl(masın)
لَهُم
kendileri için
بِهِۦ
onunla
عَمَلٌۭ
bir amel
صَـٰلِحٌ ۚ
salih
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
zayi etmez
يُضِيعُ
ecirlerini
أَجْرَ
iyilik edenlerin
ٱلْمُحْسِنِينَ
harcamaları

Diyanet İşleri MealiMedinelilere ve çevrelerinde bulunan Bedevilere, savaşta Allah'ın Peygamberinden geri kalmak, kendilerini ona tercih etmek yaraşmaz. Çünkü Allah yolunda susuzluğa, yorgunluğa, açlığa uğramak, kafirleri kızdıracak bir yeri işgal etmek ve düşmana başarı kazanmak karşılığında, onların yararlı bir iş yaptıkları mutlaka yazılır. Doğrusu Allah iyilik yapanların ecrini zayi etmez

Saheeh InternationalIt was not [proper] for the people of Madinah and those surrounding them of the bedouins that they remain behind after [the departure of] the Messenger of Allah or that they prefer themselves over his self. That is because they are not afflicted by thirst or fatigue or hunger in the cause of Allah, nor do they tread on any ground that enrages the disbelievers, nor do they inflict upon an enemy any infliction but that is registered for them as a righteous deed. Indeed, Allah does not allow to be lost the reward of the doers of good

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ما كان لأهل المدينة ومن حولهم من الأعراب أن يتخلفوا عن رسول الله» إذا غزا «ولا يرغبوا بأنفسهم عن نفسه» بأن يصونوها عما رضيه لنفسه من الشدائد، وهو نهي بلفظ الخبر «ذلك» أي النهي عن التخلف «بأنهم» بسبب أنهم «لا يصيبهم ظمأ» عطش «ولا نصب» تعب «ولا مخمصة» جوع «في سبيل الله ولا يطؤون موطئا» مصدر بمعنى وطأ «يغيظ» يغضب «الكفار ولا ينالون من عدو» لله «نيلا» قتلا أو أسرا أو نهبا «إلا كتب لهم به عمل صالح» ليجازوا عليه «إن الله لا يضيع أجر المحسنين» أي أجرهم بل يثيبهم.

9:121
وَلَا يُنفِقُونَ نَفَقَةً صَغِيرَةً وَلَا كَبِيرَةً وَلَا يَقْطَعُونَ وَادِيًا إِلَّا كُتِبَ لَهُمْ لِيَجْزِيَهُمُ ٱللَّهُ أَحْسَنَ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ
وَلَا
ve yoktur ki
يُنفِقُونَ
sarfettikeri
نَفَقَةًۭ
bir masraf
صَغِيرَةًۭ
küçük
وَلَا
ve
كَبِيرَةًۭ
büyük
وَلَا
ve yoktur ki
يَقْطَعُونَ
bir geçmeleri
وَادِيًا
vadiyi
إِلَّا
mutlaka
كُتِبَ
yazı(lmasın)
لَهُمْ
onların lehine
لِيَجْزِيَهُمُ
onları mükafatlandırması için
ٱللَّهُ
Allah'ın
أَحْسَنَ
en güzeliyle
مَا
şeylerin
كَانُوا۟
oldukları
يَعْمَلُونَ
yapıyorlar

Diyanet İşleri MealiAllah, yaptıklarının karşılığını en güzel şekilde kendilerine vermek üzere, az veya çok sarfettikleri her şey, yürüdükleri her yol, onlar için yazılır

Saheeh InternationalNor do they spend an expenditure, small or large, or cross a valley but that it is registered for them that Allah may reward them for the best of what they were doing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا ينفقون» فيه «نفقة صغيرة» ولو تمرة «ولا كبيرة ولا يقطعون واديا» بالسير «إلا كُتب لهم» به عمل صالح «ليجزيهم الله أحسن ما كانوا يعملون» أي جزاءهم.

9:122 📚 11
۞ وَمَا كَانَ ٱلْمُؤْمِنُونَ لِيَنفِرُواْ كَآفَّةً‌ۚ فَلَوْلَا نَفَرَ مِن كُلِّ فِرْقَةٍ مِّنْهُمْ طَآئِفَةٌ لِّيَتَفَقَّهُواْ فِى ٱلدِّينِ وَلِيُنذِرُواْ قَوْمَهُمْ إِذَا رَجَعُوٓاْ إِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ
۞ وَمَا
ve değillerdi
كَانَ
inananlar
ٱلْمُؤْمِنُونَ
(for) the believers
لِيَنفِرُوا۟
sefere çıkacak
كَآفَّةًۭ ۚ
hepsi toptan
فَلَوْلَا
gerekmez mi?
نَفَرَ
geri kalmaları
مِن
her
كُلِّ
every
فِرْقَةٍۢ
kabileden
مِّنْهُمْ
içlerinden
طَآئِفَةٌۭ
bir cemaatin
لِّيَتَفَقَّهُوا۟
iyice öğrenmek için
فِى
dini
ٱلدِّينِ
the religion
وَلِيُنذِرُوا۟
ve uyarmaları için
قَوْمَهُمْ
kavimlerine
إِذَا
zaman
رَجَعُوٓا۟
dönüp geldikleri
إِلَيْهِمْ
onlara
لَعَلَّهُمْ
belki
يَحْذَرُونَ
sakınırlar diye

Diyanet İşleri Mealiİnananlar toptan savaşa çıkmamalıdır. Her topluluktan bir taifenin dini iyi öğrenmek ve milletlerini geri döndüklerinde uyarmak üzere geri kalmaları gerekli olmaz mı? Ki böylece belki yanlış hareketlerden çekinirler

Saheeh InternationalAnd it is not for the believers to go forth [to battle] all at once. For there should separate from every division of them a group [remaining] to obtain understanding in the religion and warn their people when they return to them that they might be cautious

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ولما وبِّخوا على التخلف وأرسل النبي صلى الله عليه وسلم سرية نفروا جميعا فنزل «وما كان المؤمنون لينفروا» إلى الغزو «كافة فلولا» فهلا «نفر من كلِّّّّ فرقة» قبيلة «منهم طائفة» جماعة، ومكث الباقون «ليتفقَّهوا» أي الماكثون «في الدين ولينذروا قومهم إذا رجعوا إليهم» من الغزو بتعليمهم ما تعلموه من الأحكام «لعلهم يحذرون» عقاب الله بامتثال أمره ونهيه، قال ابن عباس فهذه مخصوصة بالسرايا، والتي قبلها بالنهي عن تخلُّف واحد فيما إذا خرج النبي صلى الله عليه وسلم.

9:123 📚 1
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ قَـٰتِلُواْ ٱلَّذِينَ يَلُونَكُم مِّنَ ٱلْكُفَّارِ وَلْيَجِدُواْ فِيكُمْ غِلْظَةً‌ۚ وَٱعْلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلْمُتَّقِينَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
قَـٰتِلُوا۟
savaşın
ٱلَّذِينَ
kimselerle
يَلُونَكُم
yakınınızda bulunan
مِّنَ
kafirlerden
ٱلْكُفَّارِ
the disbelievers
وَلْيَجِدُوا۟
ve bulsunlar
فِيكُمْ
sizde
غِلْظَةًۭ ۚ
bir katılık
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
مَعَ
beraberdir
ٱلْمُتَّقِينَ
korunanlarla

Diyanet İşleri MealiEy inananlar! Yakınınızda bulunan inkarcılarla savaşın; sizi kendilerine karşı sert bulsunlar. Bilin ki Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir

Saheeh InternationalO you who have believed, fight those adjacent to you of the disbelievers and let them find in you harshness. And know that Allah is with the righteous

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا قاتلوا الذين يلونكم من الكفار» أي الأقرب فالأقرب منهم «وليجدوا فيكم غلظة» شدة، أي أغلظوا عليهم «واعلموا أن الله مع المتقين» بالعون والنصر.

9:124
وَإِذَا مَآ أُنزِلَتْ سُورَةٌ فَمِنْهُم مَّن يَقُولُ أَيُّكُمْ زَادَتْهُ هَـٰذِهِۦٓ إِيمَـٰنًا‌ۚ فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ فَزَادَتْهُمْ إِيمَـٰنًا وَهُمْ يَسْتَبْشِرُونَ
وَإِذَا
ve ne zaman
مَآ
indirilse
أُنزِلَتْ
is revealed
سُورَةٌۭ
bir sure
فَمِنْهُم
onlardan
مَّن
kimi
يَقُولُ
der
أَيُّكُمْ
hanginizin
زَادَتْهُ
artırdı
هَـٰذِهِۦٓ
bu
إِيمَـٰنًۭا ۚ
imanını
فَأَمَّا
fakat
ٱلَّذِينَ
kimselerin
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
فَزَادَتْهُمْ
artırır
إِيمَـٰنًۭا
imanını
وَهُمْ
ve onlar
يَسْتَبْشِرُونَ
sevinirler

Diyanet İşleri MealiBir sure inince, aralarında "Bu, hanginizin imanını artırdı?" diyen ikiyüzlüler vardır. İnananların ise imanını artırmıştır; onlar birbirlerine bunu müjdelemek isterler

Saheeh InternationalAnd whenever a surah is revealed, there are among the hypocrites those who say, "Which of you has this increased faith?" As for those who believed, it has increased them in faith, while they are rejoicing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا ما أنزلت سورة» من القرآن «فمنهم» أي المنافقين «من يقول» لأصحابه استهزاءً «أيكم زادته هذه إيمانا» تصديقا، قال تعالى: «فأما الذين آمنوا فزادتهم إيمانا» لتصديقهم بها «وهم يستبشرون» يفرحون بها.

9:125 📚 1
وَأَمَّا ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ فَزَادَتْهُمْ رِجْسًا إِلَىٰ رِجْسِهِمْ وَمَاتُواْ وَهُمْ كَـٰفِرُونَ
وَأَمَّا
fakat gelince
ٱلَّذِينَ
kimselere
فِى
yüreklerinde
قُلُوبِهِم
their hearts
مَّرَضٌۭ
hastalık olan(lara)
فَزَادَتْهُمْ
katmıştır onların
رِجْسًا
pislik
إِلَىٰ
pisliklerine
رِجْسِهِمْ
their evil
وَمَاتُوا۟
ve ölürler
وَهُمْ
onlar
كَـٰفِرُونَ
kafirler olarak

Diyanet İşleri MealiKalblerinde hastalık olanların ise pisliklerine pislik katmıştır; onlar kafir olarak ölmüşlerdir

Saheeh InternationalBut as for those in whose hearts is disease, it has [only] increased them in evil [in addition] to their evil. And they will have died while they are disbelievers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأما الذين في قلوبهم مرض» ضعف اعتقاد «فزادتهم رجسا إلى رجسهم» كفرا إلى كفرهم لكفرهم بها «وماتوا وهم كافرون».

9:126 📚 2
أَوَلَا يَرَوْنَ أَنَّهُمْ يُفْتَنُونَ فِى كُلِّ عَامٍ مَّرَّةً أَوْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ لَا يَتُوبُونَ وَلَا هُمْ يَذَّكَّرُونَ
أَوَلَا
görmüyorlar mı?
يَرَوْنَ
they see
أَنَّهُمْ
kendilerinin
يُفْتَنُونَ
sınandıklarını
فِى
her
كُلِّ
every
عَامٍۢ
yıl
مَّرَّةً
bir kez
أَوْ
veya
مَرَّتَيْنِ
iki kez
ثُمَّ
yine de
لَا
tevbe etmiyor
يَتُوبُونَ
they turn (in repentance)
وَلَا
ve
هُمْ
onlar
يَذَّكَّرُونَ
öğüt almıyorlar

Diyanet İşleri MealiOnlar, yılda bir iki defa belaya uğratılıp imtihana çekildiklerini görmüyorlar mı? Böyleyken yine tevbe etmiyorlar, ibret de almıyorlar

Saheeh InternationalDo they not see that they are tried every year once or twice but then they do not repent nor do they remember

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أولا يرون» بالياء أي المنافقون، والتاء أيها المؤمنون «أنهم يُفتنون» يُبتلون «في كل عام مرة أو مرتين» بالقحط والأمراض «ثم لايتوبون» من نفاقهم «ولا هم يذَّكرون» يتعظون.

9:127 📚 2
وَإِذَا مَآ أُنزِلَتْ سُورَةٌ نَّظَرَ بَعْضُهُمْ إِلَىٰ بَعْضٍ هَلْ يَرَٮٰكُم مِّنْ أَحَدٍ ثُمَّ ٱنصَرَفُواْ‌ۚ صَرَفَ ٱللَّهُ قُلُوبَهُم بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَّا يَفْقَهُونَ
وَإِذَا
ve ne zaman ki
مَآ
indirildi
أُنزِلَتْ
is revealed
سُورَةٌۭ
bir sure
نَّظَرَ
bakarlar
بَعْضُهُمْ
kimisi
إِلَىٰ
diğerine
بَعْضٍ
others
هَلْ
mu?
يَرَىٰكُم
sizi görüyor
مِّنْ
birisi
أَحَدٍۢ
one
ثُمَّ
sonra
ٱنصَرَفُوا۟ ۚ
sıvışırlar
صَرَفَ
çevirmiştir
ٱللَّهُ
Allah
قُلُوبَهُم
onların kalblerini
بِأَنَّهُمْ
oldukları için
قَوْمٌۭ
bir topluluk
لَّا
anlamaz
يَفْقَهُونَ
they understand

Diyanet İşleri MealiBir sure inince, "Sizi bir kimse görüyor mu?" diye birbirlerine bakarlar, sonra dönüp giderler. Anlamaz bir güruh olmalarına karşılık Allah onların kalblerini imandan döndürmüştür

Saheeh InternationalAnd whenever a surah is revealed, they look at each other, [saying], "Does anyone see you?" and then they dismiss themselves. Allah has dismissed their hearts because they are a people who do not understand

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا ما أنزلت سورة» فيها ذكرهم وقرأها النبي صلى الله عليه وسلم «نظر بعضهم إلى بعض» يريدون الهرب يقولون «هل يراكم من أحد» إذا قمتم فإن لم يرهم أحد قاموا وإلا ثبتوا «ثم انصرفوا» على كفرهم «صرف الله قلوبهم» عن الهدى «بأنهم قوم لا يفقهون» الحق لعدم تدبرهم.

9:128 📚 5
لَقَدْ جَآءَكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِٱلْمُؤْمِنِينَ رَءُوفٌ رَّحِيمٌ
لَقَدْ
andolsun
جَآءَكُمْ
size gelmiştir
رَسُولٌۭ
bir Elçi
مِّنْ
içinizden
أَنفُسِكُمْ
yourselves
عَزِيزٌ
ağır gelen
عَلَيْهِ
ona
مَا
sıkıntıya uğramanız
عَنِتُّمْ
you suffer
حَرِيصٌ
düşkün
عَلَيْكُم
size
بِٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minlere
رَءُوفٌۭ
şefkatli
رَّحِيمٌۭ
merhametlidir

Diyanet İşleri MealiEy inananlar! And olsun ki, içinizden size, sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, inananlara şefkatli ve merhametli bir peygamber gelmiştir

Saheeh InternationalThere has certainly come to you a Messenger from among yourselves. Grievous to him is what you suffer; [he is] concerned over you and to the believers is kind and merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لقد جاءكم رسول من أنفسكم» أي منكم: محمد صلى الله عليه وسلم «عزيز» شديد «عليه ما عَنِتُّم» أي عنتكم، أي مشقتكم ولقاءكم المكروه «حريص عليكم» أن تهتدوا «بالمؤمنين رءوف» شديد الرحمة «رحيم» يريد لهم الخير.

9:129 📚 16
فَإِن تَوَلَّوْاْ فَقُلْ حَسْبِىَ ٱللَّهُ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ‌ۖ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ‌ۖ وَهُوَ رَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْعَظِيمِ
فَإِن
eğer
تَوَلَّوْا۟
yüz çevirirlerse
فَقُلْ
de ki
حَسْبِىَ
bana yeter
ٱللَّهُ
Allah
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ ۖ
O'ndan
عَلَيْهِ
O'na
تَوَكَّلْتُ ۖ
dayandım
وَهُوَ
ve O
رَبُّ
rabbidir
ٱلْعَرْشِ
Arş'ın
ٱلْعَظِيمِ
büyük

Diyanet İşleri MealiEğer yüz çevirirlerse de ki: "Allah bana yeter; O'ndan başka tanrı yoktur, yalnız O'na güveniyorum; O büyük arşın Rabbidir

Saheeh InternationalBut if they turn away, [O Muhammad], say, "Sufficient for me is Allah; there is no deity except Him. On Him I have relied, and He is the Lord of the Great Throne

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإن تولَّوا» عن الإيمان بك «فقل حسبي» كافيّ «الله لا إله إلا هو عليه توكلت» به وثقت لا بغيره «وهو ربُّ العرش» الكرسي «العظيم» خصه بالذكر لأنه أعظم المخلوقات، وروى الحاكم في المستدرك عن أبيّ بن كعب قال: آخر آية نزلت «لقد جاءكم رسول» إلى آخر السورة.

← Önceki Sonraki →

9. At-Tawba Suresi | Anlam Arayışı