☪ Anlam Arayışı

10. Yunus سُورَةُ يُونُسَ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
10:1
الٓرۚ تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡحَكِيمِ
الٓر ۚ
Elif Lâm Râ
تِلْكَ
bunlar
ءَايَـٰتُ
ayetleridir
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitab'ın
ٱلْحَكِيمِ
hikmetli

Saheeh InternationalAlif, Lam, Ra. These are the verses of the wise Book

Ali BulaçElif, Lam, Ra. Bunlar, hikmetli Kitab’ın ayetleridir

10:2 📚 5
أَكَانَ لِلنَّاسِ عَجَبًا أَنۡ أَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ رَجُلࣲ مِّنۡهُمۡ أَنۡ أَنذِرِ ٱلنَّاسَ وَبَشِّرِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَنَّ لَهُمۡ قَدَمَ صِدۡقٍ عِندَ رَبِّهِمۡۗ قَالَ ٱلۡكَٰفِرُونَ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرࣱ مُّبِينٌ
أَكَانَ
mı geldi?
لِلنَّاسِ
insanlara
عَجَبًا
tuhaf
أَنْ
vahyetmemiz
أَوْحَيْنَآ
We revealed
إِلَىٰ
bir adama
رَجُلٍۢ
a man
مِّنْهُمْ
içlerinden
أَنْ
diye
أَنذِرِ
uyarsın
ٱلنَّاسَ
insanları
وَبَشِّرِ
ve müjdelesin
ٱلَّذِينَ
kimselere
ءَامَنُوٓا۟
iman edenlere
أَنَّ
(ki) şüphesiz
لَهُمْ
onlar için vardır
قَدَمَ
makamı
صِدْقٍ
doğruluk
عِندَ
katında
رَبِّهِمْ ۗ
Rableri
قَالَ
dediler ki
ٱلْكَـٰفِرُونَ
kâfirler
إِنَّ
şüphesiz
هَـٰذَا
bu
لَسَـٰحِرٌۭ
bir büyücüdür
مُّبِينٌ
apaçık

Saheeh InternationalHave the people been amazed that We revealed [revelation] to a man from among them, [saying], "Warn mankind and give good tidings to those who believe that they will have a [firm] precedence of honor with their Lord"? [But] the disbelievers say, "Indeed, this is an obvious magician

Ali Bulaçİçlerinden bir adama: "İnsanları uyar ve iman edenlere, muhakkak kendileri için Rableri Katında 'gerçek bir makam' olduğunu müjde ver" diye vahyetmemiz, insanlara şaşırtıcı mı geldi? İnkar edenler: “Gerçekten bu, açıkça bir büyücüdür" dediler

10:3 📚 9
إِنَّ رَبَّكُمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامࣲ ثُمَّ ٱسۡتَوَىٰ عَلَى ٱلۡعَرۡشِۖ يُدَبِّرُ ٱلۡأَمۡرَۖ مَا مِن شَفِيعٍ إِلَّا مِنۢ بَعۡدِ إِذۡنِهِۦۚ ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمۡ فَٱعۡبُدُوهُۚ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
إِنَّ
şüphesiz
رَبَّكُمُ
sizin Rabbiniz
ٱللَّهُ
Allah'tır
ٱلَّذِى
ki
خَلَقَ
yarattı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
فِى
altı
سِتَّةِ
six
أَيَّامٍۢ
günde
ثُمَّ
sonra
ٱسْتَوَىٰ
kuşattı
عَلَى
Arş'ı
ٱلْعَرْشِ ۖ
the Throne
يُدَبِّرُ
düzene koydu
ٱلْأَمْرَ ۖ
işleri
مَا
yoktur
مِن
kimse
شَفِيعٍ
şefaat edecek
إِلَّا
dışında
مِنۢ
O'nun izni
بَعْدِ
after
إِذْنِهِۦ ۚ
His permission
ذَٰلِكُمُ
işte budur
ٱللَّهُ
Allah
رَبُّكُمْ
Rabbiniz olan
فَٱعْبُدُوهُ ۚ
O'na kulluk edin
أَفَلَا
Düşünüp öğüt almaz mısınız?
تَذَكَّرُونَ
you remember

Saheeh InternationalIndeed, your Lord is Allah, who created the heavens and the earth in six days and then established Himself above the Throne, arranging the matter [of His creation]. There is no intercessor except after His permission. That is Allah, your Lord, so worship Him. Then will you not remember

Ali BulaçŞüphesiz sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden, işleri evirip-çeviren Allah'tır. O’nun izni olmadıktan sonra, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur, öyleyse O'na kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz

10:4 📚 1
إِلَيۡهِ مَرۡجِعُكُمۡ جَمِيعࣰ اۖ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقًّاۚ إِنَّهُۥ يَبۡدَؤُاْ ٱلۡخَلۡقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ لِيَجۡزِيَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ بِٱلۡقِسۡطِۚ وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَهُمۡ شَرَابࣱ مِّنۡ حَمِيمࣲ وَعَذَابٌ أَلِيمُۢ بِمَا كَانُواْ يَكۡفُرُونَ
إِلَيْهِ
O'nadır
مَرْجِعُكُمْ
dönüşü
جَمِيعًۭا ۖ
hepinizin
وَعْدَ
vaadi
ٱللَّهِ
Allah'ın
حَقًّا ۚ
gerçektir
إِنَّهُۥ
O'dur
يَبْدَؤُا۟
ilk kez başlatan
ٱلْخَلْقَ
yaratmayı
ثُمَّ
sonra
يُعِيدُهُۥ
onu tekrarlayan
لِيَجْزِىَ
karşılıklarını vermek üzere
ٱلَّذِينَ
kimselere
ءَامَنُوا۟
iman eden(lere)
وَعَمِلُوا۟
ve ameller işleyen(lere)
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
salih
بِٱلْقِسْطِ ۚ
adaletli bir şekilde
وَٱلَّذِينَ
ve kiimselere
كَفَرُوا۟
inkâr eden(lere)
لَهُمْ
vardır
شَرَابٌۭ
bir içecek
مِّنْ
kaynar sudan
حَمِيمٍۢ
boiling fluids
وَعَذَابٌ
ve bir azap
أَلِيمٌۢ
acıklı
بِمَا
dolayı
كَانُوا۟
olmalarından
يَكْفُرُونَ
inkâr ediyor(lar)

Saheeh InternationalTo Him is your return all together. [It is] the promise of Allah [which is] truth. Indeed, He begins the [process of] creation and then repeats it that He may reward those who have believed and done righteous deeds, in justice. But those who disbelieved will have a drink of scalding water and a painful punishment for what they used to deny

Ali BulaçSizin tümünüzün dönüşü O'nadır. Allah'ın va'di bir gerçektir. İman edip salih amellerde bulunanlara, adaletle karşılık vermek için yaratmayı başlatan, sonra onu iade edecek olan O'dur. İnkar edenler ise, küfürleri dolayısıyla, onlar için kaynar sudan bir içki ve acı bir azap vardır

10:5 📚 4
هُوَ ٱلَّذِي جَعَلَ ٱلشَّمۡسَ ضِيَآءࣰ وَٱلۡقَمَرَ نُورࣰ ا وَقَدَّرَهُۥ مَنَازِلَ لِتَعۡلَمُواْ عَدَدَ ٱلسِّنِينَ وَٱلۡحِسَابَۚ مَا خَلَقَ ٱللَّهُ ذَٰلِكَ إِلَّا بِٱلۡحَقِّۚ يُفَصِّلُ ٱلۡأٓيَٰتِ لِقَوۡمࣲ يَعۡلَمُونَ
هُوَ
O'dur
ٱلَّذِى
yapan
جَعَلَ
made
ٱلشَّمْسَ
güneşi
ضِيَآءًۭ
bir ışık
وَٱلْقَمَرَ
ve ayı
نُورًۭا
bir nur
وَقَدَّرَهُۥ
ve düzenleyen
مَنَازِلَ
belli menzillere göre
لِتَعْلَمُوا۟
bilmeniz için
عَدَدَ
sayısını
ٱلسِّنِينَ
yılların
وَٱلْحِسَابَ ۚ
ve hesabını
مَا
yaratmamıştır
خَلَقَ
created
ٱللَّهُ
Allah
ذَٰلِكَ
bütün bunları
إِلَّا
dışında
بِٱلْحَقِّ ۚ
hak olmak
يُفَصِّلُ
etraflıca açıklıyor
ٱلْـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
لِقَوْمٍۢ
bir topluluk için
يَعْلَمُونَ
bilen

Saheeh InternationalIt is He who made the sun a shining light and the moon a derived light and determined for it phases - that you may know the number of years and account [of time]. Allah has not created this except in truth. He details the signs for a people who know

Ali BulaçGüneş’i bir aydınlık, Ay’ı bir nur kılan ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona duraklar tespit eden O'dur. Allah, bunları ancak hak ile yaratmıştır. O, bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklamaktadır

10:6
إِنَّ فِي ٱخۡتِلَٰفِ ٱلَّيۡلِ وَٱلنَّهَارِ وَمَا خَلَقَ ٱللَّهُ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ لَأٓيَٰتࣲ لِّقَوۡمࣲ يَتَّقُونَ
إِنَّ
şüphesiz
فِى
ardarda gelmesinde
ٱخْتِلَـٰفِ
(the) alternation
ٱلَّيْلِ
gece
وَٱلنَّهَارِ
ve gündüzün
وَمَا
yarattıklarında
خَلَقَ
(has been) created
ٱللَّهُ
Allah'ın
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ
ve yerde
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ayetler vardır
لِّقَوْمٍۢ
bir topluluk için
يَتَّقُونَ
sakınan

Saheeh InternationalIndeed, in the alternation of the night and the day and [in] what Allah has created in the heavens and the earth are signs for a people who fear Allah

Ali BulaçGerçekten, gece ile gündüzün art arda gelişinde ve Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde korkup-sakınan bir topluluk için elbette ayetler vardır

10:7 📚 5
إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يَرۡجُونَ لِقَآءَنَا وَرَضُواْ بِٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَٱطۡمَأَنُّواْ بِهَا وَٱلَّذِينَ هُمۡ عَنۡ ءَايَٰتِنَا غَٰفِلُونَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
لَا
ummayan(lar)
يَرْجُونَ
expect
لِقَآءَنَا
bize kavuşmayı
وَرَضُوا۟
ve razı olan(lar)
بِٱلْحَيَوٰةِ
hayatına
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَٱطْمَأَنُّوا۟
ve gönüllerini kaptıran(lar)
بِهَا
ona
وَٱلَّذِينَ
ve olanlar
هُمْ
onlar
عَنْ
bizim ayetlerimizden
ءَايَـٰتِنَا
Our Signs
غَـٰفِلُونَ
gafil(ler)

Saheeh InternationalIndeed, those who do not expect the meeting with Us and are satisfied with the life of this world and feel secure therein and those who are heedless of Our signs

Ali BulaçBizimle karşılaşmayı ummayanlar, dünya hayatına razı olanlar ve bununla tatmin olanlar ve Bizim ayetlerimizden habersiz olanlar

10:8
أُوْلَٰٓئِكَ مَأۡوَىٰهُمُ ٱلنَّارُ بِمَا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte bunların
مَأْوَىٰهُمُ
varacakları yer
ٱلنَّارُ
cehennemdir
بِمَا
karşılık
كَانُوا۟
olduklarına
يَكْسِبُونَ
kazanıyor(lar)

Saheeh InternationalFor those their refuge will be the Fire because of what they used to earn

Ali Bulaçİşte bunların, kazandıkları dolayısıyla barınma yerleri ateştir

10:9
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ يَهۡدِيهِمۡ رَبُّهُم بِإِيمَٰنِهِمۡۖ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهِمُ ٱلۡأَنۡهَٰرُ فِي جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
iman eden(leri)
وَعَمِلُوا۟
ve ameller işleyen(leri)
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
salih
يَهْدِيهِمْ
doğru yola iletir
رَبُّهُم
Rableri
بِإِيمَـٰنِهِمْ ۖ
imanları dolayısıyla
تَجْرِى
akar
مِن
onların altlarından
تَحْتِهِمُ
underneath them
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
فِى
cennetlerinde
جَنَّـٰتِ
Gardens
ٱلنَّعِيمِ
naim

Saheeh InternationalIndeed, those who have believed and done righteous deeds - their Lord will guide them because of their faith. Beneath them rivers will flow in the Gardens of Pleasure

Ali Bulaçİman edenler ve salih amellerde bulunanlar da, Rableri onları imanları dolayısıyla altından ırmaklar akan, nimetlerle donatılmış cennetlere yöneltip-iletir (hidayet eder)

10:10
دَعۡوَىٰهُمۡ فِيهَا سُبۡحَٰنَكَ ٱللَّهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمۡ فِيهَا سَلَٰمࣱۚ وَءَاخِرُ دَعۡوَىٰهُمۡ أَنِ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
دَعْوَىٰهُمْ
onların duaları
فِيهَا
orada
سُبْحَـٰنَكَ
senin şanın pek yücedir
ٱللَّهُمَّ
Ey Allah'ım
وَتَحِيَّتُهُمْ
ve dilekleri (de)
فِيهَا
aralarındaki
سَلَـٰمٌۭ ۚ
Selâm'dır
وَءَاخِرُ
ve sonu (ise)
دَعْوَىٰهُمْ
dualarının
أَنِ
hamdolsun'dur
ٱلْحَمْدُ
All the Praise be
لِلَّهِ
Allah'a
رَبِّ
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Saheeh InternationalTheir call therein will be, "Exalted are You, O Allah," and their greeting therein will be, "Peace." And the last of their call will be, "Praise to Allah, Lord of the worlds

Ali BulaçOradaki duaları: "Allah'ım, Sen ne Yücesin"dir ve oradaki dirlik temennileri: "Selam"dır; dualarının sonu da: "Gerçekten, hamd alemlerin Rabbi olan Allah'ındır

10:11
۞وَلَوۡ يُعَجِّلُ ٱللَّهُ لِلنَّاسِ ٱلشَّرَّ ٱسۡتِعۡجَالَهُم بِٱلۡخَيۡرِ لَقُضِيَ إِلَيۡهِمۡ أَجَلُهُمۡۖ فَنَذَرُ ٱلَّذِينَ لَا يَرۡجُونَ لِقَآءَنَا فِي طُغۡيَٰنِهِمۡ يَعۡمَهُونَ
۞ وَلَوْ
ve eğer
يُعَجِّلُ
acele verseydi
ٱللَّهُ
Allah
لِلنَّاسِ
insanlara
ٱلشَّرَّ
kötülüğü
ٱسْتِعْجَالَهُم
acele istemeleri gibi
بِٱلْخَيْرِ
iyiliği
لَقُضِىَ
hemen bitmiş olurdu
إِلَيْهِمْ
onların
أَجَلُهُمْ ۖ
süreleri
فَنَذَرُ
böyle bırakırız
ٱلَّذِينَ
kimseleri
لَا
ummayanları
يَرْجُونَ
expect
لِقَآءَنَا
bize kavuşmayı
فِى
taşkınlıkları içinde
طُغْيَـٰنِهِمْ
their transgression
يَعْمَهُونَ
bocalar bir halde

Saheeh InternationalAnd if Allah was to hasten for the people the evil [they invoke] as He hastens for them the good, their term would have been ended for them. But We leave the ones who do not expect the meeting with Us, in their transgression, wandering blindly

Ali BulaçEğer Allah, onların hayra ulaşmak için çarçabuk davrandıkları gibi, insanlara şerri de çabuklaştırsaydı, mutlaka ecellerine hüküm verilirdi. İşte Bize kavuşmayı ummayanları Biz böylece taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşır bir durumda bırakırız

10:12 📚 2
وَإِذَا مَسَّ ٱلۡإِنسَٰنَ ٱلضُّرُّ دَعَانَا لِجَنۢبِهِۦٓ أَوۡ قَاعِدًا أَوۡ قَآئِمࣰ ا فَلَمَّا كَشَفۡنَا عَنۡهُ ضُرَّهُۥ مَرَّ كَأَن لَّمۡ يَدۡعُنَآ إِلَىٰ ضُرࣲّ مَّسَّهُۥۚ كَذَٰلِكَ زُيِّنَ لِلۡمُسۡرِفِينَ مَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
وَإِذَا
ve ne zaman ki
مَسَّ
dokunduğunda
ٱلْإِنسَـٰنَ
insana
ٱلضُّرُّ
bir darlık
دَعَانَا
bize dua eder
لِجَنۢبِهِۦٓ
yan yatarken
أَوْ
veya
قَاعِدًا
otururken
أَوْ
yahut
قَآئِمًۭا
ayakta
فَلَمَّا
ancak
كَشَفْنَا
giderdiğimizde
عَنْهُ
ondan
ضُرَّهُۥ
darlığını
مَرَّ
hareket eder
كَأَن
gibi
لَّمْ
bize dua etmemiş
يَدْعُنَآ
called Us
إِلَىٰ
darlıktan dolayı
ضُرٍّۢ
(the) affliction
مَّسَّهُۥ ۚ
kendisine dokunmuş olan
كَذَٰلِكَ
işte böyle
زُيِّنَ
süslü gösterilmiştir
لِلْمُسْرِفِينَ
aşırıya gidenlere
مَا
şeyler
كَانُوا۟
oldukları
يَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Saheeh InternationalAnd when affliction touches man, he calls upon Us, whether lying on his side or sitting or standing; but when We remove from him his affliction, he continues [in disobedience] as if he had never called upon Us to [remove] an affliction that touched him. Thus is made pleasing to the transgressors that which they have been doing

Ali Bulaçİnsana bir zarar dokunduğunda, yan yatarken, otururken ya da ayaktayken Bize dua eder; zararını üstünden kaldırdığımız zaman ise, sanki kendisine dokunan zarara Bizi hiç çağırmamış gibi döner-gider. İşte, ölçüyü taşıranlara yapmakta oldukları böyle süslenmiştir

10:13
وَلَقَدۡ أَهۡلَكۡنَا ٱلۡقُرُونَ مِن قَبۡلِكُمۡ لَمَّا ظَلَمُواْ وَجَآءَتۡهُمۡ رُسُلُهُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِ وَمَا كَانُواْ لِيُؤۡمِنُواْۚ كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلۡمُجۡرِمِينَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَهْلَكْنَا
helak ettik
ٱلْقُرُونَ
nice nesilleri
مِن
sizden önce
قَبْلِكُمْ
before you
لَمَّا
haksızlık ettiklerinden
ظَلَمُوا۟ ۙ
they wronged
وَجَآءَتْهُمْ
kendilerine geldiği halde
رُسُلُهُم
peygamberleri
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
apaçık delillerle
وَمَا
ve iman etmeyecekleri için
كَانُوا۟
they were
لِيُؤْمِنُوا۟ ۚ
to believe
كَذَٰلِكَ
işte böyle
نَجْزِى
cezalandırırız
ٱلْقَوْمَ
topluluğunu
ٱلْمُجْرِمِينَ
suçlular

Saheeh InternationalAnd We had already destroyed generations before you when they wronged, and their messengers had come to them with clear proofs, but they were not to believe. Thus do We recompense the criminal people

Ali BulaçAndolsun, sizden önceki nesilleri, resulleri kendilerine apaçık deliller getirdiği halde, zulmettikleri ve iman etmeyecek oldukları için yıkıma uğrattık. İşte Biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğu böyle cezalandırırız

10:14 📚 1
ثُمَّ جَعَلۡنَٰكُمۡ خَلَٰٓئِفَ فِي ٱلۡأَرۡضِ مِنۢ بَعۡدِهِمۡ لِنَنظُرَ كَيۡفَ تَعۡمَلُونَ
ثُمَّ
sonra
جَعَلْنَـٰكُمْ
sizi kıldık
خَلَـٰٓئِفَ
halifeler
فِى
yeryüzüne
ٱلْأَرْضِ
the earth
مِنۢ
onların ardından
بَعْدِهِمْ
after them
لِنَنظُرَ
görmek için
كَيْفَ
neler
تَعْمَلُونَ
yapacağınızı

Saheeh InternationalThen We made you successors in the land after them so that We may observe how you will do

Ali BulaçSonra, nasıl yapıp-davranacaksınız diye gözlemek için, onların ardından sizi yeryüzünde halifeler kıldık

10:15 📚 10
وَإِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡ ءَايَاتُنَا بَيِّنَٰتࣲ قَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَرۡجُونَ لِقَآءَنَا ٱئۡتِ بِقُرۡءَانٍ غَيۡرِ هَٰذَآ أَوۡ بَدِّلۡهُۚ قُلۡ مَا يَكُونُ لِيٓ أَنۡ أُبَدِّلَهُۥ مِن تِلۡقَآيِٕ نَفۡسِيٓۖ إِنۡ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَىٰٓ إِلَيَّۖ إِنِّيٓ أَخَافُ إِنۡ عَصَيۡتُ رَبِّي عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمࣲ‏
وَإِذَا
ne zaman ki
تُتْلَىٰ
okunduğunda
عَلَيْهِمْ
onlara
ءَايَاتُنَا
ayetlerimiz
بَيِّنَـٰتٍۢ ۙ
apaçık bir şekilde
قَالَ
derler
ٱلَّذِينَ
kimseler
لَا
ummayanlar
يَرْجُونَ
hope
لِقَآءَنَا
bize kavuşmayı
ٱئْتِ
getir
بِقُرْءَانٍ
bir Kur'an
غَيْرِ
başka
هَـٰذَآ
bundan
أَوْ
veya
بَدِّلْهُ ۚ
bunu değiştir
قُلْ
de ki
مَا
(sözkonusu) olamaz
يَكُونُ
(it) is
لِىٓ
benim
أَنْ
onu değiştirmem
أُبَدِّلَهُۥ
I change it
مِن
tarafımdan
تِلْقَآئِ
my own accord
نَفْسِىٓ ۖ
kendi
إِنْ
ben uyuyorum
أَتَّبِعُ
I follow
إِلَّا
ancak
مَا
vahyedilene
يُوحَىٰٓ
is revealed
إِلَىَّ ۖ
bana
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
أَخَافُ
korkarım
إِنْ
karşı gelirsem
عَصَيْتُ
I were to disobey
رَبِّى
Rabbime
عَذَابَ
azabından
يَوْمٍ
bir günün
عَظِيمٍۢ
büyük

Saheeh InternationalAnd when Our verses are recited to them as clear evidences, those who do not expect the meeting with Us say, "Bring us a Qur'an other than this or change it." Say, [O Muhammad], "It is not for me to change it on my own accord. I only follow what is revealed to me. Indeed I fear, if I should disobey my Lord, the punishment of a tremendous Day

Ali BulaçOnlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda, Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, derler ki: "Bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir." De ki: "Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edersem, gerçekten ben, büyük günün azabından korkarım

10:16 📚 1
قُل لَّوۡ شَآءَ ٱللَّهُ مَا تَلَوۡتُهُۥ عَلَيۡكُمۡ وَلَآ أَدۡرَىٰكُم بِهِۦۖ فَقَدۡ لَبِثۡتُ فِيكُمۡ عُمُرࣰ ا مِّن قَبۡلِهِۦٓۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ
قُل
de ki
لَّوْ
şayet
شَآءَ
dileseydi
ٱللَّهُ
Allah
مَا
bunu okumazdım
تَلَوْتُهُۥ
I (would) have recited it
عَلَيْكُمْ
size
وَلَآ
ve size hiç bildirmezdi
أَدْرَىٰكُم
He (would) have made it known to you
بِهِۦ ۖ
bunu
فَقَدْ
elbette
لَبِثْتُ
geçirdim
فِيكُمْ
sizin aranızda
عُمُرًۭا
belli bir ömür
مِّن
daha önce
قَبْلِهِۦٓ ۚ
before it
أَفَلَا
hiç düşünmüyor musunuz?
تَعْقِلُونَ
you use reason

Saheeh InternationalSay, "If Allah had willed, I would not have recited it to you, nor would He have made it known to you, for I had remained among you a lifetime before it. Then will you not reason

Ali BulaçDe ki: "Eğer Allah dileseydi, onu size okumazdım ve onu size bildirmezdi. Ben ondan önce sizin içinizde bir ömür sürdüm. Siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz

10:17
فَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّنِ ٱفۡتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا أَوۡ كَذَّبَ بِـَٔايَٰتِهِۦٓۚ إِنَّهُۥ لَا يُفۡلِحُ ٱلۡمُجۡرِمُونَ
فَمَنْ
kim olabilir?
أَظْلَمُ
daha zalim
مِمَّنِ
kimseden
ٱفْتَرَىٰ
uyduran
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
كَذِبًا
yalan
أَوْ
yahut
كَذَّبَ
yalanlayandan
بِـَٔايَـٰتِهِۦٓ ۚ
O'nun ayetlerini
إِنَّهُۥ
şüphesiz
لَا
kurtuluşa eremezler
يُفْلِحُ
will succeed
ٱلْمُجْرِمُونَ
suçlular

Saheeh InternationalSo who is more unjust than he who invents a lie about Allah or denies His signs? Indeed, the criminals will not succeed

Ali BulaçAllah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden ve O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Şüphesiz O, suçlu-günahkarları kurtuluşa erdirmez

10:18 📚 1
وَيَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُمۡ وَلَا يَنفَعُهُمۡ وَيَقُولُونَ هَٰٓؤُلَآءِ شُفَعَٰٓؤُنَا عِندَ ٱللَّهِۚ قُلۡ أَتُنَبِّـُٔونَ ٱللَّهَ بِمَا لَا يَعۡلَمُ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَلَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ سُبۡحَٰنَهُۥ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشۡرِكُونَ
وَيَعْبُدُونَ
ve ibadet ediyorlar
مِن
bırakıp
دُونِ
other than
ٱللَّهِ
Allah'ı
مَا
şeylere
لَا
hiç
يَضُرُّهُمْ
bir zararı olmayan
وَلَا
ve
يَنفَعُهُمْ
yararı olmayan
وَيَقُولُونَ
ve diyorlar ki
هَـٰٓؤُلَآءِ
bunlar
شُفَعَـٰٓؤُنَا
bizim şefaatçilerimizdir
عِندَ
katında
ٱللَّهِ ۚ
Allah
قُلْ
de ki
أَتُنَبِّـُٔونَ
bildiriyor musunuz?
ٱللَّهَ
Allah'a
بِمَا
bir şeyi
لَا
bilmediği
يَعْلَمُ
he knows
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَلَا
ve
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ ۚ
the earth
سُبْحَـٰنَهُۥ
O münezzehtir
وَتَعَـٰلَىٰ
ve yücedir
عَمَّا
ortak koştuklarından
يُشْرِكُونَ
they associate (with Him)

Saheeh InternationalAnd they worship other than Allah that which neither harms them nor benefits them, and they say, "These are our intercessors with Allah " Say, "Do you inform Allah of something He does not know in the heavens or on the earth?" Exalted is He and high above what they associate with Him

Ali BulaçAllah'ı bırakıp kendilerine zarar vermeyecek ve yararları dokunmayacak şeylere kulluk ederler ve: "Bunlar Allah Katında bizim şefaatçilerimizdir" derler. De ki: "Siz, Allah'a, göklerde ve yerde bilmediği bir şey mi haber veriyorsunuz? O, sizin şirk koştuklarınızdan uzak ve Yücedir

10:19 📚 2
وَمَا كَانَ ٱلنَّاسُ إِلَّآ أُمَّةࣰ وَٰحِدَةࣰ فَٱخۡتَلَفُواْۚ وَلَوۡلَا كَلِمَةࣱ سَبَقَتۡ مِن رَّبِّكَ لَقُضِيَ بَيۡنَهُمۡ فِيمَا فِيهِ يَخۡتَلِفُونَ
وَمَا
ve
كَانَ
değildir
ٱلنَّاسُ
insanlar
إِلَّآ
ancak
أُمَّةًۭ
bir ümmettir
وَٰحِدَةًۭ
tek
فَٱخْتَلَفُوا۟ ۚ
sonradan ayrılığa düştüler
وَلَوْلَا
eğer olmasaydı
كَلِمَةٌۭ
bir takdir
سَبَقَتْ
önceden belirlenmiş
مِن
Rabbin tarafından
رَّبِّكَ
your Lord
لَقُضِىَ
kesin hüküm verilirdi
بَيْنَهُمْ
aralarında
فِيمَا
şeylerde
فِيهِ
onda
يَخْتَلِفُونَ
ayrılığa düştükleri

Saheeh InternationalAnd mankind was not but one community [united in religion], but [then] they differed. And if not for a word that preceded from your Lord, it would have been judged between them [immediately] concerning that over which they differ

Ali Bulaçİnsanlar, tek bir ümmetten başka değildi; sonra anlaşmazlığa düştüler. Eğer Rabbinden geçmiş (verilmiş) bir söz olmasaydı, anlaşmazlığa düştükleri şey konusunda mutlaka aralarında hüküm verilmiş olurdu

10:20
وَيَقُولُونَ لَوۡلَآ أُنزِلَ عَلَيۡهِ ءَايَةࣱ مِّن رَّبِّهِۦۖ فَقُلۡ إِنَّمَا ٱلۡغَيۡبُ لِلَّهِ فَٱنتَظِرُوٓاْ إِنِّي مَعَكُم مِّنَ ٱلۡمُنتَظِرِينَ
وَيَقُولُونَ
ve diyorlar
لَوْلَآ
keşke
أُنزِلَ
indirilse
عَلَيْهِ
ona
ءَايَةٌۭ
bir mucize
مِّن
Rabbinden
رَّبِّهِۦ ۖ
his Lord
فَقُلْ
de ki
إِنَّمَا
ancak
ٱلْغَيْبُ
gayb
لِلَّهِ
Allah'ındır
فَٱنتَظِرُوٓا۟
bekleyin
إِنِّى
elbette ben de
مَعَكُم
sizinle birlikte
مِّنَ
bekleyenlerdenim
ٱلْمُنتَظِرِينَ
the ones who wait

Saheeh InternationalAnd they say, "Why is a sign not sent down to him from his Lord?" So say, "The unseen is only for Allah [to administer], so wait; indeed, I am with you among those who wait

Ali BulaçBir de derler ki: "Rabbinden üzerine bir ayet (mucize) indirilse ya!.." De ki: "Gayb yalnızca Allah'ındır, siz bekleyedurun; ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim

10:21 📚 1
وَإِذَآ أَذَقۡنَا ٱلنَّاسَ رَحۡمَةࣰ مِّنۢ بَعۡدِ ضَرَّآءَ مَسَّتۡهُمۡ إِذَا لَهُم مَّكۡرࣱ فِيٓ ءَايَاتِنَاۚ قُلِ ٱللَّهُ أَسۡرَعُ مَكۡرًاۚ إِنَّ رُسُلَنَا يَكۡتُبُونَ مَا تَمۡكُرُونَ
وَإِذَآ
ve zaman
أَذَقْنَا
tattırdığımız
ٱلنَّاسَ
insanlara
رَحْمَةًۭ
genişlik
مِّنۢ
sonra
بَعْدِ
after
ضَرَّآءَ
bir darlıktan
مَسَّتْهُمْ
kendilerine dokunan
إِذَا
hemen
لَهُم
onların vardır
مَّكْرٌۭ
hileleri
فِىٓ
hakkında
ءَايَاتِنَا ۚ
ayetlerimiz
قُلِ
de ki
ٱللَّهُ
Allah
أَسْرَعُ
daha hızlıdır
مَكْرًا ۚ
düzen kurmada
إِنَّ
şüphesiz
رُسُلَنَا
elçilerimiz
يَكْتُبُونَ
yazmaktadırlar
مَا
sizin hilelerinizi
تَمْكُرُونَ
you plot

Saheeh InternationalAnd when We give the people a taste of mercy after adversity has touched them, at once they conspire against Our verses. Say, "Allah is swifter in strategy." Indeed, Our messengers record that which you conspire

Ali Bulaçİnsanlara, şiddetli bir sıkıntı dokunduktan sonra, bir rahmet dokundurduğumuz zaman, ayetlerimiz konusunda hileli bir düzen kurmak (bir entrika çevirmek) onlar için (bir alışkanlık ve kötü bir edinim)dir. De ki: "Düzen kurmada (karşılık vermede) Allah daha hızlıdır. Şüphesiz, Bizim elçilerimiz, sizin 'geliştirmekte olduğunuz düzenleri' yazmaktadırlar

10:22 📚 6
هُوَ ٱلَّذِي يُسَيِّرُكُمۡ فِي ٱلۡبَرِّ وَٱلۡبَحۡرِۖ حَتَّىٰٓ إِذَا كُنتُمۡ فِي ٱلۡفُلۡكِ وَجَرَيۡنَ بِهِم بِرِيحࣲ طَيِّبَةࣲ وَفَرِحُواْ بِهَا جَآءَتۡهَا رِيحٌ عَاصِفࣱ وَجَآءَهُمُ ٱلۡمَوۡجُ مِن كُلِّ مَكَانࣲ وَظَنُّوٓاْ أَنَّهُمۡ أُحِيطَ بِهِمۡ دَعَوُاْ ٱللَّهَ مُخۡلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ لَئِنۡ أَنجَيۡتَنَا مِنۡ هَٰذِهِۦ لَنَكُونَنَّ مِنَ ٱلشَّٰكِرِينَ
هُوَ
O'dur
ٱلَّذِى
sizi gezdiren
يُسَيِّرُكُمْ
enables you to travel
فِى
karada
ٱلْبَرِّ
the land
وَٱلْبَحْرِ ۖ
ve denizde
حَتَّىٰٓ
hatta
إِذَا
zaman
كُنتُمْ
olduğunuz
فِى
gemide
ٱلْفُلْكِ
the ships
وَجَرَيْنَ
ve yürüttüğü (zaman)
بِهِم
bununla
بِرِيحٍۢ
bir rüzgârın
طَيِّبَةٍۢ
tatlı
وَفَرِحُوا۟
ve neşelendikleri sırada
بِهَا
onların bununla;
جَآءَتْهَا
birden çıkıp
رِيحٌ
bir fırtına
عَاصِفٌۭ
sert
وَجَآءَهُمُ
ve geldiğinde
ٱلْمَوْجُ
dalgalar
مِن
her
كُلِّ
every
مَكَانٍۢ
yönden
وَظَنُّوٓا۟
ve kanaat getirdiklerinde
أَنَّهُمْ
muhakkak onlar
أُحِيطَ
kuşatıldıklarına
بِهِمْ ۙ
kendilerinin
دَعَوُا۟
dua etmeye başlarlar
ٱللَّهَ
Allah'a
مُخْلِصِينَ
has kılarak
لَهُ
O'na
ٱلدِّينَ
dini
لَئِنْ
eğer
أَنجَيْتَنَا
bizi kurtarırsan
مِنْ
bundan
هَـٰذِهِۦ
this
لَنَكُونَنَّ
elbette olacağız
مِنَ
şükredenlerden
ٱلشَّـٰكِرِينَ
the thankful

Saheeh InternationalIt is He who enables you to travel on land and sea until, when you are in ships and they sail with them by a good wind and they rejoice therein, there comes a storm wind and the waves come upon them from everywhere and they assume that they are surrounded, supplicating Allah, sincere to Him in religion, "If You should save us from this, we will surely be among the thankful

Ali BulaçKarada ve denizde sizi gezdiren O'dur. Öyle ki siz gemide bulunduğunuz zaman, onlar da güzel bir rüzgarla onu yüzdürürlerken ve (tam) bununla sevinmektelerken, ona çılgınca bir rüzgar gelip çatar ve her yandan dalgalar onları kuşatıverir; onlar artık bu (dalgalarla) gerçekten kuşatıldıklarını sanmışlarken, dinde O'na 'gönülden katıksız bağlılar (muhlisler)' olarak Allah'a dua etmeye başlarlar: "Andolsun eğer bundan bizi kurtaracak olursan, muhakkak Sana şükredenlerden olacağız

10:23 📚 2
فَلَمَّآ أَنجَىٰهُمۡ إِذَا هُمۡ يَبۡغُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ بِغَيۡرِ ٱلۡحَقِّۗ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّمَا بَغۡيُكُمۡ عَلَىٰٓ أَنفُسِكُمۖ مَّتَٰعَ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَاۖ ثُمَّ إِلَيۡنَا مَرۡجِعُكُمۡ فَنُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
فَلَمَّآ
ne zaman ki
أَنجَىٰهُمْ
kurtarır onları
إِذَا
hemen
هُمْ
onlar
يَبْغُونَ
taşkınlık etmeye başlarlar
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
بِغَيْرِ
haksız yere
ٱلْحَقِّ ۗ
[the] right
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
إِنَّمَا
gerçekte
بَغْيُكُمْ
taşkınlığınız
عَلَىٰٓ
aleyhinize olan
أَنفُسِكُم ۖ
kendinizin
مَّتَـٰعَ
geçici zevkleridir
ٱلْحَيَوٰةِ
hayatının
ٱلدُّنْيَا ۖ
dünya
ثُمَّ
sonra
إِلَيْنَا
bizedir
مَرْجِعُكُمْ
dönüşünüz
فَنُنَبِّئُكُم
ve size bildiririz
بِمَا
şeyi
كُنتُمْ
olduğunuz
تَعْمَلُونَ
yapıyor

Saheeh InternationalBut when He saves them, at once they commit injustice upon the earth without right. O mankind, your injustice is only against yourselves, [being merely] the enjoyment of worldly life. Then to Us is your return, and We will inform you of what you used to do

Ali BulaçAma (Allah) onları kurtarınca, hemen haksız yere, yeryüzünde taşkınlığa koyulurlar. Ey insanlar, sizin taşkınlığınız, ancak kendi aleyhinizedir; (bu) dünya hayatının geçici metaıdır. Sonra dönüşünüz Bizedir, Biz de yaptıklarınızı size haber vereceğiz

10:24 📚 8
إِنَّمَا مَثَلُ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا كَمَآءٍ أَنزَلۡنَٰهُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ فَٱخۡتَلَطَ بِهِۦ نَبَاتُ ٱلۡأَرۡضِ مِمَّا يَأۡكُلُ ٱلنَّاسُ وَٱلۡأَنۡعَٰمُ حَتَّىٰٓ إِذَآ أَخَذَتِ ٱلۡأَرۡضُ زُخۡرُفَهَا وَٱزَّيَّنَتۡ وَظَنَّ أَهۡلُهَآ أَنَّهُمۡ قَٰدِرُونَ عَلَيۡهَآ أَتَىٰهَآ أَمۡرُنَا لَيۡلًا أَوۡ نَهَارࣰ ا فَجَعَلۡنَٰهَا حَصِيدࣰ ا كَأَن لَّمۡ تَغۡنَ بِٱلۡأَمۡسِۚ كَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ ٱلۡأٓيَٰتِ لِقَوۡمࣲ يَتَفَكَّرُونَ
إِنَّمَا
ancak
مَثَلُ
örneği
ٱلْحَيَوٰةِ
hayatının
ٱلدُّنْيَا
dünya
كَمَآءٍ
suya benzer
أَنزَلْنَـٰهُ
indirdiğimiz
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
فَٱخْتَلَطَ
birbirine karıştığı
بِهِۦ
onunla
نَبَاتُ
bitkilerinin
ٱلْأَرْضِ
yeryüzü
مِمَّا
öyle ki
يَأْكُلُ
yer
ٱلنَّاسُ
insanlar
وَٱلْأَنْعَـٰمُ
ve hayvanlar
حَتَّىٰٓ
sonuçta
إِذَآ
sırada
أَخَذَتِ
alıp
ٱلْأَرْضُ
yeryüzü
زُخْرُفَهَا
güzelliğini
وَٱزَّيَّنَتْ
ve süslendiği
وَظَنَّ
ve sandıkları
أَهْلُهَآ
sahiplerinin
أَنَّهُمْ
gerçekten
قَـٰدِرُونَ
kadir olduklarını
عَلَيْهَآ
bunlara
أَتَىٰهَآ
gelir
أَمْرُنَا
emrimiz
لَيْلًا
gece
أَوْ
veya
نَهَارًۭا
gündüz
فَجَعَلْنَـٰهَا
böylece onları çeviririz
حَصِيدًۭا
biçilmiş hale
كَأَن
gibi
لَّمْ
hiç yokmuş
تَغْنَ
it had flourished
بِٱلْأَمْسِ ۚ
bir gün önce
كَذَٰلِكَ
işte böyle
نُفَصِّلُ
ayrıntılı olarak açıklıyoruz
ٱلْـَٔايَـٰتِ
ayetlerimizi
لِقَوْمٍۢ
topluluk için
يَتَفَكَّرُونَ
düşünen

Saheeh InternationalThe example of [this] worldly life is but like rain which We have sent down from the sky that the plants of the earth absorb - [those] from which men and livestock eat - until, when the earth has taken on its adornment and is beautified and its people suppose that they have capability over it, there comes to it Our command by night or by day, and We make it as a harvest, as if it had not flourished yesterday. Thus do We explain in detail the signs for a people who give thought

Ali BulaçDünya hayatının örneği, ancak gökten indirdiğimiz, onunla insanların ve hayvanların yediği yeryüzünün bitkisi karışmış olan bir su gibidir. Öyle ki yer, güzelliğini takınıp süslendiği ve ahalisi gerçekten ona güç yetirdiklerini sanmışlarken (işte tam bu sırada) gece veya gündüz ona emrimiz gelmiştir de, dün sanki hiçbir zenginliği yokmuş gibi, onu kökünden biçilip atılmış bir durumda kılmışız. Düşünen bir topluluk için Biz ayetleri böyle birer birer açıklarız

10:25
وَٱللَّهُ يَدۡعُوٓاْ إِلَىٰ دَارِ ٱلسَّلَٰمِ وَيَهۡدِي مَن يَشَآءُ إِلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ‏
وَٱللَّهُ
Allah
يَدْعُوٓا۟
çağırır
إِلَىٰ
yurduna
دَارِ
(the) Home
ٱلسَّلَـٰمِ
esenlik
وَيَهْدِى
ve iletir
مَن
kimseyi
يَشَآءُ
dilediği
إِلَىٰ
yola
صِرَٰطٍۢ
(the) straight path
مُّسْتَقِيمٍۢ
doğru

Saheeh InternationalAnd Allah invites to the Home of Peace and guides whom He wills to a straight path

Ali BulaçAllah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir

10:26 📚 1
۞لِّلَّذِينَ أَحۡسَنُواْ ٱلۡحُسۡنَىٰ وَزِيَادَةࣱۖ وَلَا يَرۡهَقُ وُجُوهَهُمۡ قَتَرࣱ وَلَا ذِلَّةٌۚ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَنَّةِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ
۞ لِّلَّذِينَ
kimselere vardır
أَحْسَنُوا۟
iyilik eden(lere)
ٱلْحُسْنَىٰ
daha iyisi
وَزِيَادَةٌۭ ۖ
ve fazlası
وَلَا
bürümez
يَرْهَقُ
(will) cover
وُجُوهَهُمْ
onların yüzlerini
قَتَرٌۭ
karalık
وَلَا
ve aşağılık
ذِلَّةٌ ۚ
humiliation
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte bunlar
أَصْحَـٰبُ
ehlidirler
ٱلْجَنَّةِ ۖ
cennet
هُمْ
onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
sürekli kalıcıdırlar

Saheeh InternationalFor them who have done good is the best [reward] and extra. No darkness will cover their faces, nor humiliation. Those are companions of Paradise; they will abide therein eternally

Ali BulaçGüzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır

10:27
وَٱلَّذِينَ كَسَبُواْ ٱلسَّيِّـَٔاتِ جَزَآءُ سَيِّئَةِۭ بِمِثۡلِهَا وَتَرۡهَقُهُمۡ ذِلَّةࣱۖ مَّا لَهُم مِّنَ ٱللَّهِ مِنۡ عَاصِمࣲۖ كَأَنَّمَآ أُغۡشِيَتۡ وُجُوهُهُمۡ قِطَعࣰ ا مِّنَ ٱلَّيۡلِ مُظۡلِمًاۚ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ
وَٱلَّذِينَ
kimselere gelince
كَسَبُوا۟
kazanan(lara)
ٱلسَّيِّـَٔاتِ
kötülükler
جَزَآءُ
ceza verilir
سَيِّئَةٍۭ
bir kötülüğe
بِمِثْلِهَا
aynıyla
وَتَرْهَقُهُمْ
ve bürür
ذِلَّةٌۭ ۖ
bir aşağılık
مَّا
yoktur
لَهُم
onlar için
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
مِنْ
kurtaracak
عَاصِمٍۢ ۖ
defender
كَأَنَّمَآ
gibidir
أُغْشِيَتْ
kaplanmış
وُجُوهُهُمْ
yüzleri
قِطَعًۭا
parçalarıyla
مِّنَ
bir gecenin
ٱلَّيْلِ
the darkness (of) night
مُظْلِمًا ۚ
kapkaranlık
أُو۟لَـٰٓئِكَ
bunlar
أَصْحَـٰبُ
ehlidirler
ٱلنَّارِ ۖ
cehennem
هُمْ
onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
sürekli kalıcıdırlar

Saheeh InternationalBut they who have earned [blame for] evil doings - the recompense of an evil deed is its equivalent, and humiliation will cover them. They will have from Allah no protector. It will be as if their faces are covered with pieces of the night - so dark [are they]. Those are the companions of the Fire; they will abide therein eternally

Ali BulaçKötülükler kazanmış olanlar ise; her bir kötülüğün karşılığı, kendi misliyledir. Bunları bir zillet sarıp kaplar. Onları Allah'tan (kurtaracak) hiçbir koruyucu yok. Onların yüzleri, sanki bir karanlık gecenin parçalarına bürünmüş gibidir. İşte bunlar ateşin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır

10:28
وَيَوۡمَ نَحۡشُرُهُمۡ جَمِيعࣰ ا ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذِينَ أَشۡرَكُواْ مَكَانَكُمۡ أَنتُمۡ وَشُرَكَآؤُكُمۡۚ فَزَيَّلۡنَا بَيۡنَهُمۡۖ وَقَالَ شُرَكَآؤُهُم مَّا كُنتُمۡ إِيَّانَا تَعۡبُدُونَ
وَيَوْمَ
ve o gün
نَحْشُرُهُمْ
onları biraraya toplarız
جَمِيعًۭا
tümünü
ثُمَّ
sonra
نَقُولُ
deriz
لِلَّذِينَ
kimselere
أَشْرَكُوا۟
ortak koşan(lara)
مَكَانَكُمْ
(haydi) yerlerinize!
أَنتُمْ
siz
وَشُرَكَآؤُكُمْ ۚ
ve ortak koştuklarınız
فَزَيَّلْنَا
böylece ayırırız
بَيْنَهُمْ ۖ
onları birbirlerinden
وَقَالَ
ve (şöyle) derler
شُرَكَآؤُهُم
koştukları ortaklar
مَّا
siz değildiniz
كُنتُمْ
you used (to)
إِيَّانَا
bize
تَعْبُدُونَ
ibadet ediyor

Saheeh InternationalAnd [mention, O Muhammad], the Day We will gather them all together - then We will say to those who associated others with Allah, "[Remain in] your place, you and your 'partners.' " Then We will separate them, and their "partners" will say, "You did not used to worship us

Ali BulaçO gün, onların tümünü birarada toplayacağız, sonra şirk katanlara: "Yerinizden ayrılmayınız; siz de, şirk koştuklarınız da" diyeceğiz. Artık onların arasını açmışızdır. Şirk koştukları derler ki: "Siz bize ibadet ediyor değildiniz

10:29
فَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدَۢا بَيۡنَنَا وَبَيۡنَكُمۡ إِن كُنَّا عَنۡ عِبَادَتِكُمۡ لَغَٰفِلِينَ
فَكَفَىٰ
şimdi yeter
بِٱللَّهِ
Allah
شَهِيدًۢا
şahit olarak
بَيْنَنَا
aramızda
وَبَيْنَكُمْ
ve sizin aranızda
إِن
şüphesiz
كُنَّا
biz idik
عَنْ
sizin tapınmanızdan
عِبَادَتِكُمْ
your worship
لَغَـٰفِلِينَ
habersiz

Saheeh InternationalAnd sufficient is Allah as a witness between us and you that we were of your worship unaware

Ali BulaçBizim ile sizin aranızda şahid olarak Allah yeter. Gerçekten biz, sizin ibadetinizden habersizdik

10:30
هُنَالِكَ تَبۡلُواْ كُلُّ نَفۡسࣲ مَّآ أَسۡلَفَتۡۚ وَرُدُّوٓاْ إِلَى ٱللَّهِ مَوۡلَىٰهُمُ ٱلۡحَقِّۖ وَضَلَّ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يَفۡتَرُونَ
هُنَالِكَ
işte orada
تَبْلُوا۟
hesabını verir
كُلُّ
her
نَفْسٍۢ
can
مَّآ
önceden işlemiş olduğunun
أَسْلَفَتْ ۚ
it did previously
وَرُدُّوٓا۟
ve döndürülmüşlerdir
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
مَوْلَىٰهُمُ
mevlaları olan
ٱلْحَقِّ ۖ
gerçek
وَضَلَّ
ve kaybolmuştur
عَنْهُم
kendilerinden
مَّا
şeyler ise
كَانُوا۟
oldukları
يَفْتَرُونَ
uyduruyor(lar)

Saheeh InternationalThere, [on that Day], every soul will be put to trial for what it did previously, and they will be returned to Allah, their master, the Truth, and lost from them is whatever they used to invent

Ali Bulaçİşte orada, her nefis önceden yaptıklarıyla imtihana çekilmiş olacak ve onlar asıl-gerçek mevlaları olan Allah'a döndürülecekler. Yalan yere uydurdukları da, kendilerinden kaybolup uzaklaşacaklar

10:31 📚 9
قُلۡ مَن يَرۡزُقُكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِ أَمَّن يَمۡلِكُ ٱلسَّمۡعَ وَٱلۡأَبۡصَٰرَ وَمَن يُخۡرِجُ ٱلۡحَيَّ مِنَ ٱلۡمَيِّتِ وَيُخۡرِجُ ٱلۡمَيِّتَ مِنَ ٱلۡحَيِّ وَمَن يُدَبِّرُ ٱلۡأَمۡرَۚ فَسَيَقُولُونَ ٱللَّهُۚ فَقُلۡ أَفَلَا تَتَّقُونَ
قُلْ
de ki
مَن
kimdir?
يَرْزُقُكُم
sizi rızıklandıran
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
وَٱلْأَرْضِ
ve yerden
أَمَّن
yahut kimdir?
يَمْلِكُ
sahip olan
ٱلسَّمْعَ
kulaklara
وَٱلْأَبْصَـٰرَ
ve gözlere
وَمَن
ve kimdir?
يُخْرِجُ
çıkaran
ٱلْحَىَّ
diriyi
مِنَ
ölüden
ٱلْمَيِّتِ
the dead
وَيُخْرِجُ
ve çıkaran
ٱلْمَيِّتَ
ölüyü
مِنَ
diriden
ٱلْحَىِّ
the living
وَمَن
ve kimdir?
يُدَبِّرُ
düzene koyan
ٱلْأَمْرَ ۚ
işleri
فَسَيَقُولُونَ
diyecekler
ٱللَّهُ ۚ
Allah
فَقُلْ
de ki
أَفَلَا
öyleyse
تَتَّقُونَ
sakınmıyor musunuz?

Saheeh InternationalSay, "Who provides for you from the heaven and the earth? Or who controls hearing and sight and who brings the living out of the dead and brings the dead out of the living and who arranges [every] matter?" They will say, "Allah," so say, "Then will you not fear Him

Ali BulaçDe ki: "Göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip-çeviren kimdir? Onlar: "Allah" diyeceklerdir. Öyleyse de ki: "Peki siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız

10:32 📚 1
فَذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمُ ٱلۡحَقُّۖ فَمَاذَا بَعۡدَ ٱلۡحَقِّ إِلَّا ٱلضَّلَٰلُۖ فَأَنَّىٰ تُصۡرَفُونَ
فَذَٰلِكُمُ
işte budur
ٱللَّهُ
Allah
رَبُّكُمُ
sizin Rabbiniz olan
ٱلْحَقُّ ۖ
gerçek
فَمَاذَا
ne vardır?
بَعْدَ
dışında
ٱلْحَقِّ
gerçeğin
إِلَّا
başka
ٱلضَّلَـٰلُ ۖ
sapıklıktan
فَأَنَّىٰ
öyleyse nasıl?
تُصْرَفُونَ
döndürülüyorsunuz

Saheeh InternationalFor that is Allah, your Lord, the Truth. And what can be beyond truth except error? So how are you averted

Ali Bulaçİşte bu, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah'tır. Öyleyse haktan sonra sapıklıktan başka ne var? Peki, nasıl hala çevriliyorsunuz

10:33
كَذَٰلِكَ حَقَّتۡ كَلِمَتُ رَبِّكَ عَلَى ٱلَّذِينَ فَسَقُوٓاْ أَنَّهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ
كَذَٰلِكَ
böylece
حَقَّتْ
gerçekleşmiş oldu
كَلِمَتُ
sözü
رَبِّكَ
Rabbinin
عَلَى
hakkındaki
ٱلَّذِينَ
kimseler
فَسَقُوٓا۟
yoldan çıkmış(lar)
أَنَّهُمْ
onlar
لَا
iman etmezler
يُؤْمِنُونَ
believe

Saheeh InternationalThus the word of your Lord has come into effect upon those who defiantly disobeyed - that they will not believe

Ali BulaçBöylece Rabbinin sözü o fasık kimseler üzerinde (şöyle) gerçekleşmiştir ki: "Onlar şüphesiz iman etmezler

10:34
قُلۡ هَلۡ مِن شُرَكَآئِكُم مَّن يَبۡدَؤُاْ ٱلۡخَلۡقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥۚ قُلِ ٱللَّهُ يَبۡدَؤُاْ ٱلۡخَلۡقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥۖ فَأَنَّىٰ تُؤۡفَكُونَ
قُلْ
de ki
هَلْ
var mıdır?
مِن
sizin ortak koştuklarınızdan
شُرَكَآئِكُم
your partners
مَّن
bir kimse
يَبْدَؤُا۟
ilk kez gerçekleştirip
ٱلْخَلْقَ
yaratma işini
ثُمَّ
sonra
يُعِيدُهُۥ ۚ
yeniden diriltecek
قُلِ
de ki
ٱللَّهُ
Allah
يَبْدَؤُا۟
ilk kez gerçekleştirip
ٱلْخَلْقَ
yaratma işini
ثُمَّ
sonra
يُعِيدُهُۥ ۖ
yeniden diriltir
فَأَنَّىٰ
artık nasıl?
تُؤْفَكُونَ
çevriliyorsunuz

Saheeh InternationalSay, "Are there of your 'partners' any who begins creation and then repeats it?" Say, "Allah begins creation and then repeats it, so how are you deluded

Ali BulaçDe ki: "Sizin şirk koştuklarınızdan ilk kez yaratacak, sonra onu iade edecek olan var mı?" De ki: "Allah yaratmayı (ilkin) başlatır, sonra onu iade eder. Öyleyse nasıl çevriliyorsunuz

10:35
قُلۡ هَلۡ مِن شُرَكَآئِكُم مَّن يَهۡدِيٓ إِلَى ٱلۡحَقِّۚ قُلِ ٱللَّهُ يَهۡدِي لِلۡحَقِّۗ أَفَمَن يَهۡدِيٓ إِلَى ٱلۡحَقِّ أَحَقُّ أَن يُتَّبَعَ أَمَّن لَّا يَهِدِّيٓ إِلَّآ أَن يُهۡدَىٰۖ فَمَا لَكُمۡ كَيۡفَ تَحۡكُمُونَ
قُلْ
de ki
هَلْ
var mıdır?
مِن
sizin ortak koştuklarınızdan
شُرَكَآئِكُم
your partners
مَّن
bir kimse
يَهْدِىٓ
iletecek
إِلَى
hakka
ٱلْحَقِّ ۚ
the truth
قُلِ
de ki
ٱللَّهُ
Allah
يَهْدِى
iletir
لِلْحَقِّ ۗ
hakka
أَفَمَن
kimse mi?
يَهْدِىٓ
ileten
إِلَى
hakka
ٱلْحَقِّ
the truth
أَحَقُّ
daha lâyıktır
أَن
uyulmaya
يُتَّبَعَ
he should be followed
أَمَّن
yoksa kimse mi?
لَّا
doğru yolu bulamayan
يَهِدِّىٓ
guide
إِلَّآ
dışında
أَن
kendisi yöneltilmesi
يُهْدَىٰ ۖ
he is guided
فَمَا
ne oluyor
لَكُمْ
size
كَيْفَ
nasıl
تَحْكُمُونَ
hüküm veriyorsunuz

Saheeh InternationalSay, "Are there of your 'partners' any who guides to the truth?" Say, "Allah guides to the truth. So is He who guides to the truth more worthy to be followed or he who guides not unless he is guided? Then what is [wrong] with you - how do you judge

Ali BulaçDe ki: "Sizin şirk koştuklarınızdan hakka ulaştırabilecek var mı?" De ki: "Hakka ulaştıracak Allah'tır. Öyleyse, hakka ulaştıran mı uyulmaya daha hak sahibidir, yoksa doğru yola ulaştırılmadıkça kendisi hidayete ulaşmayan mı? Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz

10:36 📚 2
وَمَا يَتَّبِعُ أَكۡثَرُهُمۡ إِلَّا ظَنًّاۚ إِنَّ ٱلظَّنَّ لَا يُغۡنِي مِنَ ٱلۡحَقِّ شَيۡـًٔاۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمُۢ بِمَا يَفۡعَلُونَ
وَمَا
ve
يَتَّبِعُ
uymamaktadır
أَكْثَرُهُمْ
onların çoğu
إِلَّا
başkasına
ظَنًّا ۚ
zandan
إِنَّ
şüphesiz
ٱلظَّنَّ
zan ise
لَا
kazandırmaz
يُغْنِى
avail
مِنَ
gerçek açısından
ٱلْحَقِّ
the truth
شَيْـًٔا ۚ
bir şey
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَلِيمٌۢ
bilmektedir
بِمَا
şeyleri
يَفْعَلُونَ
onların yaptıkları

Saheeh InternationalAnd most of them follow not except assumption. Indeed, assumption avails not against the truth at all. Indeed, Allah is Knowing of what they do

Ali BulaçOnların çoğunluğu zandan başkasına uymaz. Gerçekten zan ise, haktan hiçbir şeyi sağlayamaz. Şüphesiz Allah, onların işlemekte olduklarını bilendir

10:37
وَمَا كَانَ هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانُ أَن يُفۡتَرَىٰ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلَٰكِن تَصۡدِيقَ ٱلَّذِي بَيۡنَ يَدَيۡهِ وَتَفۡصِيلَ ٱلۡكِتَٰبِ لَا رَيۡبَ فِيهِ مِن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
وَمَا
ve
كَانَ
değildir
هَـٰذَا
bu
ٱلْقُرْءَانُ
Kur'an
أَن
uydurulmuş
يُفْتَرَىٰ
(it could be) produced
مِن
başkası tarafından
دُونِ
other than Allah
ٱللَّهِ
Allah'tandır
وَلَـٰكِن
ve ancak
تَصْدِيقَ
doğrulayıcıdır
ٱلَّذِى
arasındakini
بَيْنَ
(was) before it
يَدَيْهِ
iki eli
وَتَفْصِيلَ
ve açıklayıcıdır
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitab'ı
لَا
şüphe yoktur
رَيْبَ
doubt
فِيهِ
onda
مِن
Rabbi'ndendir
رَّبِّ
(the) Lord
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Saheeh InternationalAnd it was not [possible] for this Qur'an to be produced by other than Allah, but [it is] a confirmation of what was before it and a detailed explanation of the [former] Scripture, about which there is no doubt, from the Lord of the worlds

Ali BulaçBu Kur'an, Allah'tan başkası tarafından yalan olarak uydurulmuş değildir. Ancak bu, önündekileri doğrulayan ve kitabı ayrıntılı olarak açıklayandır. Bunda hiç şüphe yoktur, alemlerin Rabbindendir

10:38 📚 2
أَمۡ يَقُولُونَ ٱفۡتَرَىٰهُۖ قُلۡ فَأۡتُواْ بِسُورَةࣲ مِّثۡلِهِۦ وَٱدۡعُواْ مَنِ ٱسۡتَطَعۡتُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
أَمْ
yoksa
يَقُولُونَ
diyorlar
ٱفْتَرَىٰهُ ۖ
O'nu kendisi uydurdu
قُلْ
de ki
فَأْتُوا۟
getirin
بِسُورَةٍۢ
bir sure
مِّثْلِهِۦ
onun benzeri
وَٱدْعُوا۟
ve çağırın
مَنِ
gücünüz yeteni
ٱسْتَطَعْتُم
you can
مِّن
başka
دُونِ
besides Allah
ٱللَّهِ
Allah'tan
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğru sözlü

Saheeh InternationalOr do they say [about the Prophet], "He invented it?" Say, "Then bring forth a surah like it and call upon [for assistance] whomever you can besides Allah, if you should be truthful

Ali BulaçYoksa: "Bunu kendisi yalan olarak uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Bunun benzeri olan bir sûre getirin ve eğer gerçekten doğru sözlüyseniz Allah'tan başka çağırabildiklerinizi çağırın

10:39 📚 1
بَلۡ كَذَّبُواْ بِمَا لَمۡ يُحِيطُواْ بِعِلۡمِهِۦ وَلَمَّا يَأۡتِهِمۡ تَأۡوِيلُهُۥۚ كَذَٰلِكَ كَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۖ فَٱنظُرۡ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلظَّٰلِمِينَ
بَلْ
hayır
كَذَّبُوا۟
yalanladılar
بِمَا
şeyi
لَمْ
kavrayamadıkları
يُحِيطُوا۟
they could encompass
بِعِلْمِهِۦ
ilmini
وَلَمَّا
ve
يَأْتِهِمْ
kendilerine gelmeyen
تَأْوِيلُهُۥ ۚ
yorumu
كَذَٰلِكَ
böyle
كَذَّبَ
yalanlamışlardı
ٱلَّذِينَ
kimseler de
مِن
onlardan önceki(ler)
قَبْلِهِمْ ۖ
before them
فَٱنظُرْ
bir bak
كَيْفَ
nasıl
كَانَ
olduğuna
عَـٰقِبَةُ
sonlarının
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimlerin

Saheeh InternationalRather, they have denied that which they encompass not in knowledge and whose interpretation has not yet come to them. Thus did those before them deny. Then observe how was the end of the wrongdoers

Ali BulaçHayır, onlar ilmini kuşatamadıkları ve kendilerine henüz yorumu gelmemiş bir şeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Zulmedenlerin nasıl bir sonuca uğradıklarına bir bak

10:40
وَمِنۡهُم مَّن يُؤۡمِنُ بِهِۦ وَمِنۡهُم مَّن لَّا يُؤۡمِنُ بِهِۦۚ وَرَبُّكَ أَعۡلَمُ بِٱلۡمُفۡسِدِينَ
وَمِنْهُم
ve içlerinde vardır
مَّن
kimse
يُؤْمِنُ
iman eden
بِهِۦ
ona
وَمِنْهُم
ve içlerinde vardır
مَّن
kimse
لَّا
iman etmeyen de
يُؤْمِنُ
believe
بِهِۦ ۚ
ona
وَرَبُّكَ
ve Rabbin
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
بِٱلْمُفْسِدِينَ
bozguncuları

Saheeh InternationalAnd of them are those who believe in it, and of them are those who do not believe in it. And your Lord is most knowing of the corrupters

Ali BulaçOnlardan ona inananlar var ve ona inanmayanlar da vardır. Rabbin bozgunculuk çıkaranları daha iyi bilir

10:41
وَإِن كَذَّبُوكَ فَقُل لِّي عَمَلِي وَلَكُمۡ عَمَلُكُمۡۖ أَنتُم بَرِيٓـُٔونَ مِمَّآ أَعۡمَلُ وَأَنَا۠ بَرِيٓءࣱ مِّمَّا تَعۡمَلُونَ
وَإِن
ve eğer
كَذَّبُوكَ
seni yalanlarlarsa
فَقُل
de ki
لِّى
banadır
عَمَلِى
benim yaptığım
وَلَكُمْ
ve sizedir
عَمَلُكُمْ ۖ
sizin yaptığınız
أَنتُم
siz
بَرِيٓـُٔونَ
uzaksınız
مِمَّآ
benim yaptığımdan
أَعْمَلُ
I do
وَأَنَا۠
ve ben de
بَرِىٓءٌۭ
uzağım
مِّمَّا
sizin yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ
you do

Saheeh InternationalAnd if they deny you, [O Muhammad], then say, "For me are my deeds, and for you are your deeds. You are disassociated from what I do, and I am disassociated from what you do

Ali BulaçEğer seni yalanlarlarsa, onlara de ki: "Benim yaptıklarım benim, sizin yaptıklarınız sizindir. Siz benim yaptıklarımdan uzaksınız ve ben de sizin yaptıklarınızdan uzağım

10:42
وَمِنۡهُم مَّن يَسۡتَمِعُونَ إِلَيۡكَۚ أَفَأَنتَ تُسۡمِعُ ٱلصُّمَّ وَلَوۡ كَانُواْ لَا يَعۡقِلُونَ
وَمِنْهُم
içlerinde vardır
مَّن
kimseler
يَسْتَمِعُونَ
dinleyenler
إِلَيْكَ ۚ
seni
أَفَأَنتَ
sen
تُسْمِعُ
duyurabilecek misin?
ٱلصُّمَّ
sağırlara
وَلَوْ
üstelik
كَانُوا۟
akıl etmiyorlarsa
لَا
(do) not
يَعْقِلُونَ
use reason

Saheeh InternationalAnd among them are those who listen to you. But can you cause the deaf to hear, although they will not use reason

Ali BulaçOnlardan seni dinleyecekler vardır. Ama hiç duymayan -sağırlara -üstelik hiç akılları ermiyorsa- sen mi duyuracaksın

10:43
وَمِنۡهُم مَّن يَنظُرُ إِلَيۡكَۚ أَفَأَنتَ تَهۡدِي ٱلۡعُمۡيَ وَلَوۡ كَانُواْ لَا يُبۡصِرُونَ
وَمِنْهُم
ve onlardan vardır
مَّن
kimseler
يَنظُرُ
bakan(lar)
إِلَيْكَ ۚ
sana
أَفَأَنتَ
sen
تَهْدِى
doğru yola iletebilecek misin?
ٱلْعُمْىَ
körleri
وَلَوْ
ve eğer
كَانُوا۟
görmüyorlarsa
لَا
(do) not
يُبْصِرُونَ
see

Saheeh InternationalAnd among them are those who look at you. But can you guide the blind although they will not [attempt to] see

Ali BulaçVe sana bakacak olanlar vardır. Ama kör olanları -üstelik basiretleri de yoksa- sen mi doğru yola ulaştıracaksın

10:44
إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَظۡلِمُ ٱلنَّاسَ شَيۡـࣰٔ ا وَلَٰكِنَّ ٱلنَّاسَ أَنفُسَهُمۡ يَظۡلِمُونَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
haksızlık etmez
يَظْلِمُ
wrong
ٱلنَّاسَ
insanlara
شَيْـًۭٔا
hiçbir
وَلَـٰكِنَّ
ancak
ٱلنَّاسَ
insanlar
أَنفُسَهُمْ
kendi kendilerine
يَظْلِمُونَ
haksızlık ederler

Saheeh InternationalIndeed, Allah does not wrong the people at all, but it is the people who are wronging themselves

Ali BulaçŞüphesiz Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar

10:45
وَيَوۡمَ يَحۡشُرُهُمۡ كَأَن لَّمۡ يَلۡبَثُوٓاْ إِلَّا سَاعَةࣰ مِّنَ ٱلنَّهَارِ يَتَعَارَفُونَ بَيۡنَهُمۡۚ قَدۡ خَسِرَ ٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ بِلِقَآءِ ٱللَّهِ وَمَا كَانُواْ مُهۡتَدِينَ
وَيَوْمَ
ve gün
يَحْشُرُهُمْ
onları toplayacağımız
كَأَن
sanki gibi
لَّمْ
kalmamışlar
يَلْبَثُوٓا۟
they had not remained
إِلَّا
bile
سَاعَةًۭ
bir anı kadar
مِّنَ
gündüzden
ٱلنَّهَارِ
the day
يَتَعَارَفُونَ
tanışırlar
بَيْنَهُمْ ۚ
kendi aralarında
قَدْ
muhakkak
خَسِرَ
zarara uğramışlardır
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَذَّبُوا۟
yalanlayan(lar)
بِلِقَآءِ
kavuşmayı
ٱللَّهِ
Allah'a
وَمَا
ve
كَانُوا۟
doğru yola girmeyenler
مُهْتَدِينَ
the guided ones

Saheeh InternationalAnd on the Day when He will gather them, [it will be] as if they had not remained [in the world] but an hour of the day, [and] they will know each other. Those will have lost who denied the meeting with Allah and were not guided

Ali BulaçGündüzün bir saatinden başka sanki hiç ömür sürmemişler gibi onları birarada toplayacağı gün, onlar birbirlerini tanımış olacaklar. Allah'a kavuşmayı yalanlayanlar gerçekten hüsrana uğramışlardır. Onlar hidayete ermiş (kimseler) değildi

10:46 📚 3
وَإِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعۡضَ ٱلَّذِي نَعِدُهُمۡ أَوۡ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَإِلَيۡنَا مَرۡجِعُهُمۡ ثُمَّ ٱللَّهُ شَهِيدٌ عَلَىٰ مَا يَفۡعَلُونَ
وَإِمَّا
veya
نُرِيَنَّكَ
sana göstersek
بَعْضَ
bir kısmını
ٱلَّذِى
onlara vaadettiklerimizin
نَعِدُهُمْ
We promised them
أَوْ
ya da
نَتَوَفَّيَنَّكَ
seni vefat ettirsek
فَإِلَيْنَا
sonuçta bizedir
مَرْجِعُهُمْ
onların dönüşü
ثُمَّ
sonra
ٱللَّهُ
Allah
شَهِيدٌ
şahittir
عَلَىٰ
üzerine
مَا
şey
يَفْعَلُونَ
onların yaptıkları

Saheeh InternationalAnd whether We show you some of what We promise them, [O Muhammad], or We take you in death, to Us is their return; then, [either way], Allah is a witness concerning what they are doing

Ali BulaçOnlara vaadettiğimiz (azabın) bir kısmını sana gösteririz veya senin hayatına son veririz (de görmen ahirete kalır.) Onların dönüşleri Bizedir, sonra Allah işlediklerine şahiddir

10:47
وَلِكُلِّ أُمَّةࣲ رَّسُولࣱۖ فَإِذَا جَآءَ رَسُولُهُمۡ قُضِيَ بَيۡنَهُم بِٱلۡقِسۡطِ وَهُمۡ لَا يُظۡلَمُونَ
وَلِكُلِّ
ve hepsi için vardır
أُمَّةٍۢ
ümmetin
رَّسُولٌۭ ۖ
bir peygamberi
فَإِذَا
ne zaman ki
جَآءَ
geldiğinde
رَسُولُهُمْ
Peygamberleri
قُضِىَ
hükmedilir
بَيْنَهُم
aralarında
بِٱلْقِسْطِ
adaletle
وَهُمْ
ve onlar
لَا
haksızlığa uğratılmazlar
يُظْلَمُونَ
be wronged

Saheeh InternationalAnd for every nation is a messenger. So when their messenger comes, it will be judged between them in justice, and they will not be wronged

Ali BulaçHer ümmetin bir resulü vardır. Onlara resulleri geldiği zaman, aralarında adaletle hüküm verilir ve onlar zulme uğratılmazlar

10:48
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلۡوَعۡدُ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
وَيَقُولُونَ
ve diyorlar ki
مَتَىٰ
ne zamandır?
هَـٰذَا
bu
ٱلْوَعْدُ
vaad edilen
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğru sözlü

Saheeh InternationalAnd they say, "When is [the fulfillment of] this promise, if you should be truthful

Ali BulaçDerler ki: "Eğer doğru sözlüyseniz, bu belirttiğiniz süre (va'd) ne zamanmış

10:49
قُل لَّآ أَمۡلِكُ لِنَفۡسِي ضَرࣰّ ا وَلَا نَفۡعًا إِلَّا مَا شَآءَ ٱللَّهُۗ لِكُلِّ أُمَّةٍ أَجَلٌۚ إِذَا جَآءَ أَجَلُهُمۡ فَلَا يَسۡتَـٔۡخِرُونَ سَاعَةࣰ وَلَا يَسۡتَقۡدِمُونَ
قُل
de ki
لَّآ
ben dokunduramam
أَمْلِكُ
I have power
لِنَفْسِى
kendime
ضَرًّۭا
bir zarar
وَلَا
veya
نَفْعًا
yarar
إِلَّا
başka
مَا
dilediğinden
شَآءَ
Allah wills
ٱللَّهُ ۗ
Allah'ın
لِكُلِّ
hepsi için vardır
أُمَّةٍ
ümmetin
أَجَلٌ ۚ
bir eceli
إِذَا
zaman
جَآءَ
geldiği
أَجَلُهُمْ
ecelleri
فَلَا
ne
يَسْتَـْٔخِرُونَ
öne alınırlar
سَاعَةًۭ ۖ
bir saat
وَلَا
ne de
يَسْتَقْدِمُونَ
geriye bırakılırlar

Saheeh InternationalSay, "I possess not for myself any harm or benefit except what Allah should will. For every nation is a [specified] term. When their time has come, then they will not remain behind an hour, nor will they precede [it]

Ali BulaçDe ki: "Allah'ın dilemesi dışında, kendim için zarardan ve yarardan (hiçbir şeye) malik değilim. Her ümmetin bir eceli vardır. Onların ecelleri gelince, artık ne bir saat ertelenebilirler, ne öne alınabilirler

10:50
قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ إِنۡ أَتَىٰكُمۡ عَذَابُهُۥ بَيَٰتًا أَوۡ نَهَارࣰ ا مَّاذَا يَسۡتَعۡجِلُ مِنۡهُ ٱلۡمُجۡرِمُونَ
قُلْ
de ki
أَرَءَيْتُمْ
söyleyin bakalım
إِنْ
eğer
أَتَىٰكُمْ
size gelirse
عَذَابُهُۥ
O'nun azabı
بَيَـٰتًا
gece vakti
أَوْ
veya
نَهَارًۭا
gündüz
مَّاذَا
ne diye
يَسْتَعْجِلُ
acele ediyorlar
مِنْهُ
bunda
ٱلْمُجْرِمُونَ
suçlular

Saheeh InternationalSay, "Have you considered: if His punishment should come to you by night or by day - for which [aspect] of it would the criminals be impatient

Ali BulaçDe ki: "Düşündünüz mü hiç, eğer O'nun azabı size gece veya gündüz geliverirse, suçlu-günahkarlar, bunu ne diye erkene almak istiyorlar

10:51
أَثُمَّ إِذَا مَا وَقَعَ ءَامَنتُم بِهِۦٓۚ ءَآلۡـَٰٔنَ وَقَدۡ كُنتُم بِهِۦ تَسۡتَعۡجِلُونَ
أَثُمَّ
(ondan) sonra mı?
إِذَا
zaman ki
مَا
ne
وَقَعَ
gerçekleşti
ءَامَنتُم
inanacaksınız
بِهِۦٓ ۚ
ona
ءَآلْـَٔـٰنَ
şimdi mi?
وَقَدْ
elbette
كُنتُم
siz
بِهِۦ
onu
تَسْتَعْجِلُونَ
acele istiyordunuz

Saheeh InternationalThen is it that when it has [actually] occurred you will believe in it? Now? And you were [once] for it impatient

Ali BulaçGerçekleştikten sonra mı O'na iman edeceksiniz? Hemen şimdi mi? Oysa siz, onun (azabın) erkence gelmesini istiyordunuz

10:52
ثُمَّ قِيلَ لِلَّذِينَ ظَلَمُواْ ذُوقُواْ عَذَابَ ٱلۡخُلۡدِ هَلۡ تُجۡزَوۡنَ إِلَّا بِمَا كُنتُمۡ تَكۡسِبُونَ
ثُمَّ
sonra
قِيلَ
denilir
لِلَّذِينَ
kimselere
ظَلَمُوا۟
zulmeden(lere)
ذُوقُوا۟
tadın
عَذَابَ
azabı
ٱلْخُلْدِ
sonsuz
هَلْ
musunuz?
تُجْزَوْنَ
cezalandırılıyor
إِلَّا
başkasıyla
بِمَا
olduklarınızdan
كُنتُمْ
you used (to)
تَكْسِبُونَ
kazanıyor(lar)

Saheeh InternationalThen it will be said to those who had wronged, "Taste the punishment of eternity; are you being recompensed except for what you used to earn

Ali BulaçSonra o zulmetmekte olanlara: "Sürekli azabı tadın" denilecek. Kazandıklarınız dışında, bir başka şeyle mi cezalandırılacaktınız

10:53 📚 1
۞وَيَسۡتَنۢبِـُٔونَكَ أَحَقٌّ هُوَۖ قُلۡ إِي وَرَبِّيٓ إِنَّهُۥ لَحَقࣱّۖ وَمَآ أَنتُم بِمُعۡجِزِينَ
۞ وَيَسْتَنۢبِـُٔونَكَ
senden soruyorlar
أَحَقٌّ
gerçek mi?
هُوَ ۖ
O
قُلْ
de ki
إِى
evet
وَرَبِّىٓ
Rabbime yemin ederim ki
إِنَّهُۥ
şüphesiz o
لَحَقٌّۭ ۖ
gerçektir
وَمَآ
ve değil(siniz)
أَنتُم
siz
بِمُعْجِزِينَ
aciz bırakacak

Saheeh InternationalAnd they ask information of you, [O Muhammad], "Is it true?" Say, "Yes, by my Lord. Indeed, it is truth; and you will not cause failure [to Allah]

Ali BulaçBu bir gerçek mi?" diye senden haber soracaklar. De ki: "Evet, Rabbime andolsun ki, şüphesiz gerçektir ve sizler aciz bırakacak değilsiniz

10:54
وَلَوۡ أَنَّ لِكُلِّ نَفۡسࣲ ظَلَمَتۡ مَا فِي ٱلۡأَرۡضِ لَٱفۡتَدَتۡ بِهِۦۗ وَأَسَرُّواْ ٱلنَّدَامَةَ لَمَّا رَأَوُاْ ٱلۡعَذَابَۖ وَقُضِيَ بَيۡنَهُم بِٱلۡقِسۡطِ وَهُمۡ لَا يُظۡلَمُونَ
وَلَوْ
ve şayet
أَنَّ
şüphesiz
لِكُلِّ
her
نَفْسٍۢ
nefis
ظَلَمَتْ
zulmeden
مَا
ne varsa
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
لَٱفْتَدَتْ
fidye olarak verirdi
بِهِۦ ۗ
onu
وَأَسَرُّوا۟
ve açığa vururlar
ٱلنَّدَامَةَ
pişmanlıklarını
لَمَّا
zaman
رَأَوُا۟
gördükleri
ٱلْعَذَابَ ۖ
azabı
وَقُضِىَ
ve hüküm verilir
بَيْنَهُم
aralarında
بِٱلْقِسْطِ ۚ
adaletle
وَهُمْ
ve onlar
لَا
haksızlığa uğratılmazlar
يُظْلَمُونَ
(be) wronged

Saheeh InternationalAnd if each soul that wronged had everything on earth, it would offer it in ransom. And they will confide regret when they see the punishment; and they will be judged in justice, and they will not be wronged

Ali BulaçZulmeden her nefis, yeryüzündekilerin tümüne sahip olsa bunu (azaba karşılık) mutlaka fidye olarak verirdi. Onlar azabı görünce pişmanlıklarını gizlerler, oysa onlar haksızlığa uğratılmadan aralarında adaletle hükmedilmiştir

10:55 📚 1
أَلَآ إِنَّ لِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۗ أَلَآ إِنَّ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقࣱّ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ
أَلَآ
iyi bilin ki
إِنَّ
şüphesiz
لِلَّهِ
Allah'ındır
مَا
olanların tümü
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۗ
ve yerde
أَلَآ
İyi bilin ki
إِنَّ
şüphesiz
وَعْدَ
vaadettiği
ٱللَّهِ
Allah'ın
حَقٌّۭ
gerçektir
وَلَـٰكِنَّ
ancak
أَكْثَرَهُمْ
onların çoğu
لَا
bilmiyorlar
يَعْلَمُونَ
know

Saheeh InternationalUnquestionably, to Allah belongs whatever is in the heavens and the earth. Unquestionably, the promise of Allah is truth, but most of them do not know

Ali BulaçHaberin olsun, göktekilerin ve yerdekilerin tümü gerçekten Allah'ındır. Haberin olsun; şüphesiz Allah'ın va'di haktır; ancak onların çoğu bilmezler

10:56
هُوَ يُحۡيِۦ وَيُمِيتُ وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ
هُوَ
O
يُحْىِۦ
diriltir
وَيُمِيتُ
ve öldürür
وَإِلَيْهِ
ve O'na
تُرْجَعُونَ
döndürülürsünüz

Saheeh InternationalHe gives life and causes death, and to Him you will be returned

Ali BulaçO, diriltir ve öldürür. Ve O'na döndürüleceksiniz

10:57 📚 3
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدۡ جَآءَتۡكُم مَّوۡعِظَةࣱ مِّن رَّبِّكُمۡ وَشِفَآءࣱ لِّمَا فِي ٱلصُّدُورِ وَهُدࣰ ى وَرَحۡمَةࣱ لِّلۡمُؤۡمِنِينَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
قَدْ
muhakkak
جَآءَتْكُم
size gelmiştir
مَّوْعِظَةٌۭ
bir öğüt
مِّن
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ
your Lord
وَشِفَآءٌۭ
ve bir şifa
لِّمَا
olanlar için
فِى
gönüllerde
ٱلصُّدُورِ
your breasts
وَهُدًۭى
ve bir hidayet
وَرَحْمَةٌۭ
ve rahmet
لِّلْمُؤْمِنِينَ
mü'minler için

Saheeh InternationalO mankind, there has to come to you instruction from your Lord and healing for what is in the breasts and guidance and mercy for the believers

Ali BulaçEy insanlar, Rabbinizden size bir öğüt, sinelerde olana bir şifa ve mü'minler için bir hidayet ve rahmet geldi

10:58 📚 9
قُلۡ بِفَضۡلِ ٱللَّهِ وَبِرَحۡمَتِهِۦ فَبِذَٰلِكَ فَلۡيَفۡرَحُواْ هُوَ خَيۡرࣱ مِّمَّا يَجۡمَعُونَ
قُلْ
de ki
بِفَضْلِ
lütfuyla
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَبِرَحْمَتِهِۦ
ve rahmetiyle
فَبِذَٰلِكَ
işte bununla
فَلْيَفْرَحُوا۟
sevinsinler
هُوَ
bu
خَيْرٌۭ
hayırlıdır
مِّمَّا
şeylerden
يَجْمَعُونَ
biriktirdikleri

Saheeh InternationalSay, "In the bounty of Allah and in His mercy - in that let them rejoice; it is better than what they accumulate

Ali BulaçDe ki: "Allah'ın bol ihsanıyla (fazlıyla) ve rahmetiyle, yalnız bunlarla sevinsinler. Bu, onların toplayıp yığmakta olduklarından hayırlıdır

10:59 📚 1
قُلۡ أَرَءَيۡتُم مَّآ أَنزَلَ ٱللَّهُ لَكُم مِّن رِّزۡقࣲ فَجَعَلۡتُم مِّنۡهُ حَرَامࣰ ا وَحَلَٰلࣰ ا قُلۡ ءَآللَّهُ أَذِنَ لَكُمۡۖ أَمۡ عَلَى ٱللَّهِ تَفۡتَرُونَ
قُلْ
de ki
أَرَءَيْتُم
görmüyor musunuz?
مَّآ
indirdiğini
أَنزَلَ
(has been) sent down
ٱللَّهُ
Allah'ın
لَكُم
size
مِّن
rızıktan
رِّزْقٍۢ
(the) provision
فَجَعَلْتُم
ve sizin kıldığınızı
مِّنْهُ
ondan
حَرَامًۭا
(bir kısmını) haram
وَحَلَـٰلًۭا
(bir kısmını) helal
قُلْ
de ki
ءَآللَّهُ
Allah mı?
أَذِنَ
izin verdi
لَكُمْ ۖ
size
أَمْ
yoksa
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
تَفْتَرُونَ
iftira (mı) ediyorsunuz

Saheeh InternationalSay, "Have you seen what Allah has sent down to you of provision of which you have made [some] lawful and [some] unlawful?" Say, "Has Allah permitted you [to do so], or do you invent [something] about Allah

Ali BulaçDe ki: "Allah'ın sizin için indirdiği sizin bir kısmını haram ve helal kıldığınız rızıktan, haber var mı? Söyler misiniz?" De ki: "Allah mı size izin verdi, yoksa Allah hakkında yalan uydurup iftira mı ediyorsunuz

10:60 📚 3
وَمَا ظَنُّ ٱلَّذِينَ يَفۡتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلۡكَذِبَ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَذُو فَضۡلٍ عَلَى ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَشۡكُرُونَ
وَمَا
ve nedir?
ظَنُّ
zanları
ٱلَّذِينَ
kimselerin
يَفْتَرُونَ
uyduranların
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
ٱلْكَذِبَ
yalan
يَوْمَ
günü (hakkında)
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ
kıyamet
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَذُو
sahibidir
فَضْلٍ
lütuf
عَلَى
karşı
ٱلنَّاسِ
insanlara
وَلَـٰكِنَّ
ve ancak
أَكْثَرَهُمْ
onların çoğu
لَا
şükretmezler
يَشْكُرُونَ
grateful

Saheeh InternationalAnd what will be the supposition of those who invent falsehood about Allah on the Day of Resurrection? Indeed, Allah is full of bounty to the people, but most of them are not grateful

Ali BulaçAllah hakkında yalan uydurup iftira edenlerin kıyamet günü zanları nedir? Şüphesiz Allah, insanlara karşı büyük ihsan (Fazl) sahibidir, ancak onların çoğu şükretmezler

10:61 📚 11
وَمَا تَكُونُ فِي شَأۡنࣲ وَمَا تَتۡلُواْ مِنۡهُ مِن قُرۡءَانࣲ وَلَا تَعۡمَلُونَ مِنۡ عَمَلٍ إِلَّا كُنَّا عَلَيۡكُمۡ شُهُودًا إِذۡ تُفِيضُونَ فِيهِۚ وَمَا يَعۡزُبُ عَن رَّبِّكَ مِن مِّثۡقَالِ ذَرَّةࣲ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَا فِي ٱلسَّمَآءِ وَلَآ أَصۡغَرَ مِن ذَٰلِكَ وَلَآ أَكۡبَرَ إِلَّا فِي كِتَٰبࣲ مُّبِينٍ
وَمَا
ve ne
تَكُونُ
olsanız
فِى
durumda
شَأْنٍۢ
any situation
وَمَا
ve ne
تَتْلُوا۟
okusanız
مِنْهُ
onun hakkında
مِن
Kur'andan
قُرْءَانٍۢ
(the) Quran
وَلَا
ne ne
تَعْمَلُونَ
yapsanız
مِنْ
yapılacaklardan
عَمَلٍ
deed
إِلَّا
ancak
كُنَّا
biz
عَلَيْكُمْ
sizin üzerinize
شُهُودًا
şahidiz
إِذْ
zaman
تُفِيضُونَ
siz daldığınız
فِيهِ ۚ
ona
وَمَا
değildir
يَعْزُبُ
gizli
عَن
Rabbinden
رَّبِّكَ
your Lord
مِن
(bir şey)
مِّثْقَالِ
ağırlığınca
ذَرَّةٍۢ
zerre
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَلَا
ne de
فِى
gökte
ٱلسَّمَآءِ
the heavens
وَلَآ
ne de
أَصْغَرَ
daha küçüğü
مِن
bundan
ذَٰلِكَ
that
وَلَآ
ve ne de
أَكْبَرَ
daha büyüğü
إِلَّا
ancak
فِى
kitaptadır
كِتَـٰبٍۢ
a Record
مُّبِينٍ
apaçık

Saheeh InternationalAnd, [O Muhammad], you are not [engaged] in any matter or recite any of the Qur'an and you [people] do not do any deed except that We are witness over you when you are involved in it. And not absent from your Lord is any [part] of an atom's weight within the earth or within the heaven or [anything] smaller than that or greater but that it is in a clear register

Ali BulaçSenin içinde olduğun herhangi bir durum, onun hakkında Kur'an'dan okuduğun herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda, Biz sizin üzerinizde şahidler durmuş olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın

10:62 📚 19
أَلَآ إِنَّ أَوۡلِيَآءَ ٱللَّهِ لَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ
أَلَآ
iyi bilin ki
إِنَّ
şüphesiz
أَوْلِيَآءَ
dostları için
ٱللَّهِ
Allah'ın
لَا
yoktur
خَوْفٌ
korku
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَا
ve
هُمْ
onlar
يَحْزَنُونَ
üzülmeyeceklerdir

Saheeh InternationalUnquestionably, [for] the allies of Allah there will be no fear concerning them, nor will they grieve

Ali BulaçHaberiniz olsun; Allah'ın velileri, onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır

10:63
ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَكَانُواْ يَتَّقُونَ
ٱلَّذِينَ
kimseler;
ءَامَنُوا۟
onlar iman eden
وَكَانُوا۟
ve
يَتَّقُونَ
sakınanlar

Saheeh InternationalThose who believed and were fearing Allah

Ali BulaçOnlar iman edenler ve (Allah'tan) sakınanlardır

10:64 📚 5
لَهُمُ ٱلۡبُشۡرَىٰ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَفِي ٱلۡأٓخِرَةِۚ لَا تَبۡدِيلَ لِكَلِمَٰتِ ٱللَّهِۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ
لَهُمُ
onlar için vardır
ٱلْبُشْرَىٰ
müjdeler
فِى
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ
the life
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَفِى
ve
ٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ
ahirette
لَا
olmaz
تَبْدِيلَ
değişme
لِكَلِمَـٰتِ
sözlerinde
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
ذَٰلِكَ
işte
هُوَ
bu
ٱلْفَوْزُ
kurtuluştur
ٱلْعَظِيمُ
büyük

Saheeh InternationalFor them are good tidings in the worldly life and in the Hereafter. No change is there in the words of Allah. That is what is the great attainment

Ali BulaçMüjde, dünya hayatında ve ahirette onlarındır. Allah'ın sözleri için değişiklik yoktur. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur

10:65 📚 2
وَلَا يَحۡزُنكَ قَوۡلُهُمۡۘ إِنَّ ٱلۡعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًاۚ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ
وَلَا
seni üzmesin
يَحْزُنكَ
grieve you
قَوْلُهُمْ ۘ
onların sözleri
إِنَّ
şüphesiz
ٱلْعِزَّةَ
yücelik
لِلَّهِ
Allah'ındır
جَمِيعًا ۚ
tamamen
هُوَ
O
ٱلسَّمِيعُ
duyandır
ٱلْعَلِيمُ
bilendir

Saheeh InternationalAnd let not their speech grieve you. Indeed, honor [due to power] belongs to Allah entirely. He is the Hearing, the Knowing

Ali BulaçOnların sözleri seni üzmesin. Şüphesiz 'izzet ve gücün' tümü Allah'ındır. O, işitendir, bilendir

10:66 📚 2
أَلَآ إِنَّ لِلَّهِ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَن فِي ٱلۡأَرۡضِۗ وَمَا يَتَّبِعُ ٱلَّذِينَ يَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ شُرَكَآءَۚ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَإِنۡ هُمۡ إِلَّا يَخۡرُصُونَ
أَلَآ
iyi bilin ki
إِنَّ
şüphesiz
لِلَّهِ
Allah'ındır
مَن
kim varsa
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَن
ve kim varsa
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ ۗ
the earth
وَمَا
ve
يَتَّبِعُ
uymuyorlar
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَدْعُونَ
tapınan(lar)
مِن
başkalarına
دُونِ
other than Allah
ٱللَّهِ
Allah'tan
شُرَكَآءَ ۚ
ortak koştuklarına
إِن
ancak
يَتَّبِعُونَ
onlar uyuyorlar
إِلَّا
sadece
ٱلظَّنَّ
zanna
وَإِنْ
ve
هُمْ
onlar
إِلَّا
sadece
يَخْرُصُونَ
saçmalıyorlar

Saheeh InternationalUnquestionably, to Allah belongs whoever is in the heavens and whoever is on the earth. And those who invoke other than Allah do not [actually] follow [His] "partners." They follow not except assumption, and they are not but falsifying

Ali BulaçHaberiniz olsun; şüphesiz göklerde kim var, yerde kim var tümü Allah'ındır. Allah'tan başkasına tapanlar bile, şirk koştukları varlıklara ve güçlere (gerçekte) uymazlar. Onlar yalnızca bir zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminde bulunarak yalan söylemektedirler

10:67 📚 1
هُوَ ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُمُ ٱلَّيۡلَ لِتَسۡكُنُواْ فِيهِ وَٱلنَّهَارَ مُبۡصِرًاۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّقَوۡمࣲ يَسۡمَعُونَ
هُوَ
O'dur
ٱلَّذِى
o ki
جَعَلَ
yaratan
لَكُمُ
sizin için
ٱلَّيْلَ
geceyi
لِتَسْكُنُوا۟
dinlenmeniz için
فِيهِ
onda
وَٱلنَّهَارَ
ve gündüzü
مُبْصِرًا ۚ
aydınlatıcı olarak
إِنَّ
şüphesiz
فِى
bunda
ذَٰلِكَ
that
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ayetler vardır
لِّقَوْمٍۢ
bir topluluk için
يَسْمَعُونَ
duyan

Saheeh InternationalIt is He who made for you the night to rest therein and the day, giving sight. Indeed in that are signs for a people who listen

Ali BulaçO, dinlenmeniz için geceyi, gündüzü de aydınlatıcı (mubsir) olarak sizin için yaratmıştır. Şüphesiz işitebilen bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır

10:68 📚 1
قَالُواْ ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ وَلَدࣰ اۗ سُبۡحَٰنَهُۥۖ هُوَ ٱلۡغَنِيُّۖ لَهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ إِنۡ عِندَكُم مِّن سُلۡطَٰنِۭ بِهَٰذَآۚ أَتَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعۡلَمُونَ
قَالُوا۟
dediler
ٱتَّخَذَ
edindi
ٱللَّهُ
Allah
وَلَدًۭا ۗ
çocuk
سُبْحَـٰنَهُۥ ۖ
O bundan münezzehtir
هُوَ
O
ٱلْغَنِىُّ ۖ
hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır
لَهُۥ
O'nundur
مَا
ne varsa
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَا
ve ne varsa
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ ۚ
the earth
إِنْ
yoktur
عِندَكُم
sizin
مِّن
hiçbir
سُلْطَـٰنٍۭ
deliliniz
بِهَـٰذَآ ۚ
bu konuda
أَتَقُولُونَ
söylüyor musunuz?
عَلَى
hakkında
ٱللَّهِ
Allah
مَا
şeyi
لَا
bilmediğiniz
تَعْلَمُونَ
you know

Saheeh InternationalThey have said, "Allah has taken a son." Exalted is He; He is the [one] Free of need. To Him belongs whatever is in the heavens and whatever is in the earth. You have no authority for this [claim]. Do you say about Allah that which you do not know

Ali BulaçAllah çocuk edindi" dediler. O, (bundan) Yücedir; O, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Kendinizde buna ilişkin bir delil de yoktur. Allah'a karşı bilmeyeceğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz

10:69
قُلۡ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَفۡتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلۡكَذِبَ لَا يُفۡلِحُونَ
قُلْ
de ki
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَفْتَرُونَ
uyduran(lar)
عَلَى
hakkında
ٱللَّهِ
Allah
ٱلْكَذِبَ
yalan
لَا
kurtuluşa eremezler
يُفْلِحُونَ
they will not succeed

Saheeh InternationalSay, "Indeed, those who invent falsehood about Allah will not succeed

Ali BulaçDe ki: "Allah hakkında yalan uydurup iftira edenler, kurtuluşa ermezler

10:70
مَتَٰعࣱ فِي ٱلدُّنۡيَا ثُمَّ إِلَيۡنَا مَرۡجِعُهُمۡ ثُمَّ نُذِيقُهُمُ ٱلۡعَذَابَ ٱلشَّدِيدَ بِمَا كَانُواْ يَكۡفُرُونَ
مَتَـٰعٌۭ
bir geçim sürerler
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا
the world
ثُمَّ
sonra
إِلَيْنَا
bizedir
مَرْجِعُهُمْ
dönüşleri
ثُمَّ
sonra
نُذِيقُهُمُ
tattırırız
ٱلْعَذَابَ
azabı
ٱلشَّدِيدَ
şiddetli
بِمَا
dolayı
كَانُوا۟
olmalarından
يَكْفُرُونَ
inkâr ediyor(lar)

Saheeh International[For them is brief] enjoyment in this world; then to Us is their return; then We will make them taste the severe punishment because they used to disbelieve

Ali Bulaç(Onlar için) Dünyada geçici bir meta (vardır). Sonra dönüşleri Bizedir; sonra da inkara sapışları dolayısıyla onlara şiddetli azabı taddıracağız

10:71
۞وَٱتۡلُ عَلَيۡهِمۡ نَبَأَ نُوحٍ إِذۡ قَالَ لِقَوۡمِهِۦ يَٰقَوۡمِ إِن كَانَ كَبُرَ عَلَيۡكُم مَّقَامِي وَتَذۡكِيرِي بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ فَعَلَى ٱللَّهِ تَوَكَّلۡتُ فَأَجۡمِعُوٓاْ أَمۡرَكُمۡ وَشُرَكَآءَكُمۡ ثُمَّ لَا يَكُنۡ أَمۡرُكُمۡ عَلَيۡكُمۡ غُمَّةࣰ ثُمَّ ٱقۡضُوٓاْ إِلَيَّ وَلَا تُنظِرُونِ
۞ وَٱتْلُ
oku
عَلَيْهِمْ
onlara
نَبَأَ
kıssasını
نُوحٍ
Nuh'un
إِذْ
hani
قَالَ
şöyle söylemişti
لِقَوْمِهِۦ
kavmine
يَـٰقَوْمِ
Ey kavmim
إِن
eğer
كَانَ
ise
كَبُرَ
ağır
عَلَيْكُم
size
مَّقَامِى
aranızda durmam
وَتَذْكِيرِى
ve size hatırlatmam
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَعَلَى
bilin ki
ٱللَّهِ
Allah'a
تَوَكَّلْتُ
güvendim
فَأَجْمِعُوٓا۟
siz de toplanın
أَمْرَكُمْ
işiniz hakkında
وَشُرَكَآءَكُمْ
ortaklarınızla
ثُمَّ
sonra
لَا
olmasın
يَكُنْ
let not be
أَمْرُكُمْ
işiniz
عَلَيْكُمْ
kendi aranızda
غُمَّةًۭ
bir dert
ثُمَّ
sonra
ٱقْضُوٓا۟
uygulayın
إِلَىَّ
bana karşı
وَلَا
ve
تُنظِرُونِ
bana mühlet vermeyin

Saheeh InternationalAnd recite to them the news of Noah, when he said to his people, "O my people, if my residence and my reminding of the signs of Allah has become burdensome upon you - then I have relied upon Allah. So resolve upon your plan and [call upon] your associates. Then let not your plan be obscure to you. Then carry it out upon me and do not give me respite

Ali BulaçOnlara Nuh'un haberini oku. Hani kavmine demişti ki: "Ey kavmim, benim makamım ve Allah'ın ayetleriyle hatırlatmalarım eğer size ağır geliyorsa ben, şüphesiz Allah'a tevekkül etmişim. Artık siz ortaklarınızla toplanıp yapacağınız işi karara bağlayın da işiniz size örtülü kalmasın (veya tasa konusu olmasın), sonra hakkımdaki hükmünüzü -bana süre tanımaksızın- verin

10:72
فَإِن تَوَلَّيۡتُمۡ فَمَا سَأَلۡتُكُم مِّنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَى ٱللَّهِۖ وَأُمِرۡتُ أَنۡ أَكُونَ مِنَ ٱلۡمُسۡلِمِينَ
فَإِن
eğer
تَوَلَّيْتُمْ
yüz çevirirseniz
فَمَا
sizden istemiş değilim
سَأَلْتُكُم
I have asked you
مِّنْ
hiç bir
أَجْرٍ ۖ
ücret
إِنْ
benim ecrim
أَجْرِىَ
(is) my reward
إِلَّا
ancak
عَلَى
aittir
ٱللَّهِ ۖ
Allah'a
وَأُمِرْتُ
ve ben emrolundum
أَنْ
olmakla
أَكُونَ
I be
مِنَ
Müslümanlardan
ٱلْمُسْلِمِينَ
the Muslims

Saheeh InternationalAnd if you turn away [from my advice] then no payment have I asked of you. My reward is only from Allah, and I have been commanded to be of the Muslims

Ali BulaçEğer yüz çevirecek olursanız, ben sizden bir karşılık istemedim. Benim ecrim, yalnızca Allah'a aittir. Ve ben, Müslümanlardan olmakla emrolundum

10:73
فَكَذَّبُوهُ فَنَجَّيۡنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِي ٱلۡفُلۡكِ وَجَعَلۡنَٰهُمۡ خَلَٰٓئِفَ وَأَغۡرَقۡنَا ٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَاۖ فَٱنظُرۡ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلۡمُنذَرِينَ
فَكَذَّبُوهُ
yine de onu yalanladılar
فَنَجَّيْنَـٰهُ
ancak biz onu kurtardık
وَمَن
ve olanları
مَّعَهُۥ
onunla beraber
فِى
gemide
ٱلْفُلْكِ
the ship
وَجَعَلْنَـٰهُمْ
ve onları yaptık
خَلَـٰٓئِفَ
halifeler
وَأَغْرَقْنَا
ve suda boğduk
ٱلَّذِينَ
kimseleri
كَذَّبُوا۟
yalanlayan(ları)
بِـَٔايَـٰتِنَا ۖ
ayetlerimizi
فَٱنظُرْ
bir bak
كَيْفَ
nasıl
كَانَ
olduğuna
عَـٰقِبَةُ
sonlarının
ٱلْمُنذَرِينَ
uyarılanların

Saheeh InternationalAnd they denied him, so We saved him and those with him in the ship and made them successors, and We drowned those who denied Our signs. Then see how was the end of those who were warned

Ali BulaçFakat onu yalanladılar; Biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık ve onları halifeler kıldık. Ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Uyarılanların nasıl bir sonuca uğratıldıklarına bir bak

10:74
ثُمَّ بَعَثۡنَا مِنۢ بَعۡدِهِۦ رُسُلًا إِلَىٰ قَوۡمِهِمۡ فَجَآءُوهُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِ فَمَا كَانُواْ لِيُؤۡمِنُواْ بِمَا كَذَّبُواْ بِهِۦ مِن قَبۡلُۚ كَذَٰلِكَ نَطۡبَعُ عَلَىٰ قُلُوبِ ٱلۡمُعۡتَدِينَ
ثُمَّ
sonra
بَعَثْنَا
gönderdik
مِنۢ
onun ardından
بَعْدِهِۦ
after him
رُسُلًا
peygamberleri
إِلَىٰ
kavimlerine
قَوْمِهِمْ
their people
فَجَآءُوهُم
getirdiler
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
açık belgeler
فَمَا
ancak
كَانُوا۟
onlar
لِيُؤْمِنُوا۟
inanmadılar
بِمَا
şeylere
كَذَّبُوا۟
yalanladıkları
بِهِۦ
onu
مِن
daha önce
قَبْلُ ۚ
before
كَذَٰلِكَ
işte böyle
نَطْبَعُ
mühürleriz
عَلَىٰ
üzerini
قُلُوبِ
kalpleri
ٱلْمُعْتَدِينَ
aşırı gidenlerin

Saheeh InternationalThen We sent after him messengers to their peoples, and they came to them with clear proofs. But they were not to believe in that which they had denied before. Thus We seal over the hearts of the transgressors

Ali BulaçSonra onun ardından kendi kavimlerine (başka) elçiler gönderdik; onlara apaçık belgeler getirmişlerdi. Ama daha önce onu yalanlamaları nedeniyle inanmadılar. İşte Biz, haddi aşanların kalplerini böyle mühürleriz

10:75
ثُمَّ بَعَثۡنَا مِنۢ بَعۡدِهِم مُّوسَىٰ وَهَٰرُونَ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ وَمَلَإِيْهِۦ بِـَٔايَٰتِنَا فَٱسۡتَكۡبَرُواْ وَكَانُواْ قَوۡمࣰ ا مُّجۡرِمِينَ
ثُمَّ
sonra
بَعَثْنَا
gönderdik
مِنۢ
onların ardından
بَعْدِهِم
after them
مُّوسَىٰ
Musa'yı
وَهَـٰرُونَ
ve Harun'u
إِلَىٰ
Firavuna
فِرْعَوْنَ
Firaun
وَمَلَإِي۟هِۦ
ve onun ileri gelenlerine
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimizle
فَٱسْتَكْبَرُوا۟
ancak onlar büyüklendiler
وَكَانُوا۟
ve oldular
قَوْمًۭا
bir topluluk
مُّجْرِمِينَ
suçlu

Saheeh InternationalThen We sent after them Moses and Aaron to Pharaoh and his establishment with Our signs, but they behaved arrogantly and were a criminal people

Ali BulaçSonra bunların ardından Firavun'a ve onun önde gelen çevresine Musa'yı ve Harun'u ayetlerimizle gönderdik. Fakat onlar büyüklendiler. Onlar suçlu-günahkar bir kavimdi

10:76
فَلَمَّا جَآءَهُمُ ٱلۡحَقُّ مِنۡ عِندِنَا قَالُوٓاْ إِنَّ هَٰذَا لَسِحۡرࣱ مُّبِينࣱ‏
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَهُمُ
onlara gelince
ٱلْحَقُّ
gerçek
مِنْ
katımızdan
عِندِنَا
from Us
قَالُوٓا۟
dediler
إِنَّ
şüphesiz
هَـٰذَا
bu
لَسِحْرٌۭ
bir sihirdir
مُّبِينٌۭ
apaçık

Saheeh InternationalSo when there came to them the truth from Us, they said, "Indeed, this is obvious magic

Ali BulaçOnlara Katımız'dan hak geldiği zaman, dediler ki: "Bu, kuşkusuz apaçık bir büyüdür

10:77
قَالَ مُوسَىٰٓ أَتَقُولُونَ لِلۡحَقِّ لَمَّا جَآءَكُمۡۖ أَسِحۡرٌ هَٰذَا وَلَا يُفۡلِحُ ٱلسَّٰحِرُونَ
قَالَ
dedi
مُوسَىٰٓ
Musa
أَتَقُولُونَ
böyle mi diyorsunuz?
لِلْحَقِّ
gerçek
لَمَّا
zaman
جَآءَكُمْ ۖ
size geldiği
أَسِحْرٌ
sihir midir?
هَـٰذَا
bu
وَلَا
ve
يُفْلِحُ
kurtuluşa ermezler
ٱلسَّـٰحِرُونَ
sihirbazlar

Saheeh InternationalMoses said, "Do you say [thus] about the truth when it has come to you? Is this magic? But magicians will not succeed

Ali BulaçMusa: "Size hak geldiğinde (böyle) mi söylersiniz? Bu bir büyü müdür? Oysa büyücüler, kurtuluşa ermezler" dedi

10:78
قَالُوٓاْ أَجِئۡتَنَا لِتَلۡفِتَنَا عَمَّا وَجَدۡنَا عَلَيۡهِ ءَابَآءَنَا وَتَكُونَ لَكُمَا ٱلۡكِبۡرِيَآءُ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَمَا نَحۡنُ لَكُمَا بِمُؤۡمِنِينَ
قَالُوٓا۟
dediler
أَجِئْتَنَا
mi geldiniz?
لِتَلْفِتَنَا
bizi çevirmek için
عَمَّا
(yol)dan
وَجَدْنَا
bulduğumuz
عَلَيْهِ
üzerinde
ءَابَآءَنَا
atalarımızı
وَتَكُونَ
ve olması
لَكُمَا
ikiniz için
ٱلْكِبْرِيَآءُ
büyüklüğün
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the land
وَمَا
(fakat) değiliz
نَحْنُ
biz
لَكُمَا
size
بِمُؤْمِنِينَ
iman edecek

Saheeh InternationalThey said, "Have you come to us to turn us away from that upon which we found our fathers and so that you two may have grandeur in the land? And we are not believers in you

Ali BulaçOnlar: "Siz ikiniz, bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)dan çevirmek ve yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz? Biz, sizin ikinize inanacak değiliz" dediler

10:79
وَقَالَ فِرۡعَوۡنُ ٱئۡتُونِي بِكُلِّ سَٰحِرٍ عَلِيمࣲ‏
وَقَالَ
ve dedi ki
فِرْعَوْنُ
Firavun
ٱئْتُونِى
bana getirin
بِكُلِّ
bütün
سَـٰحِرٍ
sihirbazları
عَلِيمٍۢ
bilgin

Saheeh InternationalAnd Pharaoh said, "Bring to me every learned magician

Ali BulaçFiravun: "Bana bütün bilgin büyücüleri getirin" dedi

10:80
فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلۡقُواْ مَآ أَنتُم مُّلۡقُونَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَ
gelince
ٱلسَّحَرَةُ
Sihirbazlar
قَالَ
dedi
لَهُم
onlara
مُّوسَىٰٓ
Musa
أَلْقُوا۟
atın
مَآ
şeyleri
أَنتُم
siz
مُّلْقُونَ
atacağınız

Saheeh InternationalSo when the magicians came, Moses said to them, "Throw down whatever you will throw

Ali BulaçBüyücüler geldiğinde Musa: "Atacağınız şeyleri atın” dedi

10:81 📚 2
فَلَمَّآ أَلۡقَوۡاْ قَالَ مُوسَىٰ مَا جِئۡتُم بِهِ ٱلسِّحۡرُۖ إِنَّ ٱللَّهَ سَيُبۡطِلُهُۥٓ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُصۡلِحُ عَمَلَ ٱلۡمُفۡسِدِينَ
فَلَمَّآ
zaman
أَلْقَوْا۟
attıkları
قَالَ
dedi ki
مُوسَىٰ
Musa
مَا
şeyler
جِئْتُم
sizin getirdiğiniz
بِهِ
(onunla)
ٱلسِّحْرُ ۖ
sihirdir
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
سَيُبْطِلُهُۥٓ ۖ
onu boşa çıkaracaktır
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
düzeltmez
يُصْلِحُ
amend
عَمَلَ
işlerini
ٱلْمُفْسِدِينَ
bozguncuların

Saheeh InternationalAnd when they had thrown, Moses said, "What you have brought is [only] magic. Indeed, Allah will expose its worthlessness. Indeed, Allah does not amend the work of corrupters

Ali BulaçOnlar atınca, Musa dedi ki: "Sizlerin (ortaya) getirdiğiniz büyüdür. Doğrusu Allah onu geçersiz kılacaktır. Şüphesiz Allah, bozgunculuk çıkaranların işini düzeltmez

10:82
وَيُحِقُّ ٱللَّهُ ٱلۡحَقَّ بِكَلِمَٰتِهِۦ وَلَوۡ كَرِهَ ٱلۡمُجۡرِمُونَ
وَيُحِقُّ
ortaya çıkarır
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْحَقَّ
hakkı
بِكَلِمَـٰتِهِۦ
sözleriyle
وَلَوْ
şayet
كَرِهَ
hoşlanmasalar da
ٱلْمُجْرِمُونَ
suçlular

Saheeh InternationalAnd Allah will establish the truth by His words, even if the criminals dislike it

Ali BulaçAllah, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı (hak olarak) Kendi kelimeleriyle gerçekleştirecektir

10:83
فَمَآ ءَامَنَ لِمُوسَىٰٓ إِلَّا ذُرِّيَّةࣱ مِّن قَوۡمِهِۦ عَلَىٰ خَوۡفࣲ مِّن فِرۡعَوۡنَ وَمَلَإِيْهِمۡ أَن يَفۡتِنَهُمۡۚ وَإِنَّ فِرۡعَوۡنَ لَعَالࣲ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَإِنَّهُۥ لَمِنَ ٱلۡمُسۡرِفِينَ
فَمَآ
olmadı
ءَامَنَ
iman eden
لِمُوسَىٰٓ
Musa'ya
إِلَّا
başka
ذُرِّيَّةٌۭ
bir genç takımdan
مِّن
kavminden
قَوْمِهِۦ
his people
عَلَىٰ
korkusuyla
خَوْفٍۢ
fear
مِّن
Firavundan
فِرْعَوْنَ
Firaun
وَمَلَإِي۟هِمْ
ve adamlarının
أَن
kötülük etmeleri
يَفْتِنَهُمْ ۚ
they persecute them
وَإِنَّ
ve şüphesiz
فِرْعَوْنَ
Firavun
لَعَالٍۢ
iyice büyüklenmişti
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَإِنَّهُۥ
ve şüphesiz o
لَمِنَ
kimselerdendi
ٱلْمُسْرِفِينَ
çok aşırı giden

Saheeh InternationalBut no one believed Moses, except [some] youths among his people, for fear of Pharaoh and his establishment that they would persecute them. And indeed, Pharaoh was haughty within the land, and indeed, he was of the transgressors

Ali BulaçSonunda Musa'ya kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı. Çünkü Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı

10:84 📚 6
وَقَالَ مُوسَىٰ يَٰقَوۡمِ إِن كُنتُمۡ ءَامَنتُم بِٱللَّهِ فَعَلَيۡهِ تَوَكَّلُوٓاْ إِن كُنتُم مُّسۡلِمِينَ
وَقَالَ
ve dedi ki
مُوسَىٰ
Musa
يَـٰقَوْمِ
Ey kavmim
إِن
eğer
كُنتُمْ
siz
ءَامَنتُم
iman ettiyseniz
بِٱللَّهِ
Allah'a
فَعَلَيْهِ
O'na
تَوَكَّلُوٓا۟
güvenin
إِن
eğer
كُنتُم
siz
مُّسْلِمِينَ
teslim olduysanız

Saheeh InternationalAnd Moses said, "O my people, if you have believed in Allah, then rely upon Him, if you should be Muslims

Ali BulaçMusa dedi ki: "Ey kavmim, eğer siz Allah'a iman edip Müslüman olmuşsanız artık yalnızca O'na tevekkül edin

10:85
فَقَالُواْ عَلَى ٱللَّهِ تَوَكَّلۡنَا رَبَّنَا لَا تَجۡعَلۡنَا فِتۡنَةࣰ لِّلۡقَوۡمِ ٱلظَّٰلِمِينَ
فَقَالُوا۟
onlar da dediler ki
عَلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
تَوَكَّلْنَا
güvendik
رَبَّنَا
Rabbimiz
لَا
bizi kılma
تَجْعَلْنَا
make us
فِتْنَةًۭ
bir fitne
لِّلْقَوْمِ
topluluğu için
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimler

Saheeh InternationalSo they said, "Upon Allah do we rely. Our Lord, make us not [objects of] trial for the wrongdoing people

Ali BulaçDediler ki: "Biz Allah'a tevekkül ettik; Rabbimiz, bizi zulmeden bir kavim için bir fitne (konusu) kılma

10:86
وَنَجِّنَا بِرَحۡمَتِكَ مِنَ ٱلۡقَوۡمِ ٱلۡكَٰفِرِينَ
وَنَجِّنَا
ve bizi kurtar
بِرَحْمَتِكَ
rahmetinle
مِنَ
topluluğundan
ٱلْقَوْمِ
the people
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kâfirler

Saheeh InternationalAnd save us by Your mercy from the disbelieving people

Ali BulaçVe bizi, kafirler topluluğundan rahmetinle kurtar

10:87 📚 1
وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰ وَأَخِيهِ أَن تَبَوَّءَا لِقَوۡمِكُمَا بِمِصۡرَ بُيُوتࣰ ا وَٱجۡعَلُواْ بُيُوتَكُمۡ قِبۡلَةࣰ وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَۗ وَبَشِّرِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
وَأَوْحَيْنَآ
ve vahyettik
إِلَىٰ
Musa'ya
مُوسَىٰ
Musa
وَأَخِيهِ
ve kardeşine
أَن
diye
تَبَوَّءَا
hazırlayın
لِقَوْمِكُمَا
kavminiz için
بِمِصْرَ
Mısır'da
بُيُوتًۭا
evler
وَٱجْعَلُوا۟
ve edinin (diye)
بُيُوتَكُمْ
evlerinizi
قِبْلَةًۭ
ibadethane
وَأَقِيمُوا۟
ve kılın (diye)
ٱلصَّلَوٰةَ ۗ
namaz
وَبَشِّرِ
ve müjdele
ٱلْمُؤْمِنِينَ
Mü'minleri

Saheeh InternationalAnd We inspired to Moses and his brother, "Settle your people in Egypt in houses and make your houses [facing the] qiblah and establish prayer and give good tidings to the believers

Ali BulaçMusa ve kardeşine (şöyle) vahyettik: "Mısır'da kavminiz için evler hazırlayın, evlerinizi namaz kılınan (ve kıbleye dönük) yerler yapın ve namazı dosdoğru kılın. Mü'minleri de müjdele

10:88 📚 1
وَقَالَ مُوسَىٰ رَبَّنَآ إِنَّكَ ءَاتَيۡتَ فِرۡعَوۡنَ وَمَلَأَهُۥ زِينَةࣰ وَأَمۡوَٰلࣰ ا فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا رَبَّنَا لِيُضِلُّواْ عَن سَبِيلِكَۖ رَبَّنَا ٱطۡمِسۡ عَلَىٰٓ أَمۡوَٰلِهِمۡ وَٱشۡدُدۡ عَلَىٰ قُلُوبِهِمۡ فَلَا يُؤۡمِنُواْ حَتَّىٰ يَرَوُاْ ٱلۡعَذَابَ ٱلۡأَلِيمَ
وَقَالَ
ve dedi ki
مُوسَىٰ
Musa
رَبَّنَآ
Rabbimiz
إِنَّكَ
şüphesiz sen
ءَاتَيْتَ
verdin
فِرْعَوْنَ
Firavun'a
وَمَلَأَهُۥ
ve adamlarına
زِينَةًۭ
süs(ler)
وَأَمْوَٰلًۭا
ve mallar
فِى
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ
the life
ٱلدُّنْيَا
dünya
رَبَّنَا
Rabbimiz
لِيُضِلُّوا۟
saptırmaları için mi?
عَن
senin yolundan
سَبِيلِكَ ۖ
Your way
رَبَّنَا
Rabbimiz
ٱطْمِسْ
yok et
عَلَىٰٓ
onların mallarını
أَمْوَٰلِهِمْ
their wealth
وَٱشْدُدْ
ve bağla
عَلَىٰ
üzerini
قُلُوبِهِمْ
kalplerinin
فَلَا
(ki) iman etmesinler
يُؤْمِنُوا۟
they believe
حَتَّىٰ
kadar
يَرَوُا۟
görünceye
ٱلْعَذَابَ
azabı
ٱلْأَلِيمَ
acıklı

Saheeh InternationalAnd Moses said, "Our Lord, indeed You have given Pharaoh and his establishment splendor and wealth in the worldly life, our Lord, that they may lead [men] astray from Your way. Our Lord, obliterate their wealth and harden their hearts so that they will not believe until they see the painful punishment

Ali BulaçMusa dedi ki: "Rabbimiz, şüphesiz Sen, Firavun'a ve önde gelen çevresine dünya hayatında bir çekicilik (güç, ihtişam) ve mallar verdin. Rabbimiz, Senin yolundan saptırmaları için (mi?) Rabbimiz, mallarını yerin dibine geçir ve onların kalplerinin üzerini şiddetle bağla; onlar acı azabı görecekleri zamana kadar iman etmeyecekler

10:89 📚 2
قَالَ قَدۡ أُجِيبَت دَّعۡوَتُكُمَا فَٱسۡتَقِيمَا وَلَا تَتَّبِعَآنِّ سَبِيلَ ٱلَّذِينَ لَا يَعۡلَمُونَ
قَالَ
(Allah) dedi ki
قَدْ
muhakkak
أُجِيبَت
kabul edildi
دَّعْوَتُكُمَا
duanız
فَٱسْتَقِيمَا
doğru yolda devam edin
وَلَا
ve
تَتَّبِعَآنِّ
uymayın
سَبِيلَ
yollarına
ٱلَّذِينَ
kimselerin
لَا
bilmeyen(lerin)
يَعْلَمُونَ
know

Saheeh International[Allah] said, "Your supplication has been answered." So remain on a right course and follow not the way of those who do not know

Ali Bulaç(Allah) Dedi ki: "İkinizin duası kabul olundu. Öyleyse dosdoğru yolda devam edin ve bilgisizlerin yoluna uymayın

10:90
۞وَجَٰوَزۡنَا بِبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ ٱلۡبَحۡرَ فَأَتۡبَعَهُمۡ فِرۡعَوۡنُ وَجُنُودُهُۥ بَغۡيࣰ ا وَعَدۡوًاۖ حَتَّىٰٓ إِذَآ أَدۡرَكَهُ ٱلۡغَرَقُ قَالَ ءَامَنتُ أَنَّهُۥ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱلَّذِيٓ ءَامَنَتۡ بِهِۦ بَنُوٓاْ إِسۡرَٰٓءِيلَ وَأَنَا۠ مِنَ ٱلۡمُسۡلِمِينَ
۞ وَجَـٰوَزْنَا
ve geçirdik
بِبَنِىٓ
oğullarını
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
ٱلْبَحْرَ
denizden
فَأَتْبَعَهُمْ
onların peşlerine düştüler
فِرْعَوْنُ
Firavun
وَجُنُودُهُۥ
ve askerleri de
بَغْيًۭا
taşkınlıkla
وَعَدْوًا ۖ
ve düşmanlıkla
حَتَّىٰٓ
sonunda
إِذَآ
zaman
أَدْرَكَهُ
onu yakaladığı
ٱلْغَرَقُ
boğulma
قَالَ
dedi
ءَامَنتُ
iman ettim
أَنَّهُۥ
elbette
لَآ
olmadığına
إِلَـٰهَ
ilah
إِلَّا
başka
ٱلَّذِىٓ
kimseden
ءَامَنَتْ
iman ettiği
بِهِۦ
kendisine
بَنُوٓا۟
oğullarının
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
وَأَنَا۠
ve ben de
مِنَ
Müslümanlardanım
ٱلْمُسْلِمِينَ
the Muslims

Saheeh InternationalAnd We took the Children of Israel across the sea, and Pharaoh and his soldiers pursued them in tyranny and enmity until, when drowning overtook him, he said, "I believe that there is no deity except that in whom the Children of Israel believe, and I am of the Muslims

Ali BulaçBiz, İsrailoğulları'nı denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun): "İsrailoğulları'nın kendisine inandığı (İlah'tan) başka İlah olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım" dedi

10:91
ءَآلۡـَٰٔنَ وَقَدۡ عَصَيۡتَ قَبۡلُ وَكُنتَ مِنَ ٱلۡمُفۡسِدِينَ
ءَآلْـَٔـٰنَ
şimdi mi?
وَقَدْ
oysa
عَصَيْتَ
isyan etmiştin
قَبْلُ
daha önce
وَكُنتَ
ve olmuştun
مِنَ
bozgunculardan
ٱلْمُفْسِدِينَ
the corrupters

Saheeh InternationalNow? And you had disobeyed [Him] before and were of the corrupters

Ali BulaçŞimdi, öyle mi? Oysa sen önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın

10:92
فَٱلۡيَوۡمَ نُنَجِّيكَ بِبَدَنِكَ لِتَكُونَ لِمَنۡ خَلۡفَكَ ءَايَةࣰۚ وَإِنَّ كَثِيرࣰ ا مِّنَ ٱلنَّاسِ عَنۡ ءَايَٰتِنَا لَغَٰفِلُونَ
فَٱلْيَوْمَ
bugün
نُنَجِّيكَ
kurtaracağız
بِبَدَنِكَ
senin bedenini
لِتَكُونَ
olman için
لِمَنْ
kimseler için
خَلْفَكَ
kendinden sonraki
ءَايَةًۭ ۚ
bir ibret
وَإِنَّ
gerçekte ise
كَثِيرًۭا
çoğu
مِّنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ
the mankind
عَنْ
ayetlerimizden
ءَايَـٰتِنَا
Our Signs
لَغَـٰفِلُونَ
habersizdirler

Saheeh InternationalSo today We will save you in body that you may be to those who succeed you a sign. And indeed, many among the people, of Our signs, are heedless

Ali BulaçBugün ise, senden sonrakilere bir ayet (tarihi bir belge, ibret) olman için seni yalnızca bedeninle kurtaracağız (herkese cesedini göstereceğiz). Gerçekten insanlardan çoğu, Bizim ayetlerimizden habersizdirler

10:93
وَلَقَدۡ بَوَّأۡنَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ مُبَوَّأَ صِدۡقࣲ وَرَزَقۡنَٰهُم مِّنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ فَمَا ٱخۡتَلَفُواْ حَتَّىٰ جَآءَهُمُ ٱلۡعِلۡمُۚ إِنَّ رَبَّكَ يَقۡضِي بَيۡنَهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ فِيمَا كَانُواْ فِيهِ يَخۡتَلِفُونَ
وَلَقَدْ
andolsun
بَوَّأْنَا
yerleştirdik
بَنِىٓ
oğullarını
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
مُبَوَّأَ
bir yere
صِدْقٍۢ
iyi
وَرَزَقْنَـٰهُم
ve onları rızıklandırdık
مِّنَ
temiz şeylerle
ٱلطَّيِّبَـٰتِ
the good things
فَمَا
ayrılığa düşmediler
ٱخْتَلَفُوا۟
they differ
حَتَّىٰ
kadar
جَآءَهُمُ
kendilerine gelinceye
ٱلْعِلْمُ ۚ
ilim
إِنَّ
şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
يَقْضِى
hükmünü verir
بَيْنَهُمْ
aralarında
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
فِيمَا
hususlarda
كَانُوا۟
oldukları
فِيهِ
onda
يَخْتَلِفُونَ
ayrılığa düştükleri

Saheeh InternationalAnd We had certainty settled the Children of Israel in an agreeable settlement and provided them with good things. And they did not differ until [after] knowledge had come to them. Indeed, your Lord will judge between them on the Day of Resurrection concerning that over which they used to differ

Ali BulaçAndolsun, Biz İsrailoğulları’nı, hoşlarına gidecek güzel bir yerde yerleştirdik ve temiz şeylerden kendilerine rızık verdik. Kendilerine ilim gelinceye kadar anlaşmazlığa düşmediler. Şüphesiz Rabbin, aralarında anlaşmazlığa düştükleri şey konusunda kıyamet günü hüküm verecektir

10:94 📚 5
فَإِن كُنتَ فِي شَكࣲّ مِّمَّآ أَنزَلۡنَآ إِلَيۡكَ فَسۡـَٔلِ ٱلَّذِينَ يَقۡرَءُونَ ٱلۡكِتَٰبَ مِن قَبۡلِكَۚ لَقَدۡ جَآءَكَ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمُمۡتَرِينَ
فَإِن
eğer
كُنتَ
isen
فِى
içinde
شَكٍّۢ
kuşku
مِّمَّآ
şeyden
أَنزَلْنَآ
indirdiğimiz
إِلَيْكَ
sana
فَسْـَٔلِ
o halde sor
ٱلَّذِينَ
kimselere
يَقْرَءُونَ
okuyan(lara)
ٱلْكِتَـٰبَ
kitap
مِن
senden önce
قَبْلِكَ ۚ
before you
لَقَدْ
andolsun ki
جَآءَكَ
sana geldi
ٱلْحَقُّ
gerçek
مِن
Rabbinden
رَّبِّكَ
your Lord
فَلَا
sakın
تَكُونَنَّ
olma
مِنَ
şüpheye düşenlerden
ٱلْمُمْتَرِينَ
the doubters

Saheeh InternationalSo if you are in doubt, [O Muhammad], about that which We have revealed to you, then ask those who have been reading the Scripture before you. The truth has certainly come to you from your Lord, so never be among the doubters

Ali BulaçSana indirdiğimizden eğer kuşkudaysan, senden önce kitabı okuyanlara sor. Andolsun, Rabbinden sana gerçek gelmiştir, şu halde kuşkuya kapılanlardan olma

10:95
وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ فَتَكُونَ مِنَ ٱلۡخَٰسِرِينَ
وَلَا
ve sakın
تَكُونَنَّ
olma
مِنَ
kimselerden
ٱلَّذِينَ
those who
كَذَّبُوا۟
yalanlayan(lar)
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَتَكُونَ
yoksa olursun
مِنَ
hüsrana uğrayanlardan
ٱلْخَـٰسِرِينَ
the losers

Saheeh InternationalAnd never be of those who deny the signs of Allah and [thus] be among the losers

Ali BulaçVe Allah'ın ayetlerini yalanlayanlardan olma; yoksa hüsrana uğrayanlardan olursun

10:96 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ حَقَّتۡ عَلَيۡهِمۡ كَلِمَتُ رَبِّكَ لَا يُؤۡمِنُونَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
حَقَّتْ
kesinleşmiş olan(lar)
عَلَيْهِمْ
haklarında
كَلِمَتُ
sözü
رَبِّكَ
Rabbinin
لَا
iman etmezler
يُؤْمِنُونَ
believe

Saheeh InternationalIndeed, those upon whom the word of your Lord has come into effect will not believe

Ali BulaçGerçek şu ki, Rabbinin kelimesi üzerlerinde hak olanlar, onlar inanmazlar

10:97
وَلَوۡ جَآءَتۡهُمۡ كُلُّ ءَايَةٍ حَتَّىٰ يَرَوُاْ ٱلۡعَذَابَ ٱلۡأَلِيمَ
وَلَوْ
bile
جَآءَتْهُمْ
gelse
كُلُّ
bütün
ءَايَةٍ
ayetler
حَتَّىٰ
kadar
يَرَوُا۟
görünceye
ٱلْعَذَابَ
azabı
ٱلْأَلِيمَ
acıklı

Saheeh InternationalEven if every sign should come to them, until they see the painful punishment

Ali BulaçOnlara her ayet getirilse bile. Acı azabı görünceye kadar

10:98
فَلَوۡلَا كَانَتۡ قَرۡيَةٌ ءَامَنَتۡ فَنَفَعَهَآ إِيمَٰنُهَآ إِلَّا قَوۡمَ يُونُسَ لَمَّآ ءَامَنُواْ كَشَفۡنَا عَنۡهُمۡ عَذَابَ ٱلۡخِزۡيِ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَمَتَّعۡنَٰهُمۡ إِلَىٰ حِينࣲ‏
فَلَوْلَا
bulunsaydı ya!
كَانَتْ
bir kasaba
قَرْيَةٌ
any town
ءَامَنَتْ
iman eden
فَنَفَعَهَآ
kendine yarar sağlayan
إِيمَـٰنُهَآ
imanı
إِلَّا
dışında
قَوْمَ
kavminin
يُونُسَ
Yunus
لَمَّآ
ne zaman ki
ءَامَنُوا۟
iman ettiler
كَشَفْنَا
kaldırdık
عَنْهُمْ
üzerlerinden
عَذَابَ
azabını
ٱلْخِزْىِ
rezillik
فِى
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ
the life
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَمَتَّعْنَـٰهُمْ
ve onları yararlandırdık
إِلَىٰ
belli bir süreye kadar
حِينٍۢ
a time

Saheeh InternationalThen has there not been a [single] city that believed so its faith benefited it except the people of Jonah? When they believed, We removed from them the punishment of disgrace in worldly life and gave them enjoyment for a time

Ali BulaçAma (azap geldiği sırada) iman edip imanı kendisine yarar sağlamış -Yunus kavminin dışında- bir ülke olsaydı ya! Onlar iman ettikleri zaman dünya hayatında onlardan aşağılatıcı azabı kaldırdık ve onları belli bir zamana kadar yararlandırdık

10:99 📚 4
وَلَوۡ شَآءَ رَبُّكَ لَأٓمَنَ مَن فِي ٱلۡأَرۡضِ كُلُّهُمۡ جَمِيعًاۚ أَفَأَنتَ تُكۡرِهُ ٱلنَّاسَ حَتَّىٰ يَكُونُواْ مُؤۡمِنِينَ
وَلَوْ
ve şayet
شَآءَ
dileseydi
رَبُّكَ
Rabbin
لَـَٔامَنَ
iman ederdi
مَن
kimseler
فِى
bulunan
ٱلْأَرْضِ
yeryüzünde
كُلُّهُمْ
hepsi
جَمِيعًا ۚ
topluca
أَفَأَنتَ
sen mi?
تُكْرِهُ
zorlayacaksın
ٱلنَّاسَ
insanları
حَتَّىٰ
kadar
يَكُونُوا۟
oluncaya
مُؤْمِنِينَ
mü'min

Saheeh InternationalAnd had your Lord willed, those on earth would have believed - all of them entirely. Then, [O Muhammad], would you compel the people in order that they become believers

Ali BulaçEğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin tümü, topluca iman ederdi. Öyleyse, onlar mü'min oluncaya kadar insanları sen mi zorlayacaksın

10:100 📚 1
وَمَا كَانَ لِنَفۡسٍ أَن تُؤۡمِنَ إِلَّا بِإِذۡنِ ٱللَّهِۚ وَيَجۡعَلُ ٱلرِّجۡسَ عَلَى ٱلَّذِينَ لَا يَعۡقِلُونَ
وَمَا
değildir
كَانَ
mümkün
لِنَفْسٍ
hiç kimsenin
أَن
iman etmesi
تُؤْمِنَ
believe
إِلَّا
dışında
بِإِذْنِ
izni
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
وَيَجْعَلُ
O gönderir
ٱلرِّجْسَ
iğrenç azabı
عَلَى
üzerlerine
ٱلَّذِينَ
kimselerin
لَا
akıl erdiremeyen(ler)
يَعْقِلُونَ
use reason

Saheeh InternationalAnd it is not for a soul to believe except by permission of Allah, and He will place defilement upon those who will not use reason

Ali BulaçAllah'ın izni olmaksızın, hiç kimse için iman etme (imkanı) yoktur. O, akıl erdiremeyenlerin üzerine iğrenç bir pislik kılar

10:101
قُلِ ٱنظُرُواْ مَاذَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَمَا تُغۡنِي ٱلۡأٓيَٰتُ وَٱلنُّذُرُ عَن قَوۡمࣲ لَّا يُؤۡمِنُونَ
قُلِ
de ki
ٱنظُرُوا۟
bir bakın
مَاذَا
neler olduğuna
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۚ
ve yerde
وَمَا
bir şey kazandırmaz
تُغْنِى
will avail
ٱلْـَٔايَـٰتُ
ayetler
وَٱلنُّذُرُ
ve uyarılar
عَن
bir topluluğa
قَوْمٍۢ
a people
لَّا
iman etmeyen
يُؤْمِنُونَ
believe

Saheeh InternationalSay, "Observe what is in the heavens and earth." But of no avail will be signs or warners to a people who do not believe

Ali BulaçDe ki: "Göklerde ve yerde ne var? Bir bakıverin." İman etmeyen bir topluluğa apaçık ayetler ve uyarmalar bir şey sağlamaz

10:102
فَهَلۡ يَنتَظِرُونَ إِلَّا مِثۡلَ أَيَّامِ ٱلَّذِينَ خَلَوۡاْ مِن قَبۡلِهِمۡۚ قُلۡ فَٱنتَظِرُوٓاْ إِنِّي مَعَكُم مِّنَ ٱلۡمُنتَظِرِينَ
فَهَلْ
mı?
يَنتَظِرُونَ
bekliyorlar
إِلَّا
başkasını
مِثْلَ
benzerinden
أَيَّامِ
(başlarına gelen) günlerin
ٱلَّذِينَ
geçmiş olanların
خَلَوْا۟
passed away
مِن
kendilerinden önce
قَبْلِهِمْ ۚ
before them
قُلْ
de ki
فَٱنتَظِرُوٓا۟
bekleyin bakalım
إِنِّى
şüphesiz ben de
مَعَكُم
sizinle birlikte
مِّنَ
bekleyenlerdenim
ٱلْمُنتَظِرِينَ
the ones who wait

Saheeh InternationalSo do they wait except for like [what occurred in] the days of those who passed on before them? Say, "Then wait; indeed, I am with you among those who wait

Ali BulaçKendilerinden önce gelip geçmişlerin (başlarından geçen) günlerin bir benzerinden başkasını mı bekliyorlar? De ki: "Bekleyedurun. Şüphesiz ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim

10:103
ثُمَّ نُنَجِّي رُسُلَنَا وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْۚ كَذَٰلِكَ حَقًّا عَلَيۡنَا نُنجِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
ثُمَّ
Sonra
نُنَجِّى
kurtarırız
رُسُلَنَا
peygamberlerimizi
وَٱلَّذِينَ
ve kimseleri
ءَامَنُوا۟ ۚ
iman eden(leri)
كَذَٰلِكَ
işte böyle
حَقًّا
bir haktır
عَلَيْنَا
üzerimize
نُنجِ
kurtarmak
ٱلْمُؤْمِنِينَ
Mü'minleri

Saheeh InternationalThen We will save our messengers and those who have believed. Thus, it is an obligation upon Us that We save the believers

Ali BulaçSonra Biz, elçilerimizi ve iman edenleri böyle kurtarırız; mü'minleri kurtarmamız Bizim üzerimize bir haktır

10:104 📚 2
قُلۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِن كُنتُمۡ فِي شَكࣲّ مِّن دِينِي فَلَآ أَعۡبُدُ ٱلَّذِينَ تَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلَٰكِنۡ أَعۡبُدُ ٱللَّهَ ٱلَّذِي يَتَوَفَّىٰكُمۡۖ وَأُمِرۡتُ أَنۡ أَكُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
قُلْ
de ki
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
فِى
içinde
شَكٍّۢ
bir kuşku
مِّن
benim dinimden
دِينِى
my religion
فَلَآ
(bilin ki)
أَعْبُدُ
ben tapmıyorum
ٱلَّذِينَ
şeylere
تَعْبُدُونَ
sizin taptıklarınız
مِن
başka
دُونِ
besides Allah
ٱللَّهِ
Allah'tan
وَلَـٰكِنْ
ancak
أَعْبُدُ
kulluk ederim
ٱللَّهَ
Allah'a
ٱلَّذِى
sizin canınızı alacak olan
يَتَوَفَّىٰكُمْ ۖ
causes you to die
وَأُمِرْتُ
ve ben emrolundum
أَنْ
olmakla
أَكُونَ
I be
مِنَ
mü'minlerden
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers

Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "O people, if you are in doubt as to my religion - then I do not worship those which you worship besides Allah; but I worship Allah, who causes your death. And I have been commanded to be of the believers

Ali BulaçDe ki: "Ey insanlar, eğer benim dinimden yana bir kuşku içindeyseniz, ben, sizin Allah'tan başka ibadet ettiklerinize ibadet etmiyorum, ancak ben, sizin hayatınıza son verecek olan Allah'a ibadet ederim. Ben, mü'minlerden olmakla emrolundum

10:105
وَأَنۡ أَقِمۡ وَجۡهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفࣰ ا وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ
وَأَنْ
ve
أَقِمْ
çevir
وَجْهَكَ
yüzünü
لِلدِّينِ
dine
حَنِيفًۭا
hanif olan
وَلَا
ve
تَكُونَنَّ
olma
مِنَ
ortak koşanlardan
ٱلْمُشْرِكِينَ
the polytheists

Saheeh InternationalAnd [commanded], 'Direct your face toward the religion, inclining to truth, and never be of those who associate others with Allah

Ali BulaçVe: "Bir muvahhid (hanif) olarak yüzünü dine doğru yönelt ve sakın müşriklerden olma

10:106 📚 3
وَلَا تَدۡعُ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَنفَعُكَ وَلَا يَضُرُّكَۖ فَإِن فَعَلۡتَ فَإِنَّكَ إِذࣰ ا مِّنَ ٱلظَّٰلِمِينَ
وَلَا
ve
تَدْعُ
tapma
مِن
bırakıp
دُونِ
besides Allah
ٱللَّهِ
Allah'ı
مَا
şeylere
لَا
sana yararı dokunmayan
يَنفَعُكَ
benefit you
وَلَا
ne de
يَضُرُّكَ ۖ
sana zararı dokunmayan
فَإِن
eğer
فَعَلْتَ
böyle yaparsan
فَإِنَّكَ
şüphesiz sen
إِذًۭا
o zaman
مِّنَ
zalimlerden olursun
ٱلظَّـٰلِمِينَ
the wrongdoers

Saheeh InternationalAnd do not invoke besides Allah that which neither benefits you nor harms you, for if you did, then indeed you would be of the wrongdoers

Ali BulaçAllah'tan başka, sana yararı da, zararı da olmayan(ilahlar)a tapma. Eğer sen (bunun aksini) yapacak olursan, bu durumda gerçekten zulmedenlerden olursun" (diye emrolundum)

10:107 📚 10
وَإِن يَمۡسَسۡكَ ٱللَّهُ بِضُرࣲّ فَلَا كَاشِفَ لَهُۥٓ إِلَّا هُوَۖ وَإِن يُرِدۡكَ بِخَيۡرࣲ فَلَا رَآدَّ لِفَضۡلِهِۦۚ يُصِيبُ بِهِۦ مَن يَشَآءُ مِنۡ عِبَادِهِۦۚ وَهُوَ ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
وَإِن
eğer
يَمْسَسْكَ
sana verirse
ٱللَّهُ
Allah
بِضُرٍّۢ
bir sıkıntı
فَلَا
yoktur
كَاشِفَ
giderecek
لَهُۥٓ
onu
إِلَّا
başka
هُوَ ۖ
O'ndan
وَإِن
ve eğer
يُرِدْكَ
senin için dilerse
بِخَيْرٍۢ
bir iyilik
فَلَا
yoktur
رَآدَّ
geri çevirecek
لِفَضْلِهِۦ ۚ
O'nun lütfunu
يُصِيبُ
verir
بِهِۦ
bunu
مَن
kimseye
يَشَآءُ
dilediği
مِنْ
kullarından
عِبَادِهِۦ ۚ
His slaves
وَهُوَ
ve O
ٱلْغَفُورُ
bağışlayıcıdır
ٱلرَّحِيمُ
merhamet edicidir

Saheeh InternationalAnd if Allah should touch you with adversity, there is no remover of it except Him; and if He intends for you good, then there is no repeller of His bounty. He causes it to reach whom He wills of His servants. And He is the Forgiving, the Merciful

Ali BulaçAllah sana bir zarar dokunduracak olsa, O'ndan başka bunu senden kaldıracak yoktur. Ve eğer sana bir hayır isterse, O'nun bol fazlını geri çevirecek de yoktur. Kullarından dilediğine bundan isabet ettirir. O, bağışlayandır, esirgeyendir

10:108 📚 3
قُلۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدۡ جَآءَكُمُ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّكُمۡۖ فَمَنِ ٱهۡتَدَىٰ فَإِنَّمَا يَهۡتَدِي لِنَفۡسِهِۦۖ وَمَن ضَلَّ فَإِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيۡهَاۖ وَمَآ أَنَا۠ عَلَيۡكُم بِوَكِيلࣲ‏
قُلْ
de ki
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
قَدْ
muhakkak
جَآءَكُمُ
size gelmiştir
ٱلْحَقُّ
hak
مِن
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ ۖ
your Lord
فَمَنِ
kim
ٱهْتَدَىٰ
hidayet bulursa
فَإِنَّمَا
şüphesiz
يَهْتَدِى
hidayet bulmuştur
لِنَفْسِهِۦ ۖ
kendi yararına
وَمَن
ve kim de
ضَلَّ
sapıtırsa;
فَإِنَّمَا
şüphesiz
يَضِلُّ
sapıtmıştır
عَلَيْهَا ۖ
kendi aleyhine
وَمَآ
değilim
أَنَا۠
ben
عَلَيْكُم
sizin üzerinize
بِوَكِيلٍۢ
bir vekil

Saheeh InternationalSay, "O mankind, the truth has come to you from your Lord, so whoever is guided is only guided for [the benefit of] his soul, and whoever goes astray only goes astray [in violation] against it. And I am not over you a manager

Ali BulaçDe ki: "Ey insanlar, şüphesiz size Rabbinizden hak gelmiştir. Kim hidayet bulursa, o ancak kendi nefsi için hidayet bulmuştur. Kim saparsa, o da, kendi aleyhine sapmıştır. Ben sizin üzerinizde bir vekil değilim

10:109 📚 3
وَٱتَّبِعۡ مَا يُوحَىٰٓ إِلَيۡكَ وَٱصۡبِرۡ حَتَّىٰ يَحۡكُمَ ٱللَّهُۚ وَهُوَ خَيۡرُ ٱلۡحَٰكِمِينَ
وَٱتَّبِعْ
uy
مَا
şeye
يُوحَىٰٓ
vahyedilen
إِلَيْكَ
sana
وَٱصْبِرْ
ve sabret
حَتَّىٰ
kadar
يَحْكُمَ
hükmünü verinceye
ٱللَّهُ ۚ
Allah
وَهُوَ
ve O
خَيْرُ
en hayırlısıdır
ٱلْحَـٰكِمِينَ
hüküm verenlerin

Saheeh InternationalAnd follow what is revealed to you, [O Muhammad], and be patient until Allah will judge. And He is the best of judges

Ali BulaçSana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır

← Önceki Sonraki →

10. Yunus Suresi | Anlam Arayışı