☪ Anlam Arayışı

10. Yunus سُورَةُ يُونُسَ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
10:1
الٓرۚ تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡحَكِيمِ
الٓر ۚ
Elif Lâm Râ
تِلْكَ
bunlar
ءَايَـٰتُ
ayetleridir
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitab'ın
ٱلْحَكِيمِ
hikmetli

Ali BulaçElif, Lam, Ra. Bunlar, hikmetli Kitab’ın ayetleridir

Elmalılı Hamdi YazırElif, Lâm, Râ. İşte bunlar o hikmetli kitabın âyetleridir

10:2 📚 5
أَكَانَ لِلنَّاسِ عَجَبًا أَنۡ أَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ رَجُلࣲ مِّنۡهُمۡ أَنۡ أَنذِرِ ٱلنَّاسَ وَبَشِّرِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَنَّ لَهُمۡ قَدَمَ صِدۡقٍ عِندَ رَبِّهِمۡۗ قَالَ ٱلۡكَٰفِرُونَ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرࣱ مُّبِينٌ
أَكَانَ
mı geldi?
لِلنَّاسِ
insanlara
عَجَبًا
tuhaf
أَنْ
vahyetmemiz
أَوْحَيْنَآ
We revealed
إِلَىٰ
bir adama
رَجُلٍۢ
a man
مِّنْهُمْ
içlerinden
أَنْ
diye
أَنذِرِ
uyarsın
ٱلنَّاسَ
insanları
وَبَشِّرِ
ve müjdelesin
ٱلَّذِينَ
kimselere
ءَامَنُوٓا۟
iman edenlere
أَنَّ
(ki) şüphesiz
لَهُمْ
onlar için vardır
قَدَمَ
makamı
صِدْقٍ
doğruluk
عِندَ
katında
رَبِّهِمْ ۗ
Rableri
قَالَ
dediler ki
ٱلْكَـٰفِرُونَ
kâfirler
إِنَّ
şüphesiz
هَـٰذَا
bu
لَسَـٰحِرٌۭ
bir büyücüdür
مُّبِينٌ
apaçık

Ali Bulaçİçlerinden bir adama: "İnsanları uyar ve iman edenlere, muhakkak kendileri için Rableri Katında 'gerçek bir makam' olduğunu müjde ver" diye vahyetmemiz, insanlara şaşırtıcı mı geldi? İnkar edenler: “Gerçekten bu, açıkça bir büyücüdür" dediler

Elmalılı Hamdi Yazırİnsanları (eğri yolun sonundan) korkut, inananlara Rableri nezdindeki yüksek makamları müjdele, diye içlerinden bir adama vahyimizi göndermemiz onlara tuhaf mı geldi? Kâfirler: "Hiç şüphesiz bu besbelli bir sihirbaz." dediler

10:3 📚 9
إِنَّ رَبَّكُمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامࣲ ثُمَّ ٱسۡتَوَىٰ عَلَى ٱلۡعَرۡشِۖ يُدَبِّرُ ٱلۡأَمۡرَۖ مَا مِن شَفِيعٍ إِلَّا مِنۢ بَعۡدِ إِذۡنِهِۦۚ ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمۡ فَٱعۡبُدُوهُۚ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
إِنَّ
şüphesiz
رَبَّكُمُ
sizin Rabbiniz
ٱللَّهُ
Allah'tır
ٱلَّذِى
ki
خَلَقَ
yarattı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
فِى
altı
سِتَّةِ
six
أَيَّامٍۢ
günde
ثُمَّ
sonra
ٱسْتَوَىٰ
kuşattı
عَلَى
Arş'ı
ٱلْعَرْشِ ۖ
the Throne
يُدَبِّرُ
düzene koydu
ٱلْأَمْرَ ۖ
işleri
مَا
yoktur
مِن
kimse
شَفِيعٍ
şefaat edecek
إِلَّا
dışında
مِنۢ
O'nun izni
بَعْدِ
after
إِذْنِهِۦ ۚ
His permission
ذَٰلِكُمُ
işte budur
ٱللَّهُ
Allah
رَبُّكُمْ
Rabbiniz olan
فَٱعْبُدُوهُ ۚ
O'na kulluk edin
أَفَلَا
Düşünüp öğüt almaz mısınız?
تَذَكَّرُونَ
you remember

Ali BulaçŞüphesiz sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden, işleri evirip-çeviren Allah'tır. O’nun izni olmadıktan sonra, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur, öyleyse O'na kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz

Elmalılı Hamdi YazırRabbiniz o Allah'dır ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra arş üzerine istiva etti (onu hükmü altına aldı), işi tedbir eyliyor. O'nun izni olmaksızın hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'na ibadet ediniz! Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız

10:4 📚 1
إِلَيۡهِ مَرۡجِعُكُمۡ جَمِيعࣰ اۖ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقًّاۚ إِنَّهُۥ يَبۡدَؤُاْ ٱلۡخَلۡقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ لِيَجۡزِيَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ بِٱلۡقِسۡطِۚ وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَهُمۡ شَرَابࣱ مِّنۡ حَمِيمࣲ وَعَذَابٌ أَلِيمُۢ بِمَا كَانُواْ يَكۡفُرُونَ
إِلَيْهِ
O'nadır
مَرْجِعُكُمْ
dönüşü
جَمِيعًۭا ۖ
hepinizin
وَعْدَ
vaadi
ٱللَّهِ
Allah'ın
حَقًّا ۚ
gerçektir
إِنَّهُۥ
O'dur
يَبْدَؤُا۟
ilk kez başlatan
ٱلْخَلْقَ
yaratmayı
ثُمَّ
sonra
يُعِيدُهُۥ
onu tekrarlayan
لِيَجْزِىَ
karşılıklarını vermek üzere
ٱلَّذِينَ
kimselere
ءَامَنُوا۟
iman eden(lere)
وَعَمِلُوا۟
ve ameller işleyen(lere)
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
salih
بِٱلْقِسْطِ ۚ
adaletli bir şekilde
وَٱلَّذِينَ
ve kiimselere
كَفَرُوا۟
inkâr eden(lere)
لَهُمْ
vardır
شَرَابٌۭ
bir içecek
مِّنْ
kaynar sudan
حَمِيمٍۢ
boiling fluids
وَعَذَابٌ
ve bir azap
أَلِيمٌۢ
acıklı
بِمَا
dolayı
كَانُوا۟
olmalarından
يَكْفُرُونَ
inkâr ediyor(lar)

Ali BulaçSizin tümünüzün dönüşü O'nadır. Allah'ın va'di bir gerçektir. İman edip salih amellerde bulunanlara, adaletle karşılık vermek için yaratmayı başlatan, sonra onu iade edecek olan O'dur. İnkar edenler ise, küfürleri dolayısıyla, onlar için kaynar sudan bir içki ve acı bir azap vardır

Elmalılı Hamdi YazırDönüşünüz hep O'nadır. Allah'ın vaadi haktır. Herşeyi ilk baştan yaratan O'dur. Sonra iman edip salih amel işleyenleri hak ettikleri ölçüde mükâfatlandırmak için geri döndürecek olan yine O'dur. Kâfirlere de inkâr ettikleri için kaynar sudan bir içki ve acıklı bir azap vardır

10:5 📚 4
هُوَ ٱلَّذِي جَعَلَ ٱلشَّمۡسَ ضِيَآءࣰ وَٱلۡقَمَرَ نُورࣰ ا وَقَدَّرَهُۥ مَنَازِلَ لِتَعۡلَمُواْ عَدَدَ ٱلسِّنِينَ وَٱلۡحِسَابَۚ مَا خَلَقَ ٱللَّهُ ذَٰلِكَ إِلَّا بِٱلۡحَقِّۚ يُفَصِّلُ ٱلۡأٓيَٰتِ لِقَوۡمࣲ يَعۡلَمُونَ
هُوَ
O'dur
ٱلَّذِى
yapan
جَعَلَ
made
ٱلشَّمْسَ
güneşi
ضِيَآءًۭ
bir ışık
وَٱلْقَمَرَ
ve ayı
نُورًۭا
bir nur
وَقَدَّرَهُۥ
ve düzenleyen
مَنَازِلَ
belli menzillere göre
لِتَعْلَمُوا۟
bilmeniz için
عَدَدَ
sayısını
ٱلسِّنِينَ
yılların
وَٱلْحِسَابَ ۚ
ve hesabını
مَا
yaratmamıştır
خَلَقَ
created
ٱللَّهُ
Allah
ذَٰلِكَ
bütün bunları
إِلَّا
dışında
بِٱلْحَقِّ ۚ
hak olmak
يُفَصِّلُ
etraflıca açıklıyor
ٱلْـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
لِقَوْمٍۢ
bir topluluk için
يَعْلَمُونَ
bilen

Ali BulaçGüneş’i bir aydınlık, Ay’ı bir nur kılan ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona duraklar tespit eden O'dur. Allah, bunları ancak hak ile yaratmıştır. O, bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklamaktadır

Elmalılı Hamdi YazırO Allah'dır ki, senelerin sayısını ve hesabını bilesiniz diye güneşi bir ışık, ayı da bir nur yaptı. Ve aya menziller tayin etti. Allah bunu hak olarak yarattı. O, bilecek olan bir kavim için âyetlerini ayrıntılı olarak açıklar

10:6
إِنَّ فِي ٱخۡتِلَٰفِ ٱلَّيۡلِ وَٱلنَّهَارِ وَمَا خَلَقَ ٱللَّهُ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ لَأٓيَٰتࣲ لِّقَوۡمࣲ يَتَّقُونَ
إِنَّ
şüphesiz
فِى
ardarda gelmesinde
ٱخْتِلَـٰفِ
(the) alternation
ٱلَّيْلِ
gece
وَٱلنَّهَارِ
ve gündüzün
وَمَا
yarattıklarında
خَلَقَ
(has been) created
ٱللَّهُ
Allah'ın
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ
ve yerde
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ayetler vardır
لِّقَوْمٍۢ
bir topluluk için
يَتَّقُونَ
sakınan

Ali BulaçGerçekten, gece ile gündüzün art arda gelişinde ve Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde korkup-sakınan bir topluluk için elbette ayetler vardır

Elmalılı Hamdi YazırElbette gece ile gündüzün birbiri ardınca değişip durmasında ve Allah'ın göklerde ve yerde yarattıklarında sakınan bir kavim için bir çok delil vardır

10:7 📚 5
إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يَرۡجُونَ لِقَآءَنَا وَرَضُواْ بِٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَٱطۡمَأَنُّواْ بِهَا وَٱلَّذِينَ هُمۡ عَنۡ ءَايَٰتِنَا غَٰفِلُونَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
لَا
ummayan(lar)
يَرْجُونَ
expect
لِقَآءَنَا
bize kavuşmayı
وَرَضُوا۟
ve razı olan(lar)
بِٱلْحَيَوٰةِ
hayatına
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَٱطْمَأَنُّوا۟
ve gönüllerini kaptıran(lar)
بِهَا
ona
وَٱلَّذِينَ
ve olanlar
هُمْ
onlar
عَنْ
bizim ayetlerimizden
ءَايَـٰتِنَا
Our Signs
غَـٰفِلُونَ
gafil(ler)

Ali BulaçBizimle karşılaşmayı ummayanlar, dünya hayatına razı olanlar ve bununla tatmin olanlar ve Bizim ayetlerimizden habersiz olanlar

Elmalılı Hamdi YazırBize kavuşmayı ummayanlar, dünya hayatına razı olup onunla tatmin bulanlar ve bizim âyetlerimizden gafil olanlar da vardır muhakkak

10:8
أُوْلَٰٓئِكَ مَأۡوَىٰهُمُ ٱلنَّارُ بِمَا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte bunların
مَأْوَىٰهُمُ
varacakları yer
ٱلنَّارُ
cehennemdir
بِمَا
karşılık
كَانُوا۟
olduklarına
يَكْسِبُونَ
kazanıyor(lar)

Ali Bulaçİşte bunların, kazandıkları dolayısıyla barınma yerleri ateştir

Elmalılı Hamdi Yazırİşte bunların kendi elleriyle ettikleri yüzünden varacakları yer cehennemdir

10:9
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ يَهۡدِيهِمۡ رَبُّهُم بِإِيمَٰنِهِمۡۖ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهِمُ ٱلۡأَنۡهَٰرُ فِي جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
iman eden(leri)
وَعَمِلُوا۟
ve ameller işleyen(leri)
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
salih
يَهْدِيهِمْ
doğru yola iletir
رَبُّهُم
Rableri
بِإِيمَـٰنِهِمْ ۖ
imanları dolayısıyla
تَجْرِى
akar
مِن
onların altlarından
تَحْتِهِمُ
underneath them
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
فِى
cennetlerinde
جَنَّـٰتِ
Gardens
ٱلنَّعِيمِ
naim

Ali Bulaçİman edenler ve salih amellerde bulunanlar da, Rableri onları imanları dolayısıyla altından ırmaklar akan, nimetlerle donatılmış cennetlere yöneltip-iletir (hidayet eder)

Elmalılı Hamdi YazırHiç şüphesiz iman edip salih ameller işleyenleri, imanlarından dolayı Rableri hidayete erdirir. Naîm cennetlerinde altlarından ırmaklar akar durur

10:10
دَعۡوَىٰهُمۡ فِيهَا سُبۡحَٰنَكَ ٱللَّهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمۡ فِيهَا سَلَٰمࣱۚ وَءَاخِرُ دَعۡوَىٰهُمۡ أَنِ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
دَعْوَىٰهُمْ
onların duaları
فِيهَا
orada
سُبْحَـٰنَكَ
senin şanın pek yücedir
ٱللَّهُمَّ
Ey Allah'ım
وَتَحِيَّتُهُمْ
ve dilekleri (de)
فِيهَا
aralarındaki
سَلَـٰمٌۭ ۚ
Selâm'dır
وَءَاخِرُ
ve sonu (ise)
دَعْوَىٰهُمْ
dualarının
أَنِ
hamdolsun'dur
ٱلْحَمْدُ
All the Praise be
لِلَّهِ
Allah'a
رَبِّ
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Ali BulaçOradaki duaları: "Allah'ım, Sen ne Yücesin"dir ve oradaki dirlik temennileri: "Selam"dır; dualarının sonu da: "Gerçekten, hamd alemlerin Rabbi olan Allah'ındır

Elmalılı Hamdi YazırOnların oradaki duaları: "Allahım, sen yücelerden yücesin"; sağlık dilekleri "selâm", dualarının sonu da "Âlemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun." diye şükretmek olacaktır

10:11
۞وَلَوۡ يُعَجِّلُ ٱللَّهُ لِلنَّاسِ ٱلشَّرَّ ٱسۡتِعۡجَالَهُم بِٱلۡخَيۡرِ لَقُضِيَ إِلَيۡهِمۡ أَجَلُهُمۡۖ فَنَذَرُ ٱلَّذِينَ لَا يَرۡجُونَ لِقَآءَنَا فِي طُغۡيَٰنِهِمۡ يَعۡمَهُونَ
۞ وَلَوْ
ve eğer
يُعَجِّلُ
acele verseydi
ٱللَّهُ
Allah
لِلنَّاسِ
insanlara
ٱلشَّرَّ
kötülüğü
ٱسْتِعْجَالَهُم
acele istemeleri gibi
بِٱلْخَيْرِ
iyiliği
لَقُضِىَ
hemen bitmiş olurdu
إِلَيْهِمْ
onların
أَجَلُهُمْ ۖ
süreleri
فَنَذَرُ
böyle bırakırız
ٱلَّذِينَ
kimseleri
لَا
ummayanları
يَرْجُونَ
expect
لِقَآءَنَا
bize kavuşmayı
فِى
taşkınlıkları içinde
طُغْيَـٰنِهِمْ
their transgression
يَعْمَهُونَ
bocalar bir halde

Ali BulaçEğer Allah, onların hayra ulaşmak için çarçabuk davrandıkları gibi, insanlara şerri de çabuklaştırsaydı, mutlaka ecellerine hüküm verilirdi. İşte Bize kavuşmayı ummayanları Biz böylece taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşır bir durumda bırakırız

Elmalılı Hamdi YazırEğer Allah, insanlara, hayrı çarçabuk istedikleri gibi, şerri de alelacele verseydi, onların hemen ecellerini getiriverirdi. Fakat bize kavuşmayı ummayanları kendi hallerine bırakırız da azgınlıkları içinde bocalayıp giderler

10:12 📚 2
وَإِذَا مَسَّ ٱلۡإِنسَٰنَ ٱلضُّرُّ دَعَانَا لِجَنۢبِهِۦٓ أَوۡ قَاعِدًا أَوۡ قَآئِمࣰ ا فَلَمَّا كَشَفۡنَا عَنۡهُ ضُرَّهُۥ مَرَّ كَأَن لَّمۡ يَدۡعُنَآ إِلَىٰ ضُرࣲّ مَّسَّهُۥۚ كَذَٰلِكَ زُيِّنَ لِلۡمُسۡرِفِينَ مَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
وَإِذَا
ve ne zaman ki
مَسَّ
dokunduğunda
ٱلْإِنسَـٰنَ
insana
ٱلضُّرُّ
bir darlık
دَعَانَا
bize dua eder
لِجَنۢبِهِۦٓ
yan yatarken
أَوْ
veya
قَاعِدًا
otururken
أَوْ
yahut
قَآئِمًۭا
ayakta
فَلَمَّا
ancak
كَشَفْنَا
giderdiğimizde
عَنْهُ
ondan
ضُرَّهُۥ
darlığını
مَرَّ
hareket eder
كَأَن
gibi
لَّمْ
bize dua etmemiş
يَدْعُنَآ
called Us
إِلَىٰ
darlıktan dolayı
ضُرٍّۢ
(the) affliction
مَّسَّهُۥ ۚ
kendisine dokunmuş olan
كَذَٰلِكَ
işte böyle
زُيِّنَ
süslü gösterilmiştir
لِلْمُسْرِفِينَ
aşırıya gidenlere
مَا
şeyler
كَانُوا۟
oldukları
يَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Ali Bulaçİnsana bir zarar dokunduğunda, yan yatarken, otururken ya da ayaktayken Bize dua eder; zararını üstünden kaldırdığımız zaman ise, sanki kendisine dokunan zarara Bizi hiç çağırmamış gibi döner-gider. İşte, ölçüyü taşıranlara yapmakta oldukları böyle süslenmiştir

Elmalılı Hamdi Yazırİnsana bir sıkıntı dokunduğu zaman, gerek yan yatarken, gerek otururken, gerek dikilirken bize dua eder. Kendisinden sıkıntısını gideriverdik mi sanki kendisine dokunan o sıkıntı için bize hiç yalvarmamış gibi aldırmadan geçer gider. İşte o aşırı gidenlere yaptıkları şeyler böyle güzel gelir

10:13
وَلَقَدۡ أَهۡلَكۡنَا ٱلۡقُرُونَ مِن قَبۡلِكُمۡ لَمَّا ظَلَمُواْ وَجَآءَتۡهُمۡ رُسُلُهُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِ وَمَا كَانُواْ لِيُؤۡمِنُواْۚ كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلۡمُجۡرِمِينَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَهْلَكْنَا
helak ettik
ٱلْقُرُونَ
nice nesilleri
مِن
sizden önce
قَبْلِكُمْ
before you
لَمَّا
haksızlık ettiklerinden
ظَلَمُوا۟ ۙ
they wronged
وَجَآءَتْهُمْ
kendilerine geldiği halde
رُسُلُهُم
peygamberleri
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
apaçık delillerle
وَمَا
ve iman etmeyecekleri için
كَانُوا۟
they were
لِيُؤْمِنُوا۟ ۚ
to believe
كَذَٰلِكَ
işte böyle
نَجْزِى
cezalandırırız
ٱلْقَوْمَ
topluluğunu
ٱلْمُجْرِمِينَ
suçlular

Ali BulaçAndolsun, sizden önceki nesilleri, resulleri kendilerine apaçık deliller getirdiği halde, zulmettikleri ve iman etmeyecek oldukları için yıkıma uğrattık. İşte Biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğu böyle cezalandırırız

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki, sizden önceki devirlerin bir çok kavmini, peygamberleri kendilerine bir çok belge ile geldikleri halde zulmettikleri ve imana gelmedikleri için helak ettik. İşte günahkârlar topluluğunu biz böyle cezalandırırız

10:14 📚 1
ثُمَّ جَعَلۡنَٰكُمۡ خَلَٰٓئِفَ فِي ٱلۡأَرۡضِ مِنۢ بَعۡدِهِمۡ لِنَنظُرَ كَيۡفَ تَعۡمَلُونَ
ثُمَّ
sonra
جَعَلْنَـٰكُمْ
sizi kıldık
خَلَـٰٓئِفَ
halifeler
فِى
yeryüzüne
ٱلْأَرْضِ
the earth
مِنۢ
onların ardından
بَعْدِهِمْ
after them
لِنَنظُرَ
görmek için
كَيْفَ
neler
تَعْمَلُونَ
yapacağınızı

Ali BulaçSonra, nasıl yapıp-davranacaksınız diye gözlemek için, onların ardından sizi yeryüzünde halifeler kıldık

Elmalılı Hamdi YazırSonra onların ardından sizi yeryüzüne halifeler yaptık ki, bakalım nasıl ameller işleyeceksiniz

10:15 📚 10
وَإِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡ ءَايَاتُنَا بَيِّنَٰتࣲ قَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَرۡجُونَ لِقَآءَنَا ٱئۡتِ بِقُرۡءَانٍ غَيۡرِ هَٰذَآ أَوۡ بَدِّلۡهُۚ قُلۡ مَا يَكُونُ لِيٓ أَنۡ أُبَدِّلَهُۥ مِن تِلۡقَآيِٕ نَفۡسِيٓۖ إِنۡ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَىٰٓ إِلَيَّۖ إِنِّيٓ أَخَافُ إِنۡ عَصَيۡتُ رَبِّي عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمࣲ‏
وَإِذَا
ne zaman ki
تُتْلَىٰ
okunduğunda
عَلَيْهِمْ
onlara
ءَايَاتُنَا
ayetlerimiz
بَيِّنَـٰتٍۢ ۙ
apaçık bir şekilde
قَالَ
derler
ٱلَّذِينَ
kimseler
لَا
ummayanlar
يَرْجُونَ
hope
لِقَآءَنَا
bize kavuşmayı
ٱئْتِ
getir
بِقُرْءَانٍ
bir Kur'an
غَيْرِ
başka
هَـٰذَآ
bundan
أَوْ
veya
بَدِّلْهُ ۚ
bunu değiştir
قُلْ
de ki
مَا
(sözkonusu) olamaz
يَكُونُ
(it) is
لِىٓ
benim
أَنْ
onu değiştirmem
أُبَدِّلَهُۥ
I change it
مِن
tarafımdan
تِلْقَآئِ
my own accord
نَفْسِىٓ ۖ
kendi
إِنْ
ben uyuyorum
أَتَّبِعُ
I follow
إِلَّا
ancak
مَا
vahyedilene
يُوحَىٰٓ
is revealed
إِلَىَّ ۖ
bana
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
أَخَافُ
korkarım
إِنْ
karşı gelirsem
عَصَيْتُ
I were to disobey
رَبِّى
Rabbime
عَذَابَ
azabından
يَوْمٍ
bir günün
عَظِيمٍۢ
büyük

Ali BulaçOnlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda, Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, derler ki: "Bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir." De ki: "Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edersem, gerçekten ben, büyük günün azabından korkarım

Elmalılı Hamdi YazırBöyle iken, âyetlerimiz, kesin birer belge olarak kendilerine okunduğu zaman, o bizimle karşılaşmayı ummayanlar, "Bundan başka bir Kur'ân getir veya bunu değiştir." dediler. De ki, "Onu kendiliğimden değiştiremem, benim açımdan bu olacak bir şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Rabbime isyan edersem, şüphesiz büyük bir günün azabından korkarım

10:16 📚 1
قُل لَّوۡ شَآءَ ٱللَّهُ مَا تَلَوۡتُهُۥ عَلَيۡكُمۡ وَلَآ أَدۡرَىٰكُم بِهِۦۖ فَقَدۡ لَبِثۡتُ فِيكُمۡ عُمُرࣰ ا مِّن قَبۡلِهِۦٓۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ
قُل
de ki
لَّوْ
şayet
شَآءَ
dileseydi
ٱللَّهُ
Allah
مَا
bunu okumazdım
تَلَوْتُهُۥ
I (would) have recited it
عَلَيْكُمْ
size
وَلَآ
ve size hiç bildirmezdi
أَدْرَىٰكُم
He (would) have made it known to you
بِهِۦ ۖ
bunu
فَقَدْ
elbette
لَبِثْتُ
geçirdim
فِيكُمْ
sizin aranızda
عُمُرًۭا
belli bir ömür
مِّن
daha önce
قَبْلِهِۦٓ ۚ
before it
أَفَلَا
hiç düşünmüyor musunuz?
تَعْقِلُونَ
you use reason

Ali BulaçDe ki: "Eğer Allah dileseydi, onu size okumazdım ve onu size bildirmezdi. Ben ondan önce sizin içinizde bir ömür sürdüm. Siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz

Elmalılı Hamdi YazırDe ki, "Eğer Allah dileseydi ben onu size okumazdım. O da onu hiçbir şekilde size bildirmezdi. Bilirsiniz ki, ben sizin içinizde bundan önce yıllarca bulundum. Siz hâlâ aklınızı başınıza toplamayacak mısınız

10:17
فَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّنِ ٱفۡتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا أَوۡ كَذَّبَ بِـَٔايَٰتِهِۦٓۚ إِنَّهُۥ لَا يُفۡلِحُ ٱلۡمُجۡرِمُونَ
فَمَنْ
kim olabilir?
أَظْلَمُ
daha zalim
مِمَّنِ
kimseden
ٱفْتَرَىٰ
uyduran
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
كَذِبًا
yalan
أَوْ
yahut
كَذَّبَ
yalanlayandan
بِـَٔايَـٰتِهِۦٓ ۚ
O'nun ayetlerini
إِنَّهُۥ
şüphesiz
لَا
kurtuluşa eremezler
يُفْلِحُ
will succeed
ٱلْمُجْرِمُونَ
suçlular

Ali BulaçAllah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden ve O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Şüphesiz O, suçlu-günahkarları kurtuluşa erdirmez

Elmalılı Hamdi YazırArtık bir yalanı Allah'a iftira eden veya O'nun âyetlerini inkar edenden daha zalim kim olabilir? Hiç şüphesiz o mücrimler iflah olmayacaklar

10:18 📚 1
وَيَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُمۡ وَلَا يَنفَعُهُمۡ وَيَقُولُونَ هَٰٓؤُلَآءِ شُفَعَٰٓؤُنَا عِندَ ٱللَّهِۚ قُلۡ أَتُنَبِّـُٔونَ ٱللَّهَ بِمَا لَا يَعۡلَمُ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَلَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ سُبۡحَٰنَهُۥ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشۡرِكُونَ
وَيَعْبُدُونَ
ve ibadet ediyorlar
مِن
bırakıp
دُونِ
other than
ٱللَّهِ
Allah'ı
مَا
şeylere
لَا
hiç
يَضُرُّهُمْ
bir zararı olmayan
وَلَا
ve
يَنفَعُهُمْ
yararı olmayan
وَيَقُولُونَ
ve diyorlar ki
هَـٰٓؤُلَآءِ
bunlar
شُفَعَـٰٓؤُنَا
bizim şefaatçilerimizdir
عِندَ
katında
ٱللَّهِ ۚ
Allah
قُلْ
de ki
أَتُنَبِّـُٔونَ
bildiriyor musunuz?
ٱللَّهَ
Allah'a
بِمَا
bir şeyi
لَا
bilmediği
يَعْلَمُ
he knows
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَلَا
ve
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ ۚ
the earth
سُبْحَـٰنَهُۥ
O münezzehtir
وَتَعَـٰلَىٰ
ve yücedir
عَمَّا
ortak koştuklarından
يُشْرِكُونَ
they associate (with Him)

Ali BulaçAllah'ı bırakıp kendilerine zarar vermeyecek ve yararları dokunmayacak şeylere kulluk ederler ve: "Bunlar Allah Katında bizim şefaatçilerimizdir" derler. De ki: "Siz, Allah'a, göklerde ve yerde bilmediği bir şey mi haber veriyorsunuz? O, sizin şirk koştuklarınızdan uzak ve Yücedir

Elmalılı Hamdi YazırAllah'ı bırakıyorlar da, kendilerine ne fayda, ne de zarar verebilecek olan şeylere tapıyorlar ve "Bunlar bizim Allah katında şefaatçilerimizdir." diyorlar. De ki, "Siz Allah'a göklerde ve yerde O'nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?" Allah onların ortak koştukları şeylerin hepsinden münezzehtir

10:19 📚 2
وَمَا كَانَ ٱلنَّاسُ إِلَّآ أُمَّةࣰ وَٰحِدَةࣰ فَٱخۡتَلَفُواْۚ وَلَوۡلَا كَلِمَةࣱ سَبَقَتۡ مِن رَّبِّكَ لَقُضِيَ بَيۡنَهُمۡ فِيمَا فِيهِ يَخۡتَلِفُونَ
وَمَا
ve
كَانَ
değildir
ٱلنَّاسُ
insanlar
إِلَّآ
ancak
أُمَّةًۭ
bir ümmettir
وَٰحِدَةًۭ
tek
فَٱخْتَلَفُوا۟ ۚ
sonradan ayrılığa düştüler
وَلَوْلَا
eğer olmasaydı
كَلِمَةٌۭ
bir takdir
سَبَقَتْ
önceden belirlenmiş
مِن
Rabbin tarafından
رَّبِّكَ
your Lord
لَقُضِىَ
kesin hüküm verilirdi
بَيْنَهُمْ
aralarında
فِيمَا
şeylerde
فِيهِ
onda
يَخْتَلِفُونَ
ayrılığa düştükleri

Ali Bulaçİnsanlar, tek bir ümmetten başka değildi; sonra anlaşmazlığa düştüler. Eğer Rabbinden geçmiş (verilmiş) bir söz olmasaydı, anlaşmazlığa düştükleri şey konusunda mutlaka aralarında hüküm verilmiş olurdu

Elmalılı Hamdi Yazırİnsanlar, aslında bir tek ümmet idiler, sonra ihtilafa düşüp ayrı ayrı oldular. Eğer Rabbinden bir karar çıkmamış olsa idi, ihtilaf edip durdukları şeyler hakkında şimdiye kadar aralarında çoktan hüküm verilmiş olurdu

10:20
وَيَقُولُونَ لَوۡلَآ أُنزِلَ عَلَيۡهِ ءَايَةࣱ مِّن رَّبِّهِۦۖ فَقُلۡ إِنَّمَا ٱلۡغَيۡبُ لِلَّهِ فَٱنتَظِرُوٓاْ إِنِّي مَعَكُم مِّنَ ٱلۡمُنتَظِرِينَ
وَيَقُولُونَ
ve diyorlar
لَوْلَآ
keşke
أُنزِلَ
indirilse
عَلَيْهِ
ona
ءَايَةٌۭ
bir mucize
مِّن
Rabbinden
رَّبِّهِۦ ۖ
his Lord
فَقُلْ
de ki
إِنَّمَا
ancak
ٱلْغَيْبُ
gayb
لِلَّهِ
Allah'ındır
فَٱنتَظِرُوٓا۟
bekleyin
إِنِّى
elbette ben de
مَعَكُم
sizinle birlikte
مِّنَ
bekleyenlerdenim
ٱلْمُنتَظِرِينَ
the ones who wait

Ali BulaçBir de derler ki: "Rabbinden üzerine bir ayet (mucize) indirilse ya!.." De ki: "Gayb yalnızca Allah'ındır, siz bekleyedurun; ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim

Elmalılı Hamdi YazırBir de "Ona Rabbinden daha başka bir âyet indirilse ya!" diyorlar. De ki: "Gaybı bilmek ancak Allah'a mahsustur, bekleyiniz bakalım, ben de sizinle beraber bekleyeceğim şüphesiz

10:21 📚 1
وَإِذَآ أَذَقۡنَا ٱلنَّاسَ رَحۡمَةࣰ مِّنۢ بَعۡدِ ضَرَّآءَ مَسَّتۡهُمۡ إِذَا لَهُم مَّكۡرࣱ فِيٓ ءَايَاتِنَاۚ قُلِ ٱللَّهُ أَسۡرَعُ مَكۡرًاۚ إِنَّ رُسُلَنَا يَكۡتُبُونَ مَا تَمۡكُرُونَ
وَإِذَآ
ve zaman
أَذَقْنَا
tattırdığımız
ٱلنَّاسَ
insanlara
رَحْمَةًۭ
genişlik
مِّنۢ
sonra
بَعْدِ
after
ضَرَّآءَ
bir darlıktan
مَسَّتْهُمْ
kendilerine dokunan
إِذَا
hemen
لَهُم
onların vardır
مَّكْرٌۭ
hileleri
فِىٓ
hakkında
ءَايَاتِنَا ۚ
ayetlerimiz
قُلِ
de ki
ٱللَّهُ
Allah
أَسْرَعُ
daha hızlıdır
مَكْرًا ۚ
düzen kurmada
إِنَّ
şüphesiz
رُسُلَنَا
elçilerimiz
يَكْتُبُونَ
yazmaktadırlar
مَا
sizin hilelerinizi
تَمْكُرُونَ
you plot

Ali Bulaçİnsanlara, şiddetli bir sıkıntı dokunduktan sonra, bir rahmet dokundurduğumuz zaman, ayetlerimiz konusunda hileli bir düzen kurmak (bir entrika çevirmek) onlar için (bir alışkanlık ve kötü bir edinim)dir. De ki: "Düzen kurmada (karşılık vermede) Allah daha hızlıdır. Şüphesiz, Bizim elçilerimiz, sizin 'geliştirmekte olduğunuz düzenleri' yazmaktadırlar

Elmalılı Hamdi Yazırİnsanlara dokunan bir sıkıntıdan sonra kendilerine bir rahmet tattırdığımız zaman, âyetlerimiz hakkında derhal bir takım hilekârlıklara girişirler. De ki: "Allah'ın hilesi daha çabuktur. Haberiniz olsun ki elçilerimiz yaptığınız hileleri yazıp duruyorlar

10:22 📚 6
هُوَ ٱلَّذِي يُسَيِّرُكُمۡ فِي ٱلۡبَرِّ وَٱلۡبَحۡرِۖ حَتَّىٰٓ إِذَا كُنتُمۡ فِي ٱلۡفُلۡكِ وَجَرَيۡنَ بِهِم بِرِيحࣲ طَيِّبَةࣲ وَفَرِحُواْ بِهَا جَآءَتۡهَا رِيحٌ عَاصِفࣱ وَجَآءَهُمُ ٱلۡمَوۡجُ مِن كُلِّ مَكَانࣲ وَظَنُّوٓاْ أَنَّهُمۡ أُحِيطَ بِهِمۡ دَعَوُاْ ٱللَّهَ مُخۡلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ لَئِنۡ أَنجَيۡتَنَا مِنۡ هَٰذِهِۦ لَنَكُونَنَّ مِنَ ٱلشَّٰكِرِينَ
هُوَ
O'dur
ٱلَّذِى
sizi gezdiren
يُسَيِّرُكُمْ
enables you to travel
فِى
karada
ٱلْبَرِّ
the land
وَٱلْبَحْرِ ۖ
ve denizde
حَتَّىٰٓ
hatta
إِذَا
zaman
كُنتُمْ
olduğunuz
فِى
gemide
ٱلْفُلْكِ
the ships
وَجَرَيْنَ
ve yürüttüğü (zaman)
بِهِم
bununla
بِرِيحٍۢ
bir rüzgârın
طَيِّبَةٍۢ
tatlı
وَفَرِحُوا۟
ve neşelendikleri sırada
بِهَا
onların bununla;
جَآءَتْهَا
birden çıkıp
رِيحٌ
bir fırtına
عَاصِفٌۭ
sert
وَجَآءَهُمُ
ve geldiğinde
ٱلْمَوْجُ
dalgalar
مِن
her
كُلِّ
every
مَكَانٍۢ
yönden
وَظَنُّوٓا۟
ve kanaat getirdiklerinde
أَنَّهُمْ
muhakkak onlar
أُحِيطَ
kuşatıldıklarına
بِهِمْ ۙ
kendilerinin
دَعَوُا۟
dua etmeye başlarlar
ٱللَّهَ
Allah'a
مُخْلِصِينَ
has kılarak
لَهُ
O'na
ٱلدِّينَ
dini
لَئِنْ
eğer
أَنجَيْتَنَا
bizi kurtarırsan
مِنْ
bundan
هَـٰذِهِۦ
this
لَنَكُونَنَّ
elbette olacağız
مِنَ
şükredenlerden
ٱلشَّـٰكِرِينَ
the thankful

Ali BulaçKarada ve denizde sizi gezdiren O'dur. Öyle ki siz gemide bulunduğunuz zaman, onlar da güzel bir rüzgarla onu yüzdürürlerken ve (tam) bununla sevinmektelerken, ona çılgınca bir rüzgar gelip çatar ve her yandan dalgalar onları kuşatıverir; onlar artık bu (dalgalarla) gerçekten kuşatıldıklarını sanmışlarken, dinde O'na 'gönülden katıksız bağlılar (muhlisler)' olarak Allah'a dua etmeye başlarlar: "Andolsun eğer bundan bizi kurtaracak olursan, muhakkak Sana şükredenlerden olacağız

Elmalılı Hamdi YazırSizi karada ve denizde gezdirip dolaştıran O'dur. Hatta gemilerde bulunduğunuz ve o gemiler, içindekilerle beraber hoş bir esinti ile akıp gittikleri ve tam keyiflendikleri sırada o gemilere şiddetli bir fırtına gelir çatar ve her taraftan onlara dalgalar gelmeye başlar. Bütünüyle kuşatılıp artık bittiklerini sanırlar. İşte o vakit tam ihlas ile Allah'a yalvarır ve dindar olurlar: "Eğer bizi buradan kurtarırsan, andolsun ki, şükredenlerden olacağız." derler. Sonra Allah onları oradan kurtarır, kurtulur kurtulmaz yeryüzünde çeşitli taşkınlıklara başlarlar. Ey insanlar taşkınlığınız sırf kendi zararınızadır. Şu değersiz dünya hayatının bir süre tadını çıkarınız, sonra nasıl olsa dönüp bize geleceksiniz. Biz de bütün yaptıklarınızı tek tek size haber vereceğiz

10:23 📚 2
فَلَمَّآ أَنجَىٰهُمۡ إِذَا هُمۡ يَبۡغُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ بِغَيۡرِ ٱلۡحَقِّۗ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّمَا بَغۡيُكُمۡ عَلَىٰٓ أَنفُسِكُمۖ مَّتَٰعَ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَاۖ ثُمَّ إِلَيۡنَا مَرۡجِعُكُمۡ فَنُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
فَلَمَّآ
ne zaman ki
أَنجَىٰهُمْ
kurtarır onları
إِذَا
hemen
هُمْ
onlar
يَبْغُونَ
taşkınlık etmeye başlarlar
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
بِغَيْرِ
haksız yere
ٱلْحَقِّ ۗ
[the] right
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
إِنَّمَا
gerçekte
بَغْيُكُمْ
taşkınlığınız
عَلَىٰٓ
aleyhinize olan
أَنفُسِكُم ۖ
kendinizin
مَّتَـٰعَ
geçici zevkleridir
ٱلْحَيَوٰةِ
hayatının
ٱلدُّنْيَا ۖ
dünya
ثُمَّ
sonra
إِلَيْنَا
bizedir
مَرْجِعُكُمْ
dönüşünüz
فَنُنَبِّئُكُم
ve size bildiririz
بِمَا
şeyi
كُنتُمْ
olduğunuz
تَعْمَلُونَ
yapıyor

Ali BulaçAma (Allah) onları kurtarınca, hemen haksız yere, yeryüzünde taşkınlığa koyulurlar. Ey insanlar, sizin taşkınlığınız, ancak kendi aleyhinizedir; (bu) dünya hayatının geçici metaıdır. Sonra dönüşünüz Bizedir, Biz de yaptıklarınızı size haber vereceğiz

Elmalılı Hamdi YazırSonra Allah onları oradan kurtarır, kurtulur kurtulmaz yeryüzünde çeşitli taşkınlıklara başlarlar. Ey insanlar taşkınlığınız sırf kendi zararınızadır. Şu değersiz dünya hayatının bir süre tadını çıkarınız, sonra nasıl olsa dönüp bize geleceksiniz. Biz de bütün yaptıklarınızı tek tek size haber vereceğiz

10:24 📚 8
إِنَّمَا مَثَلُ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا كَمَآءٍ أَنزَلۡنَٰهُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ فَٱخۡتَلَطَ بِهِۦ نَبَاتُ ٱلۡأَرۡضِ مِمَّا يَأۡكُلُ ٱلنَّاسُ وَٱلۡأَنۡعَٰمُ حَتَّىٰٓ إِذَآ أَخَذَتِ ٱلۡأَرۡضُ زُخۡرُفَهَا وَٱزَّيَّنَتۡ وَظَنَّ أَهۡلُهَآ أَنَّهُمۡ قَٰدِرُونَ عَلَيۡهَآ أَتَىٰهَآ أَمۡرُنَا لَيۡلًا أَوۡ نَهَارࣰ ا فَجَعَلۡنَٰهَا حَصِيدࣰ ا كَأَن لَّمۡ تَغۡنَ بِٱلۡأَمۡسِۚ كَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ ٱلۡأٓيَٰتِ لِقَوۡمࣲ يَتَفَكَّرُونَ
إِنَّمَا
ancak
مَثَلُ
örneği
ٱلْحَيَوٰةِ
hayatının
ٱلدُّنْيَا
dünya
كَمَآءٍ
suya benzer
أَنزَلْنَـٰهُ
indirdiğimiz
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
فَٱخْتَلَطَ
birbirine karıştığı
بِهِۦ
onunla
نَبَاتُ
bitkilerinin
ٱلْأَرْضِ
yeryüzü
مِمَّا
öyle ki
يَأْكُلُ
yer
ٱلنَّاسُ
insanlar
وَٱلْأَنْعَـٰمُ
ve hayvanlar
حَتَّىٰٓ
sonuçta
إِذَآ
sırada
أَخَذَتِ
alıp
ٱلْأَرْضُ
yeryüzü
زُخْرُفَهَا
güzelliğini
وَٱزَّيَّنَتْ
ve süslendiği
وَظَنَّ
ve sandıkları
أَهْلُهَآ
sahiplerinin
أَنَّهُمْ
gerçekten
قَـٰدِرُونَ
kadir olduklarını
عَلَيْهَآ
bunlara
أَتَىٰهَآ
gelir
أَمْرُنَا
emrimiz
لَيْلًا
gece
أَوْ
veya
نَهَارًۭا
gündüz
فَجَعَلْنَـٰهَا
böylece onları çeviririz
حَصِيدًۭا
biçilmiş hale
كَأَن
gibi
لَّمْ
hiç yokmuş
تَغْنَ
it had flourished
بِٱلْأَمْسِ ۚ
bir gün önce
كَذَٰلِكَ
işte böyle
نُفَصِّلُ
ayrıntılı olarak açıklıyoruz
ٱلْـَٔايَـٰتِ
ayetlerimizi
لِقَوْمٍۢ
topluluk için
يَتَفَكَّرُونَ
düşünen

Ali BulaçDünya hayatının örneği, ancak gökten indirdiğimiz, onunla insanların ve hayvanların yediği yeryüzünün bitkisi karışmış olan bir su gibidir. Öyle ki yer, güzelliğini takınıp süslendiği ve ahalisi gerçekten ona güç yetirdiklerini sanmışlarken (işte tam bu sırada) gece veya gündüz ona emrimiz gelmiştir de, dün sanki hiçbir zenginliği yokmuş gibi, onu kökünden biçilip atılmış bir durumda kılmışız. Düşünen bir topluluk için Biz ayetleri böyle birer birer açıklarız

Elmalılı Hamdi YazırDünya hayatının misali şöyledir: Gökten indirdiğimiz su ile, insanların ve hayvanların yediği bitkiler birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü süslerini takınıp süslendiği ve sahipleri kendilerini ona gücü yeter sandıkları bir sırada, geceleyin veya gündüzün, ona emrimiz gelivermiştir, ansızın ona öyle bir tırpan atıvermişiz de sanki bir gün önce orada hiçbir şenlik yokmuş gibi oluvermiştir. Düşünen bir kavim için âyetlerimizi işte böyle açıklarız

10:25
وَٱللَّهُ يَدۡعُوٓاْ إِلَىٰ دَارِ ٱلسَّلَٰمِ وَيَهۡدِي مَن يَشَآءُ إِلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ‏
وَٱللَّهُ
Allah
يَدْعُوٓا۟
çağırır
إِلَىٰ
yurduna
دَارِ
(the) Home
ٱلسَّلَـٰمِ
esenlik
وَيَهْدِى
ve iletir
مَن
kimseyi
يَشَآءُ
dilediği
إِلَىٰ
yola
صِرَٰطٍۢ
(the) straight path
مُّسْتَقِيمٍۢ
doğru

Ali BulaçAllah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir

Elmalılı Hamdi YazırAllah, selamet yurduna çağırıyor ve dilediğini de doğru yola hidayet ediyor

10:26 📚 1
۞لِّلَّذِينَ أَحۡسَنُواْ ٱلۡحُسۡنَىٰ وَزِيَادَةࣱۖ وَلَا يَرۡهَقُ وُجُوهَهُمۡ قَتَرࣱ وَلَا ذِلَّةٌۚ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَنَّةِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ
۞ لِّلَّذِينَ
kimselere vardır
أَحْسَنُوا۟
iyilik eden(lere)
ٱلْحُسْنَىٰ
daha iyisi
وَزِيَادَةٌۭ ۖ
ve fazlası
وَلَا
bürümez
يَرْهَقُ
(will) cover
وُجُوهَهُمْ
onların yüzlerini
قَتَرٌۭ
karalık
وَلَا
ve aşağılık
ذِلَّةٌ ۚ
humiliation
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte bunlar
أَصْحَـٰبُ
ehlidirler
ٱلْجَنَّةِ ۖ
cennet
هُمْ
onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
sürekli kalıcıdırlar

Ali BulaçGüzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır

Elmalılı Hamdi Yazırİyi iş, güzel amel yapanlara daha güzeli ve daha fazlasıyla karşılık vardır. Yüzlerine ne kara bulaşır, ne de aşağılanırlar. Cennet ehli işte bunlardır. Orada ebedî kalacaklardır

10:27
وَٱلَّذِينَ كَسَبُواْ ٱلسَّيِّـَٔاتِ جَزَآءُ سَيِّئَةِۭ بِمِثۡلِهَا وَتَرۡهَقُهُمۡ ذِلَّةࣱۖ مَّا لَهُم مِّنَ ٱللَّهِ مِنۡ عَاصِمࣲۖ كَأَنَّمَآ أُغۡشِيَتۡ وُجُوهُهُمۡ قِطَعࣰ ا مِّنَ ٱلَّيۡلِ مُظۡلِمًاۚ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ
وَٱلَّذِينَ
kimselere gelince
كَسَبُوا۟
kazanan(lara)
ٱلسَّيِّـَٔاتِ
kötülükler
جَزَآءُ
ceza verilir
سَيِّئَةٍۭ
bir kötülüğe
بِمِثْلِهَا
aynıyla
وَتَرْهَقُهُمْ
ve bürür
ذِلَّةٌۭ ۖ
bir aşağılık
مَّا
yoktur
لَهُم
onlar için
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
مِنْ
kurtaracak
عَاصِمٍۢ ۖ
defender
كَأَنَّمَآ
gibidir
أُغْشِيَتْ
kaplanmış
وُجُوهُهُمْ
yüzleri
قِطَعًۭا
parçalarıyla
مِّنَ
bir gecenin
ٱلَّيْلِ
the darkness (of) night
مُظْلِمًا ۚ
kapkaranlık
أُو۟لَـٰٓئِكَ
bunlar
أَصْحَـٰبُ
ehlidirler
ٱلنَّارِ ۖ
cehennem
هُمْ
onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
sürekli kalıcıdırlar

Ali BulaçKötülükler kazanmış olanlar ise; her bir kötülüğün karşılığı, kendi misliyledir. Bunları bir zillet sarıp kaplar. Onları Allah'tan (kurtaracak) hiçbir koruyucu yok. Onların yüzleri, sanki bir karanlık gecenin parçalarına bürünmüş gibidir. İşte bunlar ateşin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır

Elmalılı Hamdi YazırKötülük kazanmış olanlara gelince, kötülüğün cezası, misli kadardır. Ve onları bir aşağılık ve eziklik kaplar. Onlar için Allah'dan başka hiçbir kurtarıcı yoktur. Yüzleri karanlık gecelerden bir parçaya bürünmüş gibidir. İşte onlar cehennem ehlidir. Orada ebedî kalacaklardır

10:28
وَيَوۡمَ نَحۡشُرُهُمۡ جَمِيعࣰ ا ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذِينَ أَشۡرَكُواْ مَكَانَكُمۡ أَنتُمۡ وَشُرَكَآؤُكُمۡۚ فَزَيَّلۡنَا بَيۡنَهُمۡۖ وَقَالَ شُرَكَآؤُهُم مَّا كُنتُمۡ إِيَّانَا تَعۡبُدُونَ
وَيَوْمَ
ve o gün
نَحْشُرُهُمْ
onları biraraya toplarız
جَمِيعًۭا
tümünü
ثُمَّ
sonra
نَقُولُ
deriz
لِلَّذِينَ
kimselere
أَشْرَكُوا۟
ortak koşan(lara)
مَكَانَكُمْ
(haydi) yerlerinize!
أَنتُمْ
siz
وَشُرَكَآؤُكُمْ ۚ
ve ortak koştuklarınız
فَزَيَّلْنَا
böylece ayırırız
بَيْنَهُمْ ۖ
onları birbirlerinden
وَقَالَ
ve (şöyle) derler
شُرَكَآؤُهُم
koştukları ortaklar
مَّا
siz değildiniz
كُنتُمْ
you used (to)
إِيَّانَا
bize
تَعْبُدُونَ
ibadet ediyor

Ali BulaçO gün, onların tümünü birarada toplayacağız, sonra şirk katanlara: "Yerinizden ayrılmayınız; siz de, şirk koştuklarınız da" diyeceğiz. Artık onların arasını açmışızdır. Şirk koştukları derler ki: "Siz bize ibadet ediyor değildiniz

Elmalılı Hamdi YazırO gün ki, hepsini mahşere toplayacağız, sonra da o şirk koşanlara "Haydi yerlerinize! Siz de, ortak koştuklarınız da!" diyeceğiz. Artık aralarını iyice açmışız. O ortak koştukları şeyler, "Siz bize tapmıyordunuz ki." diyecekler

10:29
فَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدَۢا بَيۡنَنَا وَبَيۡنَكُمۡ إِن كُنَّا عَنۡ عِبَادَتِكُمۡ لَغَٰفِلِينَ
فَكَفَىٰ
şimdi yeter
بِٱللَّهِ
Allah
شَهِيدًۢا
şahit olarak
بَيْنَنَا
aramızda
وَبَيْنَكُمْ
ve sizin aranızda
إِن
şüphesiz
كُنَّا
biz idik
عَنْ
sizin tapınmanızdan
عِبَادَتِكُمْ
your worship
لَغَـٰفِلِينَ
habersiz

Ali BulaçBizim ile sizin aranızda şahid olarak Allah yeter. Gerçekten biz, sizin ibadetinizden habersizdik

Elmalılı Hamdi YazırŞimdi sizinle bizim aramızda şahit olarak Allah yeter. Sizin bize ibadet ettiğinizden bizim haberimiz yoktur" (diyecekler)

10:30
هُنَالِكَ تَبۡلُواْ كُلُّ نَفۡسࣲ مَّآ أَسۡلَفَتۡۚ وَرُدُّوٓاْ إِلَى ٱللَّهِ مَوۡلَىٰهُمُ ٱلۡحَقِّۖ وَضَلَّ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يَفۡتَرُونَ
هُنَالِكَ
işte orada
تَبْلُوا۟
hesabını verir
كُلُّ
her
نَفْسٍۢ
can
مَّآ
önceden işlemiş olduğunun
أَسْلَفَتْ ۚ
it did previously
وَرُدُّوٓا۟
ve döndürülmüşlerdir
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
مَوْلَىٰهُمُ
mevlaları olan
ٱلْحَقِّ ۖ
gerçek
وَضَلَّ
ve kaybolmuştur
عَنْهُم
kendilerinden
مَّا
şeyler ise
كَانُوا۟
oldukları
يَفْتَرُونَ
uyduruyor(lar)

Ali Bulaçİşte orada, her nefis önceden yaptıklarıyla imtihana çekilmiş olacak ve onlar asıl-gerçek mevlaları olan Allah'a döndürülecekler. Yalan yere uydurdukları da, kendilerinden kaybolup uzaklaşacaklar

Elmalılı Hamdi Yazırİşte burada herkes geçmişte yaptığını bulacak. Ve gerçek mevlaları olan Allah'a döndürülecekler. İftira edip uydurdukları şeyler de kendilerinden büsbütün uzaklaşıp gidecek

10:31 📚 9
قُلۡ مَن يَرۡزُقُكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِ أَمَّن يَمۡلِكُ ٱلسَّمۡعَ وَٱلۡأَبۡصَٰرَ وَمَن يُخۡرِجُ ٱلۡحَيَّ مِنَ ٱلۡمَيِّتِ وَيُخۡرِجُ ٱلۡمَيِّتَ مِنَ ٱلۡحَيِّ وَمَن يُدَبِّرُ ٱلۡأَمۡرَۚ فَسَيَقُولُونَ ٱللَّهُۚ فَقُلۡ أَفَلَا تَتَّقُونَ
قُلْ
de ki
مَن
kimdir?
يَرْزُقُكُم
sizi rızıklandıran
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
وَٱلْأَرْضِ
ve yerden
أَمَّن
yahut kimdir?
يَمْلِكُ
sahip olan
ٱلسَّمْعَ
kulaklara
وَٱلْأَبْصَـٰرَ
ve gözlere
وَمَن
ve kimdir?
يُخْرِجُ
çıkaran
ٱلْحَىَّ
diriyi
مِنَ
ölüden
ٱلْمَيِّتِ
the dead
وَيُخْرِجُ
ve çıkaran
ٱلْمَيِّتَ
ölüyü
مِنَ
diriden
ٱلْحَىِّ
the living
وَمَن
ve kimdir?
يُدَبِّرُ
düzene koyan
ٱلْأَمْرَ ۚ
işleri
فَسَيَقُولُونَ
diyecekler
ٱللَّهُ ۚ
Allah
فَقُلْ
de ki
أَفَلَا
öyleyse
تَتَّقُونَ
sakınmıyor musunuz?

Ali BulaçDe ki: "Göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip-çeviren kimdir? Onlar: "Allah" diyeceklerdir. Öyleyse de ki: "Peki siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız

Elmalılı Hamdi YazırDe ki, "size gökten ve yerden kim rızık veriyor? O, kulaklara ve gözlere hükmeden kim? Ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran kim? İşleri idare eden kim?" Hemen "Allah'dır" diyecekler. De ki, "O halde Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız

10:32 📚 1
فَذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمُ ٱلۡحَقُّۖ فَمَاذَا بَعۡدَ ٱلۡحَقِّ إِلَّا ٱلضَّلَٰلُۖ فَأَنَّىٰ تُصۡرَفُونَ
فَذَٰلِكُمُ
işte budur
ٱللَّهُ
Allah
رَبُّكُمُ
sizin Rabbiniz olan
ٱلْحَقُّ ۖ
gerçek
فَمَاذَا
ne vardır?
بَعْدَ
dışında
ٱلْحَقِّ
gerçeğin
إِلَّا
başka
ٱلضَّلَـٰلُ ۖ
sapıklıktan
فَأَنَّىٰ
öyleyse nasıl?
تُصْرَفُونَ
döndürülüyorsunuz

Ali Bulaçİşte bu, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah'tır. Öyleyse haktan sonra sapıklıktan başka ne var? Peki, nasıl hala çevriliyorsunuz

Elmalılı Hamdi Yazırİşte o Allah sizin gerçek Rabbinizdir. Gerçeğin dışında sapıklıktan başka ne vardır? O halde haktan nasıl çevriliyorsunuz

10:33
كَذَٰلِكَ حَقَّتۡ كَلِمَتُ رَبِّكَ عَلَى ٱلَّذِينَ فَسَقُوٓاْ أَنَّهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ
كَذَٰلِكَ
böylece
حَقَّتْ
gerçekleşmiş oldu
كَلِمَتُ
sözü
رَبِّكَ
Rabbinin
عَلَى
hakkındaki
ٱلَّذِينَ
kimseler
فَسَقُوٓا۟
yoldan çıkmış(lar)
أَنَّهُمْ
onlar
لَا
iman etmezler
يُؤْمِنُونَ
believe

Ali BulaçBöylece Rabbinin sözü o fasık kimseler üzerinde (şöyle) gerçekleşmiştir ki: "Onlar şüphesiz iman etmezler

Elmalılı Hamdi YazırHak dinden çıkmış fasıklara Rabbinin kelimesi şöyle gerçekleşti: Onlar artık imana gelmezler

10:34
قُلۡ هَلۡ مِن شُرَكَآئِكُم مَّن يَبۡدَؤُاْ ٱلۡخَلۡقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥۚ قُلِ ٱللَّهُ يَبۡدَؤُاْ ٱلۡخَلۡقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥۖ فَأَنَّىٰ تُؤۡفَكُونَ
قُلْ
de ki
هَلْ
var mıdır?
مِن
sizin ortak koştuklarınızdan
شُرَكَآئِكُم
your partners
مَّن
bir kimse
يَبْدَؤُا۟
ilk kez gerçekleştirip
ٱلْخَلْقَ
yaratma işini
ثُمَّ
sonra
يُعِيدُهُۥ ۚ
yeniden diriltecek
قُلِ
de ki
ٱللَّهُ
Allah
يَبْدَؤُا۟
ilk kez gerçekleştirip
ٱلْخَلْقَ
yaratma işini
ثُمَّ
sonra
يُعِيدُهُۥ ۖ
yeniden diriltir
فَأَنَّىٰ
artık nasıl?
تُؤْفَكُونَ
çevriliyorsunuz

Ali BulaçDe ki: "Sizin şirk koştuklarınızdan ilk kez yaratacak, sonra onu iade edecek olan var mı?" De ki: "Allah yaratmayı (ilkin) başlatır, sonra onu iade eder. Öyleyse nasıl çevriliyorsunuz

Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Allah'a eş tuttuğunuz ortaklarınızdan, önce yaratıp, sonra da onu çevirip yeniden diriltecek var mı?" De ki, "Önce yaratıp, sonra da onu yeniden yaratacak olan Allah'dır. O halde nasıl yoldan saptırılıyor, döndürülüyorsunuz

10:35
قُلۡ هَلۡ مِن شُرَكَآئِكُم مَّن يَهۡدِيٓ إِلَى ٱلۡحَقِّۚ قُلِ ٱللَّهُ يَهۡدِي لِلۡحَقِّۗ أَفَمَن يَهۡدِيٓ إِلَى ٱلۡحَقِّ أَحَقُّ أَن يُتَّبَعَ أَمَّن لَّا يَهِدِّيٓ إِلَّآ أَن يُهۡدَىٰۖ فَمَا لَكُمۡ كَيۡفَ تَحۡكُمُونَ
قُلْ
de ki
هَلْ
var mıdır?
مِن
sizin ortak koştuklarınızdan
شُرَكَآئِكُم
your partners
مَّن
bir kimse
يَهْدِىٓ
iletecek
إِلَى
hakka
ٱلْحَقِّ ۚ
the truth
قُلِ
de ki
ٱللَّهُ
Allah
يَهْدِى
iletir
لِلْحَقِّ ۗ
hakka
أَفَمَن
kimse mi?
يَهْدِىٓ
ileten
إِلَى
hakka
ٱلْحَقِّ
the truth
أَحَقُّ
daha lâyıktır
أَن
uyulmaya
يُتَّبَعَ
he should be followed
أَمَّن
yoksa kimse mi?
لَّا
doğru yolu bulamayan
يَهِدِّىٓ
guide
إِلَّآ
dışında
أَن
kendisi yöneltilmesi
يُهْدَىٰ ۖ
he is guided
فَمَا
ne oluyor
لَكُمْ
size
كَيْفَ
nasıl
تَحْكُمُونَ
hüküm veriyorsunuz

Ali BulaçDe ki: "Sizin şirk koştuklarınızdan hakka ulaştırabilecek var mı?" De ki: "Hakka ulaştıracak Allah'tır. Öyleyse, hakka ulaştıran mı uyulmaya daha hak sahibidir, yoksa doğru yola ulaştırılmadıkça kendisi hidayete ulaşmayan mı? Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz

Elmalılı Hamdi YazırDe ki, "Ortak koştuklarınızdan doğru yolu gösterecek olan var mıdır?" Deki, "Allah, hak olan doğru yola hidayet eder. O halde doğru yola hidayet eden mi kendisine uyulmaya daha layıktır, yoksa kendisine yol gösterilmeyince onu bulamayan mı daha layıktır. O halde ne oluyorsunuz? Nasıl hükmediyorsunuz

10:36 📚 2
وَمَا يَتَّبِعُ أَكۡثَرُهُمۡ إِلَّا ظَنًّاۚ إِنَّ ٱلظَّنَّ لَا يُغۡنِي مِنَ ٱلۡحَقِّ شَيۡـًٔاۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمُۢ بِمَا يَفۡعَلُونَ
وَمَا
ve
يَتَّبِعُ
uymamaktadır
أَكْثَرُهُمْ
onların çoğu
إِلَّا
başkasına
ظَنًّا ۚ
zandan
إِنَّ
şüphesiz
ٱلظَّنَّ
zan ise
لَا
kazandırmaz
يُغْنِى
avail
مِنَ
gerçek açısından
ٱلْحَقِّ
the truth
شَيْـًٔا ۚ
bir şey
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَلِيمٌۢ
bilmektedir
بِمَا
şeyleri
يَفْعَلُونَ
onların yaptıkları

Ali BulaçOnların çoğunluğu zandan başkasına uymaz. Gerçekten zan ise, haktan hiçbir şeyi sağlayamaz. Şüphesiz Allah, onların işlemekte olduklarını bilendir

Elmalılı Hamdi YazırOnların birçoğu zandan başka bir şeye uymaz. Zan ise haktan hiç bir şeyin yerini tutmaz. Şüphesiz ki, Allah onların ne yaptıklarını bilir

10:37
وَمَا كَانَ هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانُ أَن يُفۡتَرَىٰ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلَٰكِن تَصۡدِيقَ ٱلَّذِي بَيۡنَ يَدَيۡهِ وَتَفۡصِيلَ ٱلۡكِتَٰبِ لَا رَيۡبَ فِيهِ مِن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
وَمَا
ve
كَانَ
değildir
هَـٰذَا
bu
ٱلْقُرْءَانُ
Kur'an
أَن
uydurulmuş
يُفْتَرَىٰ
(it could be) produced
مِن
başkası tarafından
دُونِ
other than Allah
ٱللَّهِ
Allah'tandır
وَلَـٰكِن
ve ancak
تَصْدِيقَ
doğrulayıcıdır
ٱلَّذِى
arasındakini
بَيْنَ
(was) before it
يَدَيْهِ
iki eli
وَتَفْصِيلَ
ve açıklayıcıdır
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitab'ı
لَا
şüphe yoktur
رَيْبَ
doubt
فِيهِ
onda
مِن
Rabbi'ndendir
رَّبِّ
(the) Lord
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Ali BulaçBu Kur'an, Allah'tan başkası tarafından yalan olarak uydurulmuş değildir. Ancak bu, önündekileri doğrulayan ve kitabı ayrıntılı olarak açıklayandır. Bunda hiç şüphe yoktur, alemlerin Rabbindendir

Elmalılı Hamdi YazırBu Kur'ân, Allah'dan başkası tarafından uydurulamaz, lâkin kendinden önceki kitapları tasdik eder ve o kitabı (levhi mahfuzu) ayrıntılı olarak açıklar. Onda şüphe edilecek hiç bir şey yoktur. Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir

10:38 📚 2
أَمۡ يَقُولُونَ ٱفۡتَرَىٰهُۖ قُلۡ فَأۡتُواْ بِسُورَةࣲ مِّثۡلِهِۦ وَٱدۡعُواْ مَنِ ٱسۡتَطَعۡتُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
أَمْ
yoksa
يَقُولُونَ
diyorlar
ٱفْتَرَىٰهُ ۖ
O'nu kendisi uydurdu
قُلْ
de ki
فَأْتُوا۟
getirin
بِسُورَةٍۢ
bir sure
مِّثْلِهِۦ
onun benzeri
وَٱدْعُوا۟
ve çağırın
مَنِ
gücünüz yeteni
ٱسْتَطَعْتُم
you can
مِّن
başka
دُونِ
besides Allah
ٱللَّهِ
Allah'tan
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğru sözlü

Ali BulaçYoksa: "Bunu kendisi yalan olarak uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Bunun benzeri olan bir sûre getirin ve eğer gerçekten doğru sözlüyseniz Allah'tan başka çağırabildiklerinizi çağırın

Elmalılı Hamdi YazırOnu o (peygamber) uydurdu" mu diyorlar? De ki; "Haydi siz de onun gibi bir sûre getirin ve Allah'dan başka, çağırabileceğiniz kim varsa onu da yardıma çağırın. Eğer sözünüzde sadık iseniz (bunu yapın)

10:39 📚 1
بَلۡ كَذَّبُواْ بِمَا لَمۡ يُحِيطُواْ بِعِلۡمِهِۦ وَلَمَّا يَأۡتِهِمۡ تَأۡوِيلُهُۥۚ كَذَٰلِكَ كَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۖ فَٱنظُرۡ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلظَّٰلِمِينَ
بَلْ
hayır
كَذَّبُوا۟
yalanladılar
بِمَا
şeyi
لَمْ
kavrayamadıkları
يُحِيطُوا۟
they could encompass
بِعِلْمِهِۦ
ilmini
وَلَمَّا
ve
يَأْتِهِمْ
kendilerine gelmeyen
تَأْوِيلُهُۥ ۚ
yorumu
كَذَٰلِكَ
böyle
كَذَّبَ
yalanlamışlardı
ٱلَّذِينَ
kimseler de
مِن
onlardan önceki(ler)
قَبْلِهِمْ ۖ
before them
فَٱنظُرْ
bir bak
كَيْفَ
nasıl
كَانَ
olduğuna
عَـٰقِبَةُ
sonlarının
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimlerin

Ali BulaçHayır, onlar ilmini kuşatamadıkları ve kendilerine henüz yorumu gelmemiş bir şeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Zulmedenlerin nasıl bir sonuca uğradıklarına bir bak

Elmalılı Hamdi YazırHayır. Onlar bilgileriyle kavrayamadıkları, te'vili de kendilerine hiç gelmemiş olan bir şeyi yalan saydılar. Bunlardan önce gelip geçenler de yine böyle inkâr etmişlerdi, amma bak zalimlerin akıbeti nasıl oldu

10:40
وَمِنۡهُم مَّن يُؤۡمِنُ بِهِۦ وَمِنۡهُم مَّن لَّا يُؤۡمِنُ بِهِۦۚ وَرَبُّكَ أَعۡلَمُ بِٱلۡمُفۡسِدِينَ
وَمِنْهُم
ve içlerinde vardır
مَّن
kimse
يُؤْمِنُ
iman eden
بِهِۦ
ona
وَمِنْهُم
ve içlerinde vardır
مَّن
kimse
لَّا
iman etmeyen de
يُؤْمِنُ
believe
بِهِۦ ۚ
ona
وَرَبُّكَ
ve Rabbin
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
بِٱلْمُفْسِدِينَ
bozguncuları

Ali BulaçOnlardan ona inananlar var ve ona inanmayanlar da vardır. Rabbin bozgunculuk çıkaranları daha iyi bilir

Elmalılı Hamdi YazırOnlardan ona (Kur'ân'a) inanacaklar da var, inanmayacaklar da var. Rabbin fesatçıları en iyi bilendir

10:41
وَإِن كَذَّبُوكَ فَقُل لِّي عَمَلِي وَلَكُمۡ عَمَلُكُمۡۖ أَنتُم بَرِيٓـُٔونَ مِمَّآ أَعۡمَلُ وَأَنَا۠ بَرِيٓءࣱ مِّمَّا تَعۡمَلُونَ
وَإِن
ve eğer
كَذَّبُوكَ
seni yalanlarlarsa
فَقُل
de ki
لِّى
banadır
عَمَلِى
benim yaptığım
وَلَكُمْ
ve sizedir
عَمَلُكُمْ ۖ
sizin yaptığınız
أَنتُم
siz
بَرِيٓـُٔونَ
uzaksınız
مِمَّآ
benim yaptığımdan
أَعْمَلُ
I do
وَأَنَا۠
ve ben de
بَرِىٓءٌۭ
uzağım
مِّمَّا
sizin yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ
you do

Ali BulaçEğer seni yalanlarlarsa, onlara de ki: "Benim yaptıklarım benim, sizin yaptıklarınız sizindir. Siz benim yaptıklarımdan uzaksınız ve ben de sizin yaptıklarınızdan uzağım

Elmalılı Hamdi YazırEğer seni inkâr etmeyi sürdürürlerse, de ki; "Benim amelim bana, sizin ameliniz de size aittir. Benim yapacağım sizi ilgilendirmez, sizin yapacağınız da beni ilgilendirmez

10:42
وَمِنۡهُم مَّن يَسۡتَمِعُونَ إِلَيۡكَۚ أَفَأَنتَ تُسۡمِعُ ٱلصُّمَّ وَلَوۡ كَانُواْ لَا يَعۡقِلُونَ
وَمِنْهُم
içlerinde vardır
مَّن
kimseler
يَسْتَمِعُونَ
dinleyenler
إِلَيْكَ ۚ
seni
أَفَأَنتَ
sen
تُسْمِعُ
duyurabilecek misin?
ٱلصُّمَّ
sağırlara
وَلَوْ
üstelik
كَانُوا۟
akıl etmiyorlarsa
لَا
(do) not
يَعْقِلُونَ
use reason

Ali BulaçOnlardan seni dinleyecekler vardır. Ama hiç duymayan -sağırlara -üstelik hiç akılları ermiyorsa- sen mi duyuracaksın

Elmalılı Hamdi Yazırİçlerinden seni dinlemeye gelenler de var. Sen, sağırlara, üstelik akılsız da olanlara dinletebilir misin

10:43
وَمِنۡهُم مَّن يَنظُرُ إِلَيۡكَۚ أَفَأَنتَ تَهۡدِي ٱلۡعُمۡيَ وَلَوۡ كَانُواْ لَا يُبۡصِرُونَ
وَمِنْهُم
ve onlardan vardır
مَّن
kimseler
يَنظُرُ
bakan(lar)
إِلَيْكَ ۚ
sana
أَفَأَنتَ
sen
تَهْدِى
doğru yola iletebilecek misin?
ٱلْعُمْىَ
körleri
وَلَوْ
ve eğer
كَانُوا۟
görmüyorlarsa
لَا
(do) not
يُبْصِرُونَ
see

Ali BulaçVe sana bakacak olanlar vardır. Ama kör olanları -üstelik basiretleri de yoksa- sen mi doğru yola ulaştıracaksın

Elmalılı Hamdi Yazırİçlerinden sana bakanlar da var. Fakat sen, körlere, üstelik basiretleri de yoksa hidayet edip yol gösterebilecek misin

10:44
إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَظۡلِمُ ٱلنَّاسَ شَيۡـࣰٔ ا وَلَٰكِنَّ ٱلنَّاسَ أَنفُسَهُمۡ يَظۡلِمُونَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
haksızlık etmez
يَظْلِمُ
wrong
ٱلنَّاسَ
insanlara
شَيْـًۭٔا
hiçbir
وَلَـٰكِنَّ
ancak
ٱلنَّاسَ
insanlar
أَنفُسَهُمْ
kendi kendilerine
يَظْلِمُونَ
haksızlık ederler

Ali BulaçŞüphesiz Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar

Elmalılı Hamdi YazırŞurası kesindir ki Allah, insanlara zerre kadar zulmetmez. Ne var ki, insanlar kendi kendilerine zulmedip duruyorlar

10:45
وَيَوۡمَ يَحۡشُرُهُمۡ كَأَن لَّمۡ يَلۡبَثُوٓاْ إِلَّا سَاعَةࣰ مِّنَ ٱلنَّهَارِ يَتَعَارَفُونَ بَيۡنَهُمۡۚ قَدۡ خَسِرَ ٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ بِلِقَآءِ ٱللَّهِ وَمَا كَانُواْ مُهۡتَدِينَ
وَيَوْمَ
ve gün
يَحْشُرُهُمْ
onları toplayacağımız
كَأَن
sanki gibi
لَّمْ
kalmamışlar
يَلْبَثُوٓا۟
they had not remained
إِلَّا
bile
سَاعَةًۭ
bir anı kadar
مِّنَ
gündüzden
ٱلنَّهَارِ
the day
يَتَعَارَفُونَ
tanışırlar
بَيْنَهُمْ ۚ
kendi aralarında
قَدْ
muhakkak
خَسِرَ
zarara uğramışlardır
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَذَّبُوا۟
yalanlayan(lar)
بِلِقَآءِ
kavuşmayı
ٱللَّهِ
Allah'a
وَمَا
ve
كَانُوا۟
doğru yola girmeyenler
مُهْتَدِينَ
the guided ones

Ali BulaçGündüzün bir saatinden başka sanki hiç ömür sürmemişler gibi onları birarada toplayacağı gün, onlar birbirlerini tanımış olacaklar. Allah'a kavuşmayı yalanlayanlar gerçekten hüsrana uğramışlardır. Onlar hidayete ermiş (kimseler) değildi

Elmalılı Hamdi YazırAllah'ın onları haşredip toplayacağı günde, sanki onlar dünyada gündüz bir parça kalmışlar da aralarında tanışmışlar gibi olacak. Allah'ın huzuruna çıkacaklarına inanmamış ve doğru yolu tutmamış olanlar hiç şüphesiz en büyük ziyana uğramış olacaklar

10:46 📚 3
وَإِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعۡضَ ٱلَّذِي نَعِدُهُمۡ أَوۡ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَإِلَيۡنَا مَرۡجِعُهُمۡ ثُمَّ ٱللَّهُ شَهِيدٌ عَلَىٰ مَا يَفۡعَلُونَ
وَإِمَّا
veya
نُرِيَنَّكَ
sana göstersek
بَعْضَ
bir kısmını
ٱلَّذِى
onlara vaadettiklerimizin
نَعِدُهُمْ
We promised them
أَوْ
ya da
نَتَوَفَّيَنَّكَ
seni vefat ettirsek
فَإِلَيْنَا
sonuçta bizedir
مَرْجِعُهُمْ
onların dönüşü
ثُمَّ
sonra
ٱللَّهُ
Allah
شَهِيدٌ
şahittir
عَلَىٰ
üzerine
مَا
şey
يَفْعَلُونَ
onların yaptıkları

Ali BulaçOnlara vaadettiğimiz (azabın) bir kısmını sana gösteririz veya senin hayatına son veririz (de görmen ahirete kalır.) Onların dönüşleri Bizedir, sonra Allah işlediklerine şahiddir

Elmalılı Hamdi YazırOnlara vaad ettiğimizin bir kısmını sana göstersek de, göstermeden seni vefat ettirsek de, sonunda onların dönüşü bize olacak. Sonra onların ne yapacaklarına Allah şahit olacaktır

10:47
وَلِكُلِّ أُمَّةࣲ رَّسُولࣱۖ فَإِذَا جَآءَ رَسُولُهُمۡ قُضِيَ بَيۡنَهُم بِٱلۡقِسۡطِ وَهُمۡ لَا يُظۡلَمُونَ
وَلِكُلِّ
ve hepsi için vardır
أُمَّةٍۢ
ümmetin
رَّسُولٌۭ ۖ
bir peygamberi
فَإِذَا
ne zaman ki
جَآءَ
geldiğinde
رَسُولُهُمْ
Peygamberleri
قُضِىَ
hükmedilir
بَيْنَهُم
aralarında
بِٱلْقِسْطِ
adaletle
وَهُمْ
ve onlar
لَا
haksızlığa uğratılmazlar
يُظْلَمُونَ
be wronged

Ali BulaçHer ümmetin bir resulü vardır. Onlara resulleri geldiği zaman, aralarında adaletle hüküm verilir ve onlar zulme uğratılmazlar

Elmalılı Hamdi YazırHer ümmetin bir peygamberi vardır. O peygamberleri gelince aralarında adaletle hüküm verilir. Onlar hiç zulüm görmezler

10:48
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلۡوَعۡدُ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
وَيَقُولُونَ
ve diyorlar ki
مَتَىٰ
ne zamandır?
هَـٰذَا
bu
ٱلْوَعْدُ
vaad edilen
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğru sözlü

Ali BulaçDerler ki: "Eğer doğru sözlüyseniz, bu belirttiğiniz süre (va'd) ne zamanmış

Elmalılı Hamdi YazırOnlar, "Eğer doğru söylüyorsanız bu vaad ne zaman yerine gelecek?" diyorlar

10:49
قُل لَّآ أَمۡلِكُ لِنَفۡسِي ضَرࣰّ ا وَلَا نَفۡعًا إِلَّا مَا شَآءَ ٱللَّهُۗ لِكُلِّ أُمَّةٍ أَجَلٌۚ إِذَا جَآءَ أَجَلُهُمۡ فَلَا يَسۡتَـٔۡخِرُونَ سَاعَةࣰ وَلَا يَسۡتَقۡدِمُونَ
قُل
de ki
لَّآ
ben dokunduramam
أَمْلِكُ
I have power
لِنَفْسِى
kendime
ضَرًّۭا
bir zarar
وَلَا
veya
نَفْعًا
yarar
إِلَّا
başka
مَا
dilediğinden
شَآءَ
Allah wills
ٱللَّهُ ۗ
Allah'ın
لِكُلِّ
hepsi için vardır
أُمَّةٍ
ümmetin
أَجَلٌ ۚ
bir eceli
إِذَا
zaman
جَآءَ
geldiği
أَجَلُهُمْ
ecelleri
فَلَا
ne
يَسْتَـْٔخِرُونَ
öne alınırlar
سَاعَةًۭ ۖ
bir saat
وَلَا
ne de
يَسْتَقْدِمُونَ
geriye bırakılırlar

Ali BulaçDe ki: "Allah'ın dilemesi dışında, kendim için zarardan ve yarardan (hiçbir şeye) malik değilim. Her ümmetin bir eceli vardır. Onların ecelleri gelince, artık ne bir saat ertelenebilirler, ne öne alınabilirler

Elmalılı Hamdi YazırDe ki, "Ben, Allah'ın dilediğinin dışında kendi kendime ne bir zarar ne bir fayda verebilirim". Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince artık ne bir an geri, ne bir an ileri gidebilirler

10:50
قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ إِنۡ أَتَىٰكُمۡ عَذَابُهُۥ بَيَٰتًا أَوۡ نَهَارࣰ ا مَّاذَا يَسۡتَعۡجِلُ مِنۡهُ ٱلۡمُجۡرِمُونَ
قُلْ
de ki
أَرَءَيْتُمْ
söyleyin bakalım
إِنْ
eğer
أَتَىٰكُمْ
size gelirse
عَذَابُهُۥ
O'nun azabı
بَيَـٰتًا
gece vakti
أَوْ
veya
نَهَارًۭا
gündüz
مَّاذَا
ne diye
يَسْتَعْجِلُ
acele ediyorlar
مِنْهُ
bunda
ٱلْمُجْرِمُونَ
suçlular

Ali BulaçDe ki: "Düşündünüz mü hiç, eğer O'nun azabı size gece veya gündüz geliverirse, suçlu-günahkarlar, bunu ne diye erkene almak istiyorlar

Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "O'nun azabı size geceleyin uykuda veya güpe gündüz gelecek olsa, ne dersiniz? Günahkârların onu alelacele istemeleri için ne sebep vardır

10:51
أَثُمَّ إِذَا مَا وَقَعَ ءَامَنتُم بِهِۦٓۚ ءَآلۡـَٰٔنَ وَقَدۡ كُنتُم بِهِۦ تَسۡتَعۡجِلُونَ
أَثُمَّ
(ondan) sonra mı?
إِذَا
zaman ki
مَا
ne
وَقَعَ
gerçekleşti
ءَامَنتُم
inanacaksınız
بِهِۦٓ ۚ
ona
ءَآلْـَٔـٰنَ
şimdi mi?
وَقَدْ
elbette
كُنتُم
siz
بِهِۦ
onu
تَسْتَعْجِلُونَ
acele istiyordunuz

Ali BulaçGerçekleştikten sonra mı O'na iman edeceksiniz? Hemen şimdi mi? Oysa siz, onun (azabın) erkence gelmesini istiyordunuz

Elmalılı Hamdi YazırBu azap meydana geldikten sonra mı iman edeceksiniz, yoksa şimdi mi? Halbuki onun çarçabuk gelmesini istiyordunuz

10:52
ثُمَّ قِيلَ لِلَّذِينَ ظَلَمُواْ ذُوقُواْ عَذَابَ ٱلۡخُلۡدِ هَلۡ تُجۡزَوۡنَ إِلَّا بِمَا كُنتُمۡ تَكۡسِبُونَ
ثُمَّ
sonra
قِيلَ
denilir
لِلَّذِينَ
kimselere
ظَلَمُوا۟
zulmeden(lere)
ذُوقُوا۟
tadın
عَذَابَ
azabı
ٱلْخُلْدِ
sonsuz
هَلْ
musunuz?
تُجْزَوْنَ
cezalandırılıyor
إِلَّا
başkasıyla
بِمَا
olduklarınızdan
كُنتُمْ
you used (to)
تَكْسِبُونَ
kazanıyor(lar)

Ali BulaçSonra o zulmetmekte olanlara: "Sürekli azabı tadın" denilecek. Kazandıklarınız dışında, bir başka şeyle mi cezalandırılacaktınız

Elmalılı Hamdi YazırSonra o zulüm yapanlara "Tadın bakalım şu ebedi azabı!" denilecek. Vaktiyle kazandığınızdan başkası ile mi cezalandırılacaksınız

10:53 📚 1
۞وَيَسۡتَنۢبِـُٔونَكَ أَحَقٌّ هُوَۖ قُلۡ إِي وَرَبِّيٓ إِنَّهُۥ لَحَقࣱّۖ وَمَآ أَنتُم بِمُعۡجِزِينَ
۞ وَيَسْتَنۢبِـُٔونَكَ
senden soruyorlar
أَحَقٌّ
gerçek mi?
هُوَ ۖ
O
قُلْ
de ki
إِى
evet
وَرَبِّىٓ
Rabbime yemin ederim ki
إِنَّهُۥ
şüphesiz o
لَحَقٌّۭ ۖ
gerçektir
وَمَآ
ve değil(siniz)
أَنتُم
siz
بِمُعْجِزِينَ
aciz bırakacak

Ali BulaçBu bir gerçek mi?" diye senden haber soracaklar. De ki: "Evet, Rabbime andolsun ki, şüphesiz gerçektir ve sizler aciz bırakacak değilsiniz

Elmalılı Hamdi YazırO azap gerçek mi?" diye sana soruyorlar. De ki; "Evet. Rabbim hakkı için o kesin bir gerçektir. Ve siz bundan yakayı kurtaramazsınız

10:54
وَلَوۡ أَنَّ لِكُلِّ نَفۡسࣲ ظَلَمَتۡ مَا فِي ٱلۡأَرۡضِ لَٱفۡتَدَتۡ بِهِۦۗ وَأَسَرُّواْ ٱلنَّدَامَةَ لَمَّا رَأَوُاْ ٱلۡعَذَابَۖ وَقُضِيَ بَيۡنَهُم بِٱلۡقِسۡطِ وَهُمۡ لَا يُظۡلَمُونَ
وَلَوْ
ve şayet
أَنَّ
şüphesiz
لِكُلِّ
her
نَفْسٍۢ
nefis
ظَلَمَتْ
zulmeden
مَا
ne varsa
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
لَٱفْتَدَتْ
fidye olarak verirdi
بِهِۦ ۗ
onu
وَأَسَرُّوا۟
ve açığa vururlar
ٱلنَّدَامَةَ
pişmanlıklarını
لَمَّا
zaman
رَأَوُا۟
gördükleri
ٱلْعَذَابَ ۖ
azabı
وَقُضِىَ
ve hüküm verilir
بَيْنَهُم
aralarında
بِٱلْقِسْطِ ۚ
adaletle
وَهُمْ
ve onlar
لَا
haksızlığa uğratılmazlar
يُظْلَمُونَ
(be) wronged

Ali BulaçZulmeden her nefis, yeryüzündekilerin tümüne sahip olsa bunu (azaba karşılık) mutlaka fidye olarak verirdi. Onlar azabı görünce pişmanlıklarını gizlerler, oysa onlar haksızlığa uğratılmadan aralarında adaletle hükmedilmiştir

Elmalılı Hamdi YazırZulüm yapmış olan herkes, azabı görünce yeryüzündeki her şeyin sahibi olsa da, (o azaptan kurtulmak için) hepsini feda ederdi. Ve içten içe pişmanlık duyardı. Fakat aralarında adaletle hüküm verilir ve hiçbirine zulüm yapılmaz

10:55 📚 1
أَلَآ إِنَّ لِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۗ أَلَآ إِنَّ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقࣱّ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ
أَلَآ
iyi bilin ki
إِنَّ
şüphesiz
لِلَّهِ
Allah'ındır
مَا
olanların tümü
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۗ
ve yerde
أَلَآ
İyi bilin ki
إِنَّ
şüphesiz
وَعْدَ
vaadettiği
ٱللَّهِ
Allah'ın
حَقٌّۭ
gerçektir
وَلَـٰكِنَّ
ancak
أَكْثَرَهُمْ
onların çoğu
لَا
bilmiyorlar
يَعْلَمُونَ
know

Ali BulaçHaberin olsun, göktekilerin ve yerdekilerin tümü gerçekten Allah'ındır. Haberin olsun; şüphesiz Allah'ın va'di haktır; ancak onların çoğu bilmezler

Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki, göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Açın gözünüzü, Allah'ın vaadi muhakkak ki, haktır, gerçektir. Lâkin onların çoğu bunu bilmezler

10:56
هُوَ يُحۡيِۦ وَيُمِيتُ وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ
هُوَ
O
يُحْىِۦ
diriltir
وَيُمِيتُ
ve öldürür
وَإِلَيْهِ
ve O'na
تُرْجَعُونَ
döndürülürsünüz

Ali BulaçO, diriltir ve öldürür. Ve O'na döndürüleceksiniz

Elmalılı Hamdi YazırO, hem can veren, hem can alandır. Ve hepiniz O'na döndürülüp götürüleceksiniz

10:57 📚 3
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدۡ جَآءَتۡكُم مَّوۡعِظَةࣱ مِّن رَّبِّكُمۡ وَشِفَآءࣱ لِّمَا فِي ٱلصُّدُورِ وَهُدࣰ ى وَرَحۡمَةࣱ لِّلۡمُؤۡمِنِينَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
قَدْ
muhakkak
جَآءَتْكُم
size gelmiştir
مَّوْعِظَةٌۭ
bir öğüt
مِّن
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ
your Lord
وَشِفَآءٌۭ
ve bir şifa
لِّمَا
olanlar için
فِى
gönüllerde
ٱلصُّدُورِ
your breasts
وَهُدًۭى
ve bir hidayet
وَرَحْمَةٌۭ
ve rahmet
لِّلْمُؤْمِنِينَ
mü'minler için

Ali BulaçEy insanlar, Rabbinizden size bir öğüt, sinelerde olana bir şifa ve mü'minler için bir hidayet ve rahmet geldi

Elmalılı Hamdi YazırEy insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüller derdine bir şifa, müminlere bir hidayet ve rahmet geldi

10:58 📚 9
قُلۡ بِفَضۡلِ ٱللَّهِ وَبِرَحۡمَتِهِۦ فَبِذَٰلِكَ فَلۡيَفۡرَحُواْ هُوَ خَيۡرࣱ مِّمَّا يَجۡمَعُونَ
قُلْ
de ki
بِفَضْلِ
lütfuyla
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَبِرَحْمَتِهِۦ
ve rahmetiyle
فَبِذَٰلِكَ
işte bununla
فَلْيَفْرَحُوا۟
sevinsinler
هُوَ
bu
خَيْرٌۭ
hayırlıdır
مِّمَّا
şeylerden
يَجْمَعُونَ
biriktirdikleri

Ali BulaçDe ki: "Allah'ın bol ihsanıyla (fazlıyla) ve rahmetiyle, yalnız bunlarla sevinsinler. Bu, onların toplayıp yığmakta olduklarından hayırlıdır

Elmalılı Hamdi YazırDe ki, "Allah'ın ihsanıyla ve rahmetiyle, yalnızca bunlarla sevinç duysunlar. Bu, onların biriktirip durduklarından daha hayırlıdır

10:59 📚 1
قُلۡ أَرَءَيۡتُم مَّآ أَنزَلَ ٱللَّهُ لَكُم مِّن رِّزۡقࣲ فَجَعَلۡتُم مِّنۡهُ حَرَامࣰ ا وَحَلَٰلࣰ ا قُلۡ ءَآللَّهُ أَذِنَ لَكُمۡۖ أَمۡ عَلَى ٱللَّهِ تَفۡتَرُونَ
قُلْ
de ki
أَرَءَيْتُم
görmüyor musunuz?
مَّآ
indirdiğini
أَنزَلَ
(has been) sent down
ٱللَّهُ
Allah'ın
لَكُم
size
مِّن
rızıktan
رِّزْقٍۢ
(the) provision
فَجَعَلْتُم
ve sizin kıldığınızı
مِّنْهُ
ondan
حَرَامًۭا
(bir kısmını) haram
وَحَلَـٰلًۭا
(bir kısmını) helal
قُلْ
de ki
ءَآللَّهُ
Allah mı?
أَذِنَ
izin verdi
لَكُمْ ۖ
size
أَمْ
yoksa
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
تَفْتَرُونَ
iftira (mı) ediyorsunuz

Ali BulaçDe ki: "Allah'ın sizin için indirdiği sizin bir kısmını haram ve helal kıldığınız rızıktan, haber var mı? Söyler misiniz?" De ki: "Allah mı size izin verdi, yoksa Allah hakkında yalan uydurup iftira mı ediyorsunuz

Elmalılı Hamdi YazırDe ki, "Baksanıza, Allah sizin için nice rızıklar indirdi, siz onlardan bir kısmını haram, bir kısmını helâl yaptınız". De ki, "Size Allah mı izin verdi, yoksa siz Allah'a iftira mı ediyorsunuz

10:60 📚 3
وَمَا ظَنُّ ٱلَّذِينَ يَفۡتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلۡكَذِبَ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَذُو فَضۡلٍ عَلَى ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَشۡكُرُونَ
وَمَا
ve nedir?
ظَنُّ
zanları
ٱلَّذِينَ
kimselerin
يَفْتَرُونَ
uyduranların
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
ٱلْكَذِبَ
yalan
يَوْمَ
günü (hakkında)
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ
kıyamet
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَذُو
sahibidir
فَضْلٍ
lütuf
عَلَى
karşı
ٱلنَّاسِ
insanlara
وَلَـٰكِنَّ
ve ancak
أَكْثَرَهُمْ
onların çoğu
لَا
şükretmezler
يَشْكُرُونَ
grateful

Ali BulaçAllah hakkında yalan uydurup iftira edenlerin kıyamet günü zanları nedir? Şüphesiz Allah, insanlara karşı büyük ihsan (Fazl) sahibidir, ancak onların çoğu şükretmezler

Elmalılı Hamdi YazırAllah'a yalanı iftira edenler kıyamet gününü ne sanıyorlar? Allah, insanlara çok ihsanda bulunmuştur, lâkin insanların çoğu şükretmezler

10:61 📚 11
وَمَا تَكُونُ فِي شَأۡنࣲ وَمَا تَتۡلُواْ مِنۡهُ مِن قُرۡءَانࣲ وَلَا تَعۡمَلُونَ مِنۡ عَمَلٍ إِلَّا كُنَّا عَلَيۡكُمۡ شُهُودًا إِذۡ تُفِيضُونَ فِيهِۚ وَمَا يَعۡزُبُ عَن رَّبِّكَ مِن مِّثۡقَالِ ذَرَّةࣲ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَا فِي ٱلسَّمَآءِ وَلَآ أَصۡغَرَ مِن ذَٰلِكَ وَلَآ أَكۡبَرَ إِلَّا فِي كِتَٰبࣲ مُّبِينٍ
وَمَا
ve ne
تَكُونُ
olsanız
فِى
durumda
شَأْنٍۢ
any situation
وَمَا
ve ne
تَتْلُوا۟
okusanız
مِنْهُ
onun hakkında
مِن
Kur'andan
قُرْءَانٍۢ
(the) Quran
وَلَا
ne ne
تَعْمَلُونَ
yapsanız
مِنْ
yapılacaklardan
عَمَلٍ
deed
إِلَّا
ancak
كُنَّا
biz
عَلَيْكُمْ
sizin üzerinize
شُهُودًا
şahidiz
إِذْ
zaman
تُفِيضُونَ
siz daldığınız
فِيهِ ۚ
ona
وَمَا
değildir
يَعْزُبُ
gizli
عَن
Rabbinden
رَّبِّكَ
your Lord
مِن
(bir şey)
مِّثْقَالِ
ağırlığınca
ذَرَّةٍۢ
zerre
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَلَا
ne de
فِى
gökte
ٱلسَّمَآءِ
the heavens
وَلَآ
ne de
أَصْغَرَ
daha küçüğü
مِن
bundan
ذَٰلِكَ
that
وَلَآ
ve ne de
أَكْبَرَ
daha büyüğü
إِلَّا
ancak
فِى
kitaptadır
كِتَـٰبٍۢ
a Record
مُّبِينٍ
apaçık

Ali BulaçSenin içinde olduğun herhangi bir durum, onun hakkında Kur'an'dan okuduğun herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda, Biz sizin üzerinizde şahidler durmuş olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın

Elmalılı Hamdi YazırHangi işi yaparsan yap, Kur'ân'dan ne okursan oku, ne işte çalışırsan çalış, unutmayın ki, siz ona dalıp gitmişken, biz sizin üzerinizde şahidiz. Ne yerde, ne de gökte zerre kadar hiç bir şey Rabbinin gözünden kaçmaz. Ne zerreden daha küçük, ne de ondan daha büyük! Ancak bunların hepsi apaçık bir kitaptadır

10:62 📚 19
أَلَآ إِنَّ أَوۡلِيَآءَ ٱللَّهِ لَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ
أَلَآ
iyi bilin ki
إِنَّ
şüphesiz
أَوْلِيَآءَ
dostları için
ٱللَّهِ
Allah'ın
لَا
yoktur
خَوْفٌ
korku
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَا
ve
هُمْ
onlar
يَحْزَنُونَ
üzülmeyeceklerdir

Ali BulaçHaberiniz olsun; Allah'ın velileri, onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır

Elmalılı Hamdi YazırAçın gözünüzü! Allah'ın dostları üzerine ne korku vardır, ne de onlar mahzun olurlar

10:63
ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَكَانُواْ يَتَّقُونَ
ٱلَّذِينَ
kimseler;
ءَامَنُوا۟
onlar iman eden
وَكَانُوا۟
ve
يَتَّقُونَ
sakınanlar

Ali BulaçOnlar iman edenler ve (Allah'tan) sakınanlardır

Elmalılı Hamdi YazırOnlar ki, iman etmişler ve Allah'a karşı gelmekten sakınmışlardır

10:64 📚 5
لَهُمُ ٱلۡبُشۡرَىٰ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَفِي ٱلۡأٓخِرَةِۚ لَا تَبۡدِيلَ لِكَلِمَٰتِ ٱللَّهِۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ
لَهُمُ
onlar için vardır
ٱلْبُشْرَىٰ
müjdeler
فِى
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ
the life
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَفِى
ve
ٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ
ahirette
لَا
olmaz
تَبْدِيلَ
değişme
لِكَلِمَـٰتِ
sözlerinde
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
ذَٰلِكَ
işte
هُوَ
bu
ٱلْفَوْزُ
kurtuluştur
ٱلْعَظِيمُ
büyük

Ali BulaçMüjde, dünya hayatında ve ahirette onlarındır. Allah'ın sözleri için değişiklik yoktur. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur

Elmalılı Hamdi YazırOnlara dünya hayatında da, ahiret hayatında da müjdeler vardır. Allah'ın sözlerinde değişiklik yoktur. İşte bu en büyük kurtuluştur

10:65 📚 2
وَلَا يَحۡزُنكَ قَوۡلُهُمۡۘ إِنَّ ٱلۡعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًاۚ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ
وَلَا
seni üzmesin
يَحْزُنكَ
grieve you
قَوْلُهُمْ ۘ
onların sözleri
إِنَّ
şüphesiz
ٱلْعِزَّةَ
yücelik
لِلَّهِ
Allah'ındır
جَمِيعًا ۚ
tamamen
هُوَ
O
ٱلسَّمِيعُ
duyandır
ٱلْعَلِيمُ
bilendir

Ali BulaçOnların sözleri seni üzmesin. Şüphesiz 'izzet ve gücün' tümü Allah'ındır. O, işitendir, bilendir

Elmalılı Hamdi YazırHabibim, onların lafları seni üzmesin. Çünkü şan ve şeref bütünüyle Allah'ındır. O her şeyi işitiyor, hepsini görüyor

10:66 📚 2
أَلَآ إِنَّ لِلَّهِ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَن فِي ٱلۡأَرۡضِۗ وَمَا يَتَّبِعُ ٱلَّذِينَ يَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ شُرَكَآءَۚ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَإِنۡ هُمۡ إِلَّا يَخۡرُصُونَ
أَلَآ
iyi bilin ki
إِنَّ
şüphesiz
لِلَّهِ
Allah'ındır
مَن
kim varsa
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَن
ve kim varsa
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ ۗ
the earth
وَمَا
ve
يَتَّبِعُ
uymuyorlar
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَدْعُونَ
tapınan(lar)
مِن
başkalarına
دُونِ
other than Allah
ٱللَّهِ
Allah'tan
شُرَكَآءَ ۚ
ortak koştuklarına
إِن
ancak
يَتَّبِعُونَ
onlar uyuyorlar
إِلَّا
sadece
ٱلظَّنَّ
zanna
وَإِنْ
ve
هُمْ
onlar
إِلَّا
sadece
يَخْرُصُونَ
saçmalıyorlar

Ali BulaçHaberiniz olsun; şüphesiz göklerde kim var, yerde kim var tümü Allah'ındır. Allah'tan başkasına tapanlar bile, şirk koştukları varlıklara ve güçlere (gerçekte) uymazlar. Onlar yalnızca bir zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminde bulunarak yalan söylemektedirler

Elmalılı Hamdi YazırAçın gözünüzü! Göklerde kim var, yerde kim varsa hep Allah'ındır. Allah'dan başkasına tapanlar dahi, Allah'a ortak koştuklarına uymuş olmuyorlar, ancak zanna uymuş oluyorlar. Ve yalandan başka bir şey söylemiyorlar

10:67 📚 1
هُوَ ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُمُ ٱلَّيۡلَ لِتَسۡكُنُواْ فِيهِ وَٱلنَّهَارَ مُبۡصِرًاۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّقَوۡمࣲ يَسۡمَعُونَ
هُوَ
O'dur
ٱلَّذِى
o ki
جَعَلَ
yaratan
لَكُمُ
sizin için
ٱلَّيْلَ
geceyi
لِتَسْكُنُوا۟
dinlenmeniz için
فِيهِ
onda
وَٱلنَّهَارَ
ve gündüzü
مُبْصِرًا ۚ
aydınlatıcı olarak
إِنَّ
şüphesiz
فِى
bunda
ذَٰلِكَ
that
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ayetler vardır
لِّقَوْمٍۢ
bir topluluk için
يَسْمَعُونَ
duyan

Ali BulaçO, dinlenmeniz için geceyi, gündüzü de aydınlatıcı (mubsir) olarak sizin için yaratmıştır. Şüphesiz işitebilen bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır

Elmalılı Hamdi YazırO, öyle bir Allah'dır ki, içinde dinlenesiniz diye sizin için geceyi, göresiniz diye de gündüzü yaptı. Elbette bunda söz dinleyecek olan bir kavim için âyetler (ibretler) vardır

10:68 📚 1
قَالُواْ ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ وَلَدࣰ اۗ سُبۡحَٰنَهُۥۖ هُوَ ٱلۡغَنِيُّۖ لَهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ إِنۡ عِندَكُم مِّن سُلۡطَٰنِۭ بِهَٰذَآۚ أَتَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعۡلَمُونَ
قَالُوا۟
dediler
ٱتَّخَذَ
edindi
ٱللَّهُ
Allah
وَلَدًۭا ۗ
çocuk
سُبْحَـٰنَهُۥ ۖ
O bundan münezzehtir
هُوَ
O
ٱلْغَنِىُّ ۖ
hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır
لَهُۥ
O'nundur
مَا
ne varsa
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَا
ve ne varsa
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ ۚ
the earth
إِنْ
yoktur
عِندَكُم
sizin
مِّن
hiçbir
سُلْطَـٰنٍۭ
deliliniz
بِهَـٰذَآ ۚ
bu konuda
أَتَقُولُونَ
söylüyor musunuz?
عَلَى
hakkında
ٱللَّهِ
Allah
مَا
şeyi
لَا
bilmediğiniz
تَعْلَمُونَ
you know

Ali BulaçAllah çocuk edindi" dediler. O, (bundan) Yücedir; O, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Kendinizde buna ilişkin bir delil de yoktur. Allah'a karşı bilmeyeceğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz

Elmalılı Hamdi YazırDediler ki: "Allah, kendine çocuk edindi". O, böyle şeylerden münezzehtir. O, müstağnidir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Bu hususta elinizde hiç bir delil yoktur. Allah'a karşı bilmediğiniz bir şeyi neden söylüyorsunuz

10:69
قُلۡ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَفۡتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلۡكَذِبَ لَا يُفۡلِحُونَ
قُلْ
de ki
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَفْتَرُونَ
uyduran(lar)
عَلَى
hakkında
ٱللَّهِ
Allah
ٱلْكَذِبَ
yalan
لَا
kurtuluşa eremezler
يُفْلِحُونَ
they will not succeed

Ali BulaçDe ki: "Allah hakkında yalan uydurup iftira edenler, kurtuluşa ermezler

Elmalılı Hamdi YazırDe ki: Allah'a iftira edenler elbette felah bulmazlar

10:70
مَتَٰعࣱ فِي ٱلدُّنۡيَا ثُمَّ إِلَيۡنَا مَرۡجِعُهُمۡ ثُمَّ نُذِيقُهُمُ ٱلۡعَذَابَ ٱلشَّدِيدَ بِمَا كَانُواْ يَكۡفُرُونَ
مَتَـٰعٌۭ
bir geçim sürerler
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا
the world
ثُمَّ
sonra
إِلَيْنَا
bizedir
مَرْجِعُهُمْ
dönüşleri
ثُمَّ
sonra
نُذِيقُهُمُ
tattırırız
ٱلْعَذَابَ
azabı
ٱلشَّدِيدَ
şiddetli
بِمَا
dolayı
كَانُوا۟
olmalarından
يَكْفُرُونَ
inkâr ediyor(lar)

Ali Bulaç(Onlar için) Dünyada geçici bir meta (vardır). Sonra dönüşleri Bizedir; sonra da inkara sapışları dolayısıyla onlara şiddetli azabı taddıracağız

Elmalılı Hamdi YazırDünyadaki zevkler çabuk biter. Sonra dönüşleri bize olacaktır. Daha sonra da inkâr ettiklerinden dolayı o çetin azabı biz onlara tattıracağız

10:71
۞وَٱتۡلُ عَلَيۡهِمۡ نَبَأَ نُوحٍ إِذۡ قَالَ لِقَوۡمِهِۦ يَٰقَوۡمِ إِن كَانَ كَبُرَ عَلَيۡكُم مَّقَامِي وَتَذۡكِيرِي بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ فَعَلَى ٱللَّهِ تَوَكَّلۡتُ فَأَجۡمِعُوٓاْ أَمۡرَكُمۡ وَشُرَكَآءَكُمۡ ثُمَّ لَا يَكُنۡ أَمۡرُكُمۡ عَلَيۡكُمۡ غُمَّةࣰ ثُمَّ ٱقۡضُوٓاْ إِلَيَّ وَلَا تُنظِرُونِ
۞ وَٱتْلُ
oku
عَلَيْهِمْ
onlara
نَبَأَ
kıssasını
نُوحٍ
Nuh'un
إِذْ
hani
قَالَ
şöyle söylemişti
لِقَوْمِهِۦ
kavmine
يَـٰقَوْمِ
Ey kavmim
إِن
eğer
كَانَ
ise
كَبُرَ
ağır
عَلَيْكُم
size
مَّقَامِى
aranızda durmam
وَتَذْكِيرِى
ve size hatırlatmam
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَعَلَى
bilin ki
ٱللَّهِ
Allah'a
تَوَكَّلْتُ
güvendim
فَأَجْمِعُوٓا۟
siz de toplanın
أَمْرَكُمْ
işiniz hakkında
وَشُرَكَآءَكُمْ
ortaklarınızla
ثُمَّ
sonra
لَا
olmasın
يَكُنْ
let not be
أَمْرُكُمْ
işiniz
عَلَيْكُمْ
kendi aranızda
غُمَّةًۭ
bir dert
ثُمَّ
sonra
ٱقْضُوٓا۟
uygulayın
إِلَىَّ
bana karşı
وَلَا
ve
تُنظِرُونِ
bana mühlet vermeyin

Ali BulaçOnlara Nuh'un haberini oku. Hani kavmine demişti ki: "Ey kavmim, benim makamım ve Allah'ın ayetleriyle hatırlatmalarım eğer size ağır geliyorsa ben, şüphesiz Allah'a tevekkül etmişim. Artık siz ortaklarınızla toplanıp yapacağınız işi karara bağlayın da işiniz size örtülü kalmasın (veya tasa konusu olmasın), sonra hakkımdaki hükmünüzü -bana süre tanımaksızın- verin

Elmalılı Hamdi YazırBir de onlara Nuh'un kıssasını oku: Hani o bir zamanlar kavmine demişti ki: "Ey kavmim, eğer benim aranızda duruşum ve Allah'ın âyetleriyle öğüt verişim size ağır geliyorsa, şunu bilin ki, ben yalnızca Allah'a dayanmışımdır, artık siz ve ortaklarınız her ne yapacaksanız toplanıp bütün gücünüzle karar veriniz. Sonra bu işiniz size dert olmasın. Sonra bana ne yapacaksanız yapın, bana mühlet de vermeyin

10:72
فَإِن تَوَلَّيۡتُمۡ فَمَا سَأَلۡتُكُم مِّنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَى ٱللَّهِۖ وَأُمِرۡتُ أَنۡ أَكُونَ مِنَ ٱلۡمُسۡلِمِينَ
فَإِن
eğer
تَوَلَّيْتُمْ
yüz çevirirseniz
فَمَا
sizden istemiş değilim
سَأَلْتُكُم
I have asked you
مِّنْ
hiç bir
أَجْرٍ ۖ
ücret
إِنْ
benim ecrim
أَجْرِىَ
(is) my reward
إِلَّا
ancak
عَلَى
aittir
ٱللَّهِ ۖ
Allah'a
وَأُمِرْتُ
ve ben emrolundum
أَنْ
olmakla
أَكُونَ
I be
مِنَ
Müslümanlardan
ٱلْمُسْلِمِينَ
the Muslims

Ali BulaçEğer yüz çevirecek olursanız, ben sizden bir karşılık istemedim. Benim ecrim, yalnızca Allah'a aittir. Ve ben, Müslümanlardan olmakla emrolundum

Elmalılı Hamdi YazırEğer yüz çevirirseniz çevirin, ben de sizden bir ücret istemedim ya! Benim mükafatımı ancak Allah verir. Ve ben O'nun emrine boyun eğen müslümanlardan olmakla emrolundum

10:73
فَكَذَّبُوهُ فَنَجَّيۡنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِي ٱلۡفُلۡكِ وَجَعَلۡنَٰهُمۡ خَلَٰٓئِفَ وَأَغۡرَقۡنَا ٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَاۖ فَٱنظُرۡ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلۡمُنذَرِينَ
فَكَذَّبُوهُ
yine de onu yalanladılar
فَنَجَّيْنَـٰهُ
ancak biz onu kurtardık
وَمَن
ve olanları
مَّعَهُۥ
onunla beraber
فِى
gemide
ٱلْفُلْكِ
the ship
وَجَعَلْنَـٰهُمْ
ve onları yaptık
خَلَـٰٓئِفَ
halifeler
وَأَغْرَقْنَا
ve suda boğduk
ٱلَّذِينَ
kimseleri
كَذَّبُوا۟
yalanlayan(ları)
بِـَٔايَـٰتِنَا ۖ
ayetlerimizi
فَٱنظُرْ
bir bak
كَيْفَ
nasıl
كَانَ
olduğuna
عَـٰقِبَةُ
sonlarının
ٱلْمُنذَرِينَ
uyarılanların

Ali BulaçFakat onu yalanladılar; Biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık ve onları halifeler kıldık. Ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Uyarılanların nasıl bir sonuca uğratıldıklarına bir bak

Elmalılı Hamdi YazırBuna rağmen yine de onu inkâr ettiler. Biz de onu ve gemide kendisiyle beraber olanları kurtardık. Ve onları yeryüzüne halifeler yaptık. Âyetlerimizi inkâr edenleri ise suda boğduk. Bak işte uyarılanların akıbeti nasıl oldu

10:74
ثُمَّ بَعَثۡنَا مِنۢ بَعۡدِهِۦ رُسُلًا إِلَىٰ قَوۡمِهِمۡ فَجَآءُوهُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِ فَمَا كَانُواْ لِيُؤۡمِنُواْ بِمَا كَذَّبُواْ بِهِۦ مِن قَبۡلُۚ كَذَٰلِكَ نَطۡبَعُ عَلَىٰ قُلُوبِ ٱلۡمُعۡتَدِينَ
ثُمَّ
sonra
بَعَثْنَا
gönderdik
مِنۢ
onun ardından
بَعْدِهِۦ
after him
رُسُلًا
peygamberleri
إِلَىٰ
kavimlerine
قَوْمِهِمْ
their people
فَجَآءُوهُم
getirdiler
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
açık belgeler
فَمَا
ancak
كَانُوا۟
onlar
لِيُؤْمِنُوا۟
inanmadılar
بِمَا
şeylere
كَذَّبُوا۟
yalanladıkları
بِهِۦ
onu
مِن
daha önce
قَبْلُ ۚ
before
كَذَٰلِكَ
işte böyle
نَطْبَعُ
mühürleriz
عَلَىٰ
üzerini
قُلُوبِ
kalpleri
ٱلْمُعْتَدِينَ
aşırı gidenlerin

Ali BulaçSonra onun ardından kendi kavimlerine (başka) elçiler gönderdik; onlara apaçık belgeler getirmişlerdi. Ama daha önce onu yalanlamaları nedeniyle inanmadılar. İşte Biz, haddi aşanların kalplerini böyle mühürleriz

Elmalılı Hamdi YazırSonra onun arkasından birçok peygamberleri kavimlerine gönderdik. Onlara açık mucizelerle geldiler. Fakat onlar bir defa yalan dediklerine sonuna kadar bir türlü inanmadılar. İşte biz, haddi aşanların kalblerini böyle mühürleriz

10:75
ثُمَّ بَعَثۡنَا مِنۢ بَعۡدِهِم مُّوسَىٰ وَهَٰرُونَ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ وَمَلَإِيْهِۦ بِـَٔايَٰتِنَا فَٱسۡتَكۡبَرُواْ وَكَانُواْ قَوۡمࣰ ا مُّجۡرِمِينَ
ثُمَّ
sonra
بَعَثْنَا
gönderdik
مِنۢ
onların ardından
بَعْدِهِم
after them
مُّوسَىٰ
Musa'yı
وَهَـٰرُونَ
ve Harun'u
إِلَىٰ
Firavuna
فِرْعَوْنَ
Firaun
وَمَلَإِي۟هِۦ
ve onun ileri gelenlerine
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimizle
فَٱسْتَكْبَرُوا۟
ancak onlar büyüklendiler
وَكَانُوا۟
ve oldular
قَوْمًۭا
bir topluluk
مُّجْرِمِينَ
suçlu

Ali BulaçSonra bunların ardından Firavun'a ve onun önde gelen çevresine Musa'yı ve Harun'u ayetlerimizle gönderdik. Fakat onlar büyüklendiler. Onlar suçlu-günahkar bir kavimdi

Elmalılı Hamdi YazırSonra bunların arkasından Musa ile Harun'u âyetlerimizle Firavun'a ve cemaatine gönderdik. İman etmeyi kibirlerine yediremediler ve günahkâr bir kavim oldular

10:76
فَلَمَّا جَآءَهُمُ ٱلۡحَقُّ مِنۡ عِندِنَا قَالُوٓاْ إِنَّ هَٰذَا لَسِحۡرࣱ مُّبِينࣱ‏
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَهُمُ
onlara gelince
ٱلْحَقُّ
gerçek
مِنْ
katımızdan
عِندِنَا
from Us
قَالُوٓا۟
dediler
إِنَّ
şüphesiz
هَـٰذَا
bu
لَسِحْرٌۭ
bir sihirdir
مُّبِينٌۭ
apaçık

Ali BulaçOnlara Katımız'dan hak geldiği zaman, dediler ki: "Bu, kuşkusuz apaçık bir büyüdür

Elmalılı Hamdi YazırKendilerine tarafımızdan hak gelince, "Muhakkak ki bu, apaçık bir sihirdir." dediler

10:77
قَالَ مُوسَىٰٓ أَتَقُولُونَ لِلۡحَقِّ لَمَّا جَآءَكُمۡۖ أَسِحۡرٌ هَٰذَا وَلَا يُفۡلِحُ ٱلسَّٰحِرُونَ
قَالَ
dedi
مُوسَىٰٓ
Musa
أَتَقُولُونَ
böyle mi diyorsunuz?
لِلْحَقِّ
gerçek
لَمَّا
zaman
جَآءَكُمْ ۖ
size geldiği
أَسِحْرٌ
sihir midir?
هَـٰذَا
bu
وَلَا
ve
يُفْلِحُ
kurtuluşa ermezler
ٱلسَّـٰحِرُونَ
sihirbazlar

Ali BulaçMusa: "Size hak geldiğinde (böyle) mi söylersiniz? Bu bir büyü müdür? Oysa büyücüler, kurtuluşa ermezler" dedi

Elmalılı Hamdi YazırMusa dedi ki, "Size hak gelince, ona böyle mi diyorsunuz? Bu sihir midir?" Halbuki sihirbazlar iflah olmazlar

10:78
قَالُوٓاْ أَجِئۡتَنَا لِتَلۡفِتَنَا عَمَّا وَجَدۡنَا عَلَيۡهِ ءَابَآءَنَا وَتَكُونَ لَكُمَا ٱلۡكِبۡرِيَآءُ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَمَا نَحۡنُ لَكُمَا بِمُؤۡمِنِينَ
قَالُوٓا۟
dediler
أَجِئْتَنَا
mi geldiniz?
لِتَلْفِتَنَا
bizi çevirmek için
عَمَّا
(yol)dan
وَجَدْنَا
bulduğumuz
عَلَيْهِ
üzerinde
ءَابَآءَنَا
atalarımızı
وَتَكُونَ
ve olması
لَكُمَا
ikiniz için
ٱلْكِبْرِيَآءُ
büyüklüğün
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the land
وَمَا
(fakat) değiliz
نَحْنُ
biz
لَكُمَا
size
بِمُؤْمِنِينَ
iman edecek

Ali BulaçOnlar: "Siz ikiniz, bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)dan çevirmek ve yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz? Biz, sizin ikinize inanacak değiliz" dediler

Elmalılı Hamdi YazırDediler ki: "Sen bizi, atalarımızdan kalan yoldan çeviresin de yeryüzünde saltanat ikinizin olsun diye mi geldin? Biz ikinize de inanmayız

10:79
وَقَالَ فِرۡعَوۡنُ ٱئۡتُونِي بِكُلِّ سَٰحِرٍ عَلِيمࣲ‏
وَقَالَ
ve dedi ki
فِرْعَوْنُ
Firavun
ٱئْتُونِى
bana getirin
بِكُلِّ
bütün
سَـٰحِرٍ
sihirbazları
عَلِيمٍۢ
bilgin

Ali BulaçFiravun: "Bana bütün bilgin büyücüleri getirin" dedi

Elmalılı Hamdi YazırFiravun da: "Bana bütün bilgili sihirbazları toplayıp getirin!" dedi

10:80
فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلۡقُواْ مَآ أَنتُم مُّلۡقُونَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَ
gelince
ٱلسَّحَرَةُ
Sihirbazlar
قَالَ
dedi
لَهُم
onlara
مُّوسَىٰٓ
Musa
أَلْقُوا۟
atın
مَآ
şeyleri
أَنتُم
siz
مُّلْقُونَ
atacağınız

Ali BulaçBüyücüler geldiğinde Musa: "Atacağınız şeyleri atın” dedi

Elmalılı Hamdi YazırSihirbazlar gelince, Musa onlara: "Ortaya ne atacaksanız atın!" dedi

10:81 📚 2
فَلَمَّآ أَلۡقَوۡاْ قَالَ مُوسَىٰ مَا جِئۡتُم بِهِ ٱلسِّحۡرُۖ إِنَّ ٱللَّهَ سَيُبۡطِلُهُۥٓ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُصۡلِحُ عَمَلَ ٱلۡمُفۡسِدِينَ
فَلَمَّآ
zaman
أَلْقَوْا۟
attıkları
قَالَ
dedi ki
مُوسَىٰ
Musa
مَا
şeyler
جِئْتُم
sizin getirdiğiniz
بِهِ
(onunla)
ٱلسِّحْرُ ۖ
sihirdir
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
سَيُبْطِلُهُۥٓ ۖ
onu boşa çıkaracaktır
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
düzeltmez
يُصْلِحُ
amend
عَمَلَ
işlerini
ٱلْمُفْسِدِينَ
bozguncuların

Ali BulaçOnlar atınca, Musa dedi ki: "Sizlerin (ortaya) getirdiğiniz büyüdür. Doğrusu Allah onu geçersiz kılacaktır. Şüphesiz Allah, bozgunculuk çıkaranların işini düzeltmez

Elmalılı Hamdi YazırOnlar ortaya atınca Musa dedi ki, "Sizin yaptığınız şey sihirdir. Muhakkak ki, Allah onu iptal edecektir. Şüphe yok ki, Allah fesatçıların işlerini düze çıkarmaz

10:82
وَيُحِقُّ ٱللَّهُ ٱلۡحَقَّ بِكَلِمَٰتِهِۦ وَلَوۡ كَرِهَ ٱلۡمُجۡرِمُونَ
وَيُحِقُّ
ortaya çıkarır
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْحَقَّ
hakkı
بِكَلِمَـٰتِهِۦ
sözleriyle
وَلَوْ
şayet
كَرِهَ
hoşlanmasalar da
ٱلْمُجْرِمُونَ
suçlular

Ali BulaçAllah, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı (hak olarak) Kendi kelimeleriyle gerçekleştirecektir

Elmalılı Hamdi YazırAllah, hakkın hak ve gerçek olduğunu kelimeleriyle ispat eder, günahkârların hoşuna gitmese de

10:83
فَمَآ ءَامَنَ لِمُوسَىٰٓ إِلَّا ذُرِّيَّةࣱ مِّن قَوۡمِهِۦ عَلَىٰ خَوۡفࣲ مِّن فِرۡعَوۡنَ وَمَلَإِيْهِمۡ أَن يَفۡتِنَهُمۡۚ وَإِنَّ فِرۡعَوۡنَ لَعَالࣲ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَإِنَّهُۥ لَمِنَ ٱلۡمُسۡرِفِينَ
فَمَآ
olmadı
ءَامَنَ
iman eden
لِمُوسَىٰٓ
Musa'ya
إِلَّا
başka
ذُرِّيَّةٌۭ
bir genç takımdan
مِّن
kavminden
قَوْمِهِۦ
his people
عَلَىٰ
korkusuyla
خَوْفٍۢ
fear
مِّن
Firavundan
فِرْعَوْنَ
Firaun
وَمَلَإِي۟هِمْ
ve adamlarının
أَن
kötülük etmeleri
يَفْتِنَهُمْ ۚ
they persecute them
وَإِنَّ
ve şüphesiz
فِرْعَوْنَ
Firavun
لَعَالٍۢ
iyice büyüklenmişti
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَإِنَّهُۥ
ve şüphesiz o
لَمِنَ
kimselerdendi
ٱلْمُسْرِفِينَ
çok aşırı giden

Ali BulaçSonunda Musa'ya kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı. Çünkü Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı

Elmalılı Hamdi YazırFiravun ve adamlarının kendilerini belaya uğratacağı korkusundan dolayı Musa'ya kendi kavminin bir oymağından başka kimse iman etmedi. Çünkü orada Firavun çok üstün idi ve o kesinlikle aşırı giden taşkınlardandı

10:84 📚 6
وَقَالَ مُوسَىٰ يَٰقَوۡمِ إِن كُنتُمۡ ءَامَنتُم بِٱللَّهِ فَعَلَيۡهِ تَوَكَّلُوٓاْ إِن كُنتُم مُّسۡلِمِينَ
وَقَالَ
ve dedi ki
مُوسَىٰ
Musa
يَـٰقَوْمِ
Ey kavmim
إِن
eğer
كُنتُمْ
siz
ءَامَنتُم
iman ettiyseniz
بِٱللَّهِ
Allah'a
فَعَلَيْهِ
O'na
تَوَكَّلُوٓا۟
güvenin
إِن
eğer
كُنتُم
siz
مُّسْلِمِينَ
teslim olduysanız

Ali BulaçMusa dedi ki: "Ey kavmim, eğer siz Allah'a iman edip Müslüman olmuşsanız artık yalnızca O'na tevekkül edin

Elmalılı Hamdi YazırMusa dedi ki: "Ey kavmim! Siz gerçekten Allah'a iman ettinizse, O'na samimiyetle teslim olan müslümanlardan oldunuzsa artık O'na güvenin

10:85
فَقَالُواْ عَلَى ٱللَّهِ تَوَكَّلۡنَا رَبَّنَا لَا تَجۡعَلۡنَا فِتۡنَةࣰ لِّلۡقَوۡمِ ٱلظَّٰلِمِينَ
فَقَالُوا۟
onlar da dediler ki
عَلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
تَوَكَّلْنَا
güvendik
رَبَّنَا
Rabbimiz
لَا
bizi kılma
تَجْعَلْنَا
make us
فِتْنَةًۭ
bir fitne
لِّلْقَوْمِ
topluluğu için
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimler

Ali BulaçDediler ki: "Biz Allah'a tevekkül ettik; Rabbimiz, bizi zulmeden bir kavim için bir fitne (konusu) kılma

Elmalılı Hamdi YazırOnlar da: "Biz Allah'a güvendik. Ey Rabbimiz, bizi o zalim kavmin fitnesine uğratma!" dediler

10:86
وَنَجِّنَا بِرَحۡمَتِكَ مِنَ ٱلۡقَوۡمِ ٱلۡكَٰفِرِينَ
وَنَجِّنَا
ve bizi kurtar
بِرَحْمَتِكَ
rahmetinle
مِنَ
topluluğundan
ٱلْقَوْمِ
the people
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kâfirler

Ali BulaçVe bizi, kafirler topluluğundan rahmetinle kurtar

Elmalılı Hamdi YazırBizi rahmetinle o kâfir kavmin elinden kurtar

10:87 📚 1
وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰ وَأَخِيهِ أَن تَبَوَّءَا لِقَوۡمِكُمَا بِمِصۡرَ بُيُوتࣰ ا وَٱجۡعَلُواْ بُيُوتَكُمۡ قِبۡلَةࣰ وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَۗ وَبَشِّرِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
وَأَوْحَيْنَآ
ve vahyettik
إِلَىٰ
Musa'ya
مُوسَىٰ
Musa
وَأَخِيهِ
ve kardeşine
أَن
diye
تَبَوَّءَا
hazırlayın
لِقَوْمِكُمَا
kavminiz için
بِمِصْرَ
Mısır'da
بُيُوتًۭا
evler
وَٱجْعَلُوا۟
ve edinin (diye)
بُيُوتَكُمْ
evlerinizi
قِبْلَةًۭ
ibadethane
وَأَقِيمُوا۟
ve kılın (diye)
ٱلصَّلَوٰةَ ۗ
namaz
وَبَشِّرِ
ve müjdele
ٱلْمُؤْمِنِينَ
Mü'minleri

Ali BulaçMusa ve kardeşine (şöyle) vahyettik: "Mısır'da kavminiz için evler hazırlayın, evlerinizi namaz kılınan (ve kıbleye dönük) yerler yapın ve namazı dosdoğru kılın. Mü'minleri de müjdele

Elmalılı Hamdi YazırBiz Musa ile kardeşine şöyle vahyettik: "Kavminiz için Mısır'da birtakım evler hazırlayın ve evlerinizi kıbleye karşı yapın ve namazı kılın ve müminlere müjde verin

10:88 📚 1
وَقَالَ مُوسَىٰ رَبَّنَآ إِنَّكَ ءَاتَيۡتَ فِرۡعَوۡنَ وَمَلَأَهُۥ زِينَةࣰ وَأَمۡوَٰلࣰ ا فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا رَبَّنَا لِيُضِلُّواْ عَن سَبِيلِكَۖ رَبَّنَا ٱطۡمِسۡ عَلَىٰٓ أَمۡوَٰلِهِمۡ وَٱشۡدُدۡ عَلَىٰ قُلُوبِهِمۡ فَلَا يُؤۡمِنُواْ حَتَّىٰ يَرَوُاْ ٱلۡعَذَابَ ٱلۡأَلِيمَ
وَقَالَ
ve dedi ki
مُوسَىٰ
Musa
رَبَّنَآ
Rabbimiz
إِنَّكَ
şüphesiz sen
ءَاتَيْتَ
verdin
فِرْعَوْنَ
Firavun'a
وَمَلَأَهُۥ
ve adamlarına
زِينَةًۭ
süs(ler)
وَأَمْوَٰلًۭا
ve mallar
فِى
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ
the life
ٱلدُّنْيَا
dünya
رَبَّنَا
Rabbimiz
لِيُضِلُّوا۟
saptırmaları için mi?
عَن
senin yolundan
سَبِيلِكَ ۖ
Your way
رَبَّنَا
Rabbimiz
ٱطْمِسْ
yok et
عَلَىٰٓ
onların mallarını
أَمْوَٰلِهِمْ
their wealth
وَٱشْدُدْ
ve bağla
عَلَىٰ
üzerini
قُلُوبِهِمْ
kalplerinin
فَلَا
(ki) iman etmesinler
يُؤْمِنُوا۟
they believe
حَتَّىٰ
kadar
يَرَوُا۟
görünceye
ٱلْعَذَابَ
azabı
ٱلْأَلِيمَ
acıklı

Ali BulaçMusa dedi ki: "Rabbimiz, şüphesiz Sen, Firavun'a ve önde gelen çevresine dünya hayatında bir çekicilik (güç, ihtişam) ve mallar verdin. Rabbimiz, Senin yolundan saptırmaları için (mi?) Rabbimiz, mallarını yerin dibine geçir ve onların kalplerinin üzerini şiddetle bağla; onlar acı azabı görecekleri zamana kadar iman etmeyecekler

Elmalılı Hamdi YazırMusa dedi: "Ey Rabbimiz! Sen Firavun'a ve adamlarına şu dünya hayatında göz kamaştırıcı zenginlik ve bol bol servet verdin. Ey Rabbimiz! Senin yolundan saptırsınlar diye mi? Ey Rabbimiz! Onların mallarını sil süpür ve kalblerine sıkıntı düşür. Çünkü onlar o acıklı azabı görmedikçe iman etmeyecekler

10:89 📚 2
قَالَ قَدۡ أُجِيبَت دَّعۡوَتُكُمَا فَٱسۡتَقِيمَا وَلَا تَتَّبِعَآنِّ سَبِيلَ ٱلَّذِينَ لَا يَعۡلَمُونَ
قَالَ
(Allah) dedi ki
قَدْ
muhakkak
أُجِيبَت
kabul edildi
دَّعْوَتُكُمَا
duanız
فَٱسْتَقِيمَا
doğru yolda devam edin
وَلَا
ve
تَتَّبِعَآنِّ
uymayın
سَبِيلَ
yollarına
ٱلَّذِينَ
kimselerin
لَا
bilmeyen(lerin)
يَعْلَمُونَ
know

Ali Bulaç(Allah) Dedi ki: "İkinizin duası kabul olundu. Öyleyse dosdoğru yolda devam edin ve bilgisizlerin yoluna uymayın

Elmalılı Hamdi YazırAllah buyurdu: "Her ikinizin de duası kesinlikle kabul olundu. Siz yine doğru ve dürüst olmaya devam edin. Kendini bilmeyenlerin yoluna sakın uymayın

10:90
۞وَجَٰوَزۡنَا بِبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ ٱلۡبَحۡرَ فَأَتۡبَعَهُمۡ فِرۡعَوۡنُ وَجُنُودُهُۥ بَغۡيࣰ ا وَعَدۡوًاۖ حَتَّىٰٓ إِذَآ أَدۡرَكَهُ ٱلۡغَرَقُ قَالَ ءَامَنتُ أَنَّهُۥ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱلَّذِيٓ ءَامَنَتۡ بِهِۦ بَنُوٓاْ إِسۡرَٰٓءِيلَ وَأَنَا۠ مِنَ ٱلۡمُسۡلِمِينَ
۞ وَجَـٰوَزْنَا
ve geçirdik
بِبَنِىٓ
oğullarını
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
ٱلْبَحْرَ
denizden
فَأَتْبَعَهُمْ
onların peşlerine düştüler
فِرْعَوْنُ
Firavun
وَجُنُودُهُۥ
ve askerleri de
بَغْيًۭا
taşkınlıkla
وَعَدْوًا ۖ
ve düşmanlıkla
حَتَّىٰٓ
sonunda
إِذَآ
zaman
أَدْرَكَهُ
onu yakaladığı
ٱلْغَرَقُ
boğulma
قَالَ
dedi
ءَامَنتُ
iman ettim
أَنَّهُۥ
elbette
لَآ
olmadığına
إِلَـٰهَ
ilah
إِلَّا
başka
ٱلَّذِىٓ
kimseden
ءَامَنَتْ
iman ettiği
بِهِۦ
kendisine
بَنُوٓا۟
oğullarının
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
وَأَنَا۠
ve ben de
مِنَ
Müslümanlardanım
ٱلْمُسْلِمِينَ
the Muslims

Ali BulaçBiz, İsrailoğulları'nı denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun): "İsrailoğulları'nın kendisine inandığı (İlah'tan) başka İlah olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım" dedi

Elmalılı Hamdi YazırVe sonra İsrailoğulları'nı denizden aşırdık. Firavun, düşmanca saldırmak için derhal adamlarını ve askerlerini arkalarına düşürdü. Ta ki, suda boğulmaya başlayınca "İnandım, gerçekten de İsrailoğulları'nın iman ettiğinden başka tanrı yoktur. Ben de ona teslim olanlardanım." dedi

10:91
ءَآلۡـَٰٔنَ وَقَدۡ عَصَيۡتَ قَبۡلُ وَكُنتَ مِنَ ٱلۡمُفۡسِدِينَ
ءَآلْـَٔـٰنَ
şimdi mi?
وَقَدْ
oysa
عَصَيْتَ
isyan etmiştin
قَبْلُ
daha önce
وَكُنتَ
ve olmuştun
مِنَ
bozgunculardan
ٱلْمُفْسِدِينَ
the corrupters

Ali BulaçŞimdi, öyle mi? Oysa sen önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın

Elmalılı Hamdi YazırŞimdi mi? Oysa bundan önce hep isyan etmiştin ve fesatçılardan idin

10:92
فَٱلۡيَوۡمَ نُنَجِّيكَ بِبَدَنِكَ لِتَكُونَ لِمَنۡ خَلۡفَكَ ءَايَةࣰۚ وَإِنَّ كَثِيرࣰ ا مِّنَ ٱلنَّاسِ عَنۡ ءَايَٰتِنَا لَغَٰفِلُونَ
فَٱلْيَوْمَ
bugün
نُنَجِّيكَ
kurtaracağız
بِبَدَنِكَ
senin bedenini
لِتَكُونَ
olman için
لِمَنْ
kimseler için
خَلْفَكَ
kendinden sonraki
ءَايَةًۭ ۚ
bir ibret
وَإِنَّ
gerçekte ise
كَثِيرًۭا
çoğu
مِّنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ
the mankind
عَنْ
ayetlerimizden
ءَايَـٰتِنَا
Our Signs
لَغَـٰفِلُونَ
habersizdirler

Ali BulaçBugün ise, senden sonrakilere bir ayet (tarihi bir belge, ibret) olman için seni yalnızca bedeninle kurtaracağız (herkese cesedini göstereceğiz). Gerçekten insanlardan çoğu, Bizim ayetlerimizden habersizdirler

Elmalılı Hamdi YazırBiz de bugün senin bedenini arkandan gelenlere bir ibret olsun diye kurtaracağız. Bununla beraber, insanların birçoğu âyetlerimizden yine de gafildirler

10:93
وَلَقَدۡ بَوَّأۡنَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ مُبَوَّأَ صِدۡقࣲ وَرَزَقۡنَٰهُم مِّنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ فَمَا ٱخۡتَلَفُواْ حَتَّىٰ جَآءَهُمُ ٱلۡعِلۡمُۚ إِنَّ رَبَّكَ يَقۡضِي بَيۡنَهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ فِيمَا كَانُواْ فِيهِ يَخۡتَلِفُونَ
وَلَقَدْ
andolsun
بَوَّأْنَا
yerleştirdik
بَنِىٓ
oğullarını
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
مُبَوَّأَ
bir yere
صِدْقٍۢ
iyi
وَرَزَقْنَـٰهُم
ve onları rızıklandırdık
مِّنَ
temiz şeylerle
ٱلطَّيِّبَـٰتِ
the good things
فَمَا
ayrılığa düşmediler
ٱخْتَلَفُوا۟
they differ
حَتَّىٰ
kadar
جَآءَهُمُ
kendilerine gelinceye
ٱلْعِلْمُ ۚ
ilim
إِنَّ
şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
يَقْضِى
hükmünü verir
بَيْنَهُمْ
aralarında
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
فِيمَا
hususlarda
كَانُوا۟
oldukları
فِيهِ
onda
يَخْتَلِفُونَ
ayrılığa düştükleri

Ali BulaçAndolsun, Biz İsrailoğulları’nı, hoşlarına gidecek güzel bir yerde yerleştirdik ve temiz şeylerden kendilerine rızık verdik. Kendilerine ilim gelinceye kadar anlaşmazlığa düşmediler. Şüphesiz Rabbin, aralarında anlaşmazlığa düştükleri şey konusunda kıyamet günü hüküm verecektir

Elmalılı Hamdi YazırGerçekten İsrailoğulları'nı çok güzel bir yurda yerleştirdik ve onlara hoş nimetlerden rızıklar verdik. Anlaşmazlığa düşmeleri de kendilerine ilim geldikten sonra oldu. Şüphe yok ki, Rabbin, o anlaşmazlığa düştükleri konularda kıyamet günü aralarında hüküm verecektir

10:94 📚 5
فَإِن كُنتَ فِي شَكࣲّ مِّمَّآ أَنزَلۡنَآ إِلَيۡكَ فَسۡـَٔلِ ٱلَّذِينَ يَقۡرَءُونَ ٱلۡكِتَٰبَ مِن قَبۡلِكَۚ لَقَدۡ جَآءَكَ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمُمۡتَرِينَ
فَإِن
eğer
كُنتَ
isen
فِى
içinde
شَكٍّۢ
kuşku
مِّمَّآ
şeyden
أَنزَلْنَآ
indirdiğimiz
إِلَيْكَ
sana
فَسْـَٔلِ
o halde sor
ٱلَّذِينَ
kimselere
يَقْرَءُونَ
okuyan(lara)
ٱلْكِتَـٰبَ
kitap
مِن
senden önce
قَبْلِكَ ۚ
before you
لَقَدْ
andolsun ki
جَآءَكَ
sana geldi
ٱلْحَقُّ
gerçek
مِن
Rabbinden
رَّبِّكَ
your Lord
فَلَا
sakın
تَكُونَنَّ
olma
مِنَ
şüpheye düşenlerden
ٱلْمُمْتَرِينَ
the doubters

Ali BulaçSana indirdiğimizden eğer kuşkudaysan, senden önce kitabı okuyanlara sor. Andolsun, Rabbinden sana gerçek gelmiştir, şu halde kuşkuya kapılanlardan olma

Elmalılı Hamdi YazırSana indirdiklerimizde herhangi bir şüpheye düşersen, senden önce kitap okuyanlara sor. Andolsun ki, sana Rabbinden hak gelmiştir. Sakın şüphe edenlerden olma

10:95
وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ فَتَكُونَ مِنَ ٱلۡخَٰسِرِينَ
وَلَا
ve sakın
تَكُونَنَّ
olma
مِنَ
kimselerden
ٱلَّذِينَ
those who
كَذَّبُوا۟
yalanlayan(lar)
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَتَكُونَ
yoksa olursun
مِنَ
hüsrana uğrayanlardan
ٱلْخَـٰسِرِينَ
the losers

Ali BulaçVe Allah'ın ayetlerini yalanlayanlardan olma; yoksa hüsrana uğrayanlardan olursun

Elmalılı Hamdi YazırVe sakın Allah'ın âyetlerini inkar edenlerden olma, sonra hüsrana uğrayanlardan olursun

10:96 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ حَقَّتۡ عَلَيۡهِمۡ كَلِمَتُ رَبِّكَ لَا يُؤۡمِنُونَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
حَقَّتْ
kesinleşmiş olan(lar)
عَلَيْهِمْ
haklarında
كَلِمَتُ
sözü
رَبِّكَ
Rabbinin
لَا
iman etmezler
يُؤْمِنُونَ
believe

Ali BulaçGerçek şu ki, Rabbinin kelimesi üzerlerinde hak olanlar, onlar inanmazlar

Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu, aleyhlerinde Rabbinin hükmü kesinleşmiş olanlar imana gelmezler

10:97
وَلَوۡ جَآءَتۡهُمۡ كُلُّ ءَايَةٍ حَتَّىٰ يَرَوُاْ ٱلۡعَذَابَ ٱلۡأَلِيمَ
وَلَوْ
bile
جَآءَتْهُمْ
gelse
كُلُّ
bütün
ءَايَةٍ
ayetler
حَتَّىٰ
kadar
يَرَوُا۟
görünceye
ٱلْعَذَابَ
azabı
ٱلْأَلِيمَ
acıklı

Ali BulaçOnlara her ayet getirilse bile. Acı azabı görünceye kadar

Elmalılı Hamdi YazırOnlara bütün mucizeler hep birden gelse, yine de o acıklı azabı görünceye kadar inanmazlar

10:98
فَلَوۡلَا كَانَتۡ قَرۡيَةٌ ءَامَنَتۡ فَنَفَعَهَآ إِيمَٰنُهَآ إِلَّا قَوۡمَ يُونُسَ لَمَّآ ءَامَنُواْ كَشَفۡنَا عَنۡهُمۡ عَذَابَ ٱلۡخِزۡيِ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَمَتَّعۡنَٰهُمۡ إِلَىٰ حِينࣲ‏
فَلَوْلَا
bulunsaydı ya!
كَانَتْ
bir kasaba
قَرْيَةٌ
any town
ءَامَنَتْ
iman eden
فَنَفَعَهَآ
kendine yarar sağlayan
إِيمَـٰنُهَآ
imanı
إِلَّا
dışında
قَوْمَ
kavminin
يُونُسَ
Yunus
لَمَّآ
ne zaman ki
ءَامَنُوا۟
iman ettiler
كَشَفْنَا
kaldırdık
عَنْهُمْ
üzerlerinden
عَذَابَ
azabını
ٱلْخِزْىِ
rezillik
فِى
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ
the life
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَمَتَّعْنَـٰهُمْ
ve onları yararlandırdık
إِلَىٰ
belli bir süreye kadar
حِينٍۢ
a time

Ali BulaçAma (azap geldiği sırada) iman edip imanı kendisine yarar sağlamış -Yunus kavminin dışında- bir ülke olsaydı ya! Onlar iman ettikleri zaman dünya hayatında onlardan aşağılatıcı azabı kaldırdık ve onları belli bir zamana kadar yararlandırdık

Elmalılı Hamdi YazırFakat o vakit iman edip de imanları kendilerine fayda vermiş bir kasaba olsaydı? Ancak Yunus'un kavmi iman ettikleri vakit, dünya hayatında o rezillik azabını üzerlerinden kaldırmış ve bir süre onları rahata kavuşturmuştuk

10:99 📚 4
وَلَوۡ شَآءَ رَبُّكَ لَأٓمَنَ مَن فِي ٱلۡأَرۡضِ كُلُّهُمۡ جَمِيعًاۚ أَفَأَنتَ تُكۡرِهُ ٱلنَّاسَ حَتَّىٰ يَكُونُواْ مُؤۡمِنِينَ
وَلَوْ
ve şayet
شَآءَ
dileseydi
رَبُّكَ
Rabbin
لَـَٔامَنَ
iman ederdi
مَن
kimseler
فِى
bulunan
ٱلْأَرْضِ
yeryüzünde
كُلُّهُمْ
hepsi
جَمِيعًا ۚ
topluca
أَفَأَنتَ
sen mi?
تُكْرِهُ
zorlayacaksın
ٱلنَّاسَ
insanları
حَتَّىٰ
kadar
يَكُونُوا۟
oluncaya
مُؤْمِنِينَ
mü'min

Ali BulaçEğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin tümü, topluca iman ederdi. Öyleyse, onlar mü'min oluncaya kadar insanları sen mi zorlayacaksın

Elmalılı Hamdi YazırEğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde kim varsa hepsi toptan iman ederlerdi. O halde insanları hep mümin olsunlar diye sen mi zorlayacaksın

10:100 📚 1
وَمَا كَانَ لِنَفۡسٍ أَن تُؤۡمِنَ إِلَّا بِإِذۡنِ ٱللَّهِۚ وَيَجۡعَلُ ٱلرِّجۡسَ عَلَى ٱلَّذِينَ لَا يَعۡقِلُونَ
وَمَا
değildir
كَانَ
mümkün
لِنَفْسٍ
hiç kimsenin
أَن
iman etmesi
تُؤْمِنَ
believe
إِلَّا
dışında
بِإِذْنِ
izni
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
وَيَجْعَلُ
O gönderir
ٱلرِّجْسَ
iğrenç azabı
عَلَى
üzerlerine
ٱلَّذِينَ
kimselerin
لَا
akıl erdiremeyen(ler)
يَعْقِلُونَ
use reason

Ali BulaçAllah'ın izni olmaksızın, hiç kimse için iman etme (imkanı) yoktur. O, akıl erdiremeyenlerin üzerine iğrenç bir pislik kılar

Elmalılı Hamdi YazırAllah'ın izni olmadıkça hiçbir kişinin iman etmesi mümkün değildir. Akıllarını kullanmayanlar üzerine Allah bir uğursuzluk yükler

10:101
قُلِ ٱنظُرُواْ مَاذَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَمَا تُغۡنِي ٱلۡأٓيَٰتُ وَٱلنُّذُرُ عَن قَوۡمࣲ لَّا يُؤۡمِنُونَ
قُلِ
de ki
ٱنظُرُوا۟
bir bakın
مَاذَا
neler olduğuna
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۚ
ve yerde
وَمَا
bir şey kazandırmaz
تُغْنِى
will avail
ٱلْـَٔايَـٰتُ
ayetler
وَٱلنُّذُرُ
ve uyarılar
عَن
bir topluluğa
قَوْمٍۢ
a people
لَّا
iman etmeyen
يُؤْمِنُونَ
believe

Ali BulaçDe ki: "Göklerde ve yerde ne var? Bir bakıverin." İman etmeyen bir topluluğa apaçık ayetler ve uyarmalar bir şey sağlamaz

Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Göklerde ve yerde olup bitenlere dikkatle bakın!" Fakat o uyarmalar ve o âyetler, iman etmeyen bir kavme fayda vermez ki

10:102
فَهَلۡ يَنتَظِرُونَ إِلَّا مِثۡلَ أَيَّامِ ٱلَّذِينَ خَلَوۡاْ مِن قَبۡلِهِمۡۚ قُلۡ فَٱنتَظِرُوٓاْ إِنِّي مَعَكُم مِّنَ ٱلۡمُنتَظِرِينَ
فَهَلْ
mı?
يَنتَظِرُونَ
bekliyorlar
إِلَّا
başkasını
مِثْلَ
benzerinden
أَيَّامِ
(başlarına gelen) günlerin
ٱلَّذِينَ
geçmiş olanların
خَلَوْا۟
passed away
مِن
kendilerinden önce
قَبْلِهِمْ ۚ
before them
قُلْ
de ki
فَٱنتَظِرُوٓا۟
bekleyin bakalım
إِنِّى
şüphesiz ben de
مَعَكُم
sizinle birlikte
مِّنَ
bekleyenlerdenim
ٱلْمُنتَظِرِينَ
the ones who wait

Ali BulaçKendilerinden önce gelip geçmişlerin (başlarından geçen) günlerin bir benzerinden başkasını mı bekliyorlar? De ki: "Bekleyedurun. Şüphesiz ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim

Elmalılı Hamdi YazırOnlar, kendilerinden önce gelmiş geçmiş olanların uğradıkları felaket günleri gibisinden başkasını mı bekliyorlar? De ki, "Bekleyin, ben de sizinle beraber bekleyenlerden olacağım

10:103
ثُمَّ نُنَجِّي رُسُلَنَا وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْۚ كَذَٰلِكَ حَقًّا عَلَيۡنَا نُنجِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
ثُمَّ
Sonra
نُنَجِّى
kurtarırız
رُسُلَنَا
peygamberlerimizi
وَٱلَّذِينَ
ve kimseleri
ءَامَنُوا۟ ۚ
iman eden(leri)
كَذَٰلِكَ
işte böyle
حَقًّا
bir haktır
عَلَيْنَا
üzerimize
نُنجِ
kurtarmak
ٱلْمُؤْمِنِينَ
Mü'minleri

Ali BulaçSonra Biz, elçilerimizi ve iman edenleri böyle kurtarırız; mü'minleri kurtarmamız Bizim üzerimize bir haktır

Elmalılı Hamdi YazırSonra biz, peygamberlerimizi ve iman edenleri kurtarırız. İşte biz böyleyiz. Müminleri kurtarmak üzerimize düşen bir görevdir

10:104 📚 2
قُلۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِن كُنتُمۡ فِي شَكࣲّ مِّن دِينِي فَلَآ أَعۡبُدُ ٱلَّذِينَ تَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلَٰكِنۡ أَعۡبُدُ ٱللَّهَ ٱلَّذِي يَتَوَفَّىٰكُمۡۖ وَأُمِرۡتُ أَنۡ أَكُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
قُلْ
de ki
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
فِى
içinde
شَكٍّۢ
bir kuşku
مِّن
benim dinimden
دِينِى
my religion
فَلَآ
(bilin ki)
أَعْبُدُ
ben tapmıyorum
ٱلَّذِينَ
şeylere
تَعْبُدُونَ
sizin taptıklarınız
مِن
başka
دُونِ
besides Allah
ٱللَّهِ
Allah'tan
وَلَـٰكِنْ
ancak
أَعْبُدُ
kulluk ederim
ٱللَّهَ
Allah'a
ٱلَّذِى
sizin canınızı alacak olan
يَتَوَفَّىٰكُمْ ۖ
causes you to die
وَأُمِرْتُ
ve ben emrolundum
أَنْ
olmakla
أَكُونَ
I be
مِنَ
mü'minlerden
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers

Ali BulaçDe ki: "Ey insanlar, eğer benim dinimden yana bir kuşku içindeyseniz, ben, sizin Allah'tan başka ibadet ettiklerinize ibadet etmiyorum, ancak ben, sizin hayatınıza son verecek olan Allah'a ibadet ederim. Ben, mü'minlerden olmakla emrolundum

Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Ey insanlar! Eğer benim dinimde bir şüpheniz varsa, şunu bilin ki, Allah'ı bırakıp da sizin taptıklarınıza tapmam. Lâkin sizin de canınızı alacak olan Allah'a taparım. Bana müminlerden olmam emredilmiştir

10:105
وَأَنۡ أَقِمۡ وَجۡهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفࣰ ا وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ
وَأَنْ
ve
أَقِمْ
çevir
وَجْهَكَ
yüzünü
لِلدِّينِ
dine
حَنِيفًۭا
hanif olan
وَلَا
ve
تَكُونَنَّ
olma
مِنَ
ortak koşanlardan
ٱلْمُشْرِكِينَ
the polytheists

Ali BulaçVe: "Bir muvahhid (hanif) olarak yüzünü dine doğru yönelt ve sakın müşriklerden olma

Elmalılı Hamdi YazırAyrıca yüzünü tevhid dininden ayırma ve sakın müşriklerden olma!" (diye emrolundum)

10:106 📚 3
وَلَا تَدۡعُ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَنفَعُكَ وَلَا يَضُرُّكَۖ فَإِن فَعَلۡتَ فَإِنَّكَ إِذࣰ ا مِّنَ ٱلظَّٰلِمِينَ
وَلَا
ve
تَدْعُ
tapma
مِن
bırakıp
دُونِ
besides Allah
ٱللَّهِ
Allah'ı
مَا
şeylere
لَا
sana yararı dokunmayan
يَنفَعُكَ
benefit you
وَلَا
ne de
يَضُرُّكَ ۖ
sana zararı dokunmayan
فَإِن
eğer
فَعَلْتَ
böyle yaparsan
فَإِنَّكَ
şüphesiz sen
إِذًۭا
o zaman
مِّنَ
zalimlerden olursun
ٱلظَّـٰلِمِينَ
the wrongdoers

Ali BulaçAllah'tan başka, sana yararı da, zararı da olmayan(ilahlar)a tapma. Eğer sen (bunun aksini) yapacak olursan, bu durumda gerçekten zulmedenlerden olursun" (diye emrolundum)

Elmalılı Hamdi YazırVe Allah'dan başka, sana faydası da, zararı da dokunmayacak olan şeylere yalvarma! Eğer yalvarırsan, o zaman hiç şüphesiz sen zalimlerden olursun

10:107 📚 10
وَإِن يَمۡسَسۡكَ ٱللَّهُ بِضُرࣲّ فَلَا كَاشِفَ لَهُۥٓ إِلَّا هُوَۖ وَإِن يُرِدۡكَ بِخَيۡرࣲ فَلَا رَآدَّ لِفَضۡلِهِۦۚ يُصِيبُ بِهِۦ مَن يَشَآءُ مِنۡ عِبَادِهِۦۚ وَهُوَ ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
وَإِن
eğer
يَمْسَسْكَ
sana verirse
ٱللَّهُ
Allah
بِضُرٍّۢ
bir sıkıntı
فَلَا
yoktur
كَاشِفَ
giderecek
لَهُۥٓ
onu
إِلَّا
başka
هُوَ ۖ
O'ndan
وَإِن
ve eğer
يُرِدْكَ
senin için dilerse
بِخَيْرٍۢ
bir iyilik
فَلَا
yoktur
رَآدَّ
geri çevirecek
لِفَضْلِهِۦ ۚ
O'nun lütfunu
يُصِيبُ
verir
بِهِۦ
bunu
مَن
kimseye
يَشَآءُ
dilediği
مِنْ
kullarından
عِبَادِهِۦ ۚ
His slaves
وَهُوَ
ve O
ٱلْغَفُورُ
bağışlayıcıdır
ٱلرَّحِيمُ
merhamet edicidir

Ali BulaçAllah sana bir zarar dokunduracak olsa, O'ndan başka bunu senden kaldıracak yoktur. Ve eğer sana bir hayır isterse, O'nun bol fazlını geri çevirecek de yoktur. Kullarından dilediğine bundan isabet ettirir. O, bağışlayandır, esirgeyendir

Elmalılı Hamdi YazırVe eğer Allah, sana bir zarar dokunduracak olursa, onu O'ndan başka giderecek yoktur. Ve eğer sana bir hayır dilerse, o zaman da O'nun hayrını engelleyebilecek kimse yoktur. O, lütfunu dilediği kuluna nasip eder. Allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir

10:108 📚 3
قُلۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدۡ جَآءَكُمُ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّكُمۡۖ فَمَنِ ٱهۡتَدَىٰ فَإِنَّمَا يَهۡتَدِي لِنَفۡسِهِۦۖ وَمَن ضَلَّ فَإِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيۡهَاۖ وَمَآ أَنَا۠ عَلَيۡكُم بِوَكِيلࣲ‏
قُلْ
de ki
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
قَدْ
muhakkak
جَآءَكُمُ
size gelmiştir
ٱلْحَقُّ
hak
مِن
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ ۖ
your Lord
فَمَنِ
kim
ٱهْتَدَىٰ
hidayet bulursa
فَإِنَّمَا
şüphesiz
يَهْتَدِى
hidayet bulmuştur
لِنَفْسِهِۦ ۖ
kendi yararına
وَمَن
ve kim de
ضَلَّ
sapıtırsa;
فَإِنَّمَا
şüphesiz
يَضِلُّ
sapıtmıştır
عَلَيْهَا ۖ
kendi aleyhine
وَمَآ
değilim
أَنَا۠
ben
عَلَيْكُم
sizin üzerinize
بِوَكِيلٍۢ
bir vekil

Ali BulaçDe ki: "Ey insanlar, şüphesiz size Rabbinizden hak gelmiştir. Kim hidayet bulursa, o ancak kendi nefsi için hidayet bulmuştur. Kim saparsa, o da, kendi aleyhine sapmıştır. Ben sizin üzerinizde bir vekil değilim

Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Ey insanlar! İşte size Rabbinizden hak geldi. Artık kim hidayeti kabul ederse kendi canı için kabul etmiş olur. Kim sapıklık ederse kendi zararına sapıklık etmiş olur. Ve ben sizin üzerinize vekil değilim

10:109 📚 3
وَٱتَّبِعۡ مَا يُوحَىٰٓ إِلَيۡكَ وَٱصۡبِرۡ حَتَّىٰ يَحۡكُمَ ٱللَّهُۚ وَهُوَ خَيۡرُ ٱلۡحَٰكِمِينَ
وَٱتَّبِعْ
uy
مَا
şeye
يُوحَىٰٓ
vahyedilen
إِلَيْكَ
sana
وَٱصْبِرْ
ve sabret
حَتَّىٰ
kadar
يَحْكُمَ
hükmünü verinceye
ٱللَّهُ ۚ
Allah
وَهُوَ
ve O
خَيْرُ
en hayırlısıdır
ٱلْحَـٰكِمِينَ
hüküm verenlerin

Ali BulaçSana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır

Elmalılı Hamdi YazırSana vahyolunana uy! Ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. Çünkü O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır

← Önceki Sonraki →

10. Yunus Suresi | Anlam Arayışı