☪ Anlam Arayışı

12. Yusuf سُورَةُ يُوسُفَ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
12:1
الٓرۚ تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡمُبِينِ
الٓر ۚ
Elif Lâm Râ
تِلْكَ
bunlar
ءَايَـٰتُ
ayetleridir
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitabın
ٱلْمُبِينِ
apaçık

Saheeh InternationalAlif, Lam, Ra. These are the verses of the clear Book

Süleyman AteşElif lam ra. Bunlar apaçık Kitabın ayetleridir

12:2
إِنَّآ أَنزَلۡنَٰهُ قُرۡءَٰنًا عَرَبِيࣰّ ا لَّعَلَّكُمۡ تَعۡقِلُونَ
إِنَّآ
elbette biz
أَنزَلْنَـٰهُ
onu indirdik
قُرْءَٰنًا
bir Kur'an olarak
عَرَبِيًّۭا
arapça
لَّعَلَّكُمْ
diye
تَعْقِلُونَ
anlayasınız

Saheeh InternationalIndeed, We have sent it down as an Arabic Qur'an that you might understand

Süleyman AteşBiz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik ki anlayasınız

12:3 📚 1
نَحۡنُ نَقُصُّ عَلَيۡكَ أَحۡسَنَ ٱلۡقَصَصِ بِمَآ أَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡكَ هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانَ وَإِن كُنتَ مِن قَبۡلِهِۦ لَمِنَ ٱلۡغَٰفِلِينَ
نَحْنُ
biz
نَقُصُّ
anlatıyoruz
عَلَيْكَ
sana
أَحْسَنَ
en güzelini
ٱلْقَصَصِ
kıssaların
بِمَآ
vahyetmekle
أَوْحَيْنَآ
We have revealed
إِلَيْكَ
sana
هَـٰذَا
bu
ٱلْقُرْءَانَ
Kur'an'ı
وَإِن
ve oysa
كُنتَ
sen idin
مِن
ondan önce
قَبْلِهِۦ
before it
لَمِنَ
kimselerden
ٱلْغَـٰفِلِينَ
bilmeyen

Saheeh InternationalWe relate to you, [O Muhammad], the best of stories in what We have revealed to you of this Qur'an although you were, before it, among the unaware

Süleyman AteşBiz, bu Kur'an'ı vahyetmekle sana kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Sen ondan önce (bunları) bilmeyenlerden idin

12:4
إِذۡ قَالَ يُوسُفُ لِأَبِيهِ يَٰٓأَبَتِ إِنِّي رَأَيۡتُ أَحَدَ عَشَرَ كَوۡكَبࣰ ا وَٱلشَّمۡسَ وَٱلۡقَمَرَ رَأَيۡتُهُمۡ لِي سَٰجِدِينَ
إِذْ
hani
قَالَ
demişti
يُوسُفُ
Yusuf
لِأَبِيهِ
babasına
يَـٰٓأَبَتِ
ey babacığım
إِنِّى
ben
رَأَيْتُ
(rü'yada) gördüm
أَحَدَ
(on) bir
عَشَرَ
on (bir)
كَوْكَبًۭا
yıldız
وَٱلشَّمْسَ
ve güneşi
وَٱلْقَمَرَ
ve ayı
رَأَيْتُهُمْ
gördüm ki onlar
لِى
bana
سَـٰجِدِينَ
secde ediyorlardı

Saheeh International[Of these stories mention] when Joseph said to his father, "O my father, indeed I have seen [in a dream] eleven stars and the sun and the moon; I saw them prostrating to me

Süleyman AteşHani bir zaman Yusuf, babasına: "Babacığım demişti, ben (rü'yada) on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm, bunların bana secde ettiklerini gördüm." demişti

12:5
قَالَ يَٰبُنَيَّ لَا تَقۡصُصۡ رُءۡيَاكَ عَلَىٰٓ إِخۡوَتِكَ فَيَكِيدُواْ لَكَ كَيۡدًاۖ إِنَّ ٱلشَّيۡطَٰنَ لِلۡإِنسَٰنِ عَدُوࣱّ مُّبِينࣱ‏
قَالَ
dedi
يَـٰبُنَىَّ
ey yavrum
لَا
anlatma
تَقْصُصْ
relate
رُءْيَاكَ
rü'yanı
عَلَىٰٓ
kardeşlerine
إِخْوَتِكَ
your brothers
فَيَكِيدُوا۟
sonra kurarlar
لَكَ
sana
كَيْدًا ۖ
bir tuzak
إِنَّ
şüphesiz
ٱلشَّيْطَـٰنَ
şeytan
لِلْإِنسَـٰنِ
insan için
عَدُوٌّۭ
bir düşmandır
مُّبِينٌۭ
apaçık

Saheeh InternationalHe said, "O my son, do not relate your vision to your brothers or they will contrive against you a plan. Indeed Satan, to man, is a manifest enemy

Süleyman Ateş(Babası Ya'kub): "Yavrum, dedi, rü'yanı kardeşlerine anlatma, sonra sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır

12:6
وَكَذَٰلِكَ يَجۡتَبِيكَ رَبُّكَ وَيُعَلِّمُكَ مِن تَأۡوِيلِ ٱلۡأَحَادِيثِ وَيُتِمُّ نِعۡمَتَهُۥ عَلَيۡكَ وَعَلَىٰٓ ءَالِ يَعۡقُوبَ كَمَآ أَتَمَّهَا عَلَىٰٓ أَبَوَيۡكَ مِن قَبۡلُ إِبۡرَٰهِيمَ وَإِسۡحَٰقَۚ إِنَّ رَبَّكَ عَلِيمٌ حَكِيمࣱ‏
وَكَذَٰلِكَ
ve böyece
يَجْتَبِيكَ
seni seçecek
رَبُّكَ
Rabbin
وَيُعَلِّمُكَ
ve sana öğretecektir
مِن
yorumunu
تَأْوِيلِ
(the) interpretation
ٱلْأَحَادِيثِ
düşlerin
وَيُتِمُّ
ve tamamlayacaktır
نِعْمَتَهُۥ
ni'metini
عَلَيْكَ
sana
وَعَلَىٰٓ
ve üzerine
ءَالِ
soyu
يَعْقُوبَ
Ya'kub
كَمَآ
gibi
أَتَمَّهَا
tamamladığı
عَلَىٰٓ
üzerine
أَبَوَيْكَ
ataları
مِن
daha önce
قَبْلُ
before
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim
وَإِسْحَـٰقَ ۚ
ve İshak
إِنَّ
şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
عَلِيمٌ
bilendir
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir

Saheeh InternationalAnd thus will your Lord choose you and teach you the interpretation of narratives and complete His favor upon you and upon the family of Jacob, as He completed it upon your fathers before, Abraham and Isaac. Indeed, your Lord is Knowing and Wise

Süleyman AteşBöyece Rabbin seni seçecek ve sana düşlerin yorumundan bir parça öğretecek, sana ve Ya'kub soyuna ni'metini tamamlayacaktır; nasıl ki daha önce ataların İbrahim'e ve İshak'a da ni'metini tamamlamıştı. Şüphesiz Rabbin, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir

12:7
۞لَّقَدۡ كَانَ فِي يُوسُفَ وَإِخۡوَتِهِۦٓ ءَايَٰتࣱ لِّلسَّآئِلِينَ
۞ لَّقَدْ
andolsun
كَانَ
vardır
فِى
Yusuf
يُوسُفَ
Yusuf
وَإِخْوَتِهِۦٓ
ve kardeşlerinde
ءَايَـٰتٌۭ
ibretler
لِّلسَّآئِلِينَ
soranlar için

Saheeh InternationalCertainly were there in Joseph and his brothers signs for those who ask

Süleyman AteşAndolsun, Yusuf ve kardeşlerin(in kıssaların)da, soranlar için ibretler vardır

12:8 📚 8
إِذۡ قَالُواْ لَيُوسُفُ وَأَخُوهُ أَحَبُّ إِلَىٰٓ أَبِينَا مِنَّا وَنَحۡنُ عُصۡبَةٌ إِنَّ أَبَانَا لَفِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينٍ
إِذْ
hani
قَالُوا۟
demişlerdi ki
لَيُوسُفُ
Yusuf
وَأَخُوهُ
ve kardeşi
أَحَبُّ
daha sevgilidir
إِلَىٰٓ
babamıza
أَبِينَا
our father
مِنَّا
bizden
وَنَحْنُ
oysa biz
عُصْبَةٌ
bir cemaatiz
إِنَّ
şüphesiz
أَبَانَا
babamız
لَفِى
içindedir
ضَلَـٰلٍۢ
bir yanlışlık
مُّبِينٍ
açık

Saheeh InternationalWhen they said, "Joseph and his brother are more beloved to our father than we, while we are a clan. Indeed, our father is in clear error

Süleyman Ateş(Kardeşleri) demişlerdi ki: "Yusuf ve (öz) kardeşi (Bünyamin), babamıza bizden daha sevgilidir. Oysa biz bir cemaatiz. Babamız açık bir yanlışlık içindedir

12:9 📚 2
ٱقۡتُلُواْ يُوسُفَ أَوِ ٱطۡرَحُوهُ أَرۡضࣰ ا يَخۡلُ لَكُمۡ وَجۡهُ أَبِيكُمۡ وَتَكُونُواْ مِنۢ بَعۡدِهِۦ قَوۡمࣰ ا صَٰلِحِينَ
ٱقْتُلُوا۟
öldürün
يُوسُفَ
Yusuf'u
أَوِ
ya da
ٱطْرَحُوهُ
onu bırakın
أَرْضًۭا
bir yere
يَخْلُ
yönelsin
لَكُمْ
yalnız size
وَجْهُ
yüzü
أَبِيكُمْ
babanızın
وَتَكُونُوا۟
olursunuz
مِنۢ
ondan sonra
بَعْدِهِۦ
after that
قَوْمًۭا
bir topluluk
صَـٰلِحِينَ
iyi

Saheeh InternationalKill Joseph or cast him out to [another] land; the countenance of your father will [then] be only for you, and you will be after that a righteous people

Süleyman AteşYusuf'u öldürün, ya da onu bir yere bırakın da babanızın yüzü yalnız size kalsın (bundan böyle babanız yalnız sizi görsün ve sevsin)! Ondan sonra da (tevbe eder), iyi bir topluluk olursunuz

12:10
قَالَ قَآئِلࣱ مِّنۡهُمۡ لَا تَقۡتُلُواْ يُوسُفَ وَأَلۡقُوهُ فِي غَيَٰبَتِ ٱلۡجُبِّ يَلۡتَقِطۡهُ بَعۡضُ ٱلسَّيَّارَةِ إِن كُنتُمۡ فَٰعِلِينَ
قَالَ
dedi
قَآئِلٌۭ
bir sözcü
مِّنْهُمْ
içlerinden
لَا
öldürmeyin
تَقْتُلُوا۟
kill
يُوسُفَ
Yusuf'u
وَأَلْقُوهُ
onu atın
فِى
dibine
غَيَـٰبَتِ
the bottom
ٱلْجُبِّ
kuyunun
يَلْتَقِطْهُ
onu (görüp) alsın
بَعْضُ
biri
ٱلسَّيَّارَةِ
kervanlardan
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
فَـٰعِلِينَ
yapacak

Saheeh InternationalSaid a speaker among them, "Do not kill Joseph but throw him into the bottom of the well; some travelers will pick him up - if you would do [something]

Süleyman Ateşİçlerinden bir sözcü: "Yusuf'u öldürmeyin, onu kuyunun dibine atın, kervanlardan biri onu (görüp) alsın; eğer yapacaksanız (böyle yapın)," dedi

12:11 📚 1
قَالُواْ يَٰٓأَبَانَا مَا لَكَ لَا تَأۡمَ۬نَّا عَلَىٰ يُوسُفَ وَإِنَّا لَهُۥ لَنَٰصِحُونَ
قَالُوا۟
dediler ki
يَـٰٓأَبَانَا
ey babamız
مَا
neden
لَكَ
sen
لَا
bize güvenmiyorsun
تَأْمَ۫نَّا
trust us
عَلَىٰ
hakkında
يُوسُفَ
Yusuf
وَإِنَّا
oysa biz
لَهُۥ
ona
لَنَـٰصِحُونَ
öğüt verenleriz

Saheeh InternationalThey said, "O our father, why do you not entrust us with Joseph while indeed, we are to him sincere counselors

Süleyman Ateş(Bu fikirde karar kıldılar ve babalarına gelip) Dediler ki: "Ey babamız, neden Yusuf hakkında bize güvenmiyorsun, oysa biz ona öğüt verenler(onun iyiliğini isteyenler)iz

12:12
أَرۡسِلۡهُ مَعَنَا غَدࣰ ا يَرۡتَعۡ وَيَلۡعَبۡ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ
أَرْسِلْهُ
onu gönder
مَعَنَا
bizimle beraber
غَدًۭا
yarın
يَرْتَعْ
gezsin
وَيَلْعَبْ
ve oynasın;
وَإِنَّا
ve biz elbette
لَهُۥ
onu
لَحَـٰفِظُونَ
koruruz

Saheeh InternationalSend him with us tomorrow that he may eat well and play. And indeed, we will be his guardians

Süleyman AteşYarın onu da bizimle beraber (kıra) gönder, gezsin, oynasın; biz onu elbette koruruz

12:13
قَالَ إِنِّي لَيَحۡزُنُنِيٓ أَن تَذۡهَبُواْ بِهِۦ وَأَخَافُ أَن يَأۡكُلَهُ ٱلذِّئۡبُ وَأَنتُمۡ عَنۡهُ غَٰفِلُونَ
قَالَ
dedi ki
إِنِّى
şüphesiz
لَيَحْزُنُنِىٓ
beni üzer
أَن
götürmeniz
تَذْهَبُوا۟
you should take him
بِهِۦ
onu
وَأَخَافُ
ve korkarım
أَن
diye
يَأْكُلَهُ
onu yer
ٱلذِّئْبُ
bir kurt
وَأَنتُمْ
sizin
عَنْهُ
ondan
غَـٰفِلُونَ
haberiniz yokken

Saheeh International[Jacob] said, "Indeed, it saddens me that you should take him, and I fear that a wolf would eat him while you are of him unaware

Süleyman Ateş(Ya'kub) Dedi ki: "Onu götürmeniz beni üzer; korkarım ki, sizin haberiniz yokken onu kurt yer

12:14
قَالُواْ لَئِنۡ أَكَلَهُ ٱلذِّئۡبُ وَنَحۡنُ عُصۡبَةٌ إِنَّآ إِذࣰ ا لَّخَٰسِرُونَ
قَالُوا۟
dediler ki
لَئِنْ
andolsun
أَكَلَهُ
onu yerse
ٱلذِّئْبُ
kurt
وَنَحْنُ
biz (olduğumuz halde)
عُصْبَةٌ
bir topluluk
إِنَّآ
elbette biz
إِذًۭا
o zaman
لَّخَـٰسِرُونَ
tamamen kaybedenlerdeniz

Saheeh InternationalThey said, "If a wolf should eat him while we are a [strong] clan, indeed, we would then be losers

Süleyman AteşDediler ki: "Biz bir topluluk olduğumuz halde onu kurt yerse, o zaman biz tamamen beceriksiz kimseleriz, demektir

12:15 📚 1
فَلَمَّا ذَهَبُواْ بِهِۦ وَأَجۡمَعُوٓاْ أَن يَجۡعَلُوهُ فِي غَيَٰبَتِ ٱلۡجُبِّۚ وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡهِ لَتُنَبِّئَنَّهُم بِأَمۡرِهِمۡ هَٰذَا وَهُمۡ لَا يَشۡعُرُونَ
فَلَمَّا
nihayet
ذَهَبُوا۟
götürdüler
بِهِۦ
onu
وَأَجْمَعُوٓا۟
ve karar verdiler
أَن
atmaya
يَجْعَلُوهُ
they put him
فِى
dibine
غَيَـٰبَتِ
(the) bottom
ٱلْجُبِّ ۚ
kuyunun
وَأَوْحَيْنَآ
ve biz vahyettik
إِلَيْهِ
O'na
لَتُنَبِّئَنَّهُم
andolsun haber vereceksin
بِأَمْرِهِمْ
onların işlerini
هَـٰذَا
bu
وَهُمْ
ve onlar
لَا
hiç değillerken
يَشْعُرُونَ
farkında

Saheeh InternationalSo when they took him [out] and agreed to put him into the bottom of the well... But We inspired to him, "You will surely inform them [someday] about this affair of theirs while they do not perceive [your identity]

Süleyman AteşNihayet onu götürüp de kuyunun dibine atmağa topluca karar verdikleri zaman biz, Yusuf'a: "Andolsun sen onların bu işlerini, hiç farkında olmayacakları bir sırada kendilerine haber vereceksin!" diye vahyettik

12:16
وَجَآءُوٓ أَبَاهُمۡ عِشَآءࣰ يَبۡكُونَ
وَجَآءُوٓ
ve geldiler
أَبَاهُمْ
babalarına
عِشَآءًۭ
akşamleyin
يَبْكُونَ
ağlayarak

Saheeh InternationalAnd they came to their father at night, weeping

Süleyman AteşAkşamleyin ağlayarak babalarına geldiler

12:17
قَالُواْ يَٰٓأَبَانَآ إِنَّا ذَهَبۡنَا نَسۡتَبِقُ وَتَرَكۡنَا يُوسُفَ عِندَ مَتَٰعِنَا فَأَكَلَهُ ٱلذِّئۡبُۖ وَمَآ أَنتَ بِمُؤۡمِنࣲ لَّنَا وَلَوۡ كُنَّا صَٰدِقِينَ
قَالُوا۟
dediler
يَـٰٓأَبَانَآ
Ey babamız
إِنَّا
biz
ذَهَبْنَا
gittik
نَسْتَبِقُ
yarışıyorduk
وَتَرَكْنَا
ve bırakmıştık
يُوسُفَ
Yusuf'u
عِندَ
yanında
مَتَـٰعِنَا
yiyeceğimizin
فَأَكَلَهُ
onu yemiş
ٱلذِّئْبُ ۖ
kurt
وَمَآ
fakat değilsin
أَنتَ
sen
بِمُؤْمِنٍۢ
inanacak
لَّنَا
bize
وَلَوْ
şayet
كُنَّا
(söylesek de)
صَـٰدِقِينَ
dosdoğru

Saheeh InternationalThey said, "O our father, indeed we went racing each other and left Joseph with our possessions, and a wolf ate him. But you would not believe us, even if we were truthful

Süleyman AteşEy babamız, dediler, biz gittik, yarışıyorduk; Yusuf'u yiyeceğimizin yanında bırakmıştık. Onu kurt yemiş! Ama biz doğru söylesek de sen bize inanmazsın

12:18
وَجَآءُو عَلَىٰ قَمِيصِهِۦ بِدَمࣲ كَذِبࣲۚ قَالَ بَلۡ سَوَّلَتۡ لَكُمۡ أَنفُسُكُمۡ أَمۡرࣰ اۖ فَصَبۡرࣱ جَمِيلࣱۖ وَٱللَّهُ ٱلۡمُسۡتَعَانُ عَلَىٰ مَا تَصِفُونَ
وَجَآءُو
ve getirdiler
عَلَىٰ
üzeri
قَمِيصِهِۦ
gömleğinin
بِدَمٍۢ
kanlı
كَذِبٍۢ ۚ
yalandan
قَالَ
dedi ki
بَلْ
herhalde
سَوَّلَتْ
aldattıp sürüklemiş
لَكُمْ
sizi
أَنفُسُكُمْ
nefisleriniz
أَمْرًۭا ۖ
bir işe
فَصَبْرٌۭ
artık (tek çarem) sabretmektir
جَمِيلٌۭ ۖ
güzelce
وَٱللَّهُ
ancak Allan'tan
ٱلْمُسْتَعَانُ
yardım istenir
عَلَىٰ
kaşı
مَا
dediğinize
تَصِفُونَ
you describe

Saheeh InternationalAnd they brought upon his shirt false blood. [Jacob] said, "Rather, your souls have enticed you to something, so patience is most fitting. And Allah is the one sought for help against that which you describe

Süleyman Ateş(Yusuf'un) gömleğinin üstünde yalan kan getirdiler. (Ya'kub): "Herhalde, dedi, nefisleriniz sizi aldatıp bir işe sürükledi. Artık tek çarem güzelce sabretmektir. Dediğinize (dayanmak için) ancak Allan'tan yardım istenir

12:19
وَجَآءَتۡ سَيَّارَةࣱ فَأَرۡسَلُواْ وَارِدَهُمۡ فَأَدۡلَىٰ دَلۡوَهُۥۖ قَالَ يَٰبُشۡرَىٰ هَٰذَا غُلَٰمࣱۚ وَأَسَرُّوهُ بِضَٰعَةࣰۚ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِمَا يَعۡمَلُونَ
وَجَآءَتْ
ve geldi
سَيَّارَةٌۭ
bir kervan
فَأَرْسَلُوا۟
gönderdiler
وَارِدَهُمْ
sucularını
فَأَدْلَىٰ
sarkıttı
دَلْوَهُۥ ۖ
kovasını
قَالَ
dedi ki
يَـٰبُشْرَىٰ
Ey! müjde!
هَـٰذَا
bu
غُلَـٰمٌۭ ۚ
bir oğlan!
وَأَسَرُّوهُ
ve onu sakladılar
بِضَـٰعَةًۭ ۚ
ticaret için
وَٱللَّهُ
halbuki Allah
عَلِيمٌۢ
biliyordu
بِمَا
şeyleri
يَعْمَلُونَ
onların yaptıkları

Saheeh InternationalAnd there came a company of travelers; then they sent their water drawer, and he let down his bucket. He said, "Good news! Here is a boy." And they concealed him, [taking him] as merchandise; and Allah was knowing of what they did

Süleyman AteşBir kervan geldi, sucularını gönderdiler, (o da gidip kuyuya) kovasını sarkıttı: "Müjde, dedi, işte bir oğlan!" Onu ticaret için sakladılar, halbuki Allah, onların ne yaptıklarını biliyordu

12:20
وَشَرَوۡهُ بِثَمَنِۭ بَخۡسࣲ دَرَٰهِمَ مَعۡدُودَةࣲ وَكَانُواْ فِيهِ مِنَ ٱلزَّٰهِدِينَ
وَشَرَوْهُ
ve onu sattılar
بِثَمَنٍۭ
bir pahaya
بَخْسٍۢ
düşük
دَرَٰهِمَ
paraya
مَعْدُودَةٍۢ
birkaç
وَكَانُوا۟
ve idiler
فِيهِ
ona karşı
مِنَ
isteksiz
ٱلزَّٰهِدِينَ
those keen to give up

Saheeh InternationalAnd they sold him for a reduced price - a few dirhams - and they were, concerning him, of those content with little

Süleyman AteşNihayet (Mısır'a varınca) onu düşük bir pahaya, birkaç paraya sattılar. Onlar, ona (Yusuf'a) karşı isteksiz idiler

12:21 📚 3
وَقَالَ ٱلَّذِي ٱشۡتَرَىٰهُ مِن مِّصۡرَ لِٱمۡرَأَتِهِۦٓ أَكۡرِمِي مَثۡوَىٰهُ عَسَىٰٓ أَن يَنفَعَنَآ أَوۡ نَتَّخِذَهُۥ وَلَدࣰ اۚ وَكَذَٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلِنُعَلِّمَهُۥ مِن تَأۡوِيلِ ٱلۡأَحَادِيثِۚ وَٱللَّهُ غَالِبٌ عَلَىٰٓ أَمۡرِهِۦ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعۡلَمُونَ
وَقَالَ
ve dedi ki
ٱلَّذِى
kimse
ٱشْتَرَىٰهُ
onu satın alan
مِن
Mısır'lı
مِّصْرَ
Egypt
لِٱمْرَأَتِهِۦٓ
karısına
أَكْرِمِى
ona kıymet ver
مَثْوَىٰهُ
iyi bak
عَسَىٰٓ
belki
أَن
bize yararı dokunur
يَنفَعَنَآ
(he) will benefit us
أَوْ
ya da
نَتَّخِذَهُۥ
onu ediniriz
وَلَدًۭا ۚ
evlad
وَكَذَٰلِكَ
ve böylece
مَكَّنَّا
bir imkan verdik
لِيُوسُفَ
Yusuf'a
فِى
o yerde
ٱلْأَرْضِ
the land
وَلِنُعَلِّمَهُۥ
ve ona öğrettik
مِن
yorumunu
تَأْوِيلِ
(the) interpretation of
ٱلْأَحَادِيثِ ۚ
düşlerin
وَٱللَّهُ
ve Allah
غَالِبٌ
galip olandır
عَلَىٰٓ
işinde
أَمْرِهِۦ
His affairs
وَلَـٰكِنَّ
ama
أَكْثَرَ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanların
لَا
bilmezler
يَعْلَمُونَ
know

Saheeh InternationalAnd the one from Egypt who bought him said to his wife, "Make his residence comfortable. Perhaps he will benefit us, or we will adopt him as a son." And thus, We established Joseph in the land that We might teach him the interpretation of events. And Allah is predominant over His affair, but most of the people do not know

Süleyman AteşOnu satın alan Mısır'lı (hazine bakanı Kıtfir), karısı(Zeliha'y)a: "Ona iyi bak, belki bize yararı dokunur, ya da onu evlad ediniriz!" dedi. Böylece biz Yusuf'a o yerde güzel bir imkan verdik ki ona düşlerin yorumunu öğretelim. Allah, buyruğunu yerine getirendir, ama insanların çoğu bilmezler

12:22
وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُۥٓ ءَاتَيۡنَٰهُ حُكۡمࣰ ا وَعِلۡمࣰ اۚ وَكَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ
وَلَمَّا
ne zaman ki
بَلَغَ
erişince
أَشُدَّهُۥٓ
kuvvetli çağına
ءَاتَيْنَـٰهُ
ona verdik
حُكْمًۭا
hüküm
وَعِلْمًۭا ۚ
ve ilim
وَكَذَٰلِكَ
işte böyle
نَجْزِى
mükafatlandırırız
ٱلْمُحْسِنِينَ
güzel hareket edenleri

Saheeh InternationalAnd when Joseph reached maturity, We gave him judgment and knowledge. And thus We reward the doers of good

Süleyman Ateş(Yusuf), kuvvetli çağına erişince ona hüküm ve ilim verdik. İşte biz, güzel hareket edenleri böyle mükafatlandırırız

12:23 📚 2
وَرَٰوَدَتۡهُ ٱلَّتِي هُوَ فِي بَيۡتِهَا عَن نَّفۡسِهِۦ وَغَلَّقَتِ ٱلۡأَبۡوَٰبَ وَقَالَتۡ هَيۡتَ لَكَۚ قَالَ مَعَاذَ ٱللَّهِۖ إِنَّهُۥ رَبِّيٓ أَحۡسَنَ مَثۡوَايَۖ إِنَّهُۥ لَا يُفۡلِحُ ٱلظَّٰلِمُونَ
وَرَٰوَدَتْهُ
ve murad almak istedi
ٱلَّتِى
kadın
هُوَ
o (Yusuf)
فِى
onun evinde iken
بَيْتِهَا
her house
عَن
onun nefsinden
نَّفْسِهِۦ
his self
وَغَلَّقَتِ
ve kilitledi
ٱلْأَبْوَٰبَ
kapıları
وَقَالَتْ
ve dedi
هَيْتَ
haydi gelsene
لَكَ ۚ
sen
قَالَ
dedi
مَعَاذَ
sığınırım
ٱللَّهِ ۖ
Allah'a
إِنَّهُۥ
şüphesiz
رَبِّىٓ
efendim
أَحْسَنَ
en güzel şekilde
مَثْوَاىَ ۖ
bana baktı
إِنَّهُۥ
şüphesiz
لَا
iflah olmaz
يُفْلِحُ
will succeed
ٱلظَّـٰلِمُونَ
zalimler

Saheeh InternationalAnd she, in whose house he was, sought to seduce him. She closed the doors and said, "Come, you." He said, "[I seek] the refuge of Allah. Indeed, he is my master, who has made good my residence. Indeed, wrongdoers will not succeed

Süleyman AteşYusuf'un, evinde kaldığı kadın, onun nefsinden murad almak istedi ve kapıları kilitleyip: "Haydi gelsene!" dedi (Yusuf): "Allah'a sığınırım dedi, efendim bana güzel baktı. zalimler iflah olmazlar

12:24 📚 11
وَلَقَدۡ هَمَّتۡ بِهِۦۖ وَهَمَّ بِهَا لَوۡلَآ أَن رَّءَا بُرۡهَٰنَ رَبِّهِۦۚ كَذَٰلِكَ لِنَصۡرِفَ عَنۡهُ ٱلسُّوٓءَ وَٱلۡفَحۡشَآءَۚ إِنَّهُۥ مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُخۡلَصِينَ
وَلَقَدْ
andolsun
هَمَّتْ
kadın arzu etmişti
بِهِۦ ۖ
onu
وَهَمَّ
o da arzu etmişti
بِهَا
onu
لَوْلَآ
eğer
أَن
görmeseydi
رَّءَا
he saw
بُرْهَـٰنَ
doğruyu gösteren delilini
رَبِّهِۦ ۚ
Rabbinin
كَذَٰلِكَ
böylece
لِنَصْرِفَ
çevirmek istedik
عَنْهُ
ondan
ٱلسُّوٓءَ
kötülüğü
وَٱلْفَحْشَآءَ ۚ
ve fuhşu
إِنَّهُۥ
çünkü o
مِنْ
kullarımızdandır
عِبَادِنَا
Our slaves
ٱلْمُخْلَصِينَ
ihlasa erdirilmiş

Saheeh InternationalAnd she certainly determined [to seduce] him, and he would have inclined to her had he not seen the proof of his Lord. And thus [it was] that We should avert from him evil and immorality. Indeed, he was of Our chosen servants

Süleyman AteşAndolsun, kadın onu arzu etmişti, eğer Rabbinin doğruyu gösteren delilini görmeseydi o da onu arzu etmişti. Böylece biz kötülüğü ve fuhşu ondan çevirmek istedik; çünkü o, ihlasa erdirilmiş (temiz) kullarımızdandır

12:25 📚 2
وَٱسۡتَبَقَا ٱلۡبَابَ وَقَدَّتۡ قَمِيصَهُۥ مِن دُبُرࣲ وَأَلۡفَيَا سَيِّدَهَا لَدَا ٱلۡبَابِۚ قَالَتۡ مَا جَزَآءُ مَنۡ أَرَادَ بِأَهۡلِكَ سُوٓءًا إِلَّآ أَن يُسۡجَنَ أَوۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏
وَٱسْتَبَقَا
ve koşuştular
ٱلْبَابَ
kapıya doğru
وَقَدَّتْ
ve kadın yırttı
قَمِيصَهُۥ
gömleğini
مِن
arkasından
دُبُرٍۢ
the back
وَأَلْفَيَا
ve rastladılar
سَيِّدَهَا
kadının kocasına
لَدَا
yanında
ٱلْبَابِ ۚ
kapının
قَالَتْ
(kadın) dedi ki
مَا
nedir?
جَزَآءُ
cezası
مَنْ
kimsenin
أَرَادَ
isteyen
بِأَهْلِكَ
senin ailene
سُوٓءًا
kötülük
إِلَّآ
başka
أَن
hapsolunmaktan
يُسْجَنَ
he be imprisoned
أَوْ
veya
عَذَابٌ
bir azaptan
أَلِيمٌۭ
acıklı

Saheeh InternationalAnd they both raced to the door, and she tore his shirt from the back, and they found her husband at the door. She said, "What is the recompense of one who intended evil for your wife but that he be imprisoned or a painful punishment

Süleyman AteşKapıya doğru koşuştular. Kadın, Yusuf'un gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında kadının bey'ine rastladılar. Kadın: "Senin ailene kötülük yapmak isteyenin cezası nedir? Zindana kapatılmak veya acı bir biçimde işkence edilmek değil midir?" dedi

12:26
قَالَ هِيَ رَٰوَدَتۡنِي عَن نَّفۡسِيۚ وَشَهِدَ شَاهِدࣱ مِّنۡ أَهۡلِهَآ إِن كَانَ قَمِيصُهُۥ قُدَّ مِن قُبُلࣲ فَصَدَقَتۡ وَهُوَ مِنَ ٱلۡكَٰذِبِينَ
قَالَ
(Yusuf) dedi ki
هِىَ
O
رَٰوَدَتْنِى
murad almak istedi
عَن
benden
نَّفْسِى ۚ
myself
وَشَهِدَ
ve şahidlik etti
شَاهِدٌۭ
bir şahid
مِّنْ
kadının ailesinden
أَهْلِهَآ
her family
إِن
eğer
كَانَ
ise
قَمِيصُهُۥ
gömleği
قُدَّ
yırtılmış
مِن
önden
قُبُلٍۢ
the front
فَصَدَقَتْ
kadın doğrudur
وَهُوَ
o ise
مِنَ
yalancılardandır
ٱلْكَـٰذِبِينَ
the liars

Saheeh International[Joseph] said, "It was she who sought to seduce me." And a witness from her family testified. "If his shirt is torn from the front, then she has told the truth, and he is of the liars

Süleyman Ateş(Yusuf): "O benden murad almak istedi!" dedi. Kadının ailesinden bir şahid de şöyle şahidlik etti: "Eğer Yusuf'un gömleği önden yırtılmışsa kadın doğrudur, o yalancılardandır

12:27
وَإِن كَانَ قَمِيصُهُۥ قُدَّ مِن دُبُرࣲ فَكَذَبَتۡ وَهُوَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
وَإِن
ve şayet
كَانَ
ise
قَمِيصُهُۥ
onun gömleği
قُدَّ
yırtılmış
مِن
arkadan
دُبُرٍۢ
(the) back
فَكَذَبَتْ
kadın yalancıdır
وَهُوَ
o ise
مِنَ
doğrulardandır
ٱلصَّـٰدِقِينَ
the truthful

Saheeh InternationalBut if his shirt is torn from the back, then she has lied, and he is of the truthful

Süleyman AteşVe eğer onun gömleği arkadan yırtılmışsa kadın yalancıdır, o doğrulardandır

12:28
فَلَمَّا رَءَا قَمِيصَهُۥ قُدَّ مِن دُبُرࣲ قَالَ إِنَّهُۥ مِن كَيۡدِكُنَّۖ إِنَّ كَيۡدَكُنَّ عَظِيمࣱ‏
فَلَمَّا
ne zaman ki
رَءَا
gördüler
قَمِيصَهُۥ
gömleğinin
قُدَّ
yırtıldığını
مِن
arkadan
دُبُرٍۢ
(the) back
قَالَ
(kadına) dedi ki
إِنَّهُۥ
şüphesiz bu
مِن
sizin hilenizdir
كَيْدِكُنَّ ۖ
your plot
إِنَّ
gerçekten
كَيْدَكُنَّ
sizin hileniz
عَظِيمٌۭ
büyüktür

Saheeh InternationalSo when her husband saw his shirt torn from the back, he said, "Indeed, it is of the women's plan. Indeed, your plan is great

Süleyman Ateş(Kadının kocası, Yusuf'un) gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu görünce (kadına): "Bu, sizin düzeninizdendir, dedi, gerçekten sizin düzeniniz büyüktür

12:29
يُوسُفُ أَعۡرِضۡ عَنۡ هَٰذَاۚ وَٱسۡتَغۡفِرِي لِذَنۢبِكِۖ إِنَّكِ كُنتِ مِنَ ٱلۡخَاطِـِٔينَ
يُوسُفُ
Yusuf
أَعْرِضْ
sen vazgeç
عَنْ
bundan
هَـٰذَا ۚ
this
وَٱسْتَغْفِرِى
(kadın) sen de bağışlanmasını dile
لِذَنۢبِكِ ۖ
günahının
إِنَّكِ
çünkü sen
كُنتِ
oldun
مِنَ
günahkarlardan
ٱلْخَاطِـِٔينَ
the sinful

Saheeh InternationalJoseph, ignore this. And, [my wife], ask forgiveness for your sin. Indeed, you were of the sinful

Süleyman AteşYusuf, sen bundan vazgeç (bunu kimseye söyleme), (ey kadın), sen de günahının bağışlanmasını dile! Çünkü sen, günahkarlardan oldun

12:30
۞وَقَالَ نِسۡوَةࣱ فِي ٱلۡمَدِينَةِ ٱمۡرَأَتُ ٱلۡعَزِيزِ تُرَٰوِدُ فَتَىٰهَا عَن نَّفۡسِهِۦۖ قَدۡ شَغَفَهَا حُبًّاۖ إِنَّا لَنَرَىٰهَا فِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينࣲ‏
۞ وَقَالَ
ve dediler ki
نِسْوَةٌۭ
birtakım kadınlar
فِى
şehirde
ٱلْمَدِينَةِ
the city
ٱمْرَأَتُ
karısı
ٱلْعَزِيزِ
Vezir'in
تُرَٰوِدُ
murad almak istemiş
فَتَىٰهَا
uşağının
عَن
nefsinden
نَّفْسِهِۦ ۖ
himself
قَدْ
muhakak
شَغَفَهَا
onun bağrını yakmış
حُبًّا ۖ
sevda
إِنَّا
elbette biz
لَنَرَىٰهَا
onu görüyoruz
فِى
içinde
ضَلَـٰلٍۢ
bir sapıklık
مُّبِينٍۢ
açık

Saheeh InternationalAnd women in the city said, "The wife of al-'Azeez is seeking to seduce her slave boy; he has impassioned her with love. Indeed, we see her [to be] in clear error

Süleyman AteşŞehirde birtakım kadınlar: Vezir'in karısı, uşağının nefsinden murad almak istemiş! Sevda, onun bağrını yakmış! Biz onu açık bir sapıklık içinde görüyoruz!" dediler

12:31 📚 3
فَلَمَّا سَمِعَتۡ بِمَكۡرِهِنَّ أَرۡسَلَتۡ إِلَيۡهِنَّ وَأَعۡتَدَتۡ لَهُنَّ مُتَّكَـࣰٔ ا وَءَاتَتۡ كُلَّ وَٰحِدَةࣲ مِّنۡهُنَّ سِكِّينࣰ ا وَقَالَتِ ٱخۡرُجۡ عَلَيۡهِنَّۖ فَلَمَّا رَأَيۡنَهُۥٓ أَكۡبَرۡنَهُۥ وَقَطَّعۡنَ أَيۡدِيَهُنَّ وَقُلۡنَ حَٰشَ لِلَّهِ مَا هَٰذَا بَشَرًا إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا مَلَكࣱ كَرِيمࣱ‏
فَلَمَّا
ne zaman ki
سَمِعَتْ
(kadın) işitti
بِمَكْرِهِنَّ
onların hilelerini
أَرْسَلَتْ
(haber) gönderdi
إِلَيْهِنَّ
onlara
وَأَعْتَدَتْ
ve hazırladı
لَهُنَّ
onlar için
مُتَّكَـًۭٔا
dayanacak yastıklar
وَءَاتَتْ
ve verdi
كُلَّ
her
وَٰحِدَةٍۢ
birine
مِّنْهُنَّ
onlardan
سِكِّينًۭا
birer bıçak
وَقَالَتِ
ve dedi
ٱخْرُجْ
çık!
عَلَيْهِنَّ ۖ
karşılarına
فَلَمَّا
ne zaman ki
رَأَيْنَهُۥٓ
O'nu görünce
أَكْبَرْنَهُۥ
onu (gözlerinde) büyüttüler
وَقَطَّعْنَ
ve kestiler
أَيْدِيَهُنَّ
ellerini
وَقُلْنَ
ve dediler
حَـٰشَ
haşa
لِلَّهِ
Allah için
مَا
değildir
هَـٰذَا
bu
بَشَرًا
insan
إِنْ
bu
هَـٰذَآ
(is) this
إِلَّا
ancak
مَلَكٌۭ
bir melektir
كَرِيمٌۭ
güzel

Saheeh InternationalSo when she heard of their scheming, she sent for them and prepared for them a banquet and gave each one of them a knife and said [to Joseph], "Come out before them." And when they saw him, they greatly admired him and cut their hands and said, "Perfect is Allah! This is not a man; this is none but a noble angel

Süleyman Ateş(Kadın), onların (dedi-kodu yaparak kendisini dile düşürme) düzenlerini işitince, onlara (adam) gönderdi (yemeğe davet etti). Onlar için dayanacak yastıklar hazırladı ve her birine de birer bıçak verdi. (Yusuf'a): "Çık karşılarına!" dedi. Kadınlar, (önlerine konan meyveleri soyup yemekle meşgul iken) Yusuf'u görünce onu (gözlerinde) büyüttüler, (ona hayranlıklarından ötürü) ellerini kestiler ve: "Allah için, haşa bu, insan değildir; bu ancak güzel bir melektir!" dediler

12:32
قَالَتۡ فَذَٰلِكُنَّ ٱلَّذِي لُمۡتُنَّنِي فِيهِۖ وَلَقَدۡ رَٰوَدتُّهُۥ عَن نَّفۡسِهِۦ فَٱسۡتَعۡصَمَۖ وَلَئِن لَّمۡ يَفۡعَلۡ مَآ ءَامُرُهُۥ لَيُسۡجَنَنَّ وَلَيَكُونࣰ ا مِّنَ ٱلصَّٰغِرِينَ
قَالَتْ
dedi ki
فَذَٰلِكُنَّ
işte siz
ٱلَّذِى
ki
لُمْتُنَّنِى
beni kınamıştınız
فِيهِ ۖ
bunun için
وَلَقَدْ
andolsun
رَٰوَدتُّهُۥ
ben murad almak istedim
عَن
kendisinden
نَّفْسِهِۦ
[himself]
فَٱسْتَعْصَمَ ۖ
o reddetti
وَلَئِن
ama
لَّمْ
yapmazsa
يَفْعَلْ
he does
مَآ
şeyi
ءَامُرُهُۥ
emrettiğim
لَيُسْجَنَنَّ
elbette zindana atılacaktır
وَلَيَكُونًۭا
ve olacaktır
مِّنَ
alçalanlardan
ٱلصَّـٰغِرِينَ
those who are disgraced

Saheeh InternationalShe said, "That is the one about whom you blamed me. And I certainly sought to seduce him, but he firmly refused; and if he will not do what I order him, he will surely be imprisoned and will be of those debased

Süleyman Ateş(Kadın) Dedi ki: "İşte siz, beni bunun için kınamıştınız! Andolsun ben kendisinden murad almak istedim de o, iffetinden ötürü reddetti. Ama kendisine emrettiğimi yapmazsa, elbette zindana atılacak ve alçalanlardan olacaktır

12:33 📚 2
قَالَ رَبِّ ٱلسِّجۡنُ أَحَبُّ إِلَيَّ مِمَّا يَدۡعُونَنِيٓ إِلَيۡهِۖ وَإِلَّا تَصۡرِفۡ عَنِّي كَيۡدَهُنَّ أَصۡبُ إِلَيۡهِنَّ وَأَكُن مِّنَ ٱلۡجَٰهِلِينَ
قَالَ
(Yusuf) dedi ki
رَبِّ
Rabbim
ٱلسِّجْنُ
zindan
أَحَبُّ
daha iyidir
إِلَىَّ
bana göre
مِمَّا
şeyden
يَدْعُونَنِىٓ
beni çağırdığı
إِلَيْهِ ۖ
bunların
وَإِلَّا
ve eğer
تَصْرِفْ
savmazsan
عَنِّى
benden
كَيْدَهُنَّ
onların hilelerini
أَصْبُ
kayarım
إِلَيْهِنَّ
onlara
وَأَكُن
ve olurum
مِّنَ
cahillerden
ٱلْجَـٰهِلِينَ
the ignorant

Saheeh InternationalHe said, "My Lord, prison is more to my liking than that to which they invite me. And if You do not avert from me their plan, I might incline toward them and [thus] be of the ignorant

Süleyman Ateş(Yusuf): "Rabbim dedi, bana göre zindan, bunların beni çağırdığı şeyden iyidir. Eğer onların düzenini benden savmazsan onlara kayarım ve cahillerden olurum

12:34 📚 3
فَٱسۡتَجَابَ لَهُۥ رَبُّهُۥ فَصَرَفَ عَنۡهُ كَيۡدَهُنَّۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ
فَٱسْتَجَابَ
du'asını kabul etti
لَهُۥ
onun
رَبُّهُۥ
Rabbi
فَصَرَفَ
savdı
عَنْهُ
ondan
كَيْدَهُنَّ ۚ
onların hilelerini
إِنَّهُۥ
şüphesiz
هُوَ
O
ٱلسَّمِيعُ
işitendir
ٱلْعَلِيمُ
bilendir

Saheeh InternationalSo his Lord responded to him and averted from him their plan. Indeed, He is the Hearing, the Knowing

Süleyman AteşRabbi onun du'asını kabul buyurdu da onların düzenini ondan savdı. Şüphesiz O, işitendir, bilendir

12:35
ثُمَّ بَدَا لَهُم مِّنۢ بَعۡدِ مَا رَأَوُاْ ٱلۡأٓيَٰتِ لَيَسۡجُنُنَّهُۥ حَتَّىٰ حِينࣲ‏
ثُمَّ
sonra
بَدَا
uygun geldi
لَهُم
onlara
مِّنۢ
sonra (bile)
بَعْدِ
after
مَا
gördükten
رَأَوُا۟
they had seen
ٱلْـَٔايَـٰتِ
delilleri
لَيَسْجُنُنَّهُۥ
onu zindana atmaları
حَتَّىٰ
kadar
حِينٍۢ
bir süreye

Saheeh InternationalThen it appeared to them after they had seen the signs that al-'Azeez should surely imprison him for a time

Süleyman AteşSonra (aziz Kıtfir ve adamları, Yusuf'un masumluğu hakkındaki) bu delilleri gördükleri halde yine onu bir süre zindana atmaları kendilerine uygun geldi

12:36
وَدَخَلَ مَعَهُ ٱلسِّجۡنَ فَتَيَانِۖ قَالَ أَحَدُهُمَآ إِنِّيٓ أَرَىٰنِيٓ أَعۡصِرُ خَمۡرࣰ اۖ وَقَالَ ٱلۡأٓخَرُ إِنِّيٓ أَرَىٰنِيٓ أَحۡمِلُ فَوۡقَ رَأۡسِي خُبۡزࣰ ا تَأۡكُلُ ٱلطَّيۡرُ مِنۡهُۖ نَبِّئۡنَا بِتَأۡوِيلِهِۦٓۖ إِنَّا نَرَىٰكَ مِنَ ٱلۡمُحۡسِنِينَ
وَدَخَلَ
ve girdi
مَعَهُ
onunla beraber
ٱلسِّجْنَ
zindana
فَتَيَانِ ۖ
iki genç daha
قَالَ
dedi ki
أَحَدُهُمَآ
onlardan biri
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
أَرَىٰنِىٓ
(düşümde) görüyorum
أَعْصِرُ
sıktığımı
خَمْرًۭا ۖ
şarap
وَقَالَ
ve dedi
ٱلْـَٔاخَرُ
öteki de
إِنِّىٓ
ben de
أَرَىٰنِىٓ
görüyorum ki
أَحْمِلُ
taşıyorum
فَوْقَ
üstünde
رَأْسِى
başımın
خُبْزًۭا
ekmek
تَأْكُلُ
yiyor
ٱلطَّيْرُ
kuşlar
مِنْهُ ۖ
ondan
نَبِّئْنَا
bize haber ver
بِتَأْوِيلِهِۦٓ ۖ
bunun yorumunu
إِنَّا
zira biz
نَرَىٰكَ
seni görüyoruz
مِنَ
güzel davrananlardan
ٱلْمُحْسِنِينَ
the good-doers

Saheeh InternationalAnd there entered the prison with him two young men. One of them said, "Indeed, I have seen myself [in a dream] pressing wine." The other said, "Indeed, I have seen myself carrying upon my head [some] bread, from which the birds were eating. Inform us of its interpretation; indeed, we see you to be of those who do good

Süleyman AteşOnunla beraber iki genç daha zindana girdi. Onlardan biri dedi ki: "Ben düşümde şarap sıktığımı görüyorum." Öteki de: "Ben de, görüyorum ki başımın üstünde ekmek taşıyorum, kuşlar ondan yiyor. Bunun yorumunu bize haber ver, zira biz seni güzel davranan(iyi rü'ya yoran)lardan görüyoruz." dedi

12:37
قَالَ لَا يَأۡتِيكُمَا طَعَامࣱ تُرۡزَقَانِهِۦٓ إِلَّا نَبَّأۡتُكُمَا بِتَأۡوِيلِهِۦ قَبۡلَ أَن يَأۡتِيَكُمَاۚ ذَٰلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَنِي رَبِّيٓۚ إِنِّي تَرَكۡتُ مِلَّةَ قَوۡمࣲ لَّا يُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَهُم بِٱلۡأٓخِرَةِ هُمۡ كَٰفِرُونَ
قَالَ
(Yusuf) şöyle dedi
لَا
size gelmez
يَأْتِيكُمَا
(will) come to both of you
طَعَامٌۭ
bir yemek
تُرْزَقَانِهِۦٓ
rızık olarak verilen
إِلَّا
mutlaka
نَبَّأْتُكُمَا
size haber vermiş olurum
بِتَأْوِيلِهِۦ
bunun yorumunu
قَبْلَ
önceden
أَن
size gelmeden
يَأْتِيَكُمَا ۚ
[it] comes to both of you
ذَٰلِكُمَا
bu
مِمَّا
şeylerdendir
عَلَّمَنِى
bana öğrettiği
رَبِّىٓ ۚ
Rabbimin
إِنِّى
şüphesiz ben
تَرَكْتُ
terk ettim
مِلَّةَ
dinini
قَوْمٍۢ
bir kavmin
لَّا
inanmıyorlar
يُؤْمِنُونَ
they believe
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَهُم
ve onlar
بِٱلْـَٔاخِرَةِ
ahireti
هُمْ
onlar
كَـٰفِرُونَ
inkar ediyorlar

Saheeh InternationalHe said, "You will not receive food that is provided to you except that I will inform you of its interpretation before it comes to you. That is from what my Lord has taught me. Indeed, I have left the religion of a people who do not believe in Allah, and they, in the Hereafter, are disbelievers

Süleyman Ateş(Yusuf) şöyle dedi: "Size rızık olarak verilen yemek henüz size gelmezden önce bunun yorumunu size haber vermiş olurum. Bu (yorum) Rabbimin bana öğrettiği şeylerdendir (bu bilgileri Rabbim bana lutfetti). Ben, Allah'a inanmayan, ahireti de inkar eden bir kavmin dinini terk ettim

12:38 📚 1
وَٱتَّبَعۡتُ مِلَّةَ ءَابَآءِيٓ إِبۡرَٰهِيمَ وَإِسۡحَٰقَ وَيَعۡقُوبَۚ مَا كَانَ لَنَآ أَن نُّشۡرِكَ بِٱللَّهِ مِن شَيۡءࣲۚ ذَٰلِكَ مِن فَضۡلِ ٱللَّهِ عَلَيۡنَا وَعَلَى ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَشۡكُرُونَ
وَٱتَّبَعْتُ
ve uydum
مِلَّةَ
dinine
ءَابَآءِىٓ
atalarım
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim'in
وَإِسْحَـٰقَ
ve İshak'ın
وَيَعْقُوبَ ۚ
ve Ya'kub'un
مَا
(hakkımız) yoktur
كَانَ
bizim
لَنَآ
for us
أَن
ortak koşmağa
نُّشْرِكَ
we associate
بِٱللَّهِ
Allah'a
مِن
herhangi bir
شَىْءٍۢ ۚ
şeyi
ذَٰلِكَ
bu
مِن
bir lutfudur
فَضْلِ
(the) Grace
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْنَا
üzerimize
وَعَلَى
ve üzerine
ٱلنَّاسِ
insanların
وَلَـٰكِنَّ
ama
أَكْثَرَ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanların
لَا
şükretmezler
يَشْكُرُونَ
grateful

Saheeh InternationalAnd I have followed the religion of my fathers, Abraham, Isaac and Jacob. And it was not for us to associate anything with Allah. That is from the favor of Allah upon us and upon the people, but most of the people are not grateful

Süleyman AteşAtalarım İbrahim, İshak ve Ya'kub'un dinine uydum. Bizim, herhangi bir şeyi Allah'a ortak koşmağa hakkımız yoktur. Bu (tevhid), bize ve bütün insanlara Allah'ın bir lutfudur, ama insanların çoğu şükretmezler

12:39
يَٰصَٰحِبَيِ ٱلسِّجۡنِ ءَأَرۡبَابࣱ مُّتَفَرِّقُونَ خَيۡرٌ أَمِ ٱللَّهُ ٱلۡوَٰحِدُ ٱلۡقَهَّارُ
يَـٰصَـٰحِبَىِ
Ey benim arkadaşlarım
ٱلسِّجْنِ
zindan
ءَأَرْبَابٌۭ
tanrılar mı?
مُّتَفَرِّقُونَ
çeşitli
خَيْرٌ
daha hayırlıdır
أَمِ
yoksa
ٱللَّهُ
Allah (mı?)
ٱلْوَٰحِدُ
tek
ٱلْقَهَّارُ
kahhar olan

Saheeh InternationalO [my] two companions of prison, are separate lords better or Allah, the One, the Prevailing

Süleyman AteşEy benim zindan arkadaşlarım, çeşitli tanrılar mı iyi, yoksa herşeyi (hükmü altında tutan) kahredici tek Allah mı? O my two fellow-prisoners! Are divers lords better, or Allah the One, the Almighty

12:40 📚 1
مَا تَعۡبُدُونَ مِن دُونِهِۦٓ إِلَّآ أَسۡمَآءࣰ سَمَّيۡتُمُوهَآ أَنتُمۡ وَءَابَآؤُكُم مَّآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بِهَا مِن سُلۡطَٰنٍۚ إِنِ ٱلۡحُكۡمُ إِلَّا لِلَّهِ أَمَرَ أَلَّا تَعۡبُدُوٓاْ إِلَّآ إِيَّاهُۚ ذَٰلِكَ ٱلدِّينُ ٱلۡقَيِّمُ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعۡلَمُونَ
مَا
siz tapmıyorsunuz
تَعْبُدُونَ
you worship
مِن
o'nu bırakıp
دُونِهِۦٓ
besides Him
إِلَّآ
başkasına
أَسْمَآءًۭ
(boş) isimlerden
سَمَّيْتُمُوهَآ
isimlendirdiği
أَنتُمْ
sizin
وَءَابَآؤُكُم
ve atalarınızın
مَّآ
indirmemiştir
أَنزَلَ
(has) sent down
ٱللَّهُ
Allah
بِهَا
onlar hakkında
مِن
hiçbir
سُلْطَـٰنٍ ۚ
delil
إِنِ
yoktur
ٱلْحُكْمُ
(hiçbir) Hüküm
إِلَّا
dışında
لِلَّهِ ۚ
Allah'ın
أَمَرَ
O emretmiştir
أَلَّا
tapmamanızı
تَعْبُدُوٓا۟
you worship
إِلَّآ
başkasına
إِيَّاهُ ۚ
kendisinden
ذَٰلِكَ
işte budur
ٱلدِّينُ
din
ٱلْقَيِّمُ
doğru
وَلَـٰكِنَّ
ama
أَكْثَرَ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanların
لَا
bilmezler
يَعْلَمُونَ
know

Saheeh InternationalYou worship not besides Him except [mere] names you have named them, you and your fathers, for which Allah has sent down no authority. Legislation is not but for Allah. He has commanded that you worship not except Him. That is the correct religion, but most of the people do not know

Süleyman AteşSiz, o'nu bırakıp ancak sizin ve atalarınızın taktığı birtakım (boş) isimlere tapıyorsunuz. Allah onlar(ın gerçekliği) hakkında hiçbir delil indirmemiş(onlara hiçbir güç vermemiş)tir. Hüküm, yalnız Allah'ındır. O, yalnız kendisine tapmanızı buyurmuştur. İşte doğru din budur. Ama insanların çoğu bilmezler

12:41
يَٰصَٰحِبَيِ ٱلسِّجۡنِ أَمَّآ أَحَدُكُمَا فَيَسۡقِي رَبَّهُۥ خَمۡرࣰ اۖ وَأَمَّا ٱلۡأٓخَرُ فَيُصۡلَبُ فَتَأۡكُلُ ٱلطَّيۡرُ مِن رَّأۡسِهِۦۚ قُضِيَ ٱلۡأَمۡرُ ٱلَّذِي فِيهِ تَسۡتَفۡتِيَانِ
يَـٰصَـٰحِبَىِ
Ey arkadaşlarım
ٱلسِّجْنِ
zindan
أَمَّآ
ikinizden biriniz
أَحَدُكُمَا
one of you
فَيَسْقِى
yine sunacak
رَبَّهُۥ
efendisine
خَمْرًۭا ۖ
şarap
وَأَمَّا
diğeri ise
ٱلْـَٔاخَرُ
the other
فَيُصْلَبُ
asılacak
فَتَأْكُلُ
yiyecek
ٱلطَّيْرُ
kuşlar
مِن
onun başından
رَّأْسِهِۦ ۚ
his head
قُضِىَ
kesinleşmiştir
ٱلْأَمْرُ
iş
ٱلَّذِى
hakkında
فِيهِ
about which
تَسْتَفْتِيَانِ
sorduğunuz

Saheeh InternationalO two companions of prison, as for one of you, he will give drink to his master of wine; but as for the other, he will be crucified, and the birds will eat from his head. The matter has been decreed about which you both inquire

Süleyman AteşEy zindan arkadaşlarım, (rü'yanıza gelince) biriniz (eskisi gibi) yine efendisine şarap sunacak, diğeri ise asılacak, kuşlar onun başından yiyecek. Sorduğunuz iş (bu şekilde) kesinleşmiştir

12:42 📚 3
وَقَالَ لِلَّذِي ظَنَّ أَنَّهُۥ نَاجࣲ مِّنۡهُمَا ٱذۡكُرۡنِي عِندَ رَبِّكَ فَأَنسَىٰهُ ٱلشَّيۡطَٰنُ ذِكۡرَ رَبِّهِۦ فَلَبِثَ فِي ٱلسِّجۡنِ بِضۡعَ سِنِينَ
وَقَالَ
ve dedi ki
لِلَّذِى
kişiye
ظَنَّ
sandığı
أَنَّهُۥ
onun
نَاجٍۢ
kurtulacağını
مِّنْهُمَا
o iki kişiden
ٱذْكُرْنِى
beni an
عِندَ
yanında
رَبِّكَ
efendin(kralın)ın
فَأَنسَىٰهُ
fakat ona unutturdu
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
ذِكْرَ
söylemeyi
رَبِّهِۦ
efendisine
فَلَبِثَ
(böylece) kaldı
فِى
zindanda
ٱلسِّجْنِ
the prison
بِضْعَ
birkaç
سِنِينَ
yıl

Saheeh InternationalAnd he said to the one whom he knew would go free, "Mention me before your master." But Satan made him forget the mention [to] his master, and Joseph remained in prison several years

Süleyman AteşO iki kişiden kurtulacağını sandığı kimseye: "Beni efendin(kralın)ın yanında an (benim suçsuz olduğumu krala hatırlat)" dedi. Fakat şeytan o adama, (Yusuf'un durumunu) efendisine söylemeyi unutturdu, (bundan ötürü Yusuf), birkaç yıl zindanda kaldı

12:43
وَقَالَ ٱلۡمَلِكُ إِنِّيٓ أَرَىٰ سَبۡعَ بَقَرَٰتࣲ سِمَانࣲ يَأۡكُلُهُنَّ سَبۡعٌ عِجَافࣱ وَسَبۡعَ سُنۢبُلَٰتٍ خُضۡرࣲ وَأُخَرَ يَابِسَٰتࣲۖ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡمَلَأُ أَفۡتُونِي فِي رُءۡيَٰيَ إِن كُنتُمۡ لِلرُّءۡيَا تَعۡبُرُونَ
وَقَالَ
ve dedi ki
ٱلْمَلِكُ
Kral
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
أَرَىٰ
(düşümde) görüyorum
سَبْعَ
yedi
بَقَرَٰتٍۢ
inek
سِمَانٍۢ
semiz
يَأْكُلُهُنَّ
bunları yiyor
سَبْعٌ
yedi
عِجَافٌۭ
zayıf inek
وَسَبْعَ
ve yedi
سُنۢبُلَـٰتٍ
başak
خُضْرٍۢ
yeşil
وَأُخَرَ
ve diğerleri de
يَابِسَـٰتٍۢ ۖ
kuru
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلْمَلَأُ
efendiler
أَفْتُونِى
bana anlatın
فِى
bu rü'yamı
رُءْيَـٰىَ
my vision
إِن
eğer
كُنتُمْ
siz
لِلرُّءْيَا
rü'ya
تَعْبُرُونَ
ta'bir ediyorsanız

Saheeh InternationalAnd [subsequently] the king said, "Indeed, I have seen [in a dream] seven fat cows being eaten by seven [that were] lean, and seven green spikes [of grain] and others [that were] dry. O eminent ones, explain to me my vision, if you should interpret visions

Süleyman Ateş(Bir gün) Kral dedi ki: "Ben, düşümde yedi semiz inek görüyorum, bunları yedi zayıf inek yiyor. Ve yedi yeşil, yedi de kuru başak (görüyorum). Ey efendiler, eğer siz rü'ya ta'bir ediyorsanız bu rü'yamın ta'birini bana anlatın

12:44
قَالُوٓاْ أَضۡغَٰثُ أَحۡلَٰمࣲۖ وَمَا نَحۡنُ بِتَأۡوِيلِ ٱلۡأَحۡلَٰمِ بِعَٰلِمِينَ
قَالُوٓا۟
dediler ki
أَضْغَـٰثُ
karmakarışık
أَحْلَـٰمٍۢ ۖ
düşler
وَمَا
değiliz
نَحْنُ
biz
بِتَأْوِيلِ
yorumunu
ٱلْأَحْلَـٰمِ
düşlerin
بِعَـٰلِمِينَ
bilen(kişi)ler

Saheeh InternationalThey said, "[It is but] a mixture of false dreams, and we are not learned in the interpretation of dreams

Süleyman Ateş(Yorumcular) dediler ki: "Bu, karışık düşlerden ibarettir. Biz, karışık düşlerin yorumunu bilmeyiz

12:45
وَقَالَ ٱلَّذِي نَجَا مِنۡهُمَا وَٱدَّكَرَ بَعۡدَ أُمَّةٍ أَنَا۠ أُنَبِّئُكُم بِتَأۡوِيلِهِۦ فَأَرۡسِلُونِ
وَقَالَ
dedi ki
ٱلَّذِى
kurtulanı
نَجَا
was saved
مِنْهُمَا
iki kişiden
وَٱدَّكَرَ
hatırladı
بَعْدَ
sonra
أُمَّةٍ
uzun bir süre
أَنَا۠
ben
أُنَبِّئُكُم
size haber veririm
بِتَأْوِيلِهِۦ
onun yorumunu
فَأَرْسِلُونِ
hemen beni gönderin

Saheeh InternationalBut the one who was freed and remembered after a time said, "I will inform you of its interpretation, so send me forth

Süleyman Ateş(Zindandaki) İki kişiden kurtulan (adam), uzun bir süre sonra (bu olay üzerine Yusuf'u) hatırladı da dedi ki: "Ben size onun yorumunu haber veririm, hemen beni (zindana) gönderin

12:46
يُوسُفُ أَيُّهَا ٱلصِّدِّيقُ أَفۡتِنَا فِي سَبۡعِ بَقَرَٰتࣲ سِمَانࣲ يَأۡكُلُهُنَّ سَبۡعٌ عِجَافࣱ وَسَبۡعِ سُنۢبُلَٰتٍ خُضۡرࣲ وَأُخَرَ يَابِسَٰتࣲ لَّعَلِّيٓ أَرۡجِعُ إِلَى ٱلنَّاسِ لَعَلَّهُمۡ يَعۡلَمُونَ
يُوسُفُ
Yusuf
أَيُّهَا
ey
ٱلصِّدِّيقُ
çok doğru söyleyen
أَفْتِنَا
bize bilgi ver
فِى
hakkında
سَبْعِ
yedi
بَقَرَٰتٍۢ
ineği
سِمَانٍۢ
semiz
يَأْكُلُهُنَّ
yiyorlar
سَبْعٌ
yedi
عِجَافٌۭ
zayıf (inek)
وَسَبْعِ
ve yedi
سُنۢبُلَـٰتٍ
başak
خُضْرٍۢ
yeşil
وَأُخَرَ
diğeri de
يَابِسَـٰتٍۢ
kuru
لَّعَلِّىٓ
umarım ki
أَرْجِعُ
dönerim
إِلَى
insanlara
ٱلنَّاسِ
the people
لَعَلَّهُمْ
onlar da
يَعْلَمُونَ
bilirler

Saheeh International[He said], "Joseph, O man of truth, explain to us about seven fat cows eaten by seven [that were] lean, and seven green spikes [of grain] and others [that were] dry - that I may return to the people; perhaps they will know [about you]

Süleyman Ateş(Zindana, Yusuf'un yanına geldi, dedi ki): "Yusuf, ey çok doğru söyleyen, bize şu rü'yayı çöz: Yedi semiz ineği, yedi zayıf (inek) yiyor ve yedi yeşil, yedi de kuru başak (neyi gösterir)? Umarım ki senin yorumunla insanlara dönerim, onlar da bilirler

12:47 📚 1
قَالَ تَزۡرَعُونَ سَبۡعَ سِنِينَ دَأَبࣰ ا فَمَا حَصَدتُّمۡ فَذَرُوهُ فِي سُنۢبُلِهِۦٓ إِلَّا قَلِيلࣰ ا مِّمَّا تَأۡكُلُونَ
قَالَ
(Yusuf) dedi ki
تَزْرَعُونَ
siz (ürünü) ekin
سَبْعَ
yedi
سِنِينَ
yıl
دَأَبًۭا
âdetiniz üzere
فَمَا
ne ki
حَصَدتُّمْ
biçtiniz
فَذَرُوهُ
bırakın onu
فِى
başağında
سُنۢبُلِهِۦٓ
its ears
إِلَّا
hariç
قَلِيلًۭا
az bir mikdar
مِّمَّا
yiyeceğiniz
تَأْكُلُونَ
you (will) eat

Saheeh International[Joseph] said, "You will plant for seven years consecutively; and what you harvest leave in its spikes, except a little from which you will eat

Süleyman Ateş(Yusuf) Dedi ki: "Siz, adetiniz üzere yedi yıl (ürün) ekersiniz. Biçtiğinizi başağında bırakırsınız, ancak yiyeceğiniz az bir mikdar(ı alırsınız, gerisini depolarsınız)

12:48
ثُمَّ يَأۡتِي مِنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَ سَبۡعࣱ شِدَادࣱ يَأۡكُلۡنَ مَا قَدَّمۡتُمۡ لَهُنَّ إِلَّا قَلِيلࣰ ا مِّمَّا تُحۡصِنُونَ
ثُمَّ
sonra
يَأْتِى
gelir
مِنۢ
ardından
بَعْدِ
after
ذَٰلِكَ
onun
سَبْعٌۭ
yedi
شِدَادٌۭ
zorlu (yıl)
يَأْكُلْنَ
yeyip bitirir
مَا
önceden (biriktirdiklerinizi)
قَدَّمْتُمْ
you advanced
لَهُنَّ
onlardan
إِلَّا
dışında
قَلِيلًۭا
az miktar
مِّمَّا
sakladığınız
تُحْصِنُونَ
you (will) store

Saheeh InternationalThen will come after that seven difficult [years] which will consume what you saved for them, except a little from which you will store

Süleyman AteşSonra onun ardından yedi kurak (yıl) gelir ki (tohumluk olarak) sakladığınız az miktar dışında, o yıllar için önceden biriktirdiklerinizi yeyip bitirir

12:49
ثُمَّ يَأۡتِي مِنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَ عَامࣱ فِيهِ يُغَاثُ ٱلنَّاسُ وَفِيهِ يَعۡصِرُونَ
ثُمَّ
sonra
يَأْتِى
gelir
مِنۢ
ardından
بَعْدِ
after
ذَٰلِكَ
bunun
عَامٌۭ
bir yıl
فِيهِ
o (yılda)
يُغَاثُ
bol yağmur verilir
ٱلنَّاسُ
insanlara
وَفِيهِ
ve o (yıl)
يَعْصِرُونَ
(insanlar meyve) sıkarlar

Saheeh InternationalThen will come after that a year in which the people will be given rain and in which they will press [olives and grapes]

Süleyman AteşSonra onun ardından bir yıl gelir ki, o yılda insanlara bol yağmur verilir ve insanlar o yıl (bol bol meyva) sıkarlar (hayvan sağarlar)

12:50
وَقَالَ ٱلۡمَلِكُ ٱئۡتُونِي بِهِۦۖ فَلَمَّا جَآءَهُ ٱلرَّسُولُ قَالَ ٱرۡجِعۡ إِلَىٰ رَبِّكَ فَسۡـَٔلۡهُ مَا بَالُ ٱلنِّسۡوَةِ ٱلَّٰتِي قَطَّعۡنَ أَيۡدِيَهُنَّۚ إِنَّ رَبِّي بِكَيۡدِهِنَّ عَلِيمࣱ‏
وَقَالَ
dedi ki
ٱلْمَلِكُ
Kral
ٱئْتُونِى
bana getirin
بِهِۦ ۖ
onu
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَهُ
gelince (Yusuf'a)
ٱلرَّسُولُ
elçi
قَالَ
dedi
ٱرْجِعْ
dön
إِلَىٰ
efendine
رَبِّكَ
your lord
فَسْـَٔلْهُ
ve ona sor
مَا
neydi?
بَالُ
maksadı
ٱلنِّسْوَةِ
kadınların
ٱلَّـٰتِى
kesen
قَطَّعْنَ
cut
أَيْدِيَهُنَّ ۚ
ellerini
إِنَّ
şüphesiz
رَبِّى
Rabbim
بِكَيْدِهِنَّ
onların tuzaklarını
عَلِيمٌۭ
biliyor

Saheeh InternationalAnd the king said, "Bring him to me." But when the messenger came to him, [Joseph] said, "Return to your master and ask him what is the case of the women who cut their hands. Indeed, my Lord is Knowing of their plan

Süleyman Ateş(Elçi bu yorumu getirince) Kral: "Onu bana getirin." dedi. Elçi, Yusuf'un yanına gelince (Yusuf): "Efendine dön de ona sor, ellerini kesen o kadınların maksadı neydi? (Bunu ortaya çıkarsın). Şüphesiz Rabbim, onların tuzaklarını biliyor", dedi

12:51 📚 1
قَالَ مَا خَطۡبُكُنَّ إِذۡ رَٰوَدتُّنَّ يُوسُفَ عَن نَّفۡسِهِۦۚ قُلۡنَ حَٰشَ لِلَّهِ مَا عَلِمۡنَا عَلَيۡهِ مِن سُوٓءࣲۚ قَالَتِ ٱمۡرَأَتُ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡـَٰٔنَ حَصۡحَصَ ٱلۡحَقُّ أَنَا۠ رَٰوَدتُّهُۥ عَن نَّفۡسِهِۦ وَإِنَّهُۥ لَمِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
قَالَ
dedi
مَا
neydi?
خَطْبُكُنَّ
durumunuz
إِذْ
zaman
رَٰوَدتُّنَّ
murad almak istediğiniz
يُوسُفَ
Yusuf'un
عَن
nefsinden
نَّفْسِهِۦ ۚ
himself
قُلْنَ
dediler ki
حَـٰشَ
haşa
لِلَّهِ
Allah için
مَا
biz bilmiyoruz
عَلِمْنَا
we know
عَلَيْهِ
onun
مِن
hiçbir
سُوٓءٍۢ ۚ
kötülüğünü
قَالَتِ
dedi
ٱمْرَأَتُ
karısı da
ٱلْعَزِيزِ
Aziz'in
ٱلْـَٔـٰنَ
işte şimdi
حَصْحَصَ
yerini buldu
ٱلْحَقُّ
hak
أَنَا۠
ben
رَٰوَدتُّهُۥ
murad almak istemiştim
عَن
onun nefsinden
نَّفْسِهِۦ
himself
وَإِنَّهُۥ
şüphesiz o
لَمِنَ
doğrulardandır
ٱلصَّـٰدِقِينَ
the truthful

Saheeh InternationalSaid [the king to the women], "What was your condition when you sought to seduce Joseph?" They said, "Perfect is Allah! We know about him no evil." The wife of al-'Azeez said, "Now the truth has become evident. It was I who sought to seduce him, and indeed, he is of the truthful

Süleyman Ateş(Kral, kadınlara): "Yusuf'un nefsinden murad almak istediğiniz zaman durumunuz neydi?" dedi. Dediler ki: "Haşa, Allah için (doğru söylemek lazım), biz onda hiçbir kötülük görmedik!" Aziz'in karısı da: "İşte şimdi hak yerini buldu, ben onun nefsinden murad almak istemiştim. O tamamen doğrulardandır!" dedi

12:52 📚 2
ذَٰلِكَ لِيَعۡلَمَ أَنِّي لَمۡ أَخُنۡهُ بِٱلۡغَيۡبِ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَا يَهۡدِي كَيۡدَ ٱلۡخَآئِنِينَ
ذَٰلِكَ
bu (sözlerim)
لِيَعْلَمَ
bilmesi içindir
أَنِّى
benim
لَمْ
kendisine hainlik etmediğimi
أَخُنْهُ
[I] betray him
بِٱلْغَيْبِ
arkadan
وَأَنَّ
ve muhakkak
ٱللَّهَ
Allah'ın
لَا
başarıya ulaştırmayacağını
يَهْدِى
guide
كَيْدَ
tuzağını
ٱلْخَآئِنِينَ
hainlerin

Saheeh InternationalThat is so al-'Azeez will know that I did not betray him in [his] absence and that Allah does not guide the plan of betrayers

Süleyman Ateş(Gerçeği söyledim ki Yusuf) Benim, arkadan kendisine hainlik etmediğimi ve Allah'ın, hainlerin tuzağını başarıya ulaştırmayacağını bilsin

12:53 📚 2
۞وَمَآ أُبَرِّئُ نَفۡسِيٓۚ إِنَّ ٱلنَّفۡسَ لَأَمَّارَةُۢ بِٱلسُّوٓءِ إِلَّا مَا رَحِمَ رَبِّيٓۚ إِنَّ رَبِّي غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
۞ وَمَآ
ben temize çıkarmam
أُبَرِّئُ
I absolve
نَفْسِىٓ ۚ
nefsimi
إِنَّ
çünkü
ٱلنَّفْسَ
nefis
لَأَمَّارَةٌۢ
daima emredicidir
بِٱلسُّوٓءِ
kötülüğü
إِلَّا
hariç
مَا
esirgediği
رَحِمَ
bestows Mercy
رَبِّىٓ ۚ
Rabbimin
إِنَّ
şüphesiz
رَبِّى
Rabbim
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir

Saheeh InternationalAnd I do not acquit myself. Indeed, the soul is a persistent enjoiner of evil, except those upon which my Lord has mercy. Indeed, my Lord is Forgiving and Merciful

Süleyman AteşBen nefsimi temize çıkarmam. Çünkü nefis, daima kötülüğü emredicidir. Meğer Rabbimin esirgediği bir nefis ola. Rabbim bağışlayandır, esirgeyendir

12:54
وَقَالَ ٱلۡمَلِكُ ٱئۡتُونِي بِهِۦٓ أَسۡتَخۡلِصۡهُ لِنَفۡسِيۖ فَلَمَّا كَلَّمَهُۥ قَالَ إِنَّكَ ٱلۡيَوۡمَ لَدَيۡنَا مَكِينٌ أَمِينࣱ‏
وَقَالَ
dedi
ٱلْمَلِكُ
Kral
ٱئْتُونِى
bana getirin
بِهِۦٓ
onu
أَسْتَخْلِصْهُ
onu özel (dost) yapayım
لِنَفْسِى ۖ
kendime
فَلَمَّا
ne zaman ki
كَلَّمَهُۥ
onunla konuşunca
قَالَ
dedi ki
إِنَّكَ
şüphesiz sen
ٱلْيَوْمَ
bugün
لَدَيْنَا
yanımızda
مَكِينٌ
mevki sahibisin
أَمِينٌۭ
güvenilir(bir kimse)sin

Saheeh InternationalAnd the king said, "Bring him to me; I will appoint him exclusively for myself." And when he spoke to him, he said, "Indeed, you are today established [in position] and trusted

Süleyman AteşKral: "Onu bana getirin, dedi, onu kendime özel (dost) yapayım!" Kendisiyle konuş(up ondaki olgunluğu gör)ünce (Yusuf'a): "Sen, dedi, artık bugün yanımızda mevki sahibi, güvenilir(bir kimse)sin

12:55
قَالَ ٱجۡعَلۡنِي عَلَىٰ خَزَآئِنِ ٱلۡأَرۡضِۖ إِنِّي حَفِيظٌ عَلِيمࣱ‏
قَالَ
dedi
ٱجْعَلْنِى
beni tayin et
عَلَىٰ
üstüne
خَزَآئِنِ
hazineleri
ٱلْأَرْضِ ۖ
ülkenin
إِنِّى
çünkü ben
حَفِيظٌ
iyi korur
عَلِيمٌۭ
iyi bilirim

Saheeh International[Joseph] said, "Appoint me over the storehouses of the land. Indeed, I will be a knowing guardian

Süleyman Ateş(Yusuf, krala): "Beni ülkenin hazineleri üstüne bakan yap. Çünkü ben (onları) iyi korur, (yönetmesini) iyi bilirim." dedi

12:56
وَكَذَٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي ٱلۡأَرۡضِ يَتَبَوَّأُ مِنۡهَا حَيۡثُ يَشَآءُۚ نُصِيبُ بِرَحۡمَتِنَا مَن نَّشَآءُۖ وَلَا نُضِيعُ أَجۡرَ ٱلۡمُحۡسِنِينَ
وَكَذَٰلِكَ
böylece
مَكَّنَّا
biz iktidar verdik
لِيُوسُفَ
Yusuf'a
فِى
o ülke'de
ٱلْأَرْضِ
the land
يَتَبَوَّأُ
konaklardı
مِنْهَا
orada
حَيْثُ
yerde
يَشَآءُ ۚ
dilediği
نُصِيبُ
biz ulaştırırız
بِرَحْمَتِنَا
rahmetimizi
مَن
kimseye
نَّشَآءُ ۖ
dilediğimiz
وَلَا
zayi etmeyiz
نُضِيعُ
We let go waste
أَجْرَ
ecrini
ٱلْمُحْسِنِينَ
güzel davrananların

Saheeh InternationalAnd thus We established Joseph in the land to settle therein wherever he willed. We touch with Our mercy whom We will, and We do not allow to be lost the reward of those who do good

Süleyman AteşBöylece biz Yusuf'a o ülke'de iktidar verdik. Orada dilediği yerde konaklardı. Biz, dilediğimiz kimseye rahmetimizi ulaştırırız, güzel davrananların ecrini zayi etmeyiz

12:57
وَلَأَجۡرُ ٱلۡأٓخِرَةِ خَيۡرࣱ لِّلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَكَانُواْ يَتَّقُونَ
وَلَأَجْرُ
elbette ödülü
ٱلْـَٔاخِرَةِ
ahiret
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
لِّلَّذِينَ
kimseler için
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
وَكَانُوا۟
ve (için)
يَتَّقُونَ
korunanlar

Saheeh InternationalAnd the reward of the Hereafter is better for those who believed and were fearing Allah

Süleyman Ateşİnananlar ve (kötülüklerden) korunanlar için elbette ahiret ödülü, daha hayırlıdır

12:58
وَجَآءَ إِخۡوَةُ يُوسُفَ فَدَخَلُواْ عَلَيۡهِ فَعَرَفَهُمۡ وَهُمۡ لَهُۥ مُنكِرُونَ
وَجَآءَ
ve geldiler
إِخْوَةُ
kardeşleri
يُوسُفَ
Yusuf'un
فَدَخَلُوا۟
girdiler
عَلَيْهِ
onun yanına
فَعَرَفَهُمْ
o onları tanıdı
وَهُمْ
fakat onlar
لَهُۥ
onu
مُنكِرُونَ
tanımıyorlardı

Saheeh InternationalAnd the brothers of Joseph came [seeking food], and they entered upon him; and he recognized them, but he was to them unknown

Süleyman AteşYusuf'un kardeşleri geldiler, onun yanına girdiler, o onları tanıdı; fakat onlar onu tanımıyorlardı

12:59
وَلَمَّا جَهَّزَهُم بِجَهَازِهِمۡ قَالَ ٱئۡتُونِي بِأَخࣲ لَّكُم مِّنۡ أَبِيكُمۡۚ أَلَا تَرَوۡنَ أَنِّيٓ أُوفِي ٱلۡكَيۡلَ وَأَنَا۠ خَيۡرُ ٱلۡمُنزِلِينَ
وَلَمَّا
ve ne zaman ki
جَهَّزَهُم
yükletti
بِجَهَازِهِمْ
onların yüklerini
قَالَ
dedi ki
ٱئْتُونِى
bana getirin
بِأَخٍۢ
kardeşinizi
لَّكُم
sizin
مِّنْ
babanızdan (olan)
أَبِيكُمْ ۚ
your father
أَلَا
görmüyor musunuz?
تَرَوْنَ
you see
أَنِّىٓ
ben
أُوفِى
tam yapıyorum
ٱلْكَيْلَ
ölçüyü
وَأَنَا۠
ve ben
خَيْرُ
en iyisiyim
ٱلْمُنزِلِينَ
konukseverlerin

Saheeh InternationalAnd when he had furnished them with their supplies, he said, "Bring me a brother of yours from your father. Do not you see that I give full measure and that I am the best of accommodators

Süleyman Ateş(Yusuf) Onların (zahire) yüklerini hazırlatınca dedi ki: "Sizin baba bir kardeşinizi de bana getirin, görüyorsunuz ya ben, ölçüyü tam yapıyorum ve ben konukseverlerin en iyisiyim

12:60
فَإِن لَّمۡ تَأۡتُونِي بِهِۦ فَلَا كَيۡلَ لَكُمۡ عِندِي وَلَا تَقۡرَبُونِ
فَإِن
eğer
لَّمْ
bana getirmezseniz
تَأْتُونِى
you bring him to me
بِهِۦ
onu
فَلَا
artık yoktur
كَيْلَ
ölçecek bir şey
لَكُمْ
size
عِندِى
benim yanımda
وَلَا
(bir daha) bana yaklaşmayın
تَقْرَبُونِ
you will come near me

Saheeh InternationalBut if you do not bring him to me, no measure will there be [hereafter] for you from me, nor will you approach me

Süleyman AteşEğer onu bana getirmezseniz artık benim yanımda size ölçü(lüp verilecek bir şey) yok. (Bir daha) bana yaklaşmayın

12:61
قَالُواْ سَنُرَٰوِدُ عَنۡهُ أَبَاهُ وَإِنَّا لَفَٰعِلُونَ
قَالُوا۟
dediler ki
سَنُرَٰوِدُ
istemeğe çalışacağız
عَنْهُ
onu
أَبَاهُ
babasından
وَإِنَّا
ve biz muhakkak
لَفَـٰعِلُونَ
mutlaka yapacağız

Saheeh InternationalThey said, "We will attempt to dissuade his father from [keeping] him, and indeed, we will do [it]

Süleyman AteşDediler ki: "Onu babasından isteyip getirmeğe çalışacağız, (bunu) mutlaka yapacağız

12:62
وَقَالَ لِفِتۡيَٰنِهِ ٱجۡعَلُواْ بِضَٰعَتَهُمۡ فِي رِحَالِهِمۡ لَعَلَّهُمۡ يَعۡرِفُونَهَآ إِذَا ٱنقَلَبُوٓاْ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِمۡ لَعَلَّهُمۡ يَرۡجِعُونَ
وَقَالَ
ve dedi ki
لِفِتْيَـٰنِهِ
uşaklarına
ٱجْعَلُوا۟
koyun!
بِضَـٰعَتَهُمْ
onların sermayelerini
فِى
içine
رِحَالِهِمْ
yüklerinin
لَعَلَّهُمْ
belki onlar
يَعْرِفُونَهَآ
bunun farkına varırlar
إِذَا
zaman
ٱنقَلَبُوٓا۟
döndükleri
إِلَىٰٓ
ailelerine
أَهْلِهِمْ
their people
لَعَلَّهُمْ
belki de
يَرْجِعُونَ
geri dönerler

Saheeh InternationalAnd [Joseph] said to his servants, "Put their merchandise into their saddlebags so they might recognize it when they have gone back to their people that perhaps they will [again] return

Süleyman Ateş(Yusuf) Uşaklarına: "Onların sermayelerini yüklerinin içine koyun, belki ailelerine döndükleri zaman bunun farkına varırlar da yine gelirler" dedi

12:63
فَلَمَّا رَجَعُوٓاْ إِلَىٰٓ أَبِيهِمۡ قَالُواْ يَٰٓأَبَانَا مُنِعَ مِنَّا ٱلۡكَيۡلُ فَأَرۡسِلۡ مَعَنَآ أَخَانَا نَكۡتَلۡ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ
فَلَمَّا
zaman
رَجَعُوٓا۟
döndükleri
إِلَىٰٓ
babalarına
أَبِيهِمْ
their father
قَالُوا۟
dediler ki
يَـٰٓأَبَانَا
Ey babamız
مُنِعَ
men'edildi
مِنَّا
bizden
ٱلْكَيْلُ
ölçü
فَأَرْسِلْ
(oyüzden) gönder
مَعَنَآ
bizimle beraber
أَخَانَا
kardeşimizi
نَكْتَلْ
ölç(üp al)alım
وَإِنَّا
şüphesiz biz
لَهُۥ
onu
لَحَـٰفِظُونَ
mutlaka koruruz

Saheeh InternationalSo when they returned to their father, they said, "O our father, [further] measure has been denied to us, so send with us our brother [that] we will be given measure. And indeed, we will be his guardians

Süleyman AteşBabalarına döndüklerinde dediler ki: "Ey babamız, bizden ölçü men'edildi, kardeşimizi bizimle beraber gönder de (ihtiyacımız olanı) ölç(üp al)alım. Biz onu mutlaka koruruz

12:64 📚 1
قَالَ هَلۡ ءَامَنُكُمۡ عَلَيۡهِ إِلَّا كَمَآ أَمِنتُكُمۡ عَلَىٰٓ أَخِيهِ مِن قَبۡلُ فَٱللَّهُ خَيۡرٌ حَٰفِظࣰ اۖ وَهُوَ أَرۡحَمُ ٱلرَّٰحِمِينَ
قَالَ
dedi ki
هَلْ
mi?
ءَامَنُكُمْ
size güveneyim
عَلَيْهِ
onun hakkında
إِلَّا
ancak
كَمَآ
gibi
أَمِنتُكُمْ
size güvendiğim
عَلَىٰٓ
(için)
أَخِيهِ
kardeşi
مِن
daha önce
قَبْلُ ۖ
before
فَٱللَّهُ
Allah'tır
خَيْرٌ
en iyi
حَـٰفِظًۭا ۖ
koruyan
وَهُوَ
ve O
أَرْحَمُ
en merhametlisidir
ٱلرَّٰحِمِينَ
merhametlilerin

Saheeh InternationalHe said, "Should I entrust you with him except [under coercion] as I entrusted you with his brother before? But Allah is the best guardian, and He is the most merciful of the merciful

Süleyman Ateş(Yakup) dedi ki: "Daha önce kardeşi için size güvendiğim gibi onun için de size güveneyim, öyle mi? En iyi koruyan Allah'tır ve O, merhametlilerin merhametlisidir

12:65
وَلَمَّا فَتَحُواْ مَتَٰعَهُمۡ وَجَدُواْ بِضَٰعَتَهُمۡ رُدَّتۡ إِلَيۡهِمۡۖ قَالُواْ يَٰٓأَبَانَا مَا نَبۡغِيۖ هَٰذِهِۦ بِضَٰعَتُنَا رُدَّتۡ إِلَيۡنَاۖ وَنَمِيرُ أَهۡلَنَا وَنَحۡفَظُ أَخَانَا وَنَزۡدَادُ كَيۡلَ بَعِيرࣲۖ ذَٰلِكَ كَيۡلࣱ يَسِيرࣱ‏
وَلَمَّا
ne zaman ki
فَتَحُوا۟
açtılar
مَتَـٰعَهُمْ
(zahire) yüklerini
وَجَدُوا۟
buldular
بِضَـٰعَتَهُمْ
sermayelerini
رُدَّتْ
geri verilmiş
إِلَيْهِمْ ۖ
kendilerine
قَالُوا۟
dediler ki
يَـٰٓأَبَانَا
Ey babamız
مَا
daha ne?
نَبْغِى ۖ
istiyoruz
هَـٰذِهِۦ
işte
بِضَـٰعَتُنَا
sermayemiz
رُدَّتْ
geri verilmiş
إِلَيْنَا ۖ
bize
وَنَمِيرُ
yine yiyecek getiririz
أَهْلَنَا
ailemize
وَنَحْفَظُ
ve koruruz
أَخَانَا
kardeşimizi
وَنَزْدَادُ
ve fazla alırız
كَيْلَ
yükü
بَعِيرٍۢ ۖ
bir deve
ذَٰلِكَ
bu
كَيْلٌۭ
bir ölçüdür
يَسِيرٌۭ
az

Saheeh InternationalAnd when they opened their baggage, they found their merchandise returned to them. They said, "O our father, what [more] could we desire? This is our merchandise returned to us. And we will obtain supplies for our family and protect our brother and obtain an increase of a camel's load; that is an easy measurement

Süleyman AteşZahire yüklerini açtıklarında sermayelerinin kendilerine geri verilmiş olduğunu gördüler. Dediler ki: "Ey babamız, daha ne istiyoruz? İşte sermayemiz de bize geri verilmiş! Yine ailemize yiyecek getiririz. Kardeşimizi koruruz, bir deve yükü de fazla (azık) alırız. (Çünkü) Bu, az bir ölçüdür (bize yetmez)

12:66
قَالَ لَنۡ أُرۡسِلَهُۥ مَعَكُمۡ حَتَّىٰ تُؤۡتُونِ مَوۡثِقࣰ ا مِّنَ ٱللَّهِ لَتَأۡتُنَّنِي بِهِۦٓ إِلَّآ أَن يُحَاطَ بِكُمۡۖ فَلَمَّآ ءَاتَوۡهُ مَوۡثِقَهُمۡ قَالَ ٱللَّهُ عَلَىٰ مَا نَقُولُ وَكِيلࣱ‏
قَالَ
dedi ki
لَنْ
onu asla göndermem
أُرْسِلَهُۥ
will I send him
مَعَكُمْ
sizinle
حَتَّىٰ
kadar
تُؤْتُونِ
siz bana verinceye
مَوْثِقًۭا
sağlam bir söz
مِّنَ
Allah adına
ٱللَّهِ
Allah
لَتَأْتُنَّنِى
bana getireceğinize
بِهِۦٓ
onu
إِلَّآ
dışında
أَن
kuşatılıp engellenmeniz
يُحَاطَ
you are surrounded
بِكُمْ ۖ
sizin
فَلَمَّآ
ne zaman ki
ءَاتَوْهُ
verdiler
مَوْثِقَهُمْ
sözlerini
قَالَ
dedi
ٱللَّهُ
Allah
عَلَىٰ
üzerine
مَا
şey
نَقُولُ
söylediğimiz
وَكِيلٌۭ
vekildir

Saheeh International[Jacob] said, "Never will I send him with you until you give me a promise by Allah that you will bring him [back] to me, unless you should be surrounded by enemies." And when they had given their promise, he said, "Allah, over what we say, is Witness

Süleyman Ateş(Ya'kub): "Hepiniz kuşatılıp engellenmedikçe siz, onu bana getireceğinize dair Allah adına bana sağlam söz vermeden onu asla sizinle göndermem!" dedi. Ne zaman ki, sözlerini verdiler, (Ya'kub): "Söylediğimize Allah, vekildir!" dedi

12:67 📚 3
وَقَالَ يَٰبَنِيَّ لَا تَدۡخُلُواْ مِنۢ بَابࣲ وَٰحِدࣲ وَٱدۡخُلُواْ مِنۡ أَبۡوَٰبࣲ مُّتَفَرِّقَةࣲۖ وَمَآ أُغۡنِي عَنكُم مِّنَ ٱللَّهِ مِن شَيۡءٍۖ إِنِ ٱلۡحُكۡمُ إِلَّا لِلَّهِۖ عَلَيۡهِ تَوَكَّلۡتُۖ وَعَلَيۡهِ فَلۡيَتَوَكَّلِ ٱلۡمُتَوَكِّلُونَ
وَقَالَ
ve dedi ki
يَـٰبَنِىَّ
ey oğullarım
لَا
girmeyin
تَدْخُلُوا۟
enter
مِنۢ
kapıdan
بَابٍۢ
one gate
وَٰحِدٍۢ
bir
وَٱدْخُلُوا۟
(fakat) girin
مِنْ
kapılardan
أَبْوَٰبٍۢ
gates
مُّتَفَرِّقَةٍۢ ۖ
ayrı ayrı
وَمَآ
ve
أُغْنِى
savamam
عَنكُم
sizden
مِّنَ
Allah'tan gelecek
ٱللَّهِ
Allah
مِن
hiçbir
شَىْءٍ ۖ
şeyi
إِنِ
yoktur
ٱلْحُكْمُ
(hiçbir) Hüküm
إِلَّا
dışında
لِلَّهِ ۖ
Allah'ın
عَلَيْهِ
O'na
تَوَكَّلْتُ ۖ
tevekkül ettim
وَعَلَيْهِ
ve O'na
فَلْيَتَوَكَّلِ
tevekkül etsinler
ٱلْمُتَوَكِّلُونَ
tevekkül edenler

Saheeh InternationalAnd he said, "O my sons, do not enter from one gate but enter from different gates; and I cannot avail you against [the decree of] Allah at all. The decision is only for Allah; upon Him I have relied, and upon Him let those who would rely [indeed] rely

Süleyman AteşVe dedi ki: "Oğullarım, (Mısır'a) bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ben, Allah'tan gelecek hiçbir şeyi sizden savamam. Hüküm, yalnız Allah'ındır. (O size ne takdir etmişse muhakkak olacaktır.) Ben O'na tevekkül ettim, tevekkül edenlerde O'na tevekkül etsinler

12:68
وَلَمَّا دَخَلُواْ مِنۡ حَيۡثُ أَمَرَهُمۡ أَبُوهُم مَّا كَانَ يُغۡنِي عَنۡهُم مِّنَ ٱللَّهِ مِن شَيۡءٍ إِلَّا حَاجَةࣰ فِي نَفۡسِ يَعۡقُوبَ قَضَىٰهَاۚ وَإِنَّهُۥ لَذُو عِلۡمࣲ لِّمَا عَلَّمۡنَٰهُ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعۡلَمُونَ
وَلَمَّا
ne zaman ki
دَخَلُوا۟
girdiler
مِنْ
yerden
حَيْثُ
where
أَمَرَهُمْ
emrettiği
أَبُوهُم
babalarının
مَّا
idi
كَانَ
it
يُغْنِى
savamaz
عَنْهُم
onlardan
مِّنَ
Allah-tan (gelecek)
ٱللَّهِ
Allah
مِن
hiçbir
شَىْءٍ
şeyi
إِلَّا
ama sadece
حَاجَةًۭ
bir dileği
فِى
içindeki
نَفْسِ
nefsi
يَعْقُوبَ
Ya'kub'un
قَضَىٰهَا ۚ
açığa çıkardı
وَإِنَّهُۥ
şüphesiz O
لَذُو
sahibi idi
عِلْمٍۢ
bilgi
لِّمَا
ötürü
عَلَّمْنَـٰهُ
ona öğrettiğimizden
وَلَـٰكِنَّ
fakat
أَكْثَرَ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanların
لَا
bilmezler
يَعْلَمُونَ
know

Saheeh InternationalAnd when they entered from where their father had ordered them, it did not avail them against Allah at all except [it was] a need within the soul of Jacob, which he satisfied. And indeed, he was a possessor of knowledge because of what We had taught him, but most of the people do not know

Süleyman AteşBabalarının emrettiği yerden (Mısır'a) girdiler; (gerçi) bu, Allah'tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savamazdı. Ama sadece Ya'kub, içindeki bir dileği söylemişti. O, kendisine öğrettiğimizden ötürü bilgi sahibi idi (bundan dolayı 'Allah'ın takdirinden hiçbir şeyi sizden savamam' demişti). Fakat insanların çoğu bilmezler

12:69
وَلَمَّا دَخَلُواْ عَلَىٰ يُوسُفَ ءَاوَىٰٓ إِلَيۡهِ أَخَاهُۖ قَالَ إِنِّيٓ أَنَا۠ أَخُوكَ فَلَا تَبۡتَئِسۡ بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
وَلَمَّا
ne zaman ki
دَخَلُوا۟
girince
عَلَىٰ
huzuruna
يُوسُفَ
Yusuf'un
ءَاوَىٰٓ
aldı
إِلَيْهِ
yanına
أَخَاهُ ۖ
kardeşini
قَالَ
dedi
إِنِّىٓ
gerçekten ben
أَنَا۠
ben
أَخُوكَ
senin kardeşinim
فَلَا
üzülme
تَبْتَئِسْ
grieve
بِمَا
sebebiyle
كَانُوا۟
onların yaptıkları
يَعْمَلُونَ
do

Saheeh InternationalAnd when they entered upon Joseph, he took his brother to himself; he said, "Indeed, I am your brother, so do not despair over what they used to do [to me]

Süleyman Ateş(Kardeşleri), Yusuf'un yanına girince, (Yusuf, öz) kardeşi(Bünyami)n'i yanına aldı ve: "Ben senin kardeşinim, onların (bizim hakkımızda) yaptıklarına üzülme!" dedi

12:70
فَلَمَّا جَهَّزَهُم بِجَهَازِهِمۡ جَعَلَ ٱلسِّقَايَةَ فِي رَحۡلِ أَخِيهِ ثُمَّ أَذَّنَ مُؤَذِّنٌ أَيَّتُهَا ٱلۡعِيرُ إِنَّكُمۡ لَسَٰرِقُونَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَهَّزَهُم
hazırlatırken
بِجَهَازِهِمْ
onların yüklerini
جَعَلَ
koydu
ٱلسِّقَايَةَ
su tasını
فِى
içine
رَحْلِ
yükünün
أَخِيهِ
kardeşinin
ثُمَّ
sonra
أَذَّنَ
seslendi
مُؤَذِّنٌ
bir tellal
أَيَّتُهَا
Ey
ٱلْعِيرُ
kervan
إِنَّكُمْ
şüphesiz siz
لَسَـٰرِقُونَ
hırsızsınız

Saheeh InternationalSo when he had furnished them with their supplies, he put the [gold measuring] bowl into the bag of his brother. Then an announcer called out, "O caravan, indeed you are thieves

Süleyman AteşOnların yüklerini hazırlatırken su tasını (öz) kardeşinin yükünün içine koydu. (Kervan hareket ettikten) sonra bir ünleyici şöyle seslendi: "Ey kervan, siz hırsızlarsınız

12:71
قَالُواْ وَأَقۡبَلُواْ عَلَيۡهِم مَّاذَا تَفۡقِدُونَ
قَالُوا۟
dediler ki
وَأَقْبَلُوا۟
dönerek
عَلَيْهِم
bunlara
مَّاذَا
ne?
تَفْقِدُونَ
kaybettiniz

Saheeh InternationalThey said while approaching them, "What is it you are missing

Süleyman AteşBunlara döndüler: "Ne kaybettiniz, (ne arıyorsunuz)? dediler

12:72
قَالُواْ نَفۡقِدُ صُوَاعَ ٱلۡمَلِكِ وَلِمَن جَآءَ بِهِۦ حِمۡلُ بَعِيرࣲ وَأَنَا۠ بِهِۦ زَعِيمࣱ‏
قَالُوا۟
dediler ki
نَفْقِدُ
kaybettik
صُوَاعَ
su tasını
ٱلْمَلِكِ
Kralın
وَلِمَن
kimseye
جَآءَ
ve getiren
بِهِۦ
onu
حِمْلُ
yükü (mükafat) var
بَعِيرٍۢ
bir deve
وَأَنَا۠
ve ben
بِهِۦ
buna
زَعِيمٌۭ
kefilim

Saheeh InternationalThey said, "We are missing the measure of the king. And for he who produces it is [the reward of] a camel's load, and I am responsible for it

Süleyman AteşDediler ki: "Kralın su tasını kaybettik (onu arıyoruz). Onu getirene bir deve yükü (mükafat) var. Ben buna kefilim

12:73
قَالُواْ تَٱللَّهِ لَقَدۡ عَلِمۡتُم مَّا جِئۡنَا لِنُفۡسِدَ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَمَا كُنَّا سَٰرِقِينَ
قَالُوا۟
dediler
تَٱللَّهِ
Allah'a and olsun
لَقَدْ
elbette
عَلِمْتُم
siz de bilmişsinizdir ki
مَّا
biz gelmedik
جِئْنَا
we came
لِنُفْسِدَ
bozgunculuk yapmak için
فِى
bu yere
ٱلْأَرْضِ
the land
وَمَا
ve
كُنَّا
değiliz
سَـٰرِقِينَ
hırsız

Saheeh InternationalThey said, "By Allah, you have certainly known that we did not come to cause corruption in the land, and we have not been thieves

Süleyman Ateş(Yusuf'un kardeşleri): "Allah, Allah! dediler, herhalde siz de bilmişsinizdir ki biz bu yere bozgunculuk yapmak için gelmedik. Ve biz hırsız değiliz

12:74
قَالُواْ فَمَا جَزَٰٓؤُهُۥٓ إِن كُنتُمۡ كَٰذِبِينَ
قَالُوا۟
dediler
فَمَا
nedir?
جَزَٰٓؤُهُۥٓ
cezası
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
كَـٰذِبِينَ
yalancı

Saheeh InternationalThe accusers said, "Then what would be its recompense if you should be liars

Süleyman Ateş(Yusuf'un adamları): "Peki, dediler, ya yalancı çıkarsanız o(hırsızlık ede)nin cezası nedir

12:75
قَالُواْ جَزَٰٓؤُهُۥ مَن وُجِدَ فِي رَحۡلِهِۦ فَهُوَ جَزَٰٓؤُهُۥۚ كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلظَّٰلِمِينَ
قَالُوا۟
dediler
جَزَٰٓؤُهُۥ
cezası
مَن
kimin
وُجِدَ
bulunursa
فِى
yükünde
رَحْلِهِۦ
his bag
فَهُوَ
işte o
جَزَٰٓؤُهُۥ ۚ
onun karşılığıdır
كَذَٰلِكَ
böylece
نَجْزِى
biz cezalandırırız
ٱلظَّـٰلِمِينَ
haksızları

Saheeh International[The brothers] said, "Its recompense is that he in whose bag it is found - he [himself] will be its recompense. Thus do we recompense the wrongdoers

Süleyman AteşCezası, (tas) kimin yükünde bulunursa işte o, onun karşılığıdır. (Hırsızlığına karşılık kendisine el konur). Biz haksızları böyle cezalandırırız! dediler

12:76 📚 3
فَبَدَأَ بِأَوۡعِيَتِهِمۡ قَبۡلَ وِعَآءِ أَخِيهِ ثُمَّ ٱسۡتَخۡرَجَهَا مِن وِعَآءِ أَخِيهِۚ كَذَٰلِكَ كِدۡنَا لِيُوسُفَۖ مَا كَانَ لِيَأۡخُذَ أَخَاهُ فِي دِينِ ٱلۡمَلِكِ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُۚ نَرۡفَعُ دَرَجَٰتࣲ مَّن نَّشَآءُۗ وَفَوۡقَ كُلِّ ذِي عِلۡمٍ عَلِيمࣱ‏
فَبَدَأَ
(aramağa) başladı
بِأَوْعِيَتِهِمْ
onların yüklerini
قَبْلَ
önce
وِعَآءِ
yükünden
أَخِيهِ
kardeşinin
ثُمَّ
sonra
ٱسْتَخْرَجَهَا
(tası) çıkardı
مِن
yükünden
وِعَآءِ
(the) bag
أَخِيهِ ۚ
kardeşinin
كَذَٰلِكَ
işte böyle
كِدْنَا
bir çare öğrettik
لِيُوسُفَ ۖ
Yusuf'a
مَا
idi
كَانَ
He could not
لِيَأْخُذَ
yoksa alamaz
أَخَاهُ
kardeşini
فِى
göre
دِينِ
dini(kanunu)na
ٱلْمَلِكِ
kralın
إِلَّآ
dışında
أَن
eğer
يَشَآءَ
dilemesi
ٱللَّهُ ۚ
Allah'ın
نَرْفَعُ
biz yükseltiriz
دَرَجَـٰتٍۢ
derecelerle
مَّن
kimseyi
نَّشَآءُ ۗ
dilediğimiz
وَفَوْقَ
ve üstünde (vardır)
كُلِّ
her
ذِى
sahibinin
عِلْمٍ
bilgi
عَلِيمٌۭ
daha bir bilen

Saheeh InternationalSo he began [the search] with their bags before the bag of his brother; then he extracted it from the bag of his brother. Thus did We plan for Joseph. He could not have taken his brother within the religion of the king except that Allah willed. We raise in degrees whom We will, but over every possessor of knowledge is one [more] knowing

Süleyman AteşBunun üzerine (Yusuf), kardeşinin yükünden önce ötekilerin yüklerini aramağa başladı; sonra tası kardeşinin yükünden çıkardı. İşte Yusuf'a böyle bir çare öğrettik. Yoksa kralın dini(kanunu)na göre (Yusuf) kardeşini alamazdı. Meğer Allah dilemiş olsun. (Biz) dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Her bilgi sahibinin üstünde daha bir bilen vardır

12:77 📚 1
۞قَالُوٓاْ إِن يَسۡرِقۡ فَقَدۡ سَرَقَ أَخࣱ لَّهُۥ مِن قَبۡلُۚ فَأَسَرَّهَا يُوسُفُ فِي نَفۡسِهِۦ وَلَمۡ يُبۡدِهَا لَهُمۡۚ قَالَ أَنتُمۡ شَرࣱّ مَّكَانࣰ اۖ وَٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِمَا تَصِفُونَ
۞ قَالُوٓا۟
dediler ki
إِن
eğer
يَسْرِقْ
çaldıysa
فَقَدْ
elbette
سَرَقَ
çalmıştı
أَخٌۭ
kardeşi de
لَّهُۥ
onun
مِن
bundan önce
قَبْلُ ۚ
before
فَأَسَرَّهَا
bunu sakladı
يُوسُفُ
Yusuf
فِى
içinde
نَفْسِهِۦ
himself
وَلَمْ
açmadı
يُبْدِهَا
reveal it
لَهُمْ ۚ
onlara
قَالَ
dedi
أَنتُمْ
siz
شَرٌّۭ
fena
مَّكَانًۭا ۖ
durumdasınız
وَٱللَّهُ
ve Allah
أَعْلَمُ
çok iyi biliyor
بِمَا
(içyüzünü)
تَصِفُونَ
anlattığınızın

Saheeh InternationalThey said, "If he steals - a brother of his has stolen before." But Joseph kept it within himself and did not reveal it to them. He said, "You are worse in position, and Allah is most knowing of what you describe

Süleyman Ateş(Yusuf'un kardeşleri) Dediler ki: "(Bu) çaldıysa bundan önce kardeşi de çalmıştı." Yusuf bunu içinde sakladı, onlara açmadı. (İçinden): "Siz fena bir durumdasınız, Allah, sizin anlattığınızın içyüzünü çok iyi biliyor!" dedi

12:78
قَالُواْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡعَزِيزُ إِنَّ لَهُۥٓ أَبࣰ ا شَيۡخࣰ ا كَبِيرࣰ ا فَخُذۡ أَحَدَنَا مَكَانَهُۥٓۖ إِنَّا نَرَىٰكَ مِنَ ٱلۡمُحۡسِنِينَ
قَالُوا۟
dediler ki
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلْعَزِيزُ
vezir
إِنَّ
şüphesiz
لَهُۥٓ
onun vardır
أَبًۭا
babası
شَيْخًۭا
bir ihtiyar
كَبِيرًۭا
büyük
فَخُذْ
o yüzden al
أَحَدَنَا
(bizden) birimizi
مَكَانَهُۥٓ ۖ
onun yerine
إِنَّا
doğrusu biz
نَرَىٰكَ
seni görüyoruz
مِنَ
iyilik edenlerden
ٱلْمُحْسِنِينَ
the good-doers

Saheeh InternationalThey said, "O 'Azeez, indeed he has a father [who is] an old man, so take one of us in place of him. Indeed, we see you as a doer of good

Süleyman AteşDediler ki: "Ey vezir, onun büyük bir ihtiyar babası var! (Onun alıkonduğuna çok üzülür.) Onun yerine (bizden) birimizi al; doğrusu, biz seni iyilik edenlerden görüyoruz

12:79
قَالَ مَعَاذَ ٱللَّهِ أَن نَّأۡخُذَ إِلَّا مَن وَجَدۡنَا مَتَٰعَنَا عِندَهُۥٓ إِنَّآ إِذࣰ ا لَّظَٰلِمُونَ
قَالَ
dedi
مَعَاذَ
sığınırız
ٱللَّهِ
Allah'a
أَن
almaktan
نَّأْخُذَ
we take
إِلَّا
başkasını
مَن
kimseden
وَجَدْنَا
bulduğumuz
مَتَـٰعَنَا
eşyamızı
عِندَهُۥٓ
yanında
إِنَّآ
yoksa biz
إِذًۭا
o zaman
لَّظَـٰلِمُونَ
zulmedenler (oluruz)

Saheeh InternationalHe said, "[I seek] the refuge of Allah [to prevent] that we take except him with whom we found our possession. Indeed, we would then be unjust

Süleyman AteşEşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını almaktan Allah'a sığınırız, yoksa biz zulmedenler oluruz! dedi

12:80
فَلَمَّا ٱسۡتَيۡـَٔسُواْ مِنۡهُ خَلَصُواْ نَجِيࣰّ اۖ قَالَ كَبِيرُهُمۡ أَلَمۡ تَعۡلَمُوٓاْ أَنَّ أَبَاكُمۡ قَدۡ أَخَذَ عَلَيۡكُم مَّوۡثِقࣰ ا مِّنَ ٱللَّهِ وَمِن قَبۡلُ مَا فَرَّطتُمۡ فِي يُوسُفَۖ فَلَنۡ أَبۡرَحَ ٱلۡأَرۡضَ حَتَّىٰ يَأۡذَنَ لِيٓ أَبِيٓ أَوۡ يَحۡكُمَ ٱللَّهُ لِيۖ وَهُوَ خَيۡرُ ٱلۡحَٰكِمِينَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
ٱسْتَيْـَٔسُوا۟
umudu kesince
مِنْهُ
ondan
خَلَصُوا۟
(bir kenara) çekildiler
نَجِيًّۭا ۖ
fısıldaşarak
قَالَ
dedi ki
كَبِيرُهُمْ
büyükleri
أَلَمْ
bilmiyor musunuz?
تَعْلَمُوٓا۟
you know
أَنَّ
ki
أَبَاكُمْ
babanız
قَدْ
muhakkak
أَخَذَ
aldı
عَلَيْكُم
sizden
مَّوْثِقًۭا
kesin söz
مِّنَ
(adına)
ٱللَّهِ
Allah
وَمِن
ve
قَبْلُ
daha önce
مَا
işlediğiniz
فَرَّطتُمْ
kusurunuz
فِى
hakkında
يُوسُفَ ۖ
Yusuf
فَلَنْ
asla
أَبْرَحَ
ayrılmayacağım
ٱلْأَرْضَ
bu yerden
حَتَّىٰ
kadar
يَأْذَنَ
izin verinceye
لِىٓ
bana
أَبِىٓ
babam
أَوْ
yahut
يَحْكُمَ
hükmedinceye
ٱللَّهُ
Allah
لِى ۖ
benim için
وَهُوَ
ve O
خَيْرُ
en iyisidir
ٱلْحَـٰكِمِينَ
hükmedenlerin

Saheeh InternationalSo when they had despaired of him, they secluded themselves in private consultation. The eldest of them said, "Do you not know that your father has taken upon you an oath by Allah and [that] before you failed in [your duty to] Joseph? So I will never leave [this] land until my father permits me or Allah decides for me, and He is the best of judges

Süleyman AteşOndan umudu kesince aralarında konuşmak üzere (bir kenara) çekildiler. Büyükleri dedi ki: "Babanızın sizden Allah adına kesin söz aldığını; daha önce de Yusuf hakkında işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Babam bana izin verinceye, yahut Allah benim için hükmedinceye kadar bu yerden ayrılmayacağım. O, hükmedenlerin en iyisidir

12:81 📚 3
ٱرۡجِعُوٓاْ إِلَىٰٓ أَبِيكُمۡ فَقُولُواْ يَٰٓأَبَانَآ إِنَّ ٱبۡنَكَ سَرَقَ وَمَا شَهِدۡنَآ إِلَّا بِمَا عَلِمۡنَا وَمَا كُنَّا لِلۡغَيۡبِ حَٰفِظِينَ
ٱرْجِعُوٓا۟
dönün
إِلَىٰٓ
babanıza
أَبِيكُمْ
your father
فَقُولُوا۟
deyin ki
يَـٰٓأَبَانَآ
Ey babamız
إِنَّ
şüphesiz
ٱبْنَكَ
oğlun
سَرَقَ
hırsızlık etti
وَمَا
değiliz
شَهِدْنَآ
biz şahid
إِلَّا
dışındakine
بِمَا
şeyin
عَلِمْنَا
bildiğimiz
وَمَا
ve
كُنَّا
biz değiliz
لِلْغَيْبِ
gaybın
حَـٰفِظِينَ
muhafızları

Saheeh InternationalReturn to your father and say, "O our father, indeed your son has stolen, and we did not testify except to what we knew. And we were not witnesses of the unseen

Süleyman AteşBabanıza dönün, deyin ki: Ey babamız, oğlun hırsızlık etti! Biz ancak bildiğimize şahidlik ettik (tasın, onun yükünden çıktığını gördük, ötesini bilmiyoruz), Biz gizliyi bilenler değiliz

12:82 📚 2
وَسۡـَٔلِ ٱلۡقَرۡيَةَ ٱلَّتِي كُنَّا فِيهَا وَٱلۡعِيرَ ٱلَّتِيٓ أَقۡبَلۡنَا فِيهَاۖ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ
وَسْـَٔلِ
(istersen) sor
ٱلْقَرْيَةَ
kente
ٱلَّتِى
bulunduğumuz
كُنَّا
we were
فِيهَا
İçinde
وَٱلْعِيرَ
ve kervana
ٱلَّتِىٓ
geldiğimiz
أَقْبَلْنَا
we returned
فِيهَا ۖ
İçinde
وَإِنَّا
ve biz
لَصَـٰدِقُونَ
doğru söylüyoruz

Saheeh InternationalAnd ask the city in which we were and the caravan in which we came - and indeed, we are truthful

Süleyman Ateş(İnanmazsan) İçinde bulunduğumuz kente ve beraber geldiğimiz kervana sor. Biz doğru söylüyoruz

12:83 📚 3
قَالَ بَلۡ سَوَّلَتۡ لَكُمۡ أَنفُسُكُمۡ أَمۡرࣰ اۖ فَصَبۡرࣱ جَمِيلٌۖ عَسَى ٱللَّهُ أَن يَأۡتِيَنِي بِهِمۡ جَمِيعًاۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡعَلِيمُ ٱلۡحَكِيمُ
قَالَ
dedi
بَلْ
herhalde
سَوَّلَتْ
süsledi
لَكُمْ
size
أَنفُسُكُمْ
nefisleriniz
أَمْرًۭا ۖ
bir işi
فَصَبْرٌۭ
artık sabretmek gerek
جَمِيلٌ ۖ
güzelce
عَسَى
belki de
ٱللَّهُ
Allah
أَن
bana getirir
يَأْتِيَنِى
will bring them to me
بِهِمْ
onların
جَمِيعًا ۚ
hepsini
إِنَّهُۥ
çünkü o
هُوَ
O
ٱلْعَلِيمُ
bilendir
ٱلْحَكِيمُ
herşeyi hikmetle yapandır

Saheeh International[Jacob] said, "Rather, your souls have enticed you to something, so patience is most fitting. Perhaps Allah will bring them to me all together. Indeed it is He who is the Knowing, the Wise

Süleyman Ateş(Dönüp babalarına geldiler ve kardeşlerinin sözünü söylediler. Ya'kub): "Herhalde, dedi, nefisleriniz size bir işi süs(leyerek sizi ona sürük)ledi. Artık (bana) güzelce sabretmek gerek. Belki de Allah, onların hepsini bana getirir. Çünkü O, bilendir, herşeyi hikmetle (yerli yerince) yapandır

12:84 📚 1
وَتَوَلَّىٰ عَنۡهُمۡ وَقَالَ يَٰٓأَسَفَىٰ عَلَىٰ يُوسُفَ وَٱبۡيَضَّتۡ عَيۡنَاهُ مِنَ ٱلۡحُزۡنِ فَهُوَ كَظِيمࣱ‏
وَتَوَلَّىٰ
ve yüzünü çevirdi
عَنْهُمْ
onlardan
وَقَالَ
ve dedi
يَـٰٓأَسَفَىٰ
Ey kederim
عَلَىٰ
üzerindeki
يُوسُفَ
Yusuf
وَٱبْيَضَّتْ
ve ağardı
عَيْنَاهُ
gözleri
مِنَ
kederden
ٱلْحُزْنِ
the grief
فَهُوَ
O
كَظِيمٌۭ
yutkunuyordu

Saheeh InternationalAnd he turned away from them and said, "Oh, my sorrow over Joseph," and his eyes became white from grief, for he was [of that] a suppressor

Süleyman AteşVe yüzünü onlardan öteye çevirdi de: "Ey Yusuf üzerindeki tasam (gel, gel, tam senin gelme zamanındır)!" dedi ve tasadan gözleri ağardı. (Acısını) yutkunuyor(açığa vurmamağa çalışıyor)du

12:85
قَالُواْ تَٱللَّهِ تَفۡتَؤُاْ تَذۡكُرُ يُوسُفَ حَتَّىٰ تَكُونَ حَرَضًا أَوۡ تَكُونَ مِنَ ٱلۡهَٰلِكِينَ
قَالُوا۟
dediler ki
تَٱللَّهِ
Vallahi
تَفْتَؤُا۟
sen hâlâ
تَذْكُرُ
anıyorsun
يُوسُفَ
Yusuf'u
حَتَّىٰ
sonunda
تَكُونَ
olacaksın
حَرَضًا
hasta
أَوْ
yahut
تَكُونَ
olacaksın
مِنَ
helak olanlardan
ٱلْهَـٰلِكِينَ
those who perish

Saheeh InternationalThey said, "By Allah, you will not cease remembering Joseph until you become fatally ill or become of those who perish

Süleyman AteşDediler ki: "Vallahi sen, Yusuf'u ana ana hasta olacaksın, yahut öleceksin

12:86
قَالَ إِنَّمَآ أَشۡكُواْ بَثِّي وَحُزۡنِيٓ إِلَى ٱللَّهِ وَأَعۡلَمُ مِنَ ٱللَّهِ مَا لَا تَعۡلَمُونَ
قَالَ
dedi
إِنَّمَآ
şüphesiz ben
أَشْكُوا۟
arz ederim
بَثِّى
üzüntümü
وَحُزْنِىٓ
ve tasamı
إِلَى
yalnız
ٱللَّهِ
Allah'a
وَأَعْلَمُ
ve bilirim
مِنَ
tarafından
ٱللَّهِ
Allah
مَا
şeyleri
لَا
sizin bilmediğiniz
تَعْلَمُونَ
you know

Saheeh InternationalHe said, "I only complain of my suffering and my grief to Allah, and I know from Allah that which you do not know

Süleyman AteşBen üzüntü ve tasamı yalnız Allah'a arz ederim ve Allah tarafından, sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim. dedi

12:87
يَٰبَنِيَّ ٱذۡهَبُواْ فَتَحَسَّسُواْ مِن يُوسُفَ وَأَخِيهِ وَلَا تَاْيۡـَٔسُواْ مِن رَّوۡحِ ٱللَّهِۖ إِنَّهُۥ لَا يَاْيۡـَٔسُ مِن رَّوۡحِ ٱللَّهِ إِلَّا ٱلۡقَوۡمُ ٱلۡكَٰفِرُونَ
يَـٰبَنِىَّ
ey oğullarım
ٱذْهَبُوا۟
gidin
فَتَحَسَّسُوا۟
araştırın
مِن
Yusuf'u
يُوسُفَ
Yusuf
وَأَخِيهِ
ve kardeşini
وَلَا
umut kesmeyin
تَا۟يْـَٔسُوا۟
despair
مِن
rahmetinden
رَّوْحِ
(the) Mercy of Allah
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ın
إِنَّهُۥ
zira
لَا
umut kesmez
يَا۟يْـَٔسُ
despairs
مِن
rahmetinden
رَّوْحِ
(the) Mercy of Allah
ٱللَّهِ
Allah'ın
إِلَّا
başkası
ٱلْقَوْمُ
kavimden
ٱلْكَـٰفِرُونَ
kafir

Saheeh InternationalO my sons, go and find out about Joseph and his brother and despair not of relief from Allah. Indeed, no one despairs of relief from Allah except the disbelieving people

Süleyman AteşEy oğullarım, gidin, Yusuf'u ve kardeşini araştırın, Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin; zira kafir kavimden başkası Allah'ın rahmetinden umut kesmez

12:88
فَلَمَّا دَخَلُواْ عَلَيۡهِ قَالُواْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡعَزِيزُ مَسَّنَا وَأَهۡلَنَا ٱلضُّرُّ وَجِئۡنَا بِبِضَٰعَةࣲ مُّزۡجَىٰةࣲ فَأَوۡفِ لَنَا ٱلۡكَيۡلَ وَتَصَدَّقۡ عَلَيۡنَآۖ إِنَّ ٱللَّهَ يَجۡزِي ٱلۡمُتَصَدِّقِينَ
فَلَمَّا
böylece
دَخَلُوا۟
girdiklerinde
عَلَيْهِ
onun huzuruna
قَالُوا۟
dediler ki
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلْعَزِيزُ
vezir
مَسَّنَا
bize dokundu
وَأَهْلَنَا
ve çocuklarımıza
ٱلضُّرُّ
darlık
وَجِئْنَا
ve geldik
بِبِضَـٰعَةٍۢ
bir sermaye ile
مُّزْجَىٰةٍۢ
değersiz
فَأَوْفِ
tam ver
لَنَا
bize
ٱلْكَيْلَ
ölçyü
وَتَصَدَّقْ
ve tasadduk eyle
عَلَيْنَآ ۖ
bize
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
يَجْزِى
mükafatlandırır
ٱلْمُتَصَدِّقِينَ
tasadduk edenleri

Saheeh InternationalSo when they entered upon Joseph, they said, "O 'Azeez, adversity has touched us and our family, and we have come with goods poor in quality, but give us full measure and be charitable to us. Indeed, Allah rewards the charitable

Süleyman Ateş(Ya'kub'un oğulları, tekrar Mısır'a) Yusuf'un yanına döndüklerinde dediler ki: "Ey vezir, bize ve çocuklarımıza darlık dokundu, değersiz de bir sermaye ile geldik, ama sen bizim için tam ölçü ver, bize tasadduk eyle; çünkü Allah, tasadduk edenleri mükafatlandırır

12:89 📚 1
قَالَ هَلۡ عَلِمۡتُم مَّا فَعَلۡتُم بِيُوسُفَ وَأَخِيهِ إِذۡ أَنتُمۡ جَٰهِلُونَ
قَالَ
dedi ki
هَلْ
mi?
عَلِمْتُم
bildiniz
مَّا
neler
فَعَلْتُم
yaptığınızı
بِيُوسُفَ
Yusuf'a
وَأَخِيهِ
ve kardeşine
إِذْ
iken
أَنتُمْ
sizler
جَـٰهِلُونَ
cahiller

Saheeh InternationalHe said, "Do you know what you did with Joseph and his brother when you were ignorant

Süleyman Ateş(Yusuf) Dedi: "Sizler cahil iken Yusuf'a ve kardeşine neler yaptığınızı bildiniz mi

12:90 📚 3
قَالُوٓاْ أَءِنَّكَ لَأَنتَ يُوسُفُۖ قَالَ أَنَا۠ يُوسُفُ وَهَٰذَآ أَخِيۖ قَدۡ مَنَّ ٱللَّهُ عَلَيۡنَآۖ إِنَّهُۥ مَن يَتَّقِ وَيَصۡبِرۡ فَإِنَّ ٱللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجۡرَ ٱلۡمُحۡسِنِينَ
قَالُوٓا۟
dediler
أَءِنَّكَ
yoksa sen misin?
لَأَنتَ
sen
يُوسُفُ ۖ
Yusuf
قَالَ
dedi
أَنَا۠
ben
يُوسُفُ
Yusuf'um
وَهَـٰذَآ
ve bu da
أَخِى ۖ
kardeşimdir
قَدْ
muhakkak
مَنَّ
lutfetti
ٱللَّهُ
Allah
عَلَيْنَآ ۖ
bize
إِنَّهُۥ
doğrusu o
مَن
kim
يَتَّقِ
korkarsa
وَيَصْبِرْ
ve sabrederse
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
zayi etmez
يُضِيعُ
let go waste
أَجْرَ
ecrini
ٱلْمُحْسِنِينَ
iyilik edenlerin

Saheeh InternationalThey said, "Are you indeed Joseph?" He said "I am Joseph, and this is my brother. Allah has certainly favored us. Indeed, he who fears Allah and is patient, then indeed, Allah does not allow to be lost the reward of those who do good

Süleyman AteşA, yoksa sen, Yusuf musun? dediler. "Ben Yusuf'um, bu da kardeşimdir, dedi. Allah bize lutfetti (bizi korudu, yüceltti), doğrusu kim (Allah'tan) korkar ve sabrederse, Allah iyilik edenlerin ecrini zayi etmez

12:91
قَالُواْ تَٱللَّهِ لَقَدۡ ءَاثَرَكَ ٱللَّهُ عَلَيۡنَا وَإِن كُنَّا لَخَٰطِـِٔينَ
قَالُوا۟
dediler
تَٱللَّهِ
vallahi
لَقَدْ
doğrusu
ءَاثَرَكَ
seni üstün kıldı
ٱللَّهُ
Allah
عَلَيْنَا
bize
وَإِن
ve doğrusu
كُنَّا
biz
لَخَـٰطِـِٔينَ
suç işlemiştik

Saheeh InternationalThey said, "By Allah, certainly has Allah preferred you over us, and indeed, we have been sinners

Süleyman AteşVallahi dediler, Allah seni bizden üstün kıldı. Doğrusu biz suç işlemiştik

12:92 📚 5
قَالَ لَا تَثۡرِيبَ عَلَيۡكُمُ ٱلۡيَوۡمَۖ يَغۡفِرُ ٱللَّهُ لَكُمۡۖ وَهُوَ أَرۡحَمُ ٱلرَّٰحِمِينَ
قَالَ
dedi
لَا
yoktur
تَثْرِيبَ
kınama
عَلَيْكُمُ
size
ٱلْيَوْمَ ۖ
bugün
يَغْفِرُ
bağışlar
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمْ ۖ
sizi
وَهُوَ
ve O
أَرْحَمُ
en merhametlisidir
ٱلرَّٰحِمِينَ
merhametlilerin

Saheeh InternationalHe said, "No blame will there be upon you today. Allah will forgive you; and He is the most merciful of the merciful

Süleyman AteşBugün sizi kınama yok, Allah sizi bağışlar; O merhametlilerin merhametlisidir! dedi

12:93
ٱذۡهَبُواْ بِقَمِيصِي هَٰذَا فَأَلۡقُوهُ عَلَىٰ وَجۡهِ أَبِي يَأۡتِ بَصِيرࣰ ا وَأۡتُونِي بِأَهۡلِكُمۡ أَجۡمَعِينَ
ٱذْهَبُوا۟
götürün
بِقَمِيصِى
benim gömleğimi
هَـٰذَا
şu
فَأَلْقُوهُ
koyun
عَلَىٰ
üzerine
وَجْهِ
yüzü
أَبِى
babamın
يَأْتِ
başlasın
بَصِيرًۭا
görmeye
وَأْتُونِى
ve bana gelin
بِأَهْلِكُمْ
ailenizle birlikte
أَجْمَعِينَ
bütün

Saheeh InternationalTake this, my shirt, and cast it over the face of my father; he will become seeing. And bring me your family, all together

Süleyman AteşŞimdi benim şu gömleğimi götürün, babamın yüzüne koyun da gözü açılsın. Ve bütün ailenizle birlikte bana gelin

12:94 📚 1
وَلَمَّا فَصَلَتِ ٱلۡعِيرُ قَالَ أَبُوهُمۡ إِنِّي لَأَجِدُ رِيحَ يُوسُفَۖ لَوۡلَآ أَن تُفَنِّدُونِ
وَلَمَّا
ne zaman ki
فَصَلَتِ
ayrılınca
ٱلْعِيرُ
kervan
قَالَ
dedi ki
أَبُوهُمْ
babaları
إِنِّى
ben
لَأَجِدُ
alıyorum
رِيحَ
kokusunu
يُوسُفَ ۖ
Yusuf'un
لَوْلَآ
eğer
أَن
bana bunak demezseniz
تُفَنِّدُونِ
you think me weakened in mind

Saheeh InternationalAnd when the caravan departed [from Egypt], their father said, "Indeed, I find the smell of Joseph [and would say that he was alive] if you did not think me weakened in mind

Süleyman AteşKervan (Mısır'dan) ayrıl(ıp yola koyul)unca, babaları, (yanında bulunanlara): "Eğer bana bunak demezseniz, ben Yusuf'un kokusunu alıyorum." dedi

12:95
قَالُواْ تَٱللَّهِ إِنَّكَ لَفِي ضَلَٰلِكَ ٱلۡقَدِيمِ
قَالُوا۟
dediler
تَٱللَّهِ
vallahi
إِنَّكَ
elbette sen
لَفِى
içindesin
ضَلَـٰلِكَ
şaşkınlığının
ٱلْقَدِيمِ
eski

Saheeh InternationalThey said, "By Allah, indeed you are in your [same] old error

Süleyman AteşVallahi sen hala eski şaşkınlığın içindesin! dediler

12:96
فَلَمَّآ أَن جَآءَ ٱلۡبَشِيرُ أَلۡقَىٰهُ عَلَىٰ وَجۡهِهِۦ فَٱرۡتَدَّ بَصِيرࣰ اۖ قَالَ أَلَمۡ أَقُل لَّكُمۡ إِنِّيٓ أَعۡلَمُ مِنَ ٱللَّهِ مَا لَا تَعۡلَمُونَ
فَلَمَّآ
zaman
أَن
geldiği
جَآءَ
arrived
ٱلْبَشِيرُ
müjdeci
أَلْقَىٰهُ
koyunca
عَلَىٰ
üzerine
وَجْهِهِۦ
yüzü
فَٱرْتَدَّ
derhal
بَصِيرًۭا ۖ
görür oldu
قَالَ
dedi ki
أَلَمْ
demedim mi?
أَقُل
I say
لَّكُمْ
size
إِنِّىٓ
elbett ben
أَعْلَمُ
bilirim
مِنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
مَا
şeyleri
لَا
sizin bilmediğiniz
تَعْلَمُونَ
you know

Saheeh InternationalAnd when the bearer of good tidings arrived, he cast it over his face, and he returned [once again] seeing. He said, "Did I not tell you that I know from Allah that which you do not know

Süleyman AteşMüjdeci gelip de (Yusuf'un gömleği)ni (Ya'kub'un) yüzüne koyunca, derhal (gözü açıldı), görür oldu: "Size demedim mi ben, Allah'tan sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim?" dedi

12:97
قَالُواْ يَٰٓأَبَانَا ٱسۡتَغۡفِرۡ لَنَا ذُنُوبَنَآ إِنَّا كُنَّا خَٰطِـِٔينَ
قَالُوا۟
dediler
يَـٰٓأَبَانَا
Ey babamız
ٱسْتَغْفِرْ
bağışlanmasını dile
لَنَا
bizim
ذُنُوبَنَآ
günahlarımızın
إِنَّا
gerçekten biz
كُنَّا
günah işledik
خَـٰطِـِٔينَ
sinners

Saheeh InternationalThey said, "O our father, ask for us forgiveness of our sins; indeed, we have been sinners

Süleyman Ateş(Oğulları): "Ey babamız, bizim günahlarımızın bağışlanmasını dile. Gerçekten biz günah işledik." dediler

12:98
قَالَ سَوۡفَ أَسۡتَغۡفِرُ لَكُمۡ رَبِّيٓۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
قَالَ
dedi
سَوْفَ
(şimdi)
أَسْتَغْفِرُ
mağfiret dileyeceğim
لَكُمْ
sizin için
رَبِّىٓ ۖ
Rabbimden
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
هُوَ
O
ٱلْغَفُورُ
bağışlayandır
ٱلرَّحِيمُ
esirgeyendir

Saheeh InternationalHe said, "I will ask forgiveness for you from my Lord. Indeed, it is He who is the Forgiving, the Merciful

Süleyman AteşSizin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim, dedi, şüphesiz O, bağışlayandır, esirgeyendir

12:99
فَلَمَّا دَخَلُواْ عَلَىٰ يُوسُفَ ءَاوَىٰٓ إِلَيۡهِ أَبَوَيۡهِ وَقَالَ ٱدۡخُلُواْ مِصۡرَ إِن شَآءَ ٱللَّهُ ءَامِنِينَ
فَلَمَّا
nihayet;
دَخَلُوا۟
vardıklarında
عَلَىٰ
yanına
يُوسُفَ
Yusuf'un
ءَاوَىٰٓ
çekip kucakladı
إِلَيْهِ
kendine
أَبَوَيْهِ
ana-babasını
وَقَالَ
ve dedi
ٱدْخُلُوا۟
girin
مِصْرَ
Mısır'a
إِن
dileğiyle
شَآءَ
Allah wills
ٱللَّهُ
Allah'ın
ءَامِنِينَ
güven içinde

Saheeh InternationalAnd when they entered upon Joseph, he took his parents to himself and said, "Enter Egypt, Allah willing, safe [and secure]

Süleyman Ateş(Hep beraber Mısır'a hareket ettiler). Nihayet Yusuf'un yanına vardıklarında (Yusuf) ana-babasını kendine çekip kucakladı ve: "Allah'ın dileğiyle güven içinde Mısır'a girin!" dedi

12:100 📚 1
وَرَفَعَ أَبَوَيۡهِ عَلَى ٱلۡعَرۡشِ وَخَرُّواْ لَهُۥ سُجَّدࣰ اۖ وَقَالَ يَٰٓأَبَتِ هَٰذَا تَأۡوِيلُ رُءۡيَٰيَ مِن قَبۡلُ قَدۡ جَعَلَهَا رَبِّي حَقࣰّ اۖ وَقَدۡ أَحۡسَنَ بِيٓ إِذۡ أَخۡرَجَنِي مِنَ ٱلسِّجۡنِ وَجَآءَ بِكُم مِّنَ ٱلۡبَدۡوِ مِنۢ بَعۡدِ أَن نَّزَغَ ٱلشَّيۡطَٰنُ بَيۡنِي وَبَيۡنَ إِخۡوَتِيٓۚ إِنَّ رَبِّي لَطِيفࣱ لِّمَا يَشَآءُۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡعَلِيمُ ٱلۡحَكِيمُ
وَرَفَعَ
ve çıkardı
أَبَوَيْهِ
ana-babasını
عَلَى
üstüne
ٱلْعَرْشِ
tahtın
وَخَرُّوا۟
ve hepsi kapandılar
لَهُۥ
onun için
سُجَّدًۭا ۖ
secdeye
وَقَالَ
ve dedi
يَـٰٓأَبَتِ
ey babacığım
هَـٰذَا
işte bu
تَأْوِيلُ
yorumudur
رُءْيَـٰىَ
rü'yanın
مِن
önceki
قَبْلُ
(of) before
قَدْ
muhakkak
جَعَلَهَا
onu yaptı
رَبِّى
Rabbim
حَقًّۭا ۖ
gerçek
وَقَدْ
ve gerçekten
أَحْسَنَ
iyilik etti
بِىٓ
bana
إِذْ
zira
أَخْرَجَنِى
beni çıkardı
مِنَ
zindandan
ٱلسِّجْنِ
the prison
وَجَآءَ
ve getirdi
بِكُم
sizi de
مِّنَ
çölden
ٱلْبَدْوِ
the bedouin life
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
أَن
fitne soktuktan
نَّزَغَ
had caused discord
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
بَيْنِى
aramıza
وَبَيْنَ
ve arasına
إِخْوَتِىٓ ۚ
kardeşlerim
إِنَّ
gerçekten
رَبِّى
Rabbim
لَطِيفٌۭ
çok ince düzenler
لِّمَا
şeyi
يَشَآءُ ۚ
dilediği
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
هُوَ
O
ٱلْعَلِيمُ
bilendir
ٱلْحَكِيمُ
her şeyi yerli yerince yapandır

Saheeh InternationalAnd he raised his parents upon the throne, and they bowed to him in prostration. And he said, "O my father, this is the explanation of my vision of before. My Lord has made it reality. And He was certainly good to me when He took me out of prison and brought you [here] from bedouin life after Satan had induced [estrangement] between me and my brothers. Indeed, my Lord is Subtle in what He wills. Indeed, it is He who is the Knowing, the Wise

Süleyman AteşAna-babasını tahtın üstüne çıkardı ve hepsi onun için secdeye kapandılar (önünde saygı ile eğildiler. Yusuf): "Babacığım, dedi, işte bu, önceden (gördüğüm) rü'yanın yorumudur. Rabbim onu gerçek yaptı, bana iyilik etti; zira şeytan, benimle kardeşlerim arasına fitne soktuktan sonra O, beni zindandan çıkardı, sizi de çölden getirdi. Gerçekten Rabbim dilediği şeyi çok ince düzenler. O, (her tedbiri) bilen, her şeyi yerli yerince yapandır

12:101 📚 2
۞رَبِّ قَدۡ ءَاتَيۡتَنِي مِنَ ٱلۡمُلۡكِ وَعَلَّمۡتَنِي مِن تَأۡوِيلِ ٱلۡأَحَادِيثِۚ فَاطِرَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ أَنتَ وَلِيِّۦ فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِۖ تَوَفَّنِي مُسۡلِمࣰ ا وَأَلۡحِقۡنِي بِٱلصَّٰلِحِينَ
۞ رَبِّ
Rabbim
قَدْ
gerçekten
ءَاتَيْتَنِى
bana verdin
مِنَ
mülk
ٱلْمُلْكِ
the sovereignty
وَعَلَّمْتَنِى
ve bana öğrettin
مِن
yorumunu
تَأْوِيلِ
the interpretation
ٱلْأَحَادِيثِ ۚ
düşlerin
فَاطِرَ
yaratıcısı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
أَنتَ
sensin
وَلِىِّۦ
benim velim
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا
the world
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ
ve ahirette
تَوَفَّنِى
beni öldür
مُسْلِمًۭا
müslüman olarak
وَأَلْحِقْنِى
ve beni kat
بِٱلصَّـٰلِحِينَ
iyilere

Saheeh InternationalMy Lord, You have given me [something] of sovereignty and taught me of the interpretation of dreams. Creator of the heavens and earth, You are my protector in this world and in the Hereafter. Cause me to die a Muslim and join me with the righteous

Süleyman AteşRabbim, bana bir parça mülk verdin ve bana düşlerin yorumunu öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! dünyada da, ahirette de benim yarim sensin! Beni müslüman olarak öldür ve beni iyilere kat

12:102
ذَٰلِكَ مِنۡ أَنۢبَآءِ ٱلۡغَيۡبِ نُوحِيهِ إِلَيۡكَۖ وَمَا كُنتَ لَدَيۡهِمۡ إِذۡ أَجۡمَعُوٓاْ أَمۡرَهُمۡ وَهُمۡ يَمۡكُرُونَ
ذَٰلِكَ
bu
مِنْ
haberlerindendir
أَنۢبَآءِ
the news
ٱلْغَيْبِ
gayb
نُوحِيهِ
vahyettiğimiz
إِلَيْكَ ۖ
sana
وَمَا
değildin
كُنتَ
sen
لَدَيْهِمْ
onların yanında
إِذْ
zaman
أَجْمَعُوٓا۟
toplandıkları
أَمْرَهُمْ
yapacakları işleri için
وَهُمْ
ve onlar
يَمْكُرُونَ
tuzak kurarlarken

Saheeh InternationalThat is from the news of the unseen which We reveal, [O Muhammad], to you. And you were not with them when they put together their plan while they conspired

Süleyman Ateş(Ey Muhammed) bu (anlatılanlar), sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Onlar kararlarnı verip tuzak kurarlarken sen yanlarında değildin

12:103
وَمَآ أَكۡثَرُ ٱلنَّاسِ وَلَوۡ حَرَصۡتَ بِمُؤۡمِنِينَ
وَمَآ
ve değildir
أَكْثَرُ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanların
وَلَوْ
ama
حَرَصْتَ
ne kadar istesen de
بِمُؤْمِنِينَ
inanacak

Saheeh InternationalAnd most of the people, although you strive [for it], are not believers

Süleyman AteşAma sen, ne kadar istesen de, yine insanların çoğu inanacak değillerdir

12:104
وَمَا تَسۡـَٔلُهُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۚ إِنۡ هُوَ إِلَّا ذِكۡرࣱ لِّلۡعَٰلَمِينَ
وَمَا
sen istemiyorsun
تَسْـَٔلُهُمْ
you ask them
عَلَيْهِ
buna karşılık
مِنْ
bir
أَجْرٍ ۚ
ücret
إِنْ
O
هُوَ
(is) it
إِلَّا
sadece
ذِكْرٌۭ
bir öğüttür
لِّلْعَـٰلَمِينَ
bütün alemler için

Saheeh InternationalAnd you do not ask of them for it any payment. It is not except a reminder to the worlds

Süleyman AteşSen bu(okudukları)na karşılık onlardan bir ücret istemiyorsun. O, sadece bütün alemler için bir öğüttür

12:105 📚 5
وَكَأَيِّن مِّنۡ ءَايَةࣲ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ يَمُرُّونَ عَلَيۡهَا وَهُمۡ عَنۡهَا مُعۡرِضُونَ
وَكَأَيِّن
nice var ki
مِّنْ
ayet(ler)
ءَايَةٍۢ
a Sign
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ
ve yerde
يَمُرُّونَ
uğrarlar da
عَلَيْهَا
yanlarına
وَهُمْ
ve onlar
عَنْهَا
ondan
مُعْرِضُونَ
yüzlerini çevirirler

Saheeh InternationalAnd how many a sign within the heavens and earth do they pass over while they, therefrom, are turning away

Süleyman AteşGöklerde ve yerde nice ayet(ler) var ki onların yanından yüzlerini çevirerek geçerler

12:106
وَمَا يُؤۡمِنُ أَكۡثَرُهُم بِٱللَّهِ إِلَّا وَهُم مُّشۡرِكُونَ
وَمَا
ve
يُؤْمِنُ
inanmazlar
أَكْثَرُهُم
onların çoğu
بِٱللَّهِ
Allah'a
إِلَّا
dışında
وَهُم
onlar
مُّشْرِكُونَ
ortak koşmaları

Saheeh InternationalAnd most of them believe not in Allah except while they associate others with Him

Süleyman AteşOnların çoğu, Allah'a ortak koşmadan inanmazlar

12:107
أَفَأَمِنُوٓاْ أَن تَأۡتِيَهُمۡ غَٰشِيَةࣱ مِّنۡ عَذَابِ ٱللَّهِ أَوۡ تَأۡتِيَهُمُ ٱلسَّاعَةُ بَغۡتَةࣰ وَهُمۡ لَا يَشۡعُرُونَ
أَفَأَمِنُوٓا۟
onlar emin midirler?
أَن
kendilerine gelmeyeceğinden
تَأْتِيَهُمْ
comes to them
غَـٰشِيَةٌۭ
sargın bir belanın
مِّنْ
azabından
عَذَابِ
punishment
ٱللَّهِ
Alah'ın
أَوْ
veya
تَأْتِيَهُمُ
kendilerine gelmeyeceğinden
ٱلسَّاعَةُ
O sa'atin
بَغْتَةًۭ
ansızın
وَهُمْ
ve onlar
لَا
hiç
يَشْعُرُونَ
farkında değillerken

Saheeh InternationalThen do they feel secure that there will not come to them an overwhelming [aspect] of the punishment of Allah or that the Hour will not come upon them suddenly while they do not perceive

Süleyman AteşOnlar, Alah'ın azabından, sargın bir belanın, kendilerine gelmeyeceğinden veya hiç farkında değillerken ansızın O (Duruşma) sa'atin(in) kendilerine gelmeyeceğinden emin midirler

12:108 📚 4
قُلۡ هَٰذِهِۦ سَبِيلِيٓ أَدۡعُوٓاْ إِلَى ٱللَّهِۚ عَلَىٰ بَصِيرَةٍ أَنَا۠ وَمَنِ ٱتَّبَعَنِيۖ وَسُبۡحَٰنَ ٱللَّهِ وَمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ
قُلْ
de ki
هَـٰذِهِۦ
işte budur
سَبِيلِىٓ
benim yolum
أَدْعُوٓا۟
da'vet ederim
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ ۚ
Allah
عَلَىٰ
basiretle
بَصِيرَةٍ
insight
أَنَا۠
ben
وَمَنِ
ve kimseler
ٱتَّبَعَنِى ۖ
bana uyan(lar)
وَسُبْحَـٰنَ
ve şanı yücedir
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَمَآ
ve değilim
أَنَا۠
ben
مِنَ
ortak koşanlardan
ٱلْمُشْرِكِينَ
the polytheists

Saheeh InternationalSay, "This is my way; I invite to Allah with insight, I and those who follow me. And exalted is Allah; and I am not of those who associate others with Him

Süleyman AteşDe ki: "İşte benim yolum budur: Allah'a basiretle da'vet ederim. Ben ve bana uyanlar... Allah'ın şanı yücedir, ben ortak koşanlardan değilim

12:109
وَمَآ أَرۡسَلۡنَا مِن قَبۡلِكَ إِلَّا رِجَالࣰ ا نُّوحِيٓ إِلَيۡهِم مِّنۡ أَهۡلِ ٱلۡقُرَىٰٓۗ أَفَلَمۡ يَسِيرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَيَنظُرُواْ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۗ وَلَدَارُ ٱلۡأٓخِرَةِ خَيۡرࣱ لِّلَّذِينَ ٱتَّقَوۡاْۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ
وَمَآ
göndermedik
أَرْسَلْنَا
We sent
مِن
senden önce
قَبْلِكَ
before you
إِلَّا
başka
رِجَالًۭا
erkeklerden
نُّوحِىٓ
vahyettiğimiz
إِلَيْهِم
kendilerine
مِّنْ
halkından
أَهْلِ
(the) people
ٱلْقُرَىٰٓ ۗ
kentler
أَفَلَمْ
hiç gezmediler mi?
يَسِيرُوا۟
they traveled
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
فَيَنظُرُوا۟
görsünler
كَيْفَ
nasıl
كَانَ
olduğunu
عَـٰقِبَةُ
sonunun
ٱلَّذِينَ
kimselerin
مِن
kendilerinden önceki
قَبْلِهِمْ ۗ
(were) before them
وَلَدَارُ
ve yurdu
ٱلْـَٔاخِرَةِ
ahiret
خَيْرٌۭ
daha iyidir
لِّلَّذِينَ
korunanlar için
ٱتَّقَوْا۟ ۗ
fear Allah
أَفَلَا
aklınızı kullanmıyor musunuz?
تَعْقِلُونَ
you use reason

Saheeh InternationalAnd We sent not before you [as messengers] except men to whom We revealed from among the people of cities. So have they not traveled through the earth and observed how was the end of those before them? And the home of the Hereafter is best for those who fear Allah; then will you not reason

Süleyman AteşSenden önce de kentler halkından, yalnız kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başka, (elçi) göndermedik. Yeryüzünde hiç gezmediler mi ki kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler? Korunanlar için ahiret yurdu daha iyidir. Aklınızı kullanmıyor musunuz

12:110
حَتَّىٰٓ إِذَا ٱسۡتَيۡـَٔسَ ٱلرُّسُلُ وَظَنُّوٓاْ أَنَّهُمۡ قَدۡ كُذِبُواْ جَآءَهُمۡ نَصۡرُنَا فَنُجِّيَ مَن نَّشَآءُۖ وَلَا يُرَدُّ بَأۡسُنَا عَنِ ٱلۡقَوۡمِ ٱلۡمُجۡرِمِينَ
حَتَّىٰٓ
hatta
إِذَا
ne zaman ki
ٱسْتَيْـَٔسَ
umutlarını kestiler
ٱلرُّسُلُ
elçiler
وَظَنُّوٓا۟
ve sandılar
أَنَّهُمْ
kendilerinin
قَدْ
gerçekten
كُذِبُوا۟
yalanlandıklarını
جَآءَهُمْ
onlara geldi
نَصْرُنَا
yardımımız
فَنُجِّىَ
ve kurtarıldı
مَن
kimseler
نَّشَآءُ ۖ
dilediğimiz
وَلَا
asla
يُرَدُّ
geri çevrilmez
بَأْسُنَا
azabımız
عَنِ
topluluğundan
ٱلْقَوْمِ
the people
ٱلْمُجْرِمِينَ
suçlular

Saheeh International[They continued] until, when the messengers despaired and were certain that they had been denied, there came to them Our victory, and whoever We willed was saved. And Our punishment cannot be repelled from the people who are criminals

Süleyman Ateş(Bir süre serbest bırakılmalarına aldanmasınlar. Kendilerinden önce gelenlere de öyle fırsat verilmişti. Fakat) Ne zaman ki, elçiler umutlarını kestiler ve kendilerinin yalana çıkarıldıklarını (kafirlere karşı kendilerine yapılacağı va'dedilen yardımın yapılmayacağını) sandılar, işte o zaman onlara yardımımız geldi ve dilediğimiz kimseler kurtarıldı. Azabımız suçlular topluluğundan asla geri çevrilmez

12:111
لَقَدۡ كَانَ فِي قَصَصِهِمۡ عِبۡرَةࣱ لِّأُوْلِي ٱلۡأَلۡبَٰبِۗ مَا كَانَ حَدِيثࣰ ا يُفۡتَرَىٰ وَلَٰكِن تَصۡدِيقَ ٱلَّذِي بَيۡنَ يَدَيۡهِ وَتَفۡصِيلَ كُلِّ شَيۡءࣲ وَهُدࣰ ى وَرَحۡمَةࣰ لِّقَوۡمࣲ يُؤۡمِنُونَ
لَقَدْ
elbette
كَانَ
vardır
فِى
in
قَصَصِهِمْ
onların hikayelerinde
عِبْرَةٌۭ
ibret
لِّأُو۟لِى
sahipleri için
ٱلْأَلْبَـٰبِ ۗ
akıl
مَا
(bu) değildir
كَانَ
(it) is
حَدِيثًۭا
bir söz
يُفْتَرَىٰ
uydurulacak
وَلَـٰكِن
ancak
تَصْدِيقَ
doğrulanmasıdır
ٱلَّذِى
kimsenin
بَيْنَ
kendinden öncekinin
يَدَيْهِ
(was) before it
وَتَفْصِيلَ
ve açıklamasıdır
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şeyin
وَهُدًۭى
ve bir hidayettir
وَرَحْمَةًۭ
ve rahmettir
لِّقَوْمٍۢ
toplumlar için
يُؤْمِنُونَ
inanan

Saheeh InternationalThere was certainly in their stories a lesson for those of understanding. Never was the Qur'an a narration invented, but a confirmation of what was before it and a detailed explanation of all things and guidance and mercy for a people who believe

Süleyman AteşElbette onların hikayelerinde akıl sahipleri için ibret vardır. Bu (Kur'an), uydurulacak bir söz değildir; ancak kendinden önceki(Hak Kitabı)nın doğrulanması, her şeyin açıklaması; inananlar için bir kılavuz ve rahmettir

← Önceki Sonraki →

12. Yusuf Suresi | Anlam Arayışı