☪ Anlam Arayışı

12. Yusuf سُورَةُ يُوسُفَ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
12:1
الٓرۚ تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡمُبِينِ
الٓر ۚ
Elif Lâm Râ
تِلْكَ
bunlar
ءَايَـٰتُ
ayetleridir
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitabın
ٱلْمُبِينِ
apaçık

Ali BulaçElif, Lam, Ra. Bunlar, apaçık Kitab'ın ayetleridir

Diyanet İşleri MealiElif, Lam, Ra. Bunlar, gerçeği açıklayan Kitap'ın ayetleridir

12:2
إِنَّآ أَنزَلۡنَٰهُ قُرۡءَٰنًا عَرَبِيࣰّ ا لَّعَلَّكُمۡ تَعۡقِلُونَ
إِنَّآ
elbette biz
أَنزَلْنَـٰهُ
onu indirdik
قُرْءَٰنًا
bir Kur'an olarak
عَرَبِيًّۭا
arapça
لَّعَلَّكُمْ
diye
تَعْقِلُونَ
anlayasınız

Ali BulaçGerçekten Biz, akıl erdirirsiniz diye, onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik

Diyanet İşleri MealiBiz onu, anlayasınız diye, Arapça bir Kuran olarak indirdik

12:3 📚 1
نَحۡنُ نَقُصُّ عَلَيۡكَ أَحۡسَنَ ٱلۡقَصَصِ بِمَآ أَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡكَ هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانَ وَإِن كُنتَ مِن قَبۡلِهِۦ لَمِنَ ٱلۡغَٰفِلِينَ
نَحْنُ
biz
نَقُصُّ
anlatıyoruz
عَلَيْكَ
sana
أَحْسَنَ
en güzelini
ٱلْقَصَصِ
kıssaların
بِمَآ
vahyetmekle
أَوْحَيْنَآ
We have revealed
إِلَيْكَ
sana
هَـٰذَا
bu
ٱلْقُرْءَانَ
Kur'an'ı
وَإِن
ve oysa
كُنتَ
sen idin
مِن
ondan önce
قَبْلِهِۦ
before it
لَمِنَ
kimselerden
ٱلْغَـٰفِلِينَ
bilmeyen

Ali BulaçBiz bu Kur'an'ı sana vahyetmemizle, en güzel kıssaları gerçek bir haber (kıssa) olarak sana aktarıyoruz, oysa sen, daha önce, bundan haberi olmayanlardandın

Diyanet İşleri MealiBiz bu Kuran'ı vahyederek, sana en güzel kıssaları anlatıyoruz.. Oysa daha önce sen bunlardan habersizdin

12:4
إِذۡ قَالَ يُوسُفُ لِأَبِيهِ يَٰٓأَبَتِ إِنِّي رَأَيۡتُ أَحَدَ عَشَرَ كَوۡكَبࣰ ا وَٱلشَّمۡسَ وَٱلۡقَمَرَ رَأَيۡتُهُمۡ لِي سَٰجِدِينَ
إِذْ
hani
قَالَ
demişti
يُوسُفُ
Yusuf
لِأَبِيهِ
babasına
يَـٰٓأَبَتِ
ey babacığım
إِنِّى
ben
رَأَيْتُ
(rü'yada) gördüm
أَحَدَ
(on) bir
عَشَرَ
on (bir)
كَوْكَبًۭا
yıldız
وَٱلشَّمْسَ
ve güneşi
وَٱلْقَمَرَ
ve ayı
رَأَيْتُهُمْ
gördüm ki onlar
لِى
bana
سَـٰجِدِينَ
secde ediyorlardı

Ali BulaçHani Yusuf babasına: "Babacığım, gerçekten ben (rüyamda) on bir yıldız, Güneş'i ve Ay'ı gördüm; bana secde etmektelerken gördüm" demişti

Diyanet İşleri MealiYusuf babasına: "Babacığım! "Rüyamda onbir yıldız, güneş ve ayın bana secde ettiklerini gördüm" demişti

12:5
قَالَ يَٰبُنَيَّ لَا تَقۡصُصۡ رُءۡيَاكَ عَلَىٰٓ إِخۡوَتِكَ فَيَكِيدُواْ لَكَ كَيۡدًاۖ إِنَّ ٱلشَّيۡطَٰنَ لِلۡإِنسَٰنِ عَدُوࣱّ مُّبِينࣱ‏
قَالَ
dedi
يَـٰبُنَىَّ
ey yavrum
لَا
anlatma
تَقْصُصْ
relate
رُءْيَاكَ
rü'yanı
عَلَىٰٓ
kardeşlerine
إِخْوَتِكَ
your brothers
فَيَكِيدُوا۟
sonra kurarlar
لَكَ
sana
كَيْدًا ۖ
bir tuzak
إِنَّ
şüphesiz
ٱلشَّيْطَـٰنَ
şeytan
لِلْإِنسَـٰنِ
insan için
عَدُوٌّۭ
bir düşmandır
مُّبِينٌۭ
apaçık

Ali Bulaç(Babası) Demişti ki: "Oğlum, rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insan için apaçık bir düşmandır

Diyanet İşleri MealiBabası şunları söyledi: "Oğulcuğum! Rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa sana tuzak kurarlar; zira şeytan insanın apaçık düşmanıdır

12:6
وَكَذَٰلِكَ يَجۡتَبِيكَ رَبُّكَ وَيُعَلِّمُكَ مِن تَأۡوِيلِ ٱلۡأَحَادِيثِ وَيُتِمُّ نِعۡمَتَهُۥ عَلَيۡكَ وَعَلَىٰٓ ءَالِ يَعۡقُوبَ كَمَآ أَتَمَّهَا عَلَىٰٓ أَبَوَيۡكَ مِن قَبۡلُ إِبۡرَٰهِيمَ وَإِسۡحَٰقَۚ إِنَّ رَبَّكَ عَلِيمٌ حَكِيمࣱ‏
وَكَذَٰلِكَ
ve böyece
يَجْتَبِيكَ
seni seçecek
رَبُّكَ
Rabbin
وَيُعَلِّمُكَ
ve sana öğretecektir
مِن
yorumunu
تَأْوِيلِ
(the) interpretation
ٱلْأَحَادِيثِ
düşlerin
وَيُتِمُّ
ve tamamlayacaktır
نِعْمَتَهُۥ
ni'metini
عَلَيْكَ
sana
وَعَلَىٰٓ
ve üzerine
ءَالِ
soyu
يَعْقُوبَ
Ya'kub
كَمَآ
gibi
أَتَمَّهَا
tamamladığı
عَلَىٰٓ
üzerine
أَبَوَيْكَ
ataları
مِن
daha önce
قَبْلُ
before
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim
وَإِسْحَـٰقَ ۚ
ve İshak
إِنَّ
şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
عَلِيمٌ
bilendir
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir

Ali BulaçBöylece Rabbin seni seçkin kılacak, sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak'a (nimetini) tamamladığı gibi senin ve Yakub ailesinin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır. Elbette Rabbin, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir

Diyanet İşleri MealiRabbin seni böylece rüyandaki gibi seçecek, sana rüyaları yorumlamayı öğretecek; daha önce, ataların İbrahim ve İshak'a nimetlerini tamamladığı gibi, sana ve Yakub soyuna da tamamlayacaktır. Doğrusu Rabbin bilir, hakimdir

12:7
۞لَّقَدۡ كَانَ فِي يُوسُفَ وَإِخۡوَتِهِۦٓ ءَايَٰتࣱ لِّلسَّآئِلِينَ
۞ لَّقَدْ
andolsun
كَانَ
vardır
فِى
Yusuf
يُوسُفَ
Yusuf
وَإِخْوَتِهِۦٓ
ve kardeşlerinde
ءَايَـٰتٌۭ
ibretler
لِّلسَّآئِلِينَ
soranlar için

Ali BulaçAndolsun, Yusuf ve kardeşlerinde soranlar için ayetler (ibretler) vardır

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Yusuf ve kardeşlerinin olayında, soranlara nice ibretler vardır

12:8 📚 8
إِذۡ قَالُواْ لَيُوسُفُ وَأَخُوهُ أَحَبُّ إِلَىٰٓ أَبِينَا مِنَّا وَنَحۡنُ عُصۡبَةٌ إِنَّ أَبَانَا لَفِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينٍ
إِذْ
hani
قَالُوا۟
demişlerdi ki
لَيُوسُفُ
Yusuf
وَأَخُوهُ
ve kardeşi
أَحَبُّ
daha sevgilidir
إِلَىٰٓ
babamıza
أَبِينَا
our father
مِنَّا
bizden
وَنَحْنُ
oysa biz
عُصْبَةٌ
bir cemaatiz
إِنَّ
şüphesiz
أَبَانَا
babamız
لَفِى
içindedir
ضَلَـٰلٍۢ
bir yanlışlık
مُّبِينٍ
açık

Ali BulaçOnlar şöyle demişti: "Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir; oysa ki biz, birbirini pekiştiren bir topluluğuz. Gerçekte babamız, açıkça bir şaşkınlık içindedir

Diyanet İşleri MealiKardeşleri demişlerdi ki: "Yusuf ve özkardeşi babamıza bizden daha sevgilidir. Oysa biz bir cemaatiz. Babamız açık bir yanlışlık içindedir

12:9 📚 2
ٱقۡتُلُواْ يُوسُفَ أَوِ ٱطۡرَحُوهُ أَرۡضࣰ ا يَخۡلُ لَكُمۡ وَجۡهُ أَبِيكُمۡ وَتَكُونُواْ مِنۢ بَعۡدِهِۦ قَوۡمࣰ ا صَٰلِحِينَ
ٱقْتُلُوا۟
öldürün
يُوسُفَ
Yusuf'u
أَوِ
ya da
ٱطْرَحُوهُ
onu bırakın
أَرْضًۭا
bir yere
يَخْلُ
yönelsin
لَكُمْ
yalnız size
وَجْهُ
yüzü
أَبِيكُمْ
babanızın
وَتَكُونُوا۟
olursunuz
مِنۢ
ondan sonra
بَعْدِهِۦ
after that
قَوْمًۭا
bir topluluk
صَـٰلِحِينَ
iyi

Ali BulaçÖldürün Yusuf'u veya onu bir yere atıp-bırakın ki babanızın yüzü yalnızca size (dönük) kalsın. Ondan sonra da salih bir topluluk olursunuz

Diyanet İşleri MealiYusuf'u öldürün veya onu ıssız bir yere bırakıverin ki babanız size kalsın; ondan sonra da iyi kimseler olursunuz

12:10
قَالَ قَآئِلࣱ مِّنۡهُمۡ لَا تَقۡتُلُواْ يُوسُفَ وَأَلۡقُوهُ فِي غَيَٰبَتِ ٱلۡجُبِّ يَلۡتَقِطۡهُ بَعۡضُ ٱلسَّيَّارَةِ إِن كُنتُمۡ فَٰعِلِينَ
قَالَ
dedi
قَآئِلٌۭ
bir sözcü
مِّنْهُمْ
içlerinden
لَا
öldürmeyin
تَقْتُلُوا۟
kill
يُوسُفَ
Yusuf'u
وَأَلْقُوهُ
onu atın
فِى
dibine
غَيَـٰبَتِ
the bottom
ٱلْجُبِّ
kuyunun
يَلْتَقِطْهُ
onu (görüp) alsın
بَعْضُ
biri
ٱلسَّيَّارَةِ
kervanlardan
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
فَـٰعِلِينَ
yapacak

Ali Bulaçİçlerinden bir sözcü dedi ki: "Eğer (mutlaka bir şey) yapacaksanız, öldürmeyin Yusuf'u, onu kuyunun derinliklerine bırakıverin de bir yolcu kafilesi alsın

Diyanet İşleri Mealiİçlerinden biri: "Yusuf'u öldürmeyin, onu bir kuyunun derinliklerine bırakın. Böyle yaparsanız yolculardan onu bulup alan olur" dedi

12:11 📚 1
قَالُواْ يَٰٓأَبَانَا مَا لَكَ لَا تَأۡمَ۬نَّا عَلَىٰ يُوسُفَ وَإِنَّا لَهُۥ لَنَٰصِحُونَ
قَالُوا۟
dediler ki
يَـٰٓأَبَانَا
ey babamız
مَا
neden
لَكَ
sen
لَا
bize güvenmiyorsun
تَأْمَ۫نَّا
trust us
عَلَىٰ
hakkında
يُوسُفَ
Yusuf
وَإِنَّا
oysa biz
لَهُۥ
ona
لَنَـٰصِحُونَ
öğüt verenleriz

Ali Bulaç(Bu karara vardıktan sonra) "Ey Babamız," dediler. "Sana ne oluyor, Yusuf'a karşı bize güvenmiyorsun? Oysa gerçekte biz, onun iyiliğini isteyenleriz

Diyanet İşleri MealiBunun üzerine "Ey babamız! Yusuf'un iyiliğini istediğimiz halde, onu niçin bize emniyet etmiyorsun? Yarın onu bizimle beraber gönder de gezsin oynasın, biz onu herhalde koruruz" dediler

12:12
أَرۡسِلۡهُ مَعَنَا غَدࣰ ا يَرۡتَعۡ وَيَلۡعَبۡ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ
أَرْسِلْهُ
onu gönder
مَعَنَا
bizimle beraber
غَدًۭا
yarın
يَرْتَعْ
gezsin
وَيَلْعَبْ
ve oynasın;
وَإِنَّا
ve biz elbette
لَهُۥ
onu
لَحَـٰفِظُونَ
koruruz

Ali BulaçSen onu yarın bizimle gönder, gönlünce gezsin, oynasın. Elbette biz onu koruyup-gözetiriz

Diyanet İşleri MealiBunun üzerine "Ey babamız! Yusuf'un iyiliğini istediğimiz halde, onu niçin bize emniyet etmiyorsun? Yarın onu bizimle beraber gönder de gezsin oynasın, biz onu herhalde koruruz" dediler

12:13
قَالَ إِنِّي لَيَحۡزُنُنِيٓ أَن تَذۡهَبُواْ بِهِۦ وَأَخَافُ أَن يَأۡكُلَهُ ٱلذِّئۡبُ وَأَنتُمۡ عَنۡهُ غَٰفِلُونَ
قَالَ
dedi ki
إِنِّى
şüphesiz
لَيَحْزُنُنِىٓ
beni üzer
أَن
götürmeniz
تَذْهَبُوا۟
you should take him
بِهِۦ
onu
وَأَخَافُ
ve korkarım
أَن
diye
يَأْكُلَهُ
onu yer
ٱلذِّئْبُ
bir kurt
وَأَنتُمْ
sizin
عَنْهُ
ondan
غَـٰفِلُونَ
haberiniz yokken

Ali BulaçDedi ki: "Sizin onu götürmeniz gerçekten beni üzer ve siz ondan habersiz iken onu kurdun yemesinden korkuyorum

Diyanet İşleri MealiBabaları, "Onu götürmeniz beni üzüyor; siz farkına varmadan onu kurdun yemesinden korkarım" dedi

12:14
قَالُواْ لَئِنۡ أَكَلَهُ ٱلذِّئۡبُ وَنَحۡنُ عُصۡبَةٌ إِنَّآ إِذࣰ ا لَّخَٰسِرُونَ
قَالُوا۟
dediler ki
لَئِنْ
andolsun
أَكَلَهُ
onu yerse
ٱلذِّئْبُ
kurt
وَنَحْنُ
biz (olduğumuz halde)
عُصْبَةٌ
bir topluluk
إِنَّآ
elbette biz
إِذًۭا
o zaman
لَّخَـٰسِرُونَ
tamamen kaybedenlerdeniz

Ali BulaçDediler ki: "Andolsun, biz, birbirini kollayan bir topluluk iken, kurt onu yerse, bu durumda şüphesiz kayba uğrayan (aciz) kimseler oluruz

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, biz kuvvetli bir toplulukken kurt onu yerse, biz aciz sayılırız" dediler

12:15 📚 1
فَلَمَّا ذَهَبُواْ بِهِۦ وَأَجۡمَعُوٓاْ أَن يَجۡعَلُوهُ فِي غَيَٰبَتِ ٱلۡجُبِّۚ وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡهِ لَتُنَبِّئَنَّهُم بِأَمۡرِهِمۡ هَٰذَا وَهُمۡ لَا يَشۡعُرُونَ
فَلَمَّا
nihayet
ذَهَبُوا۟
götürdüler
بِهِۦ
onu
وَأَجْمَعُوٓا۟
ve karar verdiler
أَن
atmaya
يَجْعَلُوهُ
they put him
فِى
dibine
غَيَـٰبَتِ
(the) bottom
ٱلْجُبِّ ۚ
kuyunun
وَأَوْحَيْنَآ
ve biz vahyettik
إِلَيْهِ
O'na
لَتُنَبِّئَنَّهُم
andolsun haber vereceksin
بِأَمْرِهِمْ
onların işlerini
هَـٰذَا
bu
وَهُمْ
ve onlar
لَا
hiç değillerken
يَشْعُرُونَ
farkında

Ali BulaçNitekim onu götürdükleri ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca davrandıkları zaman, Biz ona (şöyle) vahyettik: "Andolsun, sen onlara kendileri, farkında değilken bu yaptıklarını haber vereceksin

Diyanet İşleri MealiYusuf'u oturup bir kuyunun derinliklerine bırakmayı kararlaştırdılar. Biz ona, kardeşlerinin bu işlerini kendileri farkına varmadan haber vereceksin, diye vahyettik

12:16
وَجَآءُوٓ أَبَاهُمۡ عِشَآءࣰ يَبۡكُونَ
وَجَآءُوٓ
ve geldiler
أَبَاهُمْ
babalarına
عِشَآءًۭ
akşamleyin
يَبْكُونَ
ağlayarak

Ali BulaçAkşam üstü babalarına ağlar vaziyette geldiler

Diyanet İşleri MealiAkşam üstü ağlayarak babalarına geldiklerinde: "Ey babamız! İnan olsun biz yarış yapıyorduk; Yusuf'u eşyamızın yanına bırakmıştık; bir kurt onu yedi. Her ne kadar doğru söylüyorsak da sen bize inanmazsın" dediler

12:17
قَالُواْ يَٰٓأَبَانَآ إِنَّا ذَهَبۡنَا نَسۡتَبِقُ وَتَرَكۡنَا يُوسُفَ عِندَ مَتَٰعِنَا فَأَكَلَهُ ٱلذِّئۡبُۖ وَمَآ أَنتَ بِمُؤۡمِنࣲ لَّنَا وَلَوۡ كُنَّا صَٰدِقِينَ
قَالُوا۟
dediler
يَـٰٓأَبَانَآ
Ey babamız
إِنَّا
biz
ذَهَبْنَا
gittik
نَسْتَبِقُ
yarışıyorduk
وَتَرَكْنَا
ve bırakmıştık
يُوسُفَ
Yusuf'u
عِندَ
yanında
مَتَـٰعِنَا
yiyeceğimizin
فَأَكَلَهُ
onu yemiş
ٱلذِّئْبُ ۖ
kurt
وَمَآ
fakat değilsin
أَنتَ
sen
بِمُؤْمِنٍۢ
inanacak
لَّنَا
bize
وَلَوْ
şayet
كُنَّا
(söylesek de)
صَـٰدِقِينَ
dosdoğru

Ali BulaçDediler ki: "Ey Babamız, gerçek şu ki, biz gittik, yarışıyorduk. Yusuf'u da yiyeceklerimizin (veya eşyamızın) yanında bırakmıştık. Fakat onu kurt yemiş. Ne var ki biz doğruyu söylesek bile sen bize inanacak değilsin

Diyanet İşleri MealiAkşam üstü ağlayarak babalarına geldiklerinde: "Ey babamız! İnan olsun biz yarış yapıyorduk; Yusuf'u eşyamızın yanına bırakmıştık; bir kurt onu yedi. Her ne kadar doğru söylüyorsak da sen bize inanmazsın" dediler

12:18
وَجَآءُو عَلَىٰ قَمِيصِهِۦ بِدَمࣲ كَذِبࣲۚ قَالَ بَلۡ سَوَّلَتۡ لَكُمۡ أَنفُسُكُمۡ أَمۡرࣰ اۖ فَصَبۡرࣱ جَمِيلࣱۖ وَٱللَّهُ ٱلۡمُسۡتَعَانُ عَلَىٰ مَا تَصِفُونَ
وَجَآءُو
ve getirdiler
عَلَىٰ
üzeri
قَمِيصِهِۦ
gömleğinin
بِدَمٍۢ
kanlı
كَذِبٍۢ ۚ
yalandan
قَالَ
dedi ki
بَلْ
herhalde
سَوَّلَتْ
aldattıp sürüklemiş
لَكُمْ
sizi
أَنفُسُكُمْ
nefisleriniz
أَمْرًۭا ۖ
bir işe
فَصَبْرٌۭ
artık (tek çarem) sabretmektir
جَمِيلٌۭ ۖ
güzelce
وَٱللَّهُ
ancak Allan'tan
ٱلْمُسْتَعَانُ
yardım istenir
عَلَىٰ
kaşı
مَا
dediğinize
تَصِفُونَ
you describe

Ali BulaçVe üzerine yalandan kan (sürülmüş) olan gömleğini getirdiler. "Hayır" dedi. Nefsiniz, sizi yanıltıp (böyle) bir işe sürüklemiş. Bundan sonra (bana düşen) güzel bir sabırdır. Sizin bu düzüp-uydurduklarınıza karşı (Kendisi'nden) yardım istenecek olan Allah'tır

Diyanet İşleri MealiÜzerine başka bir kan bulaşmış olarak Yusuf'un gömleğini de getirmişlerdi. Babaları: "Sizi nefsiniz bir iş yapmaya sürükledi; artık bana güzelce sabır gerekir. Anlattıklarınıza ancak Allah'tan yardım istenir" dedi

12:19
وَجَآءَتۡ سَيَّارَةࣱ فَأَرۡسَلُواْ وَارِدَهُمۡ فَأَدۡلَىٰ دَلۡوَهُۥۖ قَالَ يَٰبُشۡرَىٰ هَٰذَا غُلَٰمࣱۚ وَأَسَرُّوهُ بِضَٰعَةࣰۚ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِمَا يَعۡمَلُونَ
وَجَآءَتْ
ve geldi
سَيَّارَةٌۭ
bir kervan
فَأَرْسَلُوا۟
gönderdiler
وَارِدَهُمْ
sucularını
فَأَدْلَىٰ
sarkıttı
دَلْوَهُۥ ۖ
kovasını
قَالَ
dedi ki
يَـٰبُشْرَىٰ
Ey! müjde!
هَـٰذَا
bu
غُلَـٰمٌۭ ۚ
bir oğlan!
وَأَسَرُّوهُ
ve onu sakladılar
بِضَـٰعَةًۭ ۚ
ticaret için
وَٱللَّهُ
halbuki Allah
عَلِيمٌۢ
biliyordu
بِمَا
şeyleri
يَعْمَلُونَ
onların yaptıkları

Ali BulaçBir yolcu-kafilesi geldi, sucularını (kuyuya su almak için) gönderdiler. O da kovasını sarkıttı. "Hey müjde... Bu bir çocuk." dedi. Ve onu (kuyudan çıkarıp) 'ticaret konusu bir mal' olarak sakladılar. Oysa Allah, yapmakta olduklarını bilendi

Diyanet İşleri MealiBir kervan geldi, sucularını gönderdiler; sucu kovasını kuyuya saldı, "Müjde! İşte bir oğlan" dedi. Yusuf'u alıp onu ticari bir mal olarak sakladılar. Oysa Allah yaptıklarını bilir

12:20
وَشَرَوۡهُ بِثَمَنِۭ بَخۡسࣲ دَرَٰهِمَ مَعۡدُودَةࣲ وَكَانُواْ فِيهِ مِنَ ٱلزَّٰهِدِينَ
وَشَرَوْهُ
ve onu sattılar
بِثَمَنٍۭ
bir pahaya
بَخْسٍۢ
düşük
دَرَٰهِمَ
paraya
مَعْدُودَةٍۢ
birkaç
وَكَانُوا۟
ve idiler
فِيهِ
ona karşı
مِنَ
isteksiz
ٱلزَّٰهِدِينَ
those keen to give up

Ali BulaçOnu ucuz bir fiyata, sayısı belli (birkaç) dirheme sattılar. Onu pek önemsemediler

Diyanet İşleri MealiOnu yanlarında alıkoymak istemedikleri için ucuz bir fiyata, birkaç dirheme sattılar

12:21 📚 3
وَقَالَ ٱلَّذِي ٱشۡتَرَىٰهُ مِن مِّصۡرَ لِٱمۡرَأَتِهِۦٓ أَكۡرِمِي مَثۡوَىٰهُ عَسَىٰٓ أَن يَنفَعَنَآ أَوۡ نَتَّخِذَهُۥ وَلَدࣰ اۚ وَكَذَٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلِنُعَلِّمَهُۥ مِن تَأۡوِيلِ ٱلۡأَحَادِيثِۚ وَٱللَّهُ غَالِبٌ عَلَىٰٓ أَمۡرِهِۦ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعۡلَمُونَ
وَقَالَ
ve dedi ki
ٱلَّذِى
kimse
ٱشْتَرَىٰهُ
onu satın alan
مِن
Mısır'lı
مِّصْرَ
Egypt
لِٱمْرَأَتِهِۦٓ
karısına
أَكْرِمِى
ona kıymet ver
مَثْوَىٰهُ
iyi bak
عَسَىٰٓ
belki
أَن
bize yararı dokunur
يَنفَعَنَآ
(he) will benefit us
أَوْ
ya da
نَتَّخِذَهُۥ
onu ediniriz
وَلَدًۭا ۚ
evlad
وَكَذَٰلِكَ
ve böylece
مَكَّنَّا
bir imkan verdik
لِيُوسُفَ
Yusuf'a
فِى
o yerde
ٱلْأَرْضِ
the land
وَلِنُعَلِّمَهُۥ
ve ona öğrettik
مِن
yorumunu
تَأْوِيلِ
(the) interpretation of
ٱلْأَحَادِيثِ ۚ
düşlerin
وَٱللَّهُ
ve Allah
غَالِبٌ
galip olandır
عَلَىٰٓ
işinde
أَمْرِهِۦ
His affairs
وَلَـٰكِنَّ
ama
أَكْثَرَ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanların
لَا
bilmezler
يَعْلَمُونَ
know

Ali BulaçOnu satın alan bir Mısırlı (aziz,) karısına: "Onun yerini üstün tut (ona güzel bak), umulur ki bize bir yararı dokunur ya da onu evlat ediniriz" dedi. Böylelikle Biz, Yusuf'u yeryüzünde (Mısır'da) yerleşik kıldık. Ona sözlerin yorumundan (olan bir bilgiyi) öğrettik. Allah, emrinde galib olandır, ancak insanların çoğu bilmezler

Diyanet İşleri MealiMısır'da onu satın alan kimse karısına: "Ona güzel bak, belki bize faydası olur yahut ta onu evlat ediniriz" dedi. Biz işte böylece Yusuf'u o yere yerleştirdik; ona, rüyaların nasıl yorumlanacağını öğrettik. Allah, işinde hakimdir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler

12:22
وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُۥٓ ءَاتَيۡنَٰهُ حُكۡمࣰ ا وَعِلۡمࣰ اۚ وَكَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ
وَلَمَّا
ne zaman ki
بَلَغَ
erişince
أَشُدَّهُۥٓ
kuvvetli çağına
ءَاتَيْنَـٰهُ
ona verdik
حُكْمًۭا
hüküm
وَعِلْمًۭا ۚ
ve ilim
وَكَذَٰلِكَ
işte böyle
نَجْزِى
mükafatlandırırız
ٱلْمُحْسِنِينَ
güzel hareket edenleri

Ali BulaçErginlik çağına erişince, kendisine hüküm ve ilim verdik. İşte Biz, iyilik yapanları böyle ödüllendiririz

Diyanet İşleri MealiErginlik çağına erince ona hikmet ve bilgi verdik. İyi davrananları böyle mükafatlandırırız

12:23 📚 2
وَرَٰوَدَتۡهُ ٱلَّتِي هُوَ فِي بَيۡتِهَا عَن نَّفۡسِهِۦ وَغَلَّقَتِ ٱلۡأَبۡوَٰبَ وَقَالَتۡ هَيۡتَ لَكَۚ قَالَ مَعَاذَ ٱللَّهِۖ إِنَّهُۥ رَبِّيٓ أَحۡسَنَ مَثۡوَايَۖ إِنَّهُۥ لَا يُفۡلِحُ ٱلظَّٰلِمُونَ
وَرَٰوَدَتْهُ
ve murad almak istedi
ٱلَّتِى
kadın
هُوَ
o (Yusuf)
فِى
onun evinde iken
بَيْتِهَا
her house
عَن
onun nefsinden
نَّفْسِهِۦ
his self
وَغَلَّقَتِ
ve kilitledi
ٱلْأَبْوَٰبَ
kapıları
وَقَالَتْ
ve dedi
هَيْتَ
haydi gelsene
لَكَ ۚ
sen
قَالَ
dedi
مَعَاذَ
sığınırım
ٱللَّهِ ۖ
Allah'a
إِنَّهُۥ
şüphesiz
رَبِّىٓ
efendim
أَحْسَنَ
en güzel şekilde
مَثْوَاىَ ۖ
bana baktı
إِنَّهُۥ
şüphesiz
لَا
iflah olmaz
يُفْلِحُ
will succeed
ٱلظَّـٰلِمُونَ
zalimler

Ali BulaçEvinde kalmakta olduğu kadın, ondan murad almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak: "İsteklerim senin içindir, gelsene" dedi. (Yusuf) Dedi ki: "Allah'a sığınırım. Çünkü o benim Efendimdir, yerimi güzel tutmuştur. Gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa ermez

Diyanet İşleri MealiEvinde bulunduğu kadın onu kendine çağırdı, kapıları sıkı sıkı kapadı ve "gelsene" dedi. Yusuf: "Günah işlemekten Allah'a sığınırım, doğrusu senin kocan benim efendimdir; bana iyi baktı. Haksızlık yapanlar şüphesiz başarıya ulaşamazlar." dedi

12:24 📚 11
وَلَقَدۡ هَمَّتۡ بِهِۦۖ وَهَمَّ بِهَا لَوۡلَآ أَن رَّءَا بُرۡهَٰنَ رَبِّهِۦۚ كَذَٰلِكَ لِنَصۡرِفَ عَنۡهُ ٱلسُّوٓءَ وَٱلۡفَحۡشَآءَۚ إِنَّهُۥ مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُخۡلَصِينَ
وَلَقَدْ
andolsun
هَمَّتْ
kadın arzu etmişti
بِهِۦ ۖ
onu
وَهَمَّ
o da arzu etmişti
بِهَا
onu
لَوْلَآ
eğer
أَن
görmeseydi
رَّءَا
he saw
بُرْهَـٰنَ
doğruyu gösteren delilini
رَبِّهِۦ ۚ
Rabbinin
كَذَٰلِكَ
böylece
لِنَصْرِفَ
çevirmek istedik
عَنْهُ
ondan
ٱلسُّوٓءَ
kötülüğü
وَٱلْفَحْشَآءَ ۚ
ve fuhşu
إِنَّهُۥ
çünkü o
مِنْ
kullarımızdandır
عِبَادِنَا
Our slaves
ٱلْمُخْلَصِينَ
ihlasa erdirilmiş

Ali BulaçAndolsun kadın onu arzulamıştı, -eğer Rabbinin (zinayı yasaklayan) kesin kanıt (burhan)ını görmeseydi- o da (Yusuf da) onu arzulamıştı. Böylelikle Biz ondan kötülüğü ve fuhşu geri çevirmek için (ona delil gönderdik). Çünkü o, muhlis kullarımızdandı

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki kadın Yusuf'a karşı istekli idi; Rabbin'den bir işaret görmeseydi Yusuf da onu isteyecekti. İşte ondan kötülüğü ve fenalığı böylece engelledik. Doğrusu o bizim çok samimi kullarımızdandır

12:25 📚 2
وَٱسۡتَبَقَا ٱلۡبَابَ وَقَدَّتۡ قَمِيصَهُۥ مِن دُبُرࣲ وَأَلۡفَيَا سَيِّدَهَا لَدَا ٱلۡبَابِۚ قَالَتۡ مَا جَزَآءُ مَنۡ أَرَادَ بِأَهۡلِكَ سُوٓءًا إِلَّآ أَن يُسۡجَنَ أَوۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏
وَٱسْتَبَقَا
ve koşuştular
ٱلْبَابَ
kapıya doğru
وَقَدَّتْ
ve kadın yırttı
قَمِيصَهُۥ
gömleğini
مِن
arkasından
دُبُرٍۢ
the back
وَأَلْفَيَا
ve rastladılar
سَيِّدَهَا
kadının kocasına
لَدَا
yanında
ٱلْبَابِ ۚ
kapının
قَالَتْ
(kadın) dedi ki
مَا
nedir?
جَزَآءُ
cezası
مَنْ
kimsenin
أَرَادَ
isteyen
بِأَهْلِكَ
senin ailene
سُوٓءًا
kötülük
إِلَّآ
başka
أَن
hapsolunmaktan
يُسْجَنَ
he be imprisoned
أَوْ
veya
عَذَابٌ
bir azaptan
أَلِيمٌۭ
acıklı

Ali BulaçKapıya doğru ikisi de koştular. Kadın onun gömleğini arkadan çekip yırttı. (Tam) Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar. Kadın dedi ki: "Ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka cezası ne olabilir

Diyanet İşleri Mealiİkisi de kapıya koştu, kadın arkadan Yusuf'un gömleğini yırttı; kapının önünde kocasına rastladılar. Kadın kocasına "Ailene fenalık etmek isteyen bir kimsenin cezası ya hapis ya da can yakıcı bir azab olmalıdır" dedi

12:26
قَالَ هِيَ رَٰوَدَتۡنِي عَن نَّفۡسِيۚ وَشَهِدَ شَاهِدࣱ مِّنۡ أَهۡلِهَآ إِن كَانَ قَمِيصُهُۥ قُدَّ مِن قُبُلࣲ فَصَدَقَتۡ وَهُوَ مِنَ ٱلۡكَٰذِبِينَ
قَالَ
(Yusuf) dedi ki
هِىَ
O
رَٰوَدَتْنِى
murad almak istedi
عَن
benden
نَّفْسِى ۚ
myself
وَشَهِدَ
ve şahidlik etti
شَاهِدٌۭ
bir şahid
مِّنْ
kadının ailesinden
أَهْلِهَآ
her family
إِن
eğer
كَانَ
ise
قَمِيصُهُۥ
gömleği
قُدَّ
yırtılmış
مِن
önden
قُبُلٍۢ
the front
فَصَدَقَتْ
kadın doğrudur
وَهُوَ
o ise
مِنَ
yalancılardandır
ٱلْكَـٰذِبِينَ
the liars

Ali Bulaç(Yusuf) Dedi ki: "Onun kendisi benden murad almak istedi." Kadının yakınlarından bir şahid şahitlik etti: "Eğer onun gömleği ön taraftan yırtılmışsa bu durumda kadın doğruyu söylemiştir, kendisi ise yalan söyleyenlerdendir

Diyanet İşleri MealiYusuf: "Beni kendine o çağırdı" dedi. Kadın tarafından bir şahit, "Eğer gömleği önden yırtılmışsa kadın doğru söylemiş, erkek yalancılardandır; şayet gömleği arkadan yırtılmışsa kadın yalan söylemiştir, erkek doğrulardandır" diye şahidlik etti

12:27
وَإِن كَانَ قَمِيصُهُۥ قُدَّ مِن دُبُرࣲ فَكَذَبَتۡ وَهُوَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
وَإِن
ve şayet
كَانَ
ise
قَمِيصُهُۥ
onun gömleği
قُدَّ
yırtılmış
مِن
arkadan
دُبُرٍۢ
(the) back
فَكَذَبَتْ
kadın yalancıdır
وَهُوَ
o ise
مِنَ
doğrulardandır
ٱلصَّـٰدِقِينَ
the truthful

Ali BulaçYok eğer onun gömleği arkadan çekilip-yırtılmışsa, bu durumda kadın yalan söylemiştir ve kendisi doğruyu söyleyenlerdendir

Diyanet İşleri MealiYusuf: "Beni kendine o çağırdı" dedi. Kadın tarafından bir şahit, "Eğer gömleği önden yırtılmışsa kadın doğru söylemiş, erkek yalancılardandır; şayet gömleği arkadan yırtılmışsa kadın yalan söylemiştir, erkek doğrulardandır" diye şahidlik etti

12:28
فَلَمَّا رَءَا قَمِيصَهُۥ قُدَّ مِن دُبُرࣲ قَالَ إِنَّهُۥ مِن كَيۡدِكُنَّۖ إِنَّ كَيۡدَكُنَّ عَظِيمࣱ‏
فَلَمَّا
ne zaman ki
رَءَا
gördüler
قَمِيصَهُۥ
gömleğinin
قُدَّ
yırtıldığını
مِن
arkadan
دُبُرٍۢ
(the) back
قَالَ
(kadına) dedi ki
إِنَّهُۥ
şüphesiz bu
مِن
sizin hilenizdir
كَيْدِكُنَّ ۖ
your plot
إِنَّ
gerçekten
كَيْدَكُنَّ
sizin hileniz
عَظِيمٌۭ
büyüktür

Ali BulaçOnun gömleğinin arkadan çekilip-yırtıldığını gördüğü zaman (kocası): "Doğrusu, bu sizin düzeninizden (biri)dir. Gerçekten sizin düzeniniz büyüktür" dedi

Diyanet İşleri MealiKocası gömleğin arkadan yırtılmış olduğunu görünce, karısına hitaben "Doğrusu bu sizin hilenizdir, siz kadınların fendi büyüktür" dedi. Yusuf'a dönerek: "Yusuf! Sen bundan kimseye bahsetme"; kadına dönerek: "Sen de günahının bağışlanmasını dile, çünkü suçlulardansın" dedi

12:29
يُوسُفُ أَعۡرِضۡ عَنۡ هَٰذَاۚ وَٱسۡتَغۡفِرِي لِذَنۢبِكِۖ إِنَّكِ كُنتِ مِنَ ٱلۡخَاطِـِٔينَ
يُوسُفُ
Yusuf
أَعْرِضْ
sen vazgeç
عَنْ
bundan
هَـٰذَا ۚ
this
وَٱسْتَغْفِرِى
(kadın) sen de bağışlanmasını dile
لِذَنۢبِكِ ۖ
günahının
إِنَّكِ
çünkü sen
كُنتِ
oldun
مِنَ
günahkarlardan
ٱلْخَاطِـِٔينَ
the sinful

Ali BulaçYusuf, sen bundan yüz çevir. Sen de (kadın) günahın dolayısıyla bağışlanma dile. Doğrusu sen günahkarlardan oldun

Diyanet İşleri MealiKocası gömleğin arkadan yırtılmış olduğunu görünce, karısına hitaben "Doğrusu bu sizin hilenizdir, siz kadınların fendi büyüktür" dedi. Yusuf'a dönerek: "Yusuf! Sen bundan kimseye bahsetme"; kadına dönerek: "Sen de günahının bağışlanmasını dile, çünkü suçlulardansın" dedi

12:30
۞وَقَالَ نِسۡوَةࣱ فِي ٱلۡمَدِينَةِ ٱمۡرَأَتُ ٱلۡعَزِيزِ تُرَٰوِدُ فَتَىٰهَا عَن نَّفۡسِهِۦۖ قَدۡ شَغَفَهَا حُبًّاۖ إِنَّا لَنَرَىٰهَا فِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينࣲ‏
۞ وَقَالَ
ve dediler ki
نِسْوَةٌۭ
birtakım kadınlar
فِى
şehirde
ٱلْمَدِينَةِ
the city
ٱمْرَأَتُ
karısı
ٱلْعَزِيزِ
Vezir'in
تُرَٰوِدُ
murad almak istemiş
فَتَىٰهَا
uşağının
عَن
nefsinden
نَّفْسِهِۦ ۖ
himself
قَدْ
muhakak
شَغَفَهَا
onun bağrını yakmış
حُبًّا ۖ
sevda
إِنَّا
elbette biz
لَنَرَىٰهَا
onu görüyoruz
فِى
içinde
ضَلَـٰلٍۢ
bir sapıklık
مُّبِينٍۢ
açık

Ali BulaçŞehirde (birtakım) kadınlar: "Aziz (Vezir)'in karısı kendi uşağının nefsinden murad almak istiyormuş. Öyle ki sevgi onun bağrına sinmiş. Biz doğrusu onu açıkça bir sapıklık içinde görüyoruz." dedi

Diyanet İşleri MealiŞehirde bir takım kadınlar: "Vezirin karısı kölesinin olmak istiyormuş; sevgisi bağrını yakmış; doğrusu onun besbelli sapıtmış olduğunu görüyoruz." dediler

12:31 📚 3
فَلَمَّا سَمِعَتۡ بِمَكۡرِهِنَّ أَرۡسَلَتۡ إِلَيۡهِنَّ وَأَعۡتَدَتۡ لَهُنَّ مُتَّكَـࣰٔ ا وَءَاتَتۡ كُلَّ وَٰحِدَةࣲ مِّنۡهُنَّ سِكِّينࣰ ا وَقَالَتِ ٱخۡرُجۡ عَلَيۡهِنَّۖ فَلَمَّا رَأَيۡنَهُۥٓ أَكۡبَرۡنَهُۥ وَقَطَّعۡنَ أَيۡدِيَهُنَّ وَقُلۡنَ حَٰشَ لِلَّهِ مَا هَٰذَا بَشَرًا إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا مَلَكࣱ كَرِيمࣱ‏
فَلَمَّا
ne zaman ki
سَمِعَتْ
(kadın) işitti
بِمَكْرِهِنَّ
onların hilelerini
أَرْسَلَتْ
(haber) gönderdi
إِلَيْهِنَّ
onlara
وَأَعْتَدَتْ
ve hazırladı
لَهُنَّ
onlar için
مُتَّكَـًۭٔا
dayanacak yastıklar
وَءَاتَتْ
ve verdi
كُلَّ
her
وَٰحِدَةٍۢ
birine
مِّنْهُنَّ
onlardan
سِكِّينًۭا
birer bıçak
وَقَالَتِ
ve dedi
ٱخْرُجْ
çık!
عَلَيْهِنَّ ۖ
karşılarına
فَلَمَّا
ne zaman ki
رَأَيْنَهُۥٓ
O'nu görünce
أَكْبَرْنَهُۥ
onu (gözlerinde) büyüttüler
وَقَطَّعْنَ
ve kestiler
أَيْدِيَهُنَّ
ellerini
وَقُلْنَ
ve dediler
حَـٰشَ
haşa
لِلَّهِ
Allah için
مَا
değildir
هَـٰذَا
bu
بَشَرًا
insan
إِنْ
bu
هَـٰذَآ
(is) this
إِلَّا
ancak
مَلَكٌۭ
bir melektir
كَرِيمٌۭ
güzel

Ali Bulaç(Kadın) Onların düzenlerini işitince, onlara (bir davetçi) yolladı, oturup dayanacakları yerler hazırladı ve her birinin eline (önlerindeki meyveleri soymaları için) bıçak verdi. (Yusuf'a da:) "Çık, onlara (görün)" dedi. Böylece onlar onu (olağanüstü güzellikte) görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler, (şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve: "Allah'ı tenzih ederiz; bu bir beşer değildir. Bu, ancak üstün bir melektir" dediler

Diyanet İşleri MealiKadınların kendisini yermesini işitince onları davet etti; koltuklar hazırladı; geldiklerinde her birine birer bıçak verdi. Yusuf'a: "Yanlarına çık" dedi. Kadınlar Yusuf'u görünce şaşıp ellerini kestiler ve "Allah'ı tenzih ederiz ama, bu insan değil ancak çok güzel bir melektir" dediler

12:32
قَالَتۡ فَذَٰلِكُنَّ ٱلَّذِي لُمۡتُنَّنِي فِيهِۖ وَلَقَدۡ رَٰوَدتُّهُۥ عَن نَّفۡسِهِۦ فَٱسۡتَعۡصَمَۖ وَلَئِن لَّمۡ يَفۡعَلۡ مَآ ءَامُرُهُۥ لَيُسۡجَنَنَّ وَلَيَكُونࣰ ا مِّنَ ٱلصَّٰغِرِينَ
قَالَتْ
dedi ki
فَذَٰلِكُنَّ
işte siz
ٱلَّذِى
ki
لُمْتُنَّنِى
beni kınamıştınız
فِيهِ ۖ
bunun için
وَلَقَدْ
andolsun
رَٰوَدتُّهُۥ
ben murad almak istedim
عَن
kendisinden
نَّفْسِهِۦ
[himself]
فَٱسْتَعْصَمَ ۖ
o reddetti
وَلَئِن
ama
لَّمْ
yapmazsa
يَفْعَلْ
he does
مَآ
şeyi
ءَامُرُهُۥ
emrettiğim
لَيُسْجَنَنَّ
elbette zindana atılacaktır
وَلَيَكُونًۭا
ve olacaktır
مِّنَ
alçalanlardan
ٱلصَّـٰغِرِينَ
those who are disgraced

Ali BulaçKadın dedi ki: "Beni kendisiyle kınadığınız işte budur. Andolsun onun nefsinden ben murad istedim, o ise (kendini) korudu. Ve andolsun, eğer o kendisine emrettiğimi yapmayacak olursa, mutlaka zindana atılacak ve elbette küçük düşürülenlerden olacak

Diyanet İşleri MealiVezirin karısı: "İşte sözünü edip beni yerdiğiniz budur. And olsun ki onun olmak istedim, fakat o iffetinden dolayı çekindi. Emrimi yine yapmazsa, and olsun ki hapse tıkılacak ve kahre uğrayanlardan olacak

12:33 📚 2
قَالَ رَبِّ ٱلسِّجۡنُ أَحَبُّ إِلَيَّ مِمَّا يَدۡعُونَنِيٓ إِلَيۡهِۖ وَإِلَّا تَصۡرِفۡ عَنِّي كَيۡدَهُنَّ أَصۡبُ إِلَيۡهِنَّ وَأَكُن مِّنَ ٱلۡجَٰهِلِينَ
قَالَ
(Yusuf) dedi ki
رَبِّ
Rabbim
ٱلسِّجْنُ
zindan
أَحَبُّ
daha iyidir
إِلَىَّ
bana göre
مِمَّا
şeyden
يَدْعُونَنِىٓ
beni çağırdığı
إِلَيْهِ ۖ
bunların
وَإِلَّا
ve eğer
تَصْرِفْ
savmazsan
عَنِّى
benden
كَيْدَهُنَّ
onların hilelerini
أَصْبُ
kayarım
إِلَيْهِنَّ
onlara
وَأَكُن
ve olurum
مِّنَ
cahillerden
ٱلْجَـٰهِلِينَ
the ignorant

Ali Bulaç(Yusuf) Dedi ki: "Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir. Kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara (korkarım) eğilim gösterir, (böylece) cahillerden olurum

Diyanet İşleri MealiYusuf: "Rabbim! Hapis benim için, bunların istediklerini yapmaktan daha iyidir. Eğer tuzaklarını benden uzaklaştırmazsan onlara meyleder ve bilmeyenlerden olurum." dedi

12:34 📚 3
فَٱسۡتَجَابَ لَهُۥ رَبُّهُۥ فَصَرَفَ عَنۡهُ كَيۡدَهُنَّۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ
فَٱسْتَجَابَ
du'asını kabul etti
لَهُۥ
onun
رَبُّهُۥ
Rabbi
فَصَرَفَ
savdı
عَنْهُ
ondan
كَيْدَهُنَّ ۚ
onların hilelerini
إِنَّهُۥ
şüphesiz
هُوَ
O
ٱلسَّمِيعُ
işitendir
ٱلْعَلِيمُ
bilendir

Ali BulaçBöylece Rabbi, duasını kabul etti ve onların hileli düzenlerini kendisinden uzaklaştırdı. Çünkü O, işitendir, bilendir

Diyanet İşleri MealiRabbi onun duasını kabul etti ve kadınların tuzağına engel oldu. Zira O, işitir ve bilir

12:35
ثُمَّ بَدَا لَهُم مِّنۢ بَعۡدِ مَا رَأَوُاْ ٱلۡأٓيَٰتِ لَيَسۡجُنُنَّهُۥ حَتَّىٰ حِينࣲ‏
ثُمَّ
sonra
بَدَا
uygun geldi
لَهُم
onlara
مِّنۢ
sonra (bile)
بَعْدِ
after
مَا
gördükten
رَأَوُا۟
they had seen
ٱلْـَٔايَـٰتِ
delilleri
لَيَسْجُنُنَّهُۥ
onu zindana atmaları
حَتَّىٰ
kadar
حِينٍۢ
bir süreye

Ali BulaçSonra onlarda (Yusuf'un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak (görüşü)ağır bastı

Diyanet İşleri MealiSonra, kadının ailesi delilleri Yusuf'un lehinde gördüğü halde, onu bir süre için hapsetmeyi uygun buldu

12:36
وَدَخَلَ مَعَهُ ٱلسِّجۡنَ فَتَيَانِۖ قَالَ أَحَدُهُمَآ إِنِّيٓ أَرَىٰنِيٓ أَعۡصِرُ خَمۡرࣰ اۖ وَقَالَ ٱلۡأٓخَرُ إِنِّيٓ أَرَىٰنِيٓ أَحۡمِلُ فَوۡقَ رَأۡسِي خُبۡزࣰ ا تَأۡكُلُ ٱلطَّيۡرُ مِنۡهُۖ نَبِّئۡنَا بِتَأۡوِيلِهِۦٓۖ إِنَّا نَرَىٰكَ مِنَ ٱلۡمُحۡسِنِينَ
وَدَخَلَ
ve girdi
مَعَهُ
onunla beraber
ٱلسِّجْنَ
zindana
فَتَيَانِ ۖ
iki genç daha
قَالَ
dedi ki
أَحَدُهُمَآ
onlardan biri
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
أَرَىٰنِىٓ
(düşümde) görüyorum
أَعْصِرُ
sıktığımı
خَمْرًۭا ۖ
şarap
وَقَالَ
ve dedi
ٱلْـَٔاخَرُ
öteki de
إِنِّىٓ
ben de
أَرَىٰنِىٓ
görüyorum ki
أَحْمِلُ
taşıyorum
فَوْقَ
üstünde
رَأْسِى
başımın
خُبْزًۭا
ekmek
تَأْكُلُ
yiyor
ٱلطَّيْرُ
kuşlar
مِنْهُ ۖ
ondan
نَبِّئْنَا
bize haber ver
بِتَأْوِيلِهِۦٓ ۖ
bunun yorumunu
إِنَّا
zira biz
نَرَىٰكَ
seni görüyoruz
مِنَ
güzel davrananlardan
ٱلْمُحْسِنِينَ
the good-doers

Ali BulaçOnunla birlikte iki genç de zindana girmişti. Biri: "Ben (rüyamda) kendimi şarap sıkıyorken gördüm." dedi. Öbürü: "Ben de kendimi başımın üstünde ekmek taşıyorken gördüm; kuş da ondan yemekteydi" dedi. "Bunun yorumundan bize haber ver. Doğrusu biz seni, iyilik yapanlardan görmekteyiz

Diyanet İşleri MealiHapse, onunla beraber, iki genç daha girdi. Biri, "Rüyamda şaraplık üzüm sıktığımı gördüm" dedi; diğeri "Başımın üzerinde, kuşların yediği bir ekmek taşıdığımı gördüm" dedi. "Bize bunu yorumla; senin iyi bir kimse olduğunu görüyoruz

12:37
قَالَ لَا يَأۡتِيكُمَا طَعَامࣱ تُرۡزَقَانِهِۦٓ إِلَّا نَبَّأۡتُكُمَا بِتَأۡوِيلِهِۦ قَبۡلَ أَن يَأۡتِيَكُمَاۚ ذَٰلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَنِي رَبِّيٓۚ إِنِّي تَرَكۡتُ مِلَّةَ قَوۡمࣲ لَّا يُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَهُم بِٱلۡأٓخِرَةِ هُمۡ كَٰفِرُونَ
قَالَ
(Yusuf) şöyle dedi
لَا
size gelmez
يَأْتِيكُمَا
(will) come to both of you
طَعَامٌۭ
bir yemek
تُرْزَقَانِهِۦٓ
rızık olarak verilen
إِلَّا
mutlaka
نَبَّأْتُكُمَا
size haber vermiş olurum
بِتَأْوِيلِهِۦ
bunun yorumunu
قَبْلَ
önceden
أَن
size gelmeden
يَأْتِيَكُمَا ۚ
[it] comes to both of you
ذَٰلِكُمَا
bu
مِمَّا
şeylerdendir
عَلَّمَنِى
bana öğrettiği
رَبِّىٓ ۚ
Rabbimin
إِنِّى
şüphesiz ben
تَرَكْتُ
terk ettim
مِلَّةَ
dinini
قَوْمٍۢ
bir kavmin
لَّا
inanmıyorlar
يُؤْمِنُونَ
they believe
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَهُم
ve onlar
بِٱلْـَٔاخِرَةِ
ahireti
هُمْ
onlar
كَـٰفِرُونَ
inkar ediyorlar

Ali BulaçDedi ki: "Size rızıklanacağınız bir yemek gelecek olsa, ben mutlaka size daha gelmeden önce onun ne olduğunu haber veririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Doğrusu ben, Allah'a iman etmeyen, ahireti de tanımayanların ta kendileri olan bir topluluğun dinini terk ettim

Diyanet İşleri MealiYusuf: "Rabbimin bana öğrettiği bilgi ile, daha yiyeceğiniz yemek gelmeden size onu yorumlarım. Doğrusu ben, Allah'a inanmayan ve ahireti inkar eden, bir milletin dinini bırakmışımdır

12:38 📚 1
وَٱتَّبَعۡتُ مِلَّةَ ءَابَآءِيٓ إِبۡرَٰهِيمَ وَإِسۡحَٰقَ وَيَعۡقُوبَۚ مَا كَانَ لَنَآ أَن نُّشۡرِكَ بِٱللَّهِ مِن شَيۡءࣲۚ ذَٰلِكَ مِن فَضۡلِ ٱللَّهِ عَلَيۡنَا وَعَلَى ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَشۡكُرُونَ
وَٱتَّبَعْتُ
ve uydum
مِلَّةَ
dinine
ءَابَآءِىٓ
atalarım
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim'in
وَإِسْحَـٰقَ
ve İshak'ın
وَيَعْقُوبَ ۚ
ve Ya'kub'un
مَا
(hakkımız) yoktur
كَانَ
bizim
لَنَآ
for us
أَن
ortak koşmağa
نُّشْرِكَ
we associate
بِٱللَّهِ
Allah'a
مِن
herhangi bir
شَىْءٍۢ ۚ
şeyi
ذَٰلِكَ
bu
مِن
bir lutfudur
فَضْلِ
(the) Grace
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْنَا
üzerimize
وَعَلَى
ve üzerine
ٱلنَّاسِ
insanların
وَلَـٰكِنَّ
ama
أَكْثَرَ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanların
لَا
şükretmezler
يَشْكُرُونَ
grateful

Ali BulaçAtalarım İbrahim'in, İshak'ın ve Yakub'un dinine uydum. Allah'a hiçbir şeyle şirk koşmamız bizim için olacak şey değil. Bu, bize ve insanlara Allah'ın lütuf ve ihsanındandır, ancak insanların çoğu şükretmezler

Diyanet İşleri MealiAtalarım İbrahim, İshak ve Yakub'un dinine uydum. Allah'a herhangi bir ortak koşmak bize yaraşmaz; bu, Allah'ın bize ve insanlara olan lütfudur; fakat insanların çoğu şükretmez" dedi

12:39
يَٰصَٰحِبَيِ ٱلسِّجۡنِ ءَأَرۡبَابࣱ مُّتَفَرِّقُونَ خَيۡرٌ أَمِ ٱللَّهُ ٱلۡوَٰحِدُ ٱلۡقَهَّارُ
يَـٰصَـٰحِبَىِ
Ey benim arkadaşlarım
ٱلسِّجْنِ
zindan
ءَأَرْبَابٌۭ
tanrılar mı?
مُّتَفَرِّقُونَ
çeşitli
خَيْرٌ
daha hayırlıdır
أَمِ
yoksa
ٱللَّهُ
Allah (mı?)
ٱلْوَٰحِدُ
tek
ٱلْقَهَّارُ
kahhar olan

Ali BulaçEy zindan arkadaşlarım, birbirinden ayrı (bir sürü) Rabler mi daha hayırlıdır, yoksa kahhar (kahredici) olan bir tek Allah mı

Diyanet İşleri MealiEy mahpus arkadaşlarım! Ayrı ayrı bir sürü uydurma rabler mi daha iyidir, yoksa her şeyden üstün tek Allah mı

12:40 📚 1
مَا تَعۡبُدُونَ مِن دُونِهِۦٓ إِلَّآ أَسۡمَآءࣰ سَمَّيۡتُمُوهَآ أَنتُمۡ وَءَابَآؤُكُم مَّآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بِهَا مِن سُلۡطَٰنٍۚ إِنِ ٱلۡحُكۡمُ إِلَّا لِلَّهِ أَمَرَ أَلَّا تَعۡبُدُوٓاْ إِلَّآ إِيَّاهُۚ ذَٰلِكَ ٱلدِّينُ ٱلۡقَيِّمُ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعۡلَمُونَ
مَا
siz tapmıyorsunuz
تَعْبُدُونَ
you worship
مِن
o'nu bırakıp
دُونِهِۦٓ
besides Him
إِلَّآ
başkasına
أَسْمَآءًۭ
(boş) isimlerden
سَمَّيْتُمُوهَآ
isimlendirdiği
أَنتُمْ
sizin
وَءَابَآؤُكُم
ve atalarınızın
مَّآ
indirmemiştir
أَنزَلَ
(has) sent down
ٱللَّهُ
Allah
بِهَا
onlar hakkında
مِن
hiçbir
سُلْطَـٰنٍ ۚ
delil
إِنِ
yoktur
ٱلْحُكْمُ
(hiçbir) Hüküm
إِلَّا
dışında
لِلَّهِ ۚ
Allah'ın
أَمَرَ
O emretmiştir
أَلَّا
tapmamanızı
تَعْبُدُوٓا۟
you worship
إِلَّآ
başkasına
إِيَّاهُ ۚ
kendisinden
ذَٰلِكَ
işte budur
ٱلدِّينُ
din
ٱلْقَيِّمُ
doğru
وَلَـٰكِنَّ
ama
أَكْثَرَ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanların
لَا
bilmezler
يَعْلَمُونَ
know

Ali BulaçSizin Allah'tan başka taptıklarınız, Allah'ın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan başkası değildir. Hüküm, yalnızca Allah'ındır. O, Kendisi'nden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur, ancak insanların çoğu bilmezler

Diyanet İşleri MealiAllah'ı bırakıp taptığınız, sizin ve babalarınızın adlandırdığı putlardan başka bir şey değildir. Allah onların doğru olduğuna dair bir delil indirmemiştir. Hüküm vermek ancak Allah'a aittir; kendisinden başkasına değil, O'na tapmanızı emretmiştir. Bu, dosdoğru dindir, fakat insanların çoğu bilmezler

12:41
يَٰصَٰحِبَيِ ٱلسِّجۡنِ أَمَّآ أَحَدُكُمَا فَيَسۡقِي رَبَّهُۥ خَمۡرࣰ اۖ وَأَمَّا ٱلۡأٓخَرُ فَيُصۡلَبُ فَتَأۡكُلُ ٱلطَّيۡرُ مِن رَّأۡسِهِۦۚ قُضِيَ ٱلۡأَمۡرُ ٱلَّذِي فِيهِ تَسۡتَفۡتِيَانِ
يَـٰصَـٰحِبَىِ
Ey arkadaşlarım
ٱلسِّجْنِ
zindan
أَمَّآ
ikinizden biriniz
أَحَدُكُمَا
one of you
فَيَسْقِى
yine sunacak
رَبَّهُۥ
efendisine
خَمْرًۭا ۖ
şarap
وَأَمَّا
diğeri ise
ٱلْـَٔاخَرُ
the other
فَيُصْلَبُ
asılacak
فَتَأْكُلُ
yiyecek
ٱلطَّيْرُ
kuşlar
مِن
onun başından
رَّأْسِهِۦ ۚ
his head
قُضِىَ
kesinleşmiştir
ٱلْأَمْرُ
iş
ٱلَّذِى
hakkında
فِيهِ
about which
تَسْتَفْتِيَانِ
sorduğunuz

Ali BulaçEy zindan arkadaşlarım, ikinizden biri efendisine şarap içirecek, diğeri ise asılacak, kuş onun başından yiyecek. İşte hakkında fetva istemekte olduğunuz iş (artık) olup bitmiştir

Diyanet İşleri MealiEy mahpus arkadaşlarım! Biriniz efendinize şarap sunacak, diğeri asılacak ve kuşlar başından yiyecektir. Sorduğunuz iş işte böylece kesinleşmiştir

12:42 📚 3
وَقَالَ لِلَّذِي ظَنَّ أَنَّهُۥ نَاجࣲ مِّنۡهُمَا ٱذۡكُرۡنِي عِندَ رَبِّكَ فَأَنسَىٰهُ ٱلشَّيۡطَٰنُ ذِكۡرَ رَبِّهِۦ فَلَبِثَ فِي ٱلسِّجۡنِ بِضۡعَ سِنِينَ
وَقَالَ
ve dedi ki
لِلَّذِى
kişiye
ظَنَّ
sandığı
أَنَّهُۥ
onun
نَاجٍۢ
kurtulacağını
مِّنْهُمَا
o iki kişiden
ٱذْكُرْنِى
beni an
عِندَ
yanında
رَبِّكَ
efendin(kralın)ın
فَأَنسَىٰهُ
fakat ona unutturdu
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
ذِكْرَ
söylemeyi
رَبِّهِۦ
efendisine
فَلَبِثَ
(böylece) kaldı
فِى
zindanda
ٱلسِّجْنِ
the prison
بِضْعَ
birkaç
سِنِينَ
yıl

Ali Bulaçİkisinden kurtulacağını sandığı kişiye dedi ki: "Efendinin katında beni hatırla." Fakat şeytan, efendisine hatırlatmayı ona unutturdu, böylece daha nice yıllar (Yusuf) zindanda kaldı

Diyanet İşleri Mealiİkisinden, kurtulacağını sandığı kimseye Yusuf: "Efendinin yanında beni an" dedi. Ama şeytan efendisine onu hatırlatmayı unutturdu ve Yusuf bu yüzden daha birkaç yıl hapiste kaldı

12:43
وَقَالَ ٱلۡمَلِكُ إِنِّيٓ أَرَىٰ سَبۡعَ بَقَرَٰتࣲ سِمَانࣲ يَأۡكُلُهُنَّ سَبۡعٌ عِجَافࣱ وَسَبۡعَ سُنۢبُلَٰتٍ خُضۡرࣲ وَأُخَرَ يَابِسَٰتࣲۖ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡمَلَأُ أَفۡتُونِي فِي رُءۡيَٰيَ إِن كُنتُمۡ لِلرُّءۡيَا تَعۡبُرُونَ
وَقَالَ
ve dedi ki
ٱلْمَلِكُ
Kral
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
أَرَىٰ
(düşümde) görüyorum
سَبْعَ
yedi
بَقَرَٰتٍۢ
inek
سِمَانٍۢ
semiz
يَأْكُلُهُنَّ
bunları yiyor
سَبْعٌ
yedi
عِجَافٌۭ
zayıf inek
وَسَبْعَ
ve yedi
سُنۢبُلَـٰتٍ
başak
خُضْرٍۢ
yeşil
وَأُخَرَ
ve diğerleri de
يَابِسَـٰتٍۢ ۖ
kuru
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلْمَلَأُ
efendiler
أَفْتُونِى
bana anlatın
فِى
bu rü'yamı
رُءْيَـٰىَ
my vision
إِن
eğer
كُنتُمْ
siz
لِلرُّءْيَا
rü'ya
تَعْبُرُونَ
ta'bir ediyorsanız

Ali BulaçHükümdar: "Ben (rüyamda) yedi besili inek görüyorum, onları yedi zayıf inek yiyor; bir de yedi yeşil başak ve diğerleri ise kupkuru. Ey önde gelen (kahin-bilginler,) eğer rüya yorumluyorsanız benim bu rüyamı çözüverin" dedi

Diyanet İşleri MealiHükümdar: "Ben, yedi semiz ineği yedi zayıf ineğin yediğini; yedi yeşil başak ve bir o kadar da kurumuş başak görüyorum. Ey ileri gelenler! Eğer rüya yormasını biliyorsanız rüyamı söyleyiniz." dedi

12:44
قَالُوٓاْ أَضۡغَٰثُ أَحۡلَٰمࣲۖ وَمَا نَحۡنُ بِتَأۡوِيلِ ٱلۡأَحۡلَٰمِ بِعَٰلِمِينَ
قَالُوٓا۟
dediler ki
أَضْغَـٰثُ
karmakarışık
أَحْلَـٰمٍۢ ۖ
düşler
وَمَا
değiliz
نَحْنُ
biz
بِتَأْوِيلِ
yorumunu
ٱلْأَحْلَـٰمِ
düşlerin
بِعَـٰلِمِينَ
bilen(kişi)ler

Ali BulaçDediler ki: "(Bunlar) Karmakarışık düşlerdir. Biz böyle düşlerin yorumunu bilenler değiliz

Diyanet İşleri MealiEtrafındakiler: "Bir takım karışık rüyalar; biz böyle rüyaların yorumunu bilmeyiz" dediler

12:45
وَقَالَ ٱلَّذِي نَجَا مِنۡهُمَا وَٱدَّكَرَ بَعۡدَ أُمَّةٍ أَنَا۠ أُنَبِّئُكُم بِتَأۡوِيلِهِۦ فَأَرۡسِلُونِ
وَقَالَ
dedi ki
ٱلَّذِى
kurtulanı
نَجَا
was saved
مِنْهُمَا
iki kişiden
وَٱدَّكَرَ
hatırladı
بَعْدَ
sonra
أُمَّةٍ
uzun bir süre
أَنَا۠
ben
أُنَبِّئُكُم
size haber veririm
بِتَأْوِيلِهِۦ
onun yorumunu
فَأَرْسِلُونِ
hemen beni gönderin

Ali BulaçO iki kişiden kurtulmuş olanı, nice zaman sonra hatırladı ve: "Ben bunun yorumunu size haber veririm, hemen beni (zindana) gönderin" dedi

Diyanet İşleri MealiHapisteki iki kişiden kurtulmuş olanı, nice zaman sonra Yusuf'u hatırladı ve: "Ben size bunu yorumlayacağım, hele beni gönderin" dedi

12:46
يُوسُفُ أَيُّهَا ٱلصِّدِّيقُ أَفۡتِنَا فِي سَبۡعِ بَقَرَٰتࣲ سِمَانࣲ يَأۡكُلُهُنَّ سَبۡعٌ عِجَافࣱ وَسَبۡعِ سُنۢبُلَٰتٍ خُضۡرࣲ وَأُخَرَ يَابِسَٰتࣲ لَّعَلِّيٓ أَرۡجِعُ إِلَى ٱلنَّاسِ لَعَلَّهُمۡ يَعۡلَمُونَ
يُوسُفُ
Yusuf
أَيُّهَا
ey
ٱلصِّدِّيقُ
çok doğru söyleyen
أَفْتِنَا
bize bilgi ver
فِى
hakkında
سَبْعِ
yedi
بَقَرَٰتٍۢ
ineği
سِمَانٍۢ
semiz
يَأْكُلُهُنَّ
yiyorlar
سَبْعٌ
yedi
عِجَافٌۭ
zayıf (inek)
وَسَبْعِ
ve yedi
سُنۢبُلَـٰتٍ
başak
خُضْرٍۢ
yeşil
وَأُخَرَ
diğeri de
يَابِسَـٰتٍۢ
kuru
لَّعَلِّىٓ
umarım ki
أَرْجِعُ
dönerim
إِلَى
insanlara
ٱلنَّاسِ
the people
لَعَلَّهُمْ
onlar da
يَعْلَمُونَ
bilirler

Ali Bulaç(Zindana gidip:) "Yusuf, ey doğru (sözlü insan).. Yedi besili ineği yedi zayıf (ineğin) yediği ve yedi yeşil başakla diğerleri kuru olan (rüya) konusunda bize fetva ver. Umarım ki insanlara da (senin söylediklerinle) dönerim, belki onlar (bunun anlamını) öğrenmiş olurlar

Diyanet İşleri MealiHapishaneye varıp: "Ey doğru sözlü Yusuf! Rüyada görülen yedi semiz ineği yedi zayıf ineğin yemesi; yedi yeşil başak ve bir o kadar kuru başak nedir? Bize yorumla, ben de insanlara ulaştırayım da bilsinler" dedi

12:47 📚 1
قَالَ تَزۡرَعُونَ سَبۡعَ سِنِينَ دَأَبࣰ ا فَمَا حَصَدتُّمۡ فَذَرُوهُ فِي سُنۢبُلِهِۦٓ إِلَّا قَلِيلࣰ ا مِّمَّا تَأۡكُلُونَ
قَالَ
(Yusuf) dedi ki
تَزْرَعُونَ
siz (ürünü) ekin
سَبْعَ
yedi
سِنِينَ
yıl
دَأَبًۭا
âdetiniz üzere
فَمَا
ne ki
حَصَدتُّمْ
biçtiniz
فَذَرُوهُ
bırakın onu
فِى
başağında
سُنۢبُلِهِۦٓ
its ears
إِلَّا
hariç
قَلِيلًۭا
az bir mikdar
مِّمَّا
yiyeceğiniz
تَأْكُلُونَ
you (will) eat

Ali BulaçDedi ki: "Siz yedi yıl, önceleri (ektiğiniz) gibi ekin ekin, yediğinizin az bir kısmı dışında (kalanını) biçtiklerinizi başağında bırakın

Diyanet İşleri MealiYusuf: "Devamlı yedi sene ekin ekip, biçtiğiniz ekinin yediğinizden artanını başağında bırakın

12:48
ثُمَّ يَأۡتِي مِنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَ سَبۡعࣱ شِدَادࣱ يَأۡكُلۡنَ مَا قَدَّمۡتُمۡ لَهُنَّ إِلَّا قَلِيلࣰ ا مِّمَّا تُحۡصِنُونَ
ثُمَّ
sonra
يَأْتِى
gelir
مِنۢ
ardından
بَعْدِ
after
ذَٰلِكَ
onun
سَبْعٌۭ
yedi
شِدَادٌۭ
zorlu (yıl)
يَأْكُلْنَ
yeyip bitirir
مَا
önceden (biriktirdiklerinizi)
قَدَّمْتُمْ
you advanced
لَهُنَّ
onlardan
إِلَّا
dışında
قَلِيلًۭا
az miktar
مِّمَّا
sakladığınız
تُحْصِنُونَ
you (will) store

Ali BulaçSonra bunun arkasından (kuraklığı) zorlu yedi yıl gelecektir, sakladığınız az bir miktar dışında, daha önce biriktirdiğinizi yiyip bitirecektir

Diyanet İşleri MealiSonra bunun ardından yedi kurak yıl gelir, bütün biriktirdiğinizi yer, yalnız az bir miktar saklarsınız

12:49
ثُمَّ يَأۡتِي مِنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَ عَامࣱ فِيهِ يُغَاثُ ٱلنَّاسُ وَفِيهِ يَعۡصِرُونَ
ثُمَّ
sonra
يَأْتِى
gelir
مِنۢ
ardından
بَعْدِ
after
ذَٰلِكَ
bunun
عَامٌۭ
bir yıl
فِيهِ
o (yılda)
يُغَاثُ
bol yağmur verilir
ٱلنَّاسُ
insanlara
وَفِيهِ
ve o (yıl)
يَعْصِرُونَ
(insanlar meyve) sıkarlar

Ali BulaçSonra bunun arkasından bir yıl gelecektir ki, insanlar onda bol bol yağmura kavuşturulacak ve onda sıkıp-sağacaklar

Diyanet İşleri MealiSonra, halkın yağmur göreceği bir yıl gelir, o zaman sıkıp sağarlar" dedi

12:50
وَقَالَ ٱلۡمَلِكُ ٱئۡتُونِي بِهِۦۖ فَلَمَّا جَآءَهُ ٱلرَّسُولُ قَالَ ٱرۡجِعۡ إِلَىٰ رَبِّكَ فَسۡـَٔلۡهُ مَا بَالُ ٱلنِّسۡوَةِ ٱلَّٰتِي قَطَّعۡنَ أَيۡدِيَهُنَّۚ إِنَّ رَبِّي بِكَيۡدِهِنَّ عَلِيمࣱ‏
وَقَالَ
dedi ki
ٱلْمَلِكُ
Kral
ٱئْتُونِى
bana getirin
بِهِۦ ۖ
onu
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَهُ
gelince (Yusuf'a)
ٱلرَّسُولُ
elçi
قَالَ
dedi
ٱرْجِعْ
dön
إِلَىٰ
efendine
رَبِّكَ
your lord
فَسْـَٔلْهُ
ve ona sor
مَا
neydi?
بَالُ
maksadı
ٱلنِّسْوَةِ
kadınların
ٱلَّـٰتِى
kesen
قَطَّعْنَ
cut
أَيْدِيَهُنَّ ۚ
ellerini
إِنَّ
şüphesiz
رَبِّى
Rabbim
بِكَيْدِهِنَّ
onların tuzaklarını
عَلِيمٌۭ
biliyor

Ali BulaçHükümdar dedi ki: "Onu bana getirin." Ona elçi geldiğinde (Yusuf:) "Efendine (Rabbine) dön de ona sor: "Ellerini kesen o kadınların durumu neydi? Doğrusu benim Rabbim, onların hileli düzenlerini gerçekten bilendir

Diyanet İşleri MealiHükümdar: "Onu bana getirin" dedi. Yusuf'a elçi gelince, "Efendine dön, kadınlar niçin ellerini kesmişlerdi bir sor; doğrusu Rabbim onların hilesini bilir" dedi

12:51 📚 1
قَالَ مَا خَطۡبُكُنَّ إِذۡ رَٰوَدتُّنَّ يُوسُفَ عَن نَّفۡسِهِۦۚ قُلۡنَ حَٰشَ لِلَّهِ مَا عَلِمۡنَا عَلَيۡهِ مِن سُوٓءࣲۚ قَالَتِ ٱمۡرَأَتُ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡـَٰٔنَ حَصۡحَصَ ٱلۡحَقُّ أَنَا۠ رَٰوَدتُّهُۥ عَن نَّفۡسِهِۦ وَإِنَّهُۥ لَمِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
قَالَ
dedi
مَا
neydi?
خَطْبُكُنَّ
durumunuz
إِذْ
zaman
رَٰوَدتُّنَّ
murad almak istediğiniz
يُوسُفَ
Yusuf'un
عَن
nefsinden
نَّفْسِهِۦ ۚ
himself
قُلْنَ
dediler ki
حَـٰشَ
haşa
لِلَّهِ
Allah için
مَا
biz bilmiyoruz
عَلِمْنَا
we know
عَلَيْهِ
onun
مِن
hiçbir
سُوٓءٍۢ ۚ
kötülüğünü
قَالَتِ
dedi
ٱمْرَأَتُ
karısı da
ٱلْعَزِيزِ
Aziz'in
ٱلْـَٔـٰنَ
işte şimdi
حَصْحَصَ
yerini buldu
ٱلْحَقُّ
hak
أَنَا۠
ben
رَٰوَدتُّهُۥ
murad almak istemiştim
عَن
onun nefsinden
نَّفْسِهِۦ
himself
وَإِنَّهُۥ
şüphesiz o
لَمِنَ
doğrulardandır
ٱلصَّـٰدِقِينَ
the truthful

Ali Bulaç(Hükümdar topladığı o kadınlara:) "Yusuf'un nefsinden murad almak istediğinizde sizin durumunuz neydi?" dedi. Onlar: "Allah için, haşa" dediler. "Biz ondan hiçbir kötülük görmedik." Aziz (Vezir)in de karısı dedi ki: "İşte şu anda gerçek orta yere çıktı; onun nefsinden ben murad almak istemiştim. O ise gerçekten doğruyu söyleyenlerdendir

Diyanet İşleri MealiHükümdar kadınlara: "Yusuf'un olmak istediğiniz zaman durumunuz neydi?" dedi. Kadınlar, "Haşa! Onun bir fenalığını görmedik" dediler. Vezirin karısı: "Şimdi gerçek ortaya çıktı; onun olmak isteyen bendim; doğrusu Yusuf doğrulardandır" dedi

12:52 📚 2
ذَٰلِكَ لِيَعۡلَمَ أَنِّي لَمۡ أَخُنۡهُ بِٱلۡغَيۡبِ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَا يَهۡدِي كَيۡدَ ٱلۡخَآئِنِينَ
ذَٰلِكَ
bu (sözlerim)
لِيَعْلَمَ
bilmesi içindir
أَنِّى
benim
لَمْ
kendisine hainlik etmediğimi
أَخُنْهُ
[I] betray him
بِٱلْغَيْبِ
arkadan
وَأَنَّ
ve muhakkak
ٱللَّهَ
Allah'ın
لَا
başarıya ulaştırmayacağını
يَهْدِى
guide
كَيْدَ
tuzağını
ٱلْخَآئِنِينَ
hainlerin

Ali Bulaç(Yusuf aracıya şunu söyledi:) "Bu, (itiraf Vezirin) yokluğunda gerçekten kendisine ihanet etmediğimi ve gerçekten Allah'ın ihanet edenlerin hileli-düzenlerini başarıya ulaştırmadığını kendisinin de bilip öğrenmesi içindi

Diyanet İşleri MealiYusuf, "Maksadım, vezire, gıyabında ihanet etmediğimi, hainlerin tuzaklarını Allah'ın başarıya erdirmediğini bilmesini sağlamaktı" dedi

12:53 📚 2
۞وَمَآ أُبَرِّئُ نَفۡسِيٓۚ إِنَّ ٱلنَّفۡسَ لَأَمَّارَةُۢ بِٱلسُّوٓءِ إِلَّا مَا رَحِمَ رَبِّيٓۚ إِنَّ رَبِّي غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
۞ وَمَآ
ben temize çıkarmam
أُبَرِّئُ
I absolve
نَفْسِىٓ ۚ
nefsimi
إِنَّ
çünkü
ٱلنَّفْسَ
nefis
لَأَمَّارَةٌۢ
daima emredicidir
بِٱلسُّوٓءِ
kötülüğü
إِلَّا
hariç
مَا
esirgediği
رَحِمَ
bestows Mercy
رَبِّىٓ ۚ
Rabbimin
إِنَّ
şüphesiz
رَبِّى
Rabbim
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir

Ali Bulaç(Yine de) Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü gerçekten nefis, -Rabbimin kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir. Şüphesiz, benim Rabbim, bağışlayandır, esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiBen nefsimi temize çıkarmam; çünkü nefs, Rabbimin merhameti olmadıkça, kötülüğü emreder. Doğrusu Rabbim bağışlayandır, merhamet edendir

12:54
وَقَالَ ٱلۡمَلِكُ ٱئۡتُونِي بِهِۦٓ أَسۡتَخۡلِصۡهُ لِنَفۡسِيۖ فَلَمَّا كَلَّمَهُۥ قَالَ إِنَّكَ ٱلۡيَوۡمَ لَدَيۡنَا مَكِينٌ أَمِينࣱ‏
وَقَالَ
dedi
ٱلْمَلِكُ
Kral
ٱئْتُونِى
bana getirin
بِهِۦٓ
onu
أَسْتَخْلِصْهُ
onu özel (dost) yapayım
لِنَفْسِى ۖ
kendime
فَلَمَّا
ne zaman ki
كَلَّمَهُۥ
onunla konuşunca
قَالَ
dedi ki
إِنَّكَ
şüphesiz sen
ٱلْيَوْمَ
bugün
لَدَيْنَا
yanımızda
مَكِينٌ
mevki sahibisin
أَمِينٌۭ
güvenilir(bir kimse)sin

Ali BulaçHükümdar dedi ki: "Onu bana getirin, onu kendime bağlı kılayım." Onunla konuştuğunda da (şöyle) dedi: "Sen bugün bizim yanımızda (artık) önemli bir yer sahibisin, güvenilir (bir danışman-yönetici)sin

Diyanet İşleri MealiHükümdar: "Onu bana getirin, yanıma alayım" dedi. Onunla konuşunca: "Bugün senin yanımızda önemli bir yerin ve güvenilir bir durumun vardır." dedi

12:55
قَالَ ٱجۡعَلۡنِي عَلَىٰ خَزَآئِنِ ٱلۡأَرۡضِۖ إِنِّي حَفِيظٌ عَلِيمࣱ‏
قَالَ
dedi
ٱجْعَلْنِى
beni tayin et
عَلَىٰ
üstüne
خَزَآئِنِ
hazineleri
ٱلْأَرْضِ ۖ
ülkenin
إِنِّى
çünkü ben
حَفِيظٌ
iyi korur
عَلِيمٌۭ
iyi bilirim

Ali Bulaç(Yusuf) Dedi ki: "Beni (bu) yerin (ülkenin) hazineleri üzerinde (bir yönetici) kıl. Çünkü ben, (bunları iyi) bir koruyucuyum, (yönetim işlerini de) bilenim

Diyanet İşleri MealiYusuf: "Beni memleketin hazinelerine memur et, çünkü ben korumasını ve yönetmesini bilirim" dedi

12:56
وَكَذَٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي ٱلۡأَرۡضِ يَتَبَوَّأُ مِنۡهَا حَيۡثُ يَشَآءُۚ نُصِيبُ بِرَحۡمَتِنَا مَن نَّشَآءُۖ وَلَا نُضِيعُ أَجۡرَ ٱلۡمُحۡسِنِينَ
وَكَذَٰلِكَ
böylece
مَكَّنَّا
biz iktidar verdik
لِيُوسُفَ
Yusuf'a
فِى
o ülke'de
ٱلْأَرْضِ
the land
يَتَبَوَّأُ
konaklardı
مِنْهَا
orada
حَيْثُ
yerde
يَشَآءُ ۚ
dilediği
نُصِيبُ
biz ulaştırırız
بِرَحْمَتِنَا
rahmetimizi
مَن
kimseye
نَّشَآءُ ۖ
dilediğimiz
وَلَا
zayi etmeyiz
نُضِيعُ
We let go waste
أَجْرَ
ecrini
ٱلْمُحْسِنِينَ
güzel davrananların

Ali Bulaçİşte böylece Biz yeryüzünde Yusuf'a güç ve imkan (iktidar) verdik. Öyle ki, orada (Mısır'da) dilediği yerde konakladı. Biz kime dilersek rahmetimizi nasib ederiz ve iyilik yapanların ecrini kayba uğratmayız

Diyanet İşleri MealiYusuf'u böylece o memlekete yerleştirdik; istediği yerlerde oturabilirdi. Rahmetimizi tıpkı bu misalde olduğu gibi istediğimize veririz; iyi davrananların ecrini zayi etmeyiz

12:57
وَلَأَجۡرُ ٱلۡأٓخِرَةِ خَيۡرࣱ لِّلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَكَانُواْ يَتَّقُونَ
وَلَأَجْرُ
elbette ödülü
ٱلْـَٔاخِرَةِ
ahiret
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
لِّلَّذِينَ
kimseler için
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
وَكَانُوا۟
ve (için)
يَتَّقُونَ
korunanlar

Ali BulaçAhiretin karşılığı ise, iman edenler ve takvada bulunanlar için daha hayırlıdır

Diyanet İşleri MealiAma ahiret ecri, inananlar ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir

12:58
وَجَآءَ إِخۡوَةُ يُوسُفَ فَدَخَلُواْ عَلَيۡهِ فَعَرَفَهُمۡ وَهُمۡ لَهُۥ مُنكِرُونَ
وَجَآءَ
ve geldiler
إِخْوَةُ
kardeşleri
يُوسُفَ
Yusuf'un
فَدَخَلُوا۟
girdiler
عَلَيْهِ
onun yanına
فَعَرَفَهُمْ
o onları tanıdı
وَهُمْ
fakat onlar
لَهُۥ
onu
مُنكِرُونَ
tanımıyorlardı

Ali Bulaç(Kuraklık başlayınca) Yusuf'un kardeşleri gelip yanına girdiler, onu tanımadıkları halde kendisi onları hemen tanıdı

Diyanet İşleri MealiYusuf'un kardeşleri gelip yanına girdiler. Kendisini tanımadıkları halde o onları tanıdı

12:59
وَلَمَّا جَهَّزَهُم بِجَهَازِهِمۡ قَالَ ٱئۡتُونِي بِأَخࣲ لَّكُم مِّنۡ أَبِيكُمۡۚ أَلَا تَرَوۡنَ أَنِّيٓ أُوفِي ٱلۡكَيۡلَ وَأَنَا۠ خَيۡرُ ٱلۡمُنزِلِينَ
وَلَمَّا
ve ne zaman ki
جَهَّزَهُم
yükletti
بِجَهَازِهِمْ
onların yüklerini
قَالَ
dedi ki
ٱئْتُونِى
bana getirin
بِأَخٍۢ
kardeşinizi
لَّكُم
sizin
مِّنْ
babanızdan (olan)
أَبِيكُمْ ۚ
your father
أَلَا
görmüyor musunuz?
تَرَوْنَ
you see
أَنِّىٓ
ben
أُوفِى
tam yapıyorum
ٱلْكَيْلَ
ölçüyü
وَأَنَا۠
ve ben
خَيْرُ
en iyisiyim
ٱلْمُنزِلِينَ
konukseverlerin

Ali BulaçOnların erzak yüklerini hazırlayınca dedi ki: "Bana babanızdan olan kardeşinizi getirin. Görmüyor musunuz, ben ölçüyü tam tutarım ve ben konukseverlerin en hayırlısıyım

Diyanet İşleri MealiOnların yüklerini hazırlatınca şöyle dedi: "Baba bir kardeşinizi bana getirin. Sizlere ölçüyü bol tuttuğumu ve benim misafir konuklayanların en iyisi olduğumu görmüyor musunuz

12:60
فَإِن لَّمۡ تَأۡتُونِي بِهِۦ فَلَا كَيۡلَ لَكُمۡ عِندِي وَلَا تَقۡرَبُونِ
فَإِن
eğer
لَّمْ
bana getirmezseniz
تَأْتُونِى
you bring him to me
بِهِۦ
onu
فَلَا
artık yoktur
كَيْلَ
ölçecek bir şey
لَكُمْ
size
عِندِى
benim yanımda
وَلَا
(bir daha) bana yaklaşmayın
تَقْرَبُونِ
you will come near me

Ali BulaçEğer onu bana getirmeyecek olursanız, artık benim katımda sizin için bir ölçek (erzak) yoktur ve bana da yaklaşmayın

Diyanet İşleri MealiEğer onu bana getirmezseniz bundan böyle benden bir ölçek bile alamazsınız ve bana artık yaklaşmayın da

12:61
قَالُواْ سَنُرَٰوِدُ عَنۡهُ أَبَاهُ وَإِنَّا لَفَٰعِلُونَ
قَالُوا۟
dediler ki
سَنُرَٰوِدُ
istemeğe çalışacağız
عَنْهُ
onu
أَبَاهُ
babasından
وَإِنَّا
ve biz muhakkak
لَفَـٰعِلُونَ
mutlaka yapacağız

Ali BulaçDediler ki: "Onu babasından istemeye çalışacağız ve herhalde biz bunu yapabileceğiz

Diyanet İşleri MealiKardeşleri: "Babasını ikna etmeye çalışacağız ve her halde bunu yaparız" dediler

12:62
وَقَالَ لِفِتۡيَٰنِهِ ٱجۡعَلُواْ بِضَٰعَتَهُمۡ فِي رِحَالِهِمۡ لَعَلَّهُمۡ يَعۡرِفُونَهَآ إِذَا ٱنقَلَبُوٓاْ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِمۡ لَعَلَّهُمۡ يَرۡجِعُونَ
وَقَالَ
ve dedi ki
لِفِتْيَـٰنِهِ
uşaklarına
ٱجْعَلُوا۟
koyun!
بِضَـٰعَتَهُمْ
onların sermayelerini
فِى
içine
رِحَالِهِمْ
yüklerinin
لَعَلَّهُمْ
belki onlar
يَعْرِفُونَهَآ
bunun farkına varırlar
إِذَا
zaman
ٱنقَلَبُوٓا۟
döndükleri
إِلَىٰٓ
ailelerine
أَهْلِهِمْ
their people
لَعَلَّهُمْ
belki de
يَرْجِعُونَ
geri dönerler

Ali BulaçYardımcılarına dedi ki: "Sermayelerini (erzak bedellerini) yüklerinin içine koyun. İhtimal ki ailelerine döndüklerinde bunun farkına varırlar da belki geri dönerler

Diyanet İşleri MealiYusuf adamlarına: "Karşılık olarak getirdiklerini de yüklerine koyun. Belki ailelerine varınca, onu anlarlar da bir daha dönerler" dedi

12:63
فَلَمَّا رَجَعُوٓاْ إِلَىٰٓ أَبِيهِمۡ قَالُواْ يَٰٓأَبَانَا مُنِعَ مِنَّا ٱلۡكَيۡلُ فَأَرۡسِلۡ مَعَنَآ أَخَانَا نَكۡتَلۡ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ
فَلَمَّا
zaman
رَجَعُوٓا۟
döndükleri
إِلَىٰٓ
babalarına
أَبِيهِمْ
their father
قَالُوا۟
dediler ki
يَـٰٓأَبَانَا
Ey babamız
مُنِعَ
men'edildi
مِنَّا
bizden
ٱلْكَيْلُ
ölçü
فَأَرْسِلْ
(oyüzden) gönder
مَعَنَآ
bizimle beraber
أَخَانَا
kardeşimizi
نَكْتَلْ
ölç(üp al)alım
وَإِنَّا
şüphesiz biz
لَهُۥ
onu
لَحَـٰفِظُونَ
mutlaka koruruz

Ali BulaçBöylelikle babalarına döndükleri zaman, dediler ki: "Ey babamız, ölçek bizden engellendi. Bu durumda kardeşimizi bizimle gönder de erzağı alalım. Onu mutlaka koruyacağız

Diyanet İşleri MealiBabalarına döndüklerinde, "Ey babamız! Bize yiyecek yasak edildi, kardeşimizi bizimle beraber gönder de yiyecek alalım. Onu elbette koruruz" dediler

12:64 📚 1
قَالَ هَلۡ ءَامَنُكُمۡ عَلَيۡهِ إِلَّا كَمَآ أَمِنتُكُمۡ عَلَىٰٓ أَخِيهِ مِن قَبۡلُ فَٱللَّهُ خَيۡرٌ حَٰفِظࣰ اۖ وَهُوَ أَرۡحَمُ ٱلرَّٰحِمِينَ
قَالَ
dedi ki
هَلْ
mi?
ءَامَنُكُمْ
size güveneyim
عَلَيْهِ
onun hakkında
إِلَّا
ancak
كَمَآ
gibi
أَمِنتُكُمْ
size güvendiğim
عَلَىٰٓ
(için)
أَخِيهِ
kardeşi
مِن
daha önce
قَبْلُ ۖ
before
فَٱللَّهُ
Allah'tır
خَيْرٌ
en iyi
حَـٰفِظًۭا ۖ
koruyan
وَهُوَ
ve O
أَرْحَمُ
en merhametlisidir
ٱلرَّٰحِمِينَ
merhametlilerin

Ali BulaçDedi ki: "Daha önce kardeşi konusunda size güvendiğimden başka (bir şekilde) onun hakkında size güvenir miyim? Allah en hayırlı koruyucudur ve O, esirgeyenlerin esirgeyicisidir

Diyanet İşleri MealiDaha önce kardeşini size emanet ettiğim gibi, şimdi onu emanet eder miyim? Ama Allah en iyi koruyandır, O merhametlilerin merhametlisidir" dedi

12:65
وَلَمَّا فَتَحُواْ مَتَٰعَهُمۡ وَجَدُواْ بِضَٰعَتَهُمۡ رُدَّتۡ إِلَيۡهِمۡۖ قَالُواْ يَٰٓأَبَانَا مَا نَبۡغِيۖ هَٰذِهِۦ بِضَٰعَتُنَا رُدَّتۡ إِلَيۡنَاۖ وَنَمِيرُ أَهۡلَنَا وَنَحۡفَظُ أَخَانَا وَنَزۡدَادُ كَيۡلَ بَعِيرࣲۖ ذَٰلِكَ كَيۡلࣱ يَسِيرࣱ‏
وَلَمَّا
ne zaman ki
فَتَحُوا۟
açtılar
مَتَـٰعَهُمْ
(zahire) yüklerini
وَجَدُوا۟
buldular
بِضَـٰعَتَهُمْ
sermayelerini
رُدَّتْ
geri verilmiş
إِلَيْهِمْ ۖ
kendilerine
قَالُوا۟
dediler ki
يَـٰٓأَبَانَا
Ey babamız
مَا
daha ne?
نَبْغِى ۖ
istiyoruz
هَـٰذِهِۦ
işte
بِضَـٰعَتُنَا
sermayemiz
رُدَّتْ
geri verilmiş
إِلَيْنَا ۖ
bize
وَنَمِيرُ
yine yiyecek getiririz
أَهْلَنَا
ailemize
وَنَحْفَظُ
ve koruruz
أَخَانَا
kardeşimizi
وَنَزْدَادُ
ve fazla alırız
كَيْلَ
yükü
بَعِيرٍۢ ۖ
bir deve
ذَٰلِكَ
bu
كَيْلٌۭ
bir ölçüdür
يَسِيرٌۭ
az

Ali BulaçErzak yüklerini açıp da sermayelerinin kendilerine geri verilmiş olduğunu gördüklerinde, dediler ki: "Ey Babamız, daha neyi arıyoruz, işte sermayemiz bize geri verilmiş; (bununla yine) ailemize erzak getiririz, kardeşimizi koruruz ve bir deve yükünü de ilave ederiz. Bu (aldığımız) az bir ölçektir

Diyanet İşleri MealiYüklerini açınca karşılık olarak götürdükleri mallarının kendilerine iade edilmiş olduğunu gördüler. "Ey babamız! Daha ne isteriz; işte mallarımız da bize iade edilmiş; ailemize onunla yine yiyecek getirir, kardeşimizi de korur ve bir deve yükü de artırmış oluruz; esasen bu az bir şeydir" dediler

12:66
قَالَ لَنۡ أُرۡسِلَهُۥ مَعَكُمۡ حَتَّىٰ تُؤۡتُونِ مَوۡثِقࣰ ا مِّنَ ٱللَّهِ لَتَأۡتُنَّنِي بِهِۦٓ إِلَّآ أَن يُحَاطَ بِكُمۡۖ فَلَمَّآ ءَاتَوۡهُ مَوۡثِقَهُمۡ قَالَ ٱللَّهُ عَلَىٰ مَا نَقُولُ وَكِيلࣱ‏
قَالَ
dedi ki
لَنْ
onu asla göndermem
أُرْسِلَهُۥ
will I send him
مَعَكُمْ
sizinle
حَتَّىٰ
kadar
تُؤْتُونِ
siz bana verinceye
مَوْثِقًۭا
sağlam bir söz
مِّنَ
Allah adına
ٱللَّهِ
Allah
لَتَأْتُنَّنِى
bana getireceğinize
بِهِۦٓ
onu
إِلَّآ
dışında
أَن
kuşatılıp engellenmeniz
يُحَاطَ
you are surrounded
بِكُمْ ۖ
sizin
فَلَمَّآ
ne zaman ki
ءَاتَوْهُ
verdiler
مَوْثِقَهُمْ
sözlerini
قَالَ
dedi
ٱللَّهُ
Allah
عَلَىٰ
üzerine
مَا
şey
نَقُولُ
söylediğimiz
وَكِيلٌۭ
vekildir

Ali BulaçBana etrafınızın çepeçevre kuşatılması dışında, onu ne olursa olsun mutlaka bana getireceğinize dair Allah adına kesin bir söz verinceye kadar, onu sizinle asla gönderemem." dedi. Böylelikle ona kesin bir söz verince dedi ki: "Allah, söylediklerimize vekildir

Diyanet İşleri MealiBabaları: "Hepiniz helak olmadıkça onu bana geri getireceğinize dair Allah'a karşı sağlam bir söz vermezseniz, sizinle göndermeyeceğim" dedi. Söz verdiklerinde: "Sözümüze Allah vekildir" dedi

12:67 📚 3
وَقَالَ يَٰبَنِيَّ لَا تَدۡخُلُواْ مِنۢ بَابࣲ وَٰحِدࣲ وَٱدۡخُلُواْ مِنۡ أَبۡوَٰبࣲ مُّتَفَرِّقَةࣲۖ وَمَآ أُغۡنِي عَنكُم مِّنَ ٱللَّهِ مِن شَيۡءٍۖ إِنِ ٱلۡحُكۡمُ إِلَّا لِلَّهِۖ عَلَيۡهِ تَوَكَّلۡتُۖ وَعَلَيۡهِ فَلۡيَتَوَكَّلِ ٱلۡمُتَوَكِّلُونَ
وَقَالَ
ve dedi ki
يَـٰبَنِىَّ
ey oğullarım
لَا
girmeyin
تَدْخُلُوا۟
enter
مِنۢ
kapıdan
بَابٍۢ
one gate
وَٰحِدٍۢ
bir
وَٱدْخُلُوا۟
(fakat) girin
مِنْ
kapılardan
أَبْوَٰبٍۢ
gates
مُّتَفَرِّقَةٍۢ ۖ
ayrı ayrı
وَمَآ
ve
أُغْنِى
savamam
عَنكُم
sizden
مِّنَ
Allah'tan gelecek
ٱللَّهِ
Allah
مِن
hiçbir
شَىْءٍ ۖ
şeyi
إِنِ
yoktur
ٱلْحُكْمُ
(hiçbir) Hüküm
إِلَّا
dışında
لِلَّهِ ۖ
Allah'ın
عَلَيْهِ
O'na
تَوَكَّلْتُ ۖ
tevekkül ettim
وَعَلَيْهِ
ve O'na
فَلْيَتَوَكَّلِ
tevekkül etsinler
ٱلْمُتَوَكِّلُونَ
tevekkül edenler

Ali BulaçVe dedi ki: "Ey çocuklarım, tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ben size Allah'tan hiçbir şeyi sağlayamam (gideremem). Hüküm yalnızca Allah'ındır. Ben O'na tevekkül ettim. Tevekkül edenler de yalnızca O'na tevekkül etmelidirler

Diyanet İşleri MealiBabaları: "Oğullarım! Tek bir kapıdan değil, ayrı ayrı kapılardan girin. Ama Allah katında size bir faydam olmaz, hüküm ancak Allah'ındır, O'na güvendim, güvenenler de O'na güvensinler" dedi

12:68
وَلَمَّا دَخَلُواْ مِنۡ حَيۡثُ أَمَرَهُمۡ أَبُوهُم مَّا كَانَ يُغۡنِي عَنۡهُم مِّنَ ٱللَّهِ مِن شَيۡءٍ إِلَّا حَاجَةࣰ فِي نَفۡسِ يَعۡقُوبَ قَضَىٰهَاۚ وَإِنَّهُۥ لَذُو عِلۡمࣲ لِّمَا عَلَّمۡنَٰهُ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعۡلَمُونَ
وَلَمَّا
ne zaman ki
دَخَلُوا۟
girdiler
مِنْ
yerden
حَيْثُ
where
أَمَرَهُمْ
emrettiği
أَبُوهُم
babalarının
مَّا
idi
كَانَ
it
يُغْنِى
savamaz
عَنْهُم
onlardan
مِّنَ
Allah-tan (gelecek)
ٱللَّهِ
Allah
مِن
hiçbir
شَىْءٍ
şeyi
إِلَّا
ama sadece
حَاجَةًۭ
bir dileği
فِى
içindeki
نَفْسِ
nefsi
يَعْقُوبَ
Ya'kub'un
قَضَىٰهَا ۚ
açığa çıkardı
وَإِنَّهُۥ
şüphesiz O
لَذُو
sahibi idi
عِلْمٍۢ
bilgi
لِّمَا
ötürü
عَلَّمْنَـٰهُ
ona öğrettiğimizden
وَلَـٰكِنَّ
fakat
أَكْثَرَ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanların
لَا
bilmezler
يَعْلَمُونَ
know

Ali BulaçBabalarının kendilerine emrettiği yerden (Mısır'a) girdiklerinde, (bu,) -Yakub'un nefsindeki dileği açığa çıkarması dışında- onlara Allah'tan gelecek olan hiçbir şeyi (gidermeyi) sağlamadı. Gerçekten o, kendisine öğrettiğimiz için bir ilim sahibiydi. Ancak insanların çoğu bilmezler

Diyanet İşleri MealiBabalarının emrettiği gibi girdiler. Esasen bu, Allah katında onlara bir fayda sağlamazdı, ancak Yakub içindeki arzuyu ortaya koymuş oldu. O, şüphesiz kendisine öğrettiğimizi bilir fakat insanların çoğu bilmezler

12:69
وَلَمَّا دَخَلُواْ عَلَىٰ يُوسُفَ ءَاوَىٰٓ إِلَيۡهِ أَخَاهُۖ قَالَ إِنِّيٓ أَنَا۠ أَخُوكَ فَلَا تَبۡتَئِسۡ بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
وَلَمَّا
ne zaman ki
دَخَلُوا۟
girince
عَلَىٰ
huzuruna
يُوسُفَ
Yusuf'un
ءَاوَىٰٓ
aldı
إِلَيْهِ
yanına
أَخَاهُ ۖ
kardeşini
قَالَ
dedi
إِنِّىٓ
gerçekten ben
أَنَا۠
ben
أَخُوكَ
senin kardeşinim
فَلَا
üzülme
تَبْتَئِسْ
grieve
بِمَا
sebebiyle
كَانُوا۟
onların yaptıkları
يَعْمَلُونَ
do

Ali BulaçYusuf'un yanına girdikleri zaman, o, kardeşini bağrına bastı; "Ben" dedi. "Senin gerçekten kardeşinim. Artık onların yaptıklarına üzülme

Diyanet İşleri MealiYusuf'un yanına girdiklerinde, kardeşini bağrına bastı ve: "Ben senin kardeşinim, onların yaptıklarına artık üzülme" dedi

12:70
فَلَمَّا جَهَّزَهُم بِجَهَازِهِمۡ جَعَلَ ٱلسِّقَايَةَ فِي رَحۡلِ أَخِيهِ ثُمَّ أَذَّنَ مُؤَذِّنٌ أَيَّتُهَا ٱلۡعِيرُ إِنَّكُمۡ لَسَٰرِقُونَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَهَّزَهُم
hazırlatırken
بِجَهَازِهِمْ
onların yüklerini
جَعَلَ
koydu
ٱلسِّقَايَةَ
su tasını
فِى
içine
رَحْلِ
yükünün
أَخِيهِ
kardeşinin
ثُمَّ
sonra
أَذَّنَ
seslendi
مُؤَذِّنٌ
bir tellal
أَيَّتُهَا
Ey
ٱلْعِيرُ
kervan
إِنَّكُمْ
şüphesiz siz
لَسَـٰرِقُونَ
hırsızsınız

Ali BulaçErzak yüklerini kendilerine hazırlayınca da, su kabını kardeşinin yükü içine bıraktı, sonra bir münadi (şöyle) seslendi: "Ey kafile, sizler gerçekten hırsızsınız

Diyanet İşleri MealiYusuf onların yüklerini yükletirken, bir su kabını kardeşinin yüküne koydurdu. Sonra bir münadi şöyle bağırdı: "Ey kervancılar, siz hırsızsınız

12:71
قَالُواْ وَأَقۡبَلُواْ عَلَيۡهِم مَّاذَا تَفۡقِدُونَ
قَالُوا۟
dediler ki
وَأَقْبَلُوا۟
dönerek
عَلَيْهِم
bunlara
مَّاذَا
ne?
تَفْقِدُونَ
kaybettiniz

Ali BulaçOnlara doğru yönelerek: "Neyi kaybettiniz?" dediler

Diyanet İşleri MealiGeri dönerek, "Ne kaybettiniz?" dediler

12:72
قَالُواْ نَفۡقِدُ صُوَاعَ ٱلۡمَلِكِ وَلِمَن جَآءَ بِهِۦ حِمۡلُ بَعِيرࣲ وَأَنَا۠ بِهِۦ زَعِيمࣱ‏
قَالُوا۟
dediler ki
نَفْقِدُ
kaybettik
صُوَاعَ
su tasını
ٱلْمَلِكِ
Kralın
وَلِمَن
kimseye
جَآءَ
ve getiren
بِهِۦ
onu
حِمْلُ
yükü (mükafat) var
بَعِيرٍۢ
bir deve
وَأَنَا۠
ve ben
بِهِۦ
buna
زَعِيمٌۭ
kefilim

Ali BulaçDediler ki: "Hükümdarın su tasını kaybettik, kim onu (bulup) getirirse, (ona armağan olarak) bir deve yükü vardır. Ben de buna kefilim

Diyanet İşleri MealiHükümdarın su kabını kaybettik, onu getirene bir deve yükü mükafat verilecek, buna ben kefil oluyorum" dediler

12:73
قَالُواْ تَٱللَّهِ لَقَدۡ عَلِمۡتُم مَّا جِئۡنَا لِنُفۡسِدَ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَمَا كُنَّا سَٰرِقِينَ
قَالُوا۟
dediler
تَٱللَّهِ
Allah'a and olsun
لَقَدْ
elbette
عَلِمْتُم
siz de bilmişsinizdir ki
مَّا
biz gelmedik
جِئْنَا
we came
لِنُفْسِدَ
bozgunculuk yapmak için
فِى
bu yere
ٱلْأَرْضِ
the land
وَمَا
ve
كُنَّا
değiliz
سَـٰرِقِينَ
hırsız

Ali BulaçAllah adına, hayret" dediler. "Siz de bilmişsiniz ki, biz (bu) yere bozgunculuk çıkarmak amacıyla gelmedik ve biz hırsız değiliz

Diyanet İşleri MealiAllah'a yemin ederiz ki memleketi ifsat etmeğe gelmediğimizi ve hırsız da olmadığımızı biliyorsunuz" dediler

12:74
قَالُواْ فَمَا جَزَٰٓؤُهُۥٓ إِن كُنتُمۡ كَٰذِبِينَ
قَالُوا۟
dediler
فَمَا
nedir?
جَزَٰٓؤُهُۥٓ
cezası
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
كَـٰذِبِينَ
yalancı

Ali BulaçÖyleyse" dediler. "Eğer yalan söylüyorsanız (bunun) cezası nedir

Diyanet İşleri MealiYalancı iseniz, hırsızlığın cezası nedir?" dediler

12:75
قَالُواْ جَزَٰٓؤُهُۥ مَن وُجِدَ فِي رَحۡلِهِۦ فَهُوَ جَزَٰٓؤُهُۥۚ كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلظَّٰلِمِينَ
قَالُوا۟
dediler
جَزَٰٓؤُهُۥ
cezası
مَن
kimin
وُجِدَ
bulunursa
فِى
yükünde
رَحْلِهِۦ
his bag
فَهُوَ
işte o
جَزَٰٓؤُهُۥ ۚ
onun karşılığıdır
كَذَٰلِكَ
böylece
نَجْزِى
biz cezalandırırız
ٱلظَّـٰلِمِينَ
haksızları

Ali BulaçDediler ki: "Bunun cezası, (su tası) yükünde bulunanın kendisidir. İşte biz zulmedenleri böyle cezalandırırız

Diyanet İşleri MealiCezası, kimin yükünde bulunursa, ceza olarak ona el konulur; biz zalimleri böyle cezalandırırız" dediler

12:76 📚 3
فَبَدَأَ بِأَوۡعِيَتِهِمۡ قَبۡلَ وِعَآءِ أَخِيهِ ثُمَّ ٱسۡتَخۡرَجَهَا مِن وِعَآءِ أَخِيهِۚ كَذَٰلِكَ كِدۡنَا لِيُوسُفَۖ مَا كَانَ لِيَأۡخُذَ أَخَاهُ فِي دِينِ ٱلۡمَلِكِ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُۚ نَرۡفَعُ دَرَجَٰتࣲ مَّن نَّشَآءُۗ وَفَوۡقَ كُلِّ ذِي عِلۡمٍ عَلِيمࣱ‏
فَبَدَأَ
(aramağa) başladı
بِأَوْعِيَتِهِمْ
onların yüklerini
قَبْلَ
önce
وِعَآءِ
yükünden
أَخِيهِ
kardeşinin
ثُمَّ
sonra
ٱسْتَخْرَجَهَا
(tası) çıkardı
مِن
yükünden
وِعَآءِ
(the) bag
أَخِيهِ ۚ
kardeşinin
كَذَٰلِكَ
işte böyle
كِدْنَا
bir çare öğrettik
لِيُوسُفَ ۖ
Yusuf'a
مَا
idi
كَانَ
He could not
لِيَأْخُذَ
yoksa alamaz
أَخَاهُ
kardeşini
فِى
göre
دِينِ
dini(kanunu)na
ٱلْمَلِكِ
kralın
إِلَّآ
dışında
أَن
eğer
يَشَآءَ
dilemesi
ٱللَّهُ ۚ
Allah'ın
نَرْفَعُ
biz yükseltiriz
دَرَجَـٰتٍۢ
derecelerle
مَّن
kimseyi
نَّشَآءُ ۗ
dilediğimiz
وَفَوْقَ
ve üstünde (vardır)
كُلِّ
her
ذِى
sahibinin
عِلْمٍ
bilgi
عَلِيمٌۭ
daha bir bilen

Ali BulaçBöylece (Yusuf) kardeşinin kabından önce onların kablarını (yoklamaya) başladı, sonra onu kardeşinin kabından çıkardı. İşte Biz Yusuf için böyle bir plan düzenledik. (Yoksa) Hükümdarın dininde (yürürlükteki kanuna göre) kardeşini (yanında) alıkoyamazdı. Ancak Allah'ın dilemesi başka. Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Ve her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır

Diyanet İşleri MealiYusuf kardeşinin yükünden önce onlarınkini aramaya başladı; sonra kardeşinin yükünden su kabını çıkardı. İşte biz Yusuf'a böyle bir plan kullanmasını vahyettik. Çünkü hükümdarın kanunlarına göre kardeşini alıkoyamazdı, meğer ki Allah dileye. Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Her ilim sahibinden üstün bir bilen bulunur

12:77 📚 1
۞قَالُوٓاْ إِن يَسۡرِقۡ فَقَدۡ سَرَقَ أَخࣱ لَّهُۥ مِن قَبۡلُۚ فَأَسَرَّهَا يُوسُفُ فِي نَفۡسِهِۦ وَلَمۡ يُبۡدِهَا لَهُمۡۚ قَالَ أَنتُمۡ شَرࣱّ مَّكَانࣰ اۖ وَٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِمَا تَصِفُونَ
۞ قَالُوٓا۟
dediler ki
إِن
eğer
يَسْرِقْ
çaldıysa
فَقَدْ
elbette
سَرَقَ
çalmıştı
أَخٌۭ
kardeşi de
لَّهُۥ
onun
مِن
bundan önce
قَبْلُ ۚ
before
فَأَسَرَّهَا
bunu sakladı
يُوسُفُ
Yusuf
فِى
içinde
نَفْسِهِۦ
himself
وَلَمْ
açmadı
يُبْدِهَا
reveal it
لَهُمْ ۚ
onlara
قَالَ
dedi
أَنتُمْ
siz
شَرٌّۭ
fena
مَّكَانًۭا ۖ
durumdasınız
وَٱللَّهُ
ve Allah
أَعْلَمُ
çok iyi biliyor
بِمَا
(içyüzünü)
تَصِفُونَ
anlattığınızın

Ali BulaçDediler ki: "Şayet çalmış bulunuyorsa, bundan önce onun kardeşi de çalmıştı." Yusuf bunu kendi içinde saklı tuttu ve bunu onlara açıklamadı (ve içinden): "Siz daha kötü bir konumdasınız" dedi. "Sizin düzmekte olduklarınızı Allah daha iyi bilir

Diyanet İşleri MealiÇalmışsa, daha önce kardeşi de çalmıştı" dediler. Yusuf bunu içinde sakladı, onlara açmadı. İçinden, "Durumunuz pek kötüdür; anlattığınızı Allah daha iyi bilir" dedi

12:78
قَالُواْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡعَزِيزُ إِنَّ لَهُۥٓ أَبࣰ ا شَيۡخࣰ ا كَبِيرࣰ ا فَخُذۡ أَحَدَنَا مَكَانَهُۥٓۖ إِنَّا نَرَىٰكَ مِنَ ٱلۡمُحۡسِنِينَ
قَالُوا۟
dediler ki
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلْعَزِيزُ
vezir
إِنَّ
şüphesiz
لَهُۥٓ
onun vardır
أَبًۭا
babası
شَيْخًۭا
bir ihtiyar
كَبِيرًۭا
büyük
فَخُذْ
o yüzden al
أَحَدَنَا
(bizden) birimizi
مَكَانَهُۥٓ ۖ
onun yerine
إِنَّا
doğrusu biz
نَرَىٰكَ
seni görüyoruz
مِنَ
iyilik edenlerden
ٱلْمُحْسِنِينَ
the good-doers

Ali BulaçDediler ki: "Ey Vezir, gerçek şu ki, bunun yaşlı (ve) büyük bir babası var; onun yerine bizden birisini alıkoy. Doğrusu biz, seni iyilik yapanlardan görmekteyiz

Diyanet İşleri MealiKardeşleri: "Ey Vezir! Onun yaşlanmış, kocamış bir babası vardır. Bizden birini onun yerine al. Doğrusu biz senin iyi davrananlardan olduğunu görüyoruz" dediler

12:79
قَالَ مَعَاذَ ٱللَّهِ أَن نَّأۡخُذَ إِلَّا مَن وَجَدۡنَا مَتَٰعَنَا عِندَهُۥٓ إِنَّآ إِذࣰ ا لَّظَٰلِمُونَ
قَالَ
dedi
مَعَاذَ
sığınırız
ٱللَّهِ
Allah'a
أَن
almaktan
نَّأْخُذَ
we take
إِلَّا
başkasını
مَن
kimseden
وَجَدْنَا
bulduğumuz
مَتَـٰعَنَا
eşyamızı
عِندَهُۥٓ
yanında
إِنَّآ
yoksa biz
إِذًۭا
o zaman
لَّظَـٰلِمُونَ
zulmedenler (oluruz)

Ali BulaçDedi ki: "Eşyamızı kendisinde bulduğumuzun dışında, birisini alıkoymamızdan Allah'a sığınırız. Yoksa bu durumda kuşkusuz biz zalim oluruz

Diyanet İşleri MealiMaazallah! Biz, malımızı kimde bulmuşsak ancak onu alıkoruz, yoksa haksızlık etmiş oluruz" dedi

12:80
فَلَمَّا ٱسۡتَيۡـَٔسُواْ مِنۡهُ خَلَصُواْ نَجِيࣰّ اۖ قَالَ كَبِيرُهُمۡ أَلَمۡ تَعۡلَمُوٓاْ أَنَّ أَبَاكُمۡ قَدۡ أَخَذَ عَلَيۡكُم مَّوۡثِقࣰ ا مِّنَ ٱللَّهِ وَمِن قَبۡلُ مَا فَرَّطتُمۡ فِي يُوسُفَۖ فَلَنۡ أَبۡرَحَ ٱلۡأَرۡضَ حَتَّىٰ يَأۡذَنَ لِيٓ أَبِيٓ أَوۡ يَحۡكُمَ ٱللَّهُ لِيۖ وَهُوَ خَيۡرُ ٱلۡحَٰكِمِينَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
ٱسْتَيْـَٔسُوا۟
umudu kesince
مِنْهُ
ondan
خَلَصُوا۟
(bir kenara) çekildiler
نَجِيًّۭا ۖ
fısıldaşarak
قَالَ
dedi ki
كَبِيرُهُمْ
büyükleri
أَلَمْ
bilmiyor musunuz?
تَعْلَمُوٓا۟
you know
أَنَّ
ki
أَبَاكُمْ
babanız
قَدْ
muhakkak
أَخَذَ
aldı
عَلَيْكُم
sizden
مَّوْثِقًۭا
kesin söz
مِّنَ
(adına)
ٱللَّهِ
Allah
وَمِن
ve
قَبْلُ
daha önce
مَا
işlediğiniz
فَرَّطتُمْ
kusurunuz
فِى
hakkında
يُوسُفَ ۖ
Yusuf
فَلَنْ
asla
أَبْرَحَ
ayrılmayacağım
ٱلْأَرْضَ
bu yerden
حَتَّىٰ
kadar
يَأْذَنَ
izin verinceye
لِىٓ
bana
أَبِىٓ
babam
أَوْ
yahut
يَحْكُمَ
hükmedinceye
ٱللَّهُ
Allah
لِى ۖ
benim için
وَهُوَ
ve O
خَيْرُ
en iyisidir
ٱلْحَـٰكِمِينَ
hükmedenlerin

Ali BulaçOndan umutlarını kestikleri zaman, (durumu) kendi aralarında görüşmek üzere bir yana çekildiler. Onların büyükleri dedi ki: "Babanızın size karşı Allah adına kesin bir söz aldığını ve daha önce Yusuf konusunda yaptığımız aşırılığı (işlediğimiz suçu) bilmiyor musunuz? Artık (bundan böyle) ben, ya babam bana izin verinceye veya Allah bana ilişkin hüküm verinceye kadar (bu) yerden kesin olarak ayrılamam. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır

Diyanet İşleri MealiÜmidsizliğe düşünce, konuşmak üzere bir kenara çekildiler. Büyükleri şöyle dedi: "Babanızın Allah'a karşı sizden bir söz aldığını, daha önce Yusuf meselesinde de ileri gittiğinizi bilmiyor musunuz? Artık babam bana izin verene veya Allah hakkımda hüküm verene kadar ki O, hükmedenlerin en iyisidir bu yerden ayrılmayacağım. Siz dönün, babanıza gidin ve deyin ki: Ey Babamız! Senin oğlun hırsızlık yaptı, bu bildiğimizden başka bir şey görmedik; görülmeyeni de bilmeyiz; bulunduğumuz kasabanın halkına ve beraberinde olduğumuz kervana da sorabilirsin; biz şüphesiz doğru söylüyoruz

12:81 📚 3
ٱرۡجِعُوٓاْ إِلَىٰٓ أَبِيكُمۡ فَقُولُواْ يَٰٓأَبَانَآ إِنَّ ٱبۡنَكَ سَرَقَ وَمَا شَهِدۡنَآ إِلَّا بِمَا عَلِمۡنَا وَمَا كُنَّا لِلۡغَيۡبِ حَٰفِظِينَ
ٱرْجِعُوٓا۟
dönün
إِلَىٰٓ
babanıza
أَبِيكُمْ
your father
فَقُولُوا۟
deyin ki
يَـٰٓأَبَانَآ
Ey babamız
إِنَّ
şüphesiz
ٱبْنَكَ
oğlun
سَرَقَ
hırsızlık etti
وَمَا
değiliz
شَهِدْنَآ
biz şahid
إِلَّا
dışındakine
بِمَا
şeyin
عَلِمْنَا
bildiğimiz
وَمَا
ve
كُنَّا
biz değiliz
لِلْغَيْبِ
gaybın
حَـٰفِظِينَ
muhafızları

Ali BulaçDönün babanıza ve deyin ki: '-Ey babamız, senin oğlun gerçekten hırsızlık etti. Biz, bildiğimizden başkasına şahitlik etmedik. Biz gaybın kollayıcıları değiliz

Diyanet İşleri MealiYakup: "Sizi nefsiniz bir iş yapmaya sürükledi, artık bana güzelce sabır gerekir; belki Allah hepsini birden bana getirecektir, çünkü O bilendir, hakimdir" dedi

12:82 📚 2
وَسۡـَٔلِ ٱلۡقَرۡيَةَ ٱلَّتِي كُنَّا فِيهَا وَٱلۡعِيرَ ٱلَّتِيٓ أَقۡبَلۡنَا فِيهَاۖ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ
وَسْـَٔلِ
(istersen) sor
ٱلْقَرْيَةَ
kente
ٱلَّتِى
bulunduğumuz
كُنَّا
we were
فِيهَا
İçinde
وَٱلْعِيرَ
ve kervana
ٱلَّتِىٓ
geldiğimiz
أَقْبَلْنَا
we returned
فِيهَا ۖ
İçinde
وَإِنَّا
ve biz
لَصَـٰدِقُونَ
doğru söylüyoruz

Ali Bulaçİçinde (yaşamakta) olduğumuz şehre sor, hem kendisinde geldiğimiz kervana da. Biz gerçekten doğruyu söyleyenleriz

Diyanet İşleri MealiOnlara sırt çevirdi, "Vah, Yusuf'a yazık oldu!" dedi ve üzüntüden gözlerine ak düştü. Artık acısını içinde saklıyordu

12:83 📚 3
قَالَ بَلۡ سَوَّلَتۡ لَكُمۡ أَنفُسُكُمۡ أَمۡرࣰ اۖ فَصَبۡرࣱ جَمِيلٌۖ عَسَى ٱللَّهُ أَن يَأۡتِيَنِي بِهِمۡ جَمِيعًاۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡعَلِيمُ ٱلۡحَكِيمُ
قَالَ
dedi
بَلْ
herhalde
سَوَّلَتْ
süsledi
لَكُمْ
size
أَنفُسُكُمْ
nefisleriniz
أَمْرًۭا ۖ
bir işi
فَصَبْرٌۭ
artık sabretmek gerek
جَمِيلٌ ۖ
güzelce
عَسَى
belki de
ٱللَّهُ
Allah
أَن
bana getirir
يَأْتِيَنِى
will bring them to me
بِهِمْ
onların
جَمِيعًا ۚ
hepsini
إِنَّهُۥ
çünkü o
هُوَ
O
ٱلْعَلِيمُ
bilendir
ٱلْحَكِيمُ
herşeyi hikmetle yapandır

Ali Bulaç(Şehre dönüp durumu babalarına aktarınca o:) "Hayır" dedi. "Nefsiniz sizi yanıltıp (böyle) bir işe sürüklemiş. Bundan sonra (bana düşen) güzel bir sabırdır. Umulur ki Allah (pek yakın bir gelecekte) onların tümünü bana getirir. Çünkü O, bilenin, hüküm ve hikmet sahibi olanın Kendisi'dir

Diyanet İşleri MealiOnlara sırt çevirdi, "Vah, Yusuf'a yazık oldu!" dedi ve üzüntüden gözlerine ak düştü. Artık acısını içinde saklıyordu

12:84 📚 1
وَتَوَلَّىٰ عَنۡهُمۡ وَقَالَ يَٰٓأَسَفَىٰ عَلَىٰ يُوسُفَ وَٱبۡيَضَّتۡ عَيۡنَاهُ مِنَ ٱلۡحُزۡنِ فَهُوَ كَظِيمࣱ‏
وَتَوَلَّىٰ
ve yüzünü çevirdi
عَنْهُمْ
onlardan
وَقَالَ
ve dedi
يَـٰٓأَسَفَىٰ
Ey kederim
عَلَىٰ
üzerindeki
يُوسُفَ
Yusuf
وَٱبْيَضَّتْ
ve ağardı
عَيْنَاهُ
gözleri
مِنَ
kederden
ٱلْحُزْنِ
the grief
فَهُوَ
O
كَظِيمٌۭ
yutkunuyordu

Ali BulaçVe onlardan yüz(ünü) çevirdi ve: "Ey Yusuf'a karşı (artan dayanılmaz) kahrım" dedi ve gözleri üzüntüsünden (ağardıkça) ağardı. Ki yutkundukça yutkunuyordu

Diyanet İşleri MealiOnlara sırt çevirdi, "Vah, Yusuf'a yazık oldu!" dedi ve üzüntüden gözlerine ak düştü. Artık acısını içinde saklıyordu

12:85
قَالُواْ تَٱللَّهِ تَفۡتَؤُاْ تَذۡكُرُ يُوسُفَ حَتَّىٰ تَكُونَ حَرَضًا أَوۡ تَكُونَ مِنَ ٱلۡهَٰلِكِينَ
قَالُوا۟
dediler ki
تَٱللَّهِ
Vallahi
تَفْتَؤُا۟
sen hâlâ
تَذْكُرُ
anıyorsun
يُوسُفَ
Yusuf'u
حَتَّىٰ
sonunda
تَكُونَ
olacaksın
حَرَضًا
hasta
أَوْ
yahut
تَكُونَ
olacaksın
مِنَ
helak olanlardan
ٱلْهَـٰلِكِينَ
those who perish

Ali BulaçAllah adına, hayret" dediler. "Hala Yusuf'u anıp durmaktasın. Sonunda (ya kahrından) hastalanacaksın ya da helake uğrayanlardan olacaksın

Diyanet İşleri MealiAllah'a yemin ederiz ki, Yusuf'u anıp durman seni bitkin düşürecek veya helak olacaksın" dediler

12:86
قَالَ إِنَّمَآ أَشۡكُواْ بَثِّي وَحُزۡنِيٓ إِلَى ٱللَّهِ وَأَعۡلَمُ مِنَ ٱللَّهِ مَا لَا تَعۡلَمُونَ
قَالَ
dedi
إِنَّمَآ
şüphesiz ben
أَشْكُوا۟
arz ederim
بَثِّى
üzüntümü
وَحُزْنِىٓ
ve tasamı
إِلَى
yalnız
ٱللَّهِ
Allah'a
وَأَعْلَمُ
ve bilirim
مِنَ
tarafından
ٱللَّهِ
Allah
مَا
şeyleri
لَا
sizin bilmediğiniz
تَعْلَمُونَ
you know

Ali BulaçDedi ki: "Ben, dayanılmaz kahrımı ve üzüntümü yalnızca Allah'a şikayet ediyorum. Ben Allah'tan (bir bilgi olarak) sizin bilmediğinizi de biliyorum

Diyanet İşleri MealiYakup: "Ben üzüntü ve tasamı yalnız Allah'a açarım. Allah katından, sizin bilmediklerinizi bilirim" dedi

12:87
يَٰبَنِيَّ ٱذۡهَبُواْ فَتَحَسَّسُواْ مِن يُوسُفَ وَأَخِيهِ وَلَا تَاْيۡـَٔسُواْ مِن رَّوۡحِ ٱللَّهِۖ إِنَّهُۥ لَا يَاْيۡـَٔسُ مِن رَّوۡحِ ٱللَّهِ إِلَّا ٱلۡقَوۡمُ ٱلۡكَٰفِرُونَ
يَـٰبَنِىَّ
ey oğullarım
ٱذْهَبُوا۟
gidin
فَتَحَسَّسُوا۟
araştırın
مِن
Yusuf'u
يُوسُفَ
Yusuf
وَأَخِيهِ
ve kardeşini
وَلَا
umut kesmeyin
تَا۟يْـَٔسُوا۟
despair
مِن
rahmetinden
رَّوْحِ
(the) Mercy of Allah
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ın
إِنَّهُۥ
zira
لَا
umut kesmez
يَا۟يْـَٔسُ
despairs
مِن
rahmetinden
رَّوْحِ
(the) Mercy of Allah
ٱللَّهِ
Allah'ın
إِلَّا
başkası
ٱلْقَوْمُ
kavimden
ٱلْكَـٰفِرُونَ
kafir

Ali BulaçOğullarım, gidin de Yusuf ile kardeşinden (duyarlı bir araştırmayla) bir haber getirin ve Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden umut kesmez

Diyanet İşleri MealiEy Oğullarım! Gidin, Yusuf'u ve kardeşini arayın. Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin; doğrusu kafirlerden başkası Allah'ın rahmetinden ümidini kesmez

12:88
فَلَمَّا دَخَلُواْ عَلَيۡهِ قَالُواْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡعَزِيزُ مَسَّنَا وَأَهۡلَنَا ٱلضُّرُّ وَجِئۡنَا بِبِضَٰعَةࣲ مُّزۡجَىٰةࣲ فَأَوۡفِ لَنَا ٱلۡكَيۡلَ وَتَصَدَّقۡ عَلَيۡنَآۖ إِنَّ ٱللَّهَ يَجۡزِي ٱلۡمُتَصَدِّقِينَ
فَلَمَّا
böylece
دَخَلُوا۟
girdiklerinde
عَلَيْهِ
onun huzuruna
قَالُوا۟
dediler ki
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلْعَزِيزُ
vezir
مَسَّنَا
bize dokundu
وَأَهْلَنَا
ve çocuklarımıza
ٱلضُّرُّ
darlık
وَجِئْنَا
ve geldik
بِبِضَـٰعَةٍۢ
bir sermaye ile
مُّزْجَىٰةٍۢ
değersiz
فَأَوْفِ
tam ver
لَنَا
bize
ٱلْكَيْلَ
ölçyü
وَتَصَدَّقْ
ve tasadduk eyle
عَلَيْنَآ ۖ
bize
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
يَجْزِى
mükafatlandırır
ٱلْمُتَصَدِّقِينَ
tasadduk edenleri

Ali BulaçBöylece onun (Yusuf'un) huzuruna girdikleri zaman, dediler ki: "Ey Vezir, bize ve ailemize şiddetli bir darlık dokundu; önemi olmayan bir sermaye ile geldik. Bize artık (yine) ölçeği tam olarak ver ve bize ilave bir bağışta bulun. Şüphesiz Allah, tasaddukta bulunanlara karşılığını verir

Diyanet İşleri MealiKardeşleri vezirin yanına vardıklarında: "Ey Vezir! Biz ve çoluk çocuğumuz darlığa uğradık; pek değersiz bir malla geldik; ölçeği bize tam yap ve sadaka ver; Allah sadaka verenleri şüphesiz mükafatlandırır" dediler

12:89 📚 1
قَالَ هَلۡ عَلِمۡتُم مَّا فَعَلۡتُم بِيُوسُفَ وَأَخِيهِ إِذۡ أَنتُمۡ جَٰهِلُونَ
قَالَ
dedi ki
هَلْ
mi?
عَلِمْتُم
bildiniz
مَّا
neler
فَعَلْتُم
yaptığınızı
بِيُوسُفَ
Yusuf'a
وَأَخِيهِ
ve kardeşine
إِذْ
iken
أَنتُمْ
sizler
جَـٰهِلُونَ
cahiller

Ali Bulaç(Yusuf) Dedi ki: "Sizler, cahiller iken Yusuf'a ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz

Diyanet İşleri MealiSiz, Yusuf ve kardeşine bilmeden neler yaptığınızın farkında mısınız?" dedi

12:90 📚 3
قَالُوٓاْ أَءِنَّكَ لَأَنتَ يُوسُفُۖ قَالَ أَنَا۠ يُوسُفُ وَهَٰذَآ أَخِيۖ قَدۡ مَنَّ ٱللَّهُ عَلَيۡنَآۖ إِنَّهُۥ مَن يَتَّقِ وَيَصۡبِرۡ فَإِنَّ ٱللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجۡرَ ٱلۡمُحۡسِنِينَ
قَالُوٓا۟
dediler
أَءِنَّكَ
yoksa sen misin?
لَأَنتَ
sen
يُوسُفُ ۖ
Yusuf
قَالَ
dedi
أَنَا۠
ben
يُوسُفُ
Yusuf'um
وَهَـٰذَآ
ve bu da
أَخِى ۖ
kardeşimdir
قَدْ
muhakkak
مَنَّ
lutfetti
ٱللَّهُ
Allah
عَلَيْنَآ ۖ
bize
إِنَّهُۥ
doğrusu o
مَن
kim
يَتَّقِ
korkarsa
وَيَصْبِرْ
ve sabrederse
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
zayi etmez
يُضِيعُ
let go waste
أَجْرَ
ecrini
ٱلْمُحْسِنِينَ
iyilik edenlerin

Ali BulaçSen gerçekten Yusuf musun, sensin öyle mi?" dediler. "Ben Yusuf'um" dedi. "Ve bu da kardeşimdir. Doğrusu Allah bize lütufta bulundu. Gerçek şu ki, kim sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah, iyilikte bulunanların karşılığını boşa çıkarmaz

Diyanet İşleri MealiYoksa sen Yusuf musun?" dediler. "Ben Yusuf'um, bu da kardeşim. Allah bize iyilikte bulundu; doğrusu kim kötülükten sakınır ve sabrederse bilsin ki Allah iyi davrananların ecrini katiyen zayi etmez" dedi

12:91
قَالُواْ تَٱللَّهِ لَقَدۡ ءَاثَرَكَ ٱللَّهُ عَلَيۡنَا وَإِن كُنَّا لَخَٰطِـِٔينَ
قَالُوا۟
dediler
تَٱللَّهِ
vallahi
لَقَدْ
doğrusu
ءَاثَرَكَ
seni üstün kıldı
ٱللَّهُ
Allah
عَلَيْنَا
bize
وَإِن
ve doğrusu
كُنَّا
biz
لَخَـٰطِـِٔينَ
suç işlemiştik

Ali BulaçDediler ki: "Allah adına, hayret, Allah seni gerçekten bize karşı tercih edip-seçmiştir ve biz de gerçekten hataya düşenler idik

Diyanet İşleri MealiAllah'a yemin ederiz ki, Allah seni bizden üstün tutmuştur; doğrusu biz suç işlemiştik" dediler

12:92 📚 5
قَالَ لَا تَثۡرِيبَ عَلَيۡكُمُ ٱلۡيَوۡمَۖ يَغۡفِرُ ٱللَّهُ لَكُمۡۖ وَهُوَ أَرۡحَمُ ٱلرَّٰحِمِينَ
قَالَ
dedi
لَا
yoktur
تَثْرِيبَ
kınama
عَلَيْكُمُ
size
ٱلْيَوْمَ ۖ
bugün
يَغْفِرُ
bağışlar
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمْ ۖ
sizi
وَهُوَ
ve O
أَرْحَمُ
en merhametlisidir
ٱلرَّٰحِمِينَ
merhametlilerin

Ali BulaçDedi ki: "Bugün size karşı sorgulama, kınama yoktur. Sizi Allah bağışlasın. O, merhametlilerin (en) merhametlisidir

Diyanet İşleri MealiYusuf: "Bugün azarlanacak değilsiniz, Allah sizi bağışlar. O, merhametlilerin merhametlisidir. Bu gömleğimi götürün, babamın yüzüne sürün, görmeğe başlar; bütün çoluk çocuğunuzla bana gelin" dedi

12:93
ٱذۡهَبُواْ بِقَمِيصِي هَٰذَا فَأَلۡقُوهُ عَلَىٰ وَجۡهِ أَبِي يَأۡتِ بَصِيرࣰ ا وَأۡتُونِي بِأَهۡلِكُمۡ أَجۡمَعِينَ
ٱذْهَبُوا۟
götürün
بِقَمِيصِى
benim gömleğimi
هَـٰذَا
şu
فَأَلْقُوهُ
koyun
عَلَىٰ
üzerine
وَجْهِ
yüzü
أَبِى
babamın
يَأْتِ
başlasın
بَصِيرًۭا
görmeye
وَأْتُونِى
ve bana gelin
بِأَهْلِكُمْ
ailenizle birlikte
أَجْمَعِينَ
bütün

Ali BulaçBu gömleğimle gidin de, babamın yüzüne sürün. Gözü (yine) görür hale gelir. Bütün ailenizi de bana getirin

Diyanet İşleri MealiYusuf: "Bugün azarlanacak değilsiniz, Allah sizi bağışlar. O, merhametlilerin merhametlisidir. Bu gömleğimi götürün, babamın yüzüne sürün, görmeğe başlar; bütün çoluk çocuğunuzla bana gelin" dedi

12:94 📚 1
وَلَمَّا فَصَلَتِ ٱلۡعِيرُ قَالَ أَبُوهُمۡ إِنِّي لَأَجِدُ رِيحَ يُوسُفَۖ لَوۡلَآ أَن تُفَنِّدُونِ
وَلَمَّا
ne zaman ki
فَصَلَتِ
ayrılınca
ٱلْعِيرُ
kervan
قَالَ
dedi ki
أَبُوهُمْ
babaları
إِنِّى
ben
لَأَجِدُ
alıyorum
رِيحَ
kokusunu
يُوسُفَ ۖ
Yusuf'un
لَوْلَآ
eğer
أَن
bana bunak demezseniz
تُفَنِّدُونِ
you think me weakened in mind

Ali BulaçKafile (Mısır'dan) ayrılmaya başladığı zaman, babaları dedi ki: "Eğer beni bunamış saymıyorsanız, inanın Yusuf'un kokusunu (burnumda tüter) buluyorum

Diyanet İşleri MealiKervan, memleketlerine dönmek üzere ayrıldığında, babaları: "Doğrusu ben Yusuf'un kokusunu duyuyorum; ne olur bana bunak demeyin" dedi

12:95
قَالُواْ تَٱللَّهِ إِنَّكَ لَفِي ضَلَٰلِكَ ٱلۡقَدِيمِ
قَالُوا۟
dediler
تَٱللَّهِ
vallahi
إِنَّكَ
elbette sen
لَفِى
içindesin
ضَلَـٰلِكَ
şaşkınlığının
ٱلْقَدِيمِ
eski

Ali BulaçAllah adına, hayret" dediler. "Sen hala geçmişteki yanlışlığındasın

Diyanet İşleri MealiÇevresindekiler: "Allah'a yemin ederiz ki sen, hala eski şaşkınlığındasın" dediler

12:96
فَلَمَّآ أَن جَآءَ ٱلۡبَشِيرُ أَلۡقَىٰهُ عَلَىٰ وَجۡهِهِۦ فَٱرۡتَدَّ بَصِيرࣰ اۖ قَالَ أَلَمۡ أَقُل لَّكُمۡ إِنِّيٓ أَعۡلَمُ مِنَ ٱللَّهِ مَا لَا تَعۡلَمُونَ
فَلَمَّآ
zaman
أَن
geldiği
جَآءَ
arrived
ٱلْبَشِيرُ
müjdeci
أَلْقَىٰهُ
koyunca
عَلَىٰ
üzerine
وَجْهِهِۦ
yüzü
فَٱرْتَدَّ
derhal
بَصِيرًۭا ۖ
görür oldu
قَالَ
dedi ki
أَلَمْ
demedim mi?
أَقُل
I say
لَّكُمْ
size
إِنِّىٓ
elbett ben
أَعْلَمُ
bilirim
مِنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
مَا
şeyleri
لَا
sizin bilmediğiniz
تَعْلَمُونَ
you know

Ali BulaçMüjdeci gelip de onu (gömleği) onun yüzüne sürdüğü zaman, gözü görür olarak (sağlığına) dönüverdi. (Yakub) Dedi ki: "Ben, size bilmediğinizi Allah'tan gerçekten biliyorum demedim mi

Diyanet İşleri MealiMüjdeci gelip, gömleği Yakub'un yüzüne bırakınca, hemen gözleri açıldı. Bunun üzerine Yakub "Ben size, Allah katından sizin bilmediğinizi biliyorum dememiş miydim?" dedi

12:97
قَالُواْ يَٰٓأَبَانَا ٱسۡتَغۡفِرۡ لَنَا ذُنُوبَنَآ إِنَّا كُنَّا خَٰطِـِٔينَ
قَالُوا۟
dediler
يَـٰٓأَبَانَا
Ey babamız
ٱسْتَغْفِرْ
bağışlanmasını dile
لَنَا
bizim
ذُنُوبَنَآ
günahlarımızın
إِنَّا
gerçekten biz
كُنَّا
günah işledik
خَـٰطِـِٔينَ
sinners

Ali Bulaç(Çocukları da:) "Ey babamız, bizim için günahlarımızın bağışlanmasını dile. Biz gerçekten hataya düşenler idik" dediler

Diyanet İşleri MealiOğulları: "Ey Babamız! Suçlarımızın bağışlanmasını dile, bizler hiç şüphesiz suçluyuz" dediler

12:98
قَالَ سَوۡفَ أَسۡتَغۡفِرُ لَكُمۡ رَبِّيٓۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
قَالَ
dedi
سَوْفَ
(şimdi)
أَسْتَغْفِرُ
mağfiret dileyeceğim
لَكُمْ
sizin için
رَبِّىٓ ۖ
Rabbimden
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
هُوَ
O
ٱلْغَفُورُ
bağışlayandır
ٱلرَّحِيمُ
esirgeyendir

Ali Bulaçİlerde sizin için Rabbimden bağışlanma dilerim. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir" dedi

Diyanet İşleri MealiYakub: "Rabbim'den bağışlanmanızı dileyeceğim; O şüphesiz bağışlar ve merhamet eder" dedi

12:99
فَلَمَّا دَخَلُواْ عَلَىٰ يُوسُفَ ءَاوَىٰٓ إِلَيۡهِ أَبَوَيۡهِ وَقَالَ ٱدۡخُلُواْ مِصۡرَ إِن شَآءَ ٱللَّهُ ءَامِنِينَ
فَلَمَّا
nihayet;
دَخَلُوا۟
vardıklarında
عَلَىٰ
yanına
يُوسُفَ
Yusuf'un
ءَاوَىٰٓ
çekip kucakladı
إِلَيْهِ
kendine
أَبَوَيْهِ
ana-babasını
وَقَالَ
ve dedi
ٱدْخُلُوا۟
girin
مِصْرَ
Mısır'a
إِن
dileğiyle
شَآءَ
Allah wills
ٱللَّهُ
Allah'ın
ءَامِنِينَ
güven içinde

Ali BulaçBöylece onlar (gelip) Yusuf'un yanına girdikleri zaman, anne ve babasını bağrına bastı ve dedi ki: "Allah'ın dilemesiyle Mısır'a güvenlik içinde giriniz

Diyanet İşleri MealiYusuf'un yanına geldiklerinde, o, anasını babasını bağrına bastı, "Allah'ın dileğince, güven içinde Mısır'da yerleşin" dedi

12:100 📚 1
وَرَفَعَ أَبَوَيۡهِ عَلَى ٱلۡعَرۡشِ وَخَرُّواْ لَهُۥ سُجَّدࣰ اۖ وَقَالَ يَٰٓأَبَتِ هَٰذَا تَأۡوِيلُ رُءۡيَٰيَ مِن قَبۡلُ قَدۡ جَعَلَهَا رَبِّي حَقࣰّ اۖ وَقَدۡ أَحۡسَنَ بِيٓ إِذۡ أَخۡرَجَنِي مِنَ ٱلسِّجۡنِ وَجَآءَ بِكُم مِّنَ ٱلۡبَدۡوِ مِنۢ بَعۡدِ أَن نَّزَغَ ٱلشَّيۡطَٰنُ بَيۡنِي وَبَيۡنَ إِخۡوَتِيٓۚ إِنَّ رَبِّي لَطِيفࣱ لِّمَا يَشَآءُۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡعَلِيمُ ٱلۡحَكِيمُ
وَرَفَعَ
ve çıkardı
أَبَوَيْهِ
ana-babasını
عَلَى
üstüne
ٱلْعَرْشِ
tahtın
وَخَرُّوا۟
ve hepsi kapandılar
لَهُۥ
onun için
سُجَّدًۭا ۖ
secdeye
وَقَالَ
ve dedi
يَـٰٓأَبَتِ
ey babacığım
هَـٰذَا
işte bu
تَأْوِيلُ
yorumudur
رُءْيَـٰىَ
rü'yanın
مِن
önceki
قَبْلُ
(of) before
قَدْ
muhakkak
جَعَلَهَا
onu yaptı
رَبِّى
Rabbim
حَقًّۭا ۖ
gerçek
وَقَدْ
ve gerçekten
أَحْسَنَ
iyilik etti
بِىٓ
bana
إِذْ
zira
أَخْرَجَنِى
beni çıkardı
مِنَ
zindandan
ٱلسِّجْنِ
the prison
وَجَآءَ
ve getirdi
بِكُم
sizi de
مِّنَ
çölden
ٱلْبَدْوِ
the bedouin life
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
أَن
fitne soktuktan
نَّزَغَ
had caused discord
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
بَيْنِى
aramıza
وَبَيْنَ
ve arasına
إِخْوَتِىٓ ۚ
kardeşlerim
إِنَّ
gerçekten
رَبِّى
Rabbim
لَطِيفٌۭ
çok ince düzenler
لِّمَا
şeyi
يَشَآءُ ۚ
dilediği
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
هُوَ
O
ٱلْعَلِيمُ
bilendir
ٱلْحَكِيمُ
her şeyi yerli yerince yapandır

Ali BulaçBabasını ve annesini tahta çıkarıp oturttu; onun için secdeye kapandılar. Dedi ki: "Ey Babam, bu, daha önceki rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim onu gerçek kıldı. Bana iyilik etti, çünkü beni zindandan çıkardı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra, (O,) çölden sizi getirdi. Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini pek ince düzenleyip tedbir edendi. Gerçekten bilen, hüküm ve hikmet sahibi O'dur

Diyanet İşleri MealiAna babasını tahtın üzerine oturttu, hepsi onun önünde (Allah'a secde edip) eğildiler. O zaman Yusuf: "Babacığım! İşte bu, vaktiyle gördüğüm rüyanın çıkışıdır; Rabbim onu gerçekleştirdi. Şeytan, benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra, beni hapisten çıkaran, sizi çölden getiren Rabbim bana pek çok iyilikte bulundu. Doğrusu Rabbim dilediğine lütufkardır, O şüphesiz bilendir, Hakim'dir" dedi

12:101 📚 2
۞رَبِّ قَدۡ ءَاتَيۡتَنِي مِنَ ٱلۡمُلۡكِ وَعَلَّمۡتَنِي مِن تَأۡوِيلِ ٱلۡأَحَادِيثِۚ فَاطِرَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ أَنتَ وَلِيِّۦ فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِۖ تَوَفَّنِي مُسۡلِمࣰ ا وَأَلۡحِقۡنِي بِٱلصَّٰلِحِينَ
۞ رَبِّ
Rabbim
قَدْ
gerçekten
ءَاتَيْتَنِى
bana verdin
مِنَ
mülk
ٱلْمُلْكِ
the sovereignty
وَعَلَّمْتَنِى
ve bana öğrettin
مِن
yorumunu
تَأْوِيلِ
the interpretation
ٱلْأَحَادِيثِ ۚ
düşlerin
فَاطِرَ
yaratıcısı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
أَنتَ
sensin
وَلِىِّۦ
benim velim
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا
the world
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ
ve ahirette
تَوَفَّنِى
beni öldür
مُسْلِمًۭا
müslüman olarak
وَأَلْحِقْنِى
ve beni kat
بِٱلصَّـٰلِحِينَ
iyilere

Ali BulaçRabbim, Sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkanını) verdin, sözlerin yorumundan (bir bilgi) öğrettin. Göklerin ve yerin Yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat

Diyanet İşleri MealiRabbim! Bana hükümranlık verdin, rüyaların yorumunu öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaradanı! Dünya ve ahirette işlerimi yoluna koyan sensin; benim canımı müslüman olarak al ve beni iyilere kat

12:102
ذَٰلِكَ مِنۡ أَنۢبَآءِ ٱلۡغَيۡبِ نُوحِيهِ إِلَيۡكَۖ وَمَا كُنتَ لَدَيۡهِمۡ إِذۡ أَجۡمَعُوٓاْ أَمۡرَهُمۡ وَهُمۡ يَمۡكُرُونَ
ذَٰلِكَ
bu
مِنْ
haberlerindendir
أَنۢبَآءِ
the news
ٱلْغَيْبِ
gayb
نُوحِيهِ
vahyettiğimiz
إِلَيْكَ ۖ
sana
وَمَا
değildin
كُنتَ
sen
لَدَيْهِمْ
onların yanında
إِذْ
zaman
أَجْمَعُوٓا۟
toplandıkları
أَمْرَهُمْ
yapacakları işleri için
وَهُمْ
ve onlar
يَمْكُرُونَ
tuzak kurarlarken

Ali BulaçBu, sana (ey Muhammed) vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar, (Yusuf'un kardeşleri) o hileli-düzeni kurarlarken, yapacakları işe topluca karar verdikleri zaman sen yanlarında değildin

Diyanet İşleri MealiSana böylece vahyettiklerimiz, gaybe ait haberlerdir. Onlar elbirliği edip düzen kurdukları zaman yanlarında değildin; sen ne kadar yürekten istersen iste, insanların çoğu inanmazlar

12:103
وَمَآ أَكۡثَرُ ٱلنَّاسِ وَلَوۡ حَرَصۡتَ بِمُؤۡمِنِينَ
وَمَآ
ve değildir
أَكْثَرُ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanların
وَلَوْ
ama
حَرَصْتَ
ne kadar istesen de
بِمُؤْمِنِينَ
inanacak

Ali BulaçSen şiddetle arzu etsen bile, insanların çoğu iman edecek değildir

Diyanet İşleri MealiSana böylece vahyettiklerimiz, gaybe ait haberlerdir. Onlar elbirliği edip düzen kurdukları zaman yanlarında değildin; sen ne kadar yürekten istersen iste, insanların çoğu inanmazlar

12:104
وَمَا تَسۡـَٔلُهُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۚ إِنۡ هُوَ إِلَّا ذِكۡرࣱ لِّلۡعَٰلَمِينَ
وَمَا
sen istemiyorsun
تَسْـَٔلُهُمْ
you ask them
عَلَيْهِ
buna karşılık
مِنْ
bir
أَجْرٍ ۚ
ücret
إِنْ
O
هُوَ
(is) it
إِلَّا
sadece
ذِكْرٌۭ
bir öğüttür
لِّلْعَـٰلَمِينَ
bütün alemler için

Ali BulaçOysa ki sen buna karşı onlardan bir ücret de istemiyorsun. O, alemler için yalnızca bir 'öğüt ve hatırlatmadır

Diyanet İşleri MealiOysa sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. Kuran, alemler için sadece bir öğüttür

12:105 📚 5
وَكَأَيِّن مِّنۡ ءَايَةࣲ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ يَمُرُّونَ عَلَيۡهَا وَهُمۡ عَنۡهَا مُعۡرِضُونَ
وَكَأَيِّن
nice var ki
مِّنْ
ayet(ler)
ءَايَةٍۢ
a Sign
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ
ve yerde
يَمُرُّونَ
uğrarlar da
عَلَيْهَا
yanlarına
وَهُمْ
ve onlar
عَنْهَا
ondan
مُعْرِضُونَ
yüzlerini çevirirler

Ali BulaçGöklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, üzerinden geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler

Diyanet İşleri MealiGöklerde ve yerde nice belgeler vardır ki, yanlarından yüzlerini çevirerek geçerler

12:106
وَمَا يُؤۡمِنُ أَكۡثَرُهُم بِٱللَّهِ إِلَّا وَهُم مُّشۡرِكُونَ
وَمَا
ve
يُؤْمِنُ
inanmazlar
أَكْثَرُهُم
onların çoğu
بِٱللَّهِ
Allah'a
إِلَّا
dışında
وَهُم
onlar
مُّشْرِكُونَ
ortak koşmaları

Ali BulaçOnların çoğu Allah'a iman etmezler de ancak şirk katıp-dururlar

Diyanet İşleri MealiOnların çoğu, ortak koşmadan Allah'a inanmazlar

12:107
أَفَأَمِنُوٓاْ أَن تَأۡتِيَهُمۡ غَٰشِيَةࣱ مِّنۡ عَذَابِ ٱللَّهِ أَوۡ تَأۡتِيَهُمُ ٱلسَّاعَةُ بَغۡتَةࣰ وَهُمۡ لَا يَشۡعُرُونَ
أَفَأَمِنُوٓا۟
onlar emin midirler?
أَن
kendilerine gelmeyeceğinden
تَأْتِيَهُمْ
comes to them
غَـٰشِيَةٌۭ
sargın bir belanın
مِّنْ
azabından
عَذَابِ
punishment
ٱللَّهِ
Alah'ın
أَوْ
veya
تَأْتِيَهُمُ
kendilerine gelmeyeceğinden
ٱلسَّاعَةُ
O sa'atin
بَغْتَةًۭ
ansızın
وَهُمْ
ve onlar
لَا
hiç
يَشْعُرُونَ
farkında değillerken

Ali BulaçŞimdi bunlar, kendilerine Allah'ın azabından kapsamlı bir bürümenin gelivermesinden veya onların hiç haberleri yokken kıyametin onlara apansız gelmesinden kendilerini güvende mi buldular

Diyanet İşleri MealiAllah tarafından, onları kuşatacak bir azaba uğramalarından veya farkına varmadan, kıyamet saatinin ansızın gelmesinden güvende midirler

12:108 📚 4
قُلۡ هَٰذِهِۦ سَبِيلِيٓ أَدۡعُوٓاْ إِلَى ٱللَّهِۚ عَلَىٰ بَصِيرَةٍ أَنَا۠ وَمَنِ ٱتَّبَعَنِيۖ وَسُبۡحَٰنَ ٱللَّهِ وَمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ
قُلْ
de ki
هَـٰذِهِۦ
işte budur
سَبِيلِىٓ
benim yolum
أَدْعُوٓا۟
da'vet ederim
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ ۚ
Allah
عَلَىٰ
basiretle
بَصِيرَةٍ
insight
أَنَا۠
ben
وَمَنِ
ve kimseler
ٱتَّبَعَنِى ۖ
bana uyan(lar)
وَسُبْحَـٰنَ
ve şanı yücedir
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَمَآ
ve değilim
أَنَا۠
ben
مِنَ
ortak koşanlardan
ٱلْمُشْرِكِينَ
the polytheists

Ali BulaçDe ki: "Bu, benim yolumdur. Bir basiret üzere Allah'a davet ederim; ben ve bana uyanlar da. Ve Allah'ı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Benim yolum budur; ben ve bana uyanlar bilerek insanları Allah'a çağırırız. Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Ben asla Allah'a eş koşanlardan değilim

12:109
وَمَآ أَرۡسَلۡنَا مِن قَبۡلِكَ إِلَّا رِجَالࣰ ا نُّوحِيٓ إِلَيۡهِم مِّنۡ أَهۡلِ ٱلۡقُرَىٰٓۗ أَفَلَمۡ يَسِيرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَيَنظُرُواْ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۗ وَلَدَارُ ٱلۡأٓخِرَةِ خَيۡرࣱ لِّلَّذِينَ ٱتَّقَوۡاْۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ
وَمَآ
göndermedik
أَرْسَلْنَا
We sent
مِن
senden önce
قَبْلِكَ
before you
إِلَّا
başka
رِجَالًۭا
erkeklerden
نُّوحِىٓ
vahyettiğimiz
إِلَيْهِم
kendilerine
مِّنْ
halkından
أَهْلِ
(the) people
ٱلْقُرَىٰٓ ۗ
kentler
أَفَلَمْ
hiç gezmediler mi?
يَسِيرُوا۟
they traveled
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
فَيَنظُرُوا۟
görsünler
كَيْفَ
nasıl
كَانَ
olduğunu
عَـٰقِبَةُ
sonunun
ٱلَّذِينَ
kimselerin
مِن
kendilerinden önceki
قَبْلِهِمْ ۗ
(were) before them
وَلَدَارُ
ve yurdu
ٱلْـَٔاخِرَةِ
ahiret
خَيْرٌۭ
daha iyidir
لِّلَّذِينَ
korunanlar için
ٱتَّقَوْا۟ ۗ
fear Allah
أَفَلَا
aklınızı kullanmıyor musunuz?
تَعْقِلُونَ
you use reason

Ali BulaçBiz senden önce, şehirler halkına kendilerine vahyettiğimiz kimseler dışında (başkalarını elçi olarak) göndermedik. Hiç yeryüzünde dolaşmıyorlar mı, ki kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görmüş olsunlar? Korkup-sakınanlar için ahiret yurdu elbette daha hayırlıdır. Siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz

Diyanet İşleri MealiSenden önce kasabalar halkından şüphesiz, kendilerine vahyettiğimiz bir takım insanlar gönderdik. Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden önce geçenlerin sonlarının ne olduğunu görsünler? Ahiret yurdu Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için hayırlıdır. Akletmez misiniz

12:110
حَتَّىٰٓ إِذَا ٱسۡتَيۡـَٔسَ ٱلرُّسُلُ وَظَنُّوٓاْ أَنَّهُمۡ قَدۡ كُذِبُواْ جَآءَهُمۡ نَصۡرُنَا فَنُجِّيَ مَن نَّشَآءُۖ وَلَا يُرَدُّ بَأۡسُنَا عَنِ ٱلۡقَوۡمِ ٱلۡمُجۡرِمِينَ
حَتَّىٰٓ
hatta
إِذَا
ne zaman ki
ٱسْتَيْـَٔسَ
umutlarını kestiler
ٱلرُّسُلُ
elçiler
وَظَنُّوٓا۟
ve sandılar
أَنَّهُمْ
kendilerinin
قَدْ
gerçekten
كُذِبُوا۟
yalanlandıklarını
جَآءَهُمْ
onlara geldi
نَصْرُنَا
yardımımız
فَنُجِّىَ
ve kurtarıldı
مَن
kimseler
نَّشَآءُ ۖ
dilediğimiz
وَلَا
asla
يُرَدُّ
geri çevrilmez
بَأْسُنَا
azabımız
عَنِ
topluluğundan
ٱلْقَوْمِ
the people
ٱلْمُجْرِمِينَ
suçlular

Ali BulaçÖyle ki elçiler, umutlarını kesip de, artık onların gerçekten yalanladıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmiştir; Biz kimi dilersek o kurtulmuştur. Suçlu-günahkarlar topluluğundan zorlu azabımız kesin olarak geri çevrilmeyecektir

Diyanet İşleri MealiÖyle ki, peygamberler ümitsizliğe düşüp, yalanlandıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmiştir. Böylece, istediğimizi kurtarırız. Azabımız suçlu milletten geri çevrilemeyecektir

12:111
لَقَدۡ كَانَ فِي قَصَصِهِمۡ عِبۡرَةࣱ لِّأُوْلِي ٱلۡأَلۡبَٰبِۗ مَا كَانَ حَدِيثࣰ ا يُفۡتَرَىٰ وَلَٰكِن تَصۡدِيقَ ٱلَّذِي بَيۡنَ يَدَيۡهِ وَتَفۡصِيلَ كُلِّ شَيۡءࣲ وَهُدࣰ ى وَرَحۡمَةࣰ لِّقَوۡمࣲ يُؤۡمِنُونَ
لَقَدْ
elbette
كَانَ
vardır
فِى
in
قَصَصِهِمْ
onların hikayelerinde
عِبْرَةٌۭ
ibret
لِّأُو۟لِى
sahipleri için
ٱلْأَلْبَـٰبِ ۗ
akıl
مَا
(bu) değildir
كَانَ
(it) is
حَدِيثًۭا
bir söz
يُفْتَرَىٰ
uydurulacak
وَلَـٰكِن
ancak
تَصْدِيقَ
doğrulanmasıdır
ٱلَّذِى
kimsenin
بَيْنَ
kendinden öncekinin
يَدَيْهِ
(was) before it
وَتَفْصِيلَ
ve açıklamasıdır
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şeyin
وَهُدًۭى
ve bir hidayettir
وَرَحْمَةًۭ
ve rahmettir
لِّقَوْمٍۢ
toplumlar için
يُؤْمِنُونَ
inanan

Ali BulaçAndolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır. (Bu Kur'an) düzüp uydurulacak bir söz değildir, ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, herşeyin 'çeşitli biçimlerde açıklaması' ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, peygamberlerin kıssalarında, aklı olanlar için ibretler vardır. Kuran uydurulabilen bir söz değildir. Fakat kendinden önceki Kitapları tasdik eden, inanan millete her şeyi açıklayan, doğru yolu gösteren bir rehber ve rahmettir

← Önceki Sonraki →

12. Yusuf Suresi | Anlam Arayışı