☪ Anlam Arayışı

26. Ash-Shu'araa سُورَةُ الشُّعَرَاءِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
26:1
طسٓمٓ
طسٓمٓ
Ta sin mim

Saheeh InternationalTa, Seen, Meem

Süleyman AteşTa sin mim

26:2
تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡمُبِينِ
تِلْكَ
şunlar
ءَايَـٰتُ
ayetleridir
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitabın
ٱلْمُبِينِ
apaçık

Saheeh InternationalThese are the verses of the clear Book

Süleyman AteşŞunlar o apaçık Kitabın ayetleridir

26:3
لَعَلَّكَ بَٰخِعࣱ نَّفۡسَكَ أَلَّا يَكُونُواْ مُؤۡمِنِينَ
لَعَلَّكَ
sen neredeyse
بَـٰخِعٌۭ
helak edeceksin
نَّفْسَكَ
kendini
أَلَّا
diye
يَكُونُوا۟
etmiyorlar
مُؤْمِنِينَ
iman

Saheeh InternationalPerhaps, [O Muhammad], you would kill yourself with grief that they will not be believers

Süleyman AteşHerhalde sen, inanmıyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin

26:4 📚 1
إِن نَّشَأۡ نُنَزِّلۡ عَلَيۡهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةࣰ فَظَلَّتۡ أَعۡنَٰقُهُمۡ لَهَا خَٰضِعِينَ
إِن
eğer
نَّشَأْ
dilesek
نُنَزِّلْ
indiririz
عَلَيْهِم
onların üzerine
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
ءَايَةًۭ
bir mu'cize
فَظَلَّتْ
ve oluverir
أَعْنَـٰقُهُمْ
boyunları
لَهَا
ona
خَـٰضِعِينَ
eğilip kalmış

Saheeh InternationalIf We willed, We could send down to them from the sky a sign for which their necks would remain humbled

Süleyman AteşDilesek onların üzerine gökten bir mu'cize indiririz de boyunları ona eğilir (inanırlar)

26:5
وَمَا يَأۡتِيهِم مِّن ذِكۡرࣲ مِّنَ ٱلرَّحۡمَٰنِ مُحۡدَثٍ إِلَّا كَانُواْ عَنۡهُ مُعۡرِضِينَ
وَمَا
ve
يَأْتِيهِم
onlara gelmez
مِّن
hiçbir
ذِكْرٍۢ
Zikir (uyarı)
مِّنَ
Rahmandan
ٱلرَّحْمَـٰنِ
the Most Gracious
مُحْدَثٍ
yeni
إِلَّا
olmadıkları
كَانُوا۟
they
عَنْهُ
ondan
مُعْرِضِينَ
yüz çevirici

Saheeh InternationalAnd no revelation comes to them anew from the Most Merciful except that they turn away from it

Süleyman AteşRahman'dan onlara hiçbir yeni Zikir (uyarı) gelmez ki, mutlaka ondan yüz çevirici olmasınlar

26:6
فَقَدۡ كَذَّبُواْ فَسَيَأۡتِيهِمۡ أَنۢبَٰٓؤُاْ مَا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ
فَقَدْ
şüphesiz
كَذَّبُوا۟
yalanladılar
فَسَيَأْتِيهِمْ
ama kendilerine gelecektir
أَنۢبَـٰٓؤُا۟
haberleri
مَا
şeyin
كَانُوا۟
oldukları
بِهِۦ
onunla
يَسْتَهْزِءُونَ
alay edip duruyor(lar)

Saheeh InternationalFor they have already denied, but there will come to them the news of that which they used to ridicule

Süleyman AteşYalanladılar ama, alay edip durdukları şeyin haberleri, yakında kendilerine gelecektir

26:7
أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ إِلَى ٱلۡأَرۡضِ كَمۡ أَنۢبَتۡنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوۡجࣲ كَرِيمٍ
أَوَلَمْ
bakmadılar mı?
يَرَوْا۟
they see
إِلَى
yeryüzüne
ٱلْأَرْضِ
the earth
كَمْ
kaç
أَنۢبَتْنَا
bitirmişizdir
فِيهَا
orada
مِن
çeşitten
كُلِّ
her
زَوْجٍۢ
çifti
كَرِيمٍ
güzel

Saheeh InternationalDid they not look at the earth - how much We have produced therein from every noble kind

Süleyman AteşYere bakmadılar mı orada her çeşit güzel çifti bitirmişiz

26:8
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَةًۭ ۖ
bir ibret
وَمَا
ama yine
كَانَ
değillerdir
أَكْثَرُهُم
çokları
مُّؤْمِنِينَ
inanıcı

Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers

Süleyman AteşŞüphesiz bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanıcı değillerdir

26:9 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
وَإِنَّ
ve şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
لَهُوَ
işte O
ٱلْعَزِيزُ
üstündür
ٱلرَّحِيمُ
merhamet edendir

Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur merhamet eden O'dur

26:10
وَإِذۡ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱئۡتِ ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
وَإِذْ
hani
نَادَىٰ
seslenmişti
رَبُّكَ
Rabbin
مُوسَىٰٓ
Musa'ya
أَنِ
diye
ٱئْتِ
git
ٱلْقَوْمَ
kavmine
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimler

Saheeh InternationalAnd [mention] when your Lord called Moses, [saying], "Go to the wrongdoing people

Süleyman AteşRabbin Musa'ya seslendi: "O zalim kavme git

26:11 📚 1
قَوۡمَ فِرۡعَوۡنَۚ أَلَا يَتَّقُونَ
قَوْمَ
kavmine
فِرْعَوْنَ ۚ
Fir'avn'ın
أَلَا
onlar korunmayacaklar mı?
يَتَّقُونَ
they fear

Saheeh InternationalThe people of Pharaoh. Will they not fear Allah

Süleyman AteşFir'avn'ın kavmine. Onlar (kötülüklerden) korunmayacaklar mı

26:12
قَالَ رَبِّ إِنِّيٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ
قَالَ
(Musa) dedi
رَبِّ
Rabbim
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
أَخَافُ
korkuyorum
أَن
diye
يُكَذِّبُونِ
beni yalanlayacaklar

Saheeh InternationalHe said, "My Lord, indeed I fear that they will deny me

Süleyman Ateş(Musa): "Rabbim, dedi, ben, onların beni yalanlayacaklarından korkuyorum

26:13
وَيَضِيقُ صَدۡرِي وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِي فَأَرۡسِلۡ إِلَىٰ هَٰرُونَ
وَيَضِيقُ
ve daralıyor
صَدْرِى
göğsüm
وَلَا
ve
يَنطَلِقُ
açılmıyor
لِسَانِى
dilim
فَأَرْسِلْ
onun için elçilik ver
إِلَىٰ
Harun'a da
هَـٰرُونَ
Harun

Saheeh InternationalAnd that my breast will tighten and my tongue will not be fluent, so send for Aaron

Süleyman AteşGöğsüm daralıyor, dilim açılmıyor (tutukluk yapıyor), onun için Harun'a da elçilik ver

26:14
وَلَهُمۡ عَلَيَّ ذَنۢبࣱ فَأَخَافُ أَن يَقۡتُلُونِ
وَلَهُمْ
ve onların var
عَلَىَّ
bana yükledikleri
ذَنۢبٌۭ
bir suç
فَأَخَافُ
korkuyorum
أَن
diye
يَقْتُلُونِ
beni öldürecekler

Saheeh InternationalAnd they have upon me a [claim due to] sin, so I fear that they will kill me

Süleyman AteşHem benim üzerimde onlara karşı işlediğim bir günah da var (onlardan bir adam öldürmüştüm); onların beni öldürmelerinden korkuyorum

26:15
قَالَ كَلَّاۖ فَٱذۡهَبَا بِـَٔايَٰتِنَآۖ إِنَّا مَعَكُم مُّسۡتَمِعُونَ
قَالَ
(Allah) dedi
كَلَّا ۖ
hayır
فَٱذْهَبَا
ikiniz de gidin
بِـَٔايَـٰتِنَآ ۖ
ayetlerimizle
إِنَّا
şüphesiz biz
مَعَكُم
sizinle beraberiz
مُّسْتَمِعُونَ
dinliyoruz

Saheeh International[Allah] said, "No. Go both of you with Our signs; indeed, We are with you, listening

Süleyman Ateş(Allah): "Hayır, dedi, ikiniz de ayetlerimizle gidin, biz sizinle beraberiz, (aranızda geçecekleri) dinliyoruz

26:16
فَأۡتِيَا فِرۡعَوۡنَ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
فَأْتِيَا
gidin ikiniz
فِرْعَوْنَ
Fir'avn'e
فَقُولَآ
ve deyin ki
إِنَّا
gerçekten biz
رَسُولُ
elçisiyiz
رَبِّ
Rabbinin
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Saheeh InternationalGo to Pharaoh and say, 'We are the messengers of the Lord of the worlds

Süleyman AteşFir'avn'e giderek deyin ki: Biz alemlerin Rabbinin elçisiyiz

26:17
أَنۡ أَرۡسِلۡ مَعَنَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ
أَنْ
gönder
أَرْسِلْ
send
مَعَنَا
bizimle beraber
بَنِىٓ
oğullarını
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail

Saheeh International[Commanded to say], "Send with us the Children of Israel

Süleyman Ateşİsrail oğullarını bizimle beraber gönder

26:18
قَالَ أَلَمۡ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدࣰ ا وَلَبِثۡتَ فِينَا مِنۡ عُمُرِكَ سِنِينَ
قَالَ
(Fir'avn) dedi ki
أَلَمْ
biz seni yetiştirmedik mi?
نُرَبِّكَ
we bring you up
فِينَا
içimizden
وَلِيدًۭا
bir çocuk olarak
وَلَبِثْتَ
ve kalmadın mı?
فِينَا
aramızda
مِنْ
ömründen
عُمُرِكَ
your life
سِنِينَ
nice yıllar

Saheeh International[Pharaoh] said, "Did we not raise you among us as a child, and you remained among us for years of your life

Süleyman Ateş(Gittiler, Allah'ın emrini duyurdular. Fir'avn) Dedi ki: "Biz seni, içimizden bir çocuk olarak yetiştirmedik mi? Ömründe nice yıllar aramızda kalmadın mı

26:19
وَفَعَلۡتَ فَعۡلَتَكَ ٱلَّتِي فَعَلۡتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلۡكَٰفِرِينَ
وَفَعَلْتَ
ve yaptın
فَعْلَتَكَ
yaptığın
ٱلَّتِى
o (kötü) işi
فَعَلْتَ
you did
وَأَنتَ
ve sen
مِنَ
nankörlerden(sin)
ٱلْكَـٰفِرِينَ
the ungrateful

Saheeh InternationalAnd [then] you did your deed which you did, and you were of the ungrateful

Süleyman AteşVe sonunda o yaptığını da yaptın, sen nankörlerden birisin

26:20
قَالَ فَعَلۡتُهَآ إِذࣰ ا وَأَنَا۠ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ
قَالَ
(Musa) dedi
فَعَلْتُهَآ
onu yaptığım
إِذًۭا
zaman
وَأَنَا۠
ben
مِنَ
dalalette idim
ٱلضَّآلِّينَ
those who are astray

Saheeh International[Moses] said, "I did it, then, while I was of those astray

Süleyman Ateş(Musa): "Onu yaptığım zaman sapıklardan idim" dedi

26:21
فَفَرَرۡتُ مِنكُمۡ لَمَّا خِفۡتُكُمۡ فَوَهَبَ لِي رَبِّي حُكۡمࣰ ا وَجَعَلَنِي مِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
فَفَرَرْتُ
kaçtım
مِنكُمْ
aranızdan
لَمَّا
sizden korkunca
خِفْتُكُمْ
I feared you
فَوَهَبَ
sonra verdi
لِى
bana
رَبِّى
Rabbim
حُكْمًۭا
hükümdarlık
وَجَعَلَنِى
ve beni yaptı
مِنَ
elçilerden
ٱلْمُرْسَلِينَ
the Messengers

Saheeh InternationalSo I fled from you when I feared you. Then my Lord granted me wisdom and prophethood and appointed me [as one] of the messengers

Süleyman AteşSizden korkunca aranızdan kaçtım, sonra Rabbim bana hükümdarlık verdi ve beni elçilerden yaptı

26:22
وَتِلۡكَ نِعۡمَةࣱ تَمُنُّهَا عَلَيَّ أَنۡ عَبَّدتَّ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ
وَتِلْكَ
ve işte
نِعْمَةٌۭ
ni'met
تَمُنُّهَا
kaktığın
عَلَىَّ
başıma
أَنْ
(yüzündendir)
عَبَّدتَّ
köle yapman
بَنِىٓ
oğullarını
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail

Saheeh InternationalAnd is this a favor of which you remind me - that you have enslaved the Children of Israel

Süleyman AteşO başıma kaktığın ni'met de İsrail oğullarını köle yapman(yüzünden)dir. (Onları köle diye kullanıp erkek çocuklarını kesmeseydin, senin eline düşmezdim)

26:23
قَالَ فِرۡعَوۡنُ وَمَا رَبُّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
قَالَ
dedi ki
فِرْعَوْنُ
Fir'avn
وَمَا
nedir?
رَبُّ
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Saheeh InternationalSaid Pharaoh, "And what is the Lord of the worlds

Süleyman AteşFir'avn dedi ki: "(Ey Musa) alemlerin Rabbi nedir

26:24 📚 1
قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَآۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ
قَالَ
dedi ki
رَبُّ
Rabbidir
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
وَمَا
ve olanların
بَيْنَهُمَآ ۖ
ikisi arasında
إِن
eğer
كُنتُم
iseniz
مُّوقِنِينَ
gerçekten inanan kimseler

Saheeh International[Moses] said, "The Lord of the heavens and earth and that between them, if you should be convinced

Süleyman Ateş(Musa): "Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanan kimseler iseniz (bunu anlarsınız)," dedi

26:25
قَالَ لِمَنۡ حَوۡلَهُۥٓ أَلَا تَسۡتَمِعُونَ
قَالَ
(Fir'avn) dedi
لِمَنْ
kimselere
حَوْلَهُۥٓ
çevresinde bulunan
أَلَا
işitiyor musunuz?
تَسْتَمِعُونَ
you hear

Saheeh International[Pharaoh] said to those around him, "Do you not hear

Süleyman Ateş(Fir'avn): Çevresinde bulunanlara: "İşitiyor musunuz?" dedi

26:26
قَالَ رَبُّكُمۡ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلۡأَوَّلِينَ
قَالَ
(Musa) dedi
رَبُّكُمْ
sizin Rabbinizdir
وَرَبُّ
ve Rabbidir
ءَابَآئِكُمُ
atalarınızın
ٱلْأَوَّلِينَ
önceki

Saheeh International[Moses] said, "Your Lord and the Lord of your first forefathers

Süleyman Ateş(Musa): "O sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir" dedi

26:27 📚 1
قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِيٓ أُرۡسِلَ إِلَيۡكُمۡ لَمَجۡنُونࣱ‏
قَالَ
(Fir'avn) dedi
إِنَّ
şüphesiz
رَسُولَكُمُ
elçiniz
ٱلَّذِىٓ
gönderilen
أُرْسِلَ
has been sent
إِلَيْكُمْ
size
لَمَجْنُونٌۭ
mutlaka delidir

Saheeh International[Pharaoh] said, "Indeed, your 'messenger' who has been sent to you is mad

Süleyman Ateş(Fir'avn): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi

26:28
قَالَ رَبُّ ٱلۡمَشۡرِقِ وَٱلۡمَغۡرِبِ وَمَا بَيۡنَهُمَآۖ إِن كُنتُمۡ تَعۡقِلُونَ
قَالَ
(Musa) dedi
رَبُّ
Rabbidir
ٱلْمَشْرِقِ
doğunun
وَٱلْمَغْرِبِ
ve batının
وَمَا
ve olanların
بَيْنَهُمَآ ۖ
bunlar arasında
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
تَعْقِلُونَ
düşünüyor

Saheeh International[Moses] said, "Lord of the east and the west and that between them, if you were to reason

Süleyman Ateş(Musa): "Eğer düşünürseniz O, doğunun batının ve bunlar arasında bulunanların da Rabbidir" dedi

26:29
قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذۡتَ إِلَٰهًا غَيۡرِي لَأَجۡعَلَنَّكَ مِنَ ٱلۡمَسۡجُونِينَ
قَالَ
(Fir'avn) dedi
لَئِنِ
andolsun ki eğer
ٱتَّخَذْتَ
edinirsen
إِلَـٰهًا
bir tanrı
غَيْرِى
benden başka
لَأَجْعَلَنَّكَ
seni mutlaka yapacağım
مِنَ
zindana atılanlardan
ٱلْمَسْجُونِينَ
those imprisoned

Saheeh International[Pharaoh] said, "If you take a god other than me, I will surely place you among those imprisoned

Süleyman Ateş(Fir'avn ey Musa): "Andolsun ki benden başka tanrı edinirsen, seni mutlaka zindana atılanlardan yapacağım" dedi

26:30
قَالَ أَوَلَوۡ جِئۡتُكَ بِشَيۡءࣲ مُّبِينࣲ‏
قَالَ
(Musa) dedi
أَوَلَوْ
sana getirsem de mi?
جِئْتُكَ
I bring you
بِشَىْءٍۢ
bir şey
مُّبِينٍۢ
apaçık

Saheeh International[Moses] said, "Even if I brought you proof manifest

Süleyman Ateş(Musa, peki): "Sana (doğruluğumu) kanıtlayan apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?" dedi

26:31
قَالَ فَأۡتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
قَالَ
(Fir'avn) dedi
فَأْتِ
getir
بِهِۦٓ
onu
إِن
eğer
كُنتَ
isen
مِنَ
doğrulardan
ٱلصَّـٰدِقِينَ
the truthful

Saheeh International[Pharaoh] said, "Then bring it, if you should be of the truthful

Süleyman Ateş(Fir'avn): "Eğer doğrulardansan onu getir (bakalım)," dedi

26:32
فَأَلۡقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ ثُعۡبَانࣱ مُّبِينࣱ‏
فَأَلْقَىٰ
sonra attı
عَصَاهُ
asasını
فَإِذَا
bir de (baktılar ki)
هِىَ
o
ثُعْبَانٌۭ
bir ejderha
مُّبِينٌۭ
apaçık

Saheeh InternationalSo [Moses] threw his staff, and suddenly it was a serpent manifest

Süleyman Ateş(Musa), asasını attı, bir de (baktılar ki) o apaçık bir ejderha

26:33
وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِيَ بَيۡضَآءُ لِلنَّٰظِرِينَ
وَنَزَعَ
ve çıkardı
يَدَهُۥ
elini
فَإِذَا
işte
هِىَ
o (da)
بَيْضَآءُ
parıl parıl parlıyor(du)
لِلنَّـٰظِرِينَ
bakanlara

Saheeh InternationalAnd he drew out his hand; thereupon it was white for the observers

Süleyman AteşElini (koltuğunun altından) çıkardı; o da, bakanlara parıl parıl parlayan bir şey oluverdi

26:34
قَالَ لِلۡمَلَإِ حَوۡلَهُۥٓ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمࣱ‏
قَالَ
(Fir'avn) dedi
لِلْمَلَإِ
ileri gelenlere
حَوْلَهُۥٓ
çevresindeki
إِنَّ
şüphesiz
هَـٰذَا
bu
لَسَـٰحِرٌ
bir büyücüdür
عَلِيمٌۭ
bilen

Saheeh International[Pharaoh] said to the eminent ones around him, "Indeed, this is a learned magician

Süleyman Ateş(Fir'avn), çevresindeki ileri gelenlere: "Bu dedi, bilgin bir büyücüdür

26:35
يُرِيدُ أَن يُخۡرِجَكُم مِّنۡ أَرۡضِكُم بِسِحۡرِهِۦ فَمَاذَا تَأۡمُرُونَ
يُرِيدُ
istiyor
أَن
sizi çıkarmak
يُخْرِجَكُم
drive you out
مِّنْ
toprağınızdan
أَرْضِكُم
your land
بِسِحْرِهِۦ
büyüsüyle
فَمَاذَا
o halde ne?
تَأْمُرُونَ
buyurursunuz

Saheeh InternationalHe wants to drive you out of your land by his magic, so what do you advise

Süleyman AteşBüyüsüyle sizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz

26:36
قَالُوٓاْ أَرۡجِهۡ وَأَخَاهُ وَٱبۡعَثۡ فِي ٱلۡمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ
قَالُوٓا۟
dediler ki
أَرْجِهْ
onu beklet
وَأَخَاهُ
ve kardeşini
وَٱبْعَثْ
ve gönder
فِى
kentlere
ٱلْمَدَآئِنِ
the cities
حَـٰشِرِينَ
toplayıcılar

Saheeh InternationalThey said, "Postpone [the matter of] him and his brother and send among the cities gatherers

Süleyman AteşDediler ki: "Onu ve kardeşini eğle, kentlere toplayıcılar gönder

26:37
يَأۡتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمࣲ‏
يَأْتُوكَ
sana getirsinler
بِكُلِّ
bütün
سَحَّارٍ
büyücüleri
عَلِيمٍۢ
bilgin

Saheeh InternationalWho will bring you every learned, skilled magician

Süleyman AteşBütün bilgin büyücüleri sana getirsinler

26:38
فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَٰتِ يَوۡمࣲ مَّعۡلُومࣲ‏
فَجُمِعَ
ve bir araya getirildi
ٱلسَّحَرَةُ
büyücüler
لِمِيقَـٰتِ
belirlenen vaktinde
يَوْمٍۢ
bir günün
مَّعْلُومٍۢ
belli

Saheeh InternationalSo the magicians were assembled for the appointment of a well-known day

Süleyman AteşDerken büyücüler belli bir günün belirlenen vaktinde bir araya getirildi

26:39
وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلۡ أَنتُم مُّجۡتَمِعُونَ
وَقِيلَ
ve denildi
لِلنَّاسِ
halka da
هَلْ
musunuz?
أَنتُم
siz de
مُّجْتَمِعُونَ
toplanıyor

Saheeh InternationalAnd it was said to the people, "Will you congregate

Süleyman AteşHalka da: "Siz de toplanır mısınız?" denildi

26:40
لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُواْ هُمُ ٱلۡغَٰلِبِينَ
لَعَلَّنَا
umarız ki
نَتَّبِعُ
onlara uyarız
ٱلسَّحَرَةَ
büyücülere
إِن
eğer
كَانُوا۟
ise
هُمُ
onlar
ٱلْغَـٰلِبِينَ
üstün gelirler

Saheeh InternationalThat we might follow the magicians if they are the predominant

Süleyman AteşUmarız ki büyücüler üstün gelirse biz de onlara uyarız

26:41
فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُواْ لِفِرۡعَوۡنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجۡرًا إِن كُنَّا نَحۡنُ ٱلۡغَٰلِبِينَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَ
geldi(ler)
ٱلسَّحَرَةُ
büyücüler
قَالُوا۟
dediler
لِفِرْعَوْنَ
Fir'avn'a
أَئِنَّ
var değil mi?
لَنَا
bize
لَأَجْرًا
bir ücret
إِن
eğer
كُنَّا
olursak
نَحْنُ
biz
ٱلْغَـٰلِبِينَ
üstün gelenler

Saheeh InternationalAnd when the magicians arrived, they said to Pharaoh, "Is there indeed for us a reward if we are the predominant

Süleyman AteşBüyücüler gelince Fir'avn'e: "Eğer üstün gelenler biz olursak, bize mutlaka bir ücret var değil mi?" dediler

26:42
قَالَ نَعَمۡ وَإِنَّكُمۡ إِذࣰ ا لَّمِنَ ٱلۡمُقَرَّبِينَ
قَالَ
dedi
نَعَمْ
evet
وَإِنَّكُمْ
şüphesiz siz
إِذًۭا
o takdirde
لَّمِنَ
yakınlardan olacaksınız
ٱلْمُقَرَّبِينَ
the ones who are brought near

Saheeh InternationalHe said, "Yes, and indeed, you will then be of those near [to me]

Süleyman AteşEvet dedi, hem o takdirde siz (bana) yakınlardan olacaksınız

26:43
قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلۡقُواْ مَآ أَنتُم مُّلۡقُونَ
قَالَ
dedi
لَهُم
onlara
مُّوسَىٰٓ
Musa
أَلْقُوا۟
atın
مَآ
şeyi
أَنتُم
siz
مُّلْقُونَ
atacağınız

Saheeh InternationalMoses said to them, "Throw whatever you will throw

Süleyman AteşMusa onlara: "Atacağınızı atın!" dedi

26:44
فَأَلۡقَوۡاْ حِبَالَهُمۡ وَعِصِيَّهُمۡ وَقَالُواْ بِعِزَّةِ فِرۡعَوۡنَ إِنَّا لَنَحۡنُ ٱلۡغَٰلِبُونَ
فَأَلْقَوْا۟
sonra attılar
حِبَالَهُمْ
iplerini
وَعِصِيَّهُمْ
ve değneklerini
وَقَالُوا۟
ve dediler
بِعِزَّةِ
şerefine
فِرْعَوْنَ
Fir'avn'ın
إِنَّا
biz
لَنَحْنُ
elbette biz
ٱلْغَـٰلِبُونَ
galib geleceğiz

Saheeh InternationalSo they threw their ropes and their staffs and said, "By the might of Pharaoh, indeed it is we who are predominant

Süleyman Ateşİplerini ve değneklerini attılar ve "Fir'avn'ın şerefine biz, elbette biz galib geleceğiz" dediler

26:45
فَأَلۡقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ تَلۡقَفُ مَا يَأۡفِكُونَ
فَأَلْقَىٰ
attı
مُوسَىٰ
Musa
عَصَاهُ
asasını
فَإِذَا
birden
هِىَ
o
تَلْقَفُ
yutmağa başladı
مَا
şey(ler)i
يَأْفِكُونَ
onların uydurdukları

Saheeh InternationalThen Moses threw his staff, and at once it devoured what they falsified

Süleyman AteşMusa da asasını attı. Birden o, onların uydurduklarını yutmağa başladı

26:46
فَأُلۡقِيَ ٱلسَّحَرَةُ سَٰجِدِينَ
فَأُلْقِىَ
derhal kapandılar
ٱلسَّحَرَةُ
büyücüler
سَـٰجِدِينَ
secdeye

Saheeh InternationalSo the magicians fell down in prostration [to Allah]

Süleyman AteşDerhal büyücüler secdeye kapandılar

26:47
قَالُوٓاْ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
قَالُوٓا۟
dediler
ءَامَنَّا
inandık
بِرَبِّ
Rabbine
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Saheeh InternationalThey said, "We have believed in the Lord of the worlds

Süleyman AteşDediler: "Alemlerin Rabbine inandık

26:48
رَبِّ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
رَبِّ
Rabbine
مُوسَىٰ
Musa'nın
وَهَـٰرُونَ
ve Harun'un

Saheeh InternationalThe Lord of Moses and Aaron

Süleyman AteşMusa'nın ve Harun'un Rabbine

26:49
قَالَ ءَامَنتُمۡ لَهُۥ قَبۡلَ أَنۡ ءَاذَنَ لَكُمۡۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِي عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحۡرَ فَلَسَوۡفَ تَعۡلَمُونَۚ لَأُقَطِّعَنَّ أَيۡدِيَكُمۡ وَأَرۡجُلَكُم مِّنۡ خِلَٰفࣲ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمۡ أَجۡمَعِينَ
قَالَ
(Fir'avn) dedi
ءَامَنتُمْ
inandınız mı?
لَهُۥ
ona
قَبْلَ
önce
أَنْ
ben izin vermeden
ءَاذَنَ
I gave permission
لَكُمْ ۖ
size
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
لَكَبِيرُكُمُ
büyüğünüzdür
ٱلَّذِى
size öğreten
عَلَّمَكُمُ
has taught you
ٱلسِّحْرَ
büyüyü
فَلَسَوْفَ
öyleyse yakında
تَعْلَمُونَ ۚ
bileceksiniz
لَأُقَطِّعَنَّ
mutlaka keseceğim
أَيْدِيَكُمْ
ellerinizi
وَأَرْجُلَكُم
ve ayaklarınızı
مِّنْ
çapraz olarak
خِلَـٰفٍۢ
opposite sides
وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ
ve asacağım
أَجْمَعِينَ
hepinizi

Saheeh International[Pharaoh] said, "You believed Moses before I gave you permission. Indeed, he is your leader who has taught you magic, but you are going to know. I will surely cut off your hands and your feet on opposite sides, and I will surely crucify you all

Süleyman Ateş(Fir'avn) dedi: "Ben size izin vermeden mi ona inandınız? O, size büyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse (size ne yapacağımı) yakında bileceksiniz: Ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve hepinizi asacağım

26:50
قَالُواْ لَا ضَيۡرَۖ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ
قَالُوا۟
dediler
لَا
yok
ضَيْرَ ۖ
zarar
إِنَّآ
muhakkak biz
إِلَىٰ
Rabbimize
رَبِّنَا
our Lord
مُنقَلِبُونَ
döneceğiz

Saheeh InternationalThey said, "No harm. Indeed, to our Lord we will return

Süleyman AteşZararı yok, dediler, (nasıl olsa) biz Rabbimize döneceğiz

26:51 📚 1
إِنَّا نَطۡمَعُ أَن يَغۡفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَٰيَٰنَآ أَن كُنَّآ أَوَّلَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
إِنَّا
şüphesiz biz
نَطْمَعُ
umarız
أَن
bağışlayacağını
يَغْفِرَ
will forgive
لَنَا
bizi
رَبُّنَا
Rabbimizin
خَطَـٰيَـٰنَآ
hatalarımızı
أَن
için
كُنَّآ
olduğumuz
أَوَّلَ
ilk
ٱلْمُؤْمِنِينَ
inananlar

Saheeh InternationalIndeed, we aspire that our Lord will forgive us our sins because we were the first of the believers

Süleyman AteşBiz ilk inananlar olduğumuz için Rabbimizin, hatalarımızı bağışlayacağını umarız

26:52
۞وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنۡ أَسۡرِ بِعِبَادِيٓ إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ
۞ وَأَوْحَيْنَآ
ve vahyettik
إِلَىٰ
Musa'ya
مُوسَىٰٓ
Musa
أَنْ
diye
أَسْرِ
geceleyin yürüt
بِعِبَادِىٓ
kullarımı
إِنَّكُم
siz mutlaka
مُّتَّبَعُونَ
takibedileceksiniz

Saheeh InternationalAnd We inspired to Moses, "Travel by night with My servants; indeed, you will be pursued

Süleyman AteşMusa'ya: "Kullarımı geceleyin (Mısır'dan çıkar), yürüt; siz takibedileceksiniz." diye vahyettik

26:53
فَأَرۡسَلَ فِرۡعَوۡنُ فِي ٱلۡمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ
فَأَرْسَلَ
sonra gönderdi
فِرْعَوْنُ
Fir'avn
فِى
kentlere
ٱلْمَدَآئِنِ
the cities
حَـٰشِرِينَ
(asker) toplayıcılar

Saheeh InternationalThen Pharaoh sent among the cities gatherers

Süleyman AteşFir'avn, (İsrail oğullarının gittiğini duyunca) kentlere (asker) toplayıcılar gönderdi

26:54
إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَشِرۡذِمَةࣱ قَلِيلُونَ
إِنَّ
şüphesiz
هَـٰٓؤُلَآءِ
şunlar
لَشِرْذِمَةٌۭ
topluluktur
قَلِيلُونَ
az bir

Saheeh International[And said], "Indeed, those are but a small band

Süleyman AteşŞunlar, (şu İsrail oğulları), az bir topluluktur dedi

26:55
وَإِنَّهُمۡ لَنَا لَغَآئِظُونَ
وَإِنَّهُمْ
ve elbette onlar
لَنَا
bizi
لَغَآئِظُونَ
kızdırmaktadırlar

Saheeh InternationalAnd indeed, they are enraging us

Süleyman AteşBizi kızdırmaktadırlar

26:56
وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَٰذِرُونَ
وَإِنَّا
ve mutlaka biz;
لَجَمِيعٌ
bir cemaatiz
حَـٰذِرُونَ
ihtiyatlı

Saheeh InternationalAnd indeed, we are a cautious society

Süleyman AteşBiz, ihtiyatlı, koca bir cemaatiz

26:57
فَأَخۡرَجۡنَٰهُم مِّن جَنَّٰتࣲ وَعُيُونࣲ‏
فَأَخْرَجْنَـٰهُم
böylece biz onları çıkardık
مِّن
bahçeler(in)den
جَنَّـٰتٍۢ
gardens
وَعُيُونٍۢ
ve çeşmeler(inden)

Saheeh InternationalSo We removed them from gardens and springs

Süleyman AteşBöylece biz onları çıkardık: bahçeler(in)den, çeşmeler(in)den

26:58
وَكُنُوزࣲ وَمَقَامࣲ كَرِيمࣲ‏
وَكُنُوزٍۢ
ve hazineler(inden)
وَمَقَامٍۢ
ve yer(lerinden)
كَرِيمٍۢ
o güzel

Saheeh InternationalAnd treasures and honorable station

Süleyman AteşHazineler(in)den ve o güzel yer(lerin)den

26:59
كَذَٰلِكَۖ وَأَوۡرَثۡنَٰهَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ
كَذَٰلِكَ
böylece
وَأَوْرَثْنَـٰهَا
bunları miras yaptık
بَنِىٓ
oğullarına
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail

Saheeh InternationalThus. And We caused to inherit it the Children of Israel

Süleyman AteşBöylece bunları İsrail oğullarına miras yaptık

26:60
فَأَتۡبَعُوهُم مُّشۡرِقِينَ
فَأَتْبَعُوهُم
onların ardına düştüler
مُّشْرِقِينَ
güneş doğarken

Saheeh InternationalSo they pursued them at sunrise

Süleyman Ateş(Fir'avn ve adamları), güneş doğarken onların ardına düştüler

26:61
فَلَمَّا تَرَٰٓءَا ٱلۡجَمۡعَانِ قَالَ أَصۡحَٰبُ مُوسَىٰٓ إِنَّا لَمُدۡرَكُونَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
تَرَٰٓءَا
birbirini görünce
ٱلْجَمْعَانِ
iki topluluk
قَالَ
dedi(ler)
أَصْحَـٰبُ
adamları
مُوسَىٰٓ
Musa'nın
إِنَّا
şüphesiz biz
لَمُدْرَكُونَ
işte yakalandık

Saheeh InternationalAnd when the two companies saw one another, the companions of Moses said, "Indeed, we are to be overtaken

Süleyman Ateşİki topluluk (yaklaşıp) birbirini görünce Musa'nın adamları: "İşte yakalandık!" dediler

26:62
قَالَ كَلَّآۖ إِنَّ مَعِيَ رَبِّي سَيَهۡدِينِ
قَالَ
(Musa) dedi
كَلَّآ ۖ
hayır
إِنَّ
şüphesiz
مَعِىَ
benimle beraberdir
رَبِّى
Rabbim
سَيَهْدِينِ
bana yol gösterecektir

Saheeh International[Moses] said, "No! Indeed, with me is my Lord; He will guide me

Süleyman Ateş(Musa): "Hayır, dedi, Rabbim benimle beraberdir. Bana yol gösterecektir

26:63
فَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱضۡرِب بِّعَصَاكَ ٱلۡبَحۡرَۖ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرۡقࣲ كَٱلطَّوۡدِ ٱلۡعَظِيمِ
فَأَوْحَيْنَآ
diye vahyettik
إِلَىٰ
Musa'ya
مُوسَىٰٓ
Musa
أَنِ
vur
ٱضْرِب
Strike
بِّعَصَاكَ
değneğinle
ٱلْبَحْرَ ۖ
denize
فَٱنفَلَقَ
sonra yarıldı
فَكَانَ
ve oldu
كُلُّ
her
فِرْقٍۢ
bölüm
كَٱلطَّوْدِ
bir dağ gibi
ٱلْعَظِيمِ
kocaman

Saheeh InternationalThen We inspired to Moses, "Strike with your staff the sea," and it parted, and each portion was like a great towering mountain

Süleyman AteşMusa'ya: "Değneğinle denize vur!" diye vahyettik. (Vurunca deniz) yarıldı, (on iki yol açıldı). Her bölüm, kocaman bir dağ gibi oldu

26:64 📚 1
وَأَزۡلَفۡنَا ثَمَّ ٱلۡأٓخَرِينَ
وَأَزْلَفْنَا
ve yaklaştırdık
ثَمَّ
buraya
ٱلْـَٔاخَرِينَ
ötekileri

Saheeh InternationalAnd We advanced thereto the pursuers

Süleyman AteşÖtekileri de buraya yaklaştırdık (Musa ve adamlarının ardından, düşmanları da bu denizde açılan yollara girdiler)

26:65
وَأَنجَيۡنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَجۡمَعِينَ
وَأَنجَيْنَا
ve kurtardık
مُوسَىٰ
Musa'yı
وَمَن
ve olanları
مَّعَهُۥٓ
beraberinde
أَجْمَعِينَ
hepsini

Saheeh InternationalAnd We saved Moses and those with him, all together

Süleyman AteşMusa'yı ve beraberinde olanları tamamen kurtardık

26:66
ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا ٱلۡأٓخَرِينَ
ثُمَّ
sonra
أَغْرَقْنَا
boğduk
ٱلْـَٔاخَرِينَ
ötekilerini

Saheeh InternationalThen We drowned the others

Süleyman AteşSonra ötekilerini boğduk (Musa ve adamları karaya çıkınca deniz kapandı, Fir'avn ve adamları boğuldu)

26:67
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
إِنَّ
muhakkak ki
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَةًۭ ۖ
bir ibret
وَمَا
ama
كَانَ
çokları
أَكْثَرُهُم
most of them
مُّؤْمِنِينَ
inanmazlar

Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers

Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama çokları inanmazlar

26:68 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
وَإِنَّ
ve şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
لَهُوَ
O'dur
ٱلْعَزِيزُ
üstün olan
ٱلرَّحِيمُ
merhamet eden

Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur

26:69
وَٱتۡلُ عَلَيۡهِمۡ نَبَأَ إِبۡرَٰهِيمَ
وَٱتْلُ
oku
عَلَيْهِمْ
onlara
نَبَأَ
haberini
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim'in

Saheeh InternationalAnd recite to them the news of Abraham

Süleyman AteşOnlara İbrahim'in haberini de oku

26:70 📚 1
إِذۡ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوۡمِهِۦ مَا تَعۡبُدُونَ
إِذْ
hani
قَالَ
demişti
لِأَبِيهِ
babasına
وَقَوْمِهِۦ
ve kavmine
مَا
neye?
تَعْبُدُونَ
tapıyorsunuz

Saheeh InternationalWhen he said to his father and his people, "What do you worship

Süleyman AteşBabasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti

26:71
قَالُواْ نَعۡبُدُ أَصۡنَامࣰ ا فَنَظَلُّ لَهَا عَٰكِفِينَ
قَالُوا۟
dediler
نَعْبُدُ
tapıyoruz
أَصْنَامًۭا
putlara
فَنَظَلُّ
duruyoruz
لَهَا
onların önünde
عَـٰكِفِينَ
ibadete

Saheeh InternationalThey said, "We worship idols and remain to them devoted

Süleyman AteşPutlara tapıyoruz, onların önünde ibadete duruyoruz. dediler

26:72 📚 1
قَالَ هَلۡ يَسۡمَعُونَكُمۡ إِذۡ تَدۡعُونَ
قَالَ
dedi ki
هَلْ
onlar sizi işitiyorlarmı?
يَسْمَعُونَكُمْ
they hear you
إِذْ
zaman
تَدْعُونَ
du'a ettiğiniz

Saheeh InternationalHe said, "Do they hear you when you supplicate

Süleyman AteşPeki, dedi, siz du'a ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı

26:73 📚 1
أَوۡ يَنفَعُونَكُمۡ أَوۡ يَضُرُّونَ
أَوْ
yahut
يَنفَعُونَكُمْ
size fayda verebiliyorlar (mı?)
أَوْ
veya
يَضُرُّونَ
zarar verebiliyorlar( mı)?

Saheeh InternationalOr do they benefit you, or do they harm

Süleyman AteşYahut size fayda veya zarar verebiliyorlar mı

26:74
قَالُواْ بَلۡ وَجَدۡنَآ ءَابَآءَنَا كَذَٰلِكَ يَفۡعَلُونَ
قَالُوا۟
dediler
بَلْ
hayır
وَجَدْنَآ
bulduk
ءَابَآءَنَا
babalarımızı
كَذَٰلِكَ
böyle
يَفْعَلُونَ
yaparlarken

Saheeh InternationalThey said, "But we found our fathers doing thus

Süleyman AteşHayır, ama babalarımızın böyle yaptıklarını gördük, (onun için biz de böyle yapıyoruz). dediler

26:75
قَالَ أَفَرَءَيۡتُم مَّا كُنتُمۡ تَعۡبُدُونَ
قَالَ
dedi
أَفَرَءَيْتُم
gördünüz mü?
مَّا
neye
كُنتُمْ
tapıyorsunuz
تَعْبُدُونَ
worshipping

Saheeh InternationalHe said, "Then do you see what you have been worshipping

Süleyman Ateşİşte gördünüz mü neye tapıyorsunuz? dedi

26:76
أَنتُمۡ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلۡأَقۡدَمُونَ
أَنتُمْ
siz
وَءَابَآؤُكُمُ
ve atalarınız
ٱلْأَقْدَمُونَ
eski

Saheeh InternationalYou and your ancient forefathers

Süleyman AteşSiz ve eski atalarınız

26:77
فَإِنَّهُمۡ عَدُوࣱّ لِّيٓ إِلَّا رَبَّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
فَإِنَّهُمْ
onlar
عَدُوٌّۭ
düşmanımdır
لِّىٓ
benim
إِلَّا
yalnız hariç
رَبَّ
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Saheeh InternationalIndeed, they are enemies to me, except the Lord of the worlds

Süleyman AteşOnlar benim düşmanımdır. Yalnız alemlerin Rabbi (benim dostumdur)

26:78 📚 7
ٱلَّذِي خَلَقَنِي فَهُوَ يَهۡدِينِ
ٱلَّذِى
beni yaratan
خَلَقَنِى
created me
فَهُوَ
O'dur
يَهْدِينِ
bana yol gösteren

Saheeh InternationalWho created me, and He [it is who] guides me

Süleyman AteşBeni yaratan ve bana yol gösteren O'dur

26:79 📚 4
وَٱلَّذِي هُوَ يُطۡعِمُنِي وَيَسۡقِينِ
وَٱلَّذِى
ve
هُوَ
O'dur
يُطْعِمُنِى
bana yediren
وَيَسْقِينِ
ve içiren

Saheeh InternationalAnd it is He who feeds me and gives me drink

Süleyman AteşBana yediren ve içiren O'dur

26:80 📚 7
وَإِذَا مَرِضۡتُ فَهُوَ يَشۡفِينِ
وَإِذَا
ve zaman
مَرِضْتُ
hastalandığım
فَهُوَ
O'dur
يَشْفِينِ
bana şifa veren

Saheeh InternationalAnd when I am ill, it is He who cures me

Süleyman AteşHastalandığım zaman bana şifa veren O'dur

26:81 📚 3
وَٱلَّذِي يُمِيتُنِي ثُمَّ يُحۡيِينِ
وَٱلَّذِى
O'dur
يُمِيتُنِى
beni öldürecek olan
ثُمَّ
sonra
يُحْيِينِ
diriltecek olan

Saheeh InternationalAnd who will cause me to die and then bring me to life

Süleyman AteşBeni öldürecek, sonra diriltecek O'dur

26:82
وَٱلَّذِيٓ أَطۡمَعُ أَن يَغۡفِرَ لِي خَطِيٓـَٔتِي يَوۡمَ ٱلدِّينِ
وَٱلَّذِىٓ
ve O'dur
أَطْمَعُ
umduğum
أَن
afftmesini
يَغْفِرَ
He will forgive
لِى
beni
خَطِيٓـَٔتِى
hatamı
يَوْمَ
günü
ٱلدِّينِ
din (ceza)

Saheeh InternationalAnd who I aspire that He will forgive me my sin on the Day of Recompense

Süleyman AteşCeza günü hatamı bağışlayacağını umduğum da O'dur

26:83
رَبِّ هَبۡ لِي حُكۡمࣰ ا وَأَلۡحِقۡنِي بِٱلصَّٰلِحِينَ
رَبِّ
Rabbim
هَبْ
ver
لِى
bana
حُكْمًۭا
hüküm
وَأَلْحِقْنِى
ve beni kat
بِٱلصَّـٰلِحِينَ
Salihler arasına

Saheeh International[And he said], "My Lord, grant me authority and join me with the righteous

Süleyman AteşRabbim, bana hüküm (hükümdarlık, bilgi) ver ve beni Salihler arasına kat

26:84 📚 4
وَٱجۡعَل لِّي لِسَانَ صِدۡقࣲ فِي ٱلۡأٓخِرِينَ
وَٱجْعَل
ve nasib eyle
لِّى
bana
لِسَانَ
dili
صِدْقٍۢ
doğruluk
فِى
içinde
ٱلْـَٔاخِرِينَ
sonra gelenler

Saheeh InternationalAnd grant me a reputation of honor among later generations

Süleyman AteşSonra gelenler arasında bana, bir doğruluk dili nasib eyle (sonraki nesiller arasında hayır ile anılmamı sağla)

26:85 📚 1
وَٱجۡعَلۡنِي مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِيمِ
وَٱجْعَلْنِى
ve beni kıl
مِن
varislerinden
وَرَثَةِ
(the) inheritors
جَنَّةِ
cennetinin
ٱلنَّعِيمِ
ni'met(i bol olan)

Saheeh InternationalAnd place me among the inheritors of the Garden of Pleasure

Süleyman AteşBeni ni'met(i bol olan) cennetinin varislerinden kıl

26:86 📚 2
وَٱغۡفِرۡ لِأَبِيٓ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ
وَٱغْفِرْ
ve bağışla
لِأَبِىٓ
babamı
إِنَّهُۥ
çünkü o
كَانَ
-dandır
مِنَ
sapıklardandır
ٱلضَّآلِّينَ
those astray

Saheeh InternationalAnd forgive my father. Indeed, he has been of those astray

Süleyman AteşBabamı da bağışla. Çünkü o, sapıklardandır. And forgive my father. Lo! he is of those who err

26:87 📚 3
وَلَا تُخۡزِنِي يَوۡمَ يُبۡعَثُونَ
وَلَا
beni utandırma
تُخْزِنِى
disgrace me
يَوْمَ
gün
يُبْعَثُونَ
diriltilecekleri

Saheeh InternationalAnd do not disgrace me on the Day they are [all] resurrected

Süleyman Ateş(Kulların) diriltilecekleri gün, beni utandırma

26:88 📚 5
يَوۡمَ لَا يَنفَعُ مَالࣱ وَلَا بَنُونَ
يَوْمَ
o gün
لَا
fayda vermez
يَنفَعُ
will benefit
مَالٌۭ
(ne) mal
وَلَا
ne de
بَنُونَ
oğullar

Saheeh InternationalThe Day when there will not benefit [anyone] wealth or children

Süleyman AteşO gün ki, ne mal, ne de oğullar yarar vermez

26:89 📚 14
إِلَّا مَنۡ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلۡبࣲ سَلِيمࣲ‏
إِلَّا
dışındakine
مَنْ
kimse
أَتَى
getiren
ٱللَّهَ
Allah'a
بِقَلْبٍۢ
kalb
سَلِيمٍۢ
sağlam ve temiz

Saheeh InternationalBut only one who comes to Allah with a sound heart

Süleyman AteşAncak Allah'a sağlam ve temiz kalb getiren (yarar görür)

26:90 📚 1
وَأُزۡلِفَتِ ٱلۡجَنَّةُ لِلۡمُتَّقِينَ
وَأُزْلِفَتِ
ve yaklaştırılır
ٱلْجَنَّةُ
cennet
لِلْمُتَّقِينَ
muttakiler için

Saheeh InternationalAnd Paradise will be brought near [that Day] to the righteous

Süleyman Ateş(O gün) cennet, korunanlara yaklaştırılır

26:91 📚 1
وَبُرِّزَتِ ٱلۡجَحِيمُ لِلۡغَاوِينَ
وَبُرِّزَتِ
ve karşısına çıkarılır
ٱلْجَحِيمُ
cehennem
لِلْغَاوِينَ
azgınların

Saheeh InternationalAnd Hellfire will be brought forth for the deviators

Süleyman AteşCehennem de azgınların karşısına çıkarılır

26:92
وَقِيلَ لَهُمۡ أَيۡنَ مَا كُنتُمۡ تَعۡبُدُونَ
وَقِيلَ
ve denilir
لَهُمْ
onlara
أَيْنَ
hani nerede?
مَا
şeyler
كُنتُمْ
taptıklarınız
تَعْبُدُونَ
(to) worship

Saheeh InternationalAnd it will be said to them, "Where are those you used to worship

Süleyman AteşOnlara "Hani taptıklarınız nerede?" denilir

26:93
مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلۡ يَنصُرُونَكُمۡ أَوۡ يَنتَصِرُونَ
مِن
başkası
دُونِ
Besides Allah
ٱللَّهِ
Allah'tan
هَلْ
size yardım ediyorlarmı?
يَنصُرُونَكُمْ
they help you
أَوْ
yahut
يَنتَصِرُونَ
kendilerine yardımları dokunuyor (mu?)

Saheeh InternationalOther than Allah? Can they help you or help themselves

Süleyman AteşO Allah'tan başka (taptıklarınız) size yardım ediyorlar mı, yahut kendilerine yardımları dokunuyor mu

26:94
فَكُبۡكِبُواْ فِيهَا هُمۡ وَٱلۡغَاوُۥنَ
فَكُبْكِبُوا۟
tepe taklak atılırlar
فِيهَا
oraya
هُمْ
onlar
وَٱلْغَاوُۥنَ
ve azgınlar

Saheeh InternationalSo they will be overturned into Hellfire, they and the deviators

Süleyman AteşOnlar ve azgınlar, tepe taklak oraya atılırlar

26:95 📚 1
وَجُنُودُ إِبۡلِيسَ أَجۡمَعُونَ
وَجُنُودُ
ve askerleri
إِبْلِيسَ
İblis'in
أَجْمَعُونَ
bütün

Saheeh InternationalAnd the soldiers of Iblees, all together

Süleyman Ateşİblis'in bütün askerleri de

26:96 📚 1
قَالُواْ وَهُمۡ فِيهَا يَخۡتَصِمُونَ
قَالُوا۟
derler ki
وَهُمْ
onlar
فِيهَا
orada
يَخْتَصِمُونَ
çekişerek

Saheeh InternationalThey will say while they dispute therein

Süleyman AteşOnlar orada (putlarıyle) çekişerek derler ki

26:97
تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينٍ
تَٱللَّهِ
vallahi
إِن
gerçekten
كُنَّا
biz -imişiz
لَفِى
içinde
ضَلَـٰلٍۢ
bir sapıklık
مُّبِينٍ
apaçık

Saheeh InternationalBy Allah, we were indeed in manifest error

Süleyman AteşVallahi biz apaçık bir sapıklık içinde imişiz

26:98
إِذۡ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
إِذْ
çünkü
نُسَوِّيكُم
sizi eşit tutuyorduk
بِرَبِّ
Rabbine
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Saheeh InternationalWhen we equated you with the Lord of the worlds

Süleyman AteşÇünkü sizi alemlerin Rabbine eşit tutuyorduk

26:99 📚 1
وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلۡمُجۡرِمُونَ
وَمَآ
bizi saptıramazlar
أَضَلَّنَآ
misguided us
إِلَّا
başkası
ٱلْمُجْرِمُونَ
suçlulardan

Saheeh InternationalAnd no one misguided us except the criminals

Süleyman AteşAma bizi saptıran o suçlulardır

26:100
فَمَا لَنَا مِن شَٰفِعِينَ
فَمَا
artık yoktur
لَنَا
bizim
مِن
şefa'atçilerimiz
شَـٰفِعِينَ
intercessors

Saheeh InternationalSo now we have no intercessors

Süleyman AteşŞimdi artık bizim ne şefa'atçilerimiz var

26:101 📚 8
وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمࣲ‏
وَلَا
ve yoktur
صَدِيقٍ
bir dostumuz
حَمِيمٍۢ
sıcak

Saheeh InternationalAnd not a devoted friend

Süleyman AteşNe de sıcak bir dostumuz

26:102 📚 2
فَلَوۡ أَنَّ لَنَا كَرَّةࣰ فَنَكُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
فَلَوْ
ah keşke
أَنَّ
bizim için olsa
لَنَا
we had
كَرَّةًۭ
bir (dönüş) daha
فَنَكُونَ
ve olsak
مِنَ
inananlardan
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers

Saheeh InternationalThen if we only had a return [to the world] and could be of the believers

Süleyman AteşAh keşke bir dönüşümüz daha olsa da inananlardan olsak

26:103
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
إِنَّ
muhakkak ki
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَةًۭ ۖ
bir ibret
وَمَا
ama yine
كَانَ
olmazlar
أَكْثَرُهُم
çokları
مُّؤْمِنِينَ
inananlardan

Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers

Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar

26:104 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
وَإِنَّ
şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
لَهُوَ
O'dur
ٱلْعَزِيزُ
üstün olan
ٱلرَّحِيمُ
merhamet eden

Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur

26:105 📚 1
كَذَّبَتۡ قَوۡمُ نُوحٍ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
كَذَّبَتْ
yalanladı
قَوْمُ
kavmi
نُوحٍ
Nuh
ٱلْمُرْسَلِينَ
gönderilen elçileri

Saheeh InternationalThe people of Noah denied the messengers

Süleyman AteşNuh kavmi de gönderilen elçileri yalanladı

26:106
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
إِذْ
hani
قَالَ
demişti
لَهُمْ
onlara
أَخُوهُمْ
kardeşleri
نُوحٌ
Nuh
أَلَا
korunmaz mısınız?
تَتَّقُونَ
you fear (Allah)

Saheeh InternationalWhen their brother Noah said to them, "Will you not fear Allah

Süleyman AteşKardeşleri Nuh onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti

26:107 📚 2
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ‏
إِنِّى
muhakkak ben
لَكُمْ
sizin için
رَسُولٌ
bir elçiyim
أَمِينٌۭ
güvenilir

Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger

Süleyman AteşBen size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim

26:108 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
فَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin

Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me

Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin

26:109
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
وَمَآ
ve
أَسْـَٔلُكُمْ
ben sizden istemiyorum
عَلَيْهِ
buna karşı
مِنْ
hiç
أَجْرٍ ۖ
bir ücret
إِنْ
yoktur
أَجْرِىَ
bana bir ücret
إِلَّا
başka
عَلَىٰ
ait olandan
رَبِّ
Rabbine
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds

Süleyman AteşBen sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, yalnız alemlerin Rabbine aittir

26:110 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
فَٱتَّقُوا۟
öyle ise korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin

Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me

Süleyman AteşÖyle ise Allah'tan korkun ve bana ita'at edin

26:111
۞قَالُوٓاْ أَنُؤۡمِنُ لَكَ وَٱتَّبَعَكَ ٱلۡأَرۡذَلُونَ
۞ قَالُوٓا۟
dediler ki
أَنُؤْمِنُ
biz inanır mıyız?
لَكَ
sana
وَٱتَّبَعَكَ
uymuşken
ٱلْأَرْذَلُونَ
bayağı kimseler

Saheeh InternationalThey said, "Should we believe you while you are followed by the lowest [class of people]

Süleyman AteşDediler ki: "Sana bayağı kimseler uymuşken biz sana inanır mıyız

26:112
قَالَ وَمَا عِلۡمِي بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
قَالَ
dedi ki
وَمَا
ve
عِلْمِى
ben bilmem
بِمَا
şeyleri
كَانُوا۟
oldukları
يَعْمَلُونَ
onların yapıyor

Saheeh InternationalHe said, "And what is my knowledge of what they used to do

Süleyman AteşDedi ki: "Ben onların yaptıklarını(n iç yüzünü) bilmem (ben ancak görünüşe göre hüküm veririm)

26:113
إِنۡ حِسَابُهُمۡ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّيۖ لَوۡ تَشۡعُرُونَ
إِنْ
doğrusu
حِسَابُهُمْ
onların hesabı
إِلَّا
ancak
عَلَىٰ
aittir
رَبِّى ۖ
Rabbime
لَوْ
eğer
تَشْعُرُونَ
düşünürseniz

Saheeh InternationalTheir account is only upon my Lord, if you [could] perceive

Süleyman AteşAnlayışınız olsa, onların hesabının Rabbime aidolduğunu bilirsiniz

26:114
وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
وَمَآ
ve değilim
أَنَا۠
ben
بِطَارِدِ
kovacak
ٱلْمُؤْمِنِينَ
inananları

Saheeh InternationalAnd I am not one to drive away the believers

Süleyman AteşBen inananları kovacak değilim

26:115
إِنۡ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرࣱ مُّبِينࣱ‏
إِنْ
değilim
أَنَا۠
ben
إِلَّا
başka
نَذِيرٌۭ
bir uyarıcı(dan)
مُّبِينٌۭ
apaçık

Saheeh InternationalI am only a clear warner

Süleyman AteşBen sadece apaçık bir uyarıcıyım

26:116
قَالُواْ لَئِن لَّمۡ تَنتَهِ يَٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمَرۡجُومِينَ
قَالُوا۟
dediler
لَئِن
eğer
لَّمْ
vazgeçmezsen
تَنتَهِ
you desist
يَـٰنُوحُ
ey Nuh
لَتَكُونَنَّ
mutlaka olacaksın
مِنَ
taşlananlardan
ٱلْمَرْجُومِينَ
those who are stoned

Saheeh InternationalThey said, "If you do not desist, O Noah, you will surely be of those who are stoned

Süleyman AteşDediler: "Ey Nuh, (bu dediğinden) vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın

26:117
قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوۡمِي كَذَّبُونِ
قَالَ
(Nuh) dedi
رَبِّ
Rabbim
إِنَّ
şüphesiz
قَوْمِى
kavmim
كَذَّبُونِ
beni yalanladı

Saheeh InternationalHe said, "My Lord, indeed my people have denied me

Süleyman Ateş(Nuh): "Rabbim, dedi, kavmim beni yalanladı

26:118
فَٱفۡتَحۡ بَيۡنِي وَبَيۡنَهُمۡ فَتۡحࣰ ا وَنَجِّنِي وَمَن مَّعِيَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
فَٱفْتَحْ
o halde aç
بَيْنِى
benimle
وَبَيْنَهُمْ
onların arasını
فَتْحًۭا
(kesin hükümle) açarak
وَنَجِّنِى
ve beni kurtar
وَمَن
ve bulunanları
مَّعِىَ
benimle beraber
مِنَ
mü'minlerden
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers

Saheeh InternationalThen judge between me and them with decisive judgement and save me and those with me of the believers

Süleyman AteşBenimle onların arasını aç (aramızda hükmet), beni ve benimle beraber bulunan mü'minleri kurtar

26:119
فَأَنجَيۡنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِي ٱلۡفُلۡكِ ٱلۡمَشۡحُونِ
فَأَنجَيْنَـٰهُ
biz de onu kurtardık
وَمَن
ve bulunanları
مَّعَهُۥ
onunla beraber
فِى
içinde
ٱلْفُلْكِ
gemi
ٱلْمَشْحُونِ
dolu

Saheeh InternationalSo We saved him and those with him in the laden ship

Süleyman AteşBiz de onu ve onunla beraber bulunanları, dolu gemi içinde kurtardık

26:120
ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا بَعۡدُ ٱلۡبَاقِينَ
ثُمَّ
sonra
أَغْرَقْنَا
boğduk
بَعْدُ
bunun ardından
ٱلْبَاقِينَ
geride kalanları

Saheeh InternationalThen We drowned thereafter the remaining ones

Süleyman AteşSonra bunun ardından, geride kalanları boğduk

26:121
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
إِنَّ
muhakkak ki
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَةًۭ ۖ
bir ibret
وَمَا
ama yine
كَانَ
değildir
أَكْثَرُهُم
çokları
مُّؤْمِنِينَ
inananlardan

Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers

Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar

26:122 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
وَإِنَّ
ve şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
لَهُوَ
işte O'dur
ٱلْعَزِيزُ
üstün olan
ٱلرَّحِيمُ
merhamet eden

Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur

26:123
كَذَّبَتۡ عَادٌ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
كَذَّبَتْ
yalanladı
عَادٌ
Ad (kavmi) de
ٱلْمُرْسَلِينَ
gönderilen elçileri

Saheeh InternationalAad denied the messengers

Süleyman AteşAd (kavmi) de, gönderilen elçileri yalanladı

26:124
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ
إِذْ
hani
قَالَ
demişti
لَهُمْ
onlara
أَخُوهُمْ
kardeşleri
هُودٌ
Hud
أَلَا
korunmaz mısınız?
تَتَّقُونَ
you fear (Allah)

Saheeh InternationalWhen their brother Hud said to them, "Will you not fear Allah

Süleyman AteşKardeşleri Hud onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti

26:125 📚 2
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ‏
إِنِّى
şüphesiz ben
لَكُمْ
sizin için
رَسُولٌ
bir elçiyim
أَمِينٌۭ
güvenilir

Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger

Süleyman AteşBen size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim

26:126 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
فَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin

Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me

Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin

26:127
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
وَمَآ
ben sizden istemiyorum
أَسْـَٔلُكُمْ
I ask you
عَلَيْهِ
buna karşı
مِنْ
hiç
أَجْرٍ ۖ
bir ücret
إِنْ
benim ücretim
أَجْرِىَ
(is) my payment
إِلَّا
ancak
عَلَىٰ
aittir
رَبِّ
Rabbine
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds

Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir

26:128
أَتَبۡنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ ءَايَةࣰ تَعۡبَثُونَ
أَتَبْنُونَ
siz yapıyor musunuz?
بِكُلِّ
her
رِيعٍ
tepeye (yol üzerine)
ءَايَةًۭ
bir işaret (saraylar)
تَعْبَثُونَ
eğleniyor (musunuz?)

Saheeh InternationalDo you construct on every elevation a sign, amusing yourselves

Süleyman AteşSiz her yol üzerine, (gelip geçenleri yanıltmak için) bir işaret yapıp da boş şeyle mi uğraşıyorsunuz

26:129
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمۡ تَخۡلُدُونَ
وَتَتَّخِذُونَ
ve ediniyorsunuz
مَصَانِعَ
köşkler (ve müstahkem kaleler)
لَعَلَّكُمْ
belki
تَخْلُدُونَ
ebedi yaşarsınız diye

Saheeh InternationalAnd take for yourselves palaces and fortresses that you might abide eternally

Süleyman AteşBelki ebedi yaşarsınız diye köşkler (ve müstahkem kaleler) ediniyorsunuz

26:130
وَإِذَا بَطَشۡتُم بَطَشۡتُمۡ جَبَّارِينَ
وَإِذَا
ve zaman
بَطَشْتُم
yakaladığınız
بَطَشْتُمْ
yakalıyorsunuz
جَبَّارِينَ
zorbalar gibi

Saheeh InternationalAnd when you strike, you strike as tyrants

Süleyman Ateş(Bir kavmi) yakaladığınız zaman da zorbalar gibi yakalıyorsunuz

26:131 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
فَٱتَّقُوا۟
o halde korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin

Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me

Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin

26:132
وَٱتَّقُواْ ٱلَّذِيٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعۡلَمُونَ
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
ٱلَّذِىٓ
kimseden
أَمَدَّكُم
size bol bol veren
بِمَا
şeyleri (ni'metleri)
تَعْلَمُونَ
bildiğiniz

Saheeh InternationalAnd fear He who provided you with that which you know

Süleyman AteşSize bildiğiniz ni'metleri bol bol veren(Allah)dan korkun. Keep your duty toward Him Who hath aided you with (the good things) that ye know

26:133
أَمَدَّكُم بِأَنۡعَٰمࣲ وَبَنِينَ
أَمَدَّكُم
ki O size vermiştir
بِأَنْعَـٰمٍۢ
davarlar
وَبَنِينَ
ve oğullar

Saheeh InternationalProvided you with grazing livestock and children

Süleyman AteşO size verdi: davarlar, oğullar

26:134
وَجَنَّٰتࣲ وَعُيُونٍ
وَجَنَّـٰتٍۢ
ve bahçeler
وَعُيُونٍ
ve çeşmeler

Saheeh InternationalAnd gardens and springs

Süleyman AteşBahçeler, çeşmeler

26:135
إِنِّيٓ أَخَافُ عَلَيۡكُمۡ عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمࣲ‏
إِنِّىٓ
doğrusu ben
أَخَافُ
korkuyorum
عَلَيْكُمْ
size
عَذَابَ
azabından
يَوْمٍ
bir günün
عَظِيمٍۢ
büyük

Saheeh InternationalIndeed, I fear for you the punishment of a terrible day

Süleyman AteşDoğrusu ben size büyük bir günün azabı(nın çarpması)ndan korkuyorum

26:136
قَالُواْ سَوَآءٌ عَلَيۡنَآ أَوَعَظۡتَ أَمۡ لَمۡ تَكُن مِّنَ ٱلۡوَٰعِظِينَ
قَالُوا۟
dediler ki
سَوَآءٌ
aynıdır
عَلَيْنَآ
bizce
أَوَعَظْتَ
öğüt versen de
أَمْ
veya
لَمْ
olmasan da
تَكُن
you are
مِّنَ
öğüt verenlerden
ٱلْوَٰعِظِينَ
the advisors

Saheeh InternationalThey said, "It is all the same to us whether you advise or are not of the advisors

Süleyman AteşDediler ki: "Öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da bizce birdir

26:137
إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلۡأَوَّلِينَ
إِنْ
değildir
هَـٰذَآ
bu (davranışımız)
إِلَّا
başka
خُلُقُ
ahlakı(ndan)
ٱلْأَوَّلِينَ
evvelkilerin

Saheeh InternationalThis is not but the custom of the former peoples

Süleyman AteşBu (davranışımız), sadece evvelkilerin ahlakı(ve geleneği)dir

26:138 📚 1
وَمَا نَحۡنُ بِمُعَذَّبِينَ
وَمَا
ve değiliz
نَحْنُ
biz
بِمُعَذَّبِينَ
azaba uğratılacak

Saheeh InternationalAnd we are not to be punished

Süleyman AteşBiz azaba uğratılacak değiliz

26:139
فَكَذَّبُوهُ فَأَهۡلَكۡنَٰهُمۡۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
فَكَذَّبُوهُ
onu yalanladılar
فَأَهْلَكْنَـٰهُمْ ۗ
biz de onları helak ettik
إِنَّ
muhakkak ki
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَةًۭ ۖ
bir ibret
وَمَا
ama yine
كَانَ
değildir
أَكْثَرُهُم
çokları
مُّؤْمِنِينَ
inananlardan

Saheeh InternationalAnd they denied him, so We destroyed them. Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers

Süleyman Ateş(Böylece) onu yalanladılar. Biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar

26:140 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
وَإِنَّ
şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
لَهُوَ
işte O'dur
ٱلْعَزِيزُ
üstün olan
ٱلرَّحِيمُ
merhamet eden

Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur

26:141
كَذَّبَتۡ ثَمُودُ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
كَذَّبَتْ
yalanladı
ثَمُودُ
Semud (kavmi) de
ٱلْمُرْسَلِينَ
gönderilen elçileri

Saheeh InternationalThamud denied the messengers

Süleyman AteşSemud (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı

26:142
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ صَٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
إِذْ
hani
قَالَ
demişti ki
لَهُمْ
onlara
أَخُوهُمْ
kardeşleri
صَـٰلِحٌ
Salih
أَلَا
korunmaz mısınız?
تَتَّقُونَ
you fear (Allah)

Saheeh InternationalWhen their brother Salih said to them, "Will you not fear Allah

Süleyman AteşKardeşleri Salih, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız

26:143 📚 2
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ‏
إِنِّى
doğrusu ben
لَكُمْ
sizin için
رَسُولٌ
bir elçiyim
أَمِينٌۭ
güvenilir

Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger

Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim

26:144 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
فَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin

Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me

Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin

26:145
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
وَمَآ
ben sizden istemiyorum
أَسْـَٔلُكُمْ
I ask you
عَلَيْهِ
buna karşı
مِنْ
hiç
أَجْرٍ ۖ
bir ücret
إِنْ
benim ücretim
أَجْرِىَ
(is) my payment
إِلَّا
yalnız
عَلَىٰ
aittir
رَبِّ
Rabbine
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds

Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir

26:146
أَتُتۡرَكُونَ فِي مَا هَٰهُنَآ ءَامِنِينَ
أَتُتْرَكُونَ
bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?
فِى
içinde
مَا
burada
هَـٰهُنَآ
(is) here
ءَامِنِينَ
güven

Saheeh InternationalWill you be left in what is here, secure [from death]

Süleyman AteşSiz burada güven içinde bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz

26:147
فِي جَنَّٰتࣲ وَعُيُونࣲ‏
فِى
içinde
جَنَّـٰتٍۢ
bahçeler
وَعُيُونٍۢ
ve çeşme başlarında

Saheeh InternationalWithin gardens and springs

Süleyman AteşBöyle bahçelerde, çeşme başlarında

26:148
وَزُرُوعࣲ وَنَخۡلࣲ طَلۡعُهَا هَضِيمࣱ‏
وَزُرُوعٍۢ
ve ekinler arasında
وَنَخْلٍۢ
ve hurmalıklarda
طَلْعُهَا
tomurcuklu
هَضِيمٌۭ
yumuşak

Saheeh InternationalAnd fields of crops and palm trees with softened fruit

Süleyman AteşEkinler ve yumuşak tomurcuklu güzel hurmalıklar arasında

26:149
وَتَنۡحِتُونَ مِنَ ٱلۡجِبَالِ بُيُوتࣰ ا فَٰرِهِينَ
وَتَنْحِتُونَ
ve yontuyorsunuz
مِنَ
dağlardan
ٱلْجِبَالِ
the mountains
بُيُوتًۭا
evler
فَـٰرِهِينَ
ustalıkla

Saheeh InternationalAnd you carve out of the mountains, homes, with skill

Süleyman AteşDağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz

26:150 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
فَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin

Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me

Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin

26:151
وَلَا تُطِيعُوٓاْ أَمۡرَ ٱلۡمُسۡرِفِينَ
وَلَا
uymayın
تُطِيعُوٓا۟
obey
أَمْرَ
emrine
ٱلْمُسْرِفِينَ
aşırıların

Saheeh InternationalAnd do not obey the order of the transgressors

Süleyman AteşO aşırıların emrine uymayın

26:152
ٱلَّذِينَ يُفۡسِدُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَا يُصۡلِحُونَ
ٱلَّذِينَ
kimselerin
يُفْسِدُونَ
bozgunculuk yapan
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَلَا
ve
يُصْلِحُونَ
ıslah etmeyenlerin

Saheeh InternationalWho cause corruption in the land and do not amend

Süleyman AteşYeryüzünde bozgunculuk yapan, ıslah etmeyen o kimseler(in sözüyle hareket etmeyin)

26:153
قَالُوٓاْ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلۡمُسَحَّرِينَ
قَالُوٓا۟
dediler
إِنَّمَآ
doğrusu
أَنتَ
sen
مِنَ
iyice büyülenmişlerdensin
ٱلْمُسَحَّرِينَ
those bewitched

Saheeh InternationalThey said, "You are only of those affected by magic

Süleyman AteşDediler: Sen, iyice büyülenmişlerdensin

26:154
مَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُنَا فَأۡتِ بِـَٔايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
مَآ
değilsin
أَنتَ
sen
إِلَّا
başka
بَشَرٌۭ
bir insandan
مِّثْلُنَا
bizim gibi
فَأْتِ
bize getir
بِـَٔايَةٍ
bir mu'cize
إِن
eğer
كُنتَ
isen
مِنَ
doğrulardan
ٱلصَّـٰدِقِينَ
the truthful

Saheeh InternationalYou are but a man like ourselves, so bring a sign, if you should be of the truthful

Süleyman AteşSen de bizim gibi bir insansın. Eğer doğrulardansan bize bir mu'cize getir

26:155
قَالَ هَٰذِهِۦ نَاقَةࣱ لَّهَا شِرۡبࣱ وَلَكُمۡ شِرۡبُ يَوۡمࣲ مَّعۡلُومࣲ‏
قَالَ
dedi ki
هَـٰذِهِۦ
işte bu
نَاقَةٌۭ
dişi devedir
لَّهَا
onun vardır
شِرْبٌۭ
su içme hakkı
وَلَكُمْ
ve sizin vardır
شِرْبُ
su içme hakkı
يَوْمٍۢ
bir gün
مَّعْلُومٍۢ
belli

Saheeh InternationalHe said, "This is a she-camel. For her is a [time of] drink, and for you is a [time of] drink, [each] on a known day

Süleyman AteşDedi: "İşte bu dişi deve(mu'cize)dir. (Bir gün) onun su içme hakkı var, belli bir günün su içme hakkı da sizin

26:156
وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءࣲ فَيَأۡخُذَكُمۡ عَذَابُ يَوۡمٍ عَظِيمࣲ‏
وَلَا
sakın
تَمَسُّوهَا
ona dokundurmayın
بِسُوٓءٍۢ
bir kötülük
فَيَأْخُذَكُمْ
sonra sizi yakalar
عَذَابُ
azabı
يَوْمٍ
bir günün
عَظِيمٍۢ
büyük

Saheeh InternationalAnd do not touch her with harm, lest you be seized by the punishment of a terrible day

Süleyman AteşSakın, ona bir kötülük dokundurmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar

26:157
فَعَقَرُوهَا فَأَصۡبَحُواْ نَٰدِمِينَ
فَعَقَرُوهَا
nihayet onu kestiler
فَأَصْبَحُوا۟
ama oldular
نَـٰدِمِينَ
pişman

Saheeh InternationalBut they hamstrung her and so became regretful

Süleyman AteşNihayet onu kestiler, ama pişman oldular

26:158
فَأَخَذَهُمُ ٱلۡعَذَابُۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
فَأَخَذَهُمُ
ve onları yakaladı
ٱلْعَذَابُ ۗ
azab
إِنَّ
muhakkak ki
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَةًۭ ۖ
bir ibret
وَمَا
ama yine
كَانَ
değildir
أَكْثَرُهُم
çokları
مُّؤْمِنِينَ
inananlardan

Saheeh InternationalAnd the punishment seized them. Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers

Süleyman AteşVe azab onları yakaladı. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar

26:159 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
وَإِنَّ
şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
لَهُوَ
işte O'dur
ٱلْعَزِيزُ
üstün olan
ٱلرَّحِيمُ
merhamet eden

Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur

26:160 📚 1
كَذَّبَتۡ قَوۡمُ لُوطٍ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
كَذَّبَتْ
yalanladı
قَوْمُ
kavmi
لُوطٍ
Lut
ٱلْمُرْسَلِينَ
gönderilen elçileri

Saheeh InternationalThe people of Lot denied the messengers

Süleyman AteşLut (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı

26:161 📚 1
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ
إِذْ
hani
قَالَ
demişti
لَهُمْ
onlara
أَخُوهُمْ
kardeşleri
لُوطٌ
Lut
أَلَا
korunmaz mısınız?
تَتَّقُونَ
you fear (Allah)

Saheeh InternationalWhen their brother Lot said to them, "Will you not fear Allah

Süleyman AteşKardeşleri Lut, onlara "Korunmaz mısınız?" demişti

26:162 📚 2
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ‏
إِنِّى
şüphesiz ben
لَكُمْ
sizin için
رَسُولٌ
bir elçiyim
أَمِينٌۭ
güvenilir

Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger

Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim

26:163 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
فَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin

Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me

Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin

26:164
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
وَمَآ
ben sizden istemiyorum
أَسْـَٔلُكُمْ
I ask you
عَلَيْهِ
buna karşı
مِنْ
hiç
أَجْرٍ ۖ
bir ücret
إِنْ
benim ücretim
أَجْرِىَ
(is) my payment
إِلَّا
yalnız
عَلَىٰ
aittir
رَبِّ
Rabbine
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds

Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir. And I ask of you no wage therefore; my wage is the concern only of the Lord of the Worlds

26:165
أَتَأۡتُونَ ٱلذُّكۡرَانَ مِنَ ٱلۡعَٰلَمِينَ
أَتَأْتُونَ
erkeklere-mi gidiyorsunuz?
ٱلذُّكْرَانَ
erkeklere
مِنَ
içinde
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Saheeh InternationalDo you approach males among the worlds

Süleyman AteşAlemlerin içinde erkeklere mi gidiyorsunuz

26:166
وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمۡ رَبُّكُم مِّنۡ أَزۡوَٰجِكُمۚ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمٌ عَادُونَ
وَتَذَرُونَ
ve bırakıyor (musunuz?)
مَا
şeyleri
خَلَقَ
yarattığı
لَكُمْ
sizin için
رَبُّكُم
Rabbinizin
مِّنْ
eşlerinizi
أَزْوَٰجِكُم ۚ
your mates
بَلْ
bilakis
أَنتُمْ
siz
قَوْمٌ
bir kavimsiniz
عَادُونَ
sınırı aşan

Saheeh InternationalAnd leave what your Lord has created for you as mates? But you are a people transgressing

Süleyman AteşVe Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz? Siz sınırı aşan bir kavimsiniz

26:167
قَالُواْ لَئِن لَّمۡ تَنتَهِ يَٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمُخۡرَجِينَ
قَالُوا۟
dediler
لَئِن
andolsun eğer
لَّمْ
vazgeçmezsen
تَنتَهِ
you desist
يَـٰلُوطُ
ey Lut
لَتَكُونَنَّ
mutlaka olacaksın
مِنَ
sürülenlerden
ٱلْمُخْرَجِينَ
the ones driven out

Saheeh InternationalThey said, "If you do not desist, O Lot, you will surely be of those evicted

Süleyman AteşDediler: "Ey Lut, andolsun, eğer (bundan) vazgeçmezsen, mutlaka sürülenlerden olacaksın

26:168 📚 2
قَالَ إِنِّي لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلۡقَالِينَ
قَالَ
(Lut) dedi ki
إِنِّى
şüphesiz ben
لِعَمَلِكُم
sizin bu işinize
مِّنَ
kızanlardanım
ٱلْقَالِينَ
those who detest

Saheeh InternationalHe said, "Indeed, I am, toward your deed, of those who detest [it]

Süleyman Ateş(Lut) dedi: "Ben sizin bu işinize, (kadınları bırakıp erkeklere gidişinize) kızanlardanım

26:169
رَبِّ نَجِّنِي وَأَهۡلِي مِمَّا يَعۡمَلُونَ
رَبِّ
Rabbim
نَجِّنِى
beni kurtar
وَأَهْلِى
ve ailemi
مِمَّا
şeylerden
يَعْمَلُونَ
yaptıkları

Saheeh InternationalMy Lord, save me and my family from [the consequence of] what they do

Süleyman AteşRabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar

26:170
فَنَجَّيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥٓ أَجۡمَعِينَ
فَنَجَّيْنَـٰهُ
biz de onu kurtardık
وَأَهْلَهُۥٓ
ve ailesini
أَجْمَعِينَ
tamamen

Saheeh InternationalSo We saved him and his family, all

Süleyman AteşBiz de onu ve ailesini tamamen kurtardık

26:171
إِلَّا عَجُوزࣰ ا فِي ٱلۡغَٰبِرِينَ
إِلَّا
yalnız hariç
عَجُوزًۭا
bir koca karı
فِى
arasında
ٱلْغَـٰبِرِينَ
geride kalanlar

Saheeh InternationalExcept an old woman among those who remained behind

Süleyman AteşYalnız geride kalanlar arasında bulunan bir koca karıyı (kurtarmadık)

26:172
ثُمَّ دَمَّرۡنَا ٱلۡأٓخَرِينَ
ثُمَّ
sonra
دَمَّرْنَا
helak ettik
ٱلْـَٔاخَرِينَ
ötekilerini

Saheeh InternationalThen We destroyed the others

Süleyman AteşSonra ötekilerini hep yıktık, helak ettik

26:173
وَأَمۡطَرۡنَا عَلَيۡهِم مَّطَرࣰ اۖ فَسَآءَ مَطَرُ ٱلۡمُنذَرِينَ
وَأَمْطَرْنَا
ve yağdırdık
عَلَيْهِم
üzerlerine
مَّطَرًۭا ۖ
bir yağmur
فَسَآءَ
çok kötü oldu
مَطَرُ
yağmuru
ٱلْمُنذَرِينَ
uyarılanların

Saheeh InternationalAnd We rained upon them a rain [of stones], and evil was the rain of those who were warned

Süleyman AteşVe üzerlerine bir yağmur yağdırdık, uyarıl(ıp da yola gelmey)enlerin yağmuru hakikaten çok kötü oldu

26:174
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
إِنَّ
muhakkak ki
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَةًۭ ۖ
bir ibret
وَمَا
ama yine
كَانَ
değildir
أَكْثَرُهُم
çokları
مُّؤْمِنِينَ
inananlardan

Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers

Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar

26:175 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
وَإِنَّ
ve şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
لَهُوَ
işte O'dur
ٱلْعَزِيزُ
üstün olan
ٱلرَّحِيمُ
merhamet eden

Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur

26:176
كَذَّبَ أَصۡحَٰبُ لۡـَٔيۡكَةِ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
كَذَّبَ
yalanladı
أَصْحَـٰبُ
halkı
لْـَٔيْكَةِ
Eyke
ٱلْمُرْسَلِينَ
gönderilen elçileri

Saheeh InternationalThe companions of the thicket denied the messengers

Süleyman AteşEyke halkı da gönderilen elçileri yalanladı

26:177
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ شُعَيۡبٌ أَلَا تَتَّقُونَ
إِذْ
hani
قَالَ
demişti
لَهُمْ
onlara
شُعَيْبٌ
Şu'ayb
أَلَا
korunmaz mısınız?
تَتَّقُونَ
you fear (Allah)

Saheeh InternationalWhen Shu'ayb said to them, "Will you not fear Allah

Süleyman AteşŞu'ayb, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız

26:178 📚 2
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ‏
إِنِّى
şüphesiz ben
لَكُمْ
sizin için
رَسُولٌ
bir elçiyim
أَمِينٌۭ
güvenilir

Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger

Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim

26:179 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
فَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin

Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me

Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin

26:180
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
وَمَآ
ve
أَسْـَٔلُكُمْ
ben sizden istemiyorum
عَلَيْهِ
buna karşı
مِنْ
hiç
أَجْرٍ ۖ
bir ücret
إِنْ
benim ücretim
أَجْرِىَ
(is) my payment
إِلَّا
yalnız
عَلَىٰ
aittir
رَبِّ
Rabbine
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds

Süleyman AteşBen sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir

26:181
۞أَوۡفُواْ ٱلۡكَيۡلَ وَلَا تَكُونُواْ مِنَ ٱلۡمُخۡسِرِينَ
۞ أَوْفُوا۟
tam yapın
ٱلْكَيْلَ
ölçüyü
وَلَا
ve
تَكُونُوا۟
olmayın
مِنَ
eksiltenlerden
ٱلْمُخْسِرِينَ
those who cause loss

Saheeh InternationalGive full measure and do not be of those who cause loss

Süleyman AteşÖlçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın

26:182 📚 1
وَزِنُواْ بِٱلۡقِسۡطَاسِ ٱلۡمُسۡتَقِيمِ
وَزِنُوا۟
tartın;
بِٱلْقِسْطَاسِ
terazi ile
ٱلْمُسْتَقِيمِ
dosdoğru

Saheeh InternationalAnd weigh with an even balance

Süleyman AteşDoğru terazi ile tartın

26:183 📚 1
وَلَا تَبۡخَسُواْ ٱلنَّاسَ أَشۡيَآءَهُمۡ وَلَا تَعۡثَوۡاْ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُفۡسِدِينَ
وَلَا
ve
تَبْخَسُوا۟
kısmayın
ٱلنَّاسَ
insanların
أَشْيَآءَهُمْ
haklarını
وَلَا
ve
تَعْثَوْا۟
karışıklık çıkarmayın
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
مُفْسِدِينَ
bozgunculuk yaparak

Saheeh InternationalAnd do not deprive people of their due and do not commit abuse on earth, spreading corruption

Süleyman Ateşİnsanların haklarını kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın

26:184
وَٱتَّقُواْ ٱلَّذِي خَلَقَكُمۡ وَٱلۡجِبِلَّةَ ٱلۡأَوَّلِينَ
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
ٱلَّذِى
sizi yaratandan
خَلَقَكُمْ
created you
وَٱلْجِبِلَّةَ
ve nesilleri
ٱلْأَوَّلِينَ
önceki

Saheeh InternationalAnd fear He who created you and the former creation

Süleyman AteşSizi ve önceki nesilleri yaratandan korkun. And keep your duty unto Him Who created you and the generations of the men of old

26:185
قَالُوٓاْ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلۡمُسَحَّرِينَ
قَالُوٓا۟
dediler ki
إِنَّمَآ
muhakkak
أَنتَ
sen
مِنَ
iyice büyülenmişlerdensin
ٱلْمُسَحَّرِينَ
those bewitched

Saheeh InternationalThey said, "You are only of those affected by magic

Süleyman AteşDediler: "Sen iyice büyülenmişlerdensin

26:186
وَمَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلۡكَٰذِبِينَ
وَمَآ
ve değilsin
أَنتَ
sen
إِلَّا
başka bir şey
بَشَرٌۭ
bir insandan
مِّثْلُنَا
bizim gibi
وَإِن
ve
نَّظُنُّكَ
biz seni sanıyoruz
لَمِنَ
mutlaka yalancılardan
ٱلْكَـٰذِبِينَ
the liars

Saheeh InternationalYou are but a man like ourselves, and indeed, we think you are among the liars

Süleyman AteşSen de bizim gibi bir insansın, biz seni mutlaka yalancılardan sanıyoruz

26:187
فَأَسۡقِطۡ عَلَيۡنَا كِسَفࣰ ا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
فَأَسْقِطْ
o halde düşür
عَلَيْنَا
üzerimize
كِسَفًۭا
parçalar
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
إِن
eğer
كُنتَ
isen
مِنَ
doğrulardan
ٱلصَّـٰدِقِينَ
the truthful

Saheeh InternationalSo cause to fall upon us fragments of the sky, if you should be of the truthful

Süleyman AteşEğer doğrulardansan o halde üzerimize gökten parçalar düşür

26:188
قَالَ رَبِّيٓ أَعۡلَمُ بِمَا تَعۡمَلُونَ
قَالَ
dedi
رَبِّىٓ
Rabbim
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
بِمَا
şeyi
تَعْمَلُونَ
yaptığınız

Saheeh InternationalHe said, "My Lord is most knowing of what you do

Süleyman AteşRabbim yaptığınızı daha iyi bilir dedi

26:189
فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمۡ عَذَابُ يَوۡمِ ٱلظُّلَّةِۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمٍ
فَكَذَّبُوهُ
fakat onu yalanladılar
فَأَخَذَهُمْ
nihayet onları yakaladı
عَذَابُ
azabı
يَوْمِ
gününün
ٱلظُّلَّةِ ۚ
gölge
إِنَّهُۥ
gerçekten o
كَانَ
idi
عَذَابَ
azabı
يَوْمٍ
bir günün
عَظِيمٍ
büyük

Saheeh InternationalAnd they denied him, so the punishment of the day of the black cloud seized them. Indeed, it was the punishment of a terrible day

Süleyman AteşOnu yalanladılar, nihayet o gölge gününün azabı, kendilerini yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabı idi

26:190
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
إِنَّ
muhakkak ki
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَةًۭ ۖ
bir ibret
وَمَا
ama yine
كَانَ
değildir
أَكْثَرُهُم
çokları
مُّؤْمِنِينَ
inananlardan

Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers

Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır ama yine çokları inanmazlar

26:191 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
وَإِنَّ
ve şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
لَهُوَ
işte O'dur
ٱلْعَزِيزُ
üstün olan
ٱلرَّحِيمُ
merhamet eden

Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur

26:192
وَإِنَّهُۥ لَتَنزِيلُ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
وَإِنَّهُۥ
muhakkak ki o (Kur'an)
لَتَنزِيلُ
indirmesidir
رَبِّ
Rabbinin
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Saheeh InternationalAnd indeed, the Qur'an is the revelation of the Lord of the worlds

Süleyman AteşMuhakkak ki o (Kur'an), alemlerin Rabbinin indirmesidir

26:193 📚 5
نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلۡأَمِينُ
نَزَلَ
indirdi
بِهِ
onu
ٱلرُّوحُ
Ruhu'(l-Emin)
ٱلْأَمِينُ
(Ruhu')l-Emin

Saheeh InternationalThe Trustworthy Spirit has brought it down

Süleyman AteşOnu, er-Ruhu'l-Emin (güvenilir ruh, Cebrail) indirdi

26:194 📚 2
عَلَىٰ قَلۡبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلۡمُنذِرِينَ
عَلَىٰ
senin kalbine
قَلْبِكَ
your heart
لِتَكُونَ
olman için
مِنَ
uyarıcılardan
ٱلْمُنذِرِينَ
the warners

Saheeh InternationalUpon your heart, [O Muhammad] - that you may be of the warners

Süleyman AteşSenin kalbine; uyarıcılardan olman için

26:195 📚 7
بِلِسَانٍ عَرَبِيࣲّ مُّبِينࣲ‏
بِلِسَانٍ
bir dille
عَرَبِىٍّۢ
Arapça
مُّبِينٍۢ
apaçık

Saheeh InternationalIn a clear Arabic language

Süleyman AteşApaçık Arapça bir dille

26:196 📚 2
وَإِنَّهُۥ لَفِي زُبُرِ ٱلۡأَوَّلِينَ
وَإِنَّهُۥ
şüphesiz o
لَفِى
vardır
زُبُرِ
Kitaplarında
ٱلْأَوَّلِينَ
evvelkilerin

Saheeh InternationalAnd indeed, it is [mentioned] in the scriptures of former peoples

Süleyman AteşO(nun içeriği), evvelkilerin Kitaplarında da vardır

26:197
أَوَلَمۡ يَكُن لَّهُمۡ ءَايَةً أَن يَعۡلَمَهُۥ عُلَمَٰٓؤُاْ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ
أَوَلَمْ
değil mi?
يَكُن
Is it not
لَّهُمْ
onlar için
ءَايَةً
bir delil
أَن
onu bilmesi
يَعْلَمَهُۥ
know it
عُلَمَـٰٓؤُا۟
bilginlerinin
بَنِىٓ
oğulları
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail

Saheeh InternationalAnd has it not been a sign to them that it is recognized by the scholars of the Children of Israel

Süleyman Ateşİsrail oğulları bilginlerinin onu bilmesi de onlar için (Kur'an'ın Güvenilir Ruh tarafından vahyedildiğine) yeterli bir delil değil mi

26:198
وَلَوۡ نَزَّلۡنَٰهُ عَلَىٰ بَعۡضِ ٱلۡأَعۡجَمِينَ
وَلَوْ
ve şayet
نَزَّلْنَـٰهُ
biz onu indirseydik
عَلَىٰ
üzerine
بَعْضِ
biri
ٱلْأَعْجَمِينَ
yabancılardan

Saheeh InternationalAnd even if We had revealed it to one among the foreigners

Süleyman AteşBiz onu yabancılardan birine indirseydik de

26:199
فَقَرَأَهُۥ عَلَيۡهِم مَّا كَانُواْ بِهِۦ مُؤۡمِنِينَ
فَقَرَأَهُۥ
onu okusaydı
عَلَيْهِم
onlara
مَّا
olmazlardı
كَانُوا۟
they would
بِهِۦ
ona
مُؤْمِنِينَ
inanıyor

Saheeh InternationalAnd he had recited it to them [perfectly], they would [still] not have been believers in it

Süleyman AteşOnu onlara okusaydı, ona inanmazlardı

26:200
كَذَٰلِكَ سَلَكۡنَٰهُ فِي قُلُوبِ ٱلۡمُجۡرِمِينَ
كَذَٰلِكَ
öylece
سَلَكْنَـٰهُ
biz onu soktuk
فِى
içine
قُلُوبِ
kalbleri
ٱلْمُجْرِمِينَ
suçluların

Saheeh InternationalThus have We inserted disbelief into the hearts of the criminals

Süleyman AteşBiz onu, suçluların kalblerine öyle soktuk

26:201
لَا يُؤۡمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ يَرَوُاْ ٱلۡعَذَابَ ٱلۡأَلِيمَ
لَا
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ
they will believe
بِهِۦ
ona
حَتَّىٰ
kadar
يَرَوُا۟
görünceye
ٱلْعَذَابَ
azabı
ٱلْأَلِيمَ
acıklı

Saheeh InternationalThey will not believe in it until they see the painful punishment

Süleyman AteşAcı azabı görünceye kadar da ona inanmazlar

26:202
فَيَأۡتِيَهُم بَغۡتَةࣰ وَهُمۡ لَا يَشۡعُرُونَ
فَيَأْتِيَهُم
(azab) onlara gelir de
بَغْتَةًۭ
ansızın
وَهُمْ
onlar
لَا
hiç
يَشْعُرُونَ
farkında olmazlar

Saheeh InternationalAnd it will come to them suddenly while they perceive [it] not

Süleyman AteşAzab onlara öyle ansızın gelir ki, onlar hiç farkında olmazlar

26:203
فَيَقُولُواْ هَلۡ نَحۡنُ مُنظَرُونَ
فَيَقُولُوا۟
derler
هَلْ
biz-miyiz?
نَحْنُ
biz
مُنظَرُونَ
süre verilerlerden

Saheeh InternationalAnd they will say, "May we be reprieved

Süleyman Ateş(Birden onu karşılarında bulunca) Acaba bize süre verilir mi?" derler

26:204
أَفَبِعَذَابِنَا يَسۡتَعۡجِلُونَ
أَفَبِعَذَابِنَا
bizim azabımızı mı?
يَسْتَعْجِلُونَ
acele istiyorlar

Saheeh InternationalSo for Our punishment are they impatient

Süleyman AteşHala bizim azabımızı mı acele istiyorlar (doğru söyleyenlerden isen bizi tehdidettiğin azabı getir mi diyorlar)

26:205
أَفَرَءَيۡتَ إِن مَّتَّعۡنَٰهُمۡ سِنِينَ
أَفَرَءَيْتَ
gödün mü?
إِن
eğer
مَّتَّعْنَـٰهُمْ
biz onları yaşatsak
سِنِينَ
yıllarca

Saheeh InternationalThen have you considered if We gave them enjoyment for years

Süleyman AteşBaksana, biz onları yıllarca yaşatsak

26:206 📚 2
ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُواْ يُوعَدُونَ
ثُمَّ
sonra
جَآءَهُم
kendilerine gelse
مَّا
şey
كَانُوا۟
oldukları
يُوعَدُونَ
tehdid ediliyor

Saheeh InternationalAnd then there came to them that which they were promised

Süleyman AteşSonra tehdidedildikleri (azab) kendilerine gelse

26:207 📚 2
مَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يُمَتَّعُونَ
مَآ
yoktur
أَغْنَىٰ
(hiç) yararı
عَنْهُم
kendilerine
مَّا
şeylerin
كَانُوا۟
oldukları
يُمَتَّعُونَ
yaşatılıyor

Saheeh InternationalThey would not be availed by the enjoyment with which they were provided

Süleyman AteşO yaşatıldıkları (zevk-u sefa sürdükleri) şeyler, kendilerine ne yarar sağlardı

26:208
وَمَآ أَهۡلَكۡنَا مِن قَرۡيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ
وَمَآ
ve
أَهْلَكْنَا
biz helak etmedik
مِن
hiçbir
قَرْيَةٍ
kenti
إِلَّا
olmayan
لَهَا
onun
مُنذِرُونَ
uyarıcıları

Saheeh InternationalAnd We did not destroy any city except that it had warners

Süleyman AteşBiz, hiçbir kenti helak etmedik ki onun uyarıcıları olmasın (helak etmeden önce mutlaka uyarıcı gönderdik)

26:209
ذِكۡرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
ذِكْرَىٰ
uyarırlardı
وَمَا
ve
كُنَّا
biz değildik
ظَـٰلِمِينَ
zulmediciler

Saheeh InternationalAs a reminder; and never have We been unjust

Süleyman Ateş(Uyarıcılar) uyarırlardı. Biz zulmediciler değildik

26:210
وَمَا تَنَزَّلَتۡ بِهِ ٱلشَّيَٰطِينُ
وَمَا
ve
تَنَزَّلَتْ
indirmedi
بِهِ
O'nu (Kur'an'ı)
ٱلشَّيَـٰطِينُ
şeytanlar

Saheeh InternationalAnd the devils have not brought the revelation down

Süleyman AteşO(Kur'a)n'ı şeytanlar (cinler) indirmedi

26:211
وَمَا يَنۢبَغِي لَهُمۡ وَمَا يَسۡتَطِيعُونَ
وَمَا
bu yaraşmaz
يَنۢبَغِى
(it) suits
لَهُمْ
onlara
وَمَا
ve zaten
يَسْتَطِيعُونَ
yapamazlar

Saheeh InternationalIt is not allowable for them, nor would they be able

Süleyman AteşBu, onlara yaraşmaz ve zaten yapamazlar da

26:212 📚 1
إِنَّهُمۡ عَنِ ٱلسَّمۡعِ لَمَعۡزُولُونَ
إِنَّهُمْ
çünkü onlar
عَنِ
işitmekten
ٱلسَّمْعِ
the hearing
لَمَعْزُولُونَ
uzaklaştırılmışlardır

Saheeh InternationalIndeed they, from [its] hearing, are removed

Süleyman AteşÇünkü onlar, (meleklerin sözlerini) işitmekten uzaklaştırılmışlardır

26:213
فَلَا تَدۡعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتَكُونَ مِنَ ٱلۡمُعَذَّبِينَ
فَلَا
o halde
تَدْعُ
çağırma
مَعَ
ile beraber
ٱللَّهِ
Allah
إِلَـٰهًا
bir tanrı
ءَاخَرَ
başka
فَتَكُونَ
sonra olursun
مِنَ
azabedilenlerden
ٱلْمُعَذَّبِينَ
those punished

Saheeh InternationalSo do not invoke with Allah another deity and [thus] be among the punished

Süleyman AteşAllah ile beraber başka bir tanrı çağırma, sonra azabedilenlerden olursun

26:214 📚 8
وَأَنذِرۡ عَشِيرَتَكَ ٱلۡأَقۡرَبِينَ
وَأَنذِرْ
ve uyar
عَشِيرَتَكَ
akrabanı
ٱلْأَقْرَبِينَ
en yakın

Saheeh InternationalAnd warn, [O Muhammad], your closest kindred

Süleyman AteşEn yakın akrabanı uyar

26:215
وَٱخۡفِضۡ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
وَٱخْفِضْ
ve indir
جَنَاحَكَ
kanadını
لِمَنِ
kimselere
ٱتَّبَعَكَ
sana uyan
مِنَ
mü'minlerden
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers

Saheeh InternationalAnd lower your wing to those who follow you of the believers

Süleyman AteşVe sana uyan mü'minlere kanadını indir (onlara karşı mütevazi ve şefkatli davran)

26:216 📚 2
فَإِنۡ عَصَوۡكَ فَقُلۡ إِنِّي بَرِيٓءࣱ مِّمَّا تَعۡمَلُونَ
فَإِنْ
şayet
عَصَوْكَ
sana karşı gelirlerse
فَقُلْ
de ki
إِنِّى
şüphesiz ben
بَرِىٓءٌۭ
uzağım
مِّمَّا
şeylerden
تَعْمَلُونَ
sizin yaptıklarınız

Saheeh InternationalAnd if they disobey you, then say, "Indeed, I am disassociated from what you are doing

Süleyman AteşŞayet sana (uymaz) karşı gelirlerse: "Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım," de

26:217 📚 1
وَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱلۡعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ
وَتَوَكَّلْ
ve tevekkül et
عَلَى
üzerine
ٱلْعَزِيزِ
galib olan
ٱلرَّحِيمِ
ve esirgeyene

Saheeh InternationalAnd rely upon the Exalted in Might, the Merciful

Süleyman AteşGalib ve esirgeyen(Allah)a tevekkül et

26:218
ٱلَّذِي يَرَىٰكَ حِينَ تَقُومُ
ٱلَّذِى
ki O
يَرَىٰكَ
seni görür
حِينَ
zaman
تَقُومُ
namaza durduğun

Saheeh InternationalWho sees you when you arise

Süleyman AteşO, seni görür: Namaza durduğun zaman

26:219
وَتَقَلُّبَكَ فِي ٱلسَّٰجِدِينَ
وَتَقَلُّبَكَ
ve eğilip doğrulurken
فِى
içinde
ٱلسَّـٰجِدِينَ
secde edenle

Saheeh InternationalAnd your movement among those who prostrate

Süleyman AteşVe secde edenler arasında eğilip doğrulurken

26:220 📚 7
إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ
إِنَّهُۥ
çünkü
هُوَ
O
ٱلسَّمِيعُ
işitendir
ٱلْعَلِيمُ
bilendir

Saheeh InternationalIndeed, He is the Hearing, the Knowing

Süleyman AteşÇünkü O, işitendir, bilendir

26:221
هَلۡ أُنَبِّئُكُمۡ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّيَٰطِينُ
هَلْ
size haber vereyimmi?
أُنَبِّئُكُمْ
I inform you
عَلَىٰ
üzerine
مَن
kim
تَنَزَّلُ
ineceğini
ٱلشَّيَـٰطِينُ
şeytanların

Saheeh InternationalShall I inform you upon whom the devils descend

Süleyman AteşŞeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi

26:222 📚 2
تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمࣲ‏
تَنَزَّلُ
onlar inerler
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
أَفَّاكٍ
yalancı
أَثِيمٍۢ
günahkar

Saheeh InternationalThey descend upon every sinful liar

Süleyman AteşOnlar, her günahkar yalancıya inerler

26:223
يُلۡقُونَ ٱلسَّمۡعَ وَأَكۡثَرُهُمۡ كَٰذِبُونَ
يُلْقُونَ
kulak verirler
ٱلسَّمْعَ
işitilene
وَأَكْثَرُهُمْ
ve çokları da
كَـٰذِبُونَ
yalan söylerler

Saheeh InternationalThey pass on what is heard, and most of them are liars

Süleyman AteşO yalancılar, (şeytanlara) kulak verirler, çokları da yalan söylerler

26:224
وَٱلشُّعَرَآءُ يَتَّبِعُهُمُ ٱلۡغَاوُۥنَ
وَٱلشُّعَرَآءُ
ve Şa'irler
يَتَّبِعُهُمُ
onlar uyarlar
ٱلْغَاوُۥنَ
azgınlara

Saheeh InternationalAnd the poets - [only] the deviators follow them

Süleyman AteşŞa'irlere gelince onlara da azgınlar uyar

26:225 📚 2
أَلَمۡ تَرَ أَنَّهُمۡ فِي كُلِّ وَادࣲ يَهِيمُونَ
أَلَمْ
görmez misin?
تَرَ
you see
أَنَّهُمْ
onlar
فِى
her
كُلِّ
every
وَادٍۢ
vadide
يَهِيمُونَ
şaşkın şaşkın dolaşırlar

Saheeh InternationalDo you not see that in every valley they roam

Süleyman AteşBaksana onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar

26:226 📚 1
وَأَنَّهُمۡ يَقُولُونَ مَا لَا يَفۡعَلُونَ
وَأَنَّهُمْ
ve onlar
يَقُولُونَ
söylerler
مَا
şeyleri
لَا
yapmayacakları
يَفْعَلُونَ
they do

Saheeh InternationalAnd that they say what they do not do

Süleyman AteşVe onlar yapmayacakları şeyleri söylerler

26:227 📚 5
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَذَكَرُواْ ٱللَّهَ كَثِيرࣰ ا وَٱنتَصَرُواْ مِنۢ بَعۡدِ مَا ظُلِمُواْۗ وَسَيَعۡلَمُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓاْ أَيَّ مُنقَلَبࣲ يَنقَلِبُونَ
إِلَّا
ancak hariç
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
وَذَكَرُوا۟
ve ananlar
ٱللَّهَ
Allah'ı
كَثِيرًۭا
çokça
وَٱنتَصَرُوا۟
ve üstün gelmeğe çalışanlar
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
kendilerine zulmedildikten
ظُلِمُوا۟ ۗ
they were wronged
وَسَيَعْلَمُ
ve yakında bileceklerdir
ٱلَّذِينَ
kimseler
ظَلَمُوٓا۟
zulmeden(ler)
أَىَّ
nasıl
مُنقَلَبٍۢ
bir devrimle
يَنقَلِبُونَ
devrileceklerini

Saheeh InternationalExcept those [poets] who believe and do righteous deeds and remember Allah often and defend [the Muslims] after they were wronged. And those who have wronged are going to know to what [kind of] return they will be returned

Süleyman AteşAncak inananlar, iyi işler yapanlar, Allah'ı çok ananlar ve kendilerine zulmedildikten sonra (rakiplerine) üstün gelmeğe çalışanlar böyle değildir. Zulmedenler, yakında nasıl bir devrime uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir

← Önceki Sonraki →

26. Ash-Shu'araa Suresi | Anlam Arayışı