26. Ash-Shu'araa سُورَةُ الشُّعَرَاءِ 📕 Mushaf görünümünde aç
▶ Sureyi dinle Okuyan: Mişarî Râşid el-Afâsî Mahmûd Halîl el-Hüsarî Muhammed Siddîk el-Minşâvî Ebû Bekr eş-Şâtırî Mâhir el-Muaykılî Alî el-Huzeyfî Her ayeti bir kez 2 kez 3 kez 5 kez 10 kez oku
26:1 ▶ ⧉ ☆
طسٓمٓ
Süleyman Ateş Ta sin mim
26:2 ▶ ⧉ ☆
تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡمُبِينِ
Süleyman Ateş Şunlar o apaçık Kitabın ayetleridir
26:3 ▶ ⧉ ☆
لَعَلَّكَ بَٰخِعࣱ نَّفۡسَكَ أَلَّا يَكُونُواْ مُؤۡمِنِينَ
Süleyman Ateş Herhalde sen, inanmıyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin
إِن نَّشَأۡ نُنَزِّلۡ عَلَيۡهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةࣰ فَظَلَّتۡ أَعۡنَٰقُهُمۡ لَهَا خَٰضِعِينَ
Süleyman Ateş Dilesek onların üzerine gökten bir mu'cize indiririz de boyunları ona eğilir (inanırlar)
26:5 ▶ ⧉ ☆
وَمَا يَأۡتِيهِم مِّن ذِكۡرࣲ مِّنَ ٱلرَّحۡمَٰنِ مُحۡدَثٍ إِلَّا كَانُواْ عَنۡهُ مُعۡرِضِينَ
ٱلرَّحْمَـٰنِ
the Most Gracious
Süleyman Ateş Rahman'dan onlara hiçbir yeni Zikir (uyarı) gelmez ki, mutlaka ondan yüz çevirici olmasınlar
26:6 ▶ ⧉ ☆
فَقَدۡ كَذَّبُواْ فَسَيَأۡتِيهِمۡ أَنۢبَٰٓؤُاْ مَا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ
فَسَيَأْتِيهِمْ
ama kendilerine gelecektir
يَسْتَهْزِءُونَ
alay edip duruyor(lar)
Süleyman Ateş Yalanladılar ama, alay edip durdukları şeyin haberleri, yakında kendilerine gelecektir
26:7 ▶ ⧉ ☆
أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ إِلَى ٱلۡأَرۡضِ كَمۡ أَنۢبَتۡنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوۡجࣲ كَرِيمٍ
Süleyman Ateş Yere bakmadılar mı orada her çeşit güzel çifti bitirmişiz
26:8 ▶ ⧉ ☆
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
Süleyman Ateş Şüphesiz bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanıcı değillerdir
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
ٱلرَّحِيمُ
merhamet edendir
Süleyman Ateş Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur merhamet eden O'dur
26:10 ▶ ⧉ ☆
وَإِذۡ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱئۡتِ ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
Süleyman Ateş Rabbin Musa'ya seslendi: "O zalim kavme git
قَوۡمَ فِرۡعَوۡنَۚ أَلَا يَتَّقُونَ
أَلَا
onlar korunmayacaklar mı?
Süleyman Ateş Fir'avn'ın kavmine. Onlar (kötülüklerden) korunmayacaklar mı
26:12 ▶ ⧉ ☆
قَالَ رَبِّ إِنِّيٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ
يُكَذِّبُونِ
beni yalanlayacaklar
Süleyman Ateş (Musa): "Rabbim, dedi, ben, onların beni yalanlayacaklarından korkuyorum
26:13 ▶ ⧉ ☆
وَيَضِيقُ صَدۡرِي وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِي فَأَرۡسِلۡ إِلَىٰ هَٰرُونَ
فَأَرْسِلْ
onun için elçilik ver
Süleyman Ateş Göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor (tutukluk yapıyor), onun için Harun'a da elçilik ver
26:14 ▶ ⧉ ☆
وَلَهُمۡ عَلَيَّ ذَنۢبࣱ فَأَخَافُ أَن يَقۡتُلُونِ
يَقْتُلُونِ
beni öldürecekler
Süleyman Ateş Hem benim üzerimde onlara karşı işlediğim bir günah da var (onlardan bir adam öldürmüştüm); onların beni öldürmelerinden korkuyorum
26:15 ▶ ⧉ ☆
قَالَ كَلَّاۖ فَٱذۡهَبَا بِـَٔايَٰتِنَآۖ إِنَّا مَعَكُم مُّسۡتَمِعُونَ
فَٱذْهَبَا
ikiniz de gidin
بِـَٔايَـٰتِنَآ ۖ
ayetlerimizle
Süleyman Ateş (Allah): "Hayır, dedi, ikiniz de ayetlerimizle gidin, biz sizinle beraberiz, (aranızda geçecekleri) dinliyoruz
26:16 ▶ ⧉ ☆
فَأۡتِيَا فِرۡعَوۡنَ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
Süleyman Ateş Fir'avn'e giderek deyin ki: Biz alemlerin Rabbinin elçisiyiz
26:17 ▶ ⧉ ☆
أَنۡ أَرۡسِلۡ مَعَنَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ
Süleyman Ateş İsrail oğullarını bizimle beraber gönder
26:18 ▶ ⧉ ☆
قَالَ أَلَمۡ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدࣰ ا وَلَبِثۡتَ فِينَا مِنۡ عُمُرِكَ سِنِينَ
أَلَمْ
biz seni yetiştirmedik mi?
وَلِيدًۭا
bir çocuk olarak
وَلَبِثْتَ
ve kalmadın mı?
Süleyman Ateş (Gittiler, Allah'ın emrini duyurdular. Fir'avn) Dedi ki: "Biz seni, içimizden bir çocuk olarak yetiştirmedik mi? Ömründe nice yıllar aramızda kalmadın mı
26:19 ▶ ⧉ ☆
وَفَعَلۡتَ فَعۡلَتَكَ ٱلَّتِي فَعَلۡتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلۡكَٰفِرِينَ
ٱلْكَـٰفِرِينَ
the ungrateful
Süleyman Ateş Ve sonunda o yaptığını da yaptın, sen nankörlerden birisin
26:20 ▶ ⧉ ☆
قَالَ فَعَلۡتُهَآ إِذࣰ ا وَأَنَا۠ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ
ٱلضَّآلِّينَ
those who are astray
Süleyman Ateş (Musa): "Onu yaptığım zaman sapıklardan idim" dedi
26:21 ▶ ⧉ ☆
فَفَرَرۡتُ مِنكُمۡ لَمَّا خِفۡتُكُمۡ فَوَهَبَ لِي رَبِّي حُكۡمࣰ ا وَجَعَلَنِي مِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
ٱلْمُرْسَلِينَ
the Messengers
Süleyman Ateş Sizden korkunca aranızdan kaçtım, sonra Rabbim bana hükümdarlık verdi ve beni elçilerden yaptı
26:22 ▶ ⧉ ☆
وَتِلۡكَ نِعۡمَةࣱ تَمُنُّهَا عَلَيَّ أَنۡ عَبَّدتَّ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ
Süleyman Ateş O başıma kaktığın ni'met de İsrail oğullarını köle yapman(yüzünden)dir. (Onları köle diye kullanıp erkek çocuklarını kesmeseydin, senin eline düşmezdim)
26:23 ▶ ⧉ ☆
قَالَ فِرۡعَوۡنُ وَمَا رَبُّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
Süleyman Ateş Fir'avn dedi ki: "(Ey Musa) alemlerin Rabbi nedir
قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَآۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ
بَيْنَهُمَآ ۖ
ikisi arasında
مُّوقِنِينَ
gerçekten inanan kimseler
Süleyman Ateş (Musa): "Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanan kimseler iseniz (bunu anlarsınız)," dedi
26:25 ▶ ⧉ ☆
قَالَ لِمَنۡ حَوۡلَهُۥٓ أَلَا تَسۡتَمِعُونَ
حَوْلَهُۥٓ
çevresinde bulunan
Süleyman Ateş (Fir'avn): Çevresinde bulunanlara: "İşitiyor musunuz?" dedi
26:26 ▶ ⧉ ☆
قَالَ رَبُّكُمۡ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلۡأَوَّلِينَ
رَبُّكُمْ
sizin Rabbinizdir
ءَابَآئِكُمُ
atalarınızın
Süleyman Ateş (Musa): "O sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir" dedi
قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِيٓ أُرۡسِلَ إِلَيۡكُمۡ لَمَجۡنُونࣱ
لَمَجْنُونٌۭ
mutlaka delidir
Süleyman Ateş (Fir'avn): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi
26:28 ▶ ⧉ ☆
قَالَ رَبُّ ٱلۡمَشۡرِقِ وَٱلۡمَغۡرِبِ وَمَا بَيۡنَهُمَآۖ إِن كُنتُمۡ تَعۡقِلُونَ
بَيْنَهُمَآ ۖ
bunlar arasında
Süleyman Ateş (Musa): "Eğer düşünürseniz O, doğunun batının ve bunlar arasında bulunanların da Rabbidir" dedi
26:29 ▶ ⧉ ☆
قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذۡتَ إِلَٰهًا غَيۡرِي لَأَجۡعَلَنَّكَ مِنَ ٱلۡمَسۡجُونِينَ
لَأَجْعَلَنَّكَ
seni mutlaka yapacağım
ٱلْمَسْجُونِينَ
those imprisoned
Süleyman Ateş (Fir'avn ey Musa): "Andolsun ki benden başka tanrı edinirsen, seni mutlaka zindana atılanlardan yapacağım" dedi
26:30 ▶ ⧉ ☆
قَالَ أَوَلَوۡ جِئۡتُكَ بِشَيۡءࣲ مُّبِينࣲ
أَوَلَوْ
sana getirsem de mi?
Süleyman Ateş (Musa, peki): "Sana (doğruluğumu) kanıtlayan apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?" dedi
26:31 ▶ ⧉ ☆
قَالَ فَأۡتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
ٱلصَّـٰدِقِينَ
the truthful
Süleyman Ateş (Fir'avn): "Eğer doğrulardansan onu getir (bakalım)," dedi
26:32 ▶ ⧉ ☆
فَأَلۡقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ ثُعۡبَانࣱ مُّبِينࣱ
فَإِذَا
bir de (baktılar ki)
Süleyman Ateş (Musa), asasını attı, bir de (baktılar ki) o apaçık bir ejderha
26:33 ▶ ⧉ ☆
وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِيَ بَيۡضَآءُ لِلنَّٰظِرِينَ
بَيْضَآءُ
parıl parıl parlıyor(du)
Süleyman Ateş Elini (koltuğunun altından) çıkardı; o da, bakanlara parıl parıl parlayan bir şey oluverdi
26:34 ▶ ⧉ ☆
قَالَ لِلۡمَلَإِ حَوۡلَهُۥٓ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمࣱ
لِلْمَلَإِ
ileri gelenlere
Süleyman Ateş (Fir'avn), çevresindeki ileri gelenlere: "Bu dedi, bilgin bir büyücüdür
26:35 ▶ ⧉ ☆
يُرِيدُ أَن يُخۡرِجَكُم مِّنۡ أَرۡضِكُم بِسِحۡرِهِۦ فَمَاذَا تَأۡمُرُونَ
Süleyman Ateş Büyüsüyle sizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz
26:36 ▶ ⧉ ☆
قَالُوٓاْ أَرۡجِهۡ وَأَخَاهُ وَٱبۡعَثۡ فِي ٱلۡمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ
Süleyman Ateş Dediler ki: "Onu ve kardeşini eğle, kentlere toplayıcılar gönder
26:37 ▶ ⧉ ☆
يَأۡتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمࣲ
يَأْتُوكَ
sana getirsinler
Süleyman Ateş Bütün bilgin büyücüleri sana getirsinler
26:38 ▶ ⧉ ☆
فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَٰتِ يَوۡمࣲ مَّعۡلُومࣲ
فَجُمِعَ
ve bir araya getirildi
لِمِيقَـٰتِ
belirlenen vaktinde
Süleyman Ateş Derken büyücüler belli bir günün belirlenen vaktinde bir araya getirildi
26:39 ▶ ⧉ ☆
وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلۡ أَنتُم مُّجۡتَمِعُونَ
Süleyman Ateş Halka da: "Siz de toplanır mısınız?" denildi
26:40 ▶ ⧉ ☆
لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُواْ هُمُ ٱلۡغَٰلِبِينَ
ٱلْغَـٰلِبِينَ
üstün gelirler
Süleyman Ateş Umarız ki büyücüler üstün gelirse biz de onlara uyarız
26:41 ▶ ⧉ ☆
فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُواْ لِفِرۡعَوۡنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجۡرًا إِن كُنَّا نَحۡنُ ٱلۡغَٰلِبِينَ
ٱلْغَـٰلِبِينَ
üstün gelenler
Süleyman Ateş Büyücüler gelince Fir'avn'e: "Eğer üstün gelenler biz olursak, bize mutlaka bir ücret var değil mi?" dediler
26:42 ▶ ⧉ ☆
قَالَ نَعَمۡ وَإِنَّكُمۡ إِذࣰ ا لَّمِنَ ٱلۡمُقَرَّبِينَ
لَّمِنَ
yakınlardan olacaksınız
ٱلْمُقَرَّبِينَ
the ones who are brought near
Süleyman Ateş Evet dedi, hem o takdirde siz (bana) yakınlardan olacaksınız
26:43 ▶ ⧉ ☆
قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلۡقُواْ مَآ أَنتُم مُّلۡقُونَ
Süleyman Ateş Musa onlara: "Atacağınızı atın!" dedi
26:44 ▶ ⧉ ☆
فَأَلۡقَوۡاْ حِبَالَهُمۡ وَعِصِيَّهُمۡ وَقَالُواْ بِعِزَّةِ فِرۡعَوۡنَ إِنَّا لَنَحۡنُ ٱلۡغَٰلِبُونَ
فَأَلْقَوْا۟
sonra attılar
وَعِصِيَّهُمْ
ve değneklerini
ٱلْغَـٰلِبُونَ
galib geleceğiz
Süleyman Ateş İplerini ve değneklerini attılar ve "Fir'avn'ın şerefine biz, elbette biz galib geleceğiz" dediler
26:45 ▶ ⧉ ☆
فَأَلۡقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ تَلۡقَفُ مَا يَأۡفِكُونَ
يَأْفِكُونَ
onların uydurdukları
Süleyman Ateş Musa da asasını attı. Birden o, onların uydurduklarını yutmağa başladı
26:46 ▶ ⧉ ☆
فَأُلۡقِيَ ٱلسَّحَرَةُ سَٰجِدِينَ
فَأُلْقِىَ
derhal kapandılar
Süleyman Ateş Derhal büyücüler secdeye kapandılar
26:47 ▶ ⧉ ☆
قَالُوٓاْ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
Süleyman Ateş Dediler: "Alemlerin Rabbine inandık
26:48 ▶ ⧉ ☆
رَبِّ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
Süleyman Ateş Musa'nın ve Harun'un Rabbine
26:49 ▶ ⧉ ☆
قَالَ ءَامَنتُمۡ لَهُۥ قَبۡلَ أَنۡ ءَاذَنَ لَكُمۡۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِي عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحۡرَ فَلَسَوۡفَ تَعۡلَمُونَۚ لَأُقَطِّعَنَّ أَيۡدِيَكُمۡ وَأَرۡجُلَكُم مِّنۡ خِلَٰفࣲ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمۡ أَجۡمَعِينَ
لَكَبِيرُكُمُ
büyüğünüzdür
عَلَّمَكُمُ
has taught you
فَلَسَوْفَ
öyleyse yakında
تَعْلَمُونَ ۚ
bileceksiniz
لَأُقَطِّعَنَّ
mutlaka keseceğim
وَأَرْجُلَكُم
ve ayaklarınızı
وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ
ve asacağım
Süleyman Ateş (Fir'avn) dedi: "Ben size izin vermeden mi ona inandınız? O, size büyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse (size ne yapacağımı) yakında bileceksiniz: Ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve hepinizi asacağım
26:50 ▶ ⧉ ☆
قَالُواْ لَا ضَيۡرَۖ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ
Süleyman Ateş Zararı yok, dediler, (nasıl olsa) biz Rabbimize döneceğiz
إِنَّا نَطۡمَعُ أَن يَغۡفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَٰيَٰنَآ أَن كُنَّآ أَوَّلَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
خَطَـٰيَـٰنَآ
hatalarımızı
Süleyman Ateş Biz ilk inananlar olduğumuz için Rabbimizin, hatalarımızı bağışlayacağını umarız
26:52 ▶ ⧉ ☆
۞وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنۡ أَسۡرِ بِعِبَادِيٓ إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ
۞ وَأَوْحَيْنَآ
ve vahyettik
مُّتَّبَعُونَ
takibedileceksiniz
Süleyman Ateş Musa'ya: "Kullarımı geceleyin (Mısır'dan çıkar), yürüt; siz takibedileceksiniz." diye vahyettik
26:53 ▶ ⧉ ☆
فَأَرۡسَلَ فِرۡعَوۡنُ فِي ٱلۡمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ
حَـٰشِرِينَ
(asker) toplayıcılar
Süleyman Ateş Fir'avn, (İsrail oğullarının gittiğini duyunca) kentlere (asker) toplayıcılar gönderdi
26:54 ▶ ⧉ ☆
إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَشِرۡذِمَةࣱ قَلِيلُونَ
Süleyman Ateş Şunlar, (şu İsrail oğulları), az bir topluluktur dedi
26:55 ▶ ⧉ ☆
وَإِنَّهُمۡ لَنَا لَغَآئِظُونَ
وَإِنَّهُمْ
ve elbette onlar
لَغَآئِظُونَ
kızdırmaktadırlar
Süleyman Ateş Bizi kızdırmaktadırlar
26:56 ▶ ⧉ ☆
وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَٰذِرُونَ
Süleyman Ateş Biz, ihtiyatlı, koca bir cemaatiz
26:57 ▶ ⧉ ☆
فَأَخۡرَجۡنَٰهُم مِّن جَنَّٰتࣲ وَعُيُونࣲ
فَأَخْرَجْنَـٰهُم
böylece biz onları çıkardık
وَعُيُونٍۢ
ve çeşmeler(inden)
Süleyman Ateş Böylece biz onları çıkardık: bahçeler(in)den, çeşmeler(in)den
26:58 ▶ ⧉ ☆
وَكُنُوزࣲ وَمَقَامࣲ كَرِيمࣲ
وَكُنُوزٍۢ
ve hazineler(inden)
وَمَقَامٍۢ
ve yer(lerinden)
Süleyman Ateş Hazineler(in)den ve o güzel yer(lerin)den
26:59 ▶ ⧉ ☆
كَذَٰلِكَۖ وَأَوۡرَثۡنَٰهَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ
وَأَوْرَثْنَـٰهَا
bunları miras yaptık
Süleyman Ateş Böylece bunları İsrail oğullarına miras yaptık
26:60 ▶ ⧉ ☆
فَأَتۡبَعُوهُم مُّشۡرِقِينَ
فَأَتْبَعُوهُم
onların ardına düştüler
مُّشْرِقِينَ
güneş doğarken
Süleyman Ateş (Fir'avn ve adamları), güneş doğarken onların ardına düştüler
26:61 ▶ ⧉ ☆
فَلَمَّا تَرَٰٓءَا ٱلۡجَمۡعَانِ قَالَ أَصۡحَٰبُ مُوسَىٰٓ إِنَّا لَمُدۡرَكُونَ
تَرَٰٓءَا
birbirini görünce
لَمُدْرَكُونَ
işte yakalandık
Süleyman Ateş İki topluluk (yaklaşıp) birbirini görünce Musa'nın adamları: "İşte yakalandık!" dediler
26:62 ▶ ⧉ ☆
قَالَ كَلَّآۖ إِنَّ مَعِيَ رَبِّي سَيَهۡدِينِ
سَيَهْدِينِ
bana yol gösterecektir
Süleyman Ateş (Musa): "Hayır, dedi, Rabbim benimle beraberdir. Bana yol gösterecektir
26:63 ▶ ⧉ ☆
فَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱضۡرِب بِّعَصَاكَ ٱلۡبَحۡرَۖ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرۡقࣲ كَٱلطَّوۡدِ ٱلۡعَظِيمِ
فَأَوْحَيْنَآ
diye vahyettik
Süleyman Ateş Musa'ya: "Değneğinle denize vur!" diye vahyettik. (Vurunca deniz) yarıldı, (on iki yol açıldı). Her bölüm, kocaman bir dağ gibi oldu
وَأَزۡلَفۡنَا ثَمَّ ٱلۡأٓخَرِينَ
وَأَزْلَفْنَا
ve yaklaştırdık
Süleyman Ateş Ötekileri de buraya yaklaştırdık (Musa ve adamlarının ardından, düşmanları da bu denizde açılan yollara girdiler)
26:65 ▶ ⧉ ☆
وَأَنجَيۡنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَجۡمَعِينَ
Süleyman Ateş Musa'yı ve beraberinde olanları tamamen kurtardık
26:66 ▶ ⧉ ☆
ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا ٱلۡأٓخَرِينَ
ٱلْـَٔاخَرِينَ
ötekilerini
Süleyman Ateş Sonra ötekilerini boğduk (Musa ve adamları karaya çıkınca deniz kapandı, Fir'avn ve adamları boğuldu)
26:67 ▶ ⧉ ☆
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
Süleyman Ateş Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama çokları inanmazlar
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Süleyman Ateş Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
26:69 ▶ ⧉ ☆
وَٱتۡلُ عَلَيۡهِمۡ نَبَأَ إِبۡرَٰهِيمَ
Süleyman Ateş Onlara İbrahim'in haberini de oku
إِذۡ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوۡمِهِۦ مَا تَعۡبُدُونَ
Süleyman Ateş Babasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti
26:71 ▶ ⧉ ☆
قَالُواْ نَعۡبُدُ أَصۡنَامࣰ ا فَنَظَلُّ لَهَا عَٰكِفِينَ
Süleyman Ateş Putlara tapıyoruz, onların önünde ibadete duruyoruz. dediler
قَالَ هَلۡ يَسۡمَعُونَكُمۡ إِذۡ تَدۡعُونَ
هَلْ
onlar sizi işitiyorlarmı?
يَسْمَعُونَكُمْ
they hear you
Süleyman Ateş Peki, dedi, siz du'a ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı
أَوۡ يَنفَعُونَكُمۡ أَوۡ يَضُرُّونَ
يَنفَعُونَكُمْ
size fayda verebiliyorlar (mı?)
يَضُرُّونَ
zarar verebiliyorlar( mı)?
Süleyman Ateş Yahut size fayda veya zarar verebiliyorlar mı
26:74 ▶ ⧉ ☆
قَالُواْ بَلۡ وَجَدۡنَآ ءَابَآءَنَا كَذَٰلِكَ يَفۡعَلُونَ
Süleyman Ateş Hayır, ama babalarımızın böyle yaptıklarını gördük, (onun için biz de böyle yapıyoruz). dediler
26:75 ▶ ⧉ ☆
قَالَ أَفَرَءَيۡتُم مَّا كُنتُمۡ تَعۡبُدُونَ
أَفَرَءَيْتُم
gördünüz mü?
Süleyman Ateş İşte gördünüz mü neye tapıyorsunuz? dedi
26:76 ▶ ⧉ ☆
أَنتُمۡ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلۡأَقۡدَمُونَ
وَءَابَآؤُكُمُ
ve atalarınız
Süleyman Ateş Siz ve eski atalarınız
26:77 ▶ ⧉ ☆
فَإِنَّهُمۡ عَدُوࣱّ لِّيٓ إِلَّا رَبَّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
Süleyman Ateş Onlar benim düşmanımdır. Yalnız alemlerin Rabbi (benim dostumdur)
ٱلَّذِي خَلَقَنِي فَهُوَ يَهۡدِينِ
يَهْدِينِ
bana yol gösteren
Süleyman Ateş Beni yaratan ve bana yol gösteren O'dur
وَٱلَّذِي هُوَ يُطۡعِمُنِي وَيَسۡقِينِ
Süleyman Ateş Bana yediren ve içiren O'dur
وَإِذَا مَرِضۡتُ فَهُوَ يَشۡفِينِ
Süleyman Ateş Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur
وَٱلَّذِي يُمِيتُنِي ثُمَّ يُحۡيِينِ
يُمِيتُنِى
beni öldürecek olan
Süleyman Ateş Beni öldürecek, sonra diriltecek O'dur
26:82 ▶ ⧉ ☆
وَٱلَّذِيٓ أَطۡمَعُ أَن يَغۡفِرَ لِي خَطِيٓـَٔتِي يَوۡمَ ٱلدِّينِ
Süleyman Ateş Ceza günü hatamı bağışlayacağını umduğum da O'dur
26:83 ▶ ⧉ ☆
رَبِّ هَبۡ لِي حُكۡمࣰ ا وَأَلۡحِقۡنِي بِٱلصَّٰلِحِينَ
بِٱلصَّـٰلِحِينَ
Salihler arasına
Süleyman Ateş Rabbim, bana hüküm (hükümdarlık, bilgi) ver ve beni Salihler arasına kat
وَٱجۡعَل لِّي لِسَانَ صِدۡقࣲ فِي ٱلۡأٓخِرِينَ
ٱلْـَٔاخِرِينَ
sonra gelenler
Süleyman Ateş Sonra gelenler arasında bana, bir doğruluk dili nasib eyle (sonraki nesiller arasında hayır ile anılmamı sağla)
وَٱجۡعَلۡنِي مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِيمِ
ٱلنَّعِيمِ
ni'met(i bol olan)
Süleyman Ateş Beni ni'met (i bol olan) cennetinin varislerinden kıl
وَٱغۡفِرۡ لِأَبِيٓ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ
ٱلضَّآلِّينَ
those astray
Süleyman Ateş Babamı da bağışla. Çünkü o, sapıklardandır. And forgive my father. Lo! he is of those who err
وَلَا تُخۡزِنِي يَوۡمَ يُبۡعَثُونَ
يُبْعَثُونَ
diriltilecekleri
Süleyman Ateş (Kulların) diriltilecekleri gün, beni utandırma
يَوۡمَ لَا يَنفَعُ مَالࣱ وَلَا بَنُونَ
Süleyman Ateş O gün ki, ne mal, ne de oğullar yarar vermez
إِلَّا مَنۡ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلۡبࣲ سَلِيمࣲ
Süleyman Ateş Ancak Allah'a sağlam ve temiz kalb getiren (yarar görür)
وَأُزۡلِفَتِ ٱلۡجَنَّةُ لِلۡمُتَّقِينَ
وَأُزْلِفَتِ
ve yaklaştırılır
لِلْمُتَّقِينَ
muttakiler için
Süleyman Ateş (O gün) cennet , korunanlara yaklaştırılır
وَبُرِّزَتِ ٱلۡجَحِيمُ لِلۡغَاوِينَ
وَبُرِّزَتِ
ve karşısına çıkarılır
Süleyman Ateş Cehennem de azgınların karşısına çıkarılır
26:92 ▶ ⧉ ☆
وَقِيلَ لَهُمۡ أَيۡنَ مَا كُنتُمۡ تَعۡبُدُونَ
Süleyman Ateş Onlara "Hani taptıklarınız nerede?" denilir
26:93 ▶ ⧉ ☆
مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلۡ يَنصُرُونَكُمۡ أَوۡ يَنتَصِرُونَ
هَلْ
size yardım ediyorlarmı?
يَنصُرُونَكُمْ
they help you
يَنتَصِرُونَ
kendilerine yardımları dokunuyor (mu?)
Süleyman Ateş O Allah'tan başka (taptıklarınız) size yardım ediyorlar mı, yahut kendilerine yardımları dokunuyor mu
26:94 ▶ ⧉ ☆
فَكُبۡكِبُواْ فِيهَا هُمۡ وَٱلۡغَاوُۥنَ
فَكُبْكِبُوا۟
tepe taklak atılırlar
Süleyman Ateş Onlar ve azgınlar, tepe taklak oraya atılırlar
وَجُنُودُ إِبۡلِيسَ أَجۡمَعُونَ
Süleyman Ateş İblis'in bütün askerleri de
قَالُواْ وَهُمۡ فِيهَا يَخۡتَصِمُونَ
Süleyman Ateş Onlar orada (putlarıyle) çekişerek derler ki
26:97 ▶ ⧉ ☆
تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينٍ
Süleyman Ateş Vallahi biz apaçık bir sapıklık içinde imişiz
26:98 ▶ ⧉ ☆
إِذۡ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
نُسَوِّيكُم
sizi eşit tutuyorduk
Süleyman Ateş Çünkü sizi alemlerin Rabbine eşit tutuyorduk
وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلۡمُجۡرِمُونَ
ٱلْمُجْرِمُونَ
suçlulardan
Süleyman Ateş Ama bizi saptıran o suçlulardır
26:100 ▶ ⧉ ☆
فَمَا لَنَا مِن شَٰفِعِينَ
Süleyman Ateş Şimdi artık bizim ne şefa'atçilerimiz var
وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمࣲ
Süleyman Ateş Ne de sıcak bir dostumuz
فَلَوۡ أَنَّ لَنَا كَرَّةࣰ فَنَكُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers
Süleyman Ateş Ah keşke bir dönüşümüz daha olsa da inananlardan olsak
26:103 ▶ ⧉ ☆
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
Süleyman Ateş Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Süleyman Ateş Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
كَذَّبَتۡ قَوۡمُ نُوحٍ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
ٱلْمُرْسَلِينَ
gönderilen elçileri
Süleyman Ateş Nuh kavmi de gönderilen elçileri yalanladı
26:106 ▶ ⧉ ☆
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
تَتَّقُونَ
you fear (Allah)
Süleyman Ateş Kardeşleri Nuh onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ
Süleyman Ateş Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin
Süleyman Ateş Allah'tan korkun ve bana ita'at edin
26:109 ▶ ⧉ ☆
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
أَسْـَٔلُكُمْ
ben sizden istemiyorum
Süleyman Ateş Ben sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, yalnız alemlerin Rabbine aittir
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
فَٱتَّقُوا۟
öyle ise korkun
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin
Süleyman Ateş Öyle ise Allah'tan korkun ve bana ita'at edin
26:111 ▶ ⧉ ☆
۞قَالُوٓاْ أَنُؤۡمِنُ لَكَ وَٱتَّبَعَكَ ٱلۡأَرۡذَلُونَ
أَنُؤْمِنُ
biz inanır mıyız?
ٱلْأَرْذَلُونَ
bayağı kimseler
Süleyman Ateş Dediler ki: "Sana bayağı kimseler uymuşken biz sana inanır mıyız
26:112 ▶ ⧉ ☆
قَالَ وَمَا عِلۡمِي بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
يَعْمَلُونَ
onların yapıyor
Süleyman Ateş Dedi ki: "Ben onların yaptıklarını(n iç yüzünü) bilmem (ben ancak görünüşe göre hüküm veririm)
26:113 ▶ ⧉ ☆
إِنۡ حِسَابُهُمۡ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّيۖ لَوۡ تَشۡعُرُونَ
حِسَابُهُمْ
onların hesabı
Süleyman Ateş Anlayışınız olsa, onların hesabının Rabbime aidolduğunu bilirsiniz
26:114 ▶ ⧉ ☆
وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
Süleyman Ateş Ben inananları kovacak değilim
26:115 ▶ ⧉ ☆
إِنۡ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرࣱ مُّبِينࣱ
Süleyman Ateş Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım
26:116 ▶ ⧉ ☆
قَالُواْ لَئِن لَّمۡ تَنتَهِ يَٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمَرۡجُومِينَ
لَتَكُونَنَّ
mutlaka olacaksın
ٱلْمَرْجُومِينَ
those who are stoned
Süleyman Ateş Dediler: "Ey Nuh, (bu dediğinden) vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın
26:117 ▶ ⧉ ☆
قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوۡمِي كَذَّبُونِ
Süleyman Ateş (Nuh): "Rabbim, dedi, kavmim beni yalanladı
26:118 ▶ ⧉ ☆
فَٱفۡتَحۡ بَيۡنِي وَبَيۡنَهُمۡ فَتۡحࣰ ا وَنَجِّنِي وَمَن مَّعِيَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
وَبَيْنَهُمْ
onların arasını
فَتْحًۭا
(kesin hükümle) açarak
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers
Süleyman Ateş Benimle onların arasını aç (aramızda hükmet), beni ve benimle beraber bulunan mü'minleri kurtar
26:119 ▶ ⧉ ☆
فَأَنجَيۡنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِي ٱلۡفُلۡكِ ٱلۡمَشۡحُونِ
فَأَنجَيْنَـٰهُ
biz de onu kurtardık
Süleyman Ateş Biz de onu ve onunla beraber bulunanları, dolu gemi içinde kurtardık
26:120 ▶ ⧉ ☆
ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا بَعۡدُ ٱلۡبَاقِينَ
ٱلْبَاقِينَ
geride kalanları
Süleyman Ateş Sonra bunun ardından, geride kalanları boğduk
26:121 ▶ ⧉ ☆
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
Süleyman Ateş Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Süleyman Ateş Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
26:123 ▶ ⧉ ☆
كَذَّبَتۡ عَادٌ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
ٱلْمُرْسَلِينَ
gönderilen elçileri
Süleyman Ateş Ad (kavmi) de, gönderilen elçileri yalanladı
26:124 ▶ ⧉ ☆
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ
تَتَّقُونَ
you fear (Allah)
Süleyman Ateş Kardeşleri Hud onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ
Süleyman Ateş Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin
Süleyman Ateş Allah'tan korkun ve bana ita'at edin
26:127 ▶ ⧉ ☆
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
وَمَآ
ben sizden istemiyorum
Süleyman Ateş Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir
26:128 ▶ ⧉ ☆
أَتَبۡنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ ءَايَةࣰ تَعۡبَثُونَ
أَتَبْنُونَ
siz yapıyor musunuz?
رِيعٍ
tepeye (yol üzerine)
ءَايَةًۭ
bir işaret (saraylar)
تَعْبَثُونَ
eğleniyor (musunuz?)
Süleyman Ateş Siz her yol üzerine, (gelip geçenleri yanıltmak için) bir işaret yapıp da boş şeyle mi uğraşıyorsunuz
26:129 ▶ ⧉ ☆
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمۡ تَخۡلُدُونَ
وَتَتَّخِذُونَ
ve ediniyorsunuz
مَصَانِعَ
köşkler (ve müstahkem kaleler)
تَخْلُدُونَ
ebedi yaşarsınız diye
Süleyman Ateş Belki ebedi yaşarsınız diye köşkler (ve müstahkem kaleler) ediniyorsunuz
26:130 ▶ ⧉ ☆
وَإِذَا بَطَشۡتُم بَطَشۡتُمۡ جَبَّارِينَ
Süleyman Ateş (Bir kavmi) yakaladığınız zaman da zorbalar gibi yakalıyorsunuz
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
فَٱتَّقُوا۟
o halde korkun
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin
Süleyman Ateş Allah'tan korkun ve bana ita'at edin
26:132 ▶ ⧉ ☆
وَٱتَّقُواْ ٱلَّذِيٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعۡلَمُونَ
أَمَدَّكُم
size bol bol veren
بِمَا
şeyleri (ni'metleri)
Süleyman Ateş Size bildiğiniz ni'metleri bol bol veren(Allah)dan korkun. Keep your duty toward Him Who hath aided you with (the good things) that ye know
26:133 ▶ ⧉ ☆
أَمَدَّكُم بِأَنۡعَٰمࣲ وَبَنِينَ
أَمَدَّكُم
ki O size vermiştir
Süleyman Ateş O size verdi: davarlar, oğullar
26:134 ▶ ⧉ ☆
وَجَنَّٰتࣲ وَعُيُونٍ
Süleyman Ateş Bahçeler, çeşmeler
26:135 ▶ ⧉ ☆
إِنِّيٓ أَخَافُ عَلَيۡكُمۡ عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمࣲ
Süleyman Ateş Doğrusu ben size büyük bir günün azabı(nın çarpması)ndan korkuyorum
26:136 ▶ ⧉ ☆
قَالُواْ سَوَآءٌ عَلَيۡنَآ أَوَعَظۡتَ أَمۡ لَمۡ تَكُن مِّنَ ٱلۡوَٰعِظِينَ
ٱلْوَٰعِظِينَ
the advisors
Süleyman Ateş Dediler ki: "Öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da bizce birdir
26:137 ▶ ⧉ ☆
إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلۡأَوَّلِينَ
هَـٰذَآ
bu (davranışımız)
ٱلْأَوَّلِينَ
evvelkilerin
Süleyman Ateş Bu (davranışımız), sadece evvelkilerin ahlakı(ve geleneği)dir
وَمَا نَحۡنُ بِمُعَذَّبِينَ
بِمُعَذَّبِينَ
azaba uğratılacak
Süleyman Ateş Biz azaba uğratılacak değiliz
26:139 ▶ ⧉ ☆
فَكَذَّبُوهُ فَأَهۡلَكۡنَٰهُمۡۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
فَكَذَّبُوهُ
onu yalanladılar
فَأَهْلَكْنَـٰهُمْ ۗ
biz de onları helak ettik
Süleyman Ateş (Böylece) onu yalanladılar. Biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Süleyman Ateş Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
26:141 ▶ ⧉ ☆
كَذَّبَتۡ ثَمُودُ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
ٱلْمُرْسَلِينَ
gönderilen elçileri
Süleyman Ateş Semud (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı
26:142 ▶ ⧉ ☆
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ صَٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
تَتَّقُونَ
you fear (Allah)
Süleyman Ateş Kardeşleri Salih, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ
Süleyman Ateş Ben sizin için güvenilir bir elçiyim
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin
Süleyman Ateş Allah'tan korkun ve bana ita'at edin
26:145 ▶ ⧉ ☆
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
وَمَآ
ben sizden istemiyorum
Süleyman Ateş Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir
26:146 ▶ ⧉ ☆
أَتُتۡرَكُونَ فِي مَا هَٰهُنَآ ءَامِنِينَ
أَتُتْرَكُونَ
bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?
Süleyman Ateş Siz burada güven içinde bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz
26:147 ▶ ⧉ ☆
فِي جَنَّٰتࣲ وَعُيُونࣲ
وَعُيُونٍۢ
ve çeşme başlarında
Süleyman Ateş Böyle bahçelerde, çeşme başlarında
26:148 ▶ ⧉ ☆
وَزُرُوعࣲ وَنَخۡلࣲ طَلۡعُهَا هَضِيمࣱ
وَزُرُوعٍۢ
ve ekinler arasında
وَنَخْلٍۢ
ve hurmalıklarda
Süleyman Ateş Ekinler ve yumuşak tomurcuklu güzel hurmalıklar arasında
26:149 ▶ ⧉ ☆
وَتَنۡحِتُونَ مِنَ ٱلۡجِبَالِ بُيُوتࣰ ا فَٰرِهِينَ
وَتَنْحِتُونَ
ve yontuyorsunuz
Süleyman Ateş Dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin
Süleyman Ateş Allah'tan korkun ve bana ita'at edin
26:151 ▶ ⧉ ☆
وَلَا تُطِيعُوٓاْ أَمۡرَ ٱلۡمُسۡرِفِينَ
Süleyman Ateş O aşırıların emrine uymayın
26:152 ▶ ⧉ ☆
ٱلَّذِينَ يُفۡسِدُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَا يُصۡلِحُونَ
يُفْسِدُونَ
bozgunculuk yapan
يُصْلِحُونَ
ıslah etmeyenlerin
Süleyman Ateş Yeryüzünde bozgunculuk yapan, ıslah etmeyen o kimseler(in sözüyle hareket etmeyin)
26:153 ▶ ⧉ ☆
قَالُوٓاْ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلۡمُسَحَّرِينَ
مِنَ
iyice büyülenmişlerdensin
ٱلْمُسَحَّرِينَ
those bewitched
Süleyman Ateş Dediler: Sen, iyice büyülenmişlerdensin
26:154 ▶ ⧉ ☆
مَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُنَا فَأۡتِ بِـَٔايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
ٱلصَّـٰدِقِينَ
the truthful
Süleyman Ateş Sen de bizim gibi bir insansın. Eğer doğrulardansan bize bir mu'cize getir
26:155 ▶ ⧉ ☆
قَالَ هَٰذِهِۦ نَاقَةࣱ لَّهَا شِرۡبࣱ وَلَكُمۡ شِرۡبُ يَوۡمࣲ مَّعۡلُومࣲ
Süleyman Ateş Dedi: "İşte bu dişi deve(mu'cize )dir. (Bir gün) onun su içme hakkı var, belli bir günün su içme hakkı da sizin
26:156 ▶ ⧉ ☆
وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءࣲ فَيَأۡخُذَكُمۡ عَذَابُ يَوۡمٍ عَظِيمࣲ
تَمَسُّوهَا
ona dokundurmayın
فَيَأْخُذَكُمْ
sonra sizi yakalar
Süleyman Ateş Sakın, ona bir kötülük dokundurmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar
26:157 ▶ ⧉ ☆
فَعَقَرُوهَا فَأَصۡبَحُواْ نَٰدِمِينَ
فَعَقَرُوهَا
nihayet onu kestiler
Süleyman Ateş Nihayet onu kestiler, ama pişman oldular
26:158 ▶ ⧉ ☆
فَأَخَذَهُمُ ٱلۡعَذَابُۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
فَأَخَذَهُمُ
ve onları yakaladı
Süleyman Ateş Ve azab onları yakaladı. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Süleyman Ateş Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
كَذَّبَتۡ قَوۡمُ لُوطٍ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
ٱلْمُرْسَلِينَ
gönderilen elçileri
Süleyman Ateş Lut (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ
تَتَّقُونَ
you fear (Allah)
Süleyman Ateş Kardeşleri Lut, onlara "Korunmaz mısınız?" demişti
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ
Süleyman Ateş Ben sizin için güvenilir bir elçiyim
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin
Süleyman Ateş Allah'tan korkun ve bana ita'at edin
26:164 ▶ ⧉ ☆
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
وَمَآ
ben sizden istemiyorum
Süleyman Ateş Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir. And I ask of you no wage therefore; my wage is the concern only of the Lord of the Worlds
26:165 ▶ ⧉ ☆
أَتَأۡتُونَ ٱلذُّكۡرَانَ مِنَ ٱلۡعَٰلَمِينَ
أَتَأْتُونَ
erkeklere-mi gidiyorsunuz?
Süleyman Ateş Alemlerin içinde erkeklere mi gidiyorsunuz
26:166 ▶ ⧉ ☆
وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمۡ رَبُّكُم مِّنۡ أَزۡوَٰجِكُمۚ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمٌ عَادُونَ
وَتَذَرُونَ
ve bırakıyor (musunuz?)
Süleyman Ateş Ve Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz? Siz sınırı aşan bir kavimsiniz
26:167 ▶ ⧉ ☆
قَالُواْ لَئِن لَّمۡ تَنتَهِ يَٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمُخۡرَجِينَ
لَتَكُونَنَّ
mutlaka olacaksın
ٱلْمُخْرَجِينَ
the ones driven out
Süleyman Ateş Dediler: "Ey Lut, andolsun, eğer (bundan) vazgeçmezsen, mutlaka sürülenlerden olacaksın
قَالَ إِنِّي لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلۡقَالِينَ
لِعَمَلِكُم
sizin bu işinize
ٱلْقَالِينَ
those who detest
Süleyman Ateş (Lut) dedi: "Ben sizin bu işinize, (kadınları bırakıp erkeklere gidişinize) kızanlardanım
26:169 ▶ ⧉ ☆
رَبِّ نَجِّنِي وَأَهۡلِي مِمَّا يَعۡمَلُونَ
Süleyman Ateş Rabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar
26:170 ▶ ⧉ ☆
فَنَجَّيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥٓ أَجۡمَعِينَ
فَنَجَّيْنَـٰهُ
biz de onu kurtardık
Süleyman Ateş Biz de onu ve ailesini tamamen kurtardık
26:171 ▶ ⧉ ☆
إِلَّا عَجُوزࣰ ا فِي ٱلۡغَٰبِرِينَ
ٱلْغَـٰبِرِينَ
geride kalanlar
Süleyman Ateş Yalnız geride kalanlar arasında bulunan bir koca karıyı (kurtarmadık)
26:172 ▶ ⧉ ☆
ثُمَّ دَمَّرۡنَا ٱلۡأٓخَرِينَ
ٱلْـَٔاخَرِينَ
ötekilerini
Süleyman Ateş Sonra ötekilerini hep yıktık, helak ettik
26:173 ▶ ⧉ ☆
وَأَمۡطَرۡنَا عَلَيۡهِم مَّطَرࣰ اۖ فَسَآءَ مَطَرُ ٱلۡمُنذَرِينَ
وَأَمْطَرْنَا
ve yağdırdık
ٱلْمُنذَرِينَ
uyarılanların
Süleyman Ateş Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık, uyarıl(ıp da yola gelmey)enlerin yağmuru hakikaten çok kötü oldu
26:174 ▶ ⧉ ☆
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
Süleyman Ateş Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Süleyman Ateş Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
26:176 ▶ ⧉ ☆
كَذَّبَ أَصۡحَٰبُ لۡـَٔيۡكَةِ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
ٱلْمُرْسَلِينَ
gönderilen elçileri
Süleyman Ateş Eyke halkı da gönderilen elçileri yalanladı
26:177 ▶ ⧉ ☆
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ شُعَيۡبٌ أَلَا تَتَّقُونَ
تَتَّقُونَ
you fear (Allah)
Süleyman Ateş Şu'ayb, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ
Süleyman Ateş Ben sizin için güvenilir bir elçiyim
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin
Süleyman Ateş Allah'tan korkun ve bana ita'at edin
26:180 ▶ ⧉ ☆
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
أَسْـَٔلُكُمْ
ben sizden istemiyorum
Süleyman Ateş Ben sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir
26:181 ▶ ⧉ ☆
۞أَوۡفُواْ ٱلۡكَيۡلَ وَلَا تَكُونُواْ مِنَ ٱلۡمُخۡسِرِينَ
ٱلْمُخْسِرِينَ
those who cause loss
Süleyman Ateş Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın
وَزِنُواْ بِٱلۡقِسۡطَاسِ ٱلۡمُسۡتَقِيمِ
Süleyman Ateş Doğru terazi ile tartın
وَلَا تَبۡخَسُواْ ٱلنَّاسَ أَشۡيَآءَهُمۡ وَلَا تَعۡثَوۡاْ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُفۡسِدِينَ
تَعْثَوْا۟
karışıklık çıkarmayın
مُفْسِدِينَ
bozgunculuk yaparak
Süleyman Ateş İnsanların haklarını kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın
26:184 ▶ ⧉ ☆
وَٱتَّقُواْ ٱلَّذِي خَلَقَكُمۡ وَٱلۡجِبِلَّةَ ٱلۡأَوَّلِينَ
وَٱلْجِبِلَّةَ
ve nesilleri
Süleyman Ateş Sizi ve önceki nesilleri yaratandan korkun. And keep your duty unto Him Who created you and the generations of the men of old
26:185 ▶ ⧉ ☆
قَالُوٓاْ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلۡمُسَحَّرِينَ
مِنَ
iyice büyülenmişlerdensin
ٱلْمُسَحَّرِينَ
those bewitched
Süleyman Ateş Dediler: "Sen iyice büyülenmişlerdensin
26:186 ▶ ⧉ ☆
وَمَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلۡكَٰذِبِينَ
نَّظُنُّكَ
biz seni sanıyoruz
لَمِنَ
mutlaka yalancılardan
Süleyman Ateş Sen de bizim gibi bir insansın, biz seni mutlaka yalancılardan sanıyoruz
26:187 ▶ ⧉ ☆
فَأَسۡقِطۡ عَلَيۡنَا كِسَفࣰ ا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
ٱلصَّـٰدِقِينَ
the truthful
Süleyman Ateş Eğer doğrulardansan o halde üzerimize gökten parçalar düşür
26:188 ▶ ⧉ ☆
قَالَ رَبِّيٓ أَعۡلَمُ بِمَا تَعۡمَلُونَ
Süleyman Ateş Rabbim yaptığınızı daha iyi bilir dedi
26:189 ▶ ⧉ ☆
فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمۡ عَذَابُ يَوۡمِ ٱلظُّلَّةِۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمٍ
فَكَذَّبُوهُ
fakat onu yalanladılar
فَأَخَذَهُمْ
nihayet onları yakaladı
Süleyman Ateş Onu yalanladılar, nihayet o gölge gününün azabı, kendilerini yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabı idi
26:190 ▶ ⧉ ☆
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
Süleyman Ateş Muhakkak ki bunda bir ibret vardır ama yine çokları inanmazlar
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Süleyman Ateş Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
26:192 ▶ ⧉ ☆
وَإِنَّهُۥ لَتَنزِيلُ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
وَإِنَّهُۥ
muhakkak ki o (Kur'an)
Süleyman Ateş Muhakkak ki o (Kur'an), alemlerin Rabbinin indirmesidir
نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلۡأَمِينُ
Süleyman Ateş Onu, er-Ruhu'l -Emin (güvenilir ruh , Cebrail) indirdi
عَلَىٰ قَلۡبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلۡمُنذِرِينَ
Süleyman Ateş Senin kalbine ; uyarıcılardan olman için
بِلِسَانٍ عَرَبِيࣲّ مُّبِينࣲ
Süleyman Ateş Apaçık Arapça bir dille
وَإِنَّهُۥ لَفِي زُبُرِ ٱلۡأَوَّلِينَ
ٱلْأَوَّلِينَ
evvelkilerin
Süleyman Ateş O(nun içeriği), evvelkilerin Kitaplarında da vardır
26:197 ▶ ⧉ ☆
أَوَلَمۡ يَكُن لَّهُمۡ ءَايَةً أَن يَعۡلَمَهُۥ عُلَمَٰٓؤُاْ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ
عُلَمَـٰٓؤُا۟
bilginlerinin
Süleyman Ateş İsrail oğulları bilginlerinin onu bilmesi de onlar için (Kur'an'ın Güvenilir Ruh tarafından vahyedildiğine) yeterli bir delil değil mi
26:198 ▶ ⧉ ☆
وَلَوۡ نَزَّلۡنَٰهُ عَلَىٰ بَعۡضِ ٱلۡأَعۡجَمِينَ
نَزَّلْنَـٰهُ
biz onu indirseydik
ٱلْأَعْجَمِينَ
yabancılardan
Süleyman Ateş Biz onu yabancılardan birine indirseydik de
26:199 ▶ ⧉ ☆
فَقَرَأَهُۥ عَلَيۡهِم مَّا كَانُواْ بِهِۦ مُؤۡمِنِينَ
Süleyman Ateş Onu onlara okusaydı, ona inanmazlardı
26:200 ▶ ⧉ ☆
كَذَٰلِكَ سَلَكۡنَٰهُ فِي قُلُوبِ ٱلۡمُجۡرِمِينَ
سَلَكْنَـٰهُ
biz onu soktuk
Süleyman Ateş Biz onu, suçluların kalblerine öyle soktuk
26:201 ▶ ⧉ ☆
لَا يُؤۡمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ يَرَوُاْ ٱلۡعَذَابَ ٱلۡأَلِيمَ
يُؤْمِنُونَ
they will believe
Süleyman Ateş Acı azabı görünceye kadar da ona inanmazlar
26:202 ▶ ⧉ ☆
فَيَأۡتِيَهُم بَغۡتَةࣰ وَهُمۡ لَا يَشۡعُرُونَ
فَيَأْتِيَهُم
(azab) onlara gelir de
يَشْعُرُونَ
farkında olmazlar
Süleyman Ateş Azab onlara öyle ansızın gelir ki, onlar hiç farkında olmazlar
26:203 ▶ ⧉ ☆
فَيَقُولُواْ هَلۡ نَحۡنُ مُنظَرُونَ
مُنظَرُونَ
süre verilerlerden
Süleyman Ateş (Birden onu karşılarında bulunca) Acaba bize süre verilir mi?" derler
26:204 ▶ ⧉ ☆
أَفَبِعَذَابِنَا يَسۡتَعۡجِلُونَ
أَفَبِعَذَابِنَا
bizim azabımızı mı?
يَسْتَعْجِلُونَ
acele istiyorlar
Süleyman Ateş Hala bizim azabımızı mı acele istiyorlar (doğru söyleyenlerden isen bizi tehdidettiğin azabı getir mi diyorlar)
26:205 ▶ ⧉ ☆
أَفَرَءَيۡتَ إِن مَّتَّعۡنَٰهُمۡ سِنِينَ
مَّتَّعْنَـٰهُمْ
biz onları yaşatsak
Süleyman Ateş Baksana, biz onları yıllarca yaşatsak
ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُواْ يُوعَدُونَ
جَآءَهُم
kendilerine gelse
يُوعَدُونَ
tehdid ediliyor
Süleyman Ateş Sonra tehdidedildikleri (azab) kendilerine gelse
مَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يُمَتَّعُونَ
Süleyman Ateş O yaşatıldıkları (zevk-u sefa sürdükleri) şeyler, kendilerine ne yarar sağlardı
26:208 ▶ ⧉ ☆
وَمَآ أَهۡلَكۡنَا مِن قَرۡيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ
أَهْلَكْنَا
biz helak etmedik
Süleyman Ateş Biz, hiçbir kenti helak etmedik ki onun uyarıcıları olmasın (helak etmeden önce mutlaka uyarıcı gönderdik)
26:209 ▶ ⧉ ☆
ذِكۡرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
Süleyman Ateş (Uyarıcılar) uyarırlardı. Biz zulmediciler değildik
26:210 ▶ ⧉ ☆
وَمَا تَنَزَّلَتۡ بِهِ ٱلشَّيَٰطِينُ
Süleyman Ateş O(Kur'a)n'ı şeytanlar (cinler) indirmedi
26:211 ▶ ⧉ ☆
وَمَا يَنۢبَغِي لَهُمۡ وَمَا يَسۡتَطِيعُونَ
Süleyman Ateş Bu, onlara yaraşmaz ve zaten yapamazlar da
إِنَّهُمۡ عَنِ ٱلسَّمۡعِ لَمَعۡزُولُونَ
لَمَعْزُولُونَ
uzaklaştırılmışlardır
Süleyman Ateş Çünkü onlar, (meleklerin sözlerini) işitmekten uzaklaştırılmışlardır
26:213 ▶ ⧉ ☆
فَلَا تَدۡعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتَكُونَ مِنَ ٱلۡمُعَذَّبِينَ
ٱلْمُعَذَّبِينَ
those punished
Süleyman Ateş Allah ile beraber başka bir tanrı çağırma, sonra azabedilenlerden olursun
وَأَنذِرۡ عَشِيرَتَكَ ٱلۡأَقۡرَبِينَ
Süleyman Ateş En yakın akrabanı uyar
26:215 ▶ ⧉ ☆
وَٱخۡفِضۡ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers
Süleyman Ateş Ve sana uyan mü'minlere kanadını indir (onlara karşı mütevazi ve şefkatli davran)
فَإِنۡ عَصَوۡكَ فَقُلۡ إِنِّي بَرِيٓءࣱ مِّمَّا تَعۡمَلُونَ
عَصَوْكَ
sana karşı gelirlerse
تَعْمَلُونَ
sizin yaptıklarınız
Süleyman Ateş Şayet sana (uymaz) karşı gelirlerse: "Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım," de
وَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱلۡعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ
وَتَوَكَّلْ
ve tevekkül et
Süleyman Ateş Galib ve esirgeyen(Allah)a tevekkül et
26:218 ▶ ⧉ ☆
ٱلَّذِي يَرَىٰكَ حِينَ تَقُومُ
Süleyman Ateş O, seni görür: Namaza durduğun zaman
26:219 ▶ ⧉ ☆
وَتَقَلُّبَكَ فِي ٱلسَّٰجِدِينَ
وَتَقَلُّبَكَ
ve eğilip doğrulurken
ٱلسَّـٰجِدِينَ
secde edenle
Süleyman Ateş Ve secde edenler arasında eğilip doğrulurken
إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ
Süleyman Ateş Çünkü O, işitendir, bilendir
26:221 ▶ ⧉ ☆
هَلۡ أُنَبِّئُكُمۡ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّيَٰطِينُ
هَلْ
size haber vereyimmi?
أُنَبِّئُكُمْ
I inform you
ٱلشَّيَـٰطِينُ
şeytanların
Süleyman Ateş Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi
تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمࣲ
Süleyman Ateş Onlar, her günahkar yalancıya inerler
26:223 ▶ ⧉ ☆
يُلۡقُونَ ٱلسَّمۡعَ وَأَكۡثَرُهُمۡ كَٰذِبُونَ
وَأَكْثَرُهُمْ
ve çokları da
كَـٰذِبُونَ
yalan söylerler
Süleyman Ateş O yalancılar, (şeytanlara ) kulak verirler, çokları da yalan söylerler
26:224 ▶ ⧉ ☆
وَٱلشُّعَرَآءُ يَتَّبِعُهُمُ ٱلۡغَاوُۥنَ
وَٱلشُّعَرَآءُ
ve Şa'irler
يَتَّبِعُهُمُ
onlar uyarlar
Süleyman Ateş Şa'irlere gelince onlara da azgınlar uyar
أَلَمۡ تَرَ أَنَّهُمۡ فِي كُلِّ وَادࣲ يَهِيمُونَ
يَهِيمُونَ
şaşkın şaşkın dolaşırlar
Süleyman Ateş Baksana onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar
وَأَنَّهُمۡ يَقُولُونَ مَا لَا يَفۡعَلُونَ
Süleyman Ateş Ve onlar yapmayacakları şeyleri söylerler
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَذَكَرُواْ ٱللَّهَ كَثِيرࣰ ا وَٱنتَصَرُواْ مِنۢ بَعۡدِ مَا ظُلِمُواْۗ وَسَيَعۡلَمُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓاْ أَيَّ مُنقَلَبࣲ يَنقَلِبُونَ
وَٱنتَصَرُوا۟
ve üstün gelmeğe çalışanlar
مَا
kendilerine zulmedildikten
ظُلِمُوا۟ ۗ
they were wronged
وَسَيَعْلَمُ
ve yakında bileceklerdir
يَنقَلِبُونَ
devrileceklerini
Süleyman Ateş Ancak inananlar, iyi işler yapanlar, Allah'ı çok ananlar ve kendilerine zulmedildikten sonra (rakiplerine) üstün gelmeğe çalışanlar böyle değildir. Zulmedenler, yakında nasıl bir devrime uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir
← Önceki Sonraki →