☪ Anlam Arayışı

27. An-Naml سُورَةُ النَّمۡلِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
27:1
طسٓۚ تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱلۡقُرۡءَانِ وَكِتَابࣲ مُّبِينٍ
طسٓ ۚ
Ta sin
تِلْكَ
şunlar
ءَايَـٰتُ
ayetleridir
ٱلْقُرْءَانِ
Kur'an'ın
وَكِتَابٍۢ
ve bir Kitabın
مُّبِينٍ
apaçık

Diyanet İşleri MealiTa, Sin, Bunlar Kuran'ın, Kitab-ı Mübin'in ayetleridir

Saheeh InternationalTa, Seen. These are the verses of the Qur'an and a clear Book

27:2
هُدࣰ ى وَبُشۡرَىٰ لِلۡمُؤۡمِنِينَ
هُدًۭى
yol göstericidir
وَبُشْرَىٰ
ve müjdedir
لِلْمُؤْمِنِينَ
inananlara

Diyanet İşleri MealiBunlar, namaz kılan, zekat veren ve ahirete de kesin olarak inanan müminlere doğruluk rehberi ve müjdedir

Saheeh InternationalAs guidance and good tidings for the believers

27:3
ٱلَّذِينَ يُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤۡتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَهُم بِٱلۡأٓخِرَةِ هُمۡ يُوقِنُونَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
يُقِيمُونَ
kılarlar
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَيُؤْتُونَ
ve verirler
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
وَهُم
ve onlar
بِٱلْـَٔاخِرَةِ
ahirete
هُمْ
onlar
يُوقِنُونَ
kesin olarak inanırlar

Diyanet İşleri MealiBunlar, namaz kılan, zekat veren ve ahirete de kesin olarak inanan müminlere doğruluk rehberi ve müjdedir

Saheeh InternationalWho establish prayer and give zakah, and of the Hereafter they are certain [in faith]

27:4
إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡأٓخِرَةِ زَيَّنَّا لَهُمۡ أَعۡمَٰلَهُمۡ فَهُمۡ يَعۡمَهُونَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimselerin
لَا
inanmayan
يُؤْمِنُونَ
believe
بِٱلْـَٔاخِرَةِ
ahirete
زَيَّنَّا
süslemişizdir
لَهُمْ
kendilerine
أَعْمَـٰلَهُمْ
işlerini
فَهُمْ
onlar
يَعْمَهُونَ
körü körüne bocalarlar

Diyanet İşleri MealiAhirete inanmayanların yaptıkları işleri kendilerine güzel göstermişizdir; bu yüzden körü körüne bocalarlar

Saheeh InternationalIndeed, for those who do not believe in the Hereafter, We have made pleasing to them their deeds, so they wander blindly

27:5 📚 2
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَهُمۡ سُوٓءُ ٱلۡعَذَابِ وَهُمۡ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ هُمُ ٱلۡأَخۡسَرُونَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
ٱلَّذِينَ
öyle kimselerdir ki
لَهُمْ
kendilerinindir
سُوٓءُ
en kötü
ٱلْعَذَابِ
azab
وَهُمْ
ve onlar
فِى
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
هُمُ
onlar
ٱلْأَخْسَرُونَ
ziyana uğrayanlardır

Diyanet İşleri MealiKötü azap işte bunlaradır. Ahirette en çok kayba uğrayacaklar da bunlardır

Saheeh InternationalThose are the ones for whom there will be the worst of punishment, and in the Hereafter they are the greatest losers

27:6
وَإِنَّكَ لَتُلَقَّى ٱلۡقُرۡءَانَ مِن لَّدُنۡ حَكِيمٍ عَلِيمٍ
وَإِنَّكَ
ve şüphesiz
لَتُلَقَّى
sana verilmektedir
ٱلْقُرْءَانَ
Kur'an
مِن
katından
لَّدُنْ
from [near]
حَكِيمٍ
hüküm ve hikmet sahibi
عَلِيمٍ
(herşeyi) bilen

Diyanet İşleri MealiŞüphesiz, Kuran'ı, Hakim ve Alim olan Allah katından almaktasın

Saheeh InternationalAnd indeed, [O Muhammad], you receive the Qur'an from one Wise and Knowing

27:7
إِذۡ قَالَ مُوسَىٰ لِأَهۡلِهِۦٓ إِنِّيٓ ءَانَسۡتُ نَارࣰ ا سَـَٔاتِيكُم مِّنۡهَا بِخَبَرٍ أَوۡ ءَاتِيكُم بِشِهَابࣲ قَبَسࣲ لَّعَلَّكُمۡ تَصۡطَلُونَ
إِذْ
hani
قَالَ
demişti
مُوسَىٰ
Musa
لِأَهْلِهِۦٓ
ailesine
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
ءَانَسْتُ
gördüm
نَارًۭا
bir ateş
سَـَٔاتِيكُم
size getireyim
مِّنْهَا
ondan
بِخَبَرٍ
bir haber
أَوْ
yahut
ءَاتِيكُم
size getireyim
بِشِهَابٍۢ
bir ateş
قَبَسٍۢ
koru
لَّعَلَّكُمْ
belki
تَصْطَلُونَ
ısınırsınız

Diyanet İşleri MealiMusa, ailesine: "Ben bir ateş gördüm; size oradan ya bir haber getireceğim, yahut ısınasınız diye tutuşmuş bir odun getireceğim" demişti

Saheeh International[Mention] when Moses said to his family, "Indeed, I have perceived a fire. I will bring you from there information or will bring you a burning torch that you may warm yourselves

27:8
فَلَمَّا جَآءَهَا نُودِيَ أَنۢ بُورِكَ مَن فِي ٱلنَّارِ وَمَنۡ حَوۡلَهَا وَسُبۡحَٰنَ ٱللَّهِ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَهَا
oraya geldi
نُودِىَ
seslenildi
أَنۢ
diye
بُورِكَ
mübarek kılındı
مَن
bulunan kimse
فِى
içinde
ٱلنَّارِ
ateşin
وَمَنْ
ve olan kimse
حَوْلَهَا
çevresinde
وَسُبْحَـٰنَ
eksikliklerden münezzehtir
ٱللَّهِ
Allah
رَبِّ
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Diyanet İşleri MealiOraya geldiğinde, kendisine şöyle nida olunmuştu: "Ateşin yanında olan ve çevresinde bulunanlar mübarek kılınmıştır. Alemlerin Rabbi olan Allah münezzehtir

Saheeh InternationalBut when he came to it, he was called, "Blessed is whoever is at the fire and whoever is around it. And exalted is Allah, Lord of the worlds

27:9
يَٰمُوسَىٰٓ إِنَّهُۥٓ أَنَا ٱللَّهُ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ
يَـٰمُوسَىٰٓ
ey Musa
إِنَّهُۥٓ
gerçek şu ki
أَنَا
ben
ٱللَّهُ
Allah'ım
ٱلْعَزِيزُ
güçlü
ٱلْحَكِيمُ
hüküm ve hikmet sahibi

Diyanet İşleri MealiEy Musa! Gerçek şu ki, Ben, güçlü ve hakim olan Allah'ım

Saheeh InternationalO Moses, indeed it is I - Allah, the Exalted in Might, the Wise

27:10
وَأَلۡقِ عَصَاكَۚ فَلَمَّا رَءَاهَا تَهۡتَزُّ كَأَنَّهَا جَآنࣱّ وَلَّىٰ مُدۡبِرࣰ ا وَلَمۡ يُعَقِّبۡۚ يَٰمُوسَىٰ لَا تَخَفۡ إِنِّي لَا يَخَافُ لَدَيَّ ٱلۡمُرۡسَلُونَ
وَأَلْقِ
ve at
عَصَاكَ ۚ
asanı
فَلَمَّا
ne zaman ki
رَءَاهَا
görünce
تَهْتَزُّ
titreştiğini
كَأَنَّهَا
gibi
جَآنٌّۭ
bir yılan
وَلَّىٰ
dön(üp kaç)dı
مُدْبِرًۭا
arkaya
وَلَمْ
ve
يُعَقِّبْ ۚ
geri dönmedi
يَـٰمُوسَىٰ
ey Musa
لَا
korkma
تَخَفْ
fear
إِنِّى
çünkü ben
لَا
korkmaz(lar)
يَخَافُ
fear
لَدَىَّ
benim huzurumda
ٱلْمُرْسَلُونَ
elçiler

Diyanet İşleri MealiDeğneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir

Saheeh InternationalAnd [he was told], "Throw down your staff." But when he saw it writhing as if it were a snake, he turned in flight and did not return. [Allah said], "O Moses, fear not. Indeed, in My presence the messengers do not fear

27:11 📚 2
إِلَّا مَن ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسۡنَۢا بَعۡدَ سُوٓءࣲ فَإِنِّي غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
إِلَّا
ancak
مَن
kim
ظَلَمَ
zulmeder
ثُمَّ
sonra da
بَدَّلَ
değiştirirse
حُسْنًۢا
iyilikle
بَعْدَ
sonra
سُوٓءٍۢ
(yaptığı) kötülükten
فَإِنِّى
şüphesiz ben
غَفُورٌۭ
bağışlayıcıyım
رَّحِيمٌۭ
esirgeyiciyim

Diyanet İşleri MealiDeğneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir

Saheeh InternationalOtherwise, he who wrongs, then substitutes good after evil - indeed, I am Forgiving and Merciful

27:12 📚 1
وَأَدۡخِلۡ يَدَكَ فِي جَيۡبِكَ تَخۡرُجۡ بَيۡضَآءَ مِنۡ غَيۡرِ سُوٓءࣲۖ فِي تِسۡعِ ءَايَٰتٍ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ وَقَوۡمِهِۦٓۚ إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَوۡمࣰ ا فَٰسِقِينَ
وَأَدْخِلْ
ve sok
يَدَكَ
elini
فِى
koynuna
جَيْبِكَ
your bosom
تَخْرُجْ
çıksın
بَيْضَآءَ
bembeyaz
مِنْ
olmaksızın
غَيْرِ
without
سُوٓءٍۢ ۖ
kusur
فِى
içinde
تِسْعِ
dokuz
ءَايَـٰتٍ
mu'cize
إِلَىٰ
Fir'avn'a (git)
فِرْعَوْنَ
Firaun
وَقَوْمِهِۦٓ ۚ
ve onun kavmine
إِنَّهُمْ
çünkü onlar
كَانُوا۟
oldular
قَوْمًۭا
bir kavim
فَـٰسِقِينَ
fasık

Diyanet İşleri MealiDeğneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir

Saheeh InternationalAnd put your hand into the opening of your garment [at the breast]; it will come out white without disease. [These are] among the nine signs [you will take] to Pharaoh and his people. Indeed, they have been a people defiantly disobedient

27:13
فَلَمَّا جَآءَتۡهُمۡ ءَايَٰتُنَا مُبۡصِرَةࣰ قَالُواْ هَٰذَا سِحۡرࣱ مُّبِينࣱ‏
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَتْهُمْ
onlara gelince
ءَايَـٰتُنَا
ayetlerimiz
مُبْصِرَةًۭ
açıkça görünen
قَالُوا۟
dediler
هَـٰذَا
bu
سِحْرٌۭ
bir büyüdür
مُّبِينٌۭ
apaçık

Diyanet İşleri MealiAyetlerimiz gözlerinin önüne serilince: "Bu apaçık bir sihirdir" dediler

Saheeh InternationalBut when there came to them Our visible signs, they said, "This is obvious magic

27:14
وَجَحَدُواْ بِهَا وَٱسۡتَيۡقَنَتۡهَآ أَنفُسُهُمۡ ظُلۡمࣰ ا وَعُلُوࣰّ اۚ فَٱنظُرۡ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلۡمُفۡسِدِينَ
وَجَحَدُوا۟
ve inkar ettiler
بِهَا
onları
وَٱسْتَيْقَنَتْهَآ
kanaat getirdiği halde
أَنفُسُهُمْ
vicdanları
ظُلْمًۭا
haksızlıkları yüzünden
وَعُلُوًّۭا ۚ
ve böbürlenmeleri yüzünden
فَٱنظُرْ
bak işte
كَيْفَ
nasıl
كَانَ
oldu
عَـٰقِبَةُ
sonu
ٱلْمُفْسِدِينَ
bozguncuların

Diyanet İşleri MealiGönülleri kesin olarak kabul ettiği halde, haksızlık ve büyüklenmelerinden ötürü onları bile bile inkar ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak

Saheeh InternationalAnd they rejected them, while their [inner] selves were convinced thereof, out of injustice and haughtiness. So see how was the end of the corrupters

27:15 📚 1
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا دَاوُۥدَ وَسُلَيۡمَٰنَ عِلۡمࣰ اۖ وَقَالَا ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ ٱلَّذِي فَضَّلَنَا عَلَىٰ كَثِيرࣲ مِّنۡ عِبَادِهِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
ءَاتَيْنَا
biz verdik
دَاوُۥدَ
Davud'a
وَسُلَيْمَـٰنَ
ve Süleyman'a
عِلْمًۭا ۖ
bir ilim
وَقَالَا
ve dediler
ٱلْحَمْدُ
hamdolsun
لِلَّهِ
Allah'a
ٱلَّذِى
ki
فَضَّلَنَا
bizi üstün kıldı
عَلَىٰ
üzerine
كَثِيرٍۢ
birçoğu
مِّنْ
kullarından
عِبَادِهِ
His servants
ٱلْمُؤْمِنِينَ
inanan

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. İkisi "Bizi mümin kullarının çoğundan üstün kılan Allah'a hamdolsun" dediler

Saheeh InternationalAnd We had certainly given to David and Solomon knowledge, and they said, "Praise [is due] to Allah, who has favored us over many of His believing servants

27:16
وَوَرِثَ سُلَيۡمَٰنُ دَاوُۥدَۖ وَقَالَ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ عُلِّمۡنَا مَنطِقَ ٱلطَّيۡرِ وَأُوتِينَا مِن كُلِّ شَيۡءٍۖ إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلۡفَضۡلُ ٱلۡمُبِينُ
وَوَرِثَ
ve mirasçı oldu
سُلَيْمَـٰنُ
Süleyman
دَاوُۥدَ ۖ
Davud'a
وَقَالَ
ve dedi ki
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
عُلِّمْنَا
bize öğretildi
مَنطِقَ
dili
ٱلطَّيْرِ
kuşların
وَأُوتِينَا
ve bize verildi
مِن
(bir pay)
كُلِّ
her
شَىْءٍ ۖ
şeyden
إِنَّ
şüphesiz
هَـٰذَا
bu
لَهُوَ
elbette o
ٱلْفَضْلُ
bir lutuftur
ٱلْمُبِينُ
açık

Diyanet İşleri MealiSüleyman Davud'a varis oldu: "Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize herşeyden bolca verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur" dedi

Saheeh InternationalAnd Solomon inherited David. He said, "O people, we have been taught the language of birds, and we have been given from all things. Indeed, this is evident bounty

27:17
وَحُشِرَ لِسُلَيۡمَٰنَ جُنُودُهُۥ مِنَ ٱلۡجِنِّ وَٱلۡإِنسِ وَٱلطَّيۡرِ فَهُمۡ يُوزَعُونَ
وَحُشِرَ
ve toplandı
لِسُلَيْمَـٰنَ
Süleyman'a
جُنُودُهُۥ
orduları
مِنَ
cinlerden
ٱلْجِنِّ
jinn
وَٱلْإِنسِ
ve insanlar(dan)
وَٱلطَّيْرِ
ve kuşlar(dan)
فَهُمْ
onlar
يُوزَعُونَ
sevk ediliyordu

Diyanet İşleri MealiSüleyman'ın cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil olan ordusu toplandı. Hepsi toplu olarak gidiyorlardı

Saheeh InternationalAnd gathered for Solomon were his soldiers of the jinn and men and birds, and they were [marching] in rows

27:18
حَتَّىٰٓ إِذَآ أَتَوۡاْ عَلَىٰ وَادِ ٱلنَّمۡلِ قَالَتۡ نَمۡلَةࣱ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّمۡلُ ٱدۡخُلُواْ مَسَٰكِنَكُمۡ لَا يَحۡطِمَنَّكُمۡ سُلَيۡمَٰنُ وَجُنُودُهُۥ وَهُمۡ لَا يَشۡعُرُونَ
حَتَّىٰٓ
nihayet
إِذَآ
zaman
أَتَوْا۟
geldikleri
عَلَىٰ
üzerine
وَادِ
vadisi
ٱلنَّمْلِ
karınca
قَالَتْ
dedi
نَمْلَةٌۭ
bir karınca
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلنَّمْلُ
karıncalar
ٱدْخُلُوا۟
girin
مَسَـٰكِنَكُمْ
yuvalarınıza
لَا
sizi ezmesinler
يَحْطِمَنَّكُمْ
lest not crush you
سُلَيْمَـٰنُ
Süleyman
وَجُنُودُهُۥ
ve orduları
وَهُمْ
ve onlar
لَا
farkında olmayarak
يَشْعُرُونَ
(do) not perceive

Diyanet İşleri MealiSonunda, karıncaların bulunduğu vadiye geldiklerinde bir dişi (kraliçe) karınca: "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman'ın ordusu farkına varmadan sizi ezmesin" dedi

Saheeh InternationalUntil, when they came upon the valley of the ants, an ant said, "O ants, enter your dwellings that you not be crushed by Solomon and his soldiers while they perceive not

27:19 📚 3
فَتَبَسَّمَ ضَاحِكࣰ ا مِّن قَوۡلِهَا وَقَالَ رَبِّ أَوۡزِعۡنِيٓ أَنۡ أَشۡكُرَ نِعۡمَتَكَ ٱلَّتِيٓ أَنۡعَمۡتَ عَلَيَّ وَعَلَىٰ وَٰلِدَيَّ وَأَنۡ أَعۡمَلَ صَٰلِحࣰ ا تَرۡضَىٰهُ وَأَدۡخِلۡنِي بِرَحۡمَتِكَ فِي عِبَادِكَ ٱلصَّٰلِحِينَ
فَتَبَسَّمَ
tebessüm etti
ضَاحِكًۭا
gülümseyerek
مِّن
onun sözüne
قَوْلِهَا
her speech
وَقَالَ
ve dedi
رَبِّ
Rabbim
أَوْزِعْنِىٓ
gönlüme ilham eyle
أَنْ
diye
أَشْكُرَ
şükredeyim
نِعْمَتَكَ
ni'metine
ٱلَّتِىٓ
lutfettiğin
أَنْعَمْتَ
You have bestowed
عَلَىَّ
bana
وَعَلَىٰ
ve
وَٰلِدَىَّ
anama babama
وَأَنْ
ve diye
أَعْمَلَ
yapayım
صَـٰلِحًۭا
faydalı bir iş
تَرْضَىٰهُ
senin beğeneceğin
وَأَدْخِلْنِى
ve beni sok
بِرَحْمَتِكَ
rahmetinle
فِى
arasına
عِبَادِكَ
kullarının
ٱلصَّـٰلِحِينَ
iyi

Diyanet İşleri MealiSüleyman, onun sözüne hafifçe güldü ve: "Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimete şükürde, hoşnut olacağın işi yapmakta beni muvaffak kıl. Rahmetinle, beni iyi kullarının arasına koy" dedi

Saheeh InternationalSo [Solomon] smiled, amused at her speech, and said, "My Lord, enable me to be grateful for Your favor which You have bestowed upon me and upon my parents and to do righteousness of which You approve. And admit me by Your mercy into [the ranks of] Your righteous servants

27:20
وَتَفَقَّدَ ٱلطَّيۡرَ فَقَالَ مَالِيَ لَآ أَرَى ٱلۡهُدۡهُدَ أَمۡ كَانَ مِنَ ٱلۡغَآئِبِينَ
وَتَفَقَّدَ
ve teftiş etti
ٱلطَّيْرَ
kuşları
فَقَالَ
dedi ki
مَا
neden
لِىَ
ben
لَآ
göremiyorum
أَرَى
I see
ٱلْهُدْهُدَ
hüdhüdü
أَمْ
yoksa
كَانَ
(mı) oldu?
مِنَ
kayıplardan-
ٱلْغَآئِبِينَ
the absent

Diyanet İşleri MealiSüleyman, kuşları araştırarak: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplarda mı? Bana apaçık bir delil getirmelidir; yoksa onu ya şiddetli bir azaba uğratırım yahut keserim" dedi

Saheeh InternationalAnd he took attendance of the birds and said, "Why do I not see the hoopoe - or is he among the absent

27:21
لَأُعَذِّبَنَّهُۥ عَذَابࣰ ا شَدِيدًا أَوۡ لَأَاْذۡبَحَنَّهُۥٓ أَوۡ لَيَأۡتِيَنِّي بِسُلۡطَٰنࣲ مُّبِينࣲ‏
لَأُعَذِّبَنَّهُۥ
ona azabedeceğim
عَذَابًۭا
bir azapla
شَدِيدًا
çetin
أَوْ
ya da
لَأَا۟ذْبَحَنَّهُۥٓ
onu keseceğim
أَوْ
yahut da
لَيَأْتِيَنِّى
bana getirecek
بِسُلْطَـٰنٍۢ
bir delil
مُّبِينٍۢ
açık

Diyanet İşleri MealiSüleyman, kuşları araştırarak: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplarda mı? Bana apaçık bir delil getirmelidir; yoksa onu ya şiddetli bir azaba uğratırım yahut keserim" dedi

Saheeh InternationalI will surely punish him with a severe punishment or slaughter him unless he brings me clear authorization

27:22
فَمَكَثَ غَيۡرَ بَعِيدࣲ فَقَالَ أَحَطتُ بِمَا لَمۡ تُحِطۡ بِهِۦ وَجِئۡتُكَ مِن سَبَإِۭ بِنَبَإࣲ يَقِينٍ
فَمَكَثَ
geldi
غَيْرَ
çok geçmeden
بَعِيدٍۢ
long
فَقَالَ
ve dedi
أَحَطتُ
ben gördüm
بِمَا
bir şey
لَمْ
senin görmediğin
تُحِطْ
you have encompassed
بِهِۦ
onda
وَجِئْتُكَ
ve sana getirdim
مِن
Sebadan
سَبَإٍۭ
Saba
بِنَبَإٍۢ
bir haber
يَقِينٍ
gerçek

Diyanet İşleri MealiÇok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi

Saheeh InternationalBut the hoopoe stayed not long and said, "I have encompassed [in knowledge] that which you have not encompassed, and I have come to you from Sheba with certain news

27:23
إِنِّي وَجَدتُّ ٱمۡرَأَةࣰ تَمۡلِكُهُمۡ وَأُوتِيَتۡ مِن كُلِّ شَيۡءࣲ وَلَهَا عَرۡشٌ عَظِيمࣱ‏
إِنِّى
şüphesiz ben
وَجَدتُّ
buldum
ٱمْرَأَةًۭ
bir kadın
تَمْلِكُهُمْ
onlara hükümdarlık eden
وَأُوتِيَتْ
ve kendisine verilmiştir
مِن
her-den
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
thing
وَلَهَا
ve vardır
عَرْشٌ
bir tahtı
عَظِيمٌۭ
büyük

Diyanet İşleri MealiÇok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi

Saheeh InternationalIndeed, I found [there] a woman ruling them, and she has been given of all things, and she has a great throne

27:24
وَجَدتُّهَا وَقَوۡمَهَا يَسۡجُدُونَ لِلشَّمۡسِ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيۡطَٰنُ أَعۡمَٰلَهُمۡ فَصَدَّهُمۡ عَنِ ٱلسَّبِيلِ فَهُمۡ لَا يَهۡتَدُونَ
وَجَدتُّهَا
onu buldum
وَقَوْمَهَا
ve kavmini
يَسْجُدُونَ
secde aderlerken
لِلشَّمْسِ
güneşe
مِن
bırakıp
دُونِ
instead of Allah
ٱللَّهِ
Allah'ı
وَزَيَّنَ
ve süsledi
لَهُمُ
onlara
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
أَعْمَـٰلَهُمْ
işlerini
فَصَدَّهُمْ
ve onları çevirdi
عَنِ
(doğru) yoldan
ٱلسَّبِيلِ
the Way
فَهُمْ
(bu yüzden) onlar
لَا
yola gelmiyorlar
يَهْتَدُونَ
guided

Diyanet İşleri MealiÇok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi

Saheeh InternationalI found her and her people prostrating to the sun instead of Allah, and Satan has made their deeds pleasing to them and averted them from [His] way, so they are not guided

27:25 📚 4
أَلَّاۤ يَسۡجُدُواْۤ لِلَّهِ ٱلَّذِي يُخۡرِجُ ٱلۡخَبۡءَ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَيَعۡلَمُ مَا تُخۡفُونَ وَمَا تُعۡلِنُونَ
أَلَّا
secde etmezler mi?
يَسْجُدُوا۟
they prostrate
لِلَّهِ
Allah'a
ٱلَّذِى
açığa çıkaran
يُخْرِجُ
brings forth
ٱلْخَبْءَ
gizleneni
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ
ve yerde
وَيَعْلَمُ
ve bilen
مَا
şeyleri
تُخْفُونَ
gizledikleri
وَمَا
ve şeyleri
تُعْلِنُونَ
açığa vurdukları

Diyanet İşleri MealiÇok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi

Saheeh International[And] so they do not prostrate to Allah, who brings forth what is hidden within the heavens and the earth and knows what you conceal and what you declare

27:26 📚 7
ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ ٱلۡعَرۡشِ ٱلۡعَظِيمِ۩
ٱللَّهُ
Allah (ki)
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
Tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ
O'ndan
رَبُّ
Rabbidir
ٱلْعَرْشِ
Arş'ın
ٱلْعَظِيمِ ۩‏
büyük

Diyanet İşleri MealiÇok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi

Saheeh InternationalAllah - there is no deity except Him, Lord of the Great Throne

27:27
۞قَالَ سَنَنظُرُ أَصَدَقۡتَ أَمۡ كُنتَ مِنَ ٱلۡكَٰذِبِينَ
۞ قَالَ
dedi ki
سَنَنظُرُ
bakacağız
أَصَدَقْتَ
doğru mu söyledin
أَمْ
yoksa
كُنتَ
mı oldun?
مِنَ
yalancılardan
ٱلْكَـٰذِبِينَ
the liars

Diyanet İşleri MealiSüleyman şöyle söyledi: "Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız

Saheeh International[Solomon] said, "We will see whether you were truthful or were of the liars

27:28
ٱذۡهَب بِّكِتَٰبِي هَٰذَا فَأَلۡقِهۡ إِلَيۡهِمۡ ثُمَّ تَوَلَّ عَنۡهُمۡ فَٱنظُرۡ مَاذَا يَرۡجِعُونَ
ٱذْهَب
götür
بِّكِتَـٰبِى
mektubumu
هَـٰذَا
bu
فَأَلْقِهْ
ve at
إِلَيْهِمْ
onlara
ثُمَّ
sonra
تَوَلَّ
biraz öteye çekil
عَنْهُمْ
onlardan
فَٱنظُرْ
ve bak
مَاذَا
neye
يَرْجِعُونَ
başvuruyorlar

Diyanet İşleri MealiŞu yazımı götür, onlara at, sonra bir yana çekil, varacakları sonuca bak

Saheeh InternationalTake this letter of mine and deliver it to them. Then leave them and see what [answer] they will return

27:29
قَالَتۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡمَلَؤُاْ إِنِّيٓ أُلۡقِيَ إِلَيَّ كِتَٰبࣱ كَرِيمٌ
قَالَتْ
dedi ki
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلْمَلَؤُا۟
ileri gelenler
إِنِّىٓ
gerçekten
أُلْقِىَ
bırakıldı
إِلَىَّ
bana
كِتَـٰبٌۭ
bir mektup
كَرِيمٌ
çok önemli

Diyanet İşleri MealiSebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi

Saheeh InternationalShe said, "O eminent ones, indeed, to me has been delivered a noble letter

27:30
إِنَّهُۥ مِن سُلَيۡمَٰنَ وَإِنَّهُۥ بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
إِنَّهُۥ
muhakkak o
مِن
Süleymandandır
سُلَيْمَـٰنَ
Sulaiman
وَإِنَّهُۥ
ve o
بِسْمِ
adıyla(başlamakta)dır
ٱللَّهِ
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ
Rahman
ٱلرَّحِيمِ
Rahim

Diyanet İşleri MealiSebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi

Saheeh InternationalIndeed, it is from Solomon, and indeed, it reads: 'In the name of Allah, the Entirely Merciful, the Especially Merciful

27:31
أَلَّا تَعۡلُواْ عَلَيَّ وَأۡتُونِي مُسۡلِمِينَ
أَلَّا
büyüklük taslamayın
تَعْلُوا۟
exalt yourselves
عَلَىَّ
bana karşı
وَأْتُونِى
ve bana gelin (diye yazıyor)
مُسْلِمِينَ
teslim olarak

Diyanet İşleri MealiSebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi

Saheeh InternationalBe not haughty with me but come to me in submission [as Muslims]

27:32 📚 1
قَالَتۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡمَلَؤُاْ أَفۡتُونِي فِيٓ أَمۡرِي مَا كُنتُ قَاطِعَةً أَمۡرًا حَتَّىٰ تَشۡهَدُونِ
قَالَتْ
dedi ki
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلْمَلَؤُا۟
ileri gelenler
أَفْتُونِى
bana bir fikir verin
فِىٓ
(bu) işimde
أَمْرِى
my affair
مَا
ben olmam
كُنتُ
I would be
قَاطِعَةً
kesip atan
أَمْرًا
hiçbir işi
حَتَّىٰ
sürece
تَشْهَدُونِ
siz olmadığınız

Diyanet İşleri MealiEy ileri gelenler! Vereceğim emir hakkında bana fikrinizi söyleyin; siz benim yanımda bulunmadıkça, bir iş hakkında kesin bir hüküm vermem" dedi

Saheeh InternationalShe said, "O eminent ones, advise me in my affair. I would not decide a matter until you witness [for] me

27:33
قَالُواْ نَحۡنُ أُوْلُواْ قُوَّةࣲ وَأُوْلُواْ بَأۡسࣲ شَدِيدࣲ وَٱلۡأَمۡرُ إِلَيۡكِ فَٱنظُرِي مَاذَا تَأۡمُرِينَ
قَالُوا۟
dediler ki
نَحْنُ
biz
أُو۟لُوا۟
sahibiyiz
قُوَّةٍۢ
güç
وَأُو۟لُوا۟
ve erbabıyız
بَأْسٍۢ
savaş
شَدِيدٍۢ
yaman
وَٱلْأَمْرُ
ama emir
إِلَيْكِ
senindir
فَٱنظُرِى
o halde bak
مَاذَا
ne
تَأْمُرِينَ
buyurursan

Diyanet İşleri MealiBiz güçlü kimseler ve zorlu savaş adamlarıyız, emir senindir, sen emretmene bak

Saheeh InternationalThey said, "We are men of strength and of great military might, but the command is yours, so see what you will command

27:34 📚 6
قَالَتۡ إِنَّ ٱلۡمُلُوكَ إِذَا دَخَلُواْ قَرۡيَةً أَفۡسَدُوهَا وَجَعَلُوٓاْ أَعِزَّةَ أَهۡلِهَآ أَذِلَّةࣰۚ وَكَذَٰلِكَ يَفۡعَلُونَ
قَالَتْ
dedi
إِنَّ
şüphesiz
ٱلْمُلُوكَ
hükümdarlar
إِذَا
zaman
دَخَلُوا۟
girdikleri
قَرْيَةً
bir ülkeye
أَفْسَدُوهَا
orayı bozarlar
وَجَعَلُوٓا۟
ve kılarlar
أَعِزَّةَ
şereflilerini
أَهْلِهَآ
halkının
أَذِلَّةًۭ ۖ
zillet içinde
وَكَذَٰلِكَ
ve böyle
يَفْعَلُونَ
yaparlar

Diyanet İşleri MealiMelike: "Doğrusu hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman orasını bozarlar, onurlu kimselerini aşağılık yaparlar. İşte böyle davranırlar. Ben onlara bir hediye göndereyim de, elçilerin ne ile döneceklerine bakayım" dedi

Saheeh InternationalShe said, "Indeed kings - when they enter a city, they ruin it and render the honored of its people humbled. And thus do they do

27:35
وَإِنِّي مُرۡسِلَةٌ إِلَيۡهِم بِهَدِيَّةࣲ فَنَاظِرَةُۢ بِمَ يَرۡجِعُ ٱلۡمُرۡسَلُونَ
وَإِنِّى
şüphesiz ben
مُرْسِلَةٌ
göndereyim
إِلَيْهِم
onlara
بِهَدِيَّةٍۢ
bir hediye
فَنَاظِرَةٌۢ
ve bakayım
بِمَ
ne ile
يَرْجِعُ
dönecekler
ٱلْمُرْسَلُونَ
elçiler

Diyanet İşleri MealiMelike: "Doğrusu hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman orasını bozarlar, onurlu kimselerini aşağılık yaparlar. İşte böyle davranırlar. Ben onlara bir hediye göndereyim de, elçilerin ne ile döneceklerine bakayım" dedi

Saheeh InternationalBut indeed, I will send to them a gift and see with what [reply] the messengers will return

27:36
فَلَمَّا جَآءَ سُلَيۡمَٰنَ قَالَ أَتُمِدُّونَنِ بِمَالࣲ فَمَآ ءَاتَىٰنِۦَ ٱللَّهُ خَيۡرࣱ مِّمَّآ ءَاتَىٰكُمۚ بَلۡ أَنتُم بِهَدِيَّتِكُمۡ تَفۡرَحُونَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَ
gelince
سُلَيْمَـٰنَ
Süleyman'a
قَالَ
dedi ki
أَتُمِدُّونَنِ
bana yardım mı etmek istiyorsunuz?
بِمَالٍۢ
mal ile
فَمَآ
oysa ne ki
ءَاتَىٰنِۦَ
bana vermiştir
ٱللَّهُ
Allah
خَيْرٌۭ
(o) daha hayırlıdır
مِّمَّآ
size verdiğinden
ءَاتَىٰكُم
He has given you
بَلْ
bilakis
أَنتُم
siz
بِهَدِيَّتِكُمْ
hediyenizle
تَفْرَحُونَ
sevinirsiniz

Diyanet İşleri MealiSüleyman'a geldiklerinde: "Bana mal ile yardım etmek mi istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği size verdiğinden daha iyidir. Ama belki de siz hediyenizle sevinirsiniz. Onlara dön! And olsun ki, güç yetiremeyecekleri bir ordu ile gelir onları oradan alçalmış ve küçük düşmüş olarak çıkarırız" dedi

Saheeh InternationalSo when they came to Solomon, he said, "Do you provide me with wealth? But what Allah has given me is better than what He has given you. Rather, it is you who rejoice in your gift

27:37 📚 1
ٱرۡجِعۡ إِلَيۡهِمۡ فَلَنَأۡتِيَنَّهُم بِجُنُودࣲ لَّا قِبَلَ لَهُم بِهَا وَلَنُخۡرِجَنَّهُم مِّنۡهَآ أَذِلَّةࣰ وَهُمۡ صَٰغِرُونَ
ٱرْجِعْ
dön (söyle)
إِلَيْهِمْ
onlara
فَلَنَأْتِيَنَّهُم
onlara gelirim
بِجُنُودٍۢ
ordularla
لَّا
asla
قِبَلَ
karşı koyamayacakları
لَهُم
kendilerinin;
بِهَا
ona
وَلَنُخْرِجَنَّهُم
ve onları sürüp çıkarırım
مِّنْهَآ
oradan
أَذِلَّةًۭ
zilletle
وَهُمْ
ve onları
صَـٰغِرُونَ
hor ve hakir olarak

Diyanet İşleri MealiSüleyman'a geldiklerinde: "Bana mal ile yardım etmek mi istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği size verdiğinden daha iyidir. Ama belki de siz hediyenizle sevinirsiniz. Onlara dön! And olsun ki, güç yetiremeyecekleri bir ordu ile gelir onları oradan alçalmış ve küçük düşmüş olarak çıkarırız" dedi

Saheeh InternationalReturn to them, for we will surely come to them with soldiers that they will be powerless to encounter, and we will surely expel them therefrom in humiliation, and they will be debased

27:38
قَالَ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡمَلَؤُاْ أَيُّكُمۡ يَأۡتِينِي بِعَرۡشِهَا قَبۡلَ أَن يَأۡتُونِي مُسۡلِمِينَ
قَالَ
dedi
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلْمَلَؤُا۟
ileri gelenler
أَيُّكُمْ
hanginiz
يَأْتِينِى
bana getirebilir
بِعَرْشِهَا
onun tahtını
قَبْلَ
önce
أَن
bana gelmelerinden
يَأْتُونِى
they come to me
مُسْلِمِينَ
teslim olarak

Diyanet İşleri MealiSüleyman: "Ey cemaat! Bana teslim olmalarından önce, hanginiz o kraliçenin tahtını yanıma getirebilir?" dedi

Saheeh International[Solomon] said, "O assembly [of jinn], which of you will bring me her throne before they come to me in submission

27:39 📚 1
قَالَ عِفۡرِيتࣱ مِّنَ ٱلۡجِنِّ أَنَا۠ ءَاتِيكَ بِهِۦ قَبۡلَ أَن تَقُومَ مِن مَّقَامِكَۖ وَإِنِّي عَلَيۡهِ لَقَوِيٌّ أَمِينࣱ‏
قَالَ
dedi ki
عِفْرِيتٌۭ
bir ifrit
مِّنَ
cinlerden
ٱلْجِنِّ
the jinn
أَنَا۠
ben
ءَاتِيكَ
sana getiririm
بِهِۦ
onu
قَبْلَ
önce
أَن
sen kalkmadan
تَقُومَ
you rise
مِن
makamından
مَّقَامِكَ ۖ
your place
وَإِنِّى
gerçekten benim
عَلَيْهِ
buna
لَقَوِىٌّ
gücüm yeter
أَمِينٌۭ
bana güvenilir

Diyanet İşleri MealiCinlerden bir ifrit: "Sen yerinden kalkmadan önce sana onu getiririm, buna karşı güvenilir bir güce sahibim" dedi

Saheeh InternationalA powerful one from among the jinn said, "I will bring it to you before you rise from your place, and indeed, I am for this [task] strong and trustworthy

27:40 📚 5
قَالَ ٱلَّذِي عِندَهُۥ عِلۡمࣱ مِّنَ ٱلۡكِتَٰبِ أَنَا۠ ءَاتِيكَ بِهِۦ قَبۡلَ أَن يَرۡتَدَّ إِلَيۡكَ طَرۡفُكَۚ فَلَمَّا رَءَاهُ مُسۡتَقِرًّا عِندَهُۥ قَالَ هَٰذَا مِن فَضۡلِ رَبِّي لِيَبۡلُوَنِيٓ ءَأَشۡكُرُ أَمۡ أَكۡفُرُۖ وَمَن شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشۡكُرُ لِنَفۡسِهِۦۖ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّي غَنِيࣱّ كَرِيمࣱ‏
قَالَ
dedi ki
ٱلَّذِى
bulunan
عِندَهُۥ
yanında
عِلْمٌۭ
bir ilim
مِّنَ
Kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ
the Scripture
أَنَا۠
ben
ءَاتِيكَ
sana getirebilirim
بِهِۦ
onu
قَبْلَ
önce
أَن
sen kırpmadan
يَرْتَدَّ
returns
إِلَيْكَ
sana
طَرْفُكَ ۚ
gözünü
فَلَمَّا
ne zaman ki
رَءَاهُ
onu görünce
مُسْتَقِرًّا
yerleşmiş
عِندَهُۥ
yanında
قَالَ
dedi ki
هَـٰذَا
bu
مِن
lutfundandır
فَضْلِ
(the) Favor
رَبِّى
Rabbimin
لِيَبْلُوَنِىٓ
beni sınaması için
ءَأَشْكُرُ
şükür mü edeceğim?
أَمْ
yoksa
أَكْفُرُ ۖ
inkar mı edeceğim?
وَمَن
ve kim
شَكَرَ
şükrederse
فَإِنَّمَا
şüphesiz
يَشْكُرُ
şükretmiştir
لِنَفْسِهِۦ ۖ
kendisi için
وَمَن
ve kim
كَفَرَ
inkar ederse
فَإِنَّ
şüphesiz
رَبِّى
Rabbim
غَنِىٌّۭ
zengindir
كَرِيمٌۭ
kerimdir

Diyanet İşleri MealiKitabın bilgisine sahip olan biri: "Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm" dedi. Süleyman, tahtı yanına yerleşivermiş görünce: "Bu, şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınayan Rabbimin lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; fakat nankörlük eden bilsin ki Rabbim müstağnidir, kerem sahibidir" dedi

Saheeh InternationalSaid one who had knowledge from the Scripture, "I will bring it to you before your glance returns to you." And when [Solomon] saw it placed before him, he said, "This is from the favor of my Lord to test me whether I will be grateful or ungrateful. And whoever is grateful - his gratitude is only for [the benefit of] himself. And whoever is ungrateful - then indeed, my Lord is Free of need and Generous

27:41 📚 1
قَالَ نَكِّرُواْ لَهَا عَرۡشَهَا نَنظُرۡ أَتَهۡتَدِيٓ أَمۡ تَكُونُ مِنَ ٱلَّذِينَ لَا يَهۡتَدُونَ
قَالَ
dedi ki
نَكِّرُوا۟
tanınmaz hale getirin
لَهَا
onun
عَرْشَهَا
tahtını
نَنظُرْ
bakalım
أَتَهْتَدِىٓ
tanıyabilecek mi
أَمْ
yoksa
تَكُونُ
olacak (mı)
مِنَ
kimselerden
ٱلَّذِينَ
those who
لَا
tanımayan
يَهْتَدُونَ
are not guided

Diyanet İşleri MealiSüleyman "Onun tahtını tanınmaz hale getirin, bakalım tanıyabilecek mi yoksa tanıyamayacak mı?" (yola gelecek mi, yoksa yola gelmeyenlerden mi olacak?) dedi

Saheeh InternationalHe said, "Disguise for her her throne; we will see whether she will be guided [to truth] or will be of those who is not guided

27:42
فَلَمَّا جَآءَتۡ قِيلَ أَهَٰكَذَا عَرۡشُكِۖ قَالَتۡ كَأَنَّهُۥ هُوَۚ وَأُوتِينَا ٱلۡعِلۡمَ مِن قَبۡلِهَا وَكُنَّا مُسۡلِمِينَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَتْ
gelince
قِيلَ
dendi
أَهَـٰكَذَا
böyle mi?
عَرْشُكِ ۖ
senin tahtın
قَالَتْ
dedi
كَأَنَّهُۥ
tıpkı (öyle)
هُوَ ۚ
o
وَأُوتِينَا
ve bize verilmişti
ٱلْعِلْمَ
bilgi
مِن
daha önce
قَبْلِهَا
before her
وَكُنَّا
ve biz olmuştuk
مُسْلِمِينَ
müslüman

Diyanet İşleri MealiMelike geldiğinde "Senin tahtın böyle miydi?" denildi. O da "Sanki odur, daha önce bize bilgi verilmişti ve teslim olmuştuk" dedi

Saheeh InternationalSo when she arrived, it was said [to her], "Is your throne like this?" She said, "[It is] as though it was it." [Solomon said], "And we were given knowledge before her, and we have been Muslims [in submission to Allah]

27:43 📚 1
وَصَدَّهَا مَا كَانَت تَّعۡبُدُ مِن دُونِ ٱللَّهِۖ إِنَّهَا كَانَتۡ مِن قَوۡمࣲ كَٰفِرِينَ
وَصَدَّهَا
ve onu alıkoymuştu
مَا
şeyler
كَانَت
olduğu
تَّعْبُدُ
tapmış
مِن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ ۖ
Allah'tan
إِنَّهَا
çünkü kendisi
كَانَتْ
idi
مِن
bir kavimden
قَوْمٍۢ
a people
كَـٰفِرِينَ
inkar eden

Diyanet İşleri MealiMelikeyi o zamana kadar alıkoyan, Allah'tan başka taptığı şeylerdi; çünkü kendisi inkarcı bir millettendi

Saheeh InternationalAnd that which she was worshipping other than Allah had averted her [from submission to Him]. Indeed, she was from a disbelieving people

27:44
قِيلَ لَهَا ٱدۡخُلِي ٱلصَّرۡحَۖ فَلَمَّا رَأَتۡهُ حَسِبَتۡهُ لُجَّةࣰ وَكَشَفَتۡ عَن سَاقَيۡهَاۚ قَالَ إِنَّهُۥ صَرۡحࣱ مُّمَرَّدࣱ مِّن قَوَارِيرَۗ قَالَتۡ رَبِّ إِنِّي ظَلَمۡتُ نَفۡسِي وَأَسۡلَمۡتُ مَعَ سُلَيۡمَٰنَ لِلَّهِ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
قِيلَ
dendi
لَهَا
ona
ٱدْخُلِى
gir
ٱلصَّرْحَ ۖ
köşke
فَلَمَّا
ne zaman ki
رَأَتْهُ
(köşkü) görünce
حَسِبَتْهُ
sandı
لُجَّةًۭ
derin bir su
وَكَشَفَتْ
ve sıvadı
عَن
bacaklarını
سَاقَيْهَا ۚ
her shins
قَالَ
dedi
إِنَّهُۥ
muhakkak o
صَرْحٌۭ
köşk
مُّمَرَّدٌۭ
cilalı
مِّن
şeffaf sırçadandır
قَوَارِيرَ ۗ
glass
قَالَتْ
(Kraliçe) dedi ki
رَبِّ
Rabbim
إِنِّى
ben
ظَلَمْتُ
zulmetmişim
نَفْسِى
kendime
وَأَسْلَمْتُ
ve teslim oldum
مَعَ
beraber
سُلَيْمَـٰنَ
Süleyman'la
لِلَّهِ
Allah'a
رَبِّ
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Diyanet İşleri MealiOna: "Köşke gir" dendi; salonu görünce, onu derin bir su zannetti, eteğini çekti. Süleyman: "Doğrusu bu camdan yapılmış mücella bir salondur" dedi. Melike: "Rabbim! Şüphesiz ben kendime yazık etmişim. Süleyman'la beraber, Alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum" dedi

Saheeh InternationalShe was told, "Enter the palace." But when she saw it, she thought it was a body of water and uncovered her shins [to wade through]. He said, "Indeed, it is a palace [whose floor is] made smooth with glass." She said, "My Lord, indeed I have wronged myself, and I submit with Solomon to Allah, Lord of the worlds

27:45
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَآ إِلَىٰ ثَمُودَ أَخَاهُمۡ صَٰلِحًا أَنِ ٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ فَإِذَا هُمۡ فَرِيقَانِ يَخۡتَصِمُونَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَرْسَلْنَآ
biz gönderdik
إِلَىٰ
Semud(kavmin)e
ثَمُودَ
Thamud
أَخَاهُمْ
kardeşleri
صَـٰلِحًا
Salih'i
أَنِ
diye
ٱعْبُدُوا۟
kulluk etsinler
ٱللَّهَ
Allah'a
فَإِذَا
o zaman
هُمْ
onlar
فَرِيقَانِ
iki bölük olmuşlardı
يَخْتَصِمُونَ
birbiriyle çekişen

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Semud milletine kardeşleri Salih'i "Allah'a kulluk ediniz" desin diye gönderdik. Hemen birbiriyle çekişen iki zümreye ayrıldılar

Saheeh InternationalAnd We had certainly sent to Thamud their brother Salih, [saying], "Worship Allah," and at once they were two parties conflicting

27:46
قَالَ يَٰقَوۡمِ لِمَ تَسۡتَعۡجِلُونَ بِٱلسَّيِّئَةِ قَبۡلَ ٱلۡحَسَنَةِۖ لَوۡلَا تَسۡتَغۡفِرُونَ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمۡ تُرۡحَمُونَ
قَالَ
dedi ki
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
لِمَ
neden
تَسْتَعْجِلُونَ
koşuyorsunuz
بِٱلسَّيِّئَةِ
kötülüğe
قَبْلَ
önce
ٱلْحَسَنَةِ ۖ
iyilikten
لَوْلَا
gerekmez mi?
تَسْتَغْفِرُونَ
mağfiret dilemeniz
ٱللَّهَ
Allah'tan
لَعَلَّكُمْ
belki
تُرْحَمُونَ
esirgenirsiniz

Diyanet İşleri MealiSalih: "Ey milletim! Niye iyilikten önce, acele kötülük istiyorsunuz? Merhamet olunasınız diye Allah'tan mağfiret dileseniz olmaz mı?" dedi

Saheeh InternationalHe said, "O my people, why are you impatient for evil instead of good? Why do you not seek forgiveness of Allah that you may receive mercy

27:47
قَالُواْ ٱطَّيَّرۡنَا بِكَ وَبِمَن مَّعَكَۚ قَالَ طَٰٓئِرُكُمۡ عِندَ ٱللَّهِۖ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمࣱ تُفۡتَنُونَ
قَالُوا۟
dediler
ٱطَّيَّرْنَا
uğursuzluğa uğradık
بِكَ
senin yüzünden
وَبِمَن
ve bulunanların yüzünden
مَّعَكَ ۚ
seninle beraber
قَالَ
dedi
طَـٰٓئِرُكُمْ
uğursuzluğunuz
عِندَ
katındadır
ٱللَّهِ ۖ
Allah
بَلْ
doğrusu
أَنتُمْ
siz
قَوْمٌۭ
bir toplumsunuz
تُفْتَنُونَ
sınanan

Diyanet İşleri MealiSen ve beraberindekiler yüzünden uğursuzluğa uğradık" dediler. Salih: "Uğursuzluğunuz Allah katındandır; belki imtihana çekilen bir milletsiniz" dedi

Saheeh InternationalThey said, "We consider you a bad omen, you and those with you." He said, "Your omen is with Allah. Rather, you are a people being tested

27:48 📚 1
وَكَانَ فِي ٱلۡمَدِينَةِ تِسۡعَةُ رَهۡطࣲ يُفۡسِدُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَا يُصۡلِحُونَ
وَكَانَ
ve vardı
فِى
şehirde
ٱلْمَدِينَةِ
the city
تِسْعَةُ
dokuz
رَهْطٍۢ
kişi
يُفْسِدُونَ
bozgunculuk yaparlardı
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the land
وَلَا
ve
يُصْلِحُونَ
düzeltmezlerdi

Diyanet İşleri MealiO şehirde, yeryüzünde bozgunculuk yapan, düzeltmeye uğraşmayan dokuz kişi (çete) vardı

Saheeh InternationalAnd there were in the city nine family heads causing corruption in the land and not amending [its affairs]

27:49
قَالُواْ تَقَاسَمُواْ بِٱللَّهِ لَنُبَيِّتَنَّهُۥ وَأَهۡلَهُۥ ثُمَّ لَنَقُولَنَّ لِوَلِيِّهِۦ مَا شَهِدۡنَا مَهۡلِكَ أَهۡلِهِۦ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ
قَالُوا۟
dediler
تَقَاسَمُوا۟
and içerek
بِٱللَّهِ
Allah'a
لَنُبَيِّتَنَّهُۥ
biz gece ona baskın yapalım
وَأَهْلَهُۥ
ve ailesine
ثُمَّ
sonra
لَنَقُولَنَّ
diyelim
لِوَلِيِّهِۦ
velisine
مَا
şahit olmadık
شَهِدْنَا
we witnessed
مَهْلِكَ
helakine
أَهْلِهِۦ
ailesinin
وَإِنَّا
ve biz
لَصَـٰدِقُونَ
gerçekten doğrulardanız

Diyanet İşleri MealiBiz gece ona ve ailesine baskın verelim, sonra da onun dostuna, ailesinin yok edilişinde bulunmadık, şüphesiz biz doğru söylüyoruz, diyelim" diye aralarında Allah'a yemin ettiler

Saheeh InternationalThey said, "Take a mutual oath by Allah that we will kill him by night, he and his family. Then we will say to his executor, 'We did not witness the destruction of his family, and indeed, we are truthful

27:50
وَمَكَرُواْ مَكۡرࣰ ا وَمَكَرۡنَا مَكۡرࣰ ا وَهُمۡ لَا يَشۡعُرُونَ
وَمَكَرُوا۟
ve tuzak kurdular
مَكْرًۭا
bir tuzak
وَمَكَرْنَا
biz de tuzak kurduk
مَكْرًۭا
bir tuzak
وَهُمْ
ve onlar
لَا
hiç
يَشْعُرُونَ
farkında değillerdi

Diyanet İşleri MealiOnlar bir düzen kurdular. Biz farkettirmeden düzenlerini bozduk

Saheeh InternationalAnd they planned a plan, and We planned a plan, while they perceived not

27:51
فَٱنظُرۡ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ مَكۡرِهِمۡ أَنَّا دَمَّرۡنَٰهُمۡ وَقَوۡمَهُمۡ أَجۡمَعِينَ
فَٱنظُرْ
bak
كَيْفَ
nasıl
كَانَ
oldu
عَـٰقِبَةُ
sonucu
مَكْرِهِمْ
tuzaklarının
أَنَّا
biz
دَمَّرْنَـٰهُمْ
onları yıktık yok ettik
وَقَوْمَهُمْ
ve kavimlerini
أَجْمَعِينَ
hepsini

Diyanet İşleri MealiHilelerinin sonunun nasıl olduğuna bir bak! Biz onları ve milletlerini, hepsini, yerle bir ettik

Saheeh InternationalThen look how was the outcome of their plan - that We destroyed them and their people, all

27:52
فَتِلۡكَ بُيُوتُهُمۡ خَاوِيَةَۢ بِمَا ظَلَمُوٓاْۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰ لِّقَوۡمࣲ يَعۡلَمُونَ
فَتِلْكَ
işte şunlar
بُيُوتُهُمْ
evleridir
خَاوِيَةًۢ
çökmüş ıssız kalmış
بِمَا
yüzünden
ظَلَمُوٓا۟ ۗ
zulümleri
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَةًۭ
ibret
لِّقَوْمٍۢ
bir kavim için
يَعْلَمُونَ
bilen

Diyanet İşleri Mealiİşte, haksızlıklarına karşılık çökmüş bulunan evleri! Bunda, bilen bir millet için şüphesiz, ders vardır

Saheeh InternationalSo those are their houses, desolate because of the wrong they had done. Indeed in that is a sign for people who know

27:53
وَأَنجَيۡنَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَكَانُواْ يَتَّقُونَ
وَأَنجَيْنَا
ve kurtardık
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan(ları)
وَكَانُوا۟
ve
يَتَّقُونَ
korunanları

Diyanet İşleri Mealiİnanıp Allah'a karşı gelmekten sakınanları kurtardık

Saheeh InternationalAnd We saved those who believed and used to fear Allah

27:54
وَلُوطًا إِذۡ قَالَ لِقَوۡمِهِۦٓ أَتَأۡتُونَ ٱلۡفَٰحِشَةَ وَأَنتُمۡ تُبۡصِرُونَ
وَلُوطًا
ve Lut
إِذْ
hani
قَالَ
demişti ki
لِقَوْمِهِۦٓ
kavmine
أَتَأْتُونَ
o aşırı kötülüğümü yapıyorsunuz?
ٱلْفَـٰحِشَةَ
[the] immorality
وَأَنتُمْ
siz
تُبْصِرُونَ
göre göre

Diyanet İşleri MealiLut'u da gönderdik; milletine şöyle dedi: "Göz göre göre bir hayasızlık mı yapıyorsunuz

Saheeh InternationalAnd [mention] Lot, when he said to his people, "Do you commit immorality while you are seeing

27:55 📚 1
أَئِنَّكُمۡ لَتَأۡتُونَ ٱلرِّجَالَ شَهۡوَةࣰ مِّن دُونِ ٱلنِّسَآءِۚ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمࣱ تَجۡهَلُونَ
أَئِنَّكُمْ
siz mi?
لَتَأْتُونَ
erkeklere-mi yaklaşıyorsunuz?
ٱلرِّجَالَ
erkeklere
شَهْوَةًۭ
şehvetle
مِّن
bırakıp
دُونِ
instead of
ٱلنِّسَآءِ ۚ
kadınları
بَلْ
gerçekten
أَنتُمْ
siz
قَوْمٌۭ
bir toplumsunuz
تَجْهَلُونَ
cahil

Diyanet İşleri MealiKadınları bırakıp, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz; evet, siz cahil bir milletsiniz

Saheeh InternationalDo you indeed approach men with desire instead of women? Rather, you are a people behaving ignorantly

27:56
۞فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوۡمِهِۦٓ إِلَّآ أَن قَالُوٓاْ أَخۡرِجُوٓاْ ءَالَ لُوطࣲ مِّن قَرۡيَتِكُمۡۖ إِنَّهُمۡ أُنَاسࣱ يَتَطَهَّرُونَ
۞ فَمَا
fakat
كَانَ
oldu
جَوَابَ
cevabı
قَوْمِهِۦٓ
kavminin
إِلَّآ
sadece
أَن
şöyle
قَالُوٓا۟
demek
أَخْرِجُوٓا۟
çıkarın
ءَالَ
ailesini
لُوطٍۢ
Lut
مِّن
kentinizden
قَرْيَتِكُمْ ۖ
your town
إِنَّهُمْ
çünkü onlar
أُنَاسٌۭ
kimselermiş
يَتَطَهَّرُونَ
temiz kalmak isteyen()

Diyanet İşleri MealiMilletinin cevabı sadece: "Lut'un ailesini kasabanızdan çıkarın, güya onlar temiz kalmaya çalışan insanlarmış" demek oldu

Saheeh InternationalBut the answer of his people was not except that they said, "Expel the family of Lot from your city. Indeed, they are people who keep themselves pure

27:57
فَأَنجَيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥٓ إِلَّا ٱمۡرَأَتَهُۥ قَدَّرۡنَٰهَا مِنَ ٱلۡغَٰبِرِينَ
فَأَنجَيْنَـٰهُ
biz de onu kurtardık
وَأَهْلَهُۥٓ
ve ailesini
إِلَّا
dışında
ٱمْرَأَتَهُۥ
karısı
قَدَّرْنَـٰهَا
ona takdir ettik
مِنَ
kalanlardan olmasını
ٱلْغَـٰبِرِينَ
those who remained behind

Diyanet İşleri MealiBunun üzerine onu ve ailesini kurtardık, yalnız karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk

Saheeh InternationalSo We saved him and his family, except for his wife; We destined her to be of those who remained behind

27:58
وَأَمۡطَرۡنَا عَلَيۡهِم مَّطَرࣰ اۖ فَسَآءَ مَطَرُ ٱلۡمُنذَرِينَ
وَأَمْطَرْنَا
ve yağdırdık
عَلَيْهِم
üzerlerine
مَّطَرًۭا ۖ
yağmur
فَسَآءَ
ne kötü oldu
مَطَرُ
yağmur
ٱلْمُنذَرِينَ
uyarılanlara

Diyanet İşleri MealiGeride kalanların üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılan fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi

Saheeh InternationalAnd We rained upon them a rain [of stones], and evil was the rain of those who were warned

27:59
قُلِ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ وَسَلَٰمٌ عَلَىٰ عِبَادِهِ ٱلَّذِينَ ٱصۡطَفَىٰٓۗ ءَآللَّهُ خَيۡرٌ أَمَّا يُشۡرِكُونَ
قُلِ
de ki
ٱلْحَمْدُ
hamd olsun
لِلَّهِ
Allah'a
وَسَلَـٰمٌ
ve selam
عَلَىٰ
üzerine
عِبَادِهِ
O'nun kulları
ٱلَّذِينَ
seçtiği
ٱصْطَفَىٰٓ ۗ
He has chosen
ءَآللَّهُ
Allah mı?
خَيْرٌ
hayırlı
أَمَّا
yoksa
يُشْرِكُونَ
ortak koştukları mı?

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Hamd Allah'a mahsustur, seçtiği kullarına selam olsun. Allah mı daha iyidir, yoksa O'na koştukları ortaklar mı

Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "Praise be to Allah, and peace upon His servants whom He has chosen. Is Allah better or what they associate with Him

27:60 📚 2
أَمَّنۡ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَأَنزَلَ لَكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَأَنۢبَتۡنَا بِهِۦ حَدَآئِقَ ذَاتَ بَهۡجَةࣲ مَّا كَانَ لَكُمۡ أَن تُنۢبِتُواْ شَجَرَهَآۗ أَءِلَٰهࣱ مَّعَ ٱللَّهِۚ بَلۡ هُمۡ قَوۡمࣱ يَعۡدِلُونَ
أَمَّنْ
yahut kim?
خَلَقَ
yarattı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
وَأَنزَلَ
ve indirdi
لَكُم
size
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مَآءًۭ
su
فَأَنۢبَتْنَا
ve bitirdik
بِهِۦ
onunla
حَدَآئِقَ
bahçeler
ذَاتَ
gönül açıcı
بَهْجَةٍۢ
gönül açıcı
مَّا
olmayan
كَانَ
mümkün
لَكُمْ
sizin için
أَن
bitirmeniz
تُنۢبِتُوا۟
you cause to grow
شَجَرَهَآ ۗ
bir ağacını (bile)
أَءِلَـٰهٌۭ
tanrı mı var?
مَّعَ
ile beraber
ٱللَّهِ ۚ
Allah
بَلْ
hayır
هُمْ
onlar
قَوْمٌۭ
bir kavimdir
يَعْدِلُونَ
(haktan) sapan

Diyanet İşleri MealiYoksa gökleri ve yeri yaratan, gökten size su indirip onunla, bir ağacını bile bitirmeye gücünüzün yetmediği, güzel güzel bahçeler meydana getiren mi? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? Hayır; onlar taptıklarını Allah'a eşit tutan bir millettir

Saheeh International[More precisely], is He [not best] who created the heavens and the earth and sent down for you rain from the sky, causing to grow thereby gardens of joyful beauty which you could not [otherwise] have grown the trees thereof? Is there a deity with Allah? [No], but they are a people who ascribe equals [to Him]

27:61 📚 1
أَمَّن جَعَلَ ٱلۡأَرۡضَ قَرَارࣰ ا وَجَعَلَ خِلَٰلَهَآ أَنۡهَٰرࣰ ا وَجَعَلَ لَهَا رَوَٰسِيَ وَجَعَلَ بَيۡنَ ٱلۡبَحۡرَيۡنِ حَاجِزًاۗ أَءِلَٰهࣱ مَّعَ ٱللَّهِۚ بَلۡ أَكۡثَرُهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ
أَمَّن
yahut kimdir?
جَعَلَ
yapan
ٱلْأَرْضَ
dünyayı
قَرَارًۭا
durulacak yer
وَجَعَلَ
ve yapan
خِلَـٰلَهَآ
arasında
أَنْهَـٰرًۭا
ırmaklar
وَجَعَلَ
ve yaratan
لَهَا
üstünde
رَوَٰسِىَ
sağlam dağlar
وَجَعَلَ
ve yaratan
بَيْنَ
arasında
ٱلْبَحْرَيْنِ
iki deniz
حَاجِزًا ۗ
bir perde olarak
أَءِلَـٰهٌۭ
tanrı mı var?
مَّعَ
ile beraber
ٱللَّهِ ۚ
Allah
بَلْ
hayır
أَكْثَرُهُمْ
çokları
لَا
bilmiyorlar
يَعْلَمُونَ
know

Diyanet İşleri MealiYoksa yeri, yaratıklarının oturmasına elverişli kılan ve aralarında ırmaklar meydana getiren, yeryüzüne sabit dağlar yerleştiren, iki deniz arasına engel koyan mı? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? Hayır; çoğu bilmezler

Saheeh InternationalIs He [not best] who made the earth a stable ground and placed within it rivers and made for it firmly set mountains and placed between the two seas a barrier? Is there a deity with Allah? [No], but most of them do not know

27:62 📚 4
أَمَّن يُجِيبُ ٱلۡمُضۡطَرَّ إِذَا دَعَاهُ وَيَكۡشِفُ ٱلسُّوٓءَ وَيَجۡعَلُكُمۡ خُلَفَآءَ ٱلۡأَرۡضِۗ أَءِلَٰهࣱ مَّعَ ٱللَّهِۚ قَلِيلࣰ ا مَّا تَذَكَّرُونَ
أَمَّن
yahut kimdir?
يُجِيبُ
yetişen
ٱلْمُضْطَرَّ
darda kalmışa
إِذَا
zaman
دَعَاهُ
du'a ettiği
وَيَكْشِفُ
ve kaldıran
ٱلسُّوٓءَ
kötülüğü
وَيَجْعَلُكُمْ
ve sizi yapan
خُلَفَآءَ
sahipleri
ٱلْأَرْضِ ۗ
yeryüzünün
أَءِلَـٰهٌۭ
tanrı mı var?
مَّعَ
ile beraber
ٱللَّهِ ۚ
Allah
قَلِيلًۭا
ne de az
مَّا
düşünüyorsunuz
تَذَكَّرُونَ
you remember

Diyanet İşleri MealiYoksa, darda kalana, kendisine yakardığı zaman karşılık veren, başındaki sıkıntıyı gideren ve sizi yeryüzünün sahipleri yapan mı? Allah'ın yanında başka bir tanrı mi? Pek kıt düşünüyorsunuz

Saheeh InternationalIs He [not best] who responds to the desperate one when he calls upon Him and removes evil and makes you inheritors of the earth? Is there a deity with Allah? Little do you remember

27:63
أَمَّن يَهۡدِيكُمۡ فِي ظُلُمَٰتِ ٱلۡبَرِّ وَٱلۡبَحۡرِ وَمَن يُرۡسِلُ ٱلرِّيَٰحَ بُشۡرَۢا بَيۡنَ يَدَيۡ رَحۡمَتِهِۦٓۗ أَءِلَٰهࣱ مَّعَ ٱللَّهِۚ تَعَٰلَى ٱللَّهُ عَمَّا يُشۡرِكُونَ
أَمَّن
yahut kimdir?
يَهْدِيكُمْ
size yol gösteren
فِى
içinde
ظُلُمَـٰتِ
karanlıkları
ٱلْبَرِّ
karanın
وَٱلْبَحْرِ
ve denizin
وَمَن
ve kimdir?
يُرْسِلُ
gönderen
ٱلرِّيَـٰحَ
rüzgarları
بُشْرًۢا
müjdeci
بَيْنَ
önünde
يَدَىْ
önünde
رَحْمَتِهِۦٓ ۗ
rahmetinin
أَءِلَـٰهٌۭ
tanrı mı var?
مَّعَ
ile beraber
ٱللَّهِ ۚ
Allah
تَعَـٰلَى
yücedir
ٱللَّهُ
Allah
عَمَّا
şeylerden
يُشْرِكُونَ
ortak koştukları

Diyanet İşleri MealiYoksa, karanın ve denizin karanlıklarında size yol bulduran, rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen mi? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? Allah, koştukları eşlerden yücedir

Saheeh InternationalIs He [not best] who guides you through the darknesses of the land and sea and who sends the winds as good tidings before His mercy? Is there a deity with Allah? High is Allah above whatever they associate with Him

27:64 📚 1
أَمَّن يَبۡدَؤُاْ ٱلۡخَلۡقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ وَمَن يَرۡزُقُكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِۗ أَءِلَٰهࣱ مَّعَ ٱللَّهِۚ قُلۡ هَاتُواْ بُرۡهَٰنَكُمۡ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
أَمَّن
yahut kimdir?
يَبْدَؤُا۟
başlayan
ٱلْخَلْقَ
yaratmağa
ثُمَّ
sonra
يُعِيدُهُۥ
onu iade eden
وَمَن
ve kimdir?
يَرْزُقُكُم
sizi rızıklandıran
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۗ
ve yerden
أَءِلَـٰهٌۭ
tanrı mı var?
مَّعَ
ile beraber
ٱللَّهِ ۚ
Allah
قُلْ
de ki
هَاتُوا۟
getirin
بُرْهَـٰنَكُمْ
delilinizi
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğrular(dan)

Diyanet İşleri MealiYoksa, önce yaratan, sonra da yaratmayı tekrar edecek olan; size gökten ve yerden rızık veren mi? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? De ki: "Eğer doğru sözlülerden iseniz, açık delilinizi getirin

Saheeh InternationalIs He [not best] who begins creation and then repeats it and who provides for you from the heaven and earth? Is there a deity with Allah? Say, "Produce your proof, if you should be truthful

27:65 📚 2
قُل لَّا يَعۡلَمُ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ ٱلۡغَيۡبَ إِلَّا ٱللَّهُۚ وَمَا يَشۡعُرُونَ أَيَّانَ يُبۡعَثُونَ
قُل
de ki
لَّا
bilmez
يَعْلَمُ
knows
مَن
kimse
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ
ve yerde
ٱلْغَيْبَ
gaybı
إِلَّا
başka
ٱللَّهُ ۚ
Allah'tan
وَمَا
ve
يَشْعُرُونَ
bilmezler
أَيَّانَ
ne zaman
يُبْعَثُونَ
dirileceklerini

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka bilen yoktur." Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler

Saheeh InternationalSay, "None in the heavens and earth knows the unseen except Allah, and they do not perceive when they will be resurrected

27:66 📚 1
بَلِ ٱدَّٰرَكَ عِلۡمُهُمۡ فِي ٱلۡأٓخِرَةِۚ بَلۡ هُمۡ فِي شَكࣲّ مِّنۡهَاۖ بَلۡ هُم مِّنۡهَا عَمُونَ
بَلِ
doğrusu
ٱدَّٰرَكَ
ardarda geldi
عِلْمُهُمْ
onların bilgileri
فِى
hakkındaki
ٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ
ahiret
بَلْ
fakat
هُمْ
onlar
فِى
içindedirler
شَكٍّۢ
bir kuşku
مِّنْهَا ۖ
ondan
بَلْ
daha doğrusu
هُم
onlar
مِّنْهَا
ondan yana
عَمُونَ
kördürler

Diyanet İşleri MealiAhirete dair bilgileri yeterli midir? Hayır; ondan şüphe etmektedirler. Hayır; ona karşı kördürler

Saheeh InternationalRather, their knowledge is arrested concerning the Hereafter. Rather, they are in doubt about it. Rather, they are, concerning it, blind

27:67
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ أَءِذَا كُنَّا تُرَٰبࣰ ا وَءَابَآؤُنَآ أَئِنَّا لَمُخۡرَجُونَ
وَقَالَ
dediler ki
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوٓا۟
inkar eden(ler)
أَءِذَا
zaman mı?
كُنَّا
olduğumuz
تُرَٰبًۭا
toprak
وَءَابَآؤُنَآ
ve babalarımız
أَئِنَّا
biz mi?
لَمُخْرَجُونَ
(diriltilip) çıkarılacağız

Diyanet İşleri Mealiİnkar edenler: "Biz ve babalarımız toprak olduğumuzda mı, doğrusu bizler mi tekrar çıkarılacağız? Bununla biz de, daha önce babalarımız da, and olsun ki, tehdit edilmiştik. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" dediler

Saheeh InternationalAnd those who disbelieve say, "When we have become dust as well as our forefathers, will we indeed be brought out [of the graves]

27:68
لَقَدۡ وُعِدۡنَا هَٰذَا نَحۡنُ وَءَابَآؤُنَا مِن قَبۡلُ إِنۡ هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلۡأَوَّلِينَ
لَقَدْ
andolsun
وُعِدْنَا
vadedildi (yapıldı)
هَـٰذَا
bu (tehdid)
نَحْنُ
bize
وَءَابَآؤُنَا
ve atalarımıza
مِن
önceden
قَبْلُ
before
إِنْ
değildir
هَـٰذَآ
bu
إِلَّآ
başka bir şey
أَسَـٰطِيرُ
masallarından
ٱلْأَوَّلِينَ
öncekilerin

Diyanet İşleri Mealiİnkar edenler: "Biz ve babalarımız toprak olduğumuzda mı, doğrusu bizler mi tekrar çıkarılacağız? Bununla biz de, daha önce babalarımız da, and olsun ki, tehdit edilmiştik. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" dediler

Saheeh InternationalWe have been promised this, we and our forefathers, before. This is not but legends of the former peoples

27:69 📚 3
قُلۡ سِيرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَٱنظُرُواْ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلۡمُجۡرِمِينَ
قُلْ
de ki
سِيرُوا۟
yürüyün (gezin)
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the land
فَٱنظُرُوا۟
ve görün
كَيْفَ
nasıl
كَانَ
olduğunu
عَـٰقِبَةُ
sonunun
ٱلْمُجْرِمِينَ
suçluların

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Yeryüzünde gezin, suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bakın

Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "Travel through the land and observe how was the end of the criminals

27:70
وَلَا تَحۡزَنۡ عَلَيۡهِمۡ وَلَا تَكُن فِي ضَيۡقࣲ مِّمَّا يَمۡكُرُونَ
وَلَا
üzülme
تَحْزَنْ
grieve
عَلَيْهِمْ
onlar(ın sözlerin)e
وَلَا
ve
تَكُن
olma
فِى
sıkıntıda
ضَيْقٍۢ
distress
مِّمَّا
tuzaklarından
يَمْكُرُونَ
they plot

Diyanet İşleri MealiOnlara üzülme. Hilelerine karşı da sıkılma

Saheeh InternationalAnd grieve not over them or be in distress from what they conspire

27:71
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلۡوَعۡدُ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
وَيَقُولُونَ
ve diyorlar
مَتَىٰ
ne zaman?
هَـٰذَا
bu
ٱلْوَعْدُ
tehdid(ettiğiniz azab)
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğrular(dan)

Diyanet İşleri MealiOnlar: "Eğer doğru söylüyorsanız, bildirin, bu sözünüz ne zaman yerine gelecektir?" derler

Saheeh InternationalAnd they say, "When is [the fulfillment of] this promise, if you should be truthful

27:72 📚 1
قُلۡ عَسَىٰٓ أَن يَكُونَ رَدِفَ لَكُم بَعۡضُ ٱلَّذِي تَسۡتَعۡجِلُونَ
قُلْ
de ki
عَسَىٰٓ
belki de
أَن
olmuştur
يَكُونَ
is
رَدِفَ
ardınıza takılmıştır
لَكُم
sizin
بَعْضُ
bir kısmı
ٱلَّذِى
acele ettiğiniz(azab)ın
تَسْتَعْجِلُونَ
you seek to hasten

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Acele ettiğiniz şeyin bir kısmı belki hemen başınıza gelir

Saheeh InternationalSay, "Perhaps it is close behind you - some of that for which you are impatient

27:73 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَذُو فَضۡلٍ عَلَى ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَشۡكُرُونَ
وَإِنَّ
ve şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
لَذُو
sahibidir
فَضْلٍ
lutuf
عَلَى
karşı
ٱلنَّاسِ
insanlara
وَلَـٰكِنَّ
fakat
أَكْثَرَهُمْ
çokları
لَا
şükretmezler
يَشْكُرُونَ
grateful

Diyanet İşleri MealiDoğrusu Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler

Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord is full of bounty for the people, but most of them do not show gratitude

27:74 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَيَعۡلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمۡ وَمَا يُعۡلِنُونَ
وَإِنَّ
ve elbette
رَبَّكَ
Rabbin
لَيَعْلَمُ
bilir
مَا
şeyleri
تُكِنُّ
gizlediği
صُدُورُهُمْ
onların göğüslerinin
وَمَا
ve şeyleri
يُعْلِنُونَ
açığa vurdukları

Diyanet İşleri MealiŞüphesiz Rabbin onların gönüllerinin gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir

Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord knows what their breasts conceal and what they declare

27:75
وَمَا مِنۡ غَآئِبَةࣲ فِي ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِ إِلَّا فِي كِتَٰبࣲ مُّبِينٍ
وَمَا
ve yoktur
مِنْ
hiçbir şey
غَآئِبَةٍۢ
gizli
فِى
gökte
ٱلسَّمَآءِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ
ve yerde
إِلَّا
olmayan
فِى
Kitapta
كِتَـٰبٍۢ
a Record
مُّبِينٍ
apaçık

Diyanet İşleri MealiGökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta olmasın

Saheeh InternationalAnd there is nothing concealed within the heaven and the earth except that it is in a clear Register

27:76
إِنَّ هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانَ يَقُصُّ عَلَىٰ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ أَكۡثَرَ ٱلَّذِي هُمۡ فِيهِ يَخۡتَلِفُونَ
إِنَّ
şüphesiz
هَـٰذَا
bu
ٱلْقُرْءَانَ
Kur'an
يَقُصُّ
anlatmaktadır
عَلَىٰ
oğullarına
بَنِىٓ
(the) Children
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
أَكْثَرَ
birçoğunu
ٱلَّذِى
şeylerin
هُمْ
kendilerinin
فِيهِ
onda
يَخْتَلِفُونَ
ayrılığa düştükleri

Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kuran, İsrailoğullarına, ayrılığa düştükleri şeyin çoğunu anlatmaktadır

Saheeh InternationalIndeed, this Qur'an relates to the Children of Israel most of that over which they disagree

27:77
وَإِنَّهُۥ لَهُدࣰ ى وَرَحۡمَةࣱ لِّلۡمُؤۡمِنِينَ
وَإِنَّهُۥ
ve elbette O
لَهُدًۭى
bir yol göstericidir
وَرَحْمَةٌۭ
ve rahmettir
لِّلْمُؤْمِنِينَ
mü'minlere

Diyanet İşleri MealiDoğrusu Kuran, inananlara doğruluk rehberi ve rahmettir

Saheeh InternationalAnd indeed, it is guidance and mercy for the believers

27:78 📚 1
إِنَّ رَبَّكَ يَقۡضِي بَيۡنَهُم بِحُكۡمِهِۦۚ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡعَلِيمُ
إِنَّ
şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
يَقْضِى
icra eder
بَيْنَهُم
onlar arasında
بِحُكْمِهِۦ ۚ
hükmünü
وَهُوَ
ve O
ٱلْعَزِيزُ
azizdir
ٱلْعَلِيمُ
hakkiyle bilendir

Diyanet İşleri MealiRabbin şüphesiz, aralarında, kendi hükmünü verecektir. O güçlüdür, bilendir

Saheeh InternationalIndeed, your Lord will judge between them by His [wise] judgement. And He is the Exalted in Might, the Knowing

27:79 📚 1
فَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱللَّهِۖ إِنَّكَ عَلَى ٱلۡحَقِّ ٱلۡمُبِينِ
فَتَوَكَّلْ
o halde tevekkül et
عَلَى
Allah'a
ٱللَّهِ ۖ
Allah
إِنَّكَ
çünkü sen
عَلَى
üzerindesin
ٱلْحَقِّ
gerçek
ٱلْمُبِينِ
apaçık

Diyanet İşleri MealiAllah'a güven, şüphesiz sen apaçık gerçek üzerindesin

Saheeh InternationalSo rely upon Allah; indeed, you are upon the clear truth

27:80 📚 1
إِنَّكَ لَا تُسۡمِعُ ٱلۡمَوۡتَىٰ وَلَا تُسۡمِعُ ٱلصُّمَّ ٱلدُّعَآءَ إِذَا وَلَّوۡاْ مُدۡبِرِينَ
إِنَّكَ
elbette sen
لَا
duyuramazsın
تُسْمِعُ
cause to hear
ٱلْمَوْتَىٰ
ölülere
وَلَا
ve
تُسْمِعُ
işittiremezsin
ٱلصُّمَّ
sağırlara
ٱلدُّعَآءَ
çağrıyı
إِذَا
zaman
وَلَّوْا۟
kaçtıkları
مُدْبِرِينَ
arkalarını dönerek

Diyanet İşleri MealiSen, ölülere şüphesiz ki işittiremezsin; dönüp giden sağırlara da çağrıyı duyuramazsın

Saheeh InternationalIndeed, you will not make the dead hear, nor will you make the deaf hear the call when they have turned their backs retreating

27:81
وَمَآ أَنتَ بِهَٰدِي ٱلۡعُمۡيِ عَن ضَلَٰلَتِهِمۡۖ إِن تُسۡمِعُ إِلَّا مَن يُؤۡمِنُ بِـَٔايَٰتِنَا فَهُم مُّسۡلِمُونَ
وَمَآ
ve değilsin
أَنتَ
sen
بِهَـٰدِى
doğru yola getirecek
ٱلْعُمْىِ
kör(ler)i
عَن
sapıklıklarından
ضَلَـٰلَتِهِمْ ۖ
their error
إِن
sen duyuramazsın
تُسْمِعُ
you can cause to hear
إِلَّا
dışındakilere
مَن
inananlar
يُؤْمِنُ
believe
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimize
فَهُم
işte onlar
مُّسْلِمُونَ
müslümanlardır

Diyanet İşleri MealiKörleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola döndüremezsin; ancak ayetlerimize inananlara sen duyurabilirsin; işte onlar Müslümanlardır

Saheeh InternationalAnd you cannot guide the blind away from their error. You will only make hear those who believe in Our verses so they are Muslims [submitting to Allah]

27:82
۞وَإِذَا وَقَعَ ٱلۡقَوۡلُ عَلَيۡهِمۡ أَخۡرَجۡنَا لَهُمۡ دَآبَّةࣰ مِّنَ ٱلۡأَرۡضِ تُكَلِّمُهُمۡ أَنَّ ٱلنَّاسَ كَانُواْ بِـَٔايَٰتِنَا لَا يُوقِنُونَ
۞ وَإِذَا
ve zaman
وَقَعَ
geldiği
ٱلْقَوْلُ
söz
عَلَيْهِمْ
başlarına
أَخْرَجْنَا
çıkarırız
لَهُمْ
onlara
دَآبَّةًۭ
bir Dabbe (canlı)
مِّنَ
yerden
ٱلْأَرْضِ
the earth
تُكَلِّمُهُمْ
o onlara söyler
أَنَّ
elbetteki
ٱلنَّاسَ
insanların
كَانُوا۟
olduklarını
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimize
لَا
inanmıyor(lar)
يُوقِنُونَ
certain

Diyanet İşleri MealiKendilerine söylenmiş olan başlarına geldiği zaman, yerden bir çeşit hayvan çıkarırız ki o, onlara, insanların ayetlerimize kesin olarak inanmadıkların söyler

Saheeh InternationalAnd when the word befalls them, We will bring forth for them a creature from the earth speaking to them, [saying] that the people were, of Our verses, not certain [in faith]

27:83
وَيَوۡمَ نَحۡشُرُ مِن كُلِّ أُمَّةࣲ فَوۡجࣰ ا مِّمَّن يُكَذِّبُ بِـَٔايَٰتِنَا فَهُمۡ يُوزَعُونَ
وَيَوْمَ
o gün
نَحْشُرُ
toplarız
مِن
her-ten
كُلِّ
her
أُمَّةٍۢ
nation
فَوْجًۭا
bir cemaat
مِّمَّن
yalanlayanlardan
يُكَذِّبُ
deny
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimizi
فَهُمْ
onlar
يُوزَعُونَ
(ilahi huzura) sevk edilirler

Diyanet İşleri MealiO gün her ümmetin ayetlerimizi yalanlayanlarını toplarız. Onlar bir arada tutulup, hesap yerine sevkedilirler

Saheeh InternationalAnd [warn of] the Day when We will gather from every nation a company of those who deny Our signs, and they will be [driven] in rows

27:84
حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءُو قَالَ أَكَذَّبۡتُم بِـَٔايَٰتِي وَلَمۡ تُحِيطُواْ بِهَا عِلۡمًا أَمَّاذَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
حَتَّىٰٓ
nihayet
إِذَا
geldiklerinde
جَآءُو
they come
قَالَ
(Allah onlara) der ki
أَكَذَّبْتُم
yalanladınız mı?
بِـَٔايَـٰتِى
ayetlerimi
وَلَمْ
anlamadığınız halde
تُحِيطُوا۟
you encompassed
بِهَا
onları
عِلْمًا
ilmen
أَمَّاذَا
yoksa nedir?
كُنتُمْ
olduğunuz
تَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Diyanet İşleri MealiGeldikleri zaman Allah: "Ayetlerimi anlamadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa yaptığınız neydi?" der

Saheeh InternationalUntil, when they arrive [at the place of Judgement], He will say, "Did you deny My signs while you encompassed them not in knowledge, or what [was it that] you were doing

27:85 📚 1
وَوَقَعَ ٱلۡقَوۡلُ عَلَيۡهِم بِمَا ظَلَمُواْ فَهُمۡ لَا يَنطِقُونَ
وَوَقَعَ
ve vuku bulmuştur
ٱلْقَوْلُ
karar
عَلَيْهِم
başlarına
بِمَا
yüzünden
ظَلَمُوا۟
zulmetmeleri
فَهُمْ
onlar artık
لَا
konuşmazlar
يَنطِقُونَ
speak

Diyanet İşleri MealiHaksızlıklarından ötürü, söylenilen söz başlarına gelir. Artık konuşamaz olurlar

Saheeh InternationalAnd the decree will befall them for the wrong they did, and they will not [be able to] speak

27:86 📚 1
أَلَمۡ يَرَوۡاْ أَنَّا جَعَلۡنَا ٱلَّيۡلَ لِيَسۡكُنُواْ فِيهِ وَٱلنَّهَارَ مُبۡصِرًاۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّقَوۡمࣲ يُؤۡمِنُونَ
أَلَمْ
görmediler mi?
يَرَوْا۟
they see
أَنَّا
elbette biz
جَعَلْنَا
yarattık
ٱلَّيْلَ
geceyi
لِيَسْكُنُوا۟
istirahat etmeleri için
فِيهِ
içinde
وَٱلنَّهَارَ
ve gündüzü
مُبْصِرًا ۚ
aydınlık yaptık
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ayetler
لِّقَوْمٍۢ
bir kavim için
يُؤْمِنُونَ
inanan

Diyanet İşleri MealiSize geceyi dinlenesiniz diye karanlık ve gündüzü çalışasınız diye aydınlık olarak yarattığımızı görmediler mi? Doğrusu bunda, inanan millet için dersler vardır

Saheeh InternationalDo they not see that We made the night that they may rest therein and the day giving sight? Indeed in that are signs for a people who believe

27:87 📚 6
وَيَوۡمَ يُنفَخُ فِي ٱلصُّورِ فَفَزِعَ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَن فِي ٱلۡأَرۡضِ إِلَّا مَن شَآءَ ٱللَّهُۚ وَكُلٌّ أَتَوۡهُ دَٰخِرِينَ
وَيَوْمَ
ve gün
يُنفَخُ
üfleneceği
فِى
Sur'a
ٱلصُّورِ
the trumpet
فَفَزِعَ
korku içinde kalırlar (bayılır)
مَن
kimseler
فِى
göklerde bulunan
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَن
ve kimseler
فِى
ve yerde bulunan
ٱلْأَرْضِ
the earth
إِلَّا
dışındaki
مَن
kimseler
شَآءَ
diledikleri
ٱللَّهُ ۚ
Allah'ın
وَكُلٌّ
ve hepsi
أَتَوْهُ
O'na gelirler
دَٰخِرِينَ
boyun bükerek

Diyanet İşleri MealiSura üfürüldüğü gün, Allah'ın diledikleri bir yana, göklerde olanlar da yerde olanlar da, korku içinde kalırlar. Hepsi Allah'a boyunları bükülmüş olarak gelirler

Saheeh InternationalAnd [warn of] the Day the Horn will be blown, and whoever is in the heavens and whoever is on the earth will be terrified except whom Allah wills. And all will come to Him humbled

27:88 📚 7
وَتَرَى ٱلۡجِبَالَ تَحۡسَبُهَا جَامِدَةࣰ وَهِيَ تَمُرُّ مَرَّ ٱلسَّحَابِۚ صُنۡعَ ٱللَّهِ ٱلَّذِيٓ أَتۡقَنَ كُلَّ شَيۡءٍۚ إِنَّهُۥ خَبِيرُۢ بِمَا تَفۡعَلُونَ
وَتَرَى
görürsün
ٱلْجِبَالَ
dağları
تَحْسَبُهَا
sandığın
جَامِدَةًۭ
cansız
وَهِىَ
o
تَمُرُّ
yürümektedir
مَرَّ
yürümesi gibi
ٱلسَّحَابِ ۚ
bulutun
صُنْعَ
yapısıdır
ٱللَّهِ
Allah'ın
ٱلَّذِىٓ
gayet iyi yapan
أَتْقَنَ
perfected
كُلَّ
her
شَىْءٍ ۚ
şeyi
إِنَّهُۥ
doğrusu O
خَبِيرٌۢ
haber almaktadır
بِمَا
şeyleri
تَفْعَلُونَ
yaptıklarınız

Diyanet İşleri MealiDağları yerinde donmuş gibi durur görürsün, oysa onlar bulutlar gibi geçerler. Bu her şeyi sağlam tutan Allah'ın işidir. Doğrusu O, yaptıklarınızdan haberdardır

Saheeh InternationalAnd you see the mountains, thinking them rigid, while they will pass as the passing of clouds. [It is] the work of Allah, who perfected all things. Indeed, He is Acquainted with that which you do

27:89 📚 4
مَن جَآءَ بِٱلۡحَسَنَةِ فَلَهُۥ خَيۡرࣱ مِّنۡهَا وَهُم مِّن فَزَعࣲ يَوۡمَئِذٍ ءَامِنُونَ
مَن
kim
جَآءَ
getirirse
بِٱلْحَسَنَةِ
iyilik
فَلَهُۥ
ona vardır
خَيْرٌۭ
daha hayırlısı
مِّنْهَا
ondan
وَهُم
ve onlar
مِّن
korkudan uzaktırlar
فَزَعٍۢ
(the) terror
يَوْمَئِذٍ
o gün
ءَامِنُونَ
güven içindedirler

Diyanet İşleri MealiKim bir iyilik getirirse, ona daha iyisi verilir. Onlar o günün korkusundan güvendedirler

Saheeh InternationalWhoever comes [at Judgement] with a good deed will have better than it, and they, from the terror of that Day, will be safe

27:90 📚 1
وَمَن جَآءَ بِٱلسَّيِّئَةِ فَكُبَّتۡ وُجُوهُهُمۡ فِي ٱلنَّارِ هَلۡ تُجۡزَوۡنَ إِلَّا مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
وَمَن
ve kim
جَآءَ
getirirse
بِٱلسَّيِّئَةِ
kötülük
فَكُبَّتْ
yıkılır
وُجُوهُهُمْ
onların yüzleri
فِى
cehenneme
ٱلنَّارِ
the Fire
هَلْ
cezalandırılıyorsunuz-mi?
تُجْزَوْنَ
cezalandırılıyorsunuz
إِلَّا
except
مَا
şeylerden
كُنتُمْ
olduğunuz
تَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Diyanet İşleri MealiKötülük getiren kimseler, yüzükoyun ateşe atılırlar. "Yaptıklarınızdan başka bir şeyle mi cezalandırılacaksınız?" denir

Saheeh InternationalAnd whoever comes with an evil deed - their faces will be overturned into the Fire, [and it will be said], "Are you recompensed except for what you used to do

27:91 📚 3
إِنَّمَآ أُمِرۡتُ أَنۡ أَعۡبُدَ رَبَّ هَٰذِهِ ٱلۡبَلۡدَةِ ٱلَّذِي حَرَّمَهَا وَلَهُۥ كُلُّ شَيۡءࣲۖ وَأُمِرۡتُ أَنۡ أَكُونَ مِنَ ٱلۡمُسۡلِمِينَ
إِنَّمَآ
elbette
أُمِرْتُ
ben emrolundum
أَنْ
sadece kulluk etmekle
أَعْبُدَ
I worship
رَبَّ
Rabbine
هَـٰذِهِ
bu
ٱلْبَلْدَةِ
kentin
ٱلَّذِى
O
حَرَّمَهَا
burayı saygıdeğer kıldı
وَلَهُۥ
ve O'nundur
كُلُّ
her
شَىْءٍۢ ۖ
şey
وَأُمِرْتُ
ve bana emredildi
أَنْ
olmam
أَكُونَ
I be
مِنَ
müslümanlardan
ٱلْمُسْلِمِينَ
the Muslims

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Ben, yalnız her şeyin sahibi olan ve bu kutlu kılınmış şehrin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Müslümanlardan olmakla ve Kuran okumakla emrolundum." Kim doğru yolu bulmuşsa, yalnız kendisi için bulmuş olur, kim sapıtmışsa kendine etmiş olur. De ki: "Ben sadece, uyaranlardan biriyim

Saheeh International[Say, O Muhammad], "I have only been commanded to worship the Lord of this city, who made it sacred and to whom [belongs] all things. And I am commanded to be of the Muslims [those who submit to Allah]

27:92 📚 3
وَأَنۡ أَتۡلُوَاْ ٱلۡقُرۡءَانَۖ فَمَنِ ٱهۡتَدَىٰ فَإِنَّمَا يَهۡتَدِي لِنَفۡسِهِۦۖ وَمَن ضَلَّ فَقُلۡ إِنَّمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلۡمُنذِرِينَ
وَأَنْ
ve (emredildi)
أَتْلُوَا۟
okumam;
ٱلْقُرْءَانَ ۖ
Kur'an
فَمَنِ
şimdi kim
ٱهْتَدَىٰ
yola gelirse
فَإِنَّمَا
elbette
يَهْتَدِى
yola gelmiş olur
لِنَفْسِهِۦ ۖ
kendi yararına
وَمَن
ve kim
ضَلَّ
saparsa
فَقُلْ
de ki
إِنَّمَآ
elbette
أَنَا۠
ben
مِنَ
ancak uyarıcılardanım
ٱلْمُنذِرِينَ
the warners

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Ben, yalnız her şeyin sahibi olan ve bu kutlu kılınmış şehrin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Müslümanlardan olmakla ve Kuran okumakla emrolundum." Kim doğru yolu bulmuşsa, yalnız kendisi için bulmuş olur, kim sapıtmışsa kendine etmiş olur. De ki: "Ben sadece, uyaranlardan biriyim

Saheeh InternationalAnd to recite the Qur'an." And whoever is guided is only guided for [the benefit of] himself; and whoever strays - say, "I am only [one] of the warners

27:93
وَقُلِ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ سَيُرِيكُمۡ ءَايَٰتِهِۦ فَتَعۡرِفُونَهَاۚ وَمَا رَبُّكَ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعۡمَلُونَ
وَقُلِ
ve de ki
ٱلْحَمْدُ
hamdolsun
لِلَّهِ
Allah'a
سَيُرِيكُمْ
O size gösterecek
ءَايَـٰتِهِۦ
ayetlerini
فَتَعْرِفُونَهَا ۚ
siz de onları tanıyacaksınız
وَمَا
ve değildir
رَبُّكَ
Rabbin
بِغَـٰفِلٍ
gafil
عَمَّا
şeylerden
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Hamd Allah'a mahsustur. O, ayetlerini size gösterecek, siz de onları bileceksiniz." Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir

Saheeh InternationalAnd say, "[All] praise is [due] to Allah. He will show you His signs, and you will recognize them. And your Lord is not unaware of what you do

← Önceki Sonraki →

27. An-Naml Suresi | Anlam Arayışı