☪ Anlam Arayışı

39. Az-Zumar سُورَةُ الزُّمَرِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
39:1
تَنزِيلُ ٱلۡكِتَٰبِ مِنَ ٱللَّهِ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡحَكِيمِ
تَنزِيلُ
indirilmesi
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitabını
مِنَ
tarafındandır
ٱللَّهِ
Allah
ٱلْعَزِيزِ
aziz
ٱلْحَكِيمِ
hüküm ve hikmet sahibi

Süleyman AteşKitabını indirilmesi, aziz hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafındandır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«تنزيل الكتاب» القرآن مبتدأ «من الله» خبره «العزيز» في ملكه «الحكيم» في صنعه.

39:2
إِنَّآ أَنزَلۡنَآ إِلَيۡكَ ٱلۡكِتَٰبَ بِٱلۡحَقِّ فَٱعۡبُدِ ٱللَّهَ مُخۡلِصࣰ ا لَّهُ ٱلدِّينَ
إِنَّآ
elbette biz
أَنزَلْنَآ
indirdik
إِلَيْكَ
sana
ٱلْكِتَـٰبَ
bu Kitabı
بِٱلْحَقِّ
hak ile
فَٱعْبُدِ
sen kulluk et
ٱللَّهَ
Allah'a
مُخْلِصًۭا
halis kılarak
لَّهُ
yalnız O'na
ٱلدِّينَ
dini

Süleyman AteşBiz bu Kitabı sana hak ile indirdik; sen dini yalnız Allah'a halis kılarak O'na kulluk et

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنا أنزلنا إليك» يا محمد «الكتاب بالحق» متعلق بأنزل «فاعبد الله مخلصا له الدين» من الشرك: أي موحدا له.

39:3 📚 3
أَلَا لِلَّهِ ٱلدِّينُ ٱلۡخَالِصُۚ وَٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُواْ مِن دُونِهِۦٓ أَوۡلِيَآءَ مَا نَعۡبُدُهُمۡ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَآ إِلَى ٱللَّهِ زُلۡفَىٰٓ إِنَّ ٱللَّهَ يَحۡكُمُ بَيۡنَهُمۡ فِي مَا هُمۡ فِيهِ يَخۡتَلِفُونَۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهۡدِي مَنۡ هُوَ كَٰذِبࣱ كَفَّارࣱ‏
أَلَا
iyi bil ki
لِلَّهِ
yalnız Allah'ındır
ٱلدِّينُ
din
ٱلْخَالِصُ ۚ
halis
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
ٱتَّخَذُوا۟
edinen
مِن
O'ndan başka
دُونِهِۦٓ
besides Him
أَوْلِيَآءَ
dostlar
مَا
biz bunlara tapmıyoruz
نَعْبُدُهُمْ
we worship them
إِلَّا
dışıda (bir sebeple)
لِيُقَرِّبُونَآ
bizi yaklaştırmaları
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
زُلْفَىٰٓ
daha yakın
إِنَّ
şüphesiz ki
ٱللَّهَ
Allah
يَحْكُمُ
hükmünü verecektir
بَيْنَهُمْ
onlar arasında
فِى
ne ki
مَا
what
هُمْ
onlar
فِيهِ
onun hakkında
يَخْتَلِفُونَ ۗ
ayrılığa düşüyorlar
إِنَّ
şüphesiz ki
ٱللَّهَ
Allah
لَا
doğru yola iletmez
يَهْدِى
guide
مَنْ
olanı
هُوَ
o
كَـٰذِبٌۭ
yalancı
كَفَّارٌۭ
nankör

Süleyman Ateşİyi bil ki, halis din yalnız Allah'ındır. O'ndan başka veliler edinerek: "Biz bunlara, sırf bizi Allah'a yaklaştırmaları için tapıyoruz," diyenler(e gelince): Şüphesiz ki Allah, onlar arasında, ayrılığa düştükleri konuda hükmünü verecektir. Allah, yalancı, nankör insanı doğru yola iletmez

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألا الله الدين الخالص» لا يستحقه غيره «والذين اتخذوا من دونه» الأصنام «أولياء» وهم كفار مكة قالوا «ما نعبدهم إلا ليقربونا إلى الله زلفى» قربى مصدر بمعنى تقريبا «إن الله يحكم بينهم» وبين المسلمين «في ما هم فيه يختلفون» من أمر الدين فيدخل المؤمنين الجنة، والكافرين النار «إن الله لا يهدي من هو كاذب» في نسبة الولد إليه «كفار» بعبادته غيره الله.

39:4
لَّوۡ أَرَادَ ٱللَّهُ أَن يَتَّخِذَ وَلَدࣰ ا لَّٱصۡطَفَىٰ مِمَّا يَخۡلُقُ مَا يَشَآءُۚ سُبۡحَٰنَهُۥۖ هُوَ ٱللَّهُ ٱلۡوَٰحِدُ ٱلۡقَهَّارُ
لَّوْ
eğer
أَرَادَ
isteseydi
ٱللَّهُ
Allah
أَن
edinmek
يَتَّخِذَ
take
وَلَدًۭا
çocuk
لَّٱصْطَفَىٰ
elbette seçerdi
مِمَّا
yarattıklarından
يَخْلُقُ
He creates
مَا
ne
يَشَآءُ ۚ
diliyorsa
سُبْحَـٰنَهُۥ ۖ
O (bundan münezzehtir) yücedir
هُوَ
O
ٱللَّهُ
Allah'tır
ٱلْوَٰحِدُ
tek
ٱلْقَهَّارُ
kahredici

Süleyman AteşEğer Allah çocuk edinmek isteseydi, yarattıklarından dilediğini seçerdi. O (bundan münezzehtir) yücedir. O tek ve kahredici Allah'tır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لو أراد الله أن يتخذ ولدا» كما قالوا: (اتخذ الرحمن ولدا) «لاصطفى مما يخلق ما يشاء» واتخذه ولدا غير من قالوا الملائكة بنات الله وعزير ابن الله والمسيح ابن الله «سبحانه» تنزيها له عن اتخاذ الولد «هو الله الواحد القهار» لخلقه.

39:5 📚 3
خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ بِٱلۡحَقِّۖ يُكَوِّرُ ٱلَّيۡلَ عَلَى ٱلنَّهَارِ وَيُكَوِّرُ ٱلنَّهَارَ عَلَى ٱلَّيۡلِۖ وَسَخَّرَ ٱلشَّمۡسَ وَٱلۡقَمَرَۖ كُلࣱّ يَجۡرِي لِأَجَلࣲ مُّسَمًّىۗ أَلَا هُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡغَفَّٰرُ
خَلَقَ
yarattı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
بِٱلْحَقِّ ۖ
hak ile
يُكَوِّرُ
örter
ٱلَّيْلَ
geceyi
عَلَى
üzerine
ٱلنَّهَارِ
gündüzün
وَيُكَوِّرُ
ve örter
ٱلنَّهَارَ
gündüzü
عَلَى
üzerine
ٱلَّيْلِ ۖ
gecenin
وَسَخَّرَ
ve buyruğu altına almıştır
ٱلشَّمْسَ
güneşi
وَٱلْقَمَرَ ۖ
ve ayı
كُلٌّۭ
her biri
يَجْرِى
akıp gitmektedir
لِأَجَلٍۢ
süreye kadar
مُّسَمًّى ۗ
belli bir
أَلَا
iyi bil ki
هُوَ
O
ٱلْعَزِيزُ
azizdir
ٱلْغَفَّـٰرُ
ve çok bağışlayandır

Süleyman AteşGökleri ve yeri hak ile yarattı. Geceyi gündüzün üzerine dolar, gündüzü de gecenin üzerine dolar. Güneşi ve ayı buyruğu altına almıştır. Her biri belli bir süreye kadar akıp gitmektedir. İyi bil ki O, aziz ve çok bağışlayandır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«خلق السماوات والأرض بالحق» متعلق بخلق «يكوّر» يدخل «الليل على النهار» فيزيد «ويكور النهار» يدخله «على الليل» فيزيد «وسخَّر الشمس والقمر كل يجري» في فلكه «لأجل مسمى» ليوم القيامة «ألا هو العزيز» الغالب على أمره المنتقم من أعدائه «الغفار» لأوليائه.

39:6 📚 1
خَلَقَكُم مِّن نَّفۡسࣲ وَٰحِدَةࣲ ثُمَّ جَعَلَ مِنۡهَا زَوۡجَهَا وَأَنزَلَ لَكُم مِّنَ ٱلۡأَنۡعَٰمِ ثَمَٰنِيَةَ أَزۡوَٰجࣲۚ يَخۡلُقُكُمۡ فِي بُطُونِ أُمَّهَٰتِكُمۡ خَلۡقࣰ ا مِّنۢ بَعۡدِ خَلۡقࣲ فِي ظُلُمَٰتࣲ ثَلَٰثࣲۚ ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمۡ لَهُ ٱلۡمُلۡكُۖ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۖ فَأَنَّىٰ تُصۡرَفُونَ
خَلَقَكُم
sizi yarattı
مِّن
candan
نَّفْسٍۢ
a soul
وَٰحِدَةٍۢ
bir tek
ثُمَّ
sonra
جَعَلَ
meydana getirdi
مِنْهَا
ondan
زَوْجَهَا
eşini
وَأَنزَلَ
ve indirdi
لَكُم
sizin için
مِّنَ
davarlardan
ٱلْأَنْعَـٰمِ
the cattle
ثَمَـٰنِيَةَ
sekiz
أَزْوَٰجٍۢ ۚ
çift
يَخْلُقُكُمْ
ve sizi yaratmaktadır
فِى
karınlarında
بُطُونِ
(the) wombs
أُمَّهَـٰتِكُمْ
annelerinizin
خَلْقًۭا
yaratılışla
مِّنۢ
sonra
بَعْدِ
after
خَلْقٍۢ
bir yaratılıştan
فِى
içinde
ظُلُمَـٰتٍۢ
karanlık(lar)
ثَلَـٰثٍۢ ۚ
üç
ذَٰلِكُمُ
işte budur
ٱللَّهُ
Allah
رَبُّكُمْ
Rabbiniz
لَهُ
O'nundur
ٱلْمُلْكُ ۖ
mülk
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
dışında
هُوَ ۖ
O'nun
فَأَنَّىٰ
nasıl?
تُصْرَفُونَ
çevriliyorsunuz

Süleyman AteşSizi bir tek candan yarattı, sonra ondan eşini meydana getirdi ve sizin için davarlardan sekiz çift indirdi: (Deve, öküz, koyun, keçi.) Sizi annelerinizin karınlarında üç karanlık içinde yaratmadan yaratmaya (aşamadan aşamaya) geçirerek yaratmaktadır. İşte Rabbiniz Allah budur. Mülk O'nundur. O'ndan başka tanrı yoktur. Nasıl (O'na kulluktan şirke) çevriliyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«خلقكم من نفس واحدة» أي آدم «ثم جعل منها زوجها» حواء «وأنزل لكم من الأنعام» الإبل والبقر والغنم الضأن والمعز «ثمانية أزواج» من كلٍ زوجان ذكر وأنثى كما بيّن في سورة الأنعام «يخلقكم في بطون أمهاتكم خلقا من بعد خلق» أي نطفا ثم علقا ثم مضغا «في ظلمات ثلاث» هي ظلمة البطن وظلمة الرحم وظلمة المشيمة «ذلكم الله ربكم له الملك لا إله هو فأنَّى تصرفون» عن عبادته إلى عبادة غيره.

39:7 📚 1
إِن تَكۡفُرُواْ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَنِيٌّ عَنكُمۡۖ وَلَا يَرۡضَىٰ لِعِبَادِهِ ٱلۡكُفۡرَۖ وَإِن تَشۡكُرُواْ يَرۡضَهُ لَكُمۡۗ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةࣱ وِزۡرَ أُخۡرَىٰۚ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّكُم مَّرۡجِعُكُمۡ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَۚ إِنَّهُۥ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
إِن
eğer
تَكْفُرُوا۟
inkar ederseniz
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
غَنِىٌّ
zengindir
عَنكُمْ ۖ
sizden
وَلَا
fakat
يَرْضَىٰ
razı olmaz
لِعِبَادِهِ
kulları için
ٱلْكُفْرَ ۖ
küfre
وَإِن
ve eğer
تَشْكُرُوا۟
şükrederseniz
يَرْضَهُ
ona razı olur
لَكُمْ ۗ
sizin için
وَلَا
(günahını) çekmez
تَزِرُ
will bear
وَازِرَةٌۭ
hiçbir günahkar
وِزْرَ
günahını
أُخْرَىٰ ۗ
diğerinin
ثُمَّ
sonra
إِلَىٰ
Rabbinizedir
رَبِّكُم
your Lord
مَّرْجِعُكُمْ
dönüşünüz
فَيُنَبِّئُكُم
size haber verir
بِمَا
şeyleri
كُنتُمْ
olduğunuz
تَعْمَلُونَ ۚ
yapıyorlar
إِنَّهُۥ
çünkü O
عَلِيمٌۢ
bilir
بِذَاتِ
özünü
ٱلصُّدُورِ
göğüslerin

Süleyman AteşEğer nankörlük ederseniz, şüphesiz Allah, siz(in imanınız)a muhtaç değildir. Fakat kulları için küfre razı olmaz. Ve eğer şükrederseniz sizin için ona razı olur. Hiçbir günahkar, diğerinin günahını çekmez. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir, (O), size yaptıklarınızı haber verir. Çünkü O, göğüslerin özünü bilir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن تكفروا فإن الله غنيٌ عنكم ولا يرضى لعباده الكفر» وإن أراده من بعضهم «وإن تشكروا» الله فتؤمنوا «يرضه» بسكون الهاء وضمها مع إشباع ودونه: أي الشكر «لكم ولا تزر» نفس «وازرة وزر» نفس «أخرى» أي لا تحمله «ثم إلى ربكم مرجعكم فينبئكم بما كنتم تعملون إنه عليم بذات الصدور» بما في القلوب.

39:8
۞وَإِذَا مَسَّ ٱلۡإِنسَٰنَ ضُرࣱّ دَعَا رَبَّهُۥ مُنِيبًا إِلَيۡهِ ثُمَّ إِذَا خَوَّلَهُۥ نِعۡمَةࣰ مِّنۡهُ نَسِيَ مَا كَانَ يَدۡعُوٓاْ إِلَيۡهِ مِن قَبۡلُ وَجَعَلَ لِلَّهِ أَندَادࣰ ا لِّيُضِلَّ عَن سَبِيلِهِۦۚ قُلۡ تَمَتَّعۡ بِكُفۡرِكَ قَلِيلًا إِنَّكَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلنَّارِ
۞ وَإِذَا
zaman
مَسَّ
dokunduğu
ٱلْإِنسَـٰنَ
insana
ضُرٌّۭ
bir zarar
دَعَا
hemen du'a eder
رَبَّهُۥ
Rabbine
مُنِيبًا
içtenlikle yönelerek
إِلَيْهِ
O'na
ثُمَّ
sonra
إِذَا
zaman
خَوَّلَهُۥ
ona verdiği
نِعْمَةًۭ
bir ni'met
مِّنْهُ
kendisinden
نَسِىَ
unutur
مَا
olduğunu
كَانَ
he used to call
يَدْعُوٓا۟
yalvarmakta
إِلَيْهِ
O'na
مِن
önceden
قَبْلُ
before
وَجَعَلَ
ve koşar
لِلَّهِ
Allah'a
أَندَادًۭا
eşler
لِّيُضِلَّ
saptırmak için
عَن
O'nun yolundan
سَبِيلِهِۦ ۚ
His Path
قُلْ
de ki
تَمَتَّعْ
yaşa
بِكُفْرِكَ
küfrünle
قَلِيلًا ۖ
azıcık
إِنَّكَ
şüphesiz sen
مِنْ
halkından(sın)
أَصْحَـٰبِ
(the) companions
ٱلنَّارِ
ateş

Süleyman Ateşİnsana bir zarar dokundu mu, hemen içtenlikle Rabbine yönelerek O'na du'a eder. Sonra (Rabbi) ona kendisinden bir ni'met verdi mi; önceden O'na yalvarmakta olduğunu unutur da, O'nun yolundan saptırmak için Allah'a eşler koşmağa başlar. De ki: "Küfrünle azıcık yaşa, sen ateş halkındansın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا مسَّ الإنسان» أي الكافر «ضرٌ دعا ربه» تضرَّع «منيبا» راجعا «إليه ثم إذا خوّله نعمة» أعطاه إنعاما «منه نسيَ» ترك «ما كان يدعو» يتضرّع «إليه من قبل» وهو الله، فما في موضع من «وجعل الله أندادا» شركاء «ليضل» بفتح الياء وضمها «عن سبيله» دين الإسلام «قل تمتع بكفرك قليلا» بقية أجلك «إنك من أصحاب النار».

39:9 📚 11
أَمَّنۡ هُوَ قَٰنِتٌ ءَانَآءَ ٱلَّيۡلِ سَاجِدࣰ ا وَقَآئِمࣰ ا يَحۡذَرُ ٱلۡأٓخِرَةَ وَيَرۡجُواْ رَحۡمَةَ رَبِّهِۦۗ قُلۡ هَلۡ يَسۡتَوِي ٱلَّذِينَ يَعۡلَمُونَ وَٱلَّذِينَ لَا يَعۡلَمُونَۗ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُوْلُواْ ٱلۡأَلۡبَٰبِ
أَمَّنْ
yoksa gibi midir?
هُوَ
o
قَـٰنِتٌ
ibadet eden
ءَانَآءَ
sa'atlerinde
ٱلَّيْلِ
gece
سَاجِدًۭا
secde ederek
وَقَآئِمًۭا
ve ayakta durarak
يَحْذَرُ
korkan
ٱلْـَٔاخِرَةَ
ahiretten
وَيَرْجُوا۟
ve uman
رَحْمَةَ
rahmetini
رَبِّهِۦ ۗ
Rabbinin
قُلْ
de ki
هَلْ
eşitmidir?
يَسْتَوِى
equal
ٱلَّذِينَ
kimselerle
يَعْلَمُونَ
bilen(lerle)
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
لَا
bilmeyen(ler)
يَعْلَمُونَ ۗ
know
إِنَّمَا
doğrusu ancak
يَتَذَكَّرُ
öğüt alır
أُو۟لُوا۟
sahipleri
ٱلْأَلْبَـٰبِ
sağduyu

Süleyman AteşYoksa o, gece sa'atlerinde secde ederek, ayakta durarak ibadet eden, ahiretten korkan ve Rabbinin rahmetini uman gibi midir? De ki: "Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" Doğrusu ancak sağduyu sahipleri öğüt alır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أمَّن» بتخفيف الميم «هو قانت» قائم بوظائف الطاعات «آناء الليل» ساعاته «ساجدا وقائما» في الصلاة «يحذر الآخرة» أي يخاف عذابها «ويرجو رحمة» جنة «ربه» كمن هو عاص بالكفر أو غيره، وفي قراءة أم من فأم بمعنى بل والهمزة «قل هل يستوي الذين يعلمون والذين لا يعلمون» أي لا يستويان كما لا يستوي العالم والجاهل «إنما يتذكر» يتعظ «أولوا الألباب» أصحاب العقول.

39:10 📚 2
قُلۡ يَٰعِبَادِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱتَّقُواْ رَبَّكُمۡۚ لِلَّذِينَ أَحۡسَنُواْ فِي هَٰذِهِ ٱلدُّنۡيَا حَسَنَةࣱۗ وَأَرۡضُ ٱللَّهِ وَٰسِعَةٌۗ إِنَّمَا يُوَفَّى ٱلصَّٰبِرُونَ أَجۡرَهُم بِغَيۡرِ حِسَابࣲ‏
قُلْ
de ki
يَـٰعِبَادِ
ey kullarım
ٱلَّذِينَ
inanan
ءَامَنُوا۟
believe
ٱتَّقُوا۟
korkun
رَبَّكُمْ ۚ
Rabbinizden
لِلَّذِينَ
kimselere vardır
أَحْسَنُوا۟
güzel davranan(lara)
فِى
bu
هَـٰذِهِ
this
ٱلدُّنْيَا
dünyada
حَسَنَةٌۭ ۗ
güzellik
وَأَرْضُ
ve yeri
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَٰسِعَةٌ ۗ
geniştir
إِنَّمَا
ancak
يُوَفَّى
ödenecektir
ٱلصَّـٰبِرُونَ
sabredenlere
أَجْرَهُم
ödülleri
بِغَيْرِ
olmaksızın
حِسَابٍۢ
hesabı

Süleyman Ateş(Tarafımdan) De ki: "Ey inanan kullarım, Rabbinizden korkun. Bu dünya hayatında güzel davrananlara güzellik vardır. Allah'ın yeri geniştir. Ancak sabredenlere, ödülleri hesapsız ödenecektir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل يا عباد الذين آمنوا اتقوا ربكم» أي عذابه بأن تطيعوه «للذين أحسنوا في هذه الدنيا» بالطاعة «حسنة» هي الجنة «وأرض الله واسعة» فهاجروا إليها من بين الكفار ومشاهدة المنكرات «إنما يوفى الصابرون» على الطاعة وما يبتلون به «أجرهم بغير حساب» بغير مكيال ولا ميزان.

39:11 📚 1
قُلۡ إِنِّيٓ أُمِرۡتُ أَنۡ أَعۡبُدَ ٱللَّهَ مُخۡلِصࣰ ا لَّهُ ٱلدِّينَ
قُلْ
de ki
إِنِّىٓ
muhakkak bana
أُمِرْتُ
emredildi
أَنْ
kulluk etmem
أَعْبُدَ
I worship
ٱللَّهَ
Allah'a
مُخْلِصًۭا
halis kılarak
لَّهُ
yalnız O'na
ٱلدِّينَ
dini

Süleyman AteşDe ki: "Bana dini yalnız Allah'a halis kılarak, O'na kulluk etmem emredildi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل إني أمرت أن أعبد الله مخلصا له الدين» من الشرك.

39:12 📚 1
وَأُمِرۡتُ لِأَنۡ أَكُونَ أَوَّلَ ٱلۡمُسۡلِمِينَ
وَأُمِرْتُ
ve bana emredildi
لِأَنْ
olmam
أَكُونَ
I be
أَوَّلَ
ilki
ٱلْمُسْلِمِينَ
müslümanların

Süleyman AteşVe bana müslümanların ilki olmam emredildi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأمرت لأن» أي بأن «أكون أول المسلمين» من هذه الأمة.

39:13 📚 6
قُلۡ إِنِّيٓ أَخَافُ إِنۡ عَصَيۡتُ رَبِّي عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمࣲ‏
قُلْ
de ki
إِنِّىٓ
elbette ben
أَخَافُ
korkarım
إِنْ
eğer
عَصَيْتُ
isyan edersem
رَبِّى
Rabbime
عَذَابَ
azabından;
يَوْمٍ
bir günün
عَظِيمٍۢ
büyük

Süleyman AteşDe ki: "Ben, Rabbime isyan edersem, büyük bir günün azabından korkarım

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل إني أخاف إن عصيت ربي عذاب يوم عظيم».

39:14
قُلِ ٱللَّهَ أَعۡبُدُ مُخۡلِصࣰ ا لَّهُۥ دِينِي
قُلِ
de ki
ٱللَّهَ
Allah'a
أَعْبُدُ
kulluk ediyorum
مُخْلِصًۭا
halis kılarak
لَّهُۥ
yalnız O'na
دِينِى
dinimi

Süleyman AteşDe ki: "Ben, dinimi yalnız Allah'a halis kılarak O'na kulluk ediyorum

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل الله أعبد مخلصا له ديني» من الشرك.

39:15
فَٱعۡبُدُواْ مَا شِئۡتُم مِّن دُونِهِۦۗ قُلۡ إِنَّ ٱلۡخَٰسِرِينَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ وَأَهۡلِيهِمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۗ أَلَا ذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡخُسۡرَانُ ٱلۡمُبِينُ
فَٱعْبُدُوا۟
siz de kulluk edin
مَا
dilediğinize
شِئْتُم
you will
مِّن
O'ndan başka
دُونِهِۦ ۗ
besides Him
قُلْ
de ki
إِنَّ
şüphesiz
ٱلْخَـٰسِرِينَ
ziyan edenlerdir
ٱلَّذِينَ
ziyana uğrayanlar
خَسِرُوٓا۟
(will) lose
أَنفُسَهُمْ
kendilerini
وَأَهْلِيهِمْ
ve ailelerini
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ
kıyamet
أَلَا
dikkat edin
ذَٰلِكَ
işte
هُوَ
bu
ٱلْخُسْرَانُ
bir ziyandır
ٱلْمُبِينُ
apaçık

Süleyman AteşSiz de O'ndan başka dilediğinize kulluk edin. De ki: "Ziyana uğrayanlar kıyamet günü hem kendilerini, hem de ailelerini ziyan edenlerdir. Dikkat edin, işte bu, apaçık bir ziyandır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فاعبدوا ما شئتم من دونه» غيره، فيه تهديد لهم وإيذان بأنهم لا يعبدون الله تعالى «قل إن الخاسرين الذين خسروا أنفسهم وأهليهم يوم القيامة» بتخليد الأنفس في النار وبعدم وصولهم إلى الحور المعدَّة لهم في الجنة لو آمنوا «ألا ذلك هو الخسران المبين» البيَّن.

39:16 📚 5
لَهُم مِّن فَوۡقِهِمۡ ظُلَلࣱ مِّنَ ٱلنَّارِ وَمِن تَحۡتِهِمۡ ظُلَلࣱۚ ذَٰلِكَ يُخَوِّفُ ٱللَّهُ بِهِۦ عِبَادَهُۥۚ يَٰعِبَادِ فَٱتَّقُونِ
لَهُم
onların vardır
مِّن
üstlerinden
فَوْقِهِمْ
above them
ظُلَلٌۭ
gölgeler
مِّنَ
ateşten
ٱلنَّارِ
the Fire
وَمِن
ve
تَحْتِهِمْ
altlarından
ظُلَلٌۭ ۚ
(ateşten) gölgeler
ذَٰلِكَ
işte
يُخَوِّفُ
korkutur
ٱللَّهُ
Allah
بِهِۦ
bu durumdan
عِبَادَهُۥ ۚ
kullarını
يَـٰعِبَادِ
ey kullarım
فَٱتَّقُونِ
benden korkun

Süleyman AteşOnların üstlerinden ateşten gölgeler, altlarından da (ateşten) gölgeler var. İşte Allah kullarını bu durumdan korkutur. Ey kullarım, benden korkun

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لهم من فوقهم ظلل» طباق «من النار ومن تحتهم ظلل» من النار «ذلك يخوِّف الله به عباده» أي المؤمنين ليتقوه يدل عليه «يا عباد فاتقون».

39:17 📚 1
وَٱلَّذِينَ ٱجۡتَنَبُواْ ٱلطَّٰغُوتَ أَن يَعۡبُدُوهَا وَأَنَابُوٓاْ إِلَى ٱللَّهِ لَهُمُ ٱلۡبُشۡرَىٰۚ فَبَشِّرۡ عِبَادِ
وَٱلَّذِينَ
kimselere
ٱجْتَنَبُوا۟
kaçınan(lara)
ٱلطَّـٰغُوتَ
Tağut'a
أَن
kulluk etmekten
يَعْبُدُوهَا
they worship them
وَأَنَابُوٓا۟
ve yönelenlere
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
لَهُمُ
onlar için vardır
ٱلْبُشْرَىٰ ۚ
müjde
فَبَشِّرْ
müjdele
عِبَادِ
kullarımı

Süleyman AteşTağut'a kulluk etmekten kaçınan ve Allah'a yönelenlere müjde var. Müjdele kullarımı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذين اجتنبوا الطاغوت» الأوثان «أن يعبدوها وأنابوا» أقبلوا «إلى الله لهم البشرى» بالجنة «فبشر عباد».

39:18
ٱلَّذِينَ يَسۡتَمِعُونَ ٱلۡقَوۡلَ فَيَتَّبِعُونَ أَحۡسَنَهُۥٓۚ أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ هَدَىٰهُمُ ٱللَّهُۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمۡ أُوْلُواْ ٱلۡأَلۡبَٰبِ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
يَسْتَمِعُونَ
dinlerler
ٱلْقَوْلَ
sözü
فَيَتَّبِعُونَ
ve uyarlar
أَحْسَنَهُۥٓ ۚ
onun en güzeline
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
هَدَىٰهُمُ
doğru yola ilettikleri
ٱللَّهُ ۖ
Allah'ın
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
ve işte
هُمْ
onlar
أُو۟لُوا۟
sahipleridir
ٱلْأَلْبَـٰبِ
sağduyu

Süleyman AteşOnlar ki, sözü dinlerler ve onun en güzeline uyarlar. İşte onlar Allah'ın kendilerini doğru yola ilettiği kimselerdir ve onlar sağduyu sahipleridir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين يستمعون القول فيتبعون أحسنه» وهو ما فيه صلاحهم «أولئك الذين هداهم الله وأولئك هم أولوا الألباب» أصحاب العقول.

39:19 📚 2
أَفَمَنۡ حَقَّ عَلَيۡهِ كَلِمَةُ ٱلۡعَذَابِ أَفَأَنتَ تُنقِذُ مَن فِي ٱلنَّارِ
أَفَمَنْ
kimse mi?
حَقَّ
hak olan
عَلَيْهِ
üzerine
كَلِمَةُ
kararı
ٱلْعَذَابِ
azab
أَفَأَنتَ
sen mi?
تُنقِذُ
kurtaracaksın
مَن
bulunanı
فِى
ateşte
ٱلنَّارِ
the Fire

Süleyman AteşÜzerine azab kararı hak olanı mı, sen ateşte bulunanı mı kurtaracaksın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفمن حق عليه كلمة العذاب» أي: (لأملأن جهنم) «أفأنت تنقذ» تخرج «من في النار» جواب الشرط وأقيم فيه الظاهر مقام المضمر والهمزة للإنكار، والمعنى لا تقدر على هدايته فتنقذه من النار.

39:20
لَٰكِنِ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوۡاْ رَبَّهُمۡ لَهُمۡ غُرَفࣱ مِّن فَوۡقِهَا غُرَفࣱ مَّبۡنِيَّةࣱ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُۖ وَعۡدَ ٱللَّهِ لَا يُخۡلِفُ ٱللَّهُ ٱلۡمِيعَادَ
لَـٰكِنِ
fakat
ٱلَّذِينَ
onlar ki
ٱتَّقَوْا۟
korkarlar
رَبَّهُمْ
Rablerinden
لَهُمْ
onlara vardır
غُرَفٌۭ
odalar
مِّن
üstüste
فَوْقِهَا
above them
غُرَفٌۭ
odalar
مَّبْنِيَّةٌۭ
yapılmış
تَجْرِى
akmaktadır
مِن
altından
تَحْتِهَا
beneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ ۖ
ırmaklar
وَعْدَ
(bu) va'didir
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ın
لَا
caymaz
يُخْلِفُ
Allah fails
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْمِيعَادَ
va'dinden

Süleyman AteşFakat Rablerinden korkanlar için üstüste yapılmış odalar var. Odaların altından da ırmaklar akmaktadır. Bu, Allah'ın va'didir. Allah va'dinden caymaz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لكن الذين اتقوْا ربهم» بأن أطاعوه «لهم غرف من فوقها غرف مبنية تجري من تحتها الأنهار» أي من تحت الغرف الفوقانية والتحتانية «وعد الله» منصوب بفعله المقَّدر «لا يخلف الله الميعاد» وعده.

39:21 📚 4
أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَسَلَكَهُۥ يَنَٰبِيعَ فِي ٱلۡأَرۡضِ ثُمَّ يُخۡرِجُ بِهِۦ زَرۡعࣰ ا مُّخۡتَلِفًا أَلۡوَٰنُهُۥ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرَىٰهُ مُصۡفَرࣰّ ا ثُمَّ يَجۡعَلُهُۥ حُطَٰمًاۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَذِكۡرَىٰ لِأُوْلِي ٱلۡأَلۡبَٰبِ
أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
أَنزَلَ
indirdi
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مَآءًۭ
bir su
فَسَلَكَهُۥ
sonra onu geçirdi
يَنَـٰبِيعَ
kaynaklara
فِى
içindeki
ٱلْأَرْضِ
yerin
ثُمَّ
sonra
يُخْرِجُ
çıkarıyor
بِهِۦ
onunla
زَرْعًۭا
ekin
مُّخْتَلِفًا
çeşitli
أَلْوَٰنُهُۥ
renklerde
ثُمَّ
sonra
يَهِيجُ
(ekin) kurur
فَتَرَىٰهُ
ve onu görürsün
مُصْفَرًّۭا
sararmış
ثُمَّ
sonra
يَجْعَلُهُۥ
onu yapar
حُطَـٰمًا ۚ
bir çöp
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَذِكْرَىٰ
bir ibret
لِأُو۟لِى
sahipleri için
ٱلْأَلْبَـٰبِ
sağduyu

Süleyman AteşGörmedin mi Allah gökten bir su indirdi, onu yerin içindeki kaynaklara geçirdi, Sonra onunla çeşitli renklerde ekin çıkarıyor. Sonra (ekin) kurur, onu sararmış görürsün. Sonra Allah onu bir çöp yapar. Şüphesiz bunda sağduyu sahipleri için bir ibret vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألم تر» تعلم «أن الله أنزل من السماء ماءً فسلكه ينابيع» أدخله أمكنة نبع «في الأرض ثم يخرج به زرعا مختلفا ألوانه ثم يهيج» ييبس «فتراه» بعد الخضرة مثلا «مصفرا ثم يجعله حطاما» فتاتا «إن في ذلك لذكرى» تذكيرا «لأولي الألباب» يتذكرون به لدلالته على وحدانية الله تعالى وقدرته.

39:22 📚 2
أَفَمَن شَرَحَ ٱللَّهُ صَدۡرَهُۥ لِلۡإِسۡلَٰمِ فَهُوَ عَلَىٰ نُورࣲ مِّن رَّبِّهِۦۚ فَوَيۡلࣱ لِّلۡقَٰسِيَةِ قُلُوبُهُم مِّن ذِكۡرِ ٱللَّهِۚ أُوْلَٰٓئِكَ فِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينٍ
أَفَمَن
kimse değil midir?
شَرَحَ
açtığı
ٱللَّهُ
Allah'ın
صَدْرَهُۥ
göğsünü
لِلْإِسْلَـٰمِ
İslam'a
فَهُوَ
o
عَلَىٰ
üzerinde
نُورٍۢ
bir nur
مِّن
Rabbinden
رَّبِّهِۦ ۚ
his Lord
فَوَيْلٌۭ
yazıklar olsun
لِّلْقَـٰسِيَةِ
katılaşmış olanlara
قُلُوبُهُم
yürekleri
مِّن
karşı
ذِكْرِ
anmağa
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ı
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
فِى
içindedirler
ضَلَـٰلٍۢ
bir sapıklık
مُّبِينٍ
apaçık

Süleyman AteşAllah'ın, göğsünü İslam'a açtığı kimse, Rabbinden bir nur üzerinde değil midir? Allah'ı anmağa karşı yürekleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun. Onlar apaçık bir sapıklık içindedirler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفمن شرح الله صدره للإسلام» فاهتدى «فهو على نور من ربه» كمن طبع على قلبه، دلَّ على هذا «فويلٌ» كلمة عذاب «للقاسية قلوبهم من ذكر الله» أي عن قبول القرآن «أولئك في ضلال مبين» بيّن.

39:23 📚 8
ٱللَّهُ نَزَّلَ أَحۡسَنَ ٱلۡحَدِيثِ كِتَٰبࣰ ا مُّتَشَٰبِهࣰ ا مَّثَانِيَ تَقۡشَعِرُّ مِنۡهُ جُلُودُ ٱلَّذِينَ يَخۡشَوۡنَ رَبَّهُمۡ ثُمَّ تَلِينُ جُلُودُهُمۡ وَقُلُوبُهُمۡ إِلَىٰ ذِكۡرِ ٱللَّهِۚ ذَٰلِكَ هُدَى ٱللَّهِ يَهۡدِي بِهِۦ مَن يَشَآءُۚ وَمَن يُضۡلِلِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِنۡ هَادٍ
ٱللَّهُ
Allah
نَزَّلَ
indirdi
أَحْسَنَ
en güzelini
ٱلْحَدِيثِ
sözün
كِتَـٰبًۭا
bir Kitap halinde
مُّتَشَـٰبِهًۭا
birbirine benzer
مَّثَانِىَ
ikişerli
تَقْشَعِرُّ
ürperir
مِنْهُ
ondan
جُلُودُ
derileri
ٱلَّذِينَ
kimselerin
يَخْشَوْنَ
korkanların
رَبَّهُمْ
Rablerinden
ثُمَّ
sonra
تَلِينُ
yumuşar
جُلُودُهُمْ
derileri
وَقُلُوبُهُمْ
ve kalbleri
إِلَىٰ
zikrine
ذِكْرِ
(the) remembrance
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
ذَٰلِكَ
işte bu
هُدَى
rehberidir
ٱللَّهِ
Allah'ın
يَهْدِى
doğru yola iletir
بِهِۦ
bununla
مَن
kimseyi
يَشَآءُ ۚ
dilediği
وَمَن
ama kimi
يُضْلِلِ
sapıklığında bırakırsa
ٱللَّهُ
Allah
فَمَا
artık olmaz
لَهُۥ
ona
مِنْ
hiçbir
هَادٍ
yol gösteren

Süleyman AteşAllah, sözün en güzelini, (Kur'an'ın ayetlerini güzellikte) birbirine benzer, ikişerli bir Kitap halinde indirdi. Rablerinden korkanların, ondan derileri ürperir, sonra derileri ve kalbleri Allah'ın zikrine yumuşar. İşte bu (Kitap) Allah'ın rehberidir. Dilediğini bununla doğru yola iletir. Ama Allah kimi sapıklığında bırakırsa artık ona yol gösteren olmaz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الله نزَّل أحسن الحديث كتابا» بدل من أحسن، أي قرآنا «متشابها» أي يشبه بعضه بعضا في النظم وغيره «مثانَي» ثني فيه الوعد والوعيد وغيرهما «تقشعر منه» ترتعد عند ذكره وعيده «جلود الذين يخشوْن» «يخافون ربهم ثم تلين» تطمئن «جلودهم وقلوبهم إلى ذكر الله» أي عند ذكر وعده «ذلك» أي الكتاب «هدى الله يهدي به من يشاء ومن يضلل الله فما له من هاد».

39:24
أَفَمَن يَتَّقِي بِوَجۡهِهِۦ سُوٓءَ ٱلۡعَذَابِ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۚ وَقِيلَ لِلظَّٰلِمِينَ ذُوقُواْ مَا كُنتُمۡ تَكۡسِبُونَ
أَفَمَن
kimse mi?
يَتَّقِى
korunmağa çalışan
بِوَجْهِهِۦ
yüzüyle
سُوٓءَ
en kötü
ٱلْعَذَابِ
azabdan
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ
kıyamet
وَقِيلَ
ve denilir
لِلظَّـٰلِمِينَ
zalimlere
ذُوقُوا۟
tadın
مَا
şeyleri
كُنتُمْ
olduğunuz
تَكْسِبُونَ
kazanıyor

Süleyman AteşKıyamet günü, (elleri bağlı olduğu için) yüzüyle o en kötü azabdan korunmağa çalışan (ile güven içinde bulunan bir olur) mu? (O gün) Zalimlere: "Kazandığınız(ın tadın)ı tadın!" denmiştir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفمن يتقي» يلقى «بوجهه سوء العذاب يوم القيامة» أي أشده بأن يلقى في النار مغلولة يداه إلى عنقه كمن أمن منه بدخول الجنة «وقيل للظالمين» أي كفار مكة «ذوقوا ما كنتم تكسبون» أي جزاءَه.

39:25
كَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ فَأَتَىٰهُمُ ٱلۡعَذَابُ مِنۡ حَيۡثُ لَا يَشۡعُرُونَ
كَذَّبَ
yalanladılar
ٱلَّذِينَ
kimseler
مِن
onlardan öncekiler
قَبْلِهِمْ
(were) before them
فَأَتَىٰهُمُ
böylece onlara geldi
ٱلْعَذَابُ
azab
مِنْ
bir yönden
حَيْثُ
where
لَا
hiç farkına varmadıkları
يَشْعُرُونَ
they perceive

Süleyman AteşOnlardan öncekiler de yalanladılar, bundan dolayı hiç farkına varmadıkları bir yönden onlara azab geldi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كذَّب الذين من قبلهم» رسلهم في إتيان العذاب «فأتاهم العذاب من حيث لا يشعرون» من جهة لا تخطر ببالهم.

39:26 📚 1
فَأَذَاقَهُمُ ٱللَّهُ ٱلۡخِزۡيَ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَاۖ وَلَعَذَابُ ٱلۡأٓخِرَةِ أَكۡبَرُۚ لَوۡ كَانُواْ يَعۡلَمُونَ
فَأَذَاقَهُمُ
onlara taddırdı
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْخِزْىَ
rezillik
فِى
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ
the life
ٱلدُّنْيَا ۖ
dünya
وَلَعَذَابُ
azabı ise
ٱلْـَٔاخِرَةِ
ahiret
أَكْبَرُ ۚ
daha büyüktür
لَوْ
keşke
كَانُوا۟
bilselerdi
يَعْلَمُونَ
knew

Süleyman AteşAllah, dünya hayatında onlara rezillik taddırdı. Ahiret azabı ise daha büyüktür, keşke bilselerdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأذاقهم الله الخزي» الذل والهوان من المسخ والقتل وغيره «في الحياة الدنيا ولعذاب الآخرة أكبر لو كانوا» أي المكذبون «يعلمون» عذابها ما كذبوا.

39:27
وَلَقَدۡ ضَرَبۡنَا لِلنَّاسِ فِي هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانِ مِن كُلِّ مَثَلࣲ لَّعَلَّهُمۡ يَتَذَكَّرُونَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
ضَرَبْنَا
biz anlattık
لِلنَّاسِ
insanlara
فِى
bu
هَـٰذَا
this
ٱلْقُرْءَانِ
Kur'an'da
مِن
her
كُلِّ
every
مَثَلٍۢ
temsili
لَّعَلَّهُمْ
umulur ki
يَتَذَكَّرُونَ
öğüt alırlar

Süleyman AteşAndolsun biz, bu Kur'an'da insanlara, öğüt almaları için her temsili anlattık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد ضربنا» جعلنا «للناس في هذا القرآن من كل مثل لعلهم يتذكرون» يتعظون.

39:28
قُرۡءَانًا عَرَبِيًّا غَيۡرَ ذِي عِوَجࣲ لَّعَلَّهُمۡ يَتَّقُونَ
قُرْءَانًا
Kur'an'dır (bu)
عَرَبِيًّا
Arapça
غَيْرَ
olmayan
ذِى
pürüzü
عِوَجٍۢ
crookedness
لَّعَلَّهُمْ
umulur ki
يَتَّقُونَ
sakınırlar

Süleyman AteşKorunanlar için bunu, pürüzsüz Arapça bir Kur'an olarak (indirdik)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قرآنا عربيا» حال مؤكدة «غير ذي عوج» أي لبس واختلاف «لعلهم يتقون» الكفر.

39:29 📚 2
ضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلࣰ ا رَّجُلࣰ ا فِيهِ شُرَكَآءُ مُتَشَٰكِسُونَ وَرَجُلࣰ ا سَلَمࣰ ا لِّرَجُلٍ هَلۡ يَسۡتَوِيَانِ مَثَلًاۚ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِۚ بَلۡ أَكۡثَرُهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ
ضَرَبَ
örnek verdi
ٱللَّهُ
Allah
مَثَلًۭا
(şöyle bir) misalle
رَّجُلًۭا
bir adam (köle)
فِيهِ
ortakları
شُرَكَآءُ
partners
مُتَشَـٰكِسُونَ
birbiriyle çekişen
وَرَجُلًۭا
ve bir adam
سَلَمًۭا
bağlı olan
لِّرَجُلٍ
yalnız bir kişiye
هَلْ
midir?
يَسْتَوِيَانِ
eşit
مَثَلًا ۚ
ikisinin durumu
ٱلْحَمْدُ
hamd
لِلَّهِ ۚ
yalnız Allah'a mahsustur
بَلْ
fakat
أَكْثَرُهُمْ
çokları
لَا
bilmiyorlar
يَعْلَمُونَ
know

Süleyman AteşAllah, (ortak koşanla tek Allah'a inananın durumunu anlatmak için) şöyle bir misal verdi: Birbiriyle çekişen ortaklara bağlı olan bir adam (yani köle) ile yalnız bir kişiye bağlı olan bir adam. Şimdi bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd yalnız Allah'a mahsustur, fakat çokları (yalnız Allah'a tapılacağını) bilmiyorlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ضرب الله» للمشرك والموحِّد «مثلا رجلا» بدل من مثلا «فيه شركاء متشاكسون» متنازعون سيئة أخلاقهم «ورجلا سالما» خالصا «لرجل هل يستويان مثلا» تميز أي لا يستوي العبد بجماعه والعبد لواحد، فإن الأول إذا طلب منه كل من مالكيه خدمته في وقت واحد تحيَّر فيمن يخدمه منهم وهذا مثل للمشرك، والثاني مثل للموحّد «الحمد لله» وحده «بل أكثرهم» أي أهل مكة «لا يعلمون» ما يصيرون إليه من العذاب فيشركون.

39:30 📚 6
إِنَّكَ مَيِّتࣱ وَإِنَّهُم مَّيِّتُونَ
إِنَّكَ
şüphesiz sen
مَيِّتٌۭ
öleceksin
وَإِنَّهُم
ve onlar da
مَّيِّتُونَ
ölecekler

Süleyman AteşSen de öleceksin, onlar da ölecekler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنك» خطاب للنبي صلى الله عليه وسلم «ميت وإنهم ميتون» ستموت ويموتون فلا شماتة بالموت، نزلت لما استبطؤوا موته صلى الله عليه وسلم.

39:31
ثُمَّ إِنَّكُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ عِندَ رَبِّكُمۡ تَخۡتَصِمُونَ
ثُمَّ
sonra
إِنَّكُمْ
şüphesiz siz
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
عِندَ
divanında
رَبِّكُمْ
Rabbinizin
تَخْتَصِمُونَ
davalaşacaksınız

Süleyman AteşSonra siz, kıyamet günü, Rabbinizin divanında davalaşacaksınız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم إنكم» أيها الناس فيما بينكم من المظالم «يوم القيامة عند ربكم تختصمون».

39:32 📚 3
۞فَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّن كَذَبَ عَلَى ٱللَّهِ وَكَذَّبَ بِٱلصِّدۡقِ إِذۡ جَآءَهُۥٓۚ أَلَيۡسَ فِي جَهَنَّمَ مَثۡوࣰ ى لِّلۡكَٰفِرِينَ
۞ فَمَنْ
kim olabilir?
أَظْلَمُ
daha zalim
مِمَّن
kimseden
كَذَبَ
yalan uydurandan
عَلَى
hakkında
ٱللَّهِ
Allah
وَكَذَّبَ
ve yalanlayandan
بِٱلصِّدْقِ
doğruyu
إِذْ
zaman
جَآءَهُۥٓ ۚ
kendisine geldiği
أَلَيْسَ
yok mudur?
فِى
cehennemde
جَهَنَّمَ
Hell
مَثْوًۭى
bir yer
لِّلْكَـٰفِرِينَ
kafirler için

Süleyman AteşAllah hakkında yalan uydurandan ve kendisine gelen doğruyu yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Cehennemde kafirler için bir yer yok mudur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فمن» أي لا أحد «أظلم ممن كذب على الله» بنسبة الشريك والولد إليه «وكذَّب بالصدق» بالقرآن «إذ جاءه أليس في جهنم مثوىً» مأوى «للكافرين» بلى.

39:33
وَٱلَّذِي جَآءَ بِٱلصِّدۡقِ وَصَدَّقَ بِهِۦٓ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُتَّقُونَ
وَٱلَّذِى
ve kimseler
جَآءَ
getiren(ler)
بِٱلصِّدْقِ
doğruyu
وَصَدَّقَ
ve doğrulayanlar
بِهِۦٓ ۙ
onu
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlardır
ٱلْمُتَّقُونَ
korunanlar

Süleyman AteşDoğruyu getirene ve onu doğrulayanlara gelince: İşte korunanlar onlardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذى جاء بالصدق» هو النبي صلى الله عليه وسلم «وصدق به» هم المؤمنون فالذي بمعنى الذين «أولئك هم المتقون» الشرك.

39:34
لَهُم مَّا يَشَآءُونَ عِندَ رَبِّهِمۡۚ ذَٰلِكَ جَزَآءُ ٱلۡمُحۡسِنِينَ
لَهُم
onlara vardır
مَّا
her şey
يَشَآءُونَ
diledikleri
عِندَ
yanında
رَبِّهِمْ ۚ
Rablerinin
ذَٰلِكَ
işte budur
جَزَآءُ
mükafatı
ٱلْمُحْسِنِينَ
güzel davrananların

Süleyman AteşRablerinin yanında onlara, diledikleri her şey var. İşte güzel davrananların mükafatı budur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لهم ما يشاءون عند ربهم ذلك جزاء المحسنين» لأنفسهم بإيمانهم.

39:35
لِيُكَفِّرَ ٱللَّهُ عَنۡهُمۡ أَسۡوَأَ ٱلَّذِي عَمِلُواْ وَيَجۡزِيَهُمۡ أَجۡرَهُم بِأَحۡسَنِ ٱلَّذِي كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
لِيُكَفِّرَ
örtmesi içindir
ٱللَّهُ
Allah'ın
عَنْهُمْ
onlardan
أَسْوَأَ
en kötülerini
ٱلَّذِى
yaptıklarının
عَمِلُوا۟
they did
وَيَجْزِيَهُمْ
ve mükafatlandırması içindir
أَجْرَهُم
ecirlerini
بِأَحْسَنِ
en güzeliyle
ٱلَّذِى
olduklarının
كَانُوا۟
they used to
يَعْمَلُونَ
yapıyorlar

Süleyman Ateş(Böyle olur) Ki Allah onların yaptıklarının en kötülerini onlardan örtsün ve onları, yaptıklarının en güzeliyle mükafatlandırsın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ليكفّر الله عنهم أسوأ الذي عملوا ويجزيهم أجرهم بأحسن الذي كانوا يعملون» أسوأ وأحسن بمعنى السيء والحسن.

39:36 📚 2
أَلَيۡسَ ٱللَّهُ بِكَافٍ عَبۡدَهُۥۖ وَيُخَوِّفُونَكَ بِٱلَّذِينَ مِن دُونِهِۦۚ وَمَن يُضۡلِلِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِنۡ هَادࣲ‏
أَلَيْسَ
değil mi?
ٱللَّهُ
Allah
بِكَافٍ
kâfi
عَبْدَهُۥ ۖ
kuluna
وَيُخَوِّفُونَكَ
ve seni korkutuyorlar
بِٱلَّذِينَ
kinselerle
مِن
O'ndan başka
دُونِهِۦ ۚ
besides Him
وَمَن
ve kimi
يُضْلِلِ
şaşırtırsa
ٱللَّهُ
Allah
فَمَا
artık olmaz
لَهُۥ
onu
مِنْ
hiçbir
هَادٍۢ
yola getiren

Süleyman AteşAllah kuluna kafi değil mi? Seni O'ndan başkalarıyle korkutuyorlar. Allah kimi şaşırtırsa artık onu yola getiren olmaz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أليس الله بكاف عبده» أي النبي، بلى «ويخوّفونك» الخطاب له «بالذين من دونه» أي الأصنام، أن تقتله أو تخبله «ومن يضلل الله فما له من هاد».

39:37 📚 1
وَمَن يَهۡدِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِن مُّضِلٍّۗ أَلَيۡسَ ٱللَّهُ بِعَزِيزࣲ ذِي ٱنتِقَامࣲ‏
وَمَن
ve kime
يَهْدِ
yol gösterirse
ٱللَّهُ
Allah
فَمَا
artık olmaz
لَهُۥ
onu
مِن
hiçbir
مُّضِلٍّ ۗ
şaşırtan
أَلَيْسَ
değil midir?
ٱللَّهُ
Allah
بِعَزِيزٍۢ
aziz
ذِى
sahibi
ٱنتِقَامٍۢ
intikam

Süleyman AteşAllah kime de yol gösterirse; artık onu şaşırtan olmaz. Allah galib ve öc alan değil midir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن يهد الله فما له من مضلِّ أليس الله بعزيز» غالب على أمره «ذي انتقام» من أعدائه؟ بلى.

39:38 📚 1
وَلَئِن سَأَلۡتَهُم مَّنۡ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ لَيَقُولُنَّ ٱللَّهُۚ قُلۡ أَفَرَءَيۡتُم مَّا تَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ إِنۡ أَرَادَنِيَ ٱللَّهُ بِضُرٍّ هَلۡ هُنَّ كَٰشِفَٰتُ ضُرِّهِۦٓ أَوۡ أَرَادَنِي بِرَحۡمَةٍ هَلۡ هُنَّ مُمۡسِكَٰتُ رَحۡمَتِهِۦۚ قُلۡ حَسۡبِيَ ٱللَّهُۖ عَلَيۡهِ يَتَوَكَّلُ ٱلۡمُتَوَكِّلُونَ
وَلَئِن
ve andolsun şayet
سَأَلْتَهُم
onlara sorsan
مَّنْ
kim?
خَلَقَ
yarattı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
لَيَقُولُنَّ
elbette derler
ٱللَّهُ ۚ
Allah
قُلْ
de ki
أَفَرَءَيْتُم
o halde gördünüz mü?
مَّا
şeyleri
تَدْعُونَ
yalvardığınız
مِن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
إِنْ
eğer
أَرَادَنِىَ
bana istese
ٱللَّهُ
Allah
بِضُرٍّ
bir zarar vermek
هَلْ
mı?
هُنَّ
onlar
كَـٰشِفَـٰتُ
kaldıracaklar
ضُرِّهِۦٓ
O'nun zararını
أَوْ
yahut
أَرَادَنِى
bana dilese
بِرَحْمَةٍ
bir rahmet
هَلْ
mı?
هُنَّ
onlar
مُمْسِكَـٰتُ
durduracaklar
رَحْمَتِهِۦ ۚ
O'nun rahmetini
قُلْ
de ki
حَسْبِىَ
bana yeter
ٱللَّهُ ۖ
Allah
عَلَيْهِ
O'na
يَتَوَكَّلُ
dayanırlar
ٱلْمُتَوَكِّلُونَ
tevekkül edenler

Süleyman AteşAndolsun onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, elbette "Allah" derler. De ki: "O halde Allah'tan başka yalvardıklarınızı gördünüz mü, şimdi Allah, bana bir zarar vermek istese, onlar O'nun vereceği zararı kaldırabilirler mi? Yahut (Allah) bana bir rahmet (fayda) vermek dilese onlar O'nun rahmetini durdurabilirler mi?" De ki: "Allah bana yeter. Tevekkül edenler O'na dayanırlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولئن» لام قسم «سألتهم من خلق السماوات والأرض ليقولنَّ الله قل أفرأيتم ما تدعون» تعبدون «من دون الله» أي الأصنام «إن أرادني الله بضرِّ هل هن كاشفات ضرَّه» لا «أو أرادني برحمة هل هن ممسكاتٌ رحمتَه» لا، وفي قراءة بالإضافة فيهما «قل حسبيَ الله عليه يتوكل المتوكلون» يثق الواثقون.

39:39
قُلۡ يَٰقَوۡمِ ٱعۡمَلُواْ عَلَىٰ مَكَانَتِكُمۡ إِنِّي عَٰمِلࣱۖ فَسَوۡفَ تَعۡلَمُونَ
قُلْ
de ki
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
ٱعْمَلُوا۟
yapın
عَلَىٰ
göre
مَكَانَتِكُمْ
durumunuza
إِنِّى
elbette ben de
عَـٰمِلٌۭ ۖ
yapıyorum
فَسَوْفَ
yakında
تَعْلَمُونَ
bileceksiniz

Süleyman AteşDe ki: "Ey kavmim, durumunuza göre bildiğinizi yapın, ben de (bildiğimi) yapıyorum; yakında bileceksiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل يا قوم اعملوا على مكانتكم» حالتكم «إني عامل» على حالتي «فسوف تعلمون».

39:40
مَن يَأۡتِيهِ عَذَابࣱ يُخۡزِيهِ وَيَحِلُّ عَلَيۡهِ عَذَابࣱ مُّقِيمٌ
مَن
kime?
يَأْتِيهِ
geliyor
عَذَابٌۭ
azab
يُخْزِيهِ
onu rezil eden
وَيَحِلُّ
ve (kimin) konuyor?
عَلَيْهِ
üzerine
عَذَابٌۭ
azab
مُّقِيمٌ
sürekli

Süleyman AteşKendisini rezil edecek azab kime geliyor ve sürekli azab kimin üzerine konuyor

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«من» موصولة مفعول العلم «يأتيه عذاب يخزيه ويحل» ينزل «عليه عذاب مقيم» دائم هو عذاب النار، وقد أخزاهم الله ببدر.

39:41 📚 1
إِنَّآ أَنزَلۡنَا عَلَيۡكَ ٱلۡكِتَٰبَ لِلنَّاسِ بِٱلۡحَقِّۖ فَمَنِ ٱهۡتَدَىٰ فَلِنَفۡسِهِۦۖ وَمَن ضَلَّ فَإِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيۡهَاۖ وَمَآ أَنتَ عَلَيۡهِم بِوَكِيلٍ
إِنَّآ
elbette biz
أَنزَلْنَا
indirdik
عَلَيْكَ
sana
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
لِلنَّاسِ
insanlar için
بِٱلْحَقِّ ۖ
hak ile
فَمَنِ
artık kim
ٱهْتَدَىٰ
doğru yola gelirse
فَلِنَفْسِهِۦ ۖ
kendi yararınadır
وَمَن
ve kim de
ضَلَّ
saparsa
فَإِنَّمَا
şüphesiz
يَضِلُّ
sapmış olur
عَلَيْهَا ۖ
kendi zararına
وَمَآ
ve değil(sin)
أَنتَ
sen
عَلَيْهِم
onların üzerinde
بِوَكِيلٍ
vekil

Süleyman AteşBiz Kitabı, insanlar için, sana hak ile indirdik. Artık kim doğru yola gelirse kendi yararınadır, kim de saparsa kendi zararına sapmış olur. Sen onların üzerinde vekil değilsin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنا أنزلنا عليك الكتاب للناس بالحق» متعلق بأنزل «فمن اهتدى فلنفسه» اهتداؤه «ومن ضل فإنما يضل عليها وما أنت عليهم بوكيل» فتجبرهم على الهدى.

39:42 📚 6
ٱللَّهُ يَتَوَفَّى ٱلۡأَنفُسَ حِينَ مَوۡتِهَا وَٱلَّتِي لَمۡ تَمُتۡ فِي مَنَامِهَاۖ فَيُمۡسِكُ ٱلَّتِي قَضَىٰ عَلَيۡهَا ٱلۡمَوۡتَ وَيُرۡسِلُ ٱلۡأُخۡرَىٰٓ إِلَىٰٓ أَجَلࣲ مُّسَمًّىۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّقَوۡمࣲ يَتَفَكَّرُونَ
ٱللَّهُ
Allah
يَتَوَفَّى
vefat ettirir
ٱلْأَنفُسَ
canları
حِينَ
sırasında
مَوْتِهَا
ölümleri
وَٱلَّتِى
ve kimseleri
لَمْ
ölmeyen(leri)
تَمُتْ
die
فِى
uykularında
مَنَامِهَا ۖ
their sleep
فَيُمْسِكُ
sonra yanında tutar
ٱلَّتِى
kimseleri
قَضَىٰ
hükmettiği
عَلَيْهَا
üzerlerinde
ٱلْمَوْتَ
ölümüne
وَيُرْسِلُ
ve salıverir
ٱلْأُخْرَىٰٓ
ötekilerini
إِلَىٰٓ
kadar
أَجَلٍۢ
bir süreye
مُّسَمًّى ۚ
belirli
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ibretler
لِّقَوْمٍۢ
bir toplum için
يَتَفَكَّرُونَ
düşünen

Süleyman AteşAllah, ölmekte olan canları alır, ölmeyenleri de uykularında (bedenlerinden alıp kendilerinden geçirir); sonra ölümüne hükmettiğini yanında tutar, ötekilerini de belli bir süreye kadar salıverir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الله يتوفى الأنفس حين موتها و» يتوفى «التي لم تمت في منامها» أي يتوفاها وقت النوم «فيمسك التي قضى عليها الموت ويرسل الأخرى إلى أجل مسمى» أي وقت موتها والمرسلة نفس التمييز تبقى بدونها نفس الحياة بخلاف العكس «إن في ذلك» المذكور «لآيات» دلالات. «لقوم يتفكرون» فيعلمون أن القادر على ذلك، قادر على البعث، وقريش لم يتفكروا في ذلك.

39:43
أَمِ ٱتَّخَذُواْ مِن دُونِ ٱللَّهِ شُفَعَآءَۚ قُلۡ أَوَلَوۡ كَانُواْ لَا يَمۡلِكُونَ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا يَعۡقِلُونَ
أَمِ
yoksa
ٱتَّخَذُوا۟
başkami edindiler?
مِن
besides
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
شُفَعَآءَ ۚ
şefa'atçiler
قُلْ
de ki
أَوَلَوْ
bile mi?
كَانُوا۟
olsalar
لَا
onlar malik olmayan
يَمْلِكُونَ
possessing
شَيْـًۭٔا
hiçbir şeye
وَلَا
ve
يَعْقِلُونَ
düşünmeyen

Süleyman AteşYoksa Allah'tan başka şefa'atçiler mi edindiler? De ki: "Onlar, hiçbir şeye malik olmayan, düşünmeyen şeyler olsalar da mı (onları şefa'atçi edineceksiniz)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أم» بل «اتخذوا من دون الله» أي الأصنام آلهة «شفعاء» عن الله بزعمهم «قل» لهم «أ» يشفعون «ولو كانوا لا يملكون شيئا» من الشفاعة وغيرها «ولا يعقلون» أنكم تعبدونهم ولا غير ذلك؟ لا.

39:44
قُل لِّلَّهِ ٱلشَّفَٰعَةُ جَمِيعࣰ اۖ لَّهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ ثُمَّ إِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ
قُل
de ki
لِّلَّهِ
Allah'ındır
ٱلشَّفَـٰعَةُ
şefa'at
جَمِيعًۭا ۖ
tamamen
لَّهُۥ
O'nundur
مُلْكُ
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۖ
ve yerin
ثُمَّ
sonra
إِلَيْهِ
O'na
تُرْجَعُونَ
döndürüleceksiniz

Süleyman AteşDe ki: "Şefa'at tamamen Allah'ındır (yardım ve destek yalnız O'ndandır). Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Sonra O'na döndürüleceksiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل لله الشفاعة جميعا» أي هو مختص بها فلا يشفع أحد إلا بإذنه «له ملك السماوات والأرض ثم إليه ترجعون».

39:45 📚 3
وَإِذَا ذُكِرَ ٱللَّهُ وَحۡدَهُ ٱشۡمَأَزَّتۡ قُلُوبُ ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡأٓخِرَةِۖ وَإِذَا ذُكِرَ ٱلَّذِينَ مِن دُونِهِۦٓ إِذَا هُمۡ يَسۡتَبۡشِرُونَ
وَإِذَا
ve zaman
ذُكِرَ
anıldığı
ٱللَّهُ
Allah
وَحْدَهُ
tek olarak
ٱشْمَأَزَّتْ
ürker
قُلُوبُ
kalbleri
ٱلَّذِينَ
kimselerin
لَا
inanmayan(ların)
يُؤْمِنُونَ
believe
بِٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ
ahirete
وَإِذَا
ve zaman
ذُكِرَ
anıldığı
ٱلَّذِينَ
kimseler
مِن
O'ndan başka
دُونِهِۦٓ
besides Him
إِذَا
hemen
هُمْ
onlar
يَسْتَبْشِرُونَ
sevinirler

Süleyman AteşAllah, tek olarak anıldığı zaman; ahirete inanmayanların kalbleri ürker. Ama O'ndan başka(tanrı)ları da anıldığı zaman, hemen sevinirler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا ذكر الله وحده» أي دون آلهتهم «اشمأزَّت» نفرت وانقبضت «قلوب الذين لا يؤمنون بالآخرة وإذا ذكر الذين من دونه» أي الأصنام «إذا هم يستبشرون».

39:46 📚 1
قُلِ ٱللَّهُمَّ فَاطِرَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ عَٰلِمَ ٱلۡغَيۡبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ أَنتَ تَحۡكُمُ بَيۡنَ عِبَادِكَ فِي مَا كَانُواْ فِيهِ يَخۡتَلِفُونَ
قُلِ
de ki
ٱللَّهُمَّ
Allah'ım
فَاطِرَ
yoktan var eden
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضِ
ve yeri
عَـٰلِمَ
bilen
ٱلْغَيْبِ
görülmeyeni
وَٱلشَّهَـٰدَةِ
ve görüleni
أَنتَ
(ancak) sen
تَحْكُمُ
hükmedersin
بَيْنَ
arasında
عِبَادِكَ
kullarının
فِى
şeylerde
مَا
what
كَانُوا۟
oldukları
فِيهِ
hakkında
يَخْتَلِفُونَ
ayrılığa düştükleri

Süleyman AteşDe ki: "Allah'ım, ey gökleri ve yeri yoktan var eden, görülmeyeni ve görüleni bilen! Ancak Sen, ayrılığa düştükleri şeylerde kullarının arasında hükmedersin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل اللهم» بمعنى يا الله «فاطر السماوات والأرض» مبدعهما «عالم الغيب والشهادة» ما غاب وما شوهد «أنت تحكم بين عبادك فيما كانوا فيه يختلفون» من أمر الدين اهدني لما اختلفوا فيه من الحق.

39:47 📚 19
وَلَوۡ أَنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُواْ مَا فِي ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعࣰ ا وَمِثۡلَهُۥ مَعَهُۥ لَٱفۡتَدَوۡاْ بِهِۦ مِن سُوٓءِ ٱلۡعَذَابِ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۚ وَبَدَا لَهُم مِّنَ ٱللَّهِ مَا لَمۡ يَكُونُواْ يَحۡتَسِبُونَ
وَلَوْ
ve eğer olsaydı
أَنَّ
ve eğer olsaydı
لِلَّذِينَ
zulmedenlerin
ظَلَمُوا۟
did wrong
مَا
bulunanların
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
جَمِيعًۭا
tümü
وَمِثْلَهُۥ
ve bir misli daha
مَعَهُۥ
onunla beraber
لَٱفْتَدَوْا۟
mutlaka fidye verirlerdi
بِهِۦ
onu
مِن
kötü-dan (kurtulmak için)
سُوٓءِ
kötü
ٱلْعَذَابِ
(of) the punishment
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ
kıyamet
وَبَدَا
ve karşılarına çıkmıştır
لَهُم
onların
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
مَا
şeyler
لَمْ
hiç
يَكُونُوا۟
hesabetmedikleri
يَحْتَسِبُونَ
taken into account

Süleyman AteşEğer yeryüzünde bulunanların tümü, ve onun bir misli daha zulmedenlerin olsaydı, kıyamet günü o kötü azabdan (kurtulmak için) onu mutlaka fidye verirlerdi. (Çünkü) hiç hesabetmedikleri şeyler, Allah'tan karşılarına çıkmıştır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولو أن للذين ظلموا ما في الأرض جميعا ومثله معه لافتدوا به من سوء العذاب يوم القيامة وبدا» ظهر «لهم من الله ما لم يكونوا يحتسبون» يظنون.

39:48 📚 1
وَبَدَا لَهُمۡ سَيِّـَٔاتُ مَا كَسَبُواْ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ
وَبَدَا
ve görünmüştür
لَهُمْ
kendilerine
سَيِّـَٔاتُ
kötülükleri
مَا
yaptıkları işlerin
كَسَبُوا۟
they earned
وَحَاقَ
ve kuşatmıştır
بِهِم
onları
مَّا
şey
كَانُوا۟
oldukları
بِهِۦ
onunla
يَسْتَهْزِءُونَ
alay ediyor(lar)

Süleyman AteşYaptıkları işlerin kötülükleri kendilerine görünmüş ve alay edegeldikleri şey onları kuşatmıştır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وبدا لهم سيئات ما كسبوا وحاق» نزل «بهم ما كانوا به يستهزءُون» أي العذاب.

39:49
فَإِذَا مَسَّ ٱلۡإِنسَٰنَ ضُرࣱّ دَعَانَا ثُمَّ إِذَا خَوَّلۡنَٰهُ نِعۡمَةࣰ مِّنَّا قَالَ إِنَّمَآ أُوتِيتُهُۥ عَلَىٰ عِلۡمِۭۚ بَلۡ هِيَ فِتۡنَةࣱ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ
فَإِذَا
zaman
مَسَّ
dokunduğu
ٱلْإِنسَـٰنَ
insana
ضُرٌّۭ
bir zarar
دَعَانَا
bize du'a eder
ثُمَّ
sonra
إِذَا
vakit
خَوَّلْنَـٰهُ
ona verdiğimiz
نِعْمَةًۭ
bir ni'met
مِّنَّا
bizden
قَالَ
der
إِنَّمَآ
elbette
أُوتِيتُهُۥ
bu bana verildi
عَلَىٰ
sayesinde
عِلْمٍۭ ۚ
bilgi(m)
بَلْ
hayır
هِىَ
o
فِتْنَةٌۭ
bir imtihandır
وَلَـٰكِنَّ
fakat
أَكْثَرَهُمْ
çokları
لَا
bilmiyorlar
يَعْلَمُونَ
know

Süleyman Ateşİnsana bir zarar dokunduğu zaman bize du'a eder. Sonra, ona bizden bir ni'met verdiğimiz vakit; "Bu, (benim) bilgi(m) sayesinde bana verildi" der. Hayır, o bir imtihandır, fakat çokları bilmiyorlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإذا مسَّ الإنسان» الجنس «ضر دعانا ثم إذا خوّلناه» أعطيناه «نعمة» إنعاما «منا قال إنما أوتيته على علم» من الله بأني له أهل «بل هي» أي القولة «فتنة» بلية يبتلى بها العبد «ولكن أكثرهم لا يعلمون» أي التخويل استدراج وامتحان.

39:50
قَدۡ قَالَهَا ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ فَمَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ
قَدْ
elbette
قَالَهَا
bunu demişlerdi
ٱلَّذِينَ
kimseler
مِن
onlardan öncekiler
قَبْلِهِمْ
before them
فَمَآ
ama olmadı
أَغْنَىٰ
yararı
عَنْهُم
kendilerine
مَّا
şeyler
كَانُوا۟
kazandıkları
يَكْسِبُونَ
earn

Süleyman AteşOnlardan öncekiler de bunu demişlerdi. Ama kazandıkları şeyler, kendilerine hiçbir yarar sağlamadı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قد قالها الذين من قبلهم» من الأمم كقارون وقومه الراضين بها «فما أغنى عنهم ما كانوا يكسبون».

39:51
فَأَصَابَهُمۡ سَيِّـَٔاتُ مَا كَسَبُواْۚ وَٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنۡ هَٰٓؤُلَآءِ سَيُصِيبُهُمۡ سَيِّـَٔاتُ مَا كَسَبُواْ وَمَا هُم بِمُعۡجِزِينَ
فَأَصَابَهُمْ
sonra başlarına geldi
سَيِّـَٔاتُ
kötülükleri
مَا
kazandıklarının
كَسَبُوا۟ ۚ
they earned
وَٱلَّذِينَ
kimselere
ظَلَمُوا۟
zulmedenlere
مِنْ
bunlardan
هَـٰٓؤُلَآءِ
these
سَيُصِيبُهُمْ
erişecektir
سَيِّـَٔاتُ
kötülükleri
مَا
yaptıklarının
كَسَبُوا۟
they earned
وَمَا
ve değillerdir
هُم
onlar
بِمُعْجِزِينَ
engel olacak

Süleyman AteşKazandıklarının kötülükleri, sonunda başlarına geldi. Bunlardan zulmedenlere de yaptıklarının kötülükleri erişecektir. Onlar, buna engel olacak değillerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأصابهم سيئات ما كسبوا» أي جزاؤها «والذين ظلموا من هؤلاء» أي قريش «سيصيبهم سيئات ما كسبوا وما هم بمعجزين» بفائتين عذابنا فقحطوا سبع سنين ثم وسع عليهم.

39:52 📚 3
أَوَلَمۡ يَعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ يَبۡسُطُ ٱلرِّزۡقَ لِمَن يَشَآءُ وَيَقۡدِرُۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّقَوۡمࣲ يُؤۡمِنُونَ
أَوَلَمْ
mi?
يَعْلَمُوٓا۟
bilmediler
أَنَّ
elbette
ٱللَّهَ
Allah
يَبْسُطُ
açar
ٱلرِّزْقَ
rızkı
لِمَن
kimseye
يَشَآءُ
dilediği
وَيَقْدِرُ ۚ
ve kısar
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ibretler
لِّقَوْمٍۢ
bir toplum için
يُؤْمِنُونَ
inanan

Süleyman AteşBilmediler mi ki Allah dilediğine rızkı açar ve kısar. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için ibretler vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أوَ لم يعلموا أن الله يبسط الرزق» يوسعه «لمن يشاء» امتحانا «ويقدر» يضيقه لمن يشاء ابتلاء «إن في ذلك لآيات لقوم يؤمنون» به.

39:53 📚 12
۞قُلۡ يَٰعِبَادِيَ ٱلَّذِينَ أَسۡرَفُواْ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِمۡ لَا تَقۡنَطُواْ مِن رَّحۡمَةِ ٱللَّهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ يَغۡفِرُ ٱلذُّنُوبَ جَمِيعًاۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
۞ قُلْ
de ki
يَـٰعِبَادِىَ
ey kullarım
ٱلَّذِينَ
aşırı giden
أَسْرَفُوا۟
have transgressed
عَلَىٰٓ
karşı
أَنفُسِهِمْ
nefislerine
لَا
asla
تَقْنَطُوا۟
umut kesmeyin
مِن
rahmetinden
رَّحْمَةِ
(the) Mercy
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَغْفِرُ
bağışlar
ٱلذُّنُوبَ
günahları
جَمِيعًا ۚ
bütün
إِنَّهُۥ
çünkü O
هُوَ
O
ٱلْغَفُورُ
çok bağışlayandır
ٱلرَّحِيمُ
çok esirgeyendir

Süleyman Ateş(Tarafımdan onlara) De ki: "Ey nefislerine karşı aşırı giden kullarım, Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل يا عبادي الذين أسرفوا على أنفسهم لا تقنطوا» بكسر النون وفتحها، وقرئ بضمها تيأسوا «من رحمة الله إن الله يغفر الذنوب جميعا» لمن تاب من الشرك «إنه هو الغفور الرحيم».

39:54 📚 1
وَأَنِيبُوٓاْ إِلَىٰ رَبِّكُمۡ وَأَسۡلِمُواْ لَهُۥ مِن قَبۡلِ أَن يَأۡتِيَكُمُ ٱلۡعَذَابُ ثُمَّ لَا تُنصَرُونَ
وَأَنِيبُوٓا۟
ve dönün
إِلَىٰ
Rabbinize
رَبِّكُمْ
your Lord
وَأَسْلِمُوا۟
ve teslim olun
لَهُۥ
O'na
مِن
önce
قَبْلِ
before
أَن
size gelip çatmadan
يَأْتِيَكُمُ
comes to you
ٱلْعَذَابُ
azab
ثُمَّ
sonra
لَا
asla
تُنصَرُونَ
size yardım edilmez

Süleyman AteşSize azab gelip çatmadan Rabbinize dönün, O'na teslim olun. Sonra size yardım edilmez

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأنيبوا» ارجعوا «إلى ربكم وأسلموا» أخلصوا العمل «له من قبل أن يأتيكم العذاب ثم لا تنصرون» بمنعه إن لم تتوبوا.

39:55 📚 5
وَٱتَّبِعُوٓاْ أَحۡسَنَ مَآ أُنزِلَ إِلَيۡكُم مِّن رَّبِّكُم مِّن قَبۡلِ أَن يَأۡتِيَكُمُ ٱلۡعَذَابُ بَغۡتَةࣰ وَأَنتُمۡ لَا تَشۡعُرُونَ
وَٱتَّبِعُوٓا۟
ve uyun
أَحْسَنَ
en güzeline
مَآ
indirilenin
أُنزِلَ
is revealed
إِلَيْكُم
size
مِّن
Rabbinizden
رَّبِّكُم
your Lord
مِّن
önce
قَبْلِ
before
أَن
size gelmezden
يَأْتِيَكُمُ
comes to you
ٱلْعَذَابُ
azab
بَغْتَةًۭ
ansızın
وَأَنتُمْ
ve siz
لَا
hiç
تَشْعُرُونَ
farkına varmadan

Süleyman AteşAnsızın ve hiç farkına varmadığınız bir sırada, size azab gelmezden önce Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واتبعوا أحسن ما أنزل إليكم من ربكم» هو القرآن «من قبل أن يأتيكم العذاب بغتة وأنتم لا تشعرون» قبل إتيانه بوقته.

39:56 📚 6
أَن تَقُولَ نَفۡسࣱ يَٰحَسۡرَتَىٰ عَلَىٰ مَا فَرَّطتُ فِي جَنۢبِ ٱللَّهِ وَإِن كُنتُ لَمِنَ ٱلسَّٰخِرِينَ
أَن
demesinden (sakının)
تَقُولَ
should say
نَفْسٌۭ
nefsin
يَـٰحَسْرَتَىٰ
eyvah (bana)
عَلَىٰ
dolayı
مَا
kusur edişimden
فَرَّطتُ
I neglected
فِى
yanında
جَنۢبِ
regard (to)
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَإِن
ve gerçekten
كُنتُ
ben oldum
لَمِنَ
kimselerden
ٱلسَّـٰخِرِينَ
alay edenlerden

Süleyman Ateş(O gün günahkar) nefsin şöyle demesinden sakının: "Allah'ın yanında (O'na kullukta) kusur edişimden dolayı vah (bana). Gerçekten ben alay edenlerdendim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
فبادروا قبل «أن تقول نفسٌ يا حسرتى» أصله يا حسرتي، أي ندامتي «على ما فرطت في جنب الله» أي طاعته «وإن» مخففة من الثقيلة، وإني «كنت لمن الساخرين» بدينه وكتابه.

39:57
أَوۡ تَقُولَ لَوۡ أَنَّ ٱللَّهَ هَدَىٰنِي لَكُنتُ مِنَ ٱلۡمُتَّقِينَ
أَوْ
yahut
تَقُولَ
demesinden
لَوْ
şayet
أَنَّ
elbette
ٱللَّهَ
Allah
هَدَىٰنِى
bana hidayet etseydi
لَكُنتُ
ben olurdum
مِنَ
muttakilerden
ٱلْمُتَّقِينَ
the righteous

Süleyman AteşYahut şöyle demesinden: "Allah bana hidayet etseydi, elbet ben de (Allah'ın azabından) korunanlardan olurdum

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أو تقول لو أن الله هداني» بالطاعة فاهتديت «لكنت من المتقين» عذابه.

39:58 📚 1
أَوۡ تَقُولَ حِينَ تَرَى ٱلۡعَذَابَ لَوۡ أَنَّ لِي كَرَّةࣰ فَأَكُونَ مِنَ ٱلۡمُحۡسِنِينَ
أَوْ
yahut
تَقُولَ
demesinden
حِينَ
zaman
تَرَى
gördüğü
ٱلْعَذَابَ
azabı
لَوْ
keşke
أَنَّ
gerçekten
لِى
benim için olsaydı
كَرَّةًۭ
bir kez daha (dönüş)
فَأَكُونَ
böylece olsaydım
مِنَ
güzel hareket edenlerden
ٱلْمُحْسِنِينَ
the good-doers

Süleyman AteşYahut azabı gördüğü zaman: "Keşke benim için bir kez daha (dünyaya dönüş) olsaydı da güzel hareket edenlerden olsaydım!" demesinden

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أو تقول حين ترى العذاب لو أن لي كرَّة» رجعة إلى الدنيا «فأكون من المحسنين» المؤمنين، فيقال له من قبل الله.

39:59
بَلَىٰ قَدۡ جَآءَتۡكَ ءَايَٰتِي فَكَذَّبۡتَ بِهَا وَٱسۡتَكۡبَرۡتَ وَكُنتَ مِنَ ٱلۡكَٰفِرِينَ
بَلَىٰ
hayır
قَدْ
elbette
جَآءَتْكَ
sana geldi
ءَايَـٰتِى
ayetlerim
فَكَذَّبْتَ
fakat sen yalanladın
بِهَا
onları
وَٱسْتَكْبَرْتَ
ve büyüklük tasladın
وَكُنتَ
ve oldun
مِنَ
nankörlerden
ٱلْكَـٰفِرِينَ
the disbelievers

Süleyman Ateş(Allah şöyle buyurur): "Hayır, sana ayetlerim geldi de sen onları yalanladın, büyüklük tasladın ve nankörlerden oldun

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«بلى قد جاءتك آياتي» القرآن وهو سبب الهداية «فكذبت بها واستكبرت» تكبرت عن الإيمان بها «وكنت من الكافرين».

39:60 📚 1
وَيَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ تَرَى ٱلَّذِينَ كَذَبُواْ عَلَى ٱللَّهِ وُجُوهُهُم مُّسۡوَدَّةٌۚ أَلَيۡسَ فِي جَهَنَّمَ مَثۡوࣰ ى لِّلۡمُتَكَبِّرِينَ
وَيَوْمَ
ve günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
تَرَى
görürsün
ٱلَّذِينَ
yalan uyduranların
كَذَبُوا۟
lied
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
وُجُوهُهُم
yüzlerini
مُّسْوَدَّةٌ ۚ
kapkara
أَلَيْسَ
yok mudur?
فِى
cehennemde
جَهَنَّمَ
Hell
مَثْوًۭى
bir yer
لِّلْمُتَكَبِّرِينَ
kibirlenenler için

Süleyman AteşAllah'a yalan uyduranların kıyamet günü yüzlerinin kapkara kesildiğini görürsün. Kibirlenenler için cehennemde bir yer yok mudur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويوم القيامة ترى الذين كذبوا على الله» بنسبة الشريك والولد إليه «وجوههم مسودة أليس في جهنم مشوى» مأوى «للمتكبرين» عن الإيمان؟ بلى.

39:61
وَيُنَجِّي ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوۡاْ بِمَفَازَتِهِمۡ لَا يَمَسُّهُمُ ٱلسُّوٓءُ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ
وَيُنَجِّى
ve kurtarır;
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ٱتَّقَوْا۟
korunanları
بِمَفَازَتِهِمْ
başarılarıyle
لَا
onlara dokunmaz
يَمَسُّهُمُ
will touch them
ٱلسُّوٓءُ
kötülük
وَلَا
ve
هُمْ
onlar
يَحْزَنُونَ
üzülmezler

Süleyman AteşAllah, korunanları başarılarıyle kurtarır; onlara kötülük dokunmaz ve onlar üzülmezler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وينجَّي الله» من جهنم «الذين اتقوْا» الشرك «بمفازتهم» أي بمكان فوزهم من الجنة بأن يجعلوا فيه «لا يمسهم السوء ولا هم يحزنون».

39:62 📚 4
ٱللَّهُ خَٰلِقُ كُلِّ شَيۡءࣲۖ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ وَكِيلࣱ‏
ٱللَّهُ
Allah
خَـٰلِقُ
yaratıcısıdır
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ ۖ
şeyin
وَهُوَ
ve O
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
وَكِيلٌۭ
vekildir

Süleyman AteşAllah her şeyin yaratıcısıdır, O, her şeyin yöneticisidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الله خالق كل شيء وهو على كل شيء وكيل» متصرف فيه كيف يشاء.

39:63
لَّهُۥ مَقَالِيدُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۗ وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡخَٰسِرُونَ
لَّهُۥ
O'nundur
مَقَالِيدُ
anahtarları
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۗ
ve yerin
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlardır
ٱلْخَـٰسِرُونَ
ziyana uğrayanlar

Süleyman AteşGöklerin ve yerin anahtarları O'nundur. Allah'ın ayetlerini inkar edenler, işte ziyana uğrayacaklar onlardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«له مقاليد السماوات والأرض» أي مفاتيح خزائنهما من المطر والنبات وغيرهما «والذين كفروا بآيات الله» القرآن «أولئك هم الخاسرون» متصل بقوله: (وينجي الله الذين اتقوا) 000الخ وما بينهما اعتراض.

39:64
قُلۡ أَفَغَيۡرَ ٱللَّهِ تَأۡمُرُوٓنِّيٓ أَعۡبُدُ أَيُّهَا ٱلۡجَٰهِلُونَ
قُلْ
de ki
أَفَغَيْرَ
başkasına mı?
ٱللَّهِ
Allah'tan
تَأْمُرُوٓنِّىٓ
bana emrediyorsunuz
أَعْبُدُ
kulluk etmemi
أَيُّهَا
ey
ٱلْجَـٰهِلُونَ
cahiller

Süleyman AteşDe ki: "Allah'tan başkasına kulluk etmemi mi bana emrediyorsunuz ey cahiller

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل أفغير الله تأمروني أعبد أيها الجاهلون» غير منصوب بأعبد المعمول لتأمروني بتقدير أن بنون واحدة وبنونين بإدغام وفك.

39:65 📚 3
وَلَقَدۡ أُوحِيَ إِلَيۡكَ وَإِلَى ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكَ لَئِنۡ أَشۡرَكۡتَ لَيَحۡبَطَنَّ عَمَلُكَ وَلَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡخَٰسِرِينَ
وَلَقَدْ
ve elbette
أُوحِىَ
şöyle vahyedildi
إِلَيْكَ
sana
وَإِلَى
ve
ٱلَّذِينَ
kimselere
مِن
senden önceki
قَبْلِكَ
(were) before you
لَئِنْ
andolsun eğer
أَشْرَكْتَ
ortak koşarsan
لَيَحْبَطَنَّ
boşa çıkar
عَمَلُكَ
amelin
وَلَتَكُونَنَّ
ve olursun
مِنَ
kaybedenlerden
ٱلْخَـٰسِرِينَ
the losers

Süleyman AteşSana ve senden öncekilere şöyle vahyedildi: "Andolsun, eğer (Allah'a) ortak koşarsan amelin boşa çıkar ve kaybedenlerden olursun

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد أوحيَ إليك وإلى الذين من قبلك» والله «لئن أشركت» يا محمد فرضا «ليحبطن عملك ولتكوننَّ من الخاسرين».

39:66
بَلِ ٱللَّهَ فَٱعۡبُدۡ وَكُن مِّنَ ٱلشَّٰكِرِينَ
بَلِ
hayır
ٱللَّهَ
Allah'a
فَٱعْبُدْ
kulluk et
وَكُن
ve ol
مِّنَ
den
ٱلشَّـٰكِرِينَ
the thankful ones

Süleyman AteşHayır, yalnız Allah'a kulluk et ve şükredenlerden ol

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«بل الله» وحده «فاعبدْ وكن من الشاكرين» إنعامه عليك.

39:67 📚 4
وَمَا قَدَرُواْ ٱللَّهَ حَقَّ قَدۡرِهِۦ وَٱلۡأَرۡضُ جَمِيعࣰ ا قَبۡضَتُهُۥ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ وَٱلسَّمَٰوَٰتُ مَطۡوِيَّٰتُۢ بِيَمِينِهِۦۚ سُبۡحَٰنَهُۥ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشۡرِكُونَ
وَمَا
ve
قَدَرُوا۟
takdir edemediler
ٱللَّهَ
Allah'ı
حَقَّ
gereği gibi
قَدْرِهِۦ
O'nun kadrini
وَٱلْأَرْضُ
ve yer
جَمِيعًۭا
tamamen
قَبْضَتُهُۥ
O'nun avucu içindedir
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
وَٱلسَّمَـٰوَٰتُ
ve gökler
مَطْوِيَّـٰتٌۢ
dürülmüştür
بِيَمِينِهِۦ ۚ
sağ elinde
سُبْحَـٰنَهُۥ
O münezzehtir
وَتَعَـٰلَىٰ
ve yücedir
عَمَّا
onların ortak koştuklarından
يُشْرِكُونَ
they associate (with Him)

Süleyman AteşAllah'ı gereği gibi bilemediler. Halbuki kıyamet günü yer, tamamen O'nun avucu içindedir, gökler de sağ elinde dürülmüştür. O, onların ortak koştuklarından uzak ve yücedir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما قدروا الله حق قدره» ما عرفوه حق معرفته، أو ما عظموه حق عظمته حين أشركوا به غيره «والأرض جميعا» حال: أي السبع «قبضته» أي مقبوضة له: أي في ملكه وتصرفه «يوم القيامة والسماوات مطويات» مجموعات «بيمينه» بقدرته «سبحانه وتعالى عما يشركون» معه.

39:68 📚 9
وَنُفِخَ فِي ٱلصُّورِ فَصَعِقَ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَن فِي ٱلۡأَرۡضِ إِلَّا مَن شَآءَ ٱللَّهُۖ ثُمَّ نُفِخَ فِيهِ أُخۡرَىٰ فَإِذَا هُمۡ قِيَامࣱ يَنظُرُونَ
وَنُفِخَ
ve üflenir
فِى
Sur'a
ٱلصُّورِ
the trumpet
فَصَعِقَ
sonra ölür (bayılır)
مَن
olanlar
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَن
ve olanlar
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ
the earth
إِلَّا
dışında
مَن
kimseler
شَآءَ
dilediği
ٱللَّهُ ۖ
Allah'ın
ثُمَّ
sonra
نُفِخَ
üflenir
فِيهِ
ona
أُخْرَىٰ
bir daha
فَإِذَا
birden
هُمْ
onlar
قِيَامٌۭ
kalkmış
يَنظُرُونَ
bakıyorlardır

Süleyman AteşSur'a üflenmiş, göklerde ve yerde olanlar (korkudan) bayılmışlar, ancak Allah'ın dilediği sarsılmamıştır. Sonra ona bir daha üflenmiştir, birden onlar kalkmış, bakıyorlardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ونفخ في الصور» النفخة الأولى «فصعق» مات «من في السماوات ومن في الأرض إلا من شاء الله» من الحور والوالدان وغيرهما «ثم نفخ فيه أخرى فإذا هم» أي جميع الخلائق الموتى «قيام ينظرون» ينتظرون ما يفعل بهم.

39:69 📚 2
وَأَشۡرَقَتِ ٱلۡأَرۡضُ بِنُورِ رَبِّهَا وَوُضِعَ ٱلۡكِتَٰبُ وَجِاْيٓءَ بِٱلنَّبِيِّـۧنَ وَٱلشُّهَدَآءِ وَقُضِيَ بَيۡنَهُم بِٱلۡحَقِّ وَهُمۡ لَا يُظۡلَمُونَ
وَأَشْرَقَتِ
ve parlar
ٱلْأَرْضُ
yer
بِنُورِ
nuru ile
رَبِّهَا
Rabbinin
وَوُضِعَ
ve (ortaya) konur
ٱلْكِتَـٰبُ
Kitap
وَجِا۟ىٓءَ
ve getirilir
بِٱلنَّبِيِّـۧنَ
peygamberler
وَٱلشُّهَدَآءِ
ve şahidler
وَقُضِىَ
ve hükmedilir
بَيْنَهُم
aralarında
بِٱلْحَقِّ
adaletle
وَهُمْ
ve onlara
لَا
asla
يُظْلَمُونَ
haksızlık edilmez

Süleyman AteşYer, Rabbinin nuru ile parlamış, Kitap (ortaya) konmuş, peygamberler ve şahidler getirilmiş ve aralarında adaletle hükmedilmiştir. Onlara asla haksızlık edilmez

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأشرقت الأرض» أضاءت «بنور ربها» حين يتجلى الله لفصل القضاء «ووضع الكتاب» كتاب الأعمال للحساب «وجيء بالنبيين والشهداء» أي بمحمد صلى الله عليه وسلم وأمته يشهدون للرسل بالبلاغ «وقُضيَ بينهم بالحق» أي العدل «وهم لا يظلمون» شيئا.

39:70 📚 1
وَوُفِّيَتۡ كُلُّ نَفۡسࣲ مَّا عَمِلَتۡ وَهُوَ أَعۡلَمُ بِمَا يَفۡعَلُونَ
وَوُفِّيَتْ
ve tam verilir
كُلُّ
her
نَفْسٍۢ
nefse
مَّا
karşılığı
عَمِلَتْ
yaptığının
وَهُوَ
ve O
أَعْلَمُ
en iyi bilendir
بِمَا
onların ne yaptıklarını
يَفْعَلُونَ
they do

Süleyman AteşHerkese yaptığının karşılığı tam verilmiştir. O, onların ne yaptıklarını en iyi bilendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ووفّيَتْ كلُّ نفس ما عملت» أي جزاءه «وهو أعلم» عالم «بما يفعلون» فلا يحتاج إلى شاهد.

39:71
وَسِيقَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ إِلَىٰ جَهَنَّمَ زُمَرًاۖ حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءُوهَا فُتِحَتۡ أَبۡوَٰبُهَا وَقَالَ لَهُمۡ خَزَنَتُهَآ أَلَمۡ يَأۡتِكُمۡ رُسُلࣱ مِّنكُمۡ يَتۡلُونَ عَلَيۡكُمۡ ءَايَٰتِ رَبِّكُمۡ وَيُنذِرُونَكُمۡ لِقَآءَ يَوۡمِكُمۡ هَٰذَاۚ قَالُواْ بَلَىٰ وَلَٰكِنۡ حَقَّتۡ كَلِمَةُ ٱلۡعَذَابِ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ
وَسِيقَ
ve sürülürler
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوٓا۟
inkar eden(ler)
إِلَىٰ
cehenneme
جَهَنَّمَ
Hell
زُمَرًا ۖ
bölük bölük
حَتَّىٰٓ
nihayet
إِذَا
zaman
جَآءُوهَا
oraya geldikleri
فُتِحَتْ
açılır
أَبْوَٰبُهَا
kapıları
وَقَالَ
ve şöyle der
لَهُمْ
onlara
خَزَنَتُهَآ
onun bekçileri
أَلَمْ
gelmedimi?
يَأْتِكُمْ
come to you
رُسُلٌۭ
elçiler
مِّنكُمْ
kendi aranızdan
يَتْلُونَ
okuyan
عَلَيْكُمْ
size
ءَايَـٰتِ
ayetlerini
رَبِّكُمْ
Rabbinizin
وَيُنذِرُونَكُمْ
ve sizi uyaran
لِقَآءَ
kavuşacağınıza
يَوْمِكُمْ
gününüze
هَـٰذَا ۚ
bu
قَالُوا۟
derler
بَلَىٰ
evet
وَلَـٰكِنْ
ama
حَقَّتْ
hak olmuştur
كَلِمَةُ
sözü
ٱلْعَذَابِ
azab
عَلَى
üzerine
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirler

Süleyman AteşNankörler, bölük bölük cehenneme sürülmüşlerdir. Oraya geldikleri zaman, kapıları açılan cehennemin bekçileri onlara şöyle demiştir: "Kendi aranızdan, Rabbinizin ayetlerini size okuyan ve sizi bu gününüzle karşılaşacağınız hakkında uyaran elçiler gelmedi mi?" "Evet geldi, demişlerdir; ama kafirlere azab sözü hak olmuştur (kafirler azab hükmünü giymeyi hak etmişlerdir)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وسيق الذين كفروا» بعنف «إلى جهنم زمرا» جماعات متفرقة «حتى إذا جاءُوها فتحت أبوابها» جواب إذا «وقال لهم خزنتها ألم يأتكم رسل منكم يتلون عليكم آيات ربكم» القرآن وغيره «وينذرونكم لقاء يومكم هذا قالوا بلى ولكن حقت كلمة العذاب» أي: (لأملأن جهنم) الآية. «على الكافرين».

39:72
قِيلَ ٱدۡخُلُوٓاْ أَبۡوَٰبَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَاۖ فَبِئۡسَ مَثۡوَى ٱلۡمُتَكَبِّرِينَ
قِيلَ
denilir
ٱدْخُلُوٓا۟
girin
أَبْوَٰبَ
kapılarından
جَهَنَّمَ
cehennemin
خَـٰلِدِينَ
ebedi kalmak üzere
فِيهَا ۖ
içinde
فَبِئْسَ
ne kötüdür
مَثْوَى
yeri
ٱلْمُتَكَبِّرِينَ
kibirlenenlerin

Süleyman AteşO halde içinde ebedi kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Kibirlenenlerin yeri ne kötüymüş! denilmiştir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قيل ادخلوا أبواب جهنم خالدين فيها» مقدّرين الخلود «فبئس مثوى» مأوى «المتكبرين» جهنم.

39:73 📚 2
وَسِيقَ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوۡاْ رَبَّهُمۡ إِلَى ٱلۡجَنَّةِ زُمَرًاۖ حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءُوهَا وَفُتِحَتۡ أَبۡوَٰبُهَا وَقَالَ لَهُمۡ خَزَنَتُهَا سَلَٰمٌ عَلَيۡكُمۡ طِبۡتُمۡ فَٱدۡخُلُوهَا خَٰلِدِينَ
وَسِيقَ
ve sevk edilirler
ٱلَّذِينَ
kimseler
ٱتَّقَوْا۟
korunan(lar)
رَبَّهُمْ
Rablerinin (azabından)
إِلَى
cennete
ٱلْجَنَّةِ
Paradise
زُمَرًا ۖ
bölük bölük
حَتَّىٰٓ
nihayet
إِذَا
zaman
جَآءُوهَا
geldikleri
وَفُتِحَتْ
ve açılır
أَبْوَٰبُهَا
onun kapıları
وَقَالَ
ve derler
لَهُمْ
onlara
خَزَنَتُهَا
onun bekçileri
سَلَـٰمٌ
selam
عَلَيْكُمْ
size
طِبْتُمْ
(ne) hoşsunuz
فَٱدْخُلُوهَا
buraya girin
خَـٰلِدِينَ
ebedi kalmak üzere

Süleyman AteşRablerinin (azabından) korunanlar da bölük bölük cennete sevk edilmişlerdir. Kapıları daha önce açılmış bulunan cennete vardıklarında onun bekçileri onlara: "Selam size, (ne) hoşsunuz, ebedi kalmak üzere buraya girin!" demişlerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وسيق الذين اتقوا ربهم» بلطف «إلى الجنة زمرا حتى إذا جاءُوها وفتحت أبوابها» الواو فيه للحال بتقدير قد «وقال لهم خزنتها سلام عليكم طبتم» حال «فادخلوها خالدين» مقدّرين الخلود فيها، وجواب إذا مقدر، أي دخولها وسوقهم وفتح الأبواب قبل مجيئهم تكرمة لهم، وسوق الكفار وفتح أبواب جهنم عند مجيئهم ليبقى حرها إليهم إهانة لهم.

39:74 📚 2
وَقَالُواْ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ ٱلَّذِي صَدَقَنَا وَعۡدَهُۥ وَأَوۡرَثَنَا ٱلۡأَرۡضَ نَتَبَوَّأُ مِنَ ٱلۡجَنَّةِ حَيۡثُ نَشَآءُۖ فَنِعۡمَ أَجۡرُ ٱلۡعَٰمِلِينَ
وَقَالُوا۟
ve derler
ٱلْحَمْدُ
hamdolsun
لِلَّهِ
Allah'a
ٱلَّذِى
o ki;
صَدَقَنَا
bize yerine getirdi
وَعْدَهُۥ
verdiği sözünü
وَأَوْرَثَنَا
ve bizi varis kıldı
ٱلْأَرْضَ
yurda
نَتَبَوَّأُ
oturacağımız
مِنَ
(-ten)
ٱلْجَنَّةِ
cennet
حَيْثُ
yerinde
نَشَآءُ ۖ
dilediğimiz
فَنِعْمَ
ne güzeldir
أَجْرُ
ücreti
ٱلْعَـٰمِلِينَ
çalışanların

Süleyman Ateş(Cennettekiler de:) "Bize verdiği sözü yerine getiren ve bizi dilediğimiz yerinde oturacağımız bu cennet yurduna varis kılan Allah'a hamdolsun. (Allah için) çalışanların ücreti ne güzeldir!" demişlerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقالوا» عطف على دخولها المقدر «الحمد لله الذي صدقنا وعده» بالجنة «وأورثنا الأرض» أي أرض الجنة «نتبوأ» ننزل «من الجنة حيث نشاء» لأنها كلها لا يختار فيها مكان على مكان «فنعم أجر العاملين» الجنة.

39:75 📚 6
وَتَرَى ٱلۡمَلَٰٓئِكَةَ حَآفِّينَ مِنۡ حَوۡلِ ٱلۡعَرۡشِ يُسَبِّحُونَ بِحَمۡدِ رَبِّهِمۡۚ وَقُضِيَ بَيۡنَهُم بِٱلۡحَقِّۚ وَقِيلَ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
وَتَرَى
ve görürsün
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ
meleklerin
حَآفِّينَ
dönerek
مِنْ
çevresinde
حَوْلِ
around
ٱلْعَرْشِ
Arşın
يُسَبِّحُونَ
tesbih ettiklerini
بِحَمْدِ
hamd ile
رَبِّهِمْ ۖ
Rablerini
وَقُضِىَ
ve hükmedilir
بَيْنَهُم
aralarında
بِٱلْحَقِّ
hak ile
وَقِيلَ
ve denilir
ٱلْحَمْدُ
Hamd
لِلَّهِ
Allah'a'dır
رَبِّ
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Süleyman AteşMeleklerin de Arşın çevresinde dönerek Rablerini övgü ile andıklarını görürsün. İnsanlar arasında hak ile hükmedilmiş ve: "Hamd alemlerin Rabbine mahsustur" denilmiştir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وترى الملائكة حافّين» حال «من حول العرش» من كل جانب منه «يسبحون» حال من ضمير حافين «بحمد ربهم» ملابسين للحمد: أي يقولون: سبحان الله وبحمده «وقضيَ بينهم» بين جميع الخلائق «بالحق» أي العدل فيدخل المؤمنون الجنة، والكافرين النار «وقيل الحمد لله رب العالمين» ختم استقرار الفريقين بالحمد من الملائكة.

← Önceki Sonraki →

39. Az-Zumar Suresi | Anlam Arayışı