☪ Anlam Arayışı

51. Adh-Dhaariyat سُورَةُ الذَّارِيَاتِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
51:1
وَٱلذَّٰرِيَٰتِ ذَرۡوࣰ ا

Diyanet İşleri MealiEsip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir

Saheeh InternationalBy those [winds] scattering [dust] dispersing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذاريات» الرياح تذرو التراب وغيره «ذروا» مصدر، ويُقال تذريه ذريا تهب به.

51:2
فَٱلۡحَٰمِلَٰتِ وِقۡرࣰ ا

Diyanet İşleri MealiEsip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir

Saheeh InternationalAnd those [clouds] carrying a load [of water]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فالحاملات» السحب تحمل الماء «وقراً» ثقلا مفعول الحاملات

51:3
فَٱلۡجَٰرِيَٰتِ يُسۡرࣰ ا

Diyanet İşleri MealiEsip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir

Saheeh InternationalAnd those [ships] sailing with ease

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فالجاريات» السفن تجري على وجه الماء «يُسرا» بسهولة مصدر في موضع الحال، أي ميسرة.

51:4
فَٱلۡمُقَسِّمَٰتِ أَمۡرًا

Diyanet İşleri MealiEsip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir

Saheeh InternationalAnd those [angels] apportioning [each] matter

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فالمقسمات أمرا» الملائكة تقسم الأرزاق والأمطار وغيرها بين البلاد والعباد.

51:5 📚 1
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقࣱ‏

Diyanet İşleri MealiEsip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir

Saheeh InternationalIndeed, what you are promised is true

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنما توعدون» ما مصدرية، أي وعدهم بالبعث وغيره «لصادق» لوعد صادق.

51:6
وَإِنَّ ٱلدِّينَ لَوَٰقِعࣱ‏

Diyanet İşleri MealiEsip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir

Saheeh InternationalAnd indeed, the recompense is to occur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن الدين» الجزاء بعد الحساب «لواقع» لا محالة.

51:7
وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلۡحُبُكِ

Diyanet İşleri Mealiİçinde yörüngeler bulunan göğe and olsun ki, ey inkarcılar, siz, şüphesiz aykırı görüştesiniz

Saheeh InternationalBy the heaven containing pathways

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والسماء ذات الحبك» جمع حبيكة كطريقة وطريق أي صاحبة الطرق في الخلقة كالطريق في الرمل.

51:8
إِنَّكُمۡ لَفِي قَوۡلࣲ مُّخۡتَلِفࣲ‏

Diyanet İşleri Mealiİçinde yörüngeler bulunan göğe and olsun ki, ey inkarcılar, siz, şüphesiz aykırı görüştesiniz

Saheeh InternationalIndeed, you are in differing speech

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنكم» يا أهل مكة في شأن النبي صلى الله عليه وسلم والقرآن «لفي قول مختلف» قيل شاعر ساحر كاهن شعر سحر كهانة.

51:9
يُؤۡفَكُ عَنۡهُ مَنۡ أُفِكَ

Diyanet İşleri MealiBundan, dönebilecek kimseler döndürülür

Saheeh InternationalDeluded away from the Qur'an is he who is deluded

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يؤفك عنه من أفك» صرف عن الهداية في علم الله تعالى.

51:10
قُتِلَ ٱلۡخَرَّٰصُونَ

Diyanet İşleri MealiYalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın

Saheeh InternationalDestroyed are the falsifiers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قُتل الخراصون» لعن الكذابون أصحاب القول المختلف.

51:11
ٱلَّذِينَ هُمۡ فِي غَمۡرَةࣲ سَاهُونَ

Diyanet İşleri MealiYalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın

Saheeh InternationalWho are within a flood [of confusion] and heedless

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين هم في غمرة» جهل يغمرهم «ساهون» غافلون عن أمر الآخرة.

51:12
يَسۡـَٔلُونَ أَيَّانَ يَوۡمُ ٱلدِّينِ

Diyanet İşleri Mealiİşlerin karşılık göreceği günün zamanını sorarlar

Saheeh InternationalThey ask, "When is the Day of Recompense

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يسألون» النبي استفهام استهزاء «أيان يوم الدين» أي متى مجيئه وجوابهم: يجيء.

51:13 📚 1
يَوۡمَ هُمۡ عَلَى ٱلنَّارِ يُفۡتَنُونَ

Diyanet İşleri MealiO, kendilerinin ateşte azap görecekleri gündür

Saheeh International[It is] the Day they will be tormented over the Fire

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يوم هم على النار يفتنون» أي يعذبون فيها ويقال لهم حين التعذيب.

51:14
ذُوقُواْ فِتۡنَتَكُمۡ هَٰذَا ٱلَّذِي كُنتُم بِهِۦ تَسۡتَعۡجِلُونَ

Diyanet İşleri MealiOnlara: "Azabınızı tadın; işte acele beklediğiniz bu idi" denir

Saheeh International[And will be told], "Taste your torment. This is that for which you were impatient

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ذوقوا فتنتكم» تعذيبكم «هذا» التعذيب «الذي كنتم به تستعجلون» في الدنيا استهزاء.

51:15
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي جَنَّٰتࣲ وَعُيُونٍ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar, bundan önce iyi davrananlardı

Saheeh InternationalIndeed, the righteous will be among gardens and springs

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن المتقين في جنات» بساتين «وعيون» تجري فيها.

51:16
ءَاخِذِينَ مَآ ءَاتَىٰهُمۡ رَبُّهُمۡۚ إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَبۡلَ ذَٰلِكَ مُحۡسِنِينَ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar, bundan önce iyi davrananlardı

Saheeh InternationalAccepting what their Lord has given them. Indeed, they were before that doers of good

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«آخذين» حال من الضمير في خبر إن «ما آتاهم» أعطاهم «ربهم» من الثواب «إنهم كانوا قبل ذلك» أي دخولهم الجنة «محسنين» في الدنيا.

51:17
كَانُواْ قَلِيلࣰ ا مِّنَ ٱلَّيۡلِ مَا يَهۡجَعُونَ

Diyanet İşleri MealiOnlar, geceleri az uyuyanlardı

Saheeh InternationalThey used to sleep but little of the night

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كانوا قليلا من الليل ما يهجعون» ينامون، وما زائدة ويهجعون خبر كان وقليلا ظرف، أي ينامون في زمن يسير من الليل ويصلون أكثره.

51:18 📚 8
وَبِٱلۡأَسۡحَارِ هُمۡ يَسۡتَغۡفِرُونَ

Diyanet İşleri MealiSeher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi

Saheeh InternationalAnd in the hours before dawn they would ask forgiveness

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وبالأسحار هم يستغفرون» يقولون: اللهم اغفر لنا.

51:19
وَفِيٓ أَمۡوَٰلِهِمۡ حَقࣱّ لِّلسَّآئِلِ وَٱلۡمَحۡرُومِ

Diyanet İşleri MealiOnların mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı, onu verirlerdi

Saheeh InternationalAnd from their properties was [given] the right of the [needy] petitioner and the deprived

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وفي أموالهم حق للسائل والمحروم» الذي لا يسأل لتعففه.

51:20
وَفِي ٱلۡأَرۡضِ ءَايَٰتࣱ لِّلۡمُوقِنِينَ

Diyanet İşleri MealiKesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz

Saheeh InternationalAnd on the earth are signs for the certain [in faith]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وفي الأرض» من الجبال والبحار والأشجار والثمار والنبات وغيرها «آيات» دلالات على قدرة الله سبحانه وتعالى ووحدانيته «للموقنين».

51:21 📚 11
وَفِيٓ أَنفُسِكُمۡۚ أَفَلَا تُبۡصِرُونَ

Diyanet İşleri MealiKesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz

Saheeh InternationalAnd in yourselves. Then will you not see

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وفي أنفسكم» آيات أيضا من مبدأ خلقكم إلى منتهاه، وما في تركيب خلقكم من العجائب «أفلا تبصرون» ذلك فتستدلون به على صانعه وقدرته.

51:22 📚 16
وَفِي ٱلسَّمَآءِ رِزۡقُكُمۡ وَمَا تُوعَدُونَ

Diyanet İşleri MealiRızkınız da, size söz verilen azap da yukarıdan gelir

Saheeh InternationalAnd in the heaven is your provision and whatever you are promised

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وفي السماء رزقكم» أي المطر المسبب عنه النبات الذي هو رزق «وما توعدون» من المآب والثواب والعقاب أي مكتوب ذلك في السماء.

51:23 📚 5
فَوَرَبِّ ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِ إِنَّهُۥ لَحَقࣱّ مِّثۡلَ مَآ أَنَّكُمۡ تَنطِقُونَ

Diyanet İşleri MealiGöğün ve yerin Rabbine and olsun ki bu, sizin konuşmanız kadar kesin ve gerçektir

Saheeh InternationalThen by the Lord of the heaven and earth, indeed, it is truth - just as [sure as] it is that you are speaking

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فورب السماء والأرض إنه» أي ما توعدون «لحق مثلُ ما أنكم تنطقون» برفع مثل صفة، وما مزيدة وبفتح اللام مركبة مع ما، المعنى: مثل نطقكم في حقيقته أي معلوميته عندكم ضرورة صدوره عنكم.

51:24
هَلۡ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ضَيۡفِ إِبۡرَٰهِيمَ ٱلۡمُكۡرَمِينَ

Diyanet İşleri Mealiİbrahim'in ikram edilmiş konuklarının haberi sana geldi mi

Saheeh InternationalHas there reached you the story of the honored guests of Abraham

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«هل أتاك» خطاب للنبي صلى الله عليه وسلم «حديث ضيف إبراهيم المكرمين» وهم ملائكة اثنا عشر أو عشرة أو ثلاثة، منهم جبريل.

51:25
إِذۡ دَخَلُواْ عَلَيۡهِ فَقَالُواْ سَلَٰمࣰ اۖ قَالَ سَلَٰمࣱ قَوۡمࣱ مُّنكَرُونَ

Diyanet İşleri MealiOnlar, İbrahim'in yanına girip: "Selam sana" demişlerdi, İbrahim de: "Selam size" demişti; içinden de, onların "tanınmamış bir topluluk" olduğunu geçirmişti

Saheeh InternationalWhen they entered upon him and said, "[We greet you with] peace." He answered, "[And upon you] peace, [you are] a people unknown

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذ» ظرف لحديث ضيف «دخلوا عليه فقالوا سلاما» أي هذا اللفظ «قال سلام» أي هذا اللفظ «قوم منكرون» لا نعرفهم قال ذلك في نفسه وهو خبر مبتدأ مقدر أي هؤلاء.

51:26 📚 4
فَرَاغَ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِۦ فَجَآءَ بِعِجۡلࣲ سَمِينࣲ‏

Diyanet İşleri MealiHemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti

Saheeh InternationalThen he went to his family and came with a fat [roasted] calf

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(فراغ) مال (إلى أهله) سرا (فجاء بعجل سمين) وفي سورة هود "" بعجل حنيذ "" أي مشوي.

51:27 📚 1
فَقَرَّبَهُۥٓ إِلَيۡهِمۡ قَالَ أَلَا تَأۡكُلُونَ

Diyanet İşleri MealiHemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti

Saheeh InternationalAnd placed it near them; he said, "Will you not eat

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فقربه إليهم قال ألا تأكلون» عرض عليهم الأكل فلم يجيبوا.

51:28
فَأَوۡجَسَ مِنۡهُمۡ خِيفَةࣰۖ قَالُواْ لَا تَخَفۡۖ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَٰمٍ عَلِيمࣲ‏

Diyanet İşleri Meali(Yemediklerini görünce) onlardan endişeye düştü; "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğul sahibi olacağını müjdelediler

Saheeh InternationalAnd he felt from them apprehension. They said, "Fear not," and gave him good tidings of a learned boy

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأوجس» أضمر في نفسه «منهم خيفة قالوا لا تخف» إنا رسل ربك «وبشروه بغلام عليم» ذي علم كثير وهو إسحاق كما ذكر في هود.

51:29
فَأَقۡبَلَتِ ٱمۡرَأَتُهُۥ فِي صَرَّةࣲ فَصَكَّتۡ وَجۡهَهَا وَقَالَتۡ عَجُوزٌ عَقِيمࣱ‏

Diyanet İşleri MealiBunun üzerine karısı hayretle seslenerek geldi, elleriyle yüzünü kapayarak: "kısır bir kocakarı!" dedi

Saheeh InternationalAnd his wife approached with a cry [of alarm] and struck her face and said, "[I am] a barren old woman

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأقبلت امراته» سارة «في صرَّة» صيحة حال، أي جاءت صائحة «فصكت وجهها» لطمته «وقالت عجوز عقيم» لم تلد قط وعمرها تسع وتسعون سنة وعمر إبراهيم مائة سنة، أو عمره مائة وعشرون سنة وعمرها تسعون سنة.

51:30
قَالُواْ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡحَكِيمُ ٱلۡعَلِيمُ

Diyanet İşleri MealiMelekler: "Bu böyledir, Rabbin söylemiştir; doğrusu O, Hakim olandır, bilendir" dediler

Saheeh InternationalThey said, "Thus has said your Lord; indeed, He is the Wise, the Knowing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا كذلك» أي مثل قولنا في البشارة «قال ربك إنه هو الحكيم» في صنعه «العليم» بخلقه.

51:31 📚 1
۞قَالَ فَمَا خَطۡبُكُمۡ أَيُّهَا ٱلۡمُرۡسَلُونَ

Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Ey Elçiler! Göreviniz nedir?" dedi

Saheeh International[Abraham] said, "Then what is your business [here], O messengers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال فما خطبكم» شأنكم «أيها المرسلون».

51:32
قَالُوٓاْ إِنَّآ أُرۡسِلۡنَآ إِلَىٰ قَوۡمࣲ مُّجۡرِمِينَ

Diyanet İşleri MealiElçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler

Saheeh InternationalThey said, "Indeed, we have been sent to a people of criminals

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا إنا أرسلنا إلى قوم مجرمين» كافرين هم قوم لوط.

51:33
لِنُرۡسِلَ عَلَيۡهِمۡ حِجَارَةࣰ مِّن طِينࣲ‏

Diyanet İşleri MealiElçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler

Saheeh InternationalTo send down upon them stones of clay

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لنرسل عليهم حجارة من طين» مطبوخ بالنار.

51:34
مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلۡمُسۡرِفِينَ

Diyanet İşleri MealiElçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler

Saheeh InternationalMarked in the presence of your Lord for the transgressors

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«مُسَوَّمة» معلمة عليها اسم من يْرمى بها «عند ربك» ظرف لها «للمسرفين» بإتيانهم الذكور مع كفرهم.

51:35
فَأَخۡرَجۡنَا مَن كَانَ فِيهَا مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ

Diyanet İşleri MealiBunun üzerine, suçlu milletin arasında bulunan müminleri çıkardık

Saheeh InternationalSo We brought out whoever was in the cities of the believers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأخرجنا من كان فيها» أي قرى قوم لوط «من المؤمنين» لإهلاك الكافرين.

51:36 📚 9
فَمَا وَجَدۡنَا فِيهَا غَيۡرَ بَيۡتࣲ مِّنَ ٱلۡمُسۡلِمِينَ

Diyanet İşleri MealiZaten orada, kendini Allah'a vermiş sadece bir tek ev halkı bulduk

Saheeh InternationalAnd We found not within them other than a [single] house of Muslims

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فما وجدنا فيها غير بيت من المسلمين» وهو لوط وابنتاه وصفوا بالإيمان والإسلام، أي هم مصدقون بقلوبهم عاملون بجوارحهم الطاعات.

51:37
وَتَرَكۡنَا فِيهَآ ءَايَةࣰ لِّلَّذِينَ يَخَافُونَ ٱلۡعَذَابَ ٱلۡأَلِيمَ

Diyanet İşleri MealiCan yakıcı azabdan korkanlar için, o beldede bir işaret, bir kalıntı bıraktık

Saheeh InternationalAnd We left therein a sign for those who fear the painful punishment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وتركنا فيها» بعد إهلاك الكافرين «آية» علامة على إهلاكهم «للذين يخافون العذاب الأليم» فلا يفعلون مثل فعلهم.

51:38
وَفِي مُوسَىٰٓ إِذۡ أَرۡسَلۡنَٰهُ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ بِسُلۡطَٰنࣲ مُّبِينࣲ‏

Diyanet İşleri MealiMusa'nın başından geçenlerde de ibret vardır: Onu apaçık delille Firavun'a gönderdik

Saheeh InternationalAnd in Moses [was a sign], when We sent him to Pharaoh with clear authority

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وفي موسى» معطوف على فيها، المعنى وجعلنا في قصة موسى آية «إذ أرسلناه إلى فرعون» ملتبسا «بسلطان مبين» بحجة واضحة.

51:39
فَتَوَلَّىٰ بِرُكۡنِهِۦ وَقَالَ سَٰحِرٌ أَوۡ مَجۡنُونࣱ‏

Diyanet İşleri MealiFiravun, erkaniyle birlikte hakdan yüz çevirdi; "sihirbazdır veya delidir" dedi

Saheeh InternationalBut he turned away with his supporters and said," A magician or a madman

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فتولى» أعرض عن الإيمان «بركنه» مع جنوده لأنهم له كالركن «وقال» لموسى هو «ساحر أو مجنون».

51:40
فَأَخَذۡنَٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذۡنَٰهُمۡ فِي ٱلۡيَمِّ وَهُوَ مُلِيمࣱ‏

Diyanet İşleri MealiSonunda onu ve ordularını yakalayıp denize attık. O, kınanmayı haketmişti

Saheeh InternationalSo We took him and his soldiers and cast them into the sea, and he was blameworthy

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأخذناه وجنوده فنبذناهم» طرحناهم «في اليم» البحر فغرقوا «وهو» أي فرعون «مُليم» آت بما يلام عليه من تكذيب الرسل ودعوى الربوبية.

51:41
وَفِي عَادٍ إِذۡ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمُ ٱلرِّيحَ ٱلۡعَقِيمَ

Diyanet İşleri MealiAd milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik

Saheeh InternationalAnd in 'Aad [was a sign], when We sent against them the barren wind

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وفي» إهلاك «عاد» آية «إذ أرسلنا عليهم الريح العقيم» هي التي لا خير فيها لأنها لا تحمل المطر ولا تلقح الشجر وهي الدبور.

51:42
مَا تَذَرُ مِن شَيۡءٍ أَتَتۡ عَلَيۡهِ إِلَّا جَعَلَتۡهُ كَٱلرَّمِيمِ

Diyanet İşleri MealiAd milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik

Saheeh InternationalIt left nothing of what it came upon but that it made it like disintegrated ruins

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ما تذر من شيء» نفس أو مال «أتت عليه إلا جعلته كالرميم» كالبالي المتفتت.

51:43
وَفِي ثَمُودَ إِذۡ قِيلَ لَهُمۡ تَمَتَّعُواْ حَتَّىٰ حِينࣲ‏

Diyanet İşleri MealiSemud milletinin başına gelende de ibret vardır: Onlara, "Bir süreye kadar zevklenin" denmişti

Saheeh InternationalAnd in Thamud, when it was said to them, "Enjoy yourselves for a time

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(وفي) إهلاك (ثمود) آية (إذ قيل لهم) بعد عقر الناقة (تمتعوا حتى حين) إلى انقضاء آجالكم كما في آية "" تمتعوا في داركم ثلاثة أيام "".

51:44
فَعَتَوۡاْ عَنۡ أَمۡرِ رَبِّهِمۡ فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ وَهُمۡ يَنظُرُونَ

Diyanet İşleri MealiOnlar Rablerinin buyruğundan çıkmışlardı; bunun üzerine kendilerini gözleri göre göre yıldırım çarptı

Saheeh InternationalBut they were insolent toward the command of their Lord, so the thunderbolt seized them while they were looking on

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فعتوْا» تكبروا «عن أمر ربهم» أي عن امتثاله «فأخذتهم الصاعقة» بعد مضي الثلاثة أيام أي الصيحة المهلكة «وهم ينظرون» أي بالنهار.

51:45
فَمَا ٱسۡتَطَٰعُواْ مِن قِيَامࣲ وَمَا كَانُواْ مُنتَصِرِينَ

Diyanet İşleri MealiAyağa kalkacak güçleri kalmadı, yardım da görmediler

Saheeh InternationalAnd they were unable to arise, nor could they defend themselves

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فما استطاعوا من قيام» أي ما قدروا على النهوض حين نزول العذاب «وما كانوا منتصرين» على من أهلكهم.

51:46
وَقَوۡمَ نُوحࣲ مِّن قَبۡلُۖ إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَوۡمࣰ ا فَٰسِقِينَ

Diyanet İşleri MealiDaha önce de Nuh milletini cezalandırmıştık. Çünkü onlar da yoldan çıkmış bir milletti

Saheeh InternationalAnd [We destroyed] the people of Noah before; indeed, they were a people defiantly disobedient

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقوم نوح» بالجر عطف على ثمود أي وفى إهلاكهم بما في السماء والأرض آية, وبالنصب أي وأهلكنا قوم نوح «من قبل» أي قبل إهلاك هؤلاء المذكورين «إنهم كانوا قوما فاسقين».

51:47
وَٱلسَّمَآءَ بَنَيۡنَٰهَا بِأَيۡيْدࣲ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ

Diyanet İşleri MealiGöğü, gücümüzle Biz kurduk; şüphesiz biz onu genişleticiyiz

Saheeh InternationalAnd the heaven We constructed with strength, and indeed, We are [its] expander

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والسماء بنيناها بأيد» بقوة «وإنا لموسعون» قادرون يقال: أد الرجل يئيد قوي، وأوسع الرجل: صار ذا سعة وقوة.

51:48
وَٱلۡأَرۡضَ فَرَشۡنَٰهَا فَنِعۡمَ ٱلۡمَٰهِدُونَ

Diyanet İşleri MealiYeryüzünü biz yayıp döşedik: Ne güzel döşeyiciyiz

Saheeh InternationalAnd the earth We have spread out, and excellent is the preparer

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والأرض فرشناها» مهدناها «فنعم الماهدون» نحن «ومن كل شيء» متعلق بقوله خلقنا زوجين.

51:49 📚 7
وَمِن كُلِّ شَيۡءٍ خَلَقۡنَا زَوۡجَيۡنِ لَعَلَّكُمۡ تَذَكَّرُونَ

Diyanet İşleri Mealiİbret alasınız diye her şeyi çift çift yaratmışızdır

Saheeh InternationalAnd of all things We created two mates; perhaps you will remember

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن كل شيء» متعلق بقوله: خلقنا «خلقنا زوجين» صنفين كالذكر والأنثى والسماء والأرض، والشمس والقمر، والسهل والجبل، والصيف والشتاء، والحلو والحامض والنور والظلمة «لعلكم تذكَّرون» بحذف إحدى التاءين من الأصل فتعلمون أن خالق الأزواج فرد فتعبدوه.

51:50 📚 3
فَفِرُّوٓاْ إِلَى ٱللَّهِۖ إِنِّي لَكُم مِّنۡهُ نَذِيرࣱ مُّبِينࣱ‏

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Öyleyse Allah'a koşusun; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım

Saheeh InternationalSo flee to Allah. Indeed, I am to you from Him a clear warner

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ففروا إلى الله» أي إلى ثوابه من عقابه بأن تطيعوه ولا تعصوه «إني لكم منه نذير مبين» بيِّن الإنذار.

51:51
وَلَا تَجۡعَلُواْ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَۖ إِنِّي لَكُم مِّنۡهُ نَذِيرࣱ مُّبِينࣱ‏

Diyanet İşleri MealiAllah'ın yanında başkasını tanrı kılmayın; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım

Saheeh InternationalAnd do not make [as equal] with Allah another deity. Indeed, I am to you from Him a clear warner

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تجعلوا مع الله إلها آخر إني لكم منه نذير مبين» يقدر قبل ففروا قل لهم.

51:52 📚 1
كَذَٰلِكَ مَآ أَتَى ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا قَالُواْ سَاحِرٌ أَوۡ مَجۡنُونٌ

Diyanet İşleri MealiOnlardan öncekilere, herhangi bir peygamber gelince: "sihirbazdır" veya "Delidir" derlerdi

Saheeh InternationalSimilarly, there came not to those before them any messenger except that they said, "A magician or a madman

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كذلك ما أتى الذين من قبلهم من رسول إلا قالوا» هو «ساحر أو مجنون» أي مثل تكذيبهم لك بقولهم إنك ساحر أو مجنون تكذيب الأمم قبلهم رسلهم بقولهم ذلك.

51:53
أَتَوَاصَوۡاْ بِهِۦۚ بَلۡ هُمۡ قَوۡمࣱ طَاغُونَ

Diyanet İşleri MealiÖncekiler sonrakilere böyle mi vasiyet ettiler? Hayır; bunlar azgın bir millettir

Saheeh InternationalDid they suggest it to them? Rather, they [themselves] are a transgressing people

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أتواصوْا» كلهم «به» استفهام بمعنى النفي «بل هم قوم طاغون» جمعهم على هذا القول طغيانهم.

51:54
فَتَوَلَّ عَنۡهُمۡ فَمَآ أَنتَ بِمَلُومࣲ‏

Diyanet İşleri MealiOnlardan yüz çevir; sen kınanacak değilsin

Saheeh InternationalSo leave them, [O Muhammad], for you are not to be blamed

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فتولَّ» أعرض «عنهم فما أنت بملوم» لأنك بلغتهم الرسالة.

51:55
وَذَكِّرۡ فَإِنَّ ٱلذِّكۡرَىٰ تَنفَعُ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ

Diyanet İşleri MealiÖğüt ver; doğrusu öğüt inananlara fayda verir

Saheeh InternationalAnd remind, for indeed, the reminder benefits the believers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وذكر» عظ بالقرآن «فإن الذكرى تنفع المؤمنين» من علم اللهُ تعالى أنه يؤمن.

51:56 📚 22
وَمَا خَلَقۡتُ ٱلۡجِنَّ وَٱلۡإِنسَ إِلَّا لِيَعۡبُدُونِ

Diyanet İşleri MealiCinleri ve insanları ancak Bana kulluk etmeleri için yaratmışımdır

Saheeh InternationalAnd I did not create the jinn and mankind except to worship Me

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما خلقت الجن والإنس إلا ليعبدون» ولا ينافي ذلك عدم عبادة الكافرين، لأن الغاية لا يلزم وجودها كما في قولك: بريت هذا القلم لأكتب به، فإنك قد لا تكتب به.

51:57 📚 5
مَآ أُرِيدُ مِنۡهُم مِّن رِّزۡقࣲ وَمَآ أُرِيدُ أَن يُطۡعِمُونِ

Diyanet İşleri MealiOnlardan bir rızık istemem; Beni doyurmalarını da istemem

Saheeh InternationalI do not want from them any provision, nor do I want them to feed Me

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ما أريد منهم من رزق» لي ولأنفسهم وغيرهم «وما أريد أن يطعمون» ولا أنفسهم ولا غيرهم.

51:58 📚 4
إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلرَّزَّاقُ ذُو ٱلۡقُوَّةِ ٱلۡمَتِينُ

Diyanet İşleri MealiŞüphesiz rızıklandıran da, güç ve kuvvet sahibi olan da Allah'tır

Saheeh InternationalIndeed, it is Allah who is the [continual] Provider, the firm possessor of strength

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الله هو الرزاق ذو القوة المتين» الشديد.

51:59
فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُواْ ذَنُوبࣰ ا مِّثۡلَ ذَنُوبِ أَصۡحَٰبِهِمۡ فَلَا يَسۡتَعۡجِلُونِ

Diyanet İşleri MealiZulmedenlerin, geçmiş arkadaşlarının suçlarına benzer suçları vardır; cezalarını Benden acele istemesinler

Saheeh InternationalAnd indeed, for those who have wronged is a portion [of punishment] like the portion of their predecessors, so let them not impatiently urge Me

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإن للذين ظلموا» أنفسهم بالكفر من أهل مكة وغيرهم «ذنوبا» نصيبا من العذاب «مثل ذنوب» نصيب «أصحابهم» الهالكين قبلهم «فلا يستعجلون» بالعذاب إن أخرتهم إلى يوم القيامة.

51:60
فَوَيۡلࣱ لِّلَّذِينَ كَفَرُواْ مِن يَوۡمِهِمُ ٱلَّذِي يُوعَدُونَ

Diyanet İşleri MealiSöz verilen günün azabından vay o inkar edenlere

Saheeh InternationalAnd woe to those who have disbelieved from their Day which they are promised

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فويل» شدة عذاب «للذين كفروا من» في «يومهم الذي يوعدون» أي يوم القيامة.

← Önceki Sonraki →

51. Adh-Dhaariyat Suresi | Anlam Arayışı